Varolmak
Sep 18 2006, 11:06 AM
Dünyanın en ünlü bilim dergilerinden biri olan New Scientist adlı dergi, 27 Nisan 2002 tarihindeki kapak konusunda, okuyucularına önemli bir bilimsel gelişmeyi aktarmıştır. J. R. Minkel tarafından kaleme alınan makale "Sahte Evren" başlığı altında ve "Neden Hepimiz Bir Hologramın İçinde Yaşıyoruz?" kapak yazısı ile yayınlanmıştır. Bu makalede açıklanan bilimsel tespiti şu şekilde özetleyebiliriz: Dünyayı bir ışık demeti olarak algılıyoruz, bu yüzden de bu algılara bakarak maddeyi mutlak gerçek zannetmek büyük bir yanılgı olacaktır. New Scientist, bilim adamı-yazar J. R. Minkel'in bu önemli konu ile ilgili şu itirafına yer vermiştir:
Şu an bir dergi tutuyorsunuz, bunu katı bir madde olarak algılıyorsunuz ve siz bunun evrende bağımsız bir şekilde var olduğunu görüyorsunuz. Etrafınızdaki objeler de aynı şekilde, belki bir fincan kahve ya da bir bilgisayar, hepsi dışarıda gerçekmiş gibi görünüyor. Ama hepsi yalnızca bir hayal.
"Sahte Evren", "Neden Hepimiz Bir Hologramın İçinde Yaşıyoruz?" başlıklı ve 27 Nisan 2002 tarihli New Scientist dergisi.
Minkel makalesinde, bazı bilim adamlarının bu fikri "herşeyin teorisi" olarak adlandırdıklarını söylemektedir. Ayrıca Minkel, bilim adamları tarafından "herşeyin teorisi"nin, evrenin yapısının açıklanmasında ilk basamak olarak kabul edildiğini aktarmaktadır.
Söz konusu dergide yayınlanan bu makale, evreni beynimizde bir hayal olarak algıladığımızı, dolayısıyla bizim maddenin aslıyla muhatap olmadığımızı açıklayan bilimsel bir kaynaktır.
Bilim Adamları Yapay Sinyallerle Kaybedilen Duyuları Yeniden Kazandırıyorlar
Amerika'nın ünlü aktüel dergisi Time'ın 11 Mart 2002 tarihli sayısında "Vücut Elektriği" başlığıyla yayınlanan makalede önemli bir bilimsel gelişme aktarıldı. Makaleye konu olan haberde bilim adamlarının, bilgisayar çiplerini insanın sinir sistemiyle birleştirerek, duyuların tedavi edilmesinde kullandıklarından bahsediliyordu.
Avrupa, Amerika ve Japonya'dan araştırmacılar geliştirdikleri yeni yöntemle kör bir kimseye görme algısı, felçli bir hastaya yeniden hareket kabiliyeti kazandırmayı amaçlıyorlardı. Hastaların vücutlarına elektrotlar yerleştirerek, canlı dokularla silikon çiplerin birleştirildiği protez parçaları kullanarak bu amaçlarını kısmen uygulamayı başarmışlardı.
11 Mart 2002 tarihli Time'da "Vücut Elektriği" başlığıyla yayınlanan makalede, dış dünyanın zihnimizde izlediğimiz bir kopya olduğunu ispatlayan örneklere yer verilmektedir.
Örneğin bir kaza sonucu boynu kırılan Holgersen adındaki bir Danimarkalı'nın, omuzlarını, sol kolunu ve sol elini çok az hareket ettirebilmesi dışında, boyundan aşağısı felçliydi. Bilindiği gibi felç, boyun ve omurilik hasarlarından kaynaklanır, çünkü beyin ve kaslar arasında hareket eden sinir trafiği zarar görmüş ya da bloke olmuştur. Vücuttan beyne giden sinyalleri ileten sinirlerle, beyinden vücut kaslarına talimat taşıyan sinirler arasındaki bilgi akışı kesilir. Bu hastaya sinirsel bir protez yerleştirilerek, beyinden gelen sinyallerin omuriliğin hasar gören bölümlerini atlatmak, böylece kol ve bacaklara biraz hareket kazandırmak amaçlandı.
Hastanın sol eline temel işlevleri kazandırmak için nesneleri kavramaya, tutmaya ve bırakmaya yarayan bir sistem kullanıldı. Ameliyatla sol kolunun üst kısmına, ön koluna ve göğsüne her biri madeni para büyüklüğündeki sekiz esnek elektrot, kavramayı kontrol eden kaslara ameliyatla bağlandı. Bu elektrotlar daha sonra çok ince kablolarla göğse yerleştirilen ve sinir sistemine etki eden bir uyarıcıya bağlandı. Bu uyarıcı da hastanın biraz hareket ettirebildiği sağ omzuna yerleştirilen bir konum-algılama birimine bağlandı.
11 Mart 2002 tarihli Time dergisinde duyurulan habere göre, yapay görme sistemi deneylerinde hastanın gözü ve göreceği bir nesne olmamasına rağmen, suni olarak verilen sinyallerle görüntü görmesi mümkün olmaktadır.
