tolonbey

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    7.362
  • Katılım

  • Son ziyaret

Topluluk Puanı

0 Neutral

tolonbey Hakkında

  • Derece
    Advanced Member
  • Doğum Günü 03-03-1937

Profile Information

  • Gender
    Male

Güncel Profil Ziyaretleri

10.686 profil görüntüleme
  1. İşte böyleee, Noldu arkadaşlar,bu konuyu begenmedinizmiki,yanıt yazan çıkmadı.Yoksa okumayamı üşendiniz? Dedeniz
  2. İşte böyleee, Mustafa Aksoy hat einen Link geteilt. · 11 Min ÜNLÜ ARAP ŞAİRİ Ümeyye Bin Ebi's-Salt'dan KURANA Alınan ŞİİRLER ------------------Ümeyye İslam'da çok önemlidir, hatta Muhammed;''''''''''''' ' '"şiirleri iman etmiş ama --- kendi etmemiş"''''''''''''' demiştir onun için, hatta şu ayetler onun hakkında inmiştir: --------------------Kendisine âyetlerimizi verdiğimiz hâlde, onlardan sıyrılıp da şeytanın kendisini peşine taktığı, bu yüzden de azgınlardan olan kimsenin haberini onlara anlat. Dileseydik o âyetlerle onu elbette yüceltirdik. Fakat o, dünyaya saplanıp kaldı da kendi heva ve hevesine uydu. Onun durumu köpeğin durumu gibidir:(arap kültürüişleri güçleri İT,KÖPEK,MAYMUN,DOMUZ der dururlar en başları.Başı öyle olunca GIÇI AMANALLAH) Üzerine varsan da dilini sarkıtıp solur; kendi hâline bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte bu, âyetlerimizi yalanlayan toplumun durumudur. Şimdi onlara bu olayları anlat ki düşünsünler. (Araf 175-176) - Ayetlere göre demek ki Muhammed'den önce Ümeyye peygamber seçilmiş ki ona ayetler verilmiş, - sonra da geri alınmış. Bu çelişkiler bir tarafa biz Ümeyye'yi aktarmaya devam edelim, Muhammed'in ünlü şakku's sadr(göğsünün yarılması) olayı da ondan alıntıdır, olay şöyle: İshak b. Bişr, Said b. Müseyyeb'in şöyle dediğini rivayet eder: - Ümeyye b. Ebi's-Salt'm kızkardeşi Faria, Mekke fethinden sonra Rasûlullah (s.a.v.)'m yanına geldi. Akıllı, basiretli ve güzel bir kadındı. Rasûlullah (s.a.v.), onu beğenirdi. Bir gün ona şöyle sordu: - Ey Faria! Kardeşin Ümeyye'nin şiirlerinden ezberinde olan var mıdır? - Evet... Bundan daha önemlisi, gördüğüm şöyle bir olay var. Onu sana anlatayım: -----------------------Kardeşim Ümeyye bir sefere gitmişti. Dönünce ilk ola­rak bana uğradı. Kanepemin üzerine uzandı. Ben de elimdeki bir deriyi traş etmekle meşguldüm. Bir ara iki beyaz kuş veya beyaz kuş gibi iki yaratık evimin küçücük aydınlatma penceresine doğru geldi. Biri, pen­cerenin içine düşer gibi oldu. Diğeri de onu takib edip pencereye girdi, ilki, gelip Ümeyye'nin üzerine kondu. Göğsü ile kasığı arasını yardı. Pençesini göğsünün içine daldırıp kalbini çıkardı, koklamaya başladı. Diğer kuş, ona seslendi: - Anladı mı? -Evet... - Islah oldu mu? - Hayır... Böyle dedikten sonra kalbi tekrar yerine koydu. Yardığı yer, bir an­da kapanıverdi. Sonra da o kuşlar, uçup gittiler. Bu hadiseyi gördükten sonra --------Ümeyye'ye yaklaştım. Uyandırmak için onu elimle sarstım. Uyanınca kendisine, "Bir şey hissediyor mu­sun?" diye sordum. O da: "Hayır.. Sadece vücudumda bir halsizlik hisse­diyorum." dedi. - Ben, gördüğüm manzara karşısında irkilmiştim. Bana: "Neyin var? Seni irkilmiş görüyorum." dedi. Ben de olup bitenleri ona anlattım. Bana şu cevabı verdi: "Bana, bir hayır ve iyilik ulaştırılmak is­tendi ama sonra o, başka tarafa gönderildi." Böyle dedikten sonra şu şii­ri okumaya başladı: Gözlerimi yumdum ama boşaldı yaşlar. Sahib olduğum yakinî bilgi gibi, Konuşkan bir okuyucusu olan beratım yok. Çepeçevre kor ateşle sarılıp yanan biri miyim? Yoksa kadife koltuklu ve iyi kimselere, Vaad edilen Cennet'e mi gireceğim ben? Cennetle Cehennem, iyi ve kötü amel bir olmaz. Bunlara giden yollar da aynı değildir. Bunlar iki gruptur, bir grup Cennet'e gider. Oradaki yeşillik ve bahçelerle sarmaş dolaş olur. Diğer grup, Cehennem'e gider, orası ne kötü yerdir! Bu kalpler sözleşdi, bîr hayra yönelince, Engeller çıktı karşısına, dünya onları, Cennet istemekten menedip bahtsız kıldı. Allah kahretsin, o dünya hırsım, Kul, nefsini çağırıp kınadı, zira o, Allah tarafından gözetlendiğini biliyordu. Nefs, ne diye bu hayata rağbet ediyor? Ne kadar yaşasa da ölüm, onu yakahyacaktır. Genç yaşta ölmese bile, ihtiyarlıkta mutlaka Ölecektir. Ecel şarabının kasesini insan, elbet yudumlayacaktır!" ----------------------Bu şiiri okuduktan sonra Ümeyye, ailesinin yanına döndü. Çok geç­meden baktım ki insanlar, baygın haldeki Ümeyye nin yanma gidiyor­lar. Bana haber ulaşınca gittim, baktım ki o, yere yatırılmış, üzeri de örtülü. Yanına vardığımda bir çığlık atıp gözlerim açtı,evinin tavanına baktı, sesini yükselterek şöyle dedi: "Emrinize amadeyim. Buyurun. İş­te huzurunuzdayım. Ne malım var ki beni kurtarsın. Ne aşiretim var ki beni korusun." Sonra tekrar bayıldı. Yine bir çığlık atınca, ben; "Adam öldü artık." dedim. Gözlerini açıp evinin tavanına dikti; sesini yükselte­rek şöyle dedi: "Emrinize amadeyim. Buyurun, işte huzurunuzdayım. Elimde bir beratım yok ki kendimi savunayım. Aşiretim yok ki onlara dayanıp güç­leneyim." Sonra tekrar bayıldı. Bir çığlık atıp gözlerini açtı, evinin tavanına bakıp şöyle dedi: - "Emrinize amadeyim. Buyurun, işte huzurunuzdayım. Nimetlerle beslendim ama hep günah işledim. Allahım! Eğer bağışlaya-caksan bütün günahlarımı bağışla. Hangi kul ki sana tapar, elemi yok­tur onun." - Böyle dedikten sonra tekrar bayıldı. Yine bir çığlık atarak şöyle de­di: - "Hayat ne kadar uzasa da mutlaka, . Bir zaman gelir ki yok olup gider. Keşke hakikatler bana göründüğü an, Bir dağ başında davar otlatsaydım ben." - Bu şiiri de okuduktan sonra kardeşim Ümeyye vefat etti. Rasûlullah (s.a.v.) bana dedi ki: _____________________________________________________ - "Ey Faria! Senin kardeşinin durumu, Allah'ın kendisine ayetlerini verdiği, sonra da kendisinden geri aldığı kimsenin durumu gibidir." -______________________________________________________ "Gamlarım, geceleyin yola koyuldular,(1) Bunun bir de rüyalı versiyonu vardır, ama sonuç aynı, göğsü yarılıp kalbi temizleniyor, Muhammed'in olayının aynısı, - Bunun asıl kökeni ise Zerdüştlük dinidir(2). Hadislerde ayrıntılı geçmekle beraber, Kur'an'da şöyle geçmektedir: ---------------------------------------------------------------------------------------- Göğsünü senin için şerhetmedik mi (yarıp genişletmedik mi)? Ve senin yükünü kaldırıp attık. Ki o (yük) senin sırtını bükmüştü. (İnşirah 1-2) ------------------------------------------------------------------------------------------ Bu ayet hakkındaki temel görüş, "şakku's sadr" olayını anlattığıdır. Muhammed bilen her kişiden Ümeyye Bin Ebi Salt'ın şiirlerini sormuştur, Müslim'de şöyle bir hadis var: 2282 - Amr İbnu'ş-Şerrîd, babasından (Şerrîd'den naklen radıyallâhu anh) anlatıyor: "Bir gün ben Resülullah'ın bineğinin arkasına binmiştim. Bir ara bana: "Hafızanda Ümeyye İbnu Ebi's-Salt'ın şiirinden birşeyler var mı?" diye sordu. Ben: "Evet!" deyince: "Söyle!" dedi. Ben kendisine bir beyt okudum. O yine: "Devam et!" dedi. Ben bir beyt daha okudum. O yine, "Söyle!" emretti. Böylece kendisine yüz beyit okudum." Müslim, Şiir 1, (2255). Bu da sahihliği tartışılmaz hadislerden, peki soralım sizce neden bu kadar ilgilenmiştir Ümeyye ile? Hem kız kardeşine soruyor, hem başkalarına? Bu işte bir tuhaflık yok mu? Yok tabi, Muhammed Kur'an'a (ç)alıntılar yapmayı çok severdi. Durum böyle olunca da Ümeyye'nin izlerini sıkça görüyoruz Kur'anda.Sözde kalbi kabul etmemiş, ıslah olmamış, inadından Müslüman olmamış ama bunların sonradan Müslümanlarca uydurulmuş hikayeler oldukları belli, - sonuçta Kur'an adamın söylediği şiirlerden ibaret, neden iman etsin ki? - Başka örneklere geçelim, yukarıda Ümeyye'nin kız kardeşinden aktarılan şiirde gördüğümüz, "cennet-cehennem" tasvirleri, "nefs-ecel-dünya hırsı" ile ilgili söylenenler aynen Kur'an'da da çok kez vurgulanır bildiğiniz gibi. - Şimdi Turan Dursun'un "Kutsal Kitapların Kaynakları I-II-III" isimli şaheserinden Ümeyye'nin görüşlerini toplu halde görelim, Ümeyye İbn Ebi's-Salt'a göre: -----------------------"Yalnızca bir Tanrı vardır. Bu Tanrı, var olan her şeyi yönetir. O, bir nur perdesi içinde, Arş’ındadır. İnsan gözü, bu nur perdesini aşamadığı için Tanrı'yı göremez. Bu perde, mukaddes gök melekleriyle kuşatılmıştır. -- Bunlar, 'saf saf dizilmiş'tir. Kimi Arş'ı taşıyor, kimi sessizce Tanrı'nın vahyini dinliyor. Bunlar arasında Cibril (Cebrail), Mikail ve diğer bazıları, en yüksek yeri almışlardır. Dünyada hiçbir şey kalıcı değildir. Her yaşayan, er geç ölür, çürür. Tek kalıcı, kutsallık ve 'celal sahibi' olan Tanrı'dır. Hiçbir zaman yok olmayan O'dur yalnızca." - NOT: Bazılarına kendi yorumumu da kattım, bu cümlelerimden anlaşılır zaten. Ümeyye'nin bu düşüncelerinin de aynını Kur'an'da bulabiliyoruz; •1 Tanrı olması - •Perdenin ardında olması(aşağıda da ayet verilmiştir) •Arşın melekler tarafından taşınması, •Cibril ve Mikail'in yüksek rütbeli meleklerden sayılması, •Her nefsin ölümü tadacak olması, sadece Tanrı'nın sonsuz yaşamının olduğu inancı. Aşağıda bazılarının ayetlerini verdim, bunları zaten bilirsiniz tek tek ayet vermeye gerek var mı?Örneğin bir ayet vereyim,meleklerin arşı taşımasıyla ilgili,ola ki birileri bu ne kadar saçma,Kur'an'da yok deyip beni yalancı ilan eder; =================================================== Hakka:17=Melekler onun çevresindedirler; o gün Rabbinin arşını onlardan başka sekiz tanesi yüklenir. Mümin:7=Arşı yüklenen ve çevresinde bulunanlar, Rablerini överek tesbih ederler; O’na inanırlar. Müminler için: "Rabbimiz! İlmin ve rahmetin herşeyi içine almıştır. Tevbe edip Senin yoluna uyanları bağışla; onları cehennemin azabından koru" diye bağışlanma dilerler. Ümeyye'nin bununla ilgili şiiri ise şöyle: "Allah'ı yüceltip tazim edin, O, tazime layıktır. Semadadır Rabbimiz, yüee Arş üzerindedir. İnsanlar alttadır, gökte taht kurmuştur. Arş'ımn boyu uzundur, gözlerin açısı dışındadır. Onun altında melekleri uzun boylu görülür." ---------------------------------------------------------------------------------------- Ümeyye'nin bir şiirinde şöyle denir: "Tanrı'dır O. Varlıkların yaratıcısıdır. Tüm yaratıklar, birer cariye ve köle niteliğinde O'nun buyruğuna, isteyerek boyun eğmede." Şu şiirlerin de Ümeyye'nin olduğu söylenir: "Bütün insanlar, Tanrı'nın halkıdır. Yeryüzünde (evrende) tek hükümran, O'dur." "Ve O Tanrı ki, yaratıklardan hiç kimse, mülkünde O'nunla çekişemez, bir hak ileri süremez. Yaratıklar O'nu birlemese de O Birdir." ---------------------------------------------------------------------------------------- Bir de şu var ki çok önemlidir; Celaleddin Süyûtî'nin (ö. Hicri 911/ Miladi 1505) El İtkân Fi Ulumi'l-Kur'an adlı ünlü (kaynak) kitabında, "cennet" ve "cehennem" de, Kur'an'daki gibi ve Kur’an'dan önce Ümeyye'nin şiirlerinde anlatıldığı açıklanır. - Ümeyye'nin bir şiirinde "cinan" (cennetler) şöyle anlatılır: "Asıl bahçeler cennetlerdedir. Gölgelikler oluşturmakta. Ve o gölgeliklerde, göğüsleri yeni tomurcuklanmış kızlar var. O cennetlerdeki sedir ağaçları dikensizdir'" Kur'an'daki yerini bulalım şimdi de; - Nebe:33=Göğüsleri henüz tomurcuklanmış yaşıt kızlar... Görüyorsunuz ya bu ayet aynen Ümeyye'den alınmış. İkisinde de ''göğüsleri yeni tomurcuklanmış'' kızlardan bahsediliyor. -------------------------------------------------------------------------------------Turan Dursun Ümeyye'nin bu şiiri hakkında bir de şunları yazar ki, asıl önemli dediğim yer burası; "Cennet"lerdeki "sedir ağacı" için Arapçada pek rastlanmayan ve "garip" sözcükler arasında gösterilen "mahzût" (dikensiz) sözcüğü Kuran'da da kullanılmakta. Vâkıa Suresinin 28. ayetinde, "Ve dikensiz sedir ağaçlarında..." denmekte. Aynı surenin 30. ayetinde de bu ağaçların, "uzayıp giden gölgelikler" oluşturduğu anlatılmakta. Dikensiz anlamındaki "mahzût" sözcüğünün "garip" (yadırganan) sözcüklerden olmasından ötürü, İslam öncesi Araplarda kullanılıp kullanılmadığı sorulmuş, az da olsa, kullanıldığına Ümeyye'nin yukarıdaki şiiri, "tanık" gösterilmiş. - Aynı şiirde, "cennet" ve "bahçeleri"yle ilgili anlatılanlar, "göğüsleri tomurcuklanmış kızlar"ıyla birlikte Kur'an'ın Nebe' Suresi'nde de anlatıldığı görülmekte: Tanrı'ya karşı gelmekten sakınanlara, kurtuluş var. Bahçeler, bağlar var. Göğüsleri yeni tomurcuklanmış yaşıt kızlar var. Ve içki dolu kadehler var (cennette)." (Ayet 31-34.) - İlgili ayeti Turan Dursun da vermiş bunun yanında bir de ''garip'' sözcüklerden bahsetmiş. Kur'an'da 700 kadar garip kelime denen anlamı bilinmeyen kelime vardır - ,Bunların anlamları daha sonra alimler tarafından araştırılıp bulunmuştur. Ve gariptir ki Ömer bile bilmiyordu bunların(bunlardan bazılarının) anlamlarını.Şimdi sonrasında vereceğim kaynaktan şunu alıntılıyorum; - Kur'an-ı Kerim'de garip kelimeler unvanı verilen bir takım kelimeler vardır ki, bunların mânaları herkes tarafından kavranılmamaktadır. Bunlar 700 kadar sayılmıştır. Bunların hemen hepsi Hazreti Abdullah İbni Abbas'tan rivayet olunmuştur. O canlı bir lügattir: "Şiir Arap divanıdır, Kur'an'da bir kelimenin mânası kapalı kalırsa şiire müracaat eder, divanlardan onun mânasını anlamaya çalışırız.'' derdi. -sssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssss Hazreti Ömer'den "Tehavvüf" kelimesinin mânası sorulduğu zaman: "Şiir divanlarınıza bakın, onlar sizi aldatmaz. Cahilîyet şiirinde kitabınızın tefsirini, kelâmınızın mânasını bulabilirsiniz" demiştir. ssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssssss - http://kitap.mollacami.com/k…/kurandaki-garip-kelimeler.html - Kaynaktan devamını okuyabilirsiniz.İslam alimleri Kur'an'ı İslam öncesi şiirlerden tefsir etmişlerdir, - Kur'an'daki anlamını bilmedikleri kelimeleri şairlerden öğrenmişlerdir, -oooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooo Müslümanlara şiirlere bakmalarını emretmişlerdir, Ömer bile düşünün Ömer bile! Bu nedenle şiirler Kur'an'ın kaynakları oldukları gibi aynı zamanda Kur'an'ın tefsirleri de olmuşlardır. Apaçık olan Kur'an'ın; "cahiliye" diye küçümsediği şairler olmadan anlaşılamaması ilginç. ooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooo Şimdi yine Turan Dursun'dan başka bir şiire geçelim; wwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwww "Zu'l-Karneyn, benim 'muslim' dedemdir. Yeryüzünde bir hükümdar olarak yücelmişti. Ama bunak olmamıştı. Doğuya ve batıya ulaştı. Yol gösteren iyilikseverden sağlayacağı mülk-egemenlik yollarını aradı. Varıp, güneşin dönüş yerindeki battığı yeri gördü. Kara balçıklı bir suda batıyordu güneş."(Arapcasmdan, olduğu gibi çevirdim- T.D.) wwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwwww Bu şiirde kullanılan sözcüklerin çoğu, aynen Kur'an'ın konuyla ilgili ayetlerinde de geçmekte. Yani devlet kurmuş olan (Yemen'de) "Himyeriler"in de "iki boynuzlusu vardı. Bu şiirlere de yansımıştır. "Zu'l-Karneyn" iki sözcükten oluşturulmuş: "Zu" (yerine göre za ve zi de olabiliyor) ve "Karneyn" sözcüklerinden. Yemen'deki söz konusu toplumun hükümdarlarının adları da "Zu"luydu genellikle.Buna bakarak, "Zu'l-Karneyn"in bu toplumun hükümdarlarından biri olduğuna hükmeden ciddi yazarlar bile var.Bana göreyse başka kaynaklardan yansımalarla ve bu arada Büyük İskender'in de etkisiyle oluşmuş bir masalın kahramanıdır buradaki Zu'l-Karneyn de. Olabilir ki, Muhammed, "Zu'l-Karneyn"i, "Himyeriler"de, bunların şiirlerinde görmüştür. Kur'an'a da buralardan alıp geçirmiştir. Niye olmasın? "İman"ın da, "hikmet"in de, "şeriat"ın da "Yemenli" olduğunu söylememiş miydi? Şiire bakın sonra da şu ayete; Kehf:86=Güneşin battığı yere varınca, onu kara balçıklı bir suda batar buldu. Orada (kâfir) bir kavim gördü. “Ey Zülkarneyn! Ya (onları) cezalandırırsın ya da haklarında iyilik yolunu tutarsın” dedik. Gördüğünüz gibi aynı,''kara balçıklı bir suda'' batıyormuş güneş, Muhammed bu masalı da olduğu gibi İslam öncesi şiirlerden almış.''Müslim'' kelimesine bakıp da aldanmayın,bu İslam sonrası bir şiir değildir, Turan Dursun bu konuya genişçe yer verir, yukarıda ismini verdiğim kitabında, Muhammed ''Müslim'', ''hanif'' gibi kelimeleri bile İslam öncesi kaynaklardan aşırmıştır. Şiire göre de Zülkarneyn doğuya ve batıya ulaşmış Kur'an'a göre de, yukarıda verdiğim ayette Güneş'in battığı yere gittiği yazıyor, bakınız şu ayette de Güneş'in doğduğu yere gittiği yazıyor, nasıl gitmişse! Kehf:90=Güneşin doğduğu yere ulaşınca, onu kendileriyle güneş arasına örtü koymadığımız bir halk üzerine doğar buldu. Görüyorsunuz ya noktasına,virgülüne kadar aynılar! Bu sefer Turan Dursun'un "Allah" isimli eserinden alıntılara devam edelim: Daha önce de değindiğim gibi, Kur'an'da da sık sık eskilerin masalları anlatılıp bunlar birer ibret konusu yapılmaktadır. Demek ki bu tip kullanımlar Araplarda yaygındı. "Yedi Askı" ("el muailekatu's.-Seb'a") şairlerinden kimine göre İslam dönemine kavuştuğu halde (ileri sürülen ölm. tarihi: 627) müslüman olmayan, kimine göre Müslümanlık'tan kısa bir süre önce ölen (Bkz. Dr.Şevki Dayf, El Asru'l-Cahili, s. 302.) Zübeyr İbn Ebi Sülma'nın bir şiiri: İçinizde olanı sakın ha, "Allah'tan" gizlemeye çabalamayın. Gizli kalsın diye çaba göstermeyin. Ne denli gizlenirse gizlensin; "Allah onu bilir" Cezası ertelenir; bir "kitap"a konur; "hesap günü"ne (Kıyamete) biriktirilir, ya da ivedilik gösterilip öç alınır. (Bkz. Zevzeni, Şerhu Mual-lekati's-Seb', Beyrut, s. 81; Dr. Şevki Dayf, El Asru'l-Cahili, Mısır, s. 303; Dr Toshihiko Izutsu, a.g.k., s. 84.) Aslında bunun hakkında ayet vermeye gerek yok, herkes bilir bunları ama yine de veriyorum: “Rabbimiz! Şüphesiz sen, gizlediğimizi de, açığa vurduğumuzu da bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.” (İbrahim Suresi, 38) Halbuki üzerinizde gözetleyici melekler var, şerefli yazıcı (melekler). Her ne yaparsanız bilirler." (İnfitar Suresi, 10-12) Kitap ortaya konur. Suçluları, kitabın içindekilerden korkuya kapılmış görürsün. “Eyvah bize! Bu nasıl bir kitaptır ki küçük, büyük hiçbir şey bırakmadan hepsini sayıp dökmüş!” derler. Onlar bütün yaptıklarını karşılarında bulurlar. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez. (Kehf Suresi, 49) Şu hâlde, kim mü’min olarak bir salih amel işlerse, çalışması asla inkâr edilmez. Şüphesiz biz onu yazmaktayız. (Enbiya Suresi, 94) Eğer Allah, insanları kazandıkları yüzünden hemen cezalandıracak olsaydı, yerkürenin sırtında hiçbir canlı bırakmazdı. Ne var ki, onları belirli bir süreye kadar erteliyor. Nihayet süreleri gelince, (gerekeni yapar). Çünkü Allah, kullarını hakkıyla görmektedir. (Fatır Suresi, 45) Şimdi başka kaynaklardan örneklere geçelim: Evrenin,yeryüzünün ve dağların Rabbi,Gökleri yarattı. Görebileceğimiz direkler üstünde olmadan 7 tane yarattı. Yeryüzünü yarattı ve oraya sizler sarsılmayın diye sabit dağlar yerleştirdi. Onları mükemmelleştirdi ve parlayan güneş ve ayın ışıklarıyla süsledi. Karanlıkta üstlerine parlayan yıldızlar koydu ki, Onların ışıkları oklardan da yücedir. Onları mükemmelleştirdi ve parlayan güneş ve ayın ışıklarıyla süsledi. Karanlıkta üstlerine parlayan yıldızlar koydu ki, Onların ışıkları oklardan da yücedir. Bu Ümeyye'nin bir şiiri, şimdi bu şiirin Kur'an'daki yerlerine bakalım: Şiir: Görebileceğimiz direkler üstünde olmadan 7 tane yarattı. Şiir: Yeryüzünü yarattı ve oraya sizler sarsılmayın diye sabit dağlar yerleştirdi. Sure: Allah, gökleri görebileceğiniz direkler olmaksızın yarattı. Yeryüzüne de, sizi sarsmasın diye sabit dağlar yerleştirdi ve orada her türlü canlıyı yaydı. Gökten de yağmur indirip orada her türden güzel ve faydalı bitki bitirdik. (Lokman Suresi, 10) Gördüğünüz gibi Kur'an'daki yerlerini de bulduk. Şimdi şahsın bir diğer şiirine bakıp Kur'an'daki yerlerini bulalım: Yücelik,zafer ve egemenlik üstüne olsun Rabbim, Çünkü seni yücelikte hiç kimse geçemez. Sen kendinden başka hiçbir kral bulunmayan bir kralsın Sana yüzler eğilir ve etrafında bir ışık perdesi arkasından tapınılırVe seni ışıklar çevreler ve ışık nehirleri etrafındadır.Seni gözler idrak edemez. Tahtının ayaklarındaki ve çevrendeki melekler seni hamd etmekten yorgun düşerler Çünkü O yaratan ve yoktan var edendir. Ayetler: Şura=51:Allah, bir insanla ancak vahiy yoluyla, yahut perde arkasından konuşur. Yahut bir elçi gönderip, izniyle ona dilediğini vahyeder. Şüphesiz O yücedir, hüküm ve hikmet sahibidir. Haşr=23: O, kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah’tır. O, mülkün gerçek sahibi, kutsal (her türlü eksiklikten uzak), barış ve esenliğin kaynağı, güvenlik veren, gözetip koruyan, mutlak güç sahibi, düzeltip ıslah eden ve dilediğini yaptıran ve büyüklükte eşsiz olan Allah’tır. Allah, onların ortak koştuklarından uzaktır. http://www.fatherzakaria.net/books/qaf/pdf/55-Episode.pdf Burada Zeyd b. Amr'ın bir şiiri ile birlikte paylaşıyorum Ümeyye'nin şiirini: "Ve o orayı yayıp döşedikten sonra mahlukatı yaydı, Orada onlar kıyamet gününe kadar oranın sakinleri olarak kalacaklardır."(3) ----------------------------------------------------------------------------------------------------------- "Yüzümü teslim ettim, ağır kayalar taşıyan arzın teslim olduğu o kimseye; Orayı mükemmel düzenledi ve orası mükemmelleşince kudretiyle sağlamlaştırdı onu ve üzerlerine dağları bıraktı."(3) Ayetler: Lokman=10: Allah, gökleri görebileceğiniz direkler olmaksızın yarattı. Yeryüzüne de, sizi sarsmasın diye sabit dağlar yerleştirdi ve orada her türlü canlıyı yaydı. Gökten de yağmur indirip orada her türden güzel ve faydalı bitki bitirdik. Naziat:30: Ve ardından yeryüzünü düzenleyip yaymıştır. Bu ayette de şiirlerdeki"deha-ha" kelimesi kullanılmış, "yayıp döşemek" anlamında. Mucizeciler bu ayetten dünyanın yuvarlaklığını hatta geoitliğini çıkarıyorlar da o yüzden belirtmek istedim, ilgili yazıma şuradan ulaşabilirsiniz: http://dinsizdeist.blogspot.com/…/ayet-iddia-kaynak-bundan-… Zaten şiirin ikinci dizesi de Kur'an'la aynı, bütün canlılar kıyamete kadar dünyada kalacaklardır. Başka bir şiir: İmam Ahmed b. Hanbel İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet eder: Rasûlullah (s.a.v.), Ümeyye'nin şu şiirini doğrulamıştı: "Sağ ayağının altında erkek ve sığırlar, Sol ayağının altında kartallar var. Aslan da kapana tutulmuş haldedir. Her gece sonu güneş kızıl görünür. Rengi, gül gibi olur. Kırbaçlanmadan, işkence görmeden, Rahatça üzerimize doğmak istemez."(4) Hadislerde geçer bu olay: Ebu Bekr el-Hüzelî,İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet eder: "Allah'ı bırakıpta bana tapan bir milletin üzerine doğmam." diyen güneşi, 70.000 melek uyarıp kendisine "Doğ hadi doğ" demedikçe doğmaz. Doğ­maya yüz tutunca da, onu doğdurmamak için bir şeytan gelir, ama gü­neş, iki boynuzu arasından doğarak onu yakar. Gurup vakti batmaya yüz tutunca da Allah'a yönelip secde ederken bir şeytan gelip, secdesine engel olmak ister. Güneş, onun iki boynuzu arasında batar ve onu ya­kar.(4) Ümeyye'den bu kadar şiir yeterlidir herhalde. Kuss Bin Saide El İyadi İslam aleminde meşhur bir şairdir, Ukaz panayırındaki hutbesi Müslümanlarca çok övülür, şimdi bu hutbeyi aktaracağım. Gariptir ki bu hutbeyi peygamber olmadan önce Muhammed de dinlemiş ve insanlara aranızda bilen var mı diye sormuştur, önce Turan Dursun'un "Allah" isimli eserinden aktaralım: İslam öncesinin "hutbe"lerinde, yani "söz ustalığı"na örnek gösterilen seslenişlerde de "Allah" adına yer verildiğini görmekteyiz: Ünlü söz ustalarından Kus İbn Saide'nin (ölm. yak. 600.) ünlü "hutbe"si: "Ey halk! Dinleyin, belleyin: Yaşayan ölür. Başa gelen gelir. Gece, karanlık; gündüz, durağan; gök, burçları olan; yıldızlar parlar; denizler kabarır; dağlar birer çivi; yer yayılıp döşenmiş; ırmaklar akağında akmakta. Gökte haber, yerde 'ibret' var. insanlar gidiyorlar (ölüyorlar) ve dönmüyorlar. Öyle istedikleri için mi kalıyorlar, yoksa uyusunlar diye mi bırakılıyorlar? Ey güçlü topluluk! Nerede Semûd (toplumu), nerede Ad(toplumu)? Nerede babalar, atalar? Şükürle karşılanmayan iyilik nerede, ne oldu? Yadırganmayan zulüm nerede, ne oldu? Kus gerçek ve içinde günah bulunmayan bir antla ant içer ki, üzerinde bulunduğunuz dininizden daha sevgili bir din vardır 'Allah katında.' Bu hutbenin tam metnini de aktaralım: Kâinatın Efendisine peygamberlik vazifesinin verilmesinden bir­kaç yıl ön­ceydi. Arapların Câhiliyye devrinde iki meşhur panayırından biri olan Hicaz’daki “Sûk-i Ukâz“ renk renk yüzlerce insanla dolup taşmıştı. İçlerinde pek çok Arap beliğleri de vardı. Bu sırada, kızıl tüylü bir deve üstünde yüz yaşını aşmış bir pir-i fani peydahlandı. Gözleri çukura kaçmış, yaşlılıktan iki büklüm olmuş, fakat ruhu aydınlık bu süvari, İyad kabilesinin büyüğü Kuss b. Saide idi. Cenab-ı Hakk’ın varlık ve birliğine, haşir ve neşre inanan Kuss, Arapların şâiri, hatibi ve hakîmi idi. Fesahatiyle dillere destan olmuş bu zât, dikkat kesilmiş ve derin bir sükûta dalmış yüzlerce insana beligane şöyle hitabediyordu: “Ey insanlar! Geliniz, dinleyiniz, belleyiniz! İbret alınız! Yaşayan ölür, ölen fena bulur! Olacak neyse olur. Yağmur ya­ğar, otlar biter; çocuklar doğar, an­ne­lerinin ve babalarının yerini alır. Derken, hepsi ölüp gider! Hadiselerin ardı ar­kası ke­silmez; hepsi birbirini kovalar. Kulak tutunuz, dikkat kesiliniz; gökte haber, yerde ibret alınacak şeyler var. Yeryüzü bir büyük dîvan, gökyüzü yük­sek bir tavan. Yıldızlar yürür, denizler du­rur. Gelen kalmaz, giden gelmez. Acaba vardıkları yerden hoşnut olup da mı kalıyorlar? Yoksa, orada kalıp da uykuya mı dalıyorlar? Yemin ederim, yemin ederim ki Allah’ın indinde bir din vardır ki şimdi içinde bulunduğunuz dinden daha sevgilidir! Ve Allah’ın gele­cek bir peygamberi vardır ki gelmesi pek yakındır. Gölgesi başınızın üstüne geldi! Ne mutlu o kimseye ki ona iman eder; o da kendisine hidayet eyleye! Yazıklar olsun, ona isyan ve muhalefet edecek bedbahta! Yazıklar olsun, ömür­leri gafletle geçen ümmetlere! “Ey insanlar! Hani ya babalar, dedeler, atalar? Nerede soy sop? Hani o süs­lü saraylar ve mermer binalar yükselten Âd ve Semûd kavimleri? Hani ya, dünya varlığından gururlanıp da kavmine, ‘Ben sizin en büyük Rabbiniz değil miyim?’ diyen Firavun’la Nemrud? Onlar, zenginlikçe, kuvvet ve kudretçe siz­den çok daha üstün idiler. Ne oldular? Bu yer, onları değirmeninde öğüttü, toz etti, dağıttı. Kemikleri bile çürüyüp dağıldı. Evleri yıkılıp ıssız kaldı. Yerle­rini yurtlarını şimdi köpekler şenlendiriyor. Sakın, onlar gibi gaflete düşmeyin, on­ların yolundan gitmeyin! Her şey fanidir; bâkî olan, ancak Allah’tır. Ki O, bir­dir, şeriki ve nâziri yoktur! İbâdet edilecek, ancak O’dur. Doğmamış ve do­ğur­mamıştır! Evvel gelip geçenlerde, bize ibret alacak şey çoktur! Ölüm bir ır­mak­tır. Girecek yerleri çok, ama çıkacak yeri yoktur! Büyük küçük hep göçüp gidi­yor! Giden geri gelmiyor! Kat’î bildim ki herkese olan, size ve bana da ola­cak­tır.” Gariptir ki bu muazzam hitabesini verip, Hâtemü’l-Enbiya’­nın pek yakında geleceğini haber veren Kuss b. Saide, o anda kendisini dikkatle dinleyenler ara­sında, geleceğinden söz ettiği zâtın bulunduğundan habersizdi! Câhiliyye devrinde Cenab-ı Hakk’ın kalplerine hidayet ihsan ettiği bahti­yarlardan biri olan Kuss b. Saide’nin bu hitabesinden az zaman sonra Kâinatın Efendisine nübüvvet ve risâlet geldi. Fakat Kuss, bu sırada hayata gözlerini yummuştu. Haliyle, pek yakında ge­leceğini müjdelediği Efendimizle görüşmek kendisine nasip olmadı. Aradan yıllar geçti... Benî İyad’ın muvahhid ve Hz. İsa’nın dinine mensup bulunan büyüğü Câ­rûd b. Alâ adındaki zât, kavminin ileri gelenleriyle birlikte, vasıflarını öğren­mek üzere Re­sû­lul­lah Efendimizin huzuruna vardı. Peygamber Efendi­mize ne ile gönderildiğini sorup öğrendikten sonra, “Seni hak peygamber ola­rak gön­deren Allah’a yemin ederim ki senin vasfını İncil’de buldum. Seni, Meryem’in oğlu müjdeledi. Sana devamlı selam olsun ve seni gönderen Al­lah’a da ham­dolsun. Elini uzat. Ben şehâdet ederim ki Allah’tan başka ilâh yoktur ve sen, Allah’ın resûlüsün!” diyerek Müs­lüman oldu. Onu takiben de diğer arkadaşla­rı İslami­ye­te girdiler. Bu durumdan fazlasıyla memnun olan Fahr-i Kâinat Efendimiz, sordu: “İçinizde Kuss b. Saide’yi bilen var mı?” Cârûd, “Elbette yâ Re­sû­lal­lah!” dedi. “Hepimiz onu biliriz. Hu­susan ben, hep onun yolunda gidenlerdenim!” Bunun üzerine Resûl-i Zîşan Efendimiz şöyle buyurdular: “Kuss b. Saide’nin bir zamanlar Sûk-i Ukâz’da bir deve üze­rinde, ‘Yaşayan ölür, ölen fena bulur, olacak neyse olur!’ diye okuduğu hutbesi hiç hatırımdan çıkmaz. O, bir hayli söz daha söylemişti. Zannetmem ki hepsi hatırımda kalmış olsun!” Mecliste hazır bulunan Hz. Ebû Bekir (r.a.) atılarak, “Yâ Re­sû­lal­lah!” dedi. “Ben de o gün Sûk-i Ukâz’da hazırdım. Kuss b. Saide’nin söylediği sözler hep hatırımdadır. Müsaade buyurursanız okuyayım!” Sonra da mezkûr hutbeyi başından sonuna kadar huzur-u Ri­sâ­let­te okudu. Bunun üzerine heyetten de bir kişi ayağa kalktı ve Kus­s’­un şiirlerinden bir­kaçını daha okudu. Bu şiirlerinde de o, Harem-i Şerif’­te, Hâşimoğullarından Mu­hammed’­in (a.s.m.) peygamber gönderileceğini açıkça zikr ve beyan et­miş­ti. Bütün bunlardan sonra Re­sû­lul­lah Efendimiz de, Câ­hi­liy­ye devrinde hida­yet yolunu bulmuş bu bahtiyar için şöyle buyurdu: “Ümit ederim ki Cenab-ı Hak, kıyamet gününde Kuss b. Sai­de’­yi ayrı bir üm­met olarak haşreder!”Kâinatın Efendisine peygamberlik vazifesinin verilmesinden bir­kaç yıl ön­ceydi. Salih Suruç - Peygamberimizin Hayatı Görüldüğü gibi Muhammed şiirlere pek meraklı, Ümeyye'nin şiirlerini sorduğu gibi bunun şiirlerini de sormuş, üstelik birazını da ezberlemiş! Bu Turan Dursun'un aktardığı hutbenin aynısı ama Turan Dursun özet olarak aktarmış. Hutbenin Kur'an'daki yerlerine geçmeden önce bazı açıklamalar yapmak gerek. Gördüğünüz gibi hutbede bir peygamberin geleceği haber veriliyor, doğrudur, o zamanlar millet sürekli peygamberler beklerdi ve sürekli birileri; "ben peygamberim" diye ortaya çıkardı. Asıl ilginci, alıntı yaptığım yazıda da denildiği gibi, direk olarak "Muhammed" ismini de söylemiştir şiirinde, ilgili şiir şöyle: "Doğu, batı., öksüzlük, topluluk.. Savaş, barış., yaş, kuru.. Tatlı, tuzlu.. Güneşler, aylar, rüzgarlar, yağmurlar.. Gece, gündüz.. Dişiler, erkekler.. Karalar, denizler.. Taneler, bitkiler.. Babalar, analar.. Toplu­luklar, dağınıklıklar.. Peşpeşe gelen alametler.. Nur (Işık), karanlık.. Varlık, yokluk.. Rab ve putlar.. Halk saptı.. Üreyip doğan.. Diri gömülüp yok olan.. Terbiye, biçilip gitmiş.. Zengin ve yoksul.. İyi ve kötü.. Gafiller helak olsun.. İşçi, işini iyi yapsın.. Emel sahibi, emel peşine düşmesin.. Hayır, Allah birdir. Doğmamış ve doğurulmamıştır. İlk yaratan da, son yaratan da, öldüren de, sonra dirilten de odur. Erkeği ve dişiyi yaratan O'dur. Dünya ve ahiretin Rabbi O'dur. Şimdi ey İyad halkı! Nerede Ad ve Semud kavmi? Nerede babalar ve dedeler? Nerede hastalar ve yaşlılar? Hepsinin varacakları bir son var­dı. Kuss, kulların Rabbine, yeri bir döşek gibi döşeyen'e yemin eder ki, sûra üflendiği, halkın çağrıştığı, yerin aydınlandığı, öğütçünün öğüt verdiği, rahmetten ümit kesenin kenara itildiği, hakkı düşünenin gerçe­ği gördüğü günde hepinizin birer birer haşr olunacağına yemin eder. Meşhur gerçekten, parlak nurdan, en büyük hedeften sapan kimseye; kudret sahibi Allah'ın hüküm verdiği, uyarıcı Muhammed (s.a.v.)'in ha­zır bulunduğu, yardımcının bulunmadığı, adalet terazisinin kurulduğu, kusurların ortaya döküldüğü, bir grup insanın Cennete, bir grubun da çılgın alevli ateşe gittiği günde yazıklar olsun!,."(5) Muhammed ismi ya bu şiiri okuyan kişi Muhammed'e yaranmak istediği için geçiyor bu şiirde, kendi ekliyor araya ya da "Muhammed" bir isim değildir, sıfattır, "övülen, övülmüş" anlamında, Kuss b. Saide gelecek peygambere bu sıfatı yakıştırıyor övmek için. Tabi farklı açıklamalarım da var bunun için, eğer birisi çıkar da Kuss b. Saide'nin bir mucize gerçekleştirdiğini filan söylerse detaylıca inceleriz. Genel olarak hutbenin Kur'an ile birebir aynı olduğu görünüyor zaten ama yine de altını çizdiğim yerlerin Kur'an'da yerlerini bulalım: Şiir: ...Gece, karanlık; gündüz, durağan; gök, burçları olan; yıldızlar parlar; denizler kabarır; dağlar birer çivi; yer yayılıp döşenmiş... Kur'an: Burçları olan göğe andolsun. (Buruc Suresi, 1)Kur'an: Biz, yeryüzünü bir döşek, dağları da birer çivi yapmadık mı? (Nebe Suresi, 6-7) Zaten dağların birer çivi ve yeryüzünün yayılıp döşenmiş olduğuyla ilgili ayetleri vermiştim, gökyüzünün bir yükseltilmiş bir tavan olduğu da birçok yerde geçiyor: Ve yükseltilmiş olan o tavana... (Tur Suresi, 5) Devam edelim: Şiir: Nerede Semûd (toplumu), nerede Ad(toplumu)? Nerede babalar, atalar? Kur'an: Âd ve Semûd kavimlerini de helâk ettik. Bu, onların (harap olmuş) yurtlarından size besbelli olmuştur. Şeytan, onlara işlerini süslemiş ve onları doğru yoldan alıkoymuştur. Hâlbuki onlar gözü açık kimselerdi. (Ankebut, 38) Kur'an pek çok yerde eskileri anlatır ve; "onlar sizden daha zengin ve güçlülerdi, ama onları bile harap ettik" diyerek muhataplarını korkutmaya çalışır, devam edelim: Şiir: Yemin ederim, yemin ederim ki Allah’ın indinde bir din vardır ki şimdi içinde bulunduğunuz dinden daha sevgilidir! Kur'an: ...Muhakkak ki Allah'ın indinde dîn, İslâm'dır... (Ali İmran Suresi, 19) Devam edelim: Şiir: Hani ya, dünya varlığından gururlanıp da kavmine, ‘Ben sizin en büyük Rabbiniz değil miyim?’ diyen Firavun’la Nemrud? Onlar, zenginlikçe, kuvvet ve kudretçe siz­den çok daha üstün idiler. Ne oldular? Kur'an: Sonra da (firavun) dedi ki: “Ben sizin çok yüce Rabbinizim.” (Naziat Suresi, 24) Kur'an: Allah kendisine mülk (hükümdarlık ve zenginlik) verdiği için şımararak Rabbi hakkında İbrahim ile tartışmaya gireni (Nemrut'u) görmedin mi! İşte o zaman İbrahim: Rabbim hayat veren ve öldürendir, demişti. O da: Hayat veren ve öldüren benim, demişti. İbrahim: Allah güneşi doğudan getirmektedir; haydi sen de onu batıdan getir, dedi. Bunun üzerine kâfir apışıp kaldı. Allah zalim kimseleri hidayete erdirmez. (Bakara Suresi, 258) Kur'an: Ey münafıklar! Sizler tıpkı kendinizden evvel yaşayıp giden, münafık kimseler gibisiniz. Onlar kuvvetçe sizden daha güçlü, servetçe sizden daha zengin ve sayıca daha kalabalıktılar. (Tevbe Suresi, 69) Kur'an: Onlar, yeryüzünde dolaşmadılar mı ki, onlardan öncekilerin akıbeti nasıl oldu, baksınlar. Onlar yeryüzünde kuvvet ve eserler bakımından, kendilerinden daha üstündüler. Fakat Allah, onları günahları sebebiyle aldı (öldürdü). Ve onlar için (onları), Allah’a karşı koruyacak hiç kimse olmadı. (Mü'min Suresi, 21) Bir başkası: Şiir: Her şey fanidir; bâkî olan, ancak Allah’tır. Ki O, bir­dir, şeriki ve nâziri yoktur! İbâdet edilecek, ancak O’dur. Doğmamış ve do­ğur­mamıştır! Kur'an: Yerin üstünde ne varsa fânîdir. Ancak, yuce ve comert olan Rabbinin varligi bakidir. (Rahman Suresi, 26-27) Kur'an: O, doğurmamış ve doğmamıştır. (İhlas Suresi, 3) Devam: Şiir: "Doğu, batı., öksüzlük, topluluk.. Savaş, barış., yaş, kuru.. Tatlı, tuzlu.. Güneşler, aylar, rüzgarlar, yağmurlar.. Gece, gündüz.. Dişiler, erkekler.. Kur'an: Ve anar, ibret alırsınız diye her şeyi çift yarattık. (Zariyat Suresi, 49) Burada direk olarak söylemese de Kuss'un da her şeyin iki çift olduğunu düşündüğü anlaşılıyor, bu çiftlik inancı Çin mitolojisinde "ying-yang" olarak geçer. Devam edelim: Şiir: İlk yaratan da, son yaratan da, öldüren de, sonra dirilten de odur. Erkeği ve dişiyi yaratan O'dur. Dünya ve ahiretin Rabbi O'dur. Kur'an: Öldüren de dirilten de O'dur. Doğrusu, çiftleri; erkek ve dişiyi, yaratan O'dur. (Necm Suresi, 44-45) Kur'an: Mûsâ, “O, göklerin ve yerin ve her ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir. Eğer gerçekten inanırsanız bu böyledir.” (Şuara Suresi, 24) Devam ediyoruz: Şiir: Kuss, kulların Rabbine, yeri bir döşek gibi döşeyen'e yemin eder ki, sûra üflendiği, halkın çağrıştığı, yerin aydınlandığı, öğütçünün öğüt verdiği, rahmetten ümit kesenin kenara itildiği, hakkı düşünenin gerçe­ği gördüğü günde hepinizin birer birer haşr olunacağına yemin eder. Meşhur gerçekten, parlak nurdan, en büyük hedeften sapan kimseye; kudret sahibi Allah'ın hüküm verdiği, uyarıcı Muhammed (s.a.v.)'in ha­zır bulunduğu, yardımcının bulunmadığı, adalet terazisinin kurulduğu, kusurların ortaya döküldüğü, bir grup insanın Cennete, bir grubun da çılgın alevli ateşe gittiği günde yazıklar olsun!,. Yer ile ilgili ayetleri zaten vermiştim, Kur'an'a göre de döşek gibi döşenmiş, yayılmıştır diğerlerinden devam edelim, bunları topluca ele alalım, şu ayetler Sûr'a üfürülmesinden, üfürüldükten sonra yerin aydınlanmasından ve peygamberlerle şahitlerin getirileceğinden bahseder: Ve sur’a üfürülmüş, Allah’ın diledikleri hariç, göklerde ve yerde olanlar ölmüşlerdir. Sonra ona (sur’a) bir defa daha üfürüldüğü zaman onlar ayağa kalkarak bakınırlar. Ve Rabbinin nuru ile yeryüzü aydınlandı. Ve kitap ortaya kondu. Peygamberler ve şahitler getirildi. Ve onların aralarında onlara zulmedilmeksizin hak ile hüküm verildi. Herkese yaptığının karşılığı tam olarak verilir. Allah, onların yaptıklarını en iyi bilendir. (Zümer Suresi, 68-70) Bu ayetler de Sur'a üfürüldükten sonra herkesin bir araya haşrolunacağından(toplanacağından), inanmayanların kenara itilip cezalandırılacağından ve inananın gerçeği görüp ödüllendirileceğinden bahseder: De ki: “Allah sizi yaşatıyor. Sonra sizi öldürecek, sonra da kendisinde şüphe olmayan Kıyamet gününde sizi bir araya getirecek, ama insanların çoğu bilmezler.” (Casiye Suresi, 26) Allah’ın düşmanları o gün ateşe haşrolunurlar. Böylece onlar (öncekiler ve sonrakiler) biraraya getirilirler. (Fussilet Suresi, 19) Şüphesiz “Rabbimiz Allah’tır” deyip de, sonra dosdoğru olanlar var ya, onların üzerine akın akın melekler iner ve derler ki: “Korkmayın, üzülmeyin, size (dünyada iken) va’dedilmekte olan cennetle sevinin!” (Fussilet Suresi, 30) Zaten bunlar bütün Müslümanlarca bilinen ve Kur'an'da çokça tekrarlanan masallar, her Müslüman adı gibi bilir ama ben yine de ayetlerle göstereyim dedim. Devam edelim; bu ayetlerde ise hiçbir yardımcının bulunmadığı, adalet terazisinin kurulduğu, kusurların ortaya döküldüğü anlatılmaktadır, inananların cennete, inanmayanların alevli ateşe gideceğini söyleyen ayetleri bir üstte verdim: Bütün sırların ortaya döküleceği o kıyamet günü, artık insan için ne bir kuvvet vardır, ne de bir yardımcı. (Tarık Suresi, 10) ...Sonra kıyamet gününde kiminiz kiminizi inkâr edip tanımayacak; kiminiz kiminize lânet edecektir. Barınağınız cehennem olacaktır. Yardımcılarınız da olmayacaktır. (Ankebut Suresi, 25) Kıyamet günü için adalet terazileri kuracağız. Öyle ki hiçbir kimseye zerre kadar zulmedilmeyecek. (Yapılan iş) bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirip ortaya koyacağız. Hesap görücü olarak biz yeteriz. (Enbiya Suresi, 47) Şairin bir başka şiiri şöyle: "Aşırı tutkusuyla gönül andı onu.Arasında gündüz olan geceleri yad etti. Bulutlardan boşalan sağanak yağmur, Damlaları arasında ateş vardı.Ateş ışığı gözleri kamaştırıyordu.Şimşek parıltısı, gözler önünde uçuyordu.Sağlam köşklerde hayırlar vardı.Diğerleri ise, ıssız ve bomboştu.Yeri durduran, yüce dağlardır.Denizlerin suları ise engindir. Yıldızlar, gece karanlığında parlar,Bunların döndüğünü her gün görürüz.Sonra güneşi, gecenin ayı kışkırtır.Hepsi birbirini hızla takib eder. Büyük, küçük karışık olan her şey, Gün gelir toprağa girer, mezar olur. Şaşmayan kalblerin tahminleri bile,Bir çok şeyi kavrayamaz, aciz kalır. Doğruyu görüp ibret alan kimseler için, Benim bu söylediklerim, Allah'a giden yolu gösterir."(6) Sanırım artık buna ayet vermeye gerek yok, Kur'an'da anlatılanlarla tamamen aynı. Herhalde bu kadarı yeterlidir. Peki Kur'an Muhammed'in Kur'an'ı mı yoksa Kuss'un mu? Gördüğünüz gibi şiirler ile ayetler birebir aynı. Kuss b. Saide Kur'an'ın en büyük kaynaklarından biri görünüşe göre. Şimdi başkalarıyla devam edelim: Yesar, siyer kitabının baş kısmında semavatm, yeryüzünün, Güneş ile Ay'ın ve diğer yaratıkların yaratılması hakkında Zeyd b. Amr b. Nüfeyl'e ait güzel bir şiir nakletmiştir. İbn Hişam ise bu şiirin Ümeyye b. Ebi Salt'a ait olduğunu söylemiştir. Sözü edilen şiir şudur: «Övgü ve methimi, Allah'a hediye ederim. Beğenilmiş sözümü za­man durdukça eskitecek hiç birşey yoktur. Bu sözümü, fevkinde başka bir Rab ve ilâh bulunmayan en yüce melike sunuyorum. O melik, hiç kimseye boyun eğmez. Dikkat et ey insan, çukura yuvarlanmaktan sakın, sen hiç bir şeyini Allah'a karşı gizleyemezsin. Allah ile beraber başka bir tanrıya tapmaktan sakın. Çünkü doğru yol ortaya çıkmıştır. O'nun şefkatine sığın, cinler de onun şefkatini umarlar. Sen benim ilâhımsm Ey Rabbim, ümidimsin. Seni Rab olarak seçtim, senden başka ikinci bir ilâha boyun eğecek değilim. Sen ki lütuf ve rahmetinle, Musa'yı elçi ve çağrıcı olarak gönderdin. O'na dedin ki: Harun ile birlikte Firavun'a gidin. O ki taşkınlık etmiştir, onu Allah'a davet edin. O'na deyin ki: Sen mi şu yeri kazıksız olarak tesbit ettin ve onu bu sakin halinde meydana getirdin? O'na deyin ki: Sen mi şu gökleri sütunsuz olarak diktin, insaf et, sen mi bunu bina ettin? O'na deyin ki: Sen mi göğün ortasını aydınlatıcı kıldın, gece karanlı­ğı bastırdığında Ay'ı sen mi oraya yerleştirdin? O'na deyin ki: Sabah olunca kim Güneş'i Dünya'ya gönderir? Işığı Dünya'ya varınca kuşluk vakti her taraf aydınlanır. O'na deyin ki: Topraktaki bitkileri kim yeşertir? Hububat, toprağı kabartarak yükselir. Ondan çıkan taneler, bitki başlarında bulunur. Bunda da aklı başında olan kimseler için ibretler vardır. Sen kendi lütfunla ey Rabbim, Yunus'u kurtardın, Oysa o balığın karnında bir kaç gece kalmıştı. Ey Rabbim, senin adını teşbih ile anarsam günahımın çok olduğunu görürüm. Ancak sen, benim hatalarımı bağışlarsın. Ey kulların Rabbi, benim üzerime bağış ve rahmetini gönder, malı­mı ve çocuklarımı bereketli kıl, mübarek yap.»(7) Yine ayet vermeye gerek yok, zaten şiirde anlatılanların çoğunun ayetlerdeki yerleri gösterildi yukarıda, Musa ve Harun olayını, Yunus olayını zaten biliyorsunuz, Kur'an'a göre de bitkileri Allah yeşertir ve bitkiler toprağı kabartarak yükselir. Bunlar zaten bilindik şeyler, Kur'an'la birebir aynı. Zeyd b. Amr'a ait başka bir şiir: Zeyd b. Amr b. Nüfeyl, kendi şiirlerinin birinde şöyle demiş: "Dünya durdukça övgü ve sitayişlerimi, Beğenilen sözlerimi, kendisinden daha üst, Bir İlah ve daha yüksek bir hükümdar, Ve kendisine denk bir Rab bulunmayan, Allah'a hediye ve ithaf ediyorum." Bu şiirin, Ümeyye b. Ebi's-Salt'a ait olduğunu söyleyenler de olmuş­tur. Doğrusunu Allah bilir. Muhammed b. İshak, Zübeyr b. Bekkar ve di­ğerlerinin rivayetlerine göre Zeyd b. Amr, tevhide dair bir şiirinde de şöyle demiştir: "Ağır kayalar yüklenen yerin teslim olduğu Allah'a yöneldim, o yer ki, dümdüz oldu, düzelince de onu, Tespit etmek için üzerine dağlar yerleştirdi. Tatlı ve berrak suları taşıyan bulutların yöneldiği, Allah'a yöneldim, o bulutlar ki, her nereye sevk edilirlerse, emre itaat ederler, gönderildikleri, Beldelere sağanak sağanak yağmur yağdırırlar. Rüzgarların kendisine yöneldiği Allah'a yöneldim. O rüzgarlar ki, halden hale dönüp giderler."(8) Diğerlerine zaten yukarıda değindik, ayetleri yukarıda görebilirsiniz fakat şunun Kur'an'daki karşılığını da verelim: Şiir: Tatlı ve berrak suları taşıyan bulutların yöneldiği, Allah'a yöneldim, o bulutlar ki, her nereye sevk edilirlerse, emre itaat ederler, gönderildikleri, Beldelere sağanak sağanak yağmur yağdırırlar. Kur'an: Görmez misin ki Allah, bulutları sevk eder. Sonra, onları kaynaştırıp üst üste yığar. Nihayet yağmurun, onların arasından yağdığını görürsün. O, gökten, oradaki dağ (gibi bulut)lardan dolu indirir de onu dilediğine isabet ettirir, dilediğinden de geri çevirir. Bu bulutların şimşeğinin parıltısı neredeyse gözleri alacak.(Nur Suresi, 43) Kur'an'a göre de Allah bulutları sevk ediyor, ayrıca dolu yağdırıp onunla istediğini vuruyor, ilginç... Şu da muallaka şairlerinden Zuheyr b. Ebî Sulmâ'nın bir şiirinden bir beyit: Kim ölümün sebeplerinden korkarsa, merdivenle göğün kapılarına yükselse bile, ölümün sebepleri ona ulaşır. (9) Kur'an'a göre de ölümden kaçış yoktur, "gök kapıları" ve "merdivenle göğe çıkılması" da Kur'an'da işlenir: Eğer onların yüz çevirmeleri sana ağır geldiyse; bir delik açıp yerin dibine inerek, yahut bir merdiven kurup göğe çıkarak onlara bir mucize getirmeye gücün yetiyorsa durma, yap! Eğer Allah dileseydi, elbette onları hidayet üzere toplardı. O hâlde, sakın cahillerden olma. (En'am Suresi, 35) Bu konuda ayrıntılı inceleme için şu linke tıklayabilirsiniz: http://dinsizdeist.blogspot.ae/…/mirac-masalnn-kaynaklar.ht… Başka bir kaynaktan şiirlere devam edelim, yine Zuheyr b. Ebî Sulmâ'ya ait başka bir şiir: Gördüm ki Allah haktır, arttı, Bu düşüncemden sonra Allah korkum, Bilmez misin Allah Tübba'yı helak etti, Lokman b. Ad'ı ve Adiyâ'yı da helak etti, Bunlardan daha önce de Zü 'l-Karneyn'i, Firavun'un ordusunu ve Necaşıyi de helak etti. Kur'an'da Lokman ve Zülkarneyn övülür, helak edilmemişlerdir gerçi ama yine de bu isimlerin Araplarca bilindiği ve Kur'an'ın da bu masalları devam ettirip ibretler, öğütler vermeye çalıştığı ortada. Ayrıca Araplar Allah adını kullanarak çok beddua ederlerdi, bunu Kur'an'da da sıkça görüyoruz, Urve b. el-Verd'e ait bir şiir: Allah kahretsin o çapulcuyu ki geceleyin, Taşlık ve bataklıklardan geçip deve kesilen yerlerde yaşar Allah'ın memleketlerini gez, zengin olmaya çalış Ya bolluk içinde yaşarsın ya da ölüp mazur görülürsün Kur'an'dan bir ayet: ...Allah, onları kahretsin. Nasıl da haktan çevriliyorlar! (Tevbe Suresi, 30) Her şeyin yok olup sadece Allah'ın kalacağına dair Zuheyr b. Ebî Sulmâ'dan bir örnek: Hiçbir varlığı kalıcı ve sonsuz görmüyorum, Sadece yüksek dağlar, gök, toprak Ve Rabbimiz kalıcıdır Bir de sayılı giinlerimiz ve geceler kalıcıdır Kur'an'dan bununla ilgili bir ayet vermiştim yukarıda, burada tekrar vermek gereksiz. Zeyd B. Amr'dan başka bir şiir aktaralım: İnsan ve şeytan cinlerini kendimden uzaklaştırdım, Mert ve cesur kişi böyle yapar, Ne Uzza’ya taparım ne de iki kızına, Ne de Tasm Oğullarının iki putuna, Aklımın ermediği çocukluğumda, Rabb bildiğim Hubel'e de tapmam, Büyüyüp kendimi kurtardığımda tek bir Rabb 'e mi, Yoksa bin Rabb'e mi tapacağım. Bilmez misin Allah yok etti, Yolunu şaşırmış birçok kimseyi, İyi olanları ise bıraktı, Onların küçükleri büyüsün diye, Kişi elbet bir gün gerçeği yakalayacak, Aynen susuz bir dalın yeşillenmesi gibi. Ben ancak Rahman'a Rabb 'imize kul olurum, Şefkatli Rabb'im günahlarımı bağışlasın diye, Allah 'tan Rabb'inizden daima korkun, Böyle olursanız felakete uğramazsınız, İyilerin yurdu cennet, Kafir'lerin ise yakıcı cehennem. Dünyada rezildirler, ölünce de, Gönülleri sıkıp daraltan azapla karşılaşırlar. Kur'an'la benzerliği ortada, ayet vermeye gerek yok, zaten bazılarını yukarıda işledik. İşte bu şairler Kur'an'ın en büyük kaynaklarından, devam edelim: Zii'l-Kanıeyn'in peşine koştum; fakat yetişemedim Az kaldı Davud'u da görecektim Ebedi olmak ise mümkün değildir Hepimiz son bulacağız Sadece tanrı ve onun vech-i mabudu hariç Bu da Abid b. el-Abras'ın bir şiiri. Anlaşılan Zülkarneyn çok ünlüymüş eski Araplarda, onu Kur'an'a almasalar olmazmış. Yukarıda her şeyin yok olup sadece Allah'ın baki kalacağına dair örnek vermiştim, şimdi bu şiirde geçen "vech"i de içeren bir versiyonunu vereyim: Allah ile beraber sakın başka bir tanrıya tapma. Ondan başka tanrı yoktur. Allah'ın vechinden (zatından veya O'nun rızasına uygun olanından) başka her şey yok olucudur. Hüküm O'nundur ve ancak O'na döndürüleceksiniz. (Kasas Suresi, 88) Muhammed'in belki de en önemli vahiy kaynağı Muhammed'in eşi Hatice'nin amcasının oğlu Varaka b. Nevfel'dir, ondan bir şiir aktaralım: Bazı insanlara nasihat ettim şöyle dedim Ben uyarıcıyım, sakın kimse sizi aldatmasın, Yaratıcınızdan başka ilahlara tapmayın, Sizi buna çağırırsalar deyin aramızda büyük bir engel var~ Tesbih ederiz o arşın sahibini ona sığınırız, Daha önce de Cudi ve Cumud dağları onu tesbih etti, Gök kubbesi altında her şey ona hizmet eder, Kimse onun egemenliğinden kaçamaz, Gördüğümüz hiçbir şeyin parlaklığı baki değildir, İlah bakidir, mal ve evlat helak olur, Hürmüze hazineleri bir fayda sağlamadı, Ad kavmi de uğraştı ama ebedi olamadı, Süleyman da, bütün milletler, Emrinde olduğu halde insanlar cinler Kur'an'la benzerlik ortada, şiirde geçen konuları zaten yukarılarda işlemiştik. Şimdi Kuss b. Saide'den bir şiir daha verelim: Ölüm habercisi! Ölüler mezarlarında Üzerlerinde parça parça ipek kalıntıları Bırak onları nasılsa bir gün çağrılacaklar Uykularından uyandıklarında dağılacaklar Sonunda yeni bir şekle girecekler Yeni bir yaratılış, aynen ilk yaratılış gibi Bir kısmı çıplak, bir kısmı giyinik, Bir kısmının elbisesi yeni, bir kısmının da eskimiş olarak Zaten bu şiirdeki benzerlikler de belli ölülerin uyanacakları, çıplak olacakları, yeni bir yaratılışla ahirete geçecekleri filan İslam'ın temel konularıdır, herkes bilir yani ama birkaç ayet verelim yine: İnkâr edenler dediler ki: 'Siz büsbütün parçalanıp dağıtıldıktan sonra mutlaka yeni bir yaratılışa tabi tutulacağınızı bildiren bir adamı size gösterelim mi?' (Sebe Suresi, 7) Tamam bu şairler putları reddeden birer hanif olabilirler ama sözleri neden Kur'an'la bu kadar benzerlik gösterir? Kelimesi kelimesine? İşte bunlar ilginçtir. Varaka'dan bir şiir daha: Amr'ın oğlu! Doğru yolu buldun nimete erdin, Allah'ın yakıcı ateşinden kendini kurtardın, Rabb'e boyun eğerek, onun dışında yoktur Rabb, Azgınların putlarını terk ederek, Aramış olduğun dini bularak, Rabbini tek bir Rab olarak kabulden hiç şaşmadın, Güzel bir diyarda bulunuyorsun, Orada eğlenir devamlı ikramlar görürsün Orada Allah dostuyla karşılaşırsın, İnsanları ateşe iten zorbalardan olmazsın, Rabbinin rahmeti ulaşır elbet insana, Yerin yetmiş kat altında bulunsa da, Korkulu bir diyarı ziyaret ettiğimde derim, Bana merhamet eyle, düşmanlarımı muzaffer eyleme, Bana merhamet eyle, onlar cinlerden umarken, Benim ilahım sensin, Rabbim ve ümidim, Duaları kabul eden Rabb'e boyun eğerim, Asla davetçiye kulak vermeyen kimselere ise boyun eğmeyi kabul etmem. Bu kadar da olmaz! dediğinizi duyar gibiyim ama şaşırmayın vahiy denilen şey bunlardır işte, bu kaynaklardan gelir, diğer pek çok kaynak dışında. Ümeyye'den bir şiir daha verelim: Rabbimizin alametleri apaçıktır, Bunları ancak inkarcılar tartışır, Gece ve gündüz yaratılmış, hepsi, Belli bir ölçüyle ortaya çıkarlar, Sonra Yüce Rab, gündüzü ortaya çıkarır, Işıkları yayılan güneş vasıtasıyla, Hanif dininden başka her din, Kıyamet günü Allah katında yalandır. Yukarıda da vermiştik ama biraz daha peygamber adları ve eski kavimlerin geçtiği şiirlerden verelim, Adiyy b. Zeyd el-Ibadi'nin bir şiiri: Nerede bu toprakların sahipleri, Nuh halkı Sonra Ad ve Semud. Selame b. Cendel: Davud yapımı sağlam bir zırh Yarılıp kabuğundan çıkmış bakla tanesi gibi Eski kavimlerden, Zuheyr b. Ebi Sulma: Sonra bu savaşta uğursuz çocuklarınız doğar, Ad kavminden Ahmer gibi, savaşta süt emerler savaşta sütten kesilirler Zuheyr b. Ebi Sulma, İrem Kavmi: Diğerlerini ise görürsün ki zırhlarını hazırlamışlar İrem 'den beri gelen Davud yapımı zırhlarını. http://dergi.ilahiyat.omu.edu.tr/…/1560393703_200519090107.… Yine muallaka şairlerinden Amr b. Külsüm'ün bir şiiri: Ölüm bize nerede olsak yetişecektir. Çünkü biz ona mukadderiz, o da bize mukadderdir. Bu da ayet: Her nerede olsanız olun, ölüm size yetişir, göklere yükselmiş burçlarda da olsanız... (Nisa Suresi, 78) http://eskidergi.cumhuriyet.edu.tr/makale/2317.pdf Ulaşabildiğim şiirler sınırlı olduğu için şimdilik bu kadar yeter. Zaten bunlar şiirlerin Kur'an'ın önemli kökenlerinden biri olduğunu net bir şekilde gözler önüne seriyor, fazla bile vermişimdir belki de. Yine de bulabildiğim şiirleri eklemeye devam edeceğim. Konuyla ilgili olarak şu linkleri de incelemenizi öneririm: slam Öncesi Dönemde Vahiy,Şairlik ve Cinler Lokman ve Öğütleri Kur'an'ın Arap ve Yabancı Atasözlerinden Alıntıları ------------------------------------------------------------------------------------------ (1) (4) (5) (6)İbn Kesir, Büyük İslâm Tarihi, 2. Cilt,7. Bölüm, Çağrı Yayınları’ndan. (2)http://dilaverkom.blogcu.com/sakku-s-sadr/2575884 https://www.youtube.com/watch?v=Ht6q5f734Yc (3)Kurtubi,El Camiul Ahkamul Kur'an, Naziat Suresi, 30. ayetin tefsiri. (7)İbn Kesir, Büyük İslâm Tarihi, 1. Cilt, 2. Bölüm, Çağrı Yayınları’ndan. (8)İbn Kesir, Büyük İslâm Tarihi, 2. Cilt, 8. Bölüm, Çağrı Yayınları’ndan. (9)http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/26/920/11483.pdf Diğer alıntıların kaynakları makale içerisinde verilmiştir. Gönderen dinsizdeist zaman: 16:35 KUR'AN DAKİ GARİP KELİMELER | mollacami.com KUR'AN DAKİ GARİP KELİMELER kitap.mollacami.com
  3. İşte böyleee, ATEİSTFORMUN okur ve yazarlarının YENİ YILLARINI KUTLAR MUTLU NİCE YILLAR DİLERİM.Dedeniz
  4. İşte böyleee, Yahu Hacı,sen ne yaptın?Artık,eski yazılara ulaşmamıza reklemler hem engel oluyor hemde çok zaman kaybediyoruz LÜTFEN. Dedeniz
  5. İşte böyleee. BENİM SAFTİRİK MİLLETİM , KİM ŞEYİM HIYAR DESE TUZU ALIR PEŞİNE KOŞAR,MEMURLAR NETTEN ALINMIŞTIR. _________MEVLANA HIYA...............nın.. HIYA..................LARI Mustafa.____________________________________________ Mesnevide, cinsel tacizden de bahsedilerek, neredeyse sapıklık literatüründeki tüm örnekler tet tek kitaba aktarılmaya çalışılmıştır. Şöyle ki: Sözü kuvvetli, cerbezesi yerinde bir vazeden vardı. Minbere çıkmış vazediyordu. Kadın, erkek, herkes minberin dibine toplanmıştı. Cuhada bir çarşap giyip yüzünü örttü, kadınlar arasına karıştı. Kimse onu tanımıyordu. Bir kadın, vaz edene gizlice sordu: ?Kasıktaki kıllar, namazın bozulmasına sebeb olur mu?------------------------------------------------------------------------------------------ Vaiz dedi ki: ?Uzun olursa namaz mekruh olur. Ya hamam otuyla, ya ustura ile tıraş etmen lazım ki, namazın tamam olsun, kabul edilsin. Kadın,Ne kadar uzun olursa namazım kabul olmaz? dedi. Vaaz eden dedi ki: Bir arpa boyu uzun olursa traş etmek farzdır. -------------------------------------------------------------------------------------------Cuha hemen kızkardeş dedi, bak bakalım, benim kasığımın kılı o kadar olmuş mu? Tanrı rızası için elini uzat da bir yokla. Bakalım, mekruh olacak kadar uzamış mı? Yanındaki kadın, Cuhanın şalvarına el atar atmaz eline aleti geldi. Derhal şiddetli bir nara attı. Hoca: Sözüm gönlüne tesir etti dedi. Cuha dedi ki: Hayır, gönlüne tesir etmedi, eline tesir etti. A akıllı adam, gönlüne tesir etseydi vah haline...? (Mesnevi-Celaleddin Rumi c: 5 s: 272) _Mustafa:(Mevlana gerçekten tamda müslümanların aradığı adam)_________________________________________________ Celaleddin Rumi, Mesnevide erkeğin seks gücünü de şu hikayeyle dile getirir: O yiğitler de Musuldan döndü, yola düştü. Yolda bir ormana, bir yeşilliğe geldi. Aşk ateşi, öyle bir parlamıştı ki, yerle göğü fark etmiyordu. Çadır içinde o ay parçasına kasdetti. Akıl nerede, halifeden korkma nerede? Şehvet, bu ovada davul dövdü mü akıl dediğin ne oluyor ki a turp oğlu turp. Yüzlerce halife, o anda o erin ateşli gözüne bir sinekten aşağı görünür. O kadına tapan er, şalvarını çıkarıp cariyenin ayak ucuna oturdu. -------------------------------------------------------------------------------------------Aleti, dosdoğru gideceği yere giderken orduda bir gürültü, bir kızılca kıyamettir koptu. Er sıçradı, çırılçıplak, açık saçık, bir halde ateş gibi Zülfikar elinde dışarı çıktı. Bir de ne görsün, ormandan kara bir erkek aslan kendisini ordunun içine kapmış koyvermiş. Atlar ürküp köpürmüşler, her çadır ve ahır yeri yıkılmış, herkes birbirine girmiş. ---------------------------------------------------------------------------------------------Erkek aslan, ormanın gizli bir yerinden fırlamış, havaya deniz dalgası gibi tam yirmi arşın sıçramıştı. Er, pek yiğitti, aldırış bile etmeden sarhoş bir erkek aslan gibi aslanın önünü kesti. Kılıcıyla bir vurdu, başını ikiye böldü. Derhal o ay yüzlü dilberin bulunduğu çadıra koştu. O hurinin yanına gelince aleti hala dimdikti. Öyle bir aslanla savaştı da erliği, yine sönmedi, hala ayaktaydı.-------------------------------------------------------------------------------------------- O tatlı ve ay yüzlü güzel onun erliğine şaşıp kaldı. İstekle ona kendisini teslim etti. O anda o iki can birleştiler... Bir kaç gün murat alıp murat verdiler. Fakat sonra o büyük suçtan pişman oldu. Ey güneş yüzlü, bu işe dair halifeye birşey söyleme diye cariyeye yemin verdi. Halife cariyeyi görünce sarhoş oldu, onun tası da damdan düştü. -------------------------------------------------------------------------------------------Onu, övdüklerinin yüz misli güzel buldu. Hiç görme, işitmeye benzer mi? Halife buluşmayı diledi, bu maksatla cariyenin yanına gitti. Onu andı, aletini kaldırdı. O cana canlar katan, o sevgisini gittikçe artıran güzelle buluşmaya niyetlendi. Kadının ayakları arasına oturdu. Oturdu ama takdir, zevkinin yolunu bağladır. Farenin çatırtısı kulağına değdi. Aleti indi, uyudu, şehveti tamamıyle kaçtı... Cariye halifenin gevşekliğini görünce kahkahalarla gülmeye başladı...------------------------------------------------------------------------------------------- O erin, aslanı öldürüp geldiği halde hala aletinin inmediğini hatırladı. Kahkahası arttıkça arttı... Bir türlü gülmesi dinmiyordu. Nihayet halife alındı, huysuzlandı. Hemencecik kılıcını kınından sıyırdı. Habis dedi, neden gülüyorsun? Söyle... Cariye aciz kalınca ahvalini anlattı. O yüz Zal?a bedel olan Rüstem?in erliğini söyledi. --------------------------------------------------------------------------------------------Yoldaki gerdeği, o sırada vukua gelen halleri bir bir nakletti. Erin kılıcını çekip gidişini, aslanı öldürdükten sonra gelişini, aletinin hala gergedan boynuzu gibi ayakta olduğunu söyledi. Ondan sonra namuslu halifenin gevşekliğini ve farenin bir çıtıştısından aletinin söndüğünü görünce dayanamayıp güldüğünü bildirdi...? (Mesnevi-Celaleddin Rumi c: 5 s: 315) Bu sapık kimseler, seks konusunda o derece ileri gitmişler ki Celaleddin Rumi?nin şeyhi olan Şemsi Tebrizi ile alakalı olarak şöyle bir kıssayı da anlatır dururlar: ((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((((( Mustafa:SAPIKLIĞIN BUKADARINA NEDENİR ARKADAŞLAR SİZ SÖYLEYİN.MEVLANANIN SEVGİLİSİ SAPKIN ŞEMS ALLAHLA YATAK İŞİ YAPMIŞMIŞ: Günlerden bir gün Şemsi Tebrizi?nin cariyesi kaybolmuş(Bu cariyeyi ŞEMSE verende Mevlana ki Konyayı terketmesin diye). Bulunması için bütün müridlerine haber salınmış. Her ne kadar arandıysa da cariye bulunamamış. İşte bu hal üzereyken Celaleddin Rumi, şeyhinin yanına gelmiş. --------------------------------------------------------------------------------------------Bir de ne görsün... Şeyh cariyeyle alt üst olmuş bir vaziyette... Oradan hemen uzaklaşmak istemiş mevlana... Şemsi Tebrizi onun geldiğini anladığı için, onu içeri girmesi çağırmış. İçeri girdiğinde ise cariye ortadan yok olmuş.. Bunun üzerine Şemsi Tebrizi, Celaleddin Rumi?ye şöyle demiş: Tanrı, sevdiği kullarına istedikleri gibi gelir. Bazen ben ona giderim, bazen ise o bana gelir...? (Menakibul Arifin-Ariflerin Menkibeleri)(yanı Şems altımdaki Allah idi demek istiyor.BUKADAR SAPITMIŞLARI BU MİLLET KUTSUYORSA ALLAHA ınanmış olabilirlermi?Mustafa. ))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))) Dünya tasavvuf büyüğü olarak adlandırılan Celaleddin Rumi?nin Mesnevi?si ve onlarla ilgili hikaye ve kıssaların yazıldığı kitkardeşrda onları düşünceleri, görüldüğü gibi açıkca meydandadır. Sapık tasavvuf ehli, hiçbir kural tanımaksızın Mesnevi gibi kitkardeşrda yazılan zırvaları yazanları bir ilah, yazılanları da bir vahiy ve Kur?an diye nitelemekte, böylece küfrünü olanca hızıyla ortaya koymaktadır. Celaleddin Rumi?ye tapılır derecesinde saygı duyulduğunu aşağıdaki hikayede vurgulamaktadır: Yine nakledilir ki, Celaleddin Rumi, çok vakitler hamama gider, tıraş olurdu. Dökülen kılları, dostlar uğur sayarak alırlardı. Meğer ki, büyük kimse hamamın hücresinde oturmuştu. Bu adam: Eğer o kıllardan bir miktar elime düşerse, Celaleddin Rumi?nin müridi olurum? diye içinden geçirdi. Celaleddin Rumi, o kıllardan bir miktar o azize verilmesini derhal emretti. Bu aziz, hemen o anda baş koyup mürid oldu, hizmetler yaptı ve Sema?lar tertip etti.? (Menakibul Arifin (Ariflerin Menkibeleri)-A. Eflaki-MEB Yay c: 1 s: 552) Bir adamın kasık kıllarına bu ihtimam gösterilirse, kendisine gösterilecek saygıyı hiç düşündünüz mü? Celaleddin Rumi, öleceği günü Düğün Günü, gecesine de ALLAH?ına (!) kavuştuğu için Gerdek Gecesi demesine rağmen böyle bir kimse acaba neden tapılırcasına ululanmaktadır ? Memurlarn.net Mustafa: Bu yazılanların çok daha AYIP tarafları varda bu konuları yazanlar Mevlananın o SAPKINLIKLARINI yazmayı kendilerine yedirememişlerdir.Bu herifi kutsayan milyonları düşününce gerçekten insan üzülüyor.Hele ÜNİVERSİTELERİ,İLAHIYATLARI bitiripde bu herifin peşinde DÖRTNALA kalkanlara ne demeli bilemiyorum.--------------------------------------------------------------------------------------------------------------Ben burdan şunu çıkarıyorum.Okullarımız halaaaaaa Avrupanın 500 yıl gerisini işliyür.MENFAAT sandikları her REZALET GERÇEKLERİN % 90 önünde seyreyliyür.İnsanın gözüne bakabaka öyle YALANLAR söyleniyürkü sanki dersin %200 adam doğru söylüyür.-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------Bu nedenledirki yazılan Türk tarihlerine nerdeyse değil yabancılar biz bile INANAMIYORUZ.GEÇMİŞTE İLERİ GELEN TÜRKÜN BİRİ ŞÖYLE DEMİŞTİR---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------GERÇEKLERİ YAZMAYAN TARİH UTANSIN.Bu adam aslında gerçekleri tarihe yazdırmayanlar utansın diyecektide olaki çekindiği birileri vardı
  6. İşte böyleee, ÖzLem Öz‎ - Ebu Hanzala denilen Işıd lideri.. İstanbul'da göz altına böyle alınmıştı.. Elleri kelepçelenmedi, Evi kirlenmesin diye polisler ayaklarına hastane poşetleri geçirdiler.. Sonra da serbest bırakıldı.. Unutmayın bunları.. #Işıd'ı kimin desteklediğini kimin beslendiğini unutmayın... BeğenDaha fazla ifade göster Yorum Yap
  7. İşte böyleee, Ercan Özdağ, Bu Vatan BİZİM Akşener Hayranları grubunda HALK HABER'in fotoğrafını paylaştı. 10 saat ·
  8. İşte böyleee, Uğur Ilhan UĞURUĞUR İLHAN BeğenDaha fazla ifade göster Yorum Yap
  9. İşte böyleee, Osman Yanmaz, Mehmetçik TV'in fotoğrafını paylaştı. 2 saat Mehmetçik TVSayfayı Beğen 15 Kasım 2015 BU ŞEREFSİZ BULUNANA KADAR PAYLAŞIN.. RESMİ GÖRÜPTE PAYLAŞMAYAN BİZDEN DEĞİLDİR.. PAYLAŞIN Kİ O BAYRAĞIN DİREĞİNİ HEDİYE EDELİM
  10. İşte embeleee, Hz. İbrahim (Abraham) Kimdi? - Hermetics Resource Site www.hermetics.org/Abraham.html Hz. İbrahim , Tevrat'ta İbranice adı Abraham olarak anılır. Nuhun üç oğlu vardı, bunlar: Sam, Ham ve Yafet'tir. Hz. İbrahim Sam soyundandır, ...
  11. İşte böyleee, Mehmet Uzunöz 7 Aralık, 17:33 · Ankara · BeğenDaha fazla ifade göster Yorum Yap
  12. İşte böyleee, Mehmet Uzunöz, Cenk Levent'in gönderisini paylaştı Cenk Levent, 4 yeni fotoğraf ekledi.Takip Et 13 Aralık, 22:02 --------------------Halep düştü...Diktatör ve ailesi için stresli günler asıl şimdi başlıyor. Hergun ne zaman açılacağı hiç belli olmayan bir kutu ile beraber yaşıyorlar. Kutunun i...çinde neler olduğunu başta Erdoğan çok iyi biliyorlar. Bir baska bildikleri de ne pahasına olursa olsun iktidarda kalmak gereği. ---------------------Beş altı sene geriye gidiyorum. Tayyip Erdoğan gözünü Irak Kürtlerinin petrolüne dikmişti. Bağdat hükümeti Şii idi. Yeni Osmanlıcılık oyununda büyük ağabey Sünni Müslüman Türkiye olmalıydı. Kuzey Irak Kürt Hükümeti'nin de Erdoğan'a ihtiyacı vardi. Petrollerini Bağdat hukumetinden bağımsız satmak istiyorlardı. ---------------------Burası Orta Doğu idi ve Berzani ile ailesi de kendi keselerini doldurmaliydi. Erdoğan 2011de POWERTRANS diye bir şirket kurdurdu. Akaryakıt nakliyat şirketi. Aslinda bunun sahiplerinin kağıt üzerinde kim oldukları da belli değildi. Singapur merkezli Grand Fortune Ventures ve Lucky Ventures isminde 2 PARAVAN şirket Powertrans'in sahipleri gözüküyordu. Yine 2011 senesinde Erdoğan hükümeti meclisten bir yasa çıkardı. Türkiye'ye yurtdisindan petrol ithalatı ve akaryakıt mamullerinin nakliyatini yasakladi. Ama SADECE Powertrans HARİÇ. Yasaya göre Hükümetin belirleyeceği koşullarda ve istisnalarda akaryakıt nakliyati SADECE Powertrans üzerinden yapılabilirdi. Ve Powertrans de yaptı. Piyasa değerinin altında Kuzey Irak bölgesinden Türkiye'ye tankerler dolusu petrol getirdi. Meblalar milyarlarca dolar arkadaşlar. Bu sıralarda Orta Doğu bataklığında bir başka şer odağı gittikçe güçleniyordu.. IŞID. IŞİD Şii Suriye ve Irak devletlerine karşı savaşıyordu. Birçok petrol kuyusunu ele geçirmişti. Isid'i diğer terör organizasyonlarından farklı kılan en önemli faktörlerden biri finansal KAYNAKLARI idi. Sadece çalınmış petrolden gelirleri yıllık 1 Milyar dolara ulaşmıştı. Elindeki petrolü piyasanın altında satıyordu. Satıyordu da KİME satıyordu? Uluslararası istihbarat çevrelerinden homurdanmalar ve bilgi sızdırmalari başlamıştı. Ekim 2014'de o zamanın ABD Terörizm ve Finansal İstihbarat Müsteşarı David Cohen (simdi CIA Direktör Yardimcisi) şunları söylemişti; "Elimizdeki bilgilere göre IŞİD elindeki çalınmış petrolü piyasa değerinin çok altında, toptancı aracilara satıyor. Bunlarda Isid'dan aldıkları bu petrolü yeniden satıp dağıtımını yapıyorlar. Bunların arasında TÜRKİYE'DEN aracılar da bulunmaktadır. --------------------Bir başka görülen şeyde IŞID'in elindeki bölgelerin petrollerinin bir kısmı önce Irak Kurdistan'ina satılıyor, oradan da TÜRKİYE'ye satılıyor." --------------------Mayıs 2015'de Güneydoğu Suriye'ye, IŞİD'in önemli bir karargahına ABD'nin 1. SFOD-D Timi, yani halk arasında bilinen tabiriyle Delta Gücü Komandoları bir baskın yaptılar. Hedef IŞID'in Ekonomi Emiri, yani finans Bakanı ABU SAYYAF'di. Abu Sayyaf ve 12 fedaisi bu baskında öldürüldüler. Ama daha da önemlisi bu karargahta ele geçirilen bilgisayarlar ve bilgilerdi. Bunların hepsi Amerika'ya nakledildi. Bu Isid'a büyük darbeydi. Bunu bir kenara koyunuz. Türkiye Nato tarihinde ilk defa birşey yaptı ve bir Rus uçağını düşürdü. Detayları biliyorsunuz zaten. Rus uçağını düşürülmesini izleyen günlerde Kremlin'in Savunma Bakanlığı çok nadir yaptığı sekilde bir aciklama yaptı. Elindeki kartlardan birinin ucunu gösterdi. Rusya Savunma Bakan Yardımcısı Anatoly Antonov'dan bire bir aktarıyorum; "TÜRKİYE Irak ve Suriye'den çalınmış petrolün baş müşterisidir. Elimizdeki bilgilere dayanarak da söyleyebiliriz ki Türkiye'nin siyasi yönetimi, Tayyip ERDOĞAN ve AİLESİ bu yasadisi ticaret içinde yer almaktadırlar. " Rusya bununla da kalmadı. Basın toplantisi yapıp İsid petrolünü doldurup Türkiye'ye Reyhanlı kapısından hiç bir KISITLAMA olmadan giren yüzlerce tankerin uydu resimlerini de yayınlandı. Bunlar çok ciddi suclamalardi. Çünkü Rusya Birleşmiş Milletlerin daimi Güvenlik Konseyi üyesiydi ve bazı medyada da Erdoğan ve takımının Savaş Suçluları kapsamında yargılanması bile konusulmaya başlanmıştı. Gelelim Powertrans'e. Erdoğan ve ailesi Powertrans ile kişisel bağlantılarını ne kadar inkar etseler de bu firma ile Erdoğan'in damadının ÇALIK HOLDING'in bu paravan şirketin gizli sahibi olduğu su götürmez bir gerçek. Neden mi? İzah edeyim. Redhack denen bir hacker grubu Berat Albayrak'in bazı emailerini yayınlamıştı bir kaç hafta önce. Tabiki bu email yazışmalarına sansür getirildi. Ancak bir kaç gün önce öyle birşey oldu ki artık torbanın ağzını buzmek imkansizlasti. Meşhur Wikileaks şimdiki Enerji Bakanı,Erdoğan'ın damadı ve aslında "gizli Başbakan" Berat Albayrak'in 57000 emailini yayınladı. Birçok uluslararası medya buna çok önem verdi. Bu artık örtbas edilemezdi. Albayrak'in yazışmalarının bir ilginç yanı ise ÇALIK HOLDING'in insan kaynakları müdürü BETÜL YILMAZ ile olanlardi. Çünkü Albayrak'in Powertrans ile hiçbir ilgisi olmadığı açıklamalarını doğrudan yalanliyordu. Betül Yılmaz POWERTRANS ile ilgili her önemli personel kararını Albayrak'a soruyordu. Hatta alacakları maaşlara kadar. Ben aşağıda aralarındaki email başlık listesini yayinladim. 1- ÇALIK Holding'in Powertrans ile ne ilgisi vardı? 2- Berat Albayrak aslında Powertrans'in gizli yöneticisimiydi? 3- IŞİD'A giden petrol gelirlerinden KİMLER pay alıyordu? 4- Bunun Türkiye'deki dağıtımı kimler tarafından yapılıyordu? Cevaplar zaten çok net ve bunları DELİLLERİ ile hem uluslararası istihbarat kurumları hem de medyası bilmektedir. Bu gerçekler şu anda bir kutu içerisinde bekletilmektedir. Bu kutu her an açılma tehditiyle Erdoğan ve ailesi ile suç ortaklarının üzerinde keskin bir kılıç gibidir. Ama bizler için en VAHİMİ Türkiye'nin ulusal çıkarlarının bir ailenin iktidar ve para hırsına kurban edilebilecek bir ŞANTAJ aracı olmasıdır. Ben bu rejime karşıyım çünkü ya bu rejim çökecek ya Türkiye. Hakikaten arası yok arkadaşlar. Bu rejim çok ama ÇOK kirli. Benim dilim dönmeye devam ettiği sürece bunu haykırmaya kararlıyım
  13. İşte böyleee, 10 Şubat 12:40 Necip Fazıl'ın gerçek yüzü - habertire.com www.habertire.com/necip-fazilin-gercek-yuzu-makale,428.html Ne yazık ki tarihimizin son birkaç yılı kahramanlarımızı terörist, Cumhuriyetimizin yüz karası insanlarını dabaş tacıyapmaya çalışmakla geçti. Necip Fazıl'ın gerçek yüzü Ne yazık ki tarihimizin son birkaç yılı kahramanlarımızı terörist, Cumhuriyetimizin yüz karası insanlarını dabaş tacıyapmaya çalışmakla geçti. habertire.com Dedeniz Konuşma Sonu
  14. İşte böyleee, 10 Şubat 12:40 Necip Fazıl'ın gerçek yüzü - habertire.com www.habertire.com/necip-fazilin-gercek-yuzu-makale,428.html Ne yazık ki tarihimizin son birkaç yılı kahramanlarımızı terörist, Cumhuriyetimizin yüz karası insanlarını dabaş tacıyapmaya çalışmakla geçti. Necip Fazıl'ın gerçek yüzü Ne yazık ki tarihimizin son birkaç yılı kahramanlarımızı terörist, Cumhuriyetimizin yüz karası insanlarını dabaş tacıyapmaya çalışmakla geçti. habertire.com Dedeniz Konuşma Sonu
  15. iste böyleee, ----------------Dindar ABTALIN dik alasi senin gibi düsünenler ve sen.iste ayat:/EN'ÂM-92: Bu (Kur’ân-ı Kerim), elleri arasındakini tasdik eden ve ahirete ve ona inanan, şehirlerin anası (olan Mekke’de) ve onun etrafında olan kimseleri uyarman için indirdiğimiz mübarek bir Kitap’tır.KiMMiS ABTAL SEN , SEN , SEN ve senin gibi inatcilar .