bir_akil_insan

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    3.414
  • Katılım

  • Son ziyaret

Topluluk Puanı

0 Neutral

6 Takipçiler

bir_akil_insan Hakkında

Güncel Profil Ziyaretleri

1.900 profil görüntüleme
  1. aradaki fark nedir? savaşa katılmak, savaşın sonucunda tüm ailesinin katledilip, kendisinin de ömür boyu ırzına geçilmesinden daha mı zordur? peygamberinizin hangi savaşlara bizzat katıldığını ve ne kahramanlık gösterdiğini yazar mısınız? örneğin, ben peygamberinizin kahramanlıklarından birini yazayım. şu görev çok da zorlu görünmüyor bana: GAZVELER BÖLÜMÜ|Gazveler - Bedir|rezin|Ali|Bedir savaşı başlayınca bir miktar savaştım. Sonra Resulullah (sav)'ın yanına geldim. Ne yaptığına bakmak istiyordum. Secde etmiş, şöyle diyor buldum: "Ey hayy (diri) olan, ey kayyum olan (kainatı ayakta tutan) Allahım, rahmetinle sana sığınıyor yardımım taleb ediyorum!" Oradan aynlıp tekrar bir miktar daha savaştım, tekrar geldim, o hala secde halinde idi ve: "Ey hayy olan, kayyum olan Allahım, rahmetinle sana sığınıyor, yardımını taleb ediyorum!" diyordu. Ben tekrar döndüm savaşmaya gittim. Bir müddet sonra yine geldim. Hala aynı halde devam ediyordu. Allah zafer verinceye kadar bu halde devam etti. [Rezin tahric etmiştir, İbnu Hacer, Hakim ve Nesai'nin rivayet ettiğini belirtir. (Fethu'l-Bari 8, 291).] |Rezin|4234 biri çadıra yanaşırken domalıp duaya başlamak gerçekten çok çileli, çok zor bir görevmiş.
  2. Sanıyorum ki savaşlar göçler olurken kadınlar da evlerinde oturup akşam yemeğini pişiriyorlardı. savaşlarda göçlerde kadınlar yok muydu? Hatta savaşlarda göçlerde kadınlar talanın, tecavüzün nesnesi olarak daha zor durumda değiller miydi? peygamberinizin çocuk gelinlerinden cüveyriye, peygamberinizin bir kabileyi gece vakti, her şeyden habersiz oldukları bir anda basıp talan etmesi ile eline düşürüp evlendiği bir kızcağızdır. Ortada savaş bile yoktur. adamlar ne olup bittiğinden habersiz, gece vakti baskına ve talana uğruyorlar. bu kızcağız da leş kokulu bir arabın altına yatmak zorunda kalıyor. yaşı denilene göre 11-13 dolaylarında. Abdullah ibn ömer:"peygamber, benû mustalık üzerine gece baskın yaptı. onlar ansızın yakalanmışlardı. hayvanları da su başında sulanıyordu. pey­gamber, savaşabilir durumda olanlarını öldürttü; çocuklarını da tutsak olarak aldı. o sırada cüveyriye'yi kendine seçti." (bkz. buhari, kita-bu'l-itk/13; tecrîd, hadis no: 1117 müslim, kitabul-cihâd/1, hadis no: 1730; ebu dâvûd, sünen, kitabu'l-cihâd/loo, hadis no: 2633.) islamın olduğu yerde kadın olmak pek kolaymış gerçekten. ya da bakalım allah peygamberlerin işini nasıl kolaylaştırıyormuş: Ahzab 50: Ey Peygamber, mehirlerini verdiğin eşlerini ve Allah'ın ganîmet olarak sana ihsân ettiği ve senin de temellük ettiğin câriyeleri, amcanın, halanın, dayının ve teyzenin, seninle berâber yurdundan göçen kızlarını helâl ettik sana. Bir de inanan bir kadın, kendisini Peygambere bağışlar da Peygamber de dilediği takdîrde onu nikâhla almak isterse bu, yalnız sana helâldir, başka inananlara değil. Sana bir güçlük olmasın diye onlara, eşleri ve sâhip oldukları câriyeleri hakkında ne farz ettiğimizi de gerçekten bildirdik ve Allah, suçları örter, rahîmdir. Peygamberinizin bir eli yağda, bir eli balda, zekerinin keyfi de emin ellerde. Allahınız peygamberinize kadın bulmak için canla başla çalışıyor. Peygamberliğin pek de zorlu bir iş olduğunu düşünmüyorum. Baksanıza, allah gibi bir uşağınız var, keyfiniz bozulmasın diye elinden geleni ardına koymuyor. Kadın peygamberin neden zorluklar yaşayacağını düşünüyorsunuz ki? Diğer yandan, yukarda sayılan kadınların bu işte isteği var mıdır? Allah onları muhammedin altına iterken onlardan izin almış mıdır, fikirlerini sormuş mudur? İslamın olduğu yerde kadınlar ansızın kendilerini bir başka erkeğin altında bulabiliyorlar. islamın olduğu yer kadınlar için güvenli değil. nasıl bir hayal dünyanız varmış sizin?