Bunun sonucunda ise şu oldu: Hasta bir bardağı kaldırmak istediğinde sağ omzunu yukarı kaldırıyor. Bu hareket konum algılayıcısından göğsündeki uyarıcıya elektrik sinyali gönderiyor. Bu uyarıcı da sinyali kolundaki ve elindeki kaslara doğru iletiyor. Bunun sonucunda kaslar kasılıp, sol el kapanıyor. Bardağı bırakmak istediğinde ise sağ omzunu aşağı indiriyor, böylece sol el açılıyor. Bu tür protezler sayesinde, felçli organlardan gelen dokunma ile ilgili bilgiler vücudun diğer bölümlerine iletiliyor ve böylece duyuların yeniden algılaması mümkün oluyor.
Bu çalışmaların bir diğeri de Brüksel'deki Louvain Üniversitesi'nde görme algısı ile ilgili gerçekleştirilmektedir. Çubuk ve koni hücreleri ölünce retinası ışığa duyarsızlaşan, ardından da kör olan Belçikalı bir hastanın, sağ optik sinirinin çevresine yerleştirilen bir elektrot sayesinde birtakım görüntüleri tekrar görmesi mümkün olmuştur.
Bu hastanın durumunda elektrot, kafatasının içinde açılan küçük bir oyuk içine yerleştirilmiştir ve bu elektrot bir uyarıcıya bağlıdır. Bir başlık ile takılan video kamera, görüntüleri radyo sinyalleri şeklinde uyarıcıya iletiyor. Bu uyarıcı zarar görmüş çubuk ve koni hücrelerini atlayarak doğrudan optik sinire elektrik sinyallerini iletiyor. Optik sinir sinyalleri hastanın görme merkezine taşındıktan sonra, bunlar bir görüntü şeklinde yeniden düzenleniyor. Her ne kadar hastanın görüntüsündeki kalite, stadyumlardaki ışıklı panoların minyatürü şeklinde olsa da, bu sistemin uygulanabilirliğini göstermek için yeterli bir örnektir.
Modern fiziğin bulguları maddesel evrenin bir algılar bütünü olduğunu gösteriyor. 30 Ocak 1999 tarihli sayısında bu gerçeği ele alan ünlü İngiliz bilim dergisi New Scientist'in kapağında şu soru yer alıyor: "Gerçeğin Ötesinde: Evren, Bilginin Bir Dansı mı ve Madde Sadece Bir Seraptan mı İbaret?"
Bu hasta üzerinde uygulanan yapay görme sistemine "Microsystem-based Visual Prosthesis" (MIVIP - Mikrosistem-esaslı Görsel Protez) denmektedir. Bu cihazlar hastanın kafatasına kalıcı olarak yerleştirilmiştir, fakat bunları kullanabilmesi için Louvain Üniversitesi'nde küçük bir odaya gitmesi ve yüzücü bonelerine benzeyen bir başlık giymesi gereklidir. Bu başlık plastikten yapılmıştır ve ön kısmına sabitlenmiş standart bir video bulunmaktadır. Ekrandaki görüntüyü oluşturan noktalar (pikseller) ne kadar fazla olursa, elektriksel uyarıların sayısı da o kadar fazla olur. Bu da görüntünün daha kaliteli olmasını sağlamaktadır.
Aynı haberde ilginç bir gösteriden de şöyle bahsedilmekteydi:
1998 yılında Stelarc adındaki Avustralyalı bir sanatçı vücuduna elekrotlar yerleştirerek bir gösteri düzenledi. Vücudu, kaslarını istemsiz kasılmalarla harekete geçirilebilecek yeterlilikte elektrik şokları taşıyan elektrotlar ile kaplıydı. Bu elektrotlar da bir bilgisayara bağlıydı ve gösteri sırasında, internet aracılığıyla Paris, Helsinki ve Amsterdam'daki bilgisayarlarla bağlantı kuruldu. Bu üç bölgedeki katılımcılar, dokunmatik bir ekran üzerinde görünen vücudun çeşitli bölümlerine dokunarak, Stelarc'a her istediklerini yaptırabiliyorlardı.
Bu ve benzeri teknolojiler çok küçük boyutlara indirilebildiği ve doğrudan vücudun içine yerleştirilebildiği takdirde tıp alanında çok önemli gelişmelere yol açabilecek niteliktedir. Ancak bu gelişmelerin gösterdiği çok önemli bir gerçek daha vardır: dış dünyanın zihnimizde izlediğimiz bir kopya olduğu...
Time dergisinin bu makalesinde yapay olarak verilen uyarılarla görüntünün, dokunma hissinin vs. oluşabileceğine dair pratik örnekler sunulmuştur. Örneğin kör bir kimsenin görüntü görebilmesi bunun en açık delilidir. Hastanın gözü ya da göreceği bir nesne olmamasına rağmen, suni olarak verilen sinyallerle görüntü görmesi mümkün olmuştur.
