Jump to content


* * * - - 2 votes

Ateizm ve Mantıklı Maneviyat


  • Please log in to reply
13 replies to this topic

#1 bayşapka

bayşapka

    Advanced Member

  • Normal Üye
  • PipPipPip
  • 4.949 Mesaj sayısı:

Gönderilme tarihi 25 Kasım 2009 - 08:52 ÖÖ

Merhaba

Maneviyat dediğimizde bir ateist için genelde ilk akla gelen akıl dışı, analitik düşünceden uzak, beynin mantıktan uzak bölgelerinin harekete geçirilmesi yoluyla indüklenmiş bir zihinsel hal olur. Yani klasik ve taşlaşmış "kitlelerin uyuşturucusu" ve saire ve saire düşüncesi.

Ben burada geçirdiğim vakit boyunca fark ettim ki bir insan aklında din yoluyla sebep olabildiği manevi hislerini kolay kolay bırakmak istemez. Elinizde olan pozitif birşeyi bırakmanız ancak negatif yan etkilerinden büyük ölçüde utanmanız ve zarar görmeniz sayesinde olur.

Ya size desem ki dini bıraktığınızda maneviyatı bırakmanıza gerek yok?
Evet, aslında din olmadan da kendinize ait olağanüstü bir manevi dünyanız olabilir.
Hem de akla mantığa ve bilime uygun bir manevi dünya.

Birşeyi objektif olarak incelediğimizde subjektif değerlerimiz bundan etkilenmek zorunda mı?
Mutlu olmamıza sebebiyet veren nörokimyasal reaksiyonları biliyoruz. Bu, mutluluğa değer vermememiz gerektiği anlamına mı gelir? Tabii ki de hayır. Sizin mutluluğunuzu hiçbir pesimist, hiçbir relativist engelleyemez.

Din olmadan da herşeyin bir olduğu, sizi diğer insanlardan tutun hayvanlara, bitkilere, suya, kayalara, yıldızlararası boşluğa ve yıldızlara bağlayan olağanüstü ve bilim tabanlı bir maneviyat elde edilebilir.

Yaşamın ortak bir atadan gelmesi bizi yerdeki tırtıldan havadaki kartala kadar tüm canlılarla kardeş yapar. Demir, karbon, oksijen gibi elementlerin hayatlarının sonuna doğru genleşen yıldızlardaki çok sayıda nükleer füzyon reaksiyonlarıyla meydana gelmesi bizi yıldızların çocukları yapar.

Herşey bağlantılı.

Dinlerin papucunu dama atacak kadar maneviyat dinsizlikte gizlidir. İşte bizden bu sebeple korkuyorlar.
Dincilerin kabusu: Çamur zıpzıpı
Yollanan resim
http://tinyurl.com/ykqct5n
http://tinyurl.com/yf37db2

#2 kirec

kirec

    Advanced Member

  • Normal Üye
  • PipPipPip
  • 8.068 Mesaj sayısı:

Gönderilme tarihi 25 Kasım 2009 - 09:06 ÖÖ

sevgili bayşapka...

allahı benden önce bulacaksın gibi geliyor bana...

#3 Serare

Serare

    Advanced Member

  • Üyeliği Sonlandırılmış Kullanıcı
  • PipPipPip
  • 808 Mesaj sayısı:

Gönderilme tarihi 25 Kasım 2009 - 01:08 ÖS

Mesajı görkirec, on 25 Kasım 2009 - 09:06 ÖÖ, said:

sevgili bayşapka...

allahı benden önce bulacaksın gibi geliyor bana...
Kendisi zaten bu forumun en efendilerinden biri, negatif hiçbir yazısına rastlamadığım gibi kırıcı hiçbir üslubunu da görmedim, kendisinde tüm insani değerleri taşıdığı ve hassas olduğu için tüm insanlığı da kendisi gibi düşünmek, kendisi gibi görmek istiyor belki. Hassas olmayan bir kimse zaten bu şekilde yazamaz.

Hoş bir yazı olmuş bayşapka evet ''Herşey bağlantılı.''

Dinlerin papucunu dama atacak kadar maneviyat dinsizlikte gizli olabilir bu özellikle dünyayı ellerinde tutan kimselerin korkusu için geçerlidir fakat korkunun sebepleri yalnız bu değildir özellikle insan ve toplumların korkuları...

Bir konuda konuşmuştuk sizinle insanların, toplumların korkuları üzerine, orada da çok güzel bir noktadan yakalamıştınız korkular ve sebepleri...

Ve ayrıca dinsizlikteki o maneviyatı yakalamak o kadar kolay değil.

Bu mesaji duzenleyen Serare: 25 Kasım 2009 - 01:14 ÖS


#4 Freddie

Freddie

    Advanced Member

  • Üyeliği Sonlandırılmış Kullanıcı
  • PipPipPip
  • 3.255 Mesaj sayısı:

Gönderilme tarihi 25 Kasım 2009 - 01:33 ÖS

Din, maneviyatla eşit değildir; maneviyatın fetişleşmesi ve ona sahip olan insana aşkınsal bir özellik kazanarak sapkınlaşmasıdır.
Din, maneviyattaki bir sapmadır, maneviyatın çarpık kavranışıdır.
Din biçimine bürünerek kalıplaşan maneviyat, aslında gerçek yaşamdaki çarpıklıkların sebep olduğu bir yabancılaşmadır.
Tanrı inancı, insanın kendine yabancılaşmasıdır. İnsan kendinde görmek istediği birçok özelliği tanrıya yükler.
Tanrıyı yücelttikçe kendini aşağılar, bu sefilleşmeden mistik bir haz aldığını sanır. İçsel bir acı duydukça aslında yüceliyor olduğu vehmine kapılır.
Bu durum, maneviyatın çarpıklaşmasıdır. İşte yabancılaşma bu noktada ortaya çıkar.
Sağlıklı ve ayakları üzerinde duran bir maneviyat için dinsel dogmalar yıkılmalıdır.
Aksi halde maneviyat dediğimiz şey insan mutluluğuna hizmet etmek yerine, insanlar bu manevi fetişizm uğruna kendilerini harcamaya devam ederler.
Hiçbir ateist maneviyatı uğruna insan öldürmez; fakat bir dindar bunu rahatlıkla yapabilir.
Bu durum, maneviyattaki çarpıklaşma ve yanlış kavranışın bir örneğidir.

#5 NOIR

NOIR

    Advanced Member

  • Üyeliğini Sildirmiş Kullanıcı
  • PipPipPip
  • 5.201 Mesaj sayısı:

Gönderilme tarihi 25 Kasım 2009 - 03:08 ÖS


http://haber.mynet.c...13#haber-baslik





İSTİKBAL ATEİZMDE Mİ Adrien Morel bu yıl tartışmaya bir girdi, pir girdi. "Ateizm: İnancın Sonu mu, Geleceği mi" adlı 156 sayfalık ilk kitabında olgunlaşmasını tamamlaması halinde ateizmin inancın sonu değil, yeni inanma biçimi olacağını iddia ediyor.


Bence artık pantezimi biraz düşünmen gerek :)

Kirecin dediği gibi Allah'ı bulacaksın.

Birde Muhammedin senin şu görüşünle eşleşen bal arısına ,yere ,göğe gelen vahyini bir düşünn :)

quite bayşapka,

ALINTI

Din olmadan da herşeyin bir olduğu, sizi diğer insanlardan tutun hayvanlara, bitkilere, suya, kayalara, yıldızlararası boşluğa ve yıldızlara bağlayan olağanüstü ve bilim tabanlı bir maneviyat elde edilebilir.

Ateistler bilmediği şeyin ardından gitmez.(Elbetteki gerçek ateistler sünni ateistleri kastetmiyorum )

Kuran' da bilmediğiniz şeyin ardından gitmeyin der.

ve gerçekler gökyüzü gibidir, bulutlar onu saklayamaz.

#6 Paradigmax

Paradigmax

    Advanced Member

  • Üyeliği Sonlandırılmış Kullanıcı
  • PipPipPip
  • 526 Mesaj sayısı:

Gönderilme tarihi 25 Kasım 2009 - 03:48 ÖS

"Maneviyat" kelimesinin biraz açılması ve açıklanması gerektiği kanaatindeyim.
İster inanın ister inanmayın bence bu forumun bir literatürü var.
O literatüre göre de bence bu "maneviyat" kelimesi "subjektiklik" anlamına geliyor.
Eğer bu kalıp üzerinden gidilirse "mantıklı maneviyat", "mantıklı subjektifliğe" dönüşebilir.
Ama yine de kelimenin babası, başlık sahibi yazardan konuyu ve kelimeyi biraz daha açmasını beklemek lazım.
Beklerken ben de kendime ait bir kaç tahlil yapayım;

Yolda kucağında çocukla dilenen bir kadına bir ateistte yardım edebilir.
Peki neden eder?İşte bunun kişinin kendisine özel bir çok sebeleri olabilir.
Onlarca sebep üretebilirim ama temel sebep ve sebepler üzerinden gitmek daha kestirme.
Dinsel kimliğine bakmaksızın muhtaca yardım eden bir ateistte kendini mutlu hisseder.
Doğru bildiğini yapmıştır, içi rahattır kısacası mutlu olduğu için yapmıştır.
Eğer o yardımı yapmasaydı da neden yapmadığına dair mantıklı sebepler üretecektir.
Eğer o sebepleri üretmese idi default mutluluk seviyesi azalmış olacaktı.

Bir teist için de aynı şeyler geçerlidir.
Yaptığı yardım, dini literatüre göre infak, kişiyi cennete daha çok yaklaştıracaktır.
Peki cennet nedir ve ne içindir?Kişinin daha çok mutlu olması için değil mi?

Sonuç itibarı ile herşeyi kendi mutluluğumuzu arttırmak için yapıyoruz.
Birine sevi cinsinden bir bağlılık duyduğumuzda bile bu kendimiz için.
Aşk duyduğumuz kişinin özellikleri bizim hoşumuza gittiği için seviyoruz, eğer gitmese idi severmiydik?
Bu durumda karşımızdakini değil kendimizi seviyoruz, birine yardım ettiğimizde ona değil, kendimize ediyoruz diyebiliriz.
Hamurumuz, hadi daha bilimselce olsun, genlerimiz hakikaten bencil galiba?

Toparlayacak olursak, maneviyata, bir çeşit mutluluk arttırma metodu dememize mani olan nedir?
Peki ama benimki daha mantıklı, çünkü daha çok ve gerçek mutluluk veriyor demek doğrumu?
Bence değil, çünkü mutluluğun objektif bir ölçüsü yok ki bir metodun diğerine göre üstünlüğünden bahsedebilelim.
Tabi bu söylediklerimi daraltıp, sağa sola çekiştiren bir ateist diyebilir ki;
-Bir müslümanın hergün beş kere kendi mutluluğu için namaz kılması  mı, bir ateistin, örneğin Afrikadaki aç çocuklar için çözümler üretmesi mi daha ulvidir?
Bu sorunun bir genelleme yapılamadan cevaplanması mümkün değil bana göre, çünkü;
Namaz kılan her müslümanın aç çocuklar için bir şeyler yapmadığının veya her ateistin aç çocuklar için bir şeyler yaptığının doğrulanması söz konusu değil.
Bu durumda bir genelleme yapmak gerekir ki yanlış olur.
Ama ateist kişi kendi "maneviyatına" göre dinlere karşı çıkmayı bir erdem savaşı olarak görüyor ve mutluluğunu böyle arttırıyorsa yapsın, çünkü dinler de farklı bir şey yapmıyor.

Bu mesaji duzenleyen Paradigmax: 25 Kasım 2009 - 03:59 ÖS


#7 haci

haci

    Advanced Member

  • Administrators
  • PipPipPip
  • 29.458 Mesaj sayısı:

Gönderilme tarihi 25 Kasım 2009 - 04:58 ÖS

Bayşapka çok ilginç ve önemli bir konuya değinmiş.
Ben de bu konuda ne düşündüğümü belirteyim bari...


DİNLER VE MANEVİYAT

Gerekli olduklarına inanılan dinler, masum, hatta zararlı olmayan, kurumlar değilerdir.
İnsanlığa zararlıdırlar. Dinler için insan manaviyatını kemiren parazitlerdir bile diyebiliriz.

Milyonlarca imam, hoca, papaz, haham, priest, milyarlarca inanıra dinleri sunmakta, onların maneviyatına hitebederek hükmetmekte, beyinlerini yıkamakta ve toplumları yönlendirmektedir.

Hiç kuşkusuz bunda birçok yanlışlıklar, saçmalıklar, tutarsızlıklar ve insan aklı ile uyuşmayan çelişkiler vardır.
İnsanlık çağdaş ölçülerle açıkça değersiz ve bilgisiz oldukları çok iyi bilinen din adamları ve onların hizmetçileri, destekleyiciler ve  yardakçıları tarafından aldatılmaktadır.

Dinlerin insana kazandırdıkları maneviyattan başka bir şey değildir.

Dinler insanlarda mevcut maneviyat denen ve tatmin edilmesi gereken bazı müphem hisleri tatmin eden bir araçtır.
Daha doğrusu araçlardan biridir.

Maneviyat nedir? Yalnız dinlerle mi tatmin edilir?  

Maneviyat, insanların tatmin etmekle yükümlü oldukları ilginç ve çok karmaşık bir güdüler veya duygular demetidir.

Tanımını yapmak sanıldığından çok daha zordur.
Neden vardır? Nedir? Önce bunların yanıtını vermeye çalışalım.

Maneviyat muhtemelen, insan denen canlının içinde yaşadığı koşullara uymasını sağlayan bir tür içgüdüdür.

Canlıların yaşamı son derece travmatiktir.
Canlıların çoğu için yaşam, yalnız geçici bir süre için trajik ve travmatiktir.
Canlıların çoğunun beyni ileriyi ve geçmişi yeterince değerlendiremez.
İnsanlar için dayanması olanaksız olarak nitelendirilen stresler, acıklı, hüzünlü ve trajik anılar, hayvanların beynine kaydedilmez.
Anılar ya kısa bir süre içinde silinirler, ya da hiç kaydedilmezler.

Çeşitli nedenlerden dolayı evrime uğrayarak gelişen ve büyüyen insan beyni, geçmişi kaydedip, gelecekle ilgili planlar yaparak insana doğada ilginç bir avantaj sağlarken, onu aynı zamanda duyarlı bir yaratık da yapmaktadır.

Çocuğunu, eşini, ailesini kaybeden bir insan için yaşam, çekilmesi, tahammül edilmesi olanaksız bir işkenceye dönüşebilir.
İnsan maneviyatı işte bu gibi durumlarda devreye girerek insanlarda yaşama güç ve arzusunu artırır.
Gerçekte hiç bir anlamı olmayan yaşamın bir anlam kazanmasını sağlar.

İnsan beynini bazı yöreleri, bu tümüyle insansal yeteneğin icra edilmesini sağlamaya özelleşmişlerdir.

Temporal lobda ve civarında lokalize olan bazı nöral devreler, insanlarda maneviyatın manifestasyonundan sorumludurlar.
Bu beyin yöresi, ilginç olarak, Allah ve müzik arasında bir ayrım yapmaz.

İnsan henüz çocuk iken nelere maruz kaldı ise, ilerde onların manifest olmasına arabuluculuk eder.
Avrupa’nın ileri ülkelerinde o beyin yöreleri, müzik, edebiyat, güzel sanatlar, spor, çeşitli hobiler tarafından işgal edilirlerken, dinsiz bir toplum olan çinliler arasında başka türlü değerler tarafından işgal edilmişlerdir.

Maneviyat insanın en önemli güdülerinden biridir.
İnsanlar çoğu kere küçük yaştan itibaen nasıl tek bir dili ana dilleri olarak öğreniyorlasa, maneviyatla ilgili beyin yörelerini de hemen hemen aynı şekilde, belki de ilerde bir daha değiştirememek üzere, modifiye ederler ve bir süre sonra oraları diğer değerlere kapatırlar.

Çok az insanda o yöreler başka değerlere sonrada açılabilirler.
Biz onlara ateist diyoruz.

Belki de o yörelerin belli bir yük taşıma limiti vardır.
Onlar din ve bazı diğer ritüalistik geleneklerle işgal edilince, geride yer kalmayabilir ve bu yüzden artık diğer değerlere, onlar kadar önem verilmeyebilir.

Bu nedenden dolayı dine düşkün insanlarda din dışında kalan diğer manevi değerler yeterince gelişmemiş olabilirler.

Bazı insanlarda ise maneviyatla ilgili beyin yöreleri, herhangi bir nedenden dolayı, dinle irreversible olarak satüre olmayabilir ve geçici bir süre için dine maruz kalsalar bile, ilerde onlardan kurtulmak mümkün olabilir.

İşte o insanlar ateizmin kurucuları ve idame ettiricileridirler.

Tabii sorun bu kadar basit olmayabilir.
Yine de sonuç değişmeyecektir.

Önemli olan dinlerin, insanların daha mutlu ve esen yaşamaları için gerekli maneviyatla ilgili beyin yörelerine yerleşen parazitik sosyal kurumlar olduğunun bilinmesidir.

Dindarlığa düşkün Müslüman’ların kaybedecekleri çok şey vardır ama, onlara neleri kaybettiklerini açıklamaya bile olanak yoktur.
Çünkü onların maneviyatla ilgili beyin yöreleri İslam tarafından işgal edilmiş ve diğer değerlerin oralara penetre olmaları önlenmiştir.

Gurur ve onurlarını da İslam’a kaptıran bu zavallı garibanlar için artık yapılacak fazla bir şey yoktur.

Bu eğilimi bir kanseri erken tanımak gibi, zamanında tanıyıp yok etmek, tek kurtuluş yoludur.

İslam ve diğer dinleri pratik eden insanlar için yaşamın oldukça ilkel bir anlamı vardır.
Bu anlamı onlar, kendilerinden de bir şeyler katarak, zenginleştiremezler.

Bir ömrü saçma ve değersiz bir din uğrana kaybettiklerini anlamalarına bile olanak yoktur.

Umarım Müslüman’ların nasıl bir kayba uğradıklarını şimdi daha iyi anlıyorsunuzdur.

Dindarlar..

Bence Paskal’ın kumarını oynamaktan vazgeçmeli ve ya varsa hipotezi ile kendinizi aldatmamalısınız.

Yaşamı dolu dolu, insanca duygularla yararli bir şekilde yaşamalı ve dünyada mevcut bütün insansal zevklerden dürüstçe tad almaya çalışmalısınız.
Hepsini deneyimleyemezsiniz belki ama, önemli bir kısmından alacağınız zevk ve hazla, zengin ve yararlı bir yaşam sürdürebilirsiniz.

Ben sadece hatırlatıyorum..

HACI

#8 ad hominem

ad hominem

    Advanced Member

  • Normal Üye
  • PipPipPip
  • 6.673 Mesaj sayısı:

Gönderilme tarihi 25 Kasım 2009 - 05:11 ÖS

Maneviyat herneise, bir şekilde insanın zayıf yönüdür.
Sömürüye en açık zayıf noktasıdır. Dinsiz maneviyat olabilir tabiki, zaten dinin işi de bu maneiyatı kullanarak insanları bağlamaktır. Din maneviyat yaratmaz olanı kullanır, değiştirir, tekrar kullanır.
Dinsiz maneviyat, daha kişiseldir. Tam olarak sahibine ait olabilir. Ancak dinin karışıp değiştirdiği şey, maneviyattan çok ruhsal problemden ibaret batıl saplantılardır.
Yine de maneviyat sınırlarını bilmezse din yada benzeri sömürgenlere hep açık kalır. Fazla kapılmamak gerek.
Maneviyat sadece hayaller alemidir, gerçek hayata fazla girdiğinde, gördüğümüz şey bu günün saçma dünyası olacaktır. Olmuş zaten.

#9 köle

köle

    Advanced Member

  • Üyeliğini Sildirmiş Kullanıcı
  • PipPipPip
  • 429 Mesaj sayısı:

Gönderilme tarihi 25 Kasım 2009 - 07:11 ÖS

Eğer ateizmin bir görevi ya da olması gerekeni varsa, bilinçsiz ve sadece duygu yüklü olan maneviyatı alıp, hayata katmak ve (kelimelerle) ifade edilebilir hale sokmaktır. Bu da insanlardan büyük ölçüde bağımsızlaşmak demektir.

Bir zamanlar ateizm benim için her şey iken, şu an bu sitedeki ateistlerden nefret ediyorum. Ateist olunca hayat bitmiş değildir, yeni başlıyor demektir. Burdakilerin hayata yeniden başlayacak güçleri yok.

#10 Serare

Serare

    Advanced Member

  • Üyeliği Sonlandırılmış Kullanıcı
  • PipPipPip
  • 808 Mesaj sayısı:

Gönderilme tarihi 26 Kasım 2009 - 02:05 ÖÖ

Mesajı görhaci, on 25 Kasım 2009 - 04:58 ÖS, said:

Maneviyat insanın en önemli güdülerinden biridir.
İnsanlar çoğu kere küçük yaştan itibaen nasıl tek bir dili ana dilleri olarak öğreniyorlasa, maneviyatla ilgili beyin yörelerini de hemen hemen aynı şekilde, belki de ilerde bir daha değiştirememek üzere, modifiye ederler ve bir süre sonra oraları diğer değerlere kapatırlar.

Çok az insanda o yöreler başka değerlere sonrada açılabilirler.
Biz onlara ateist diyoruz.
Bu tanımlamanız ''Biz onlara ateist diyoruz'' hali ile belki kısmen doğru olsada genel anlamı ile çok yanlış.

İlerde bir daha değiştirmemek üzere kendini, düşüncelerini kapalı tutmayan kimselere açık görüşlü kimseler denilir, her yönü ile görebilen, görmek isteyen, bakmadık pencere bırakmak istemeyen kimseler...

Yobaz olmayan ileri görüşlü, hoşgörülü kimseler.

İnce ruhlu, ince bakışlı, ince insanlar.

Mesajı görhaci, on 25 Kasım 2009 - 04:58 ÖS, said:

Belki de o yörelerin belli bir yük taşıma limiti vardır.
Onlar din ve bazı diğer ritüalistik geleneklerle işgal edilince, geride yer kalmayabilir ve bu yüzden artık diğer değerlere, onlar kadar önem verilmeyebilir.

Bu nedenden dolayı dine düşkün insanlarda din dışında kalan diğer manevi değerler yeterince gelişmemiş olabilirler.

Dinsiz olan ya da doğuştan dinsiz yetiştirilen kimselerde o yörelerin farklı olgularla işgal edilmiş olabileceği ve diğer değerlerin gelişmemiş olabileceği gibi.

(Bu böyle uzar gider, yazının diğer kısımlarını alıntılıyip ayrı ayrı yazmak isterdim ama zamanım olmadığından, yazının tümünü yanlış bulsam da özellikle ''Biz onlara ateist diyoruz'' kısmını çok yanlış bulduğumdan bu kadarını olsun belirtmek istedim.)

#11 haci

haci

    Advanced Member

  • Administrators
  • PipPipPip
  • 29.458 Mesaj sayısı:

Gönderilme tarihi 26 Kasım 2009 - 03:18 ÖÖ

Mesajı görSerare, on 26 Kasım 2009 - 02:05 ÖÖ, said:


(Bu böyle uzar gider, yazının diğer kısımlarını alıntılıyip ayrı ayrı yazmak isterdim ama zamanım olmadığından, yazının tümünü yanlış bulsam da özellikle ''Biz onlara ateist diyoruz'' kısmını çok yanlış bulduğumdan bu kadarını olsun belirtmek istedim.)

O zaman şöyle düzelteyim.

Biz onların bazılarına ateist diyoruz.

Oldu mu?

Aslında cümle şöyle..

Çok az insanda o yöreler başka değerlere sonrada açılabilirler.
Biz onlara ateist diyoruz.


Ben burada yalnız dinden bahsediyorum. Sizin nitelendirmeleriniz elbette çok doğru ama, benim yazımın ana teması ile ilgili değil.


Yine de eleştiriniz için teşekkürler.

#12 Serare

Serare

    Advanced Member

  • Üyeliği Sonlandırılmış Kullanıcı
  • PipPipPip
  • 808 Mesaj sayısı:

Gönderilme tarihi 26 Kasım 2009 - 08:34 ÖÖ

Mesajı görhaci, on 26 Kasım 2009 - 03:18 ÖÖ, said:

O zaman şöyle düzelteyim.

Biz onların bazılarına ateist diyoruz.

Oldu mu?
Evet.

Mesajı görhaci, on 26 Kasım 2009 - 03:18 ÖÖ, said:

Aslında cümle şöyle..

Çok az insanda o yöreler başka değerlere sonrada açılabilirler.
Biz onlara ateist diyoruz.


Ben burada yalnız dinden bahsediyorum. Sizin nitelendirmeleriniz elbette çok doğru ama, benim yazımın ana teması ile ilgili değil.


Yine de eleştiriniz için teşekkürler.
Rica ederim, yazdıklarınızın aynının ''DİNSİZLİK VE MANEVİYAT'' olarak ters çevrilebileceğini göstermek istedim yalnızca, buradaki Ateistler yazdıklarınızı üzerlerine alınıp kendilerini farklı algılamasınlar yoksa ömrünü saçma ve değersiz olgular uğrana kaybettiklerini anlamalarına bile olanak olmayanlar yalnızca dine inananlar değil.

Bunlar saçma ve değersiz olgulardan ne anlaşıldığına da bağlı bazen biri tarafından saçma ve değersiz görülen olgular diğer taraftan hayata o kadar büyük anlamlar katarlar ki.

Kabhi Khushi Kabhie Gham filmi (Hindi: कभी ख़ुशी कभी ग़म, kabhī khuśī kabhī ġam; internationaler englischer Titel: Sometimes Happy Sometimes Sad)... İzlemediyseniz kalbinizin tüm kapılarını açarak izlemenizi tavsiye ederim ama kalbinizle ve din, örf, adet, töre, gelenek ve göreneklerin orada ifade ettiği anlam ile...

O anlamın bilincinde olan bir kimse o filmi izlerken (Londra' daki okuldaki basit musikaller ve motifler hariç, memleket değişince bile filmin büyüsü nasıl da değişebiliyor) gözyaşlarına boğulmaktan kendini alamaz ve tüm bu değerlerin insana kattıklarının güzelliğini görebilir, tüm bunlar olmadığında hayatın ne kadar hissiz olabileceğini.

Dünyada hiçbir şey sizden bir şeyler almadan size bir şey vermez.

Bu mesaji duzenleyen Serare: 26 Kasım 2009 - 08:45 ÖÖ


#13 bayşapka

bayşapka

    Advanced Member

  • Normal Üye
  • PipPipPip
  • 4.949 Mesaj sayısı:

Gönderilme tarihi 26 Kasım 2009 - 10:46 ÖÖ

kirec said:

sevgili bayşapka...

allahı benden önce bulacaksın gibi geliyor bana...


ezberbozan said:

Bence artık pantezimi biraz düşünmen gerek :)

Kirecin dediği gibi Allah'ı bulacaksın.

Birde Muhammedin senin şu görüşünle eşleşen bal arısına ,yere ,göğe gelen vahyini bir düşünn :)

:D tam öyle düşünmüyorum, fakat önemli olan iyi niyetiniz.

serare said:

Bir konuda konuşmuştuk sizinle insanların, toplumların korkuları üzerine, orada da çok güzel bir noktadan yakalamıştınız korkular ve sebepleri...

Ve ayrıca dinsizlikteki o maneviyatı yakalamak o kadar kolay değil.

Evet, tutuculuk ve sebepleri hakkında söylenecek o kadar çok şey var ki. Herşey bu sebepleri tespitle başlar. Daha düşünmem gerek bu konuyu, o yüzden giremiyorum. Maneviyata da birazdan değineceğim.

Paradigmax said:

"Maneviyat" kelimesinin biraz açılması ve açıklanması gerektiği kanaatindeyim.
İster inanın ister inanmayın bence bu forumun bir literatürü var.
O literatüre göre de bence bu "maneviyat" kelimesi "subjektiklik" anlamına geliyor.
Eğer bu kalıp üzerinden gidilirse "mantıklı maneviyat", "mantıklı subjektifliğe" dönüşebilir.

Aslında herşeye rağmen objektifliğin subjektif olarak seçilmesindeki romantizm beni her zaman etkiledi. Bu açıdan haklısınız, maneviyat ile subjektiflik arasında paraleller çizilebilir.

Birazdan birkaç kelime ile maneviyat kelimesinin temsil ettiği zihinsel araç ve imkanları belirlemeye çalışacağım.

UYANIŞ isimli bir yazı yazmak istiyorum buraya, bakalım nasıl olacak

İnsanlar olarak akıl ve eleştirel düşünceden fazlasına ihtiyacımız var. Çünkü bizi biz yapan sadece bu iki özellik değil. Doğamızdan korkmamalı, diğer özelliklerimizi de bulmalı ve onları da kullanmalıyız.

Masallar, benzetmeler, kinayeler, mecazlar, semboller... Bunların hepsi insanı etkiler. Hatta bunlar aklımızı oluşturan, bildiğimiz benlikten evvel oluşmuş en temel mekanizmaların ta kendileridir. Ve biz kendimizi bunlara karşı savaşırken buluyoruz. Onlara karşı dururken onları kullandığımızda ise kendimizi ikiyüzlü hissediyoruz. İşte bu sebeple kendimize ait olanı başkalarına kaptırıyoruz. Kendi doğamızdan beziyoruz. Çünkü kendi doğamızı bize karşı kullanıyorlar.

Elimizden yaşama zevkimizi alıp başkalarına din etiketi altında parayla pazarlıyorlar.

Aklımız bir araçtır. Fakat tek ve yegane şey akıl değildir. Çünkü biz sadece akıldan oluşmuyoruz ve bunu bize akıl söylüyor. Bilimin bize bir çok araştırmanın sonucunda söylediği şey zihnimizin tamamını kullanmamız gerektiği.

Akıl kendi başına durağandır. Aklı harekete geçiren ise motive edici duygularımız, ihtiyaçlarımız, çevremiz. İşte nesir budur, işte şiir budur. Bunların hepsine sahip çıkmalıyız.

Şimdilik bu kadar.
Dincilerin kabusu: Çamur zıpzıpı
Yollanan resim
http://tinyurl.com/ykqct5n
http://tinyurl.com/yf37db2

#14 zazo

zazo

    Advanced Member

  • Üyeliğini Sildirmiş Kullanıcı
  • PipPipPip
  • 806 Mesaj sayısı:

Gönderilme tarihi 26 Kasım 2009 - 12:09 ÖS

Maneviyat direk ve yalnız dinlerle ilgili değildir, yaşama bir amaç oluşturma çabasıdır diyebiliriz. İnsanda çok iyi çalışan bir uyum mekanizması var.
İnsan şartları kendisine göre biçimlendirir, gücü yetmediği yerlerde ise kendisi şartlara göre biçimlenir.
Çünkü mutlaka şartlara uyum sağlamalıdır yoksa ölür. Bu uyum mekanizması, acımasız doğa koşullarını ve kıyma makinesine benzeyen doğal seçilim gibi süreçleri görünce bir iç huzursuzluk yaşar. İnsan, ya bu gibi moral bozucu gerçeklerle yaşamaya alışacak ya da bu acımasız süreçleri komufüle edecektir.
Bu gibi durumlarda maneviyat dediğimiz duygu ve düşünce devreye girerek, canlının motivasyonunu
artıracak amaçlar geliştirirler böylece yalanda olsa, gerçekte olsa uyum sağlanmış olur.. Yararlı olanlarını
toplum benimser ve yeni kuşaklara aktarır yararlı olmayanlarını eler.




0 kişi bu konuya bakıyor

0 üye, 0 ziyaretci, 0 gizli üye