  3. Pek çok ayette de ki ifadesinin geçmesi, dgeğr ayetlerde de geçtiğini varsaymamızı mı gerektirir? İnsan yazımı bir kitapta bunu söyleyebilirsiniz. Diyebilirsiniz ki: ya adam bu tür ifadeleri hep de ki ile yazmış, ama burada unutmuş. Tanrı dediğiniz, tüm alemi mikro ve makro düzeyde bilerek, isteyerek ve farkındalıkla işlemiş olana varlık, bir kitapta de ki demeyi unutuyorsa, tanrı hayalinizle ilgili bir sıkıntı var. tanrınızını oldukça çapsız ya da olduğundan büyük hayal etmişsiniz. özetle: tanrınız kitapta sözcük unutmuş diyorsunuz.
  4. allah yine söz etmeyi becerememiş de, müslüler onu açıklıyor.
  5. arapça metinde cariye olmaması normaldir. cariye sözcüğü 11.yyda görülmeye başlanır. bkz: etimoloji nedir?
  6. allah sözünü bağlayamamış, dolanmış durmuş. şuna benziyor
  7. Diyorsunuz ki: bu kitap 1400 yıl öncesinin kültürünün ürünüdür. Biz de aynı şeyi söylüyoruz: bu kitap, 1400 yıl önce yaşamış arabın günlük siyaset ve masallarını barındıran kitaptır. İşin ilginç tarafı, 1400 yıl öncesinin ürünüdür diyerek, kutsal ve tüm zamanlara hitap eden kitabınızı düşük görmekte ve göstermektesiniz. Dahası, hayalinizde yarattığınız tanrınızın, savunduğunuz gibi tüm zamanlara hitap eden bir kitap yerine ancak ya 1400 sene öncesinin kitabı işte, olur o kadar diye savunulacak bir şeyi bu benim nihai eserimdir diye tanıttığını savunmaktasınız. gülünç değil mi bu savunma sizce de ? Tanrının varlığı ya da yokluğu konusunda tartışma yoktur. Çünkü ortada tartışma konusu yoktur. Tanrı vardır diyen, kanıtını getirir. Bu, örneğin, tutup elinden getirmektir aha bu benim tanrım diye. Yoksa, ben bir şey uydurdum haydi bunu tartışalım demek ancak cahilin işidir. Diğer yandan, uydurduğunuz şeyin tanımını ortaya koymanız, onun olasılığını tartışmak için bir zemin hazırlayabilir. Örneğin: güneşin çevresinde dönen bir çaydanlık var dediğimizde, bu olasıdır. Çünkü güneş de, kütleçekim de, çaydanlık da bilinen ve ölçülebilir şeyler. Burada nasıl sorusu önemsizdir. Örneğin: birisi uzay mekiğinden dışarı bir çaydanlık sallamışsa, kesinlikle güneş çevresinde dönen bir çaydanlık vardır. Ama bir tanrı vardır dediğiniz zaman, bunun için gerek ve yeter bilgiyi de sunmanız gerekir. Örneğin tanrı mükemmeldir ve mükemmel de tam olarak şudur derseniz, o zaman tanrınızı değerlendirebiliriz. Bunun dışında, tanrı diye bir şey uydurup, günlük duygu durumunuza göre tanımını değiştirip duruyorsanız; bu ancak sizin hayal dünyanızda yarattığınız bir uyduruk figürden başka bir şey değildir. Sizin durumunuz bundan çok farklı değildir. Bu güne kadar gelen süreçte, sizde olan değişim de zaten tanrı inancınızın değişkenliğinden kaynaklanıyor. İstediğiniz şekilde ve istediğiniz yoğunlukta inanın, tanrınızı olduramayacaksınız. Onu siz yarattınız; ona sizden başka inanan bulunmuyor. Başkalarının da kendi tanrıları var. İsmine hep birlikte allah diyor olmanız, onu aynı figür kılmıyor. Hepiniz, kendi hayalinizde farklı bir tanrı yaratıp, ona inanıyorsunuz. Bunun farkına varmanızda yarar var.
  8. Anlamak istemediğiniz kısma bir örnek vereyim. Aşağıdaki türkçe yazılmış olsa da, türk olmayan bir insan tarafından ortaya konulmuş, modern bilim ile ilgilenen tüm toplumların diline çevrilmiş ve hiçbir toplumda, buna başka bir anlam yüklenmemiştir. Hiçbir toplumda, aa biz onu böyle yorumladık diye, tamamen başka bir sonuca varan bir yorumunu bulamazsınız. yani sandığınızın tersine, herkes farklı düşünmez. tanımlar ve yargılar ortaya düzgün konulduğunda herkes, isterse farklı kültürlerde farklı dillerde olsun, aynı şeyi anlar. kendinizi kandırmayın. Ama sizin kafanızda oluşturduğunuz tanrınız öyle laflar ediyor ki, hiçkimse bir halt anlamıyor; herkes kendi yorumunu uyguluyor. Sonra da aa ben size öyle dedim de siz yapmadınız da diye liseli sevgili gibi triplere sokuyorsunuz hayali tanrınızı. hayali tanrınız, bir insan kadar bile laf etmekten aciz. kafanızda bu kadar sefil bir tanrı yaratmış olmanız bile apayrı bir gariplik. Ortada sözünü ettiğiniz gibi bir problem bulunmuyor. tanrı var mı yok mu diye bir sorun hiçbir zaman olmadı. tanrı uydurup, bunu başkalarının yaşamlarına sokmaya çalışanların yaşamlarımızı kirletmeleri dışında hiçbir problem bulunmuyor. tanrı diye bir şey yoktur. düşünmekten aciz veya aşırı korkak akıl hastalarının uydurduğu zırvalar vardır.
  9. ingilizce bilmeden iyi gelmişsiniz buraya kadar yine de. istediniz zaman ilgili sözcükleri kullanarak arama yapabiliyor olmanız, yukardaki soruları başka bir amaçla sorduğunuzu düşündürüyor ben de aynı soruyu başka türlü sorayım: kendi varlığınıza neden bu kadar anlam yüklüyorsunuz? bitkiler hava temizlemez. yılanlar bizleri zararlı kemirgenlerden korumaz. ağaçlar bize gölge etmez... bitkiler, diğer tüm canlılar gibi, çevreden çeşitli maddeleri alır, enerji üretir ve bu sürecin sonunda da yine çevreye atık maddeler bırakırlar. bu atık maddeler, başka diğer canlıların işine yarayabilir. klorofilli bitkiler özelinde, gündüz gerçekleşen süreçte güneş ışığı kullanılarak enerji ve besin üretilir, dışarıya o2 verilir. Gece ise bunun neredeyse tam tersi olur, çünkü bitki gece de yaşamak durumundadır ve tıpkı bizde olduğu gibi, depoladığı enerji ve besini tüketerek, dışarıya co2 verir. şimdi, bu süreçte bitki yalnızca yaşamaktadır. ne siz, ne inandığınız şeyler bitkinin umrundadır. hatta büyük olasılıkla farkında bile olmayabilir. bitkinin, dışarıya atık ürün olarak verdiği o2yi siz alıp kullanmaktasınızdır. yani, filin gübresini toparlayıp yuvasına götürüp yiyen, üzerine yavrulayan bok böcekleri ile bitkinin atığı olan o2yi kullanıp yaşamaya, üremeye devam eden insanlar arasında teknik olarak bir fark yoktur. bizler yalnızca bunu bilinçli olarak kullanabilir haldeyiz. bu yüzden hangi bitkinin neleri üreteceği ya da ortamdan alarak bizler için daha yaşanabilir kılabileceği bilgilerine dayanarak onlardan etkin olarak yararlanabilmekteyiz. yine bu süreçte, bitkiler, diğer tüm canlılar gibi, çevreden aldıkları maddeleri seçemeyebilir ve bu maddeleri kendi süreçlerinde kullanamayabilir, atık olarak ya da başka bir şekilde yapılarından atamayabilirler. Buna da filtreleme, temizleme değil hastalanma ya da en azından maruz kalma denilebilir. nasıl ki siz, vücudunuzda biriken kurşundan kolayca kurtulamıyorsanız, bitki de bunlardan eğer etkin bir yöntemi yoksa, kurtulamaz. bu durumda aslında siz de, başkaları için kurşun filtreliyor sayılabilirsiniz, bakış açınıza göre. tanrınız sizi başkalarının maruz kalacağı ağır metalleri biriktirip ölmeniz için yaratmış olabilir, öyle değil mi? kendi varlığınıza anlam yükleyerek bilimselcilik oynamaya kalktığınızda pek ilerleyemezsiniz. siz bu evrenin bir sonucu ve bir parçasısınız. bu şekilde bakarak ancak doğayı ve evreni anlamlandırabiliriniz.
  10. bitkilerin havayı temizlediğini nerden çıkarttınız?
  11. Geschwind sendromu, temporal lob epilepsisi olanlarda görülebilen bir durum. Gerçi varlığı üzerine çokça kesin yargıya varılmamışsa da, tanıdık bir arkadaş üzerinden yorumladığımızda var tarafında bir ağırlık sağlanabilir. Belirtileri: Yazma isteği: Birkaç krizden sonra aşırı bir yazma isteği gelebiliyormuş. Bu, yazma, günlük tutma, bir şekilde kayıt bırakma isteği olarak ortaya çıkıyor. Dğer yandan, bu yazma isteği, yazma yeteneği ile gelmiyor. Genellikle berbat yazıcılar oluyorlar, yani cümleler vb çok da elle tutulur şeyler olmuyor. Aşırı dinsellik: ne olduğu belli sanıyorum. Sıradışı cinsellik: genellikle azalmış cinsel istek olsa da, aşırılaşmış olanlarına da rastlanıyor. Lafı dolandırmak: konuşurken varacakları yere butlaka varsalar da, lafı çok dolandırıyorlar. Br sürü örnek, hikaye, başka konulara geçiş ve sonrasında yeniden varmak istedikleri yere dönüş. kuran bu tür örneklerle dolu. https://en.wikipedia.org/wiki/Geschwind_syndrome
  12. Savunmalarınızın temelinde allah onu orada öyle söylemek istemedi, şöyle söylemek istedi olduğunun farkında mısınız? Bir insan, allahınızın yarattığı, kısıtlı yetilere sahip olan bir varlık olarak siz, allahınızın nedense düzgün söylemeyi beceremediğine inandığınız şeyleri açıklamaya çalışıyorsunuz. Allahınız, aslında çok da anlaşılır laflar ediyor. Bakınız bir örnek: Ahzab 50: Ey Peygamber, mehirlerini verdiğin eşlerini ve Allah'ın ganîmet olarak sana ihsân ettiği ve senin de temellük ettiğin câriyeleri, amcanın, halanın, dayının ve teyzenin, seninle berâber yurdundan göçen kızlarını helâl ettik sana. Bir de inanan bir kadın, kendisini Peygambere bağışlar da Peygamber de dilediği takdîrde onu nikâhla almak isterse bu, yalnız sana helâldir, başka inananlara değil. Sana bir güçlük olmasın diye onlara, eşleri ve sâhip oldukları câriyeleri hakkında ne farz ettiğimizi de gerçekten bildirdik ve Allah, suçları örter, rahîmdir. Ben bu ayet üzerinde, hayır aslında onu diyor diye tartışan kimseyi görmedim. Allahınız aslında her zaman için çok açık konuşuyor. Siz, allahınızın söylediklerini beğenmediğiniz için hayır aslında onu demek istemedi diye savunmaya ve allahınızın sözlerini çarpıtmaya geçiyorsunuz. Allahınızın sözlerini yalanlayandan daha kafir kimdir? Bu arada, rahat olun, allahınız deyip durduğum şey zır cahil ilkçağ arabıdır. allah diye bir şey yok. arabın zırvalarını gerçek sanan sizler kafanızda bir tanrı yaratmışsınız, araın zırvalarını o tanrıya yakıştıramadığınız için sürekli onu değil bunu diyor diye çırpınıyorsunuz. aslında arabı işin içine karıştırmasanız tanrınızı daha kolay idare edebilirdiniz. deistlere bir bakın, araptan kurtulunca daha bir mutlular.