Bilimsel Dergiler Filmlerde İşlenen Simülasyon Dünya Senaryolarının
Gerçek Hayat İçin de Mümkün Olabileceğini İfade Ediyorlar
Dünyaca ünlü bilim dergisi New Scientist'in 27 Temmuz 2002 tarihli sayısında da "Hayat bir programdır, o zaman silindiniz" başlığıyla yayınlanan makalesinde Micheal Brooks, Matrix filmindeki gibi simülasyon bir dünya içinde yaşıyor olabileceğimiz ihtimalini şu sözlerle gündeme getiriyor:
27 Temmuz 2002 tarihli New Scientist'de "Hayat bir programdır, o zaman silindiniz" başlığıyla yayınlanan makalede yapay bir dünya içinde yaşıyor olabileceğimiz ihtimali gündeme getirilmektedir.
Matrix II'yi beklemenize gerek yok. Zaten dev bir bilgisayar simülasyonu içinde yaşıyor olabilirsiniz... Elbette ki 'The Matrix' filminin gerçek olmadığını düşündünüz. Çünkü sadece öyle düşünmeniz istendi.
Makalenin yazarı Micheal Brooks, Yale Üniversitesi'nden Nick Bostrom adında bir felsefecinin yorumlarına da yer vererek düşüncelerini destekliyor. Nick Bostrom, Hollywood yapımı filmlerin birçok kişinin düşündüğünden çok daha fazla gerçeğe yaklaştıklarını düşünüyor. Ayrıca yaptığı hesaplar sonucunda, bizim de filmlerdeki gibi bir simülasyon dünya içinde yaşıyor olma ihtimalimizin olduğunu düşünüyor.
Özellikle son yıllarda, maddenin aslıyla muhatap olamadığımız gerçeğinin anlaşılmasıyla birlikte, bu bilimsel gerçek insanları daha derin düşünmeye yöneltmektedir. Filmlere de sık sık konu olan bu durum, fiziksel gerçekliği olmayan ortamların, ne kadar gerçekçi olarak canlandırılabileceğini; hatta insanların bu hayali görüntülere aldanabileceğini de vurgulamaktadır.
ALINTIDIR...
drekinci
Sep 18 2006, 02:10 PM
Varolmak bu alıntıyı buraya hangi nedenden astı.
Dış objeler olmadan da duyularımız uyarılabilir.
Bu şekilde uyarılan duyular ile olmayan dış objeler varmış gibi algılanabilir.
Bundan ne sonuç çıkarmak istiyor.
QUOTE
Etrafınızdaki objeler de aynı şekilde, belki bir fincan kahve ya da bir bilgisayar, hepsi dışarıda gerçekmiş gibi görünüyor. Ama hepsi yalnızca bir hayal.
Bu alıntıdaki "belki" nin deneyi yapılamaz mı?
Bu alıntıdaki belki den yola çıkılır ise. Fincan, kahve, bilgisayar örneğini değiştirip otobanda otomobilleri koyarsak, otobanda elini kolunu sallayarak dolaşabilirsin sonucu çıkmaz mı?
Nasılsa bu üzerime gelen otomobiller hayal diye bir değerlendirme yapabilir misin?
Yaparsan, bu otomobillerin hayal olduğunun veya olmadığını değerlendirecek duyu organı da kalmaz ortada.
Diyelim kolun bacağın kırıldı, gözünü hastanede açtın.
Bu kırıkları hayali otomobiller yaptı diyebilir misin?
Sevgili varolmak.
Duyularımızın obje olmadan uyarılması başka.
Objelerin gerçekte var olup olmadığının değerlenmesi başkadır.
Duyularımızın obje olmadan uyarılması pekçok nörolojik ve psikolojik hastalıklarda görülür.
İsmi üzerinde hastalık.
Hastalık tedavi edilir ve yanılgılar giderilir.
Ancak sen bu iletin ile hastalık halini gerçek.
Gerçekliği de inkar gibi bir sonuca ulaşıyorsun. Veya bu yönde bir çaban var.
Alıntı yaptığın derginin de böyle bir sonuç çıkardığını tahmin etmiyorum.
İşine gelen kısımlarından derlenmiş. İşinize gelmeyen kısımları es geçilmiştir mutlaka.
Sevgiler.
Varolmak
Sep 18 2006, 10:18 PM
drekinci;
""Diyelim kolun bacağın kırıldı, gözünü hastanede açtın.
Bu kırıkları hayali otomobiller yaptı diyebilir misin?""
Maddenin olmadığını düşünürken mantıkıyle kendi vücudumuzunda madde
olduğunu gözardı etmememiz gerekir.Otomobil hızla çarptığında
kolumuzun bacağımızın kırılacağını az çok düşünerek tahmin
edebiliriz.
""Duyularımızın obje olmadan uyarılması pekçok nörolojik ve psikolojik hastalıklarda görülür.""
bu madde olmadan da duyularımızın uyarılabileceğini yani hayal ettiğimiz birşeyin
varolabileceğini mantıksal olarak kanıtlayamaz mı? ama önceden olması gerekenlerin olacağı
bir bilgisayar oyununda düşündüklerimizin hepsinin olabileceği anlamına
gelmediği de mantıksal bir gerçek olