EnverPasa
Jan 13 2006, 04:07 AM
Aklıma takılan bir soru var?
Mesela bir canlının bütün DNA,RNA şifreleri çözülünce biz aminoasitlerle yeni canlı oluşturabilir miyiz?
Asıl sorum canlı=a+b+c gibi bir formül mü işiliyor canlılıkta?
Fazla cahilce bir soru olabilir,aşırı mantıksızsa başlığı silin lütfen ama hep aklıma takılmıştır.
haci
Jan 13 2006, 02:54 PM
Bu cahilce bir soru değil EnverPaşa kardeşim..
20'ncı yüzyılın en azından yarısına kadar biyologlar, canlı bir hücrenin bütün moleküler öğeleri bilinse, onları bir araya getirerek yeni bir canlı hücrenin oluşturulabileceğine inanıyorlardı. Buna ilk meydan okuyan Richard Lewontin olmuştur. Bu müthiş bilim adamının The Triple Helix adlı kitabı biyolojide bir devrim yaratmıştır. Bu kitabı herkese hararetle tavsiye ediyorum.
Lewontin'e göre canlı hücrenin bütün moleküler öğeleri bir araya getirilerek yeni bir hücre oluşturulamaz. Bunun nedeni hücrenin canlılık dediğimiz sihirli bir güce de gereksinim duyması değildir. Bunun nedeni her canlının oluşması ve varlığını sürdürebilmesi için, diğer canlılara ve ortamdaki koşullara gereksinim duymasıdır.
Bilindiği üzere çağdaş yaşam, bir iki istisnası ile, çifte sarmal DNA molekülünün varlığına gereksinim gösterir. Üçlü sarmal ne demektir?
Lewontin’e göre üçüncü sarmal hücrenin dışındaki koşullarla ilgilidir. Çünkü yaşam yalnız şifrelenen moleküllerin ve diğerlerinin bir araya gelmesinden değil, aynı zamanda daha başka etkenlerin de varlığına gereksinim gösteren süreçler dizisinden oluşmuştur. Lewontin’in kitabında bu etkiler üçüncü helix ile sembolize edilmişlerdir.
Peki bu etkenler nelerdir?
Doğada canlılar yalnız genlerinin etkisi altında etkinlik göstermezler. Canlılar, çevrelerinde mevcut diğer etkenlerle çok yakın bir ilişki içindedirler ve onları dikte ettirdiği koşullara uymakla yükümlüdürler.
Mısır, buğday ve pamuk ürünlerinin çevreya bağlı olarak değişmesi, tropikal sarılgan bitkilerin gösterdiği çeşitlilikler, her Galapagos adasında farklı bir ispinoz kuşunun gelişmiş olması ve diğer sayısız gözlemler örnek olarak gösterilebilir. Lewontin’e göre üçüncü sarmal, canlı ile içinde yaşadığı ortam arasında mevcut, her biri diğerinin oluşmasını sağlayan diyalektiktir.
Bence Lewontin’in bu buluşu son derece mantıklı bir çıkarsamadır. Canlıların en büyük özelliği çevrelerine uymalarıdır. Canlılar sadece molekül ve atomlardan oluşmuş varlıklar değillerdir. Uygun koşullar olmadan bu moleküller bir araya gelerek, canlı hücreye dönüşmüş olmamalıdırlar.
Canlı hücrelerin çoğalmaları, fonksiyonlarını yapabilmeleri, yaşamlarını belli bir zaman sürdürebilmeleri için genlerinin yanı sıra bazı dış etkenlere de gereksinimleri vardır.
Başka bir deyişle, bütün öğelerini en ince ayrıntısına kadar kesin olarak bilsek de, onları bir araya getirerek canlı ve fonksiyonel bir hücreyi oluşturmamız mümkün olmayabilir. Ya da oluşan hücre dünyada mevcut diğer hücrelere benzemeyebilir.
Bu nedenlerden dolayı Lewontin’den esinlenerek ben,yaşamın, diyalektik bir fenomen olduğunu iddia ediyorum…..
Selamlar
HACI
hoLa
Jan 13 2006, 04:24 PM
Canlı hücrelerin çoğalmaları, fonksiyonlarını yapabilmeleri, yaşamlarını belli bir zaman sürdürebilmeleri için genlerinin yanı sıra bazı dış etkenlere de gereksinimleri vardır.
Dış gereksinimlere Tanrı'yı ekleyebilir miyiz ?
haci
Jan 13 2006, 04:36 PM
Konuyu daha yakından inceleyerek, Tanrı'nın rolünün neden olmadığını açıklamak istiyorum..
Genler etkilerini bir vakumda veya tek başlarına gerçekleştirmezler. Görevlerini başarırken çeşitli etkenlerle tepkileşirler. Bu etkenler fiziksel de olabilir, biyolojik ve kimyasal da.
Sahilde yaşayan canlılar, çok sayıda etkenlerin arasında ayrıca ve aynı zamanda, sürekli olarak sahile vuran dalgaların da etkisi altındadırlar. Bu yüzden denizin derinliklerinde yaşayan canlılardan oldukca farklı bazı biyolojik nitelikler kazanmışlardır. Bu canlıların almış olduğu şekilden (fenotipik niteliklerden), genler ve dalgalar birlikte sorumludurlar. Dalgalardan bir tür yardım almadan ve onlardan yararlanmadan genler tek başlarına bu ortama uyan canlıların ortaya çıkmasını, orada yaşayıp, çoğalmalarını, gelişme ve evrimlerini sağlayamazlar. Bu canlıların evrimi genlerinden çok dalgalarla ilgilidir. Zamanla artan veya azalan dalgalara uyum yapmak zorundadırlar. Bu da genlerin etkinliklerinin değiştirilmesi ile başarılır. Aslında evrim süreci genlere dikte edilen dış etkenlerdir. Hücre zarı üzerine etki yapan çeşitli etkenlerin, bazı mekanizmalarla çekirdeğe ulaşan sinyallere dönüştüğü ve bu sinyallerin genleri etkilediği tahmin edilmektedir. Ortama uyum ve zamanla evrimleşme, bu sinyallere uygun yanıtların verilmesi ile başarılıyor olmalıdır.
Dünyadan daha büyük veya daha küçük bir gezegende ortaya çıkacak yaşamda canlıların alacağı şekil ve nitelikler, dünyadaki canlılardan çok farklı olacaktır. Canlılar yer çekiminden, rüzgardan, kozmik ışınlardan, iklimlerden, yerel topoğrafiden ve daha yüzlerce, hatta binlerce değişgenden önemli ölcüde etkilenmektedirler. Hem sülfürlü kaynar sularda (volkan ve gayzerlerde), hem de kutuplarda yaşayan bakteriler vardır. Bu aşırı ortamlar bu bakterilerin yaşadığı, üreyip çoğaldığı ve geliştiği normal koşullardır. Onların değişmesi durumunda bakteriler oralarda artık yaşamlarını sürdüremeyecekler ve yok olacaklardır.
Genel olarak canlılar, özel olarak insanlar birkaç bencil genin ürünü değillerdir. Yaşam çok sayıda değişgeni olan diyalektik bir fenomendir.
HACI
hoLa
Jan 13 2006, 04:53 PM
Diyalektif fenomen demişsin buna katılmamak elde değil.
Zıtların uyumu var Dünya'da..
Her şey zıttı ile kaimdir.
Açıklamaların için teşekkürler
EnverPasa
Jan 13 2006, 11:16 PM
QUOTE(haci @ Jan 13 2006, 11:54 AM)
Başka bir deyişle, bütün öğelerini en ince ayrıntısına kadar kesin olarak bilsek de, onları bir araya getirerek canlı ve fonksiyonel bir hücreyi oluşturmamız mümkün olmayabilir. Ya da oluşan hücre dünyada mevcut diğer hücrelere benzemeyebilir.
Bu nedenlerden dolayı Lewontin’den esinlenerek ben,yaşamın, diyalektik bir fenomen olduğunu iddia ediyorum….. Selamlar
HACI
Öncelikle cevabın için teşekkür ederim,ben biyolojinin ileri düzey terimlerinden çok anlamam ama çevreyle ilişkili olması lazım demişsin,bu çevre bir bakterinin 2 ye bölünmeden önceki birleşik durumu,bir zigotun ana rahmindeki çevresi mi yoksa bildiğimiz uygun şartlar tanımındaki çevre mi?
Sorumun kaba şekli yani çevre için öncelik bir ana hücre mi yoksa uygun şartların bulunduğu hücreye göre değişen doğal bir çevre mi?
Yoksa ikisiylede alakası yok mu?
haci
Jan 13 2006, 11:31 PM
Bütün bunların önemi var..
İnsan embyosu yalnız rahimde gelişebilir.
Kurbağa embryosu ile yalnız suda..
Onların yerini değiştirirsen, ikisi de üremez.
Çevre en önemli etkendir.
Tabii çevre derken, yalnız bir etkenden bahsetmiyoruz. Çok sayıda etkenden bahsediyoruz.
Her canlı için farklı bir çevresel etken vardır.
Ayrıca aynı canlı için değişik çevreler, değişik morfolojilere, yani görünüşlere, neden olacaktır.
Yani bu, aynı buğday veya mısır tohumunu, sıfır, 100, 200, 500, 1000 metre yükseklikteki topraklara gömersen, farlı ürünler alacaksın demektir.
HACI
EnverPasa
Jan 13 2006, 11:42 PM
Hacı
Bu çevre denen muamma iyice kafamı karıştırdı.Size bir soru daha sormalıyım
İlk insan embriyosu oluştuktan sonra farklılaşmaların emrini DNA veriyor değil mi?DNA bu emri neye dayanarak veriyor,çevreye mi yoksa ana rahminden aldığı uyarıcılara mı?Siz ikiside demek istiyorsunuz ama nasıl böyle bir etki yapıyor bu çevre metafiziksel mi?yoksa değişik kimyasal maddelerle mi ya da başka bilinmeyen bir yolla mı veya bu yol biliniyor mu?
haci
Jan 13 2006, 11:57 PM
İnsan yumurtasının sperm tarafından döllenmesi, döllenen yumurtanın daha tüpde iken çoğalmaya başlaması ve uterusun belli bir yerine implante olması (yapışması) hep çevre ile ilgili süreçlerdir....
Menstrüel periyod sırasında tüpler ve rahim, insan embryosunun yerleşmesi için gerekli koşulları hazırlar. Rahmin iç yüzü desidua denen özel bir dokuya dönüşür.. İnsan embryosu bu özel koşulları tanır ve orada çoğalmaya devam eder. Sen bu embryoyu alıp laboratuvar koşullarında üremeye terkedersen, rahimde yaptıklarını yapmaya devam eder ama, bir noktadan sonra sapıtır. Anomaliler oluşur. Bebek gelişemez.
Rahme yakın koşullarda ise bebeğin geliştiğini biliyoruz.
Bazan döllenmiş yumurta karın boşluğuna düşer ve orada büyümeye başlar.. Bazı durumlarda normal gelişme olabilmektedir. Çünkü embryo komşu dokuların davranışını etkiler.
Döllennmiş yumurta çevreden gelen sinyalleri okuyabilir. Bu sinyaller bazı fiziksel nitelikler de olabilir. Biyolojik nitelikler de.. Çevre de döllenmiş yumurtadan gelen sinyalleri okuyabilir.
İnsan rahminde embryo ile desidual damarlar arasında ilişkiler kurulur. Bu ilişkilerin nedeni bazı kimyasal faktörlerdir. Bu mekanizma ile insan embryosu annenin kan damarları ile ilişki kurar ve onun tarafından beslenir.
Burada embryo DNA ve RNA'nın yanı sıra, anne desidua hücrelerinin DNA ve RNA'sının da embryonun gelişmesine katkısı vardır.
Yani annne ve embryo karşılıklı tepkileşerek yeni bir insan ortaya çıkar..
Buna da biz diyalektik diyoruz..
HACI
EnverPasa
Jan 14 2006, 12:09 AM
Peki hacı bunu labaratuvarda tam olarak oluşturamamanın sebebi nedir,diyalektiğin tam olarak çözülememesi midir?
Yoksa bazı kompleks canlılarda çözüldü mü?
haci
Jan 14 2006, 12:20 AM
Laboratuvar koşullarının canlı olmaması..
Diyalektiği yanıtlamaması..
Diyalektik tek tarafl olmaz..
Diyalektiğin tanımına bakınız..
QUOTE
Bu konteksde kullandığım “diyalektik” teriminin anlamı, Hegel mantığının bir ürünü olan “diyalektik materyelizmdeki” anlamı ile özdeştir. Marx, Hegel’den bu terimi kendi felsefi görüşü olan komünizmi tanımlamak için adapte etmiştir. Bu bağlamda diyalektik, karşıt görüşlerin, tez ve antitezlerin sürekli ilişkilerinin sağladığı çözümlerdir.
Laboratuvar koşulları tek taraflıdır..
Laboratuvarda diyalektik yoktur..
HACI
EnverPasa
Jan 14 2006, 12:37 AM
Ya kusura bakma hacı dediğim gibi senin gibi yüksek bilgim yok,merak ettiğimiz soruları buraya yazmayayım artık,belli bir yerden sonra çapımı aşıyor.
Senide uğraştırdık kusura bakma.
haci
Jan 14 2006, 12:41 AM
Aptalca soru olmaz EnverPaşa kardeşim..
Soru sormaktan çekinme..
Beni uğraştırmıyorsun.
Aptal soru olmaz ama, aptal yanıt olabilir.
Yani sen aptal olamazsın ama, ben yanıtlarken aptal olabilirim..
Anlamadığın konular üzerinde istediğin kadar soru sorabilirsin..
Sonunda suçlanacak olan sen değilsin..
Suçlanacak olan, seni yanıtlayacak olan olacaktır..
Keeeeeeeeeeeh keh kehhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhh
Sen bıraktığın yerden devam et.. Tabii istiyorsan..
Selam
HACI
EnverPasa
Jan 14 2006, 01:07 AM
Bunu dediğine pişman olacaksın abi
Benim aklıma takılan çok soru var,artık yağmur gibi yağarım üstüne.
haci
Jan 14 2006, 02:09 AM
Pişman olacağımı zannetmiyorum..
Sorular aptalca olmayabilir ama, başka nedenlerden dolayı yanıtlanmaları olanaksız olabilir..
Soruların yanıtlanma zorunluğu yoktur.
Bütün yapacağım sizin soruları ihmal etmektir..
Keeeeeeeeeeeh keh keeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeehhhhhhhh ?
HACI
anibal
Jan 15 2006, 03:48 PM
Zigotun gelişmesinde rahim içi sıcaklık gibi her bir şeyin etkisi vardır. Ama en önemli etkiyi, embriyonun ilk safhalarında asıl yönlendirici olan hormonlar yapar.
Laboratuarda suni bir rahim yapılabilir. Bir şekilde o hormonları sentezleyen, plasenta görevi gören vs. bir sürü düzenek yapılabilir. Bu durumda, böyle bir yapay rahimde bir cenin gelişip bebek olabilir. Ama dikkat ederseniz, konu bir tek cenin ile bağlantılı değil. Aslında nerdeyse tam teşekküllü bir rahim değil, insan yapmak gerekiyor. Sindirim sistemi vs. Sonuçta, annenin kalp atışları bile bu süreçte etkili.
Sorun tamamen duygusal. Olsa şöyle bir kaç yüz milyar dolar para, bu işin efsununu çözüp bir rahim yapmak zor değil. Ama bu para yok. Bu kadar para ile sokakta binlercesi gezen bir şeyin taklidini yapmak verimli değil. Dahası birde, kiliseyle filan boğuşmak var ki, paranın başında oturanlar bunu göze almak istemez.
Şu anda süreç hakkında bilmediğimiz tonla şey var, bildiğimizden emin olduğumuz en önemli şey, bu sürecin bir doğaüstü bileşene gerek duymadığı.
Bu basit görünüm sadece metinlerden oluşur. Resim ve Daha Fazla Bilgi Görmek İçin Forumun Normal Haline Geçmeniz Gerekmektedir
Buraya Tıklayın.