Bu konuda 183 ileti var

Türümüz beyin ve davranış açısından muhtemelen yeryüzündeki en karmaşık türdür. Sonuç olarak bir hayvan türüyüz ve bu karmaşık yapımızla evrimden ve onun etkisinden yalıtık ya da bağışık değiliz. Ahlaki ve sosyal davranışlarla ilgili sorular karmaşık gibi görünmekle ve zorlayıcı olmakla birlikte, evrimsel analize tabi tutulmalıdır, tutulmaktadır. Bu özel alanı inceleyen evrim etiği adlı bilim, evrim psikolojisi diye adlandırılan, bütün sosyal ve psikolojik davranışlarımızı bilimsel olarak inceleyen geniş kapsamlı bir bilim dalının alt dalıdır.

Evrim psikolojisi temelde, hayvan davranışlarını inceleyen sosyobiyoloji ve etolojinin bir dalıyken; arkeoloji, antropoloji, tarih, evrimbiyolojisi, sosyoloji, bilimsel ve sosyal psikoloji, nörofizyoloji, etoloji, davranış genetiği ve sosyobiyoloji gibi bilim dallarıyla bağlantılıdır veonlardan gelen delil ve bulguları değerlendirir.

Evrim psikolojisi de onun bir alt dalı olduğunu belirttiğimiz evrim etiği de insan davranışının, hominidler (insangiller) grubundan avcı-toplayıcılar olarak geçirdiğimiz yüz binlerce yıl, ayrıca primatlar olarak geçirdiğimiz milyonlarca yıl ve memeliler olarak geçirdiğimiz on milyonlarca yıl boyunca gelişmiş olduğumuzu söyler. İnsan, ahlaki davranışları bakımından her ne kadar benzersiz olsa da öncelikle bir hayvan türüdür ve bonobolar, şempanzeler, goriller ve orangutanlar gibi akrabalarımızda olan en gelişmiş primat türlerinin çoğunda ahlaki davranışların en ilkel biçimlerinin görülmesi bakımından ilgili bilim dalları tarafından incelenir.

İnsanların toplumsal primatlardan ahlaki primatlara doğru nasıl evrildikleri ve ahlaki ilkelerin temeli-kökeninin nasıl kurulduğu konusundaki çalışmalar son yirmi yılda hız almış, elde edilen bilgi ve bulgular davranışlarımızın kökenlerini anlamada bize yardımcı ve yol gösterici olmuştur.

Ahlak bütünüyle insana ait bir alandır ve insan dışındaki türlerin hiçbirinde (ve türlerin herhangi bir üyesinde) davranış, düşünce ya daseçimlerini bilinçli olarak yaptıkları görülmemiştir. İnsan türü bu anlamda kesin olarak eşsizdir. Ancak bunun kadar kesin olan bir başka gerçek, ahlaki duyarlıklarımızın oluşmasını sağlayan duygularımızın, insangil, primat ve memeli atalarımızdan bize aktarıldığıdır. Bu duyguların kalıntılarını bugünkü maymunlarda, insansı maymunlarda ve büyük beyinli diğer memelilerde görmekteyiz; hatta farelerde ve diğer pek çok türde.

Çok zeki hayvanlar olduğu düşünülen yunuslar; vücutlarına oranla oldukça büyük bir beyne sahip, aile yapıları olan ve örgütlenmiş gruplar halinde yaşayan yüksek memeli bir türdür. İnsanların davranışlarına çok benzeyen çeşitli özellikleri vardır, bunlardan biri dile benzer bir şey kullanarak iletişim kurmalarıdır. Daha da ilginç olan özellikleri, herkesçe bilinen ve hayranlık uyandıran senkronize yüzme davranışıdır. Bu davranışın nedeni, sanıldığı gibi estetik bir görüntü sergilemelerini de sağlayan güzel yolculuk etme amacı değildir. Birkaç ya da daha fazla sayıda yunusun bir arayagelerek yüzmesi, sudan havaya fırlayarak birbirinin aynısı olan yaylar çizerek suya tekrar dalması, neredeyse hemen hep gösteriş yapan yeni genç erkekgruplarına özgü bir davranıştır ve öteki yunuslara "bu mahalle bizim" mesajı iletir. Aynı anda bu güç gösterisinden etkilenebilecek dişileri baştan çıkarmak çıkarmaya yönelik saldırganca bir tutumdur ve işe yarar.

Yetişkin yunuslar genç yunuslardan farklı olarak birbirlerini kollamak, kaçıp saklanmak yerine tehlikeyi savuşturmak için biraradadırlar ve işbirliği yaparlar. Onların en etkileyici davranışları ise grubun yaralı veya hasta üyesini soluklanabilmeleri için su yüzüne itmeleridir.

Bir kurama göre balinaların kitlesel intihar gibi görünen o meşhur kıyıya vurmaları durumunun nedeni, sürü üyelerinden birinin yolunu kaybedip kıyıya vurması, grubun diğer üyelerinin de ona yardım etmek amacıyla peşinden gitmeleridir. Bu kuramı destekler pek çok önemli gözlem mevcuttur ve kayda geçmiştir.

Fillerin, kaçak avcılar tarafından vurulan üyeyi yere yıkılmaması için dişleriyle arkasından ve başının altından ittikleri ve sonunda kaldırıp oturtmayı başardıkları görülmüştür. Ailesi onu ayağa kaldırmak içindişlerini kullanmış, itmiş, tekmelemiş ve güç bulması için ot toplayıp hortumuna tıkmış ancak ölmesini engelleyememiştir. Arkadaşları ve ailesi, öldüğünü gördükten sonra cesedin üzerini toprak ve ağaç parçalarıya örtmüştür.

Farelerin, yemek pedalına bastıktan sonra yiyeceğin geldiğini öğrendikten ve bu metotla yiyeceği elde etmeye başladıktan sonra, pedala bastığında bir arkadaşının acı çektiğini görmesi, pedala basmayı reddederek yiyecekten vazgeçmesine neden olmuştur. Benzer deneyler çeşitli maymun türleri üzerinde daha da karmaşık biçimlerde yapılmış ve hepsinin fareler gibi tepkiler gösterdiği gözlemlenmiştir.

Vampir yarasaların davranışları, ahlak öncesi duyarlıklarımız konusunda verilebilecek en çarpıcı örneklerdendir. Bu yarasalar gece sürüler halinde avlanmaya çıkarlar ve hedefleri, geceleri uyuyan sığır ve domuz gibi büyük memelilerdir. Yarasalar, oldukça hızlı çalışan metabolizmaları nedeniyle düzenli olarak beslenmek zorundadırlar ve açlığa sadece iki ya da üçgün dayanabilirler. Genç yarasalar herüç geceden birinde başarısız olurlarken, tecrübeli olan yetişkin yarasalar avdan pek boş dönmezler. Çözüm, avdan başarıyla dönen yarasaların fazlasıyla emdikleri kanı kusup başarısız olanlarla paylaşmasıdır. Kendileri de bir avdan başarısızlıkla döndüklerinde aynı davranışla karşılaşacaklarından emindirler. Bu davranışlarıyla yarasalar, "karşılıklılık ilkesi"ni uyguluyor olduklarını gösterirler. İlginç bir ayrıntı da, emdikleri kanı paylaşmak için geçmişte kendilerine aynı davranışı göstermiş ve birlikte vakit geçirmiş olduğu bireyi seçmesidir. Hem bireyler hem de tür için çok yararlı olan bu karşılıklı ilişkiler, önce bireylerin birbirlerini tanıma yeteneğine, sonra da daha önce birbirlerine yardımcı olup olmadıklarını anlama yeteneklerine bağlıdır.

Bu tür örnekler bilimsel literatürde yüzlerce sayıdadır. Popüler literatür ve anekdotal bilgiler ise binlerce…

Özellikle insana yakın olan primatlarda ahlaki davranışın pek çok örneğine rastlanmaktadır. Birçok maymun türünde kendi yakınlarını ve arkadaşlarını agresyondan korumak için saldırgandan uzaklaştırma, ayırma vesarılarak moral verme gibi davranışlar sıklıkla görülür. Kavgada yenik düşmüş olan veya en kızgın haldeki bireyin arkadaşları, kollarını onun omzunun üzerine atarak, sırtına vurarak, sarılarak veya bir süre tımar ederek teselli etmeye çalışırlar. Haksızlığa uğradıklarında ya da birinin haksızlığa uğradığına tanıklık ettiklerine tepki gösterirler.

Bağlılık, yakınlık, işbirliği, karşılıklı yardımlaşma, sempati ve empati, özgecilik ve karşılıklı özgecilik, çatışma ve kavga çözümü, aldatma ve aldatılmayı fark etme/saptama, barış yapma, gruba ya da topluluğa karşı ilgi ve topluluğun kendisi hakkındaki düşüncelerini umursama, sosyal kuralların farkında olma ve bunlara karşılık verme gibi özellikler insanlarda ve özellikle insansı maymunlarda, diğer maymun türlerinde, yunuslarda, balinalarda ve diğer pek çok memelide görülmektedir. Hemen tümü ortak özelliklerdir ve insan ahlakı, ahlak öncesi var olan bu ortak özelliklerden temel alır.

Devam edecek.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

insanoğlu ahlakı evrimini din ile yaşadı.günümüzdeki ahlak anlayışı dinlerin oluşturduğu sosyal baskıdır.dinlerin sona ermesinden itibaren ahlak evrimi tersine işler ve anarşist bir ortam oluşmasına neden olur.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

teşekkürler ifg , kullanışlı bir kaynak hazırlamışsın -işgalci dinlerden ayrı olarak bence bu çalışmanı iğnelemelisin.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

insanoğlu ahlakı evrimini din ile yaşadı.günümüzdeki ahlak anlayışı dinlerin oluşturduğu sosyal baskıdır.dinlerin sona ermesinden itibaren ahlak evrimi tersine işler ve anarşist bir ortam oluşmasına neden olur.

Cahil cahil konuşma, bu başlığa da din bulaştırma. Bu konu sana hitabetmiyor zaten, senin gibilerle tartışmak için de açılmadı.

Uranus,

Teşekkürler arkadaşım. Önemli bir konu bu ve derli toplu bir başlık açıp kısaca özetlemek lazımdı. Hep beraber yazar, güzel bir kaynak oluştururuz.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

ifeelhanım, boşuna yazıp klayve tuşlarınızı aşındırmayın. ateizm demek sosyal darwinizm demektir. bunu rd bile kabul etmektedir. bu gerçeği bildiği için de doğaya aykırı suni bir ahlak anlayışını ve bu suni ahlaka dayalı bir toplum düzenini savunmaktadır. gerçek bir evrimsel ahlak olsa bile hayvanlar ile insanlar birbirlerine kıyaslanamazlar. hayvanlar aleminde o kadar çok şey var ki insanlara göre çok iğrenç gelebir. insanların kendi aralarında dahi mevcuttur böyle şeyler. afrikalılar çerez yer gibi afiyetle börtü böcek yiyebilirlerken batı coğrafyasında bunlar iğrençlik olarak görülür. evrimi şunu bunu bir kenara bırakalım. ateizmi çökerten bir diğer şey ise nihilizmdir. tüm doğa güllük gülistanlık olsa, aslan ile ceylan canciğer kuzu sarması olsa bile bir yokluğa gidişe inanan, öldükten sonra hiçbir ödül ve ceza sisteminin olmayacağını düşünen bir zihniyet için ne dinsel, ne de evrimsel bir ahlakın bağlayıcılığı yoktur. bu yüzden evrimsel bir ahlakın olduğunu kanıtlamadan önce o ahlakı bağlayıcı kılabilmek, bunun için de ölümün bir yok oluş olmadığı, yapılan hiçbir şeyin karşılıksız kalmayacağını kanıtlamak gerekir.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Cahil cahil konuşma, bu başlığa da din bulaştırma. Bu konu sana hitabetmiyor zaten, senin gibilerle tartışmak için de açılmadı.

Uranus,

Teşekkürler arkadaşım. Önemli bir konu bu ve derli toplu bir başlık açıp kısaca özetlemek lazımdı. Hep beraber yazar, güzel bir kaynak oluştururuz.

IFeelGood,

Bu konuşma tarzı size yakışmıyor. Arkadaş kötü birşey söylememiş,fikrini beyan etmiş sadece. Dindar insanları neden bu kadar aşağılamak istiyorsunuz? Forum sadece ateistlere özelse söyleyin bir daha hiçbir müslüman gelmesin.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Çok güzel bir yazı IFeelGood.

Ben şimdi birşeyi anlayamadım hocam, hayvanlardan birçok ahlaki davranış örneği vermiş ama ''ahlak bütünüyle insana aittir, insan dışındaki türlerin hiçbirinde davranış, düşünce ya da seçimlerini bilinçli olarak yaptıkları görülmemiştir'' diyor.

Yani hayvanlarda bilinç yok mu şimdi, bu ahlaki davranışları düşünerek yapmıyorlar mı, bu benzer eylemleri yaparken insanın beyninde farklı bir mekanizma mı işliyor?

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Cahil cahil konuşma, bu başlığa da din bulaştırma. Bu konu sana hitabetmiyor zaten, senin gibilerle tartışmak için de açılmadı.

Uranus,

Teşekkürler arkadaşım. Önemli bir konu bu ve derli toplu bir başlık açıp kısaca özetlemek lazımdı. Hep beraber yazar, güzel bir kaynak oluştururuz.

teşekkürler kk çok güzel bir paylaşım.devamını bekliyoruz.gözlerimiz yollarda kalmasın,saygılar hürmetler,iyi günler.bugün havada sıcak.sizcede öyle değilmi,neyse ben dayak yemeden gideyim. :huh:

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

ifeelhanım, boşuna yazıp klayve tuşlarınızı aşındırmayın. ateizm demek sosyal darwinizm demektir. bunu rd bile kabul etmektedir. bu gerçeği bildiği için de doğaya aykırı suni bir ahlak anlayışını ve bu suni ahlaka dayalı bir toplum düzenini savunmaktadır. gerçek bir evrimsel ahlak olsa bile hayvanlar ile insanlar birbirlerine kıyaslanamazlar. hayvanlar aleminde o kadar çok şey var ki insanlara göre çok iğrenç gelebir. insanların kendi aralarında dahi mevcuttur böyle şeyler. afrikalılar çerez yer gibi afiyetle börtü böcek yiyebilirlerken batı coğrafyasında bunlar iğrençlik olarak görülür. evrimi şunu bunu bir kenara bırakalım. ateizmi çökerten bir diğer şey ise nihilizmdir. tüm doğa güllük gülistanlık olsa, aslan ile ceylan canciğer kuzu sarması olsa bile bir yokluğa gidişe inanan, öldükten sonra hiçbir ödül ve ceza sisteminin olmayacağını düşünen bir zihniyet için ne dinsel, ne de evrimsel bir ahlakın bağlayıcılığı yoktur. bu yüzden evrimsel bir ahlakın olduğunu kanıtlamadan önce o ahlakı bağlayıcı kılabilmek, bunun için de ölümün bir yok oluş olmadığı, yapılan hiçbir şeyin karşılıksız kalmayacağını kanıtlamak gerekir.

maalesef böyle bir sorun var...

davranışlarımızn kökeni evrimsel olarak açıklanabilir...

nasıl fiziksel özelliklerimiz zamanla evriliyorsa bu tür sosyal davranışlar da oluşmuş olabilir...

ya da farklı bir deyişle bu tür sosyal ahlaki dediğimiz davranışları gösterebilenler seçilmiş diğerleri elenmiştir deriz...

ama insandaki akıl denen meret işleri karıştırabiliyor...

akıl nasıl olsa mutlak yokluğa gidecek olan bütün bu varlığın içinde iyinin ve doğrunun anlamını yitirdiğini görüyor...

çok kısa bir zaman için varolup sonra tamamen yok olan şeyin ne iyiliğinden ne kötülüğünden ne güzelliğinden ne çirkinliğinden ne ahlakiliğinden bahsetmek pek akıllıca gelmiyor...

suya bir şiir yazdım harikaydı çok güzeldi diyemiyor kimse...

ne kadar uzun gibi görünse de aslında sonsuzluk karşısında bir an bile olmayan evrenin hayatı ve onun içindeki bizlerin yaşamı suya yazılan yazı kadar kalıcı...

bu durumu düşünmek akla ahlakın gereksizliğini anlamsızlığı getiriyor maalesef...

eğer bir ahlaki evrim varsa evriminin sonundaki akıl bu evrilen ahlakı yok ediyor...

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

'' Aslında on üç yaşında bir çocukken, kötünün kaynağının ne olduğu konusunu uzun uzun düşündüm zaten. Bir insanın yarı yarıya çocukça oyunlarla dolu, yarı yarıya yüreğinde Tanrı olduğu bir çağda, ilk edebi çocukça oyunumu, ilk felsefi denememi bu konuya adamıştım; ve o zaman bulduğum çözüme gelince, bu şerefi, uygun olduğu üzere, Tanrı'ya bahşettim ve kötünün babasının o olduğuna karar verdim.'' ( NietzsCHE- Ahlaki Değerlerin Soyağacı )

Bu kitabı geçen hafta bitirdim.

'' Ahlak geleneklere itaatten başka birşey değildir (yani artık değildir), geleneklerin ne türde olduklarının da bir önemi yoktur; ama gelenek alışılagelmiş davranış ve değerlendirme biçimidir.'' (NietzsCHE- Tan Kızıllığı- Ahlaksal Önyargılar Üzerine Düşünceler-)

Bu kitabı hala okuyorum, bitiremedim.İki ay kadar önce bir başka sitede ahlak (etik) konusu açılınca bu konuda bilgi ve donanımımın az olduğunu hissettim ve bu iki kitaptan başladım. Ben de I feel good'a teşekkür ederim, çok güzel yazmış. Bence ahlak adına bize dayatılan her tür düşünce ve dogmayı kendi vicdanımızın süzgecinden geçirmeliyiz, gerektiği yerde ahlak adına ahlaklı olmak için, ahlak kurallarını red etmeliyiz. Kendisine Tanrı'nın elçisi diyen 52 yaşındaki biri 9 yaşındaki bir kız çocuğu ile cinsal ilişkiye giriyorsa, onun öğretilerinin suratına tükürmeliyiz, o çocuğun babasını da kendisinden sonra Halife olarak görüyorsak aklımızı, vicdan ve mantığımızı hadım etmişiz demektir.

Evet, peygamberin yaptıklarını tekrar etmek sünnet mi? Verin o zaman 9 yaşındaki kızlarınızı ve akraba kızlarınızı 50'sini geçmiş ihtiyarların koynuna '' nikahlı karı'' diye, hadi verin bakalım. Ne oldu? Olmadı değil mi? Vicdanınız sızladı galiba? Pedofili nedir? Ruhsal bir hastalık mıdır? Bir pedofil ''ben Tanrı'dan emir aldım, bunlar doğru'' diyorsa o aynı zamanda boşluktan, hiç olmayan birşeyden talimat aldığını zanneden bir şizofrendir. Böyle, günümüzde bırakın peygamberi, sıradan birisi bile ''ben Tanrı'dan talimat alıyorum'' dese onun yeri akıl hastanesidir.

Sağlıcakla kalın.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Neye göre tiksiniyoruz?

İğrenme duygusunun korkuyla benzer bir evrimsel taban çerçevesinde geliştiği öne sürülüyor.

Yaradan sızan iltihabın veya çürümüş etin görüntüsü pek çok kişinin midesini bulandırmaya yeter ve bu gibi zararlı oluşumlardan kaçınmanın da evrimsel bir dayanağının olması muhtemel. Aslında bu durum çok daha derin anlamlarla da ilişkili olabilir. Örneğin tiksinti, ahlak duygusunun ortaya çıkmasına neden olmuş olabilir.

Londra Hijyen ve Tropik Hastalıklar Fakültesi’nden Valerie Curtis, tiksinmenin korkuyla aynı nedenlerle evrildiği görüşünde. Korku bizleri aslan ya da ayılar gibi avcılardan uzak tutmaktayken, iğrenmeyse parazit ve bakteriler gibi çok daha küçük boyutlu olanlarına karşı bir koruyucu melek olma özelliği taşıyor. Üstelik iğrenme duygusu, ölümcül bakterileri tanıyarak onlardan uzaklaşan basit nematotlarda (bir yuvarlak solucan) bile görüldüğü şekliyle, hemen her canlıda mevcut.

Tüm bunlar oldukça mantıklı fakat Curtis işin bir başka boyutuna dikkat çekiyor, “Eğer ön bahçenize dışkılasam ya da içtiğiniz kahveye tükürsem ya da toplu taşıma araçlarında sürekli olarak kokulu gazlar üretsem sizleri vücut sıvılarımla tehdit etmiş olurum ve bu nedenle de hoş karşılanmaz. Fakat aslında ahlak kavramının gelişimine yönelik ilk izleri oluşturur. En azından ahlak kurallarını toplum içinde ortaya çıkaran yollardan bir tanesidir, yani yaydıklarınızla diğer insanları hasta etmemek. İnsanların kötü davranışlarıyla ortaya çıkan tiksinti duygusu organik sistemimizle doğrudan ilişkili.”

Bu oldukça ilginç bir yaklaşım olmasına karşın, ahlak kurallarının bütününün ortaya çıkışından tamamiyle sorumlu olamaz. Örneğin hırsızlık veya insan öldürmek toplum tarafından ahlaksızca görülen davranışlar olmasına karşın iğrenme duygusuyla ilişkili değildirler. Curtis’in bulmacanın bu parçasına ilişkin düşünceleriyse şöyle: “Hastalık yapan etkenlere en fazla açık olan toplumlar daha fazla kapalı, sıkı ve koruyucu kurallara sahiptirler. Eğer hastalıkların yaygın olduğu bir toplumda yaşıyorsanız iğrenme konusunda daha hassas olacaksınız ve bu da tüm topluluk için geçerli bir hale gelecektir.”

Cornell Üniversitesi’nden David Pizarro ise iğrenmenin evrimsel bir tabanının olduğunu düşünmenin bir çok şeyi açıkladığını düşünmesine karşın yaklaşımın geniş bir yelpazeye uygulanması halinde kafasında soru işaretleri belirdiğini ifade ediyor, “Örneğin bir enfeksiyon salgın halini aldığında, insanların buna özellikle dikkat ettiklerini ancak bundan kaçınmaya yönelik olarak özel bir sistem geliştirmediklerini düşünüyorum.”

Üstteki yazı aklıma geldi daha önce okumuştum ahlakı farklı ve insana özgü bir şey olarak ele almak,onu yüceltmek vs istemiyorum...Ahlakın evrimin bir ürünü olduğunu kabul etsek bile ahlak evrimin tanımı içerisinde nasıl bir yere sahip?Üstteki yazıda tiksindiğimiz herşeyin ahlaka dönüştüğü gibi bir çıkarım yapılmış bunun genele vurulamayacağı belirtilse de kabul görmüş gibi bir şey...Tiksindiğimiz herşey maalesef ahlaktan nasibini almıyor...Evrimin yönü var mıdır varsa onun yönünü etkileyen faktörler nelerdir?Evrim her zaman iyiye doğruya ahlaklıya mı götürür?Evrimin doğasının farkında mıyız gibi sorular kafamda oluşuyor yazı için teşekkürler IFeelGood...

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

teşekkürler kk çok güzel bir paylaşım.devamını bekliyoruz.gözlerimiz yollarda kalmasın,saygılar hürmetler,iyi günler.bugün havada sıcak.sizcede öyle değilmi,neyse ben dayak yemeden gideyim. :huh:

Evet... Tamam...

Sert çıktım, afedersin ama hakikaten öyle tepeden inme, konuyla ilgisiz dini bir yorum yapınca çok kızdım. Yoksa senin ve diğer tüm inanırların bu bilimsel bilgilere hiçbir şekilde inanmadığınızı biliyorum, hepimiz biliyoruz. Ama bu başlıkta amaç size öyle olmadığını göstermek değil. Ahlak dinlerin en fazla beslendiği ilk ve en önemli konudur. Kaynağının dinler olmadığını kabul etmek bir inanır için pek de mümkün değildir.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Ben şimdi birşeyi anlayamadım hocam, hayvanlardan birçok ahlaki davranış örneği vermiş ama ''ahlak bütünüyle insana aittir, insan dışındaki türlerin hiçbirinde davranış, düşünce ya da seçimlerini bilinçli olarak yaptıkları görülmemiştir'' diyor.

Yani hayvanlarda bilinç yok mu şimdi, bu ahlaki davranışları düşünerek yapmıyorlar mı, bu benzer eylemleri yaparken insanın beyninde farklı bir mekanizma mı işliyor?

Sen hiç ahlaki duyarlıklarını yazılı ve sözlü kurallar haline getirmiş, uygarlıkları bu metinler aracılığıyla yönetmeye kalkmış, ahlaki düşünce ve davranışları üzerinde bu denli düşünüp seçimler yapmaya çabalamış bir hayvan türü biliyor musun insandan başka?

Tabii ki bunu yapan sadece bizim türümüz..

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

maalesef böyle bir sorun var...

davranışlarımızn kökeni evrimsel olarak açıklanabilir...

nasıl fiziksel özelliklerimiz zamanla evriliyorsa bu tür sosyal davranışlar da oluşmuş olabilir...

ya da farklı bir deyişle bu tür sosyal ahlaki dediğimiz davranışları gösterebilenler seçilmiş diğerleri elenmiştir deriz...

ama insandaki akıl denen meret işleri karıştırabiliyor...

akıl nasıl olsa mutlak yokluğa gidecek olan bütün bu varlığın içinde iyinin ve doğrunun anlamını yitirdiğini görüyor...

çok kısa bir zaman için varolup sonra tamamen yok olan şeyin ne iyiliğinden ne kötülüğünden ne güzelliğinden ne çirkinliğinden ne ahlakiliğinden bahsetmek pek akıllıca gelmiyor...

suya bir şiir yazdım harikaydı çok güzeldi diyemiyor kimse...

ne kadar uzun gibi görünse de aslında sonsuzluk karşısında bir an bile olmayan evrenin hayatı ve onun içindeki bizlerin yaşamı suya yazılan yazı kadar kalıcı...

bu durumu düşünmek akla ahlakın gereksizliğini anlamsızlığı getiriyor maalesef...

eğer bir ahlaki evrim varsa evriminin sonundaki akıl bu evrilen ahlakı yok ediyor...

Akıl denen meret işleri karıştırıyor dediğin nokta, tam olarak dini öğretilerin beslendiği nokta. Ölmeyi ve yok olmayı bir türlü hazmedemeyen insan türlü fanteziler yaratıyor ama buna rağmen içgüdülerini ve evrimsel süreçte edindiği eğilimleri yok edemiyor.

Ahlaki evrim varsa ki bilimsel delillere göre elbette var, akıl bu ahlakı yok etmediği gibi sürdürüyor da. Gelişmiş beyinlerimiz ve aklımız bize doğruyu açıkça gösteriyor ve ilginç olarak karmaşayı çözebilmenin yollarını gösteriyor.

Ahlakın oluşmasına neden olan o bütün o duyarlıklar ve ahlaki duygular hemen her zaman olacak. Onların yok olmaları için insanın bütünüyle başka bir türe dönüşmesi lazım diyeceğim ama, o durumda bile pekçoğunu taşıyacağımız o kadar aşikar ki. Bak yunuslara.. Farelere.. Genleri yok edemiyorsun...

Felsefeyle anlamak zor . Ahlak bilimin işi.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

IFeelGood, çok güzel bir yazı dizisine başlamış. Bilim ve özellikle de evrim kuramı tüm bu olguları açıklayabilecek güçtedir. Ahlak vardır. Gökten zembille gelmediğine göre evrimle ortaya çıkmıştır.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Ben şimdi birşeyi anlayamadım hocam, hayvanlardan birçok ahlaki davranış örneği vermiş ama ''ahlak bütünüyle insana aittir, insan dışındaki türlerin hiçbirinde davranış, düşünce ya da seçimlerini bilinçli olarak yaptıkları görülmemiştir'' diyor.

Yani hayvanlarda bilinç yok mu şimdi, bu ahlaki davranışları düşünerek yapmıyorlar mı, bu benzer eylemleri yaparken insanın beyninde farklı bir mekanizma mı işliyor?

Sen hiç ahlaki duyarlıklarını yazılı ve sözlü kurallar haline getirmiş, uygarlıkları bu metinler aracılığıyla yönetmeye kalkmış, ahlaki düşünce ve davranışları üzerinde bu denli düşünüp seçimler yapmaya çabalamış bir hayvan türü biliyor musun insandan başka?

Tabii ki bunu yapan sadece bizim türümüz..

Senin beyninin diğer hayvanlardan biraz daha gelişmiş olması ve benzer dediğin ahlaki duyarlılıkları yazı dediğin farklı bir iletişim aracına dökmüş olman, ahlakı ''bütünüyle'' sana mı ait yapıyor?

Ayrıca bu tür davranışları ve seçimleri bilinçli yapanın yalnızca insan olduğunu nasıl söyleyebiliyoruz?

Verdiğin hayvan örneklerindeki ahlaki davranışlara sebep olan genetik kod, senin beyninde farklı mı çalışıyor, sen ''düşünerek'' seçiyorsun da onlar neden robot oluyor?

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Ahlaki evrim varsa ki bilimsel delillere göre elbette var, akıl bu ahlakı yok etmediği gibi sürdürüyor da. Gelişmiş beyinlerimiz ve aklımız bize doğruyu açıkça gösteriyor ve ilginç olarak karmaşayı çözebilmenin yollarını gösteriyor.

Ahlakın oluşmasına neden olan o bütün o duyarlıklar ve ahlaki duygular hemen her zaman olacak. Onların yok olmaları için insanın bütünüyle başka bir türe dönüşmesi lazım diyeceğim ama, o durumda bile pekçoğunu taşıyacağımız o kadar aşikar ki. Bak yunuslara.. Farelere.. Genleri yok edemiyorsun...

Beyinlerimizin gelişmesiyle, o yüceltip el üstünde tuttuğumuz ahlaki davranışlarımızın, basit bir molekülün kendini daha iyi kopyalayabilmek adına uydurduğu şeyler olduğunun farkına vardık..

E haliyle kirec'in dediği gibi bu durumu düşünmek, akla ahlakın gereksizliğini anlamsızlığını getirmez mi, onu yok etmek için illaki ortadan mı kaldırmamız gerek, önemini yok etmemiz yeterli olmaz mı?

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Beyinlerimizin gelişmesiyle, o yüceltip el üstünde tuttuğumuz ahlaki davranışlarımızın, basit bir molekülün kendini daha iyi kopyalayabilmek adına uydurduğu şeyler olduğunun farkına vardık..

E haliyle kirec'in dediği gibi bu durumu düşünmek, akla ahlakın gereksizliğini anlamsızlığını getirmez mi, onu yok etmek için illaki ortadan mı kaldırmamız gerek, önemini yok etmemiz yeterli olmaz mı?

bişeyi farketmedik , ben hiç yüceltip el üstünde tutmuyorum ancak beynimizin evrimi bizi doğal çevrede yaşayan hayvanlardan ayırmaktadır. bizim bugün 'ahlak' dediğimiz şey - ( ki içeriği göreceli ve değişkendir ) kavram olarak yazıyorum - bizim isimlendirdiğimiz birşeydir. gerçekte ise davranış modelleridir. birlikte yaşam dediğimiz bir ortamda da davranış modelleri geliştirmek zorundasındır tıpkı diğer hayvanlar gibi.

Senin beyninin diğer hayvanlardan biraz daha gelişmiş olması ve benzer dediğin ahlaki duyarlılıkları yazı dediğin farklı bir iletişim aracına dökmüş olman, ahlakı ''bütünüyle'' sana mı ait yapıyor?

Ayrıca bu tür davranışları ve seçimleri bilinçli yapanın yalnızca insan olduğunu nasıl söyleyebiliyoruz?

Verdiğin hayvan örneklerindeki ahlaki davranışlara sebep olan genetik kod, senin beyninde farklı mı çalışıyor, sen ''düşünerek'' seçiyorsun da onlar neden robot oluyor?

ahlak dediğimiz şey insana ait diildir, isim verdik biz sadece , bunun içine doldurduklarımızdan bazıları insana aittir , türümüze özgüdür.

seçimleri bilinçli yapmaktan kasıt ;soyutlama yaparak düşünmek ve karar verme mekanızmamızın gelişimi kısaca zihnimizin işleyisi diğer türlerden bizi ayıran farklardandır. hayvanlar robotsa bizde robotuz diillerse diiliz, kısaca bizde hayvanız. diğer hayvanların davranışlarını anlama konusunda ise bilim zaten yeni sayılır yani hala keşfediyoruz, öğrenicek çok şey var. ama şunu biliyoruz ki hiç bir başka tür insan kadar çevresine etki edip onu bu kadar değiştirmemiştir. biz kendi çevremize şekil verdik ve 'doğal' bir hayat yaşamıyoruz hayvanlar ise kalan doğal ortamda yaşıyorlar. salt antropomorfik bakış açısıyla bu konuyu anlayamazsın.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

bilim evrenin yok olacağını söylüyor...

er veya geç herşey yok olacak...

hatta olacak değil oluyor yani bu süreç şu anda devam ediyor...

yıkılmak üzere olan bir evi boyamaya yada süpürmeye kalkarmısınız...

onu güzel resimler heykellerlerle donatır mısınız...

niye donatmayız...

çünkü birazdan yıkılacak bir şeyi süpürmenin güzelleştirmenin bir anlamı yok ki...

hayır var sa biri anlatsın gerçekten anlamak isterim...

evren de yıkılmak üzere olan bir ev gibi...

hayatımız onun yanında çok daha kısa...

bilinç yok oluşu farkettikten sonra bunu hiç farketmemiş gibi yapabilir mi...

sanırım tek çıkar yol bu...

hayvanlar bunu bilmedikleri için şanslılar belki...

yaptıklarımız kalıcı olacak mış gibi davranmak...

bu evren hiç yok olmayacak ve eserlerimiz çok uzun süre insanlığa ışık olacak...

yaptıklarımızın sonuçlarını yıllar yılı konuşacaklar...

mış gibi yapmak...

ahlakın ayakta kalabilmesi için bu şart sanki...

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

İnsan türü –modern insan olarak (homo sapiens)- varoluşunun yaklaşık 90.000 yılını önce gruplar ve küçük takımlar halinde yaşayarak geçirdi. Takımlardaki birey sayısı onlarla yüzler arasında değişiyordu ve son 10.000 yıl içinde de bu takımlar, binlerce bireyden oluşan kabilelere dönüştü. Bu kabileler içinde bazıları on binlerce bireyden oluşan şeflikleri meydana getirdi ve bazı şeflikler birleşerek ya bir devlet kurdu, yada kurulmuş bir devletin içine dahil olarak birleşti. Kimi zaman da devletler birleşerek imparatorluklara dönüştü. Kısacası türümüz büyüyerek gelişmiştir ve yakın zamanlarda bulunan fosiller, DNA kayıtları vb. veriler modern insanların tarihinin yine yaklaşık 160.000 yıllık olabileceğine işaret ederek bu görüşü doğrular.

Ahlaki kurallar, primat ve hominid (insangil) ataların ahlak öncesi duyarlıklarından evrilerek bu süreç içinde; yani gruplar ve takımlar halinde yaşarken, büyüdüğü ve devletler ve hatta imparatorluklar oluşturduğu süreç içinde bir yerlerde yaratılmıştır. İnsanın, takımlar halinde yaşadığı bilinen ilk 90.000 yılda ahlaki duyarlıklar duygu ve ifadelerde kendini gösterir ve bu durum yeterken, son 10.000 yılda kabilelere, oradan şefliklere ve sonra devletlere geçişin direkt sonucu olarak yetersiz kaldı ve ahlak kuralları ve ilkeleri sistemleştirildi.
Bu geçişle birlikte nüfusta ve dolayısıyla yiyecek üretiminde yaşanan büyük sıçrama hem toplumsal/sosyal yaşamda, hem de ekonomik alanda iş bölümü yapılmasını ve gelişmesini sağladı.

Biyokültürel Evrim Piramidi, ahlaki duyarlıklarla ahlaki ve etik sistemlerin evrimsel süreçte nasıl geliştiğini, geçişlerle gösteren bir modeldir:

vlpbx2sn.jpg

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

İşçiler, zanaatkarlar, yazmanlar ve ustalar; bürokratların, tepedeki siyasetçilerin ve bunlarının tümünün bedel ve giderlerini karşılamak için görevlendirilen tahsildarların örgütleyerek yönettiği bir yapı içinde çalışıyordu. Bu sistemleşme örgütlü dinler tarafından kullanılarak kendini geliştirdi ve olgunlaştırdı, bununla birlikte yönetici olan seçkinlerin iktidarına dayanak ve gerekçe oldu.

Ancak erken dönem homo sapiens, dinlerden önce de ahlak ve hukuk sistemleri oluşturma çabası içinde oldu. Bu girişimlerden biri, bir Fransız arkeoloji ekibinin İran'ın Sus kentinde yaptığı kazı çalışmaları sırasında bulduğu büyük siyah bir taşla gün ışığına çıkarıldı. Hammurabi Yasaları adı verilmiş olan bu metin, kayda geçirilmiş ilk ahlak ve hukuk kurallarını içeren, çivi ile taşa yazılmış bir metindir. Tarih, Hammurabi Yasları'ndan daha eski olan ahlak ve hukuk koyma girişimleri olduğunu düşündürse de, tarihte rastlanan ilk düzenli girişim budur.

Metin, 282 yasayı içerir ve Tanrı'lara hitabeden bir başlangıç bir de bitiş pasajı içerir. Yasaların her biri dua niteliği taşır. Dualar, yasalara uymayanları ya da kaldırmaya teşebbüs edeni lanetleyen sözcüklerden oluşur. İslam dininde yer alan "kısasa kısas" benzeri uygulamalar vardır. Bir inşaatçının yaptığı ev herhangi bir nedenle yıkılır da ev sahibi ölürse, evi yapan inşaatçı da öldürülürdü. Ölen kişi evin oğluysa, evi yapan inşaatçının oğlu öldürülürdü. Yalancı tanıklık da dahil, ciddi sayılan tümsuçlar mutlaka ölümle cezalandırılırdı. Son derece ürkütücü olan bu yasala hemen hiç özür ya da açıklama dinlemeksizin uygulanırdı.

MÖ 1700 civarında Babil halkını kontrol etmek amacıyla yazılan Hammurabi Yasaları, o dönemin ve toplumun neleri ahlaki olarak doğru saydığının özetidir. Yasada en önem verilen konuların başında aile yaşamının düzenlenmesi gelir. Zina, miras bırakılması ve dağılımı, evlat edinme, ihmalkarlık gibi aileyi doğrudan ilgilendiren tüm konular yasalarla düzenlenmiştir. Ailesini terk eden kadın ve erkekler mutlaka ağır biçimde cezalandırılır, toplum işbirliği yapmak üzere yönlendirilir. Görünen odur ki, çok eski Homo Sapiens grupları için zararlı olan ve istenmeyen ne kadar davranış varsa, hepsi Babil halkı için de geçerlidir.

Din, siyasi iktidarı onaylama işlevinin yanı sıra, toplumsal düzeni ve toplumun davranış kontrolünü sağlayan bir kurum işlevi de görmüştürve olumlu ahlaki duyarlıkları teşvik ederken olumsuzların cezalandırılmasıyla ilgili yaptırımlar içermiştir.

İnsanın zaten sahip olduğu ve pratik ettiği ahlaki duyarlıklar, öznel ahlaki duygular ve normlar, yazının da bulunuşuyla birlikte kutsal metinler haline getirilmiş ve tam anlamıyla kanunlaştırılmıştırdır. Dini örgütler ve dini liderlerin temel rollerinden biri, Tanrı'lara ait olduğunu söyledikleri bu kanunlar hakkında insanları sözde bilgilendirmek ve ceza veödül sistemini hayata geçirmektir. Bu metinlerde, Tanrı'ya itaat edildiğinde hakedilenin elde edileceği bir alış-veriş sistemi oluşturulmuş ve dini ritüeller yoluyla insanların birlikte hareket etmeleri sağlanmıştır. İnsan, dini ritüellerin ve diğer inanırların Tanrı'ya koşulsuz güveninin Tanrı'yı mutlu ve tatmin edeceğine ve böylelikle kaynak ve ödüllere daha rahat ulaşabileceğine inanmıştır. Tanrı adına konuşan ve onun temsilcisi olduğuna inanılan kişi ve iktidarlar sözde ilahi bir güçle donatılmışlardı ve bunu, vergi toplamak, bağlılık, sadakat, itaat ve devlete hizmet şeklinde kullanıyordu. Bu davranış ve yükümlülükler standartlaşmış ritüeller halini aldı ve dini iktidarın gücünü simgeledi.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Daha önce de yazdığım gibi benim fikrim şu;

Bütün gözlemlerim ve deneyimlerimle söylüyorum ki; ahlak ve din birbirinden bağımsız olmakla kalmayıp, bence en büyük ahlaksızlıkların temelinde sahte dinler vardır.

Çünkü, sahte dinler insanı ve yaratılışı küçümser, korku ve umutlarını kullanır, sömürür, bilinmeyen konularda süper vaadler verir ve istediğini yapmayacaksan akıl almaz cezalar öngörür.

Dini yaşamında temel alan insan, bir şekilde bunlarla koşullanmış beyni ile kendine özgü (ve kutsal kitaplara özgü) bir davranış ve düşünme biçimi belirler ki, bu genelde adaletsiz, anti-hümanist, eşitliksiz, cinciyetçi ve ayrımcıdır.

Örnekleri görmek için kör olmamak ve normal bir IQ'ya sahip olmak yeterlidir.

Etrafta yüzlerce, binlerce, milyonlarca vardır.

Politikada vardır, okulda vardır, kutsal sayılan yerlerde vardır, evde vardır, komuşuda vardır, işte vardır, yani toplumun her kesiminde vardır bu örnekler.

Ancak dinler, insa zekasını köreltir ve bir süre sonra düşünmeyip, sorgulamayan, sadece verileni kabul eden birer robot haline getirir ve bu sığ bakışın da yüksek erdemlere ulaşması neredeyse imkansız hale gelir.

Yine bence tabii...

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Dinler, insanlara sözde yüksek ahlaki ilkeler empoze eder görünürken, kendisinden olmayana tecavüzü, cinayeti, yağma ve gaspı onaylar ve hatta teşvik eder. Savaş ve soykırım uygulayıcı yapıları vardır çünkü kendi grup üyelerinin dış gruplarla birleşmesini engellemekle kalmaz, onları düşman olarak hedef gösterir. Oysa ahlaki duyarlıklarımızın evrildiği paleolitik çağda, toplumsal ortam bireyin komşuları ailesi, geniş ailesi ve herkesin sonderece kolay tanıdığı topluluk üyeleriydi. Özgeci idiler, başkalarına yardım etmek demek, kendilerine yardım etmek demekti. Devlet toplumları oluşmadan önce "komşunu sev" ilkesi ile işaret edilen bu topluluk, dış gruplara karşı temkinli olmalı, öyle yaklaşmalıydı çünkü sık sık çatışma yaşanıyordu, güven zayıftı ve savaşta ölmek oldukça yaygındı.

Dinler, toplumsal ve siyasi gücünü sürdürebilmek için insanın ahlaki duyarlıklarından yararlanmakla kalmamış, diğer tüm içgüdülerini kötüye kullanarak hüküm sürmüştür. Nüfusu düşük olan ve dini yaptırımlara ihtiyaç duymayan küçük toplumlar resmi olmayan yöntemlerle, yani bu yazı boyu anlatılmaya çalışılan ahlaki duyarlıklara güvenerek ve pratik ederek yaşarlar.

Pulitzer ödüllü Tüfek, Mikrop ve Çelik kitabının (mutlaka okunmalıdır) yazarı bilimci Jared Diamond, Yeni Gine ve çevresinde neredeyse otuz yıl boyu araştırmalar apmış ve insanların başkalarına nasıl davranmaları gerektiğinin belirlenmesi için bir Tanrı ya da ruha başvurulduğunu hiç duymadığını söylemiştir.

Bilinen kesin gerçek, ahlaklı bireyler olmak için bir dine ihtiyaç bulunmadığıdır. Türümüzün sahip olduğu ahlaki duyarlıklar ve normlar, bize atalardan kalmadır, evrenseldir ve bunun neden ve nasıl böyle olduğu görüldüğü gibi çok açıktır.

Gruplardan, takımlardan, kabile ve toplumlardan; konu gereğide ahlaktan sözedildiğinde, yaratılışçıların Sosyal Darwinizm dedikleri ve insanı katıksızca bencil, çıkarcı, güçsüzü ezmesi ve yok etmesi gereken birhayvan türü olarak empoze etmeye çalıştıkları gerçeği akla gelir.

Oysa Darwin, günümüz evrimci bilimcilerine göre de hem grup seçilimi hem de bireysel seçilim için geçerli ve işlevli olan şu tespiti yapmıştır:

"Yüksek bir ahlak standardının bireye ya da çocuklarına aynı kabileden diğer insanlara kıyasla ya hiç ya da çok az avantaj sağlamasına karşın, iyi özelliklerle donanmış birey sayısındaki artışın ve ahlak standartlarındaki ilerlemenin bir kabileye, diğer bir kabileye karşı kesinlikle çok büyük bir avantaj sağlayabileceği unutulmamalıdır. İçinde yüksek derecede bir yurtseverlik, sadakat, itaat, cesaret ve anlayış ruhu taşımasından dolayı başkalarına yardım etmeye ve ortak yarar uğruna hayatını feda etmeye her zaman hazır durumda pek çok üyesi olan bir kabilenin, diğer kabilelerin çoğuna karşı zafer kazanacağından kuşku duyulamaz; doğal seçilim de budur. Tüm dünyada tüm zamanda kabileler başka kabileleri geride bırakmıştır. Ahlak da başarılarındaki en önemli etmenlerden biri olduğundan, ahlak standartı ve iyi özelliklerle donanmış kişi sayısı her yerde yükselme ve artma eğilimi gösterecektir."

İnsan ne tümüyle iyi ve ahlaklı, ne de tümüyle kötüdür. Sosyal Psikolog Carol Tavis bu konuda "Bilimsel deliller; insanların ahlaki ikilemler hakkındaki muhakemelerinin, tıpkı ahlaki davranışları gibi, belli durumlara özgü olduğuna işaret eder" demektedir.İnsanı tümüyle iyi ve ahlaklı veya tümüyle kötü ve ahlaksız diye nitelemek, insan davranışlarının inceliklerini ve ayrıntılarını anlamaya engel olacaktır.

Ancak yine görünen odur ki, insan ahlaklı olma eğilimindedir ve bu eğilim ona evrimsel süreçte aktarılmıştır.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

bir insan ahlak diye kendini neden kısıtlar, kısıtlamak ister ki de ateizmde ahlakı ispatlamaya çalışır? hayvan değil misiniz? neden en az onlar kadar özgürce yaşayabilmenin yollarını aramazsınız? hayatın bir anlamı ve amacı olmadığına göre, herşeyi bir "anlam" vermeye çalışmanın "amacı" nedir? "bugün var, yarın yok" değil midir felsefe? o halde ölüm sonrası yokluğa inandıktan sonra kim takar ahlakı?

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Hesap oluşturun veya yorum yazmak için oturum açın

Yorum yapmak için üye olmanız gerekiyor

Hesap oluştur

Hesap oluşturmak ve bize katılmak çok kolay.


Hesap Oluştur

Giriş yap

Zaten bir hesabınız var mı? Buradan giriş yapın.


Giriş Yap

  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.