mmmrkl

Önce hangisi: Sümerler mi, Mesaj mı?

Bu konuda 21 ileti var

Şunu anlayamıyorum:

Sümerlerin kur'an'ı tasdik edici şeyler söylemesi, Kur'an'ın kökeninin Sümer kaynaklı olduğunu mu gösterir?

Kur'an 'ın mesajı ilk insanla başlamış değil midir? Sümerler ilk insanlar mıydı? Olsa olsa Sümerler Kur'an mesajını almış olabilirler.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Evrime göre ilk insan diye bir şey yok. Bunu geçtim Kur'an Arapların uydurduğu bir yalandan başka bir şey değildir. Yok cinmiş yok şeytanmış yok melekmiş bunlar palavradan başka bir şey değildir.

tarihinde D-kun tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
21 hours ago, D-kun said:

Evrime göre ilk insan diye bir şey yok. Bunu geçtim Kur'an Arapların uydurduğu bir yalandan başka bir şey değildir. Yok cinmiş yok şeytanmış yok melekmiş bunlar palavradan başka bir şey değildir.

Pek anlayamadım,

Herşeyin bir ilki olmalı değil midir? Öyleyse bugünkü insanlar nereden çıktı?!

Üstelik biz Sümerlerden bahsediyoruz, yazdıkların mantıklı değil, sloganik boş laflar.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
4 saat önce, mmmrkl yazdı:

Pek anlayamadım,

Herşeyin bir ilki olmalı değil midir? Öyleyse bugünkü insanlar nereden çıktı?!

Üstelik biz Sümerlerden bahsediyoruz, yazdıkların mantıklı değil, sloganik boş laflar.

Sümerler ilk insanlar değillerdir. İnsanoğlu en az 100.000 yıl önceden kalma yoksa ilk insan 5.000 yıl önce çıkmamıştır, bu saçmalığın daniskasıdır.

Sümerlerden kopyalama var Kur'an'da (bakınız Nuh Tufanı). Kur'an'ın çalıntı olan birçok yerleri var böyle. 

Ayrıca Sümerlerin kuruluş-yıkılış tarihlerini incelemende fayda var, zira Kur'an yoktu o zamanlar, bu yüzden bu Kur'an denen şeyin onlara haber verildiğini değil, Kur'an'ı yazanın/yazanların Sümerlerden çalıntı yaptıklarını gösterir.

Evrimsel olarak ilk insan diye bir şey olamaz zaten. Evrim şunu der: Bir sürü vardır 2 farklı ortama gider ve yeni adaptasyonlarla farklı türler oluşur(Tabi binlerce yıllık bir süreçte olur bu.). Farklı türler oluşurken zaten sürü olurlar; bu yüzden ilk insan, ilk maymun, ilk zürafa gibi şeyler olamaz.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
On 8/11/2016 at 09:33, mmmrkl yazdı:

Şunu anlayamıyorum:

Sümerlerin kur'an'ı tasdik edici şeyler söylemesi, Kur'an'ın kökeninin Sümer kaynaklı olduğunu mu gösterir?

Kur'an 'ın mesajı ilk insanla başlamış değil midir? Sümerler ilk insanlar mıydı? Olsa olsa Sümerler Kur'an mesajını almış olabilirler.

Gılgamış destanını oku. M.Ö yazılmış bir destan. Nuh tufanını göreceksin. Sonra kendine sor o destanda anlatılanların hepsi uydurma ama sadece nuh tufanı bölümü mü gerçek...

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
On 12.08.2016 at 09:20, mmmrkl yazdı:

Pek anlayamadım,

Herşeyin bir ilki olmalı değil midir? Öyleyse bugünkü insanlar nereden çıktı?!

Üstelik biz Sümerlerden bahsediyoruz, yazdıkların mantıklı değil, sloganik boş laflar.

İlk insan diye bir şey yoktur. Konuyla ilgili anlatım:

 

 

tarihinde Hizip tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
7 hours ago, saraceno said:

Gılgamış destanını oku. M.Ö yazılmış bir destan. Nuh tufanını göreceksin. Sonra kendine sor o destanda anlatılanların hepsi uydurma ama sadece nuh tufanı bölümü mü gerçek...

Destanlar ve efsaneler, geçmişteki bir gerçeğin, ağızdan ağıza geçerken,üzerine hayal gücünün karıştırıldığı anlatımlar değil midir? Niçin bir gerçeğe dayanmasın?

Ayrıca, bu Tufan hikayesinin, sadece Sümer'de değil, Güney Amerika uygarlıklarından en doğuya kadar 600 kûsur versiyonunun olduğunu dinlemiştim, bir tartışma programında.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
16 saat önce, mmmrkl yazdı:

Destanlar ve efsaneler, geçmişteki bir gerçeğin, ağızdan ağıza geçerken,üzerine hayal gücünün karıştırıldığı anlatımlar değil midir? Niçin bir gerçeğe dayanmasın?

Ayrıca, bu Tufan hikayesinin, sadece Sümer'de değil, Güney Amerika uygarlıklarından en doğuya kadar 600 kûsur versiyonunun olduğunu dinlemiştim, bir tartışma programında.

Üzerinde hayal gücü felan yok. Destanlardaki hikayenin aynısı kitapta da yazıyor yani kuranda da bütün hayvanlardan çifter çifter alıyor, destanda da öyle. 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
On 8/12/2016 at 09:20, mmmrkl yazdı:

Pek anlayamadım,

Herşeyin bir ilki olmalı değil midir? Öyleyse bugünkü insanlar nereden çıktı?!

Üstelik biz Sümerlerden bahsediyoruz, yazdıkların mantıklı değil, sloganik boş laflar.

Her şeyin bir ilki olmak zorunda değil. Özellikle canlıların evrim sürecinde bu durum söz konusu değildir.

Şunu deneyebilirsiniz: hızlı üreyen bir canlıyı, örneğin fare ya da bir böcek türünü evinizde bir korumalı ortama alın. Bunları üretmeye başlayın. Yavruları belirli özelliklere göre gruplayın ve bu ortak özelliklere sahip olanları yalnızca birbirleri ile üreyebilecekleri ayrı bölümlere alın. Böylece birkaç on nesil -belki daha az, belki daha çok- sonra, elinizde ilk baştakine göre dikkat çekici farklılıklarda nesiller elde edebilme olasılığınız yüksektir. Nesillerin sağlıklı olması gerekmez, fakat en azından ilk nesilden farklılıklarını gözlemleyebilirsiniz. 

Örneğin: köpekler bunun en güzel örneğidir. Kurtlardan evrimleşmiş olan köpekler, yapay seçimli evrim süreci sonucunda bugün gözlemlediğimiz binlerce farklı cinse sahiptirler. Doğal seçilimli evrim ise, amaç gözetmeksizin doğal nedenler ve süreçler sonucunda oluşan genetik farklılıklar sayesinde bugünkü türleri oluşturmuştur. 

Şimdi yukardaki örneğe döndüğümüzde, ilk nesle -diyelim ki böceklerle deniyorsunuz- hamamböceği dersek; ilk nesil ile, artık bu, bildiğimiz şekli ile hamamböceği olmasa gerek dediğiniz nesil arasında sizin elinizdeki yeni türün ilk ortaya çıktığı anı bulmanız mümkün değildir. Çünkü her nesilde bir öncekine göre sadece ufak değişiklikler söz konusudur. Elbette bu ufak değişiklikler açık biçimde gözle görülür farklılıklara yol açabilir. Fakat her nesilde, bir önceki ile ilişkilendirebileceğiniz pek çok özellik hala korunmakta olacaktır. Bu yüzden, örneğin sırf rengi değişti ya da sırf boyu değişti diye bu yeni bir tür denilemez.

Tür, aynı genetik yapıya sahip biyolojik gruptur. Bir türden, iki farklı tür elde edebilmek için çiftleştirmeleri dikkatle, sabırla ve uzun süre devam ettirmeniz gerekebilir. Doğa bu işi dikkatsizce, rastgele ve milyarlarca yılda yaptığı için bugünkü kadar bol tür çeşitliliği vardır. Bu milyarlarca yılı milyonluk, yüzbinlik, türüne göre binlik yıllara böldüğünüzde nesiller arası bariz farklılıkları gözlemleme şansınız vardır. Hatta ortak ataya sahip grupların binlerce ya da milyonlarca yıl sonra farklı türleşmelerini de görebilirsiniz.

Ama nesiller arası mesafenin çok daha kısa olduğu süreçlerde, örneğin insan türü için ele alırsak yüzyıllar, binyıllar söz konusu iken bunu kolayca gözlemlemeniz mümkün olmayabilir. Çünkü örneğin 1000 yıl, insan türü için en çok 100 nesil eder ve bu kadar az nesilde farklılıklar elde etmek mümkün olsa da, türleşme söz konusu olmayabilir.

Türleşmeden kastım, aynı genetik atadan geldikleri hhalde, artık birbirleri ile üreyemeyen, çiftleşseler de bu çiftleşmeden sağlıklı bir sonuç alamayan canlılardır. Örneğin at ve eşek yakın akrabadır ama artık çiftleşmelerinden en iyi olasılıkla katır ortaya çıkar ve katır da kısırdır, dolayısı ile hiçbir şekilde üreyemeyeceği için tür değildir. Dolayısı ile at ve eşek de birbirinden ayrılmakta olan türlerdir, bundan belki bin yıllar, belki milyon yıllar sonra artık at ve eşekler birlikte üreyemeyecek hale gelebilir ve katır hayvanı diye bir şey bile kalmayabilir.  

İngilizceniz varsa şuna göz atmanızı öneririm:

http://news.nationalgeographic.com/news/2008/04/080421-lizard-evolution.html

Özetle: bir türün ilk bireyi diye bir şey yoktur. Süreç içinde meydana gelen değişiklikler, aynı atadan gelen genetik akrabaları birbirleri ile üreyemeyecek hale getirebilir ve bunlar artık farklı türler halini alırlar. Ama bu değişiklik -mikroskobik varlıkları saymazsak- bir gecede değil, organizmaya bağlı olarak onlarca ile milyonlarca yıl arasında süreler alabilir. Bu sürecin hiçbir yerinde, aha tam bu noktada artık elimizde yeni bir tür var diyemeyiz. Çünkü at ve eşek örneğinde olduğu gibi, üreme gittikçe daha verimsiz bireyler -ki bunlara hilkat garibeleri de dahil- üretene kadar devam edecek ve günün birinde bitecektir.

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
On 15.08.2016 at 02:37, saraceno said:

Gılgamış destanını oku. M.Ö yazılmış bir destan. Nuh tufanını göreceksin. Sonra kendine sor o destanda anlatılanların hepsi uydurma ama sadece nuh tufanı bölümü mü gerçek...

Destanlar ve efsaneler, geçmişteki bir gerçeğin, ağızdan ağıza geçerken,üzerine hayal gücünün karıştırıldığı anlatımlar değil midir? Niçin bir gerçeğe dayanmasın?

Ayrıca, bu Tufan hikayesinin, sadece Sümer'de değil, Güney Amerika uygarlıklarından en doğuya kadar 600 kûsur versiyonunun olduğunu dinlemiştim, bir tartışma programında.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
8 hours ago, saraceno said:

Üzerinde hayal gücü felan yok. Destanlardaki hikayenin aynısı kitapta da yazıyor yani kuranda da bütün hayvanlardan çifter çifter alıyor, destanda da öyle. 

O bölgedeki hayvanlar sözkonusu olamaz mı?

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
5 hours ago, bir_akil_insan said:

Her şeyin bir ilki olmak zorunda değil. Özellikle canlıların evrim sürecinde bu durum söz konusu değildir.

Şunu deneyebilirsiniz: hızlı üreyen bir canlıyı, örneğin fare ya da bir böcek türünü evinizde bir korumalı ortama alın. Bunları üretmeye başlayın. Yavruları belirli özelliklere göre gruplayın ve bu ortak özelliklere sahip olanları yalnızca birbirleri ile üreyebilecekleri ayrı bölümlere alın. Böylece birkaç on nesil -belki daha az, belki daha çok- sonra, elinizde ilk baştakine göre dikkat çekici farklılıklarda nesiller elde edebilme olasılığınız yüksektir. Nesillerin sağlıklı olması gerekmez, fakat en azından ilk nesilden farklılıklarını gözlemleyebilirsiniz. 

Örneğin: köpekler bunun en güzel örneğidir. Kurtlardan evrimleşmiş olan köpekler, yapay seçimli evrim süreci sonucunda bugün gözlemlediğimiz binlerce farklı cinse sahiptirler. Doğal seçilimli evrim ise, amaç gözetmeksizin doğal nedenler ve süreçler sonucunda oluşan genetik farklılıklar sayesinde bugünkü türleri oluşturmuştur. 

Şimdi yukardaki örneğe döndüğümüzde, ilk nesle -diyelim ki böceklerle deniyorsunuz- hamamböceği dersek; ilk nesil ile, artık bu, bildiğimiz şekli ile hamamböceği olmasa gerek dediğiniz nesil arasında sizin elinizdeki yeni türün ilk ortaya çıktığı anı bulmanız mümkün değildir. Çünkü her nesilde bir öncekine göre sadece ufak değişiklikler söz konusudur. Elbette bu ufak değişiklikler açık biçimde gözle görülür farklılıklara yol açabilir. Fakat her nesilde, bir önceki ile ilişkilendirebileceğiniz pek çok özellik hala korunmakta olacaktır. Bu yüzden, örneğin sırf rengi değişti ya da sırf boyu değişti diye bu yeni bir tür denilemez.

Tür, aynı genetik yapıya sahip biyolojik gruptur. Bir türden, iki farklı tür elde edebilmek için çiftleştirmeleri dikkatle, sabırla ve uzun süre devam ettirmeniz gerekebilir. Doğa bu işi dikkatsizce, rastgele ve milyarlarca yılda yaptığı için bugünkü kadar bol tür çeşitliliği vardır. Bu milyarlarca yılı milyonluk, yüzbinlik, türüne göre binlik yıllara böldüğünüzde nesiller arası bariz farklılıkları gözlemleme şansınız vardır. Hatta ortak ataya sahip grupların binlerce ya da milyonlarca yıl sonra farklı türleşmelerini de görebilirsiniz.

Ama nesiller arası mesafenin çok daha kısa olduğu süreçlerde, örneğin insan türü için ele alırsak yüzyıllar, binyıllar söz konusu iken bunu kolayca gözlemlemeniz mümkün olmayabilir. Çünkü örneğin 1000 yıl, insan türü için en çok 100 nesil eder ve bu kadar az nesilde farklılıklar elde etmek mümkün olsa da, türleşme söz konusu olmayabilir.

Türleşmeden kastım, aynı genetik atadan geldikleri hhalde, artık birbirleri ile üreyemeyen, çiftleşseler de bu çiftleşmeden sağlıklı bir sonuç alamayan canlılardır. Örneğin at ve eşek yakın akrabadır ama artık çiftleşmelerinden en iyi olasılıkla katır ortaya çıkar ve katır da kısırdır, dolayısı ile hiçbir şekilde üreyemeyeceği için tür değildir. Dolayısı ile at ve eşek de birbirinden ayrılmakta olan türlerdir, bundan belki bin yıllar, belki milyon yıllar sonra artık at ve eşekler birlikte üreyemeyecek hale gelebilir ve katır hayvanı diye bir şey bile kalmayabilir.  

İngilizceniz varsa şuna göz atmanızı öneririm:

http://news.nationalgeographic.com/news/2008/04/080421-lizard-evolution.html

Özetle: bir türün ilk bireyi diye bir şey yoktur. Süreç içinde meydana gelen değişiklikler, aynı atadan gelen genetik akrabaları birbirleri ile üreyemeyecek hale getirebilir ve bunlar artık farklı türler halini alırlar. Ama bu değişiklik -mikroskobik varlıkları saymazsak- bir gecede değil, organizmaya bağlı olarak onlarca ile milyonlarca yıl arasında süreler alabilir. Bu sürecin hiçbir yerinde, aha tam bu noktada artık elimizde yeni bir tür var diyemeyiz. Çünkü at ve eşek örneğinde olduğu gibi, üreme gittikçe daha verimsiz bireyler -ki bunlara hilkat garibeleri de dahil- üretene kadar devam edecek ve günün birinde bitecektir.

 

Teşekkür ederim, anlatıklarınız için.

Fakat ben bütün bunların, bir üstün aklın koyduğu yasalar çerçevesinde olduğuna inanıyorum

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
On 8/16/2016 at 12:19, mmmrkl yazdı:

O bölgedeki hayvanlar sözkonusu olamaz mı?

alıntı: sadece o değil. tüm dünya yüzeyini kaplaycak miktarda su yeryüzünde bulunmamaktadır. kutuplardaki tüm buzlar erise ve atmosfer ve bulutlardaki tüm su yoğunlaşıp yeryüzüne dökülse bile, böyle bir facianın gerektirdiği miktarda suya yaklaşılamamaktadır. peki bunca su nereden gelmiş ve nereye gitmiştir?

şimdi de dersin ki sadece kendi bölgesinde olmuştur.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
On 17.08.2016 at 23:31, saraceno said:

alıntı: sadece o değil. tüm dünya yüzeyini kaplaycak miktarda su yeryüzünde bulunmamaktadır. kutuplardaki tüm buzlar erise ve atmosfer ve bulutlardaki tüm su yoğunlaşıp yeryüzüne dökülse bile, böyle bir facianın gerektirdiği miktarda suya yaklaşılamamaktadır. peki bunca su nereden gelmiş ve nereye gitmiştir?

şimdi de dersin ki sadece kendi bölgesinde olmuştur.

 

Sevgili saraceno,

ben zaten bölgesel olduğuna inandığımı yazmıştım.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
On 8/28/2016 at 15:37, mmmrkl yazdı:

Sevgili saraceno,

ben zaten bölgesel olduğuna inandığımı yazmıştım.

Bu da inandığınız şeyi törpülemek olur.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Öyle olsaydı, islamda bahsedilen karakterdeki tanrı inancı, dünyanın her yerine eşit yayılmış olurdu. Oysa çok farklı tanrı inançlarına rastlıyoruz. Sadece bu açıdan bile iddianız geçersiz .

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Eski kaynak orjinal jhikayeye daha yakındır yeni olan eski kaynak kopya olma ihtimali bilimsel olarak daha düşük olandır yeni olan değil kafanıza sokun şunu artık. kuran kopyalamıştır Sümer değil.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
On 11.08.2016 at 09:33, mmmrkl yazdı:

Kur'an 'ın mesajı ilk insanla başlamış değil midir? Sümerler ilk insanlar mıydı? Olsa olsa Sümerler Kur'an mesajını almış olabilirler.

Peki Sümerler "kuran mesajı" dediğin konuları, hangi kaynaktan alacak da yazıtlarına detaylarıyla geçirecek...?

Sümerler öncesinde yazılı bir kaynak bile bulunmuyor.....   Çünkü yazıyı bulan zaten onlar !   

 

 

tarihinde Mindsurfer tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Teknolojinin çığır atladığı son 15 sene içerisinde bile yaşadığı şartlara fiziksel evrim geçirerek ayak uydurmayı başarmış yüzlerce belki binlerce yeni canlı türü keşfedildi. Nuh, pinokyo burunlu kurbağayı da almış olamaz değil mi? Ayrıca Kuran tamamen toplama bir kitap, bakıldığı zaman Tevrat ile de bir çok benzerlik söz konusu. 

Yazıya nerede denk geldiğimi hatırlamıyorum ama milyonlarca yıl önce yok olan Dinazorların Şanlıurfa'ya yakın bir bölgede 10bin yıl önce çizildiği gözlemlenmiş. Hatta buldukları fosilleri resmettiklerini bile düşünülmüş ama canlı haline o kadar yakın resmedilmiş ki insanlık tarihinin en büyük sırrı olarak adlandırıyorlar.

Demem o ki dünya üzerinde bizden önce yaşanmış her şeyi yanlış biliyor olabiliriz.

tarihinde None tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
On 11.08.2016 at 09:33, mmmrkl said:

Şunu anlayamıyorum:

Sümerlerin kur'an'ı tasdik edici şeyler söylemesi, Kur'an'ın kökeninin Sümer kaynaklı olduğunu mu gösterir?