  13. hangi savaş olmayan savaşı bahane edip ya savaş çıkarsa diye babanız ve kardeşinizle yolları mı ayırıyorsunuz? yukarda sözünü ettiğim savunma bahaneleriniz işte bunlar. savaş uydurdunuz şimdi de. küfrü imana tercih etmek, arabın uyduruk masalına inanmamaktır. ortada bir savaş varsa, bu zaten arabın inanın ulan diye inanmayanların üzerine yürümesinden kaynaklanır.
  14. yo, bu kadar ucuz değil. inandığınızla kalsanız, deli der geçeriz. inandığınız yetmiyor, savunuyorsunuz. savunuyor olmanız, ksavunmak için onu hoş gösterecek yalanlar, bahaneler ve uydurmalar buluyor olmanız, sizinle beraber arada derede kalmış olan diğer insanları da etkiliyor. islama, müslüman olarak değil ama kendini müslüman zanneden saftirikler olarak verdiğiniz katkı %99'u müslüman bir ülke haline getiriyor burayı. bundan destek alan müslümanlar hayatı islamla pisletmeye, insanlığı islamla kirletmeye girişiyorlar. bugün içinde bulunduğumuz durumun baş sorumlusu, sizin gibi islamı iyi bir şey olarak göstermeye çalışanlardır. islam pisliktir ve müslümanlar da, müslüman olmayanlar da bunu bilirler. müslümanlar bunu bildikleri halde, allahtandır, emir kuluyum der ve uygularlar. bir tek sizler aa bunlar pislik değil çünkü onun bahanesi bu, bunun bahanesi şu, falan da filan da diye üstünü örtmeye çalışıyorsunuz. sizler yüzünden, müslümanlar kabak gibi ortada kalamıyor. sizler yüzünden, gerçek müslümanlar bir grup meczup, bir grup radikal olarak görünüyor ve bu pisliği üretenin islam olduğu gerçeği gözden gizleniyor. siz zararlısınız.
  15. Ne yazık ki şunu düşünemiyorsunuz: - içinde bulunulan ortamın gerçekleri dediğiniz anda, kuran ancak içinde bulunulan durumun kitabıdır; yani: kuranın hükmü o dönemde kalmış ve bitmiştir diyorsunuz. daha neyine inanıyorsunuz bu kitabın? bu uyduruk kitabı alemlere şakşuka diye savunacaksanız, içinde bulunulan durum diyemezsiniz. çünk bu uyduruk kitabın ve emirlerinin tüm zamanlarda geçerli olduğunu savunmaktasınız. mükemmel, süpermel, übermel dediğiniz tanrınız, uyduruk kitabında bugün geçersiz ayetler bırakıp nalları dikmiş olmalı ki ancak siz o günün şartları diyebilesiniz. aslında tanrınız hiçbir zaman olmadı; bu ayetleri uyduran arap nalları dikince ayetler de öyle kaldığı için, o günün şartları diye kıvranmak zorunda kalıyorsunuz.