Kur'an 'ın mesajı ilk insanla başlamış değil midir? Sümerler ilk insanlar mıydı? Olsa olsa Sümerler Kur'an mesajını almış olabilirler.

hatta sümerlerden önce yaşamış olanların bile kendilerine ait kutsal mesajları olabilir...

benim tahminin ilk insanlardan bu yana tanrı her insana akıl fikir vicdan gibi yol göstericilerle donatmış...

zaman zaman da bazı bölgelede bazı insanları kendi topluluklarına akılsılık vicdansızlık etmeyin diye hatırlatıcı olarak seçmiş...

tabi insanlar genelde bu uyarıcıların mesajlarını yozlaştırmışlar dinleştirmişler tersyüz edip yine kendi yollarına devam etmişler...

sümerlileri de uyaranlar olmuştur muhtemelen...

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Kanmışın bakış açısı, gerçekten içler acısı.

Ortada bir tanrı var.

Bu tanrı ol deyip olduruyor.

Akıl almaz küçüklerden, akıl almaz büyüklere her şeyi bir düzen içinde yaratıyor.

Taş devri insanlarına kendini açık ediyor.

Taş devri insanları bunu anlıyor, kavrıyor ve hayatlarının oldukça normal bir parçası kılıyor.

Ama bu tanrı öyle denyo ki:  bakın la yazı diye bir şey var, anlattıklarım unutulmasın, sizden sonrakilere de kalsın, demiyor. Onun yerine: ya uf ya gene unuttular/çarpıttılar :'( bir tane daha taş devri insanı göndereyim ki sözlerimi doğru ve eksiksiz anlatsın :-[  diyor.

Sonra bu denyo tanrıdan tümden bağımsız olarak, sümerliler yazıyı keşfediyor ya da aktarılabilir, korunabilir hale getiriyor.

Bu denyo tanrı: oha lan adamlar yazıyı buldular, dur sözlerimi yazılı olarak aktartayım da demiyor. Ama sümerlilerden kalan yazılı kayıtlara göre, sümerliler bu arada kendi tanrılarını oluşturuyor ya da atalarının tanrılarını yaşatıyor, onların masallarını/mitlerini yazıya döküyor. Böylece binlerce yıl daha geçiyor ve bu arada yazıyı kullanmak denyo tanrının ancak aklına geliyor. Demek ki: dur lan ilk sürümde hemen gidip atlamayalım, millet bir kullansın, hataları giderilsin; işe yarıyorsa, sıkıntısı yoksa ben de kullanırım diye yazı buluş ve gelişimini uzaktan mı izliyor nedir?

Sonra yazıyı kullanmaya başlıyor. Güya gönderdiği kitapların binlerce yıl değişmeden geldiği kayıt altındayken, tanrının sözleri sürekli değişip duruyor. kitapların hiçbiri, bir öncekini tutmuyor.

Üstelik, bu denyo tanrı tevratın, incilin falan o sırada yazılı olduğunu bilmesine karşın, kuranı şş yaz bunları yaz, sonra anonim derler diye yazıya döktürtmüyor. ben bunları sana anlatıyorum, sen de  diğerlerine anlatırsın diyor. denyo tanrının düşünemediğini, yıllar sonra insanlar düşünüyor. bu insanlar da öylesine beyinsiz , ama yine tanrıdan iyi durumdalar ki, elçileri nalları diktikten onlarca yıl sonra lan aslında yazsak mı ne yapsak bunları, ezberciler teker teker pert oluyor demeye başlıyorlar.

kanmışların kafalarındaki tanrı böyle bir  denyo işte. sonra kanmışlar da ya hayır ya asıl doğrusu bu da insanlar şey şeyetmişler onu ordan falan diye masalları aklamaya çalışmakla ömür tüketiyorlar.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Hesap oluşturun veya yorum yazmak için oturum açın

Yorum yapmak için üye olmanız gerekiyor

Hesap oluştur

Hesap oluşturmak ve bize katılmak çok kolay.


Hesap Oluştur

Giriş yap

Zaten bir hesabınız var mı? Buradan giriş yapın.


Giriş Yap

  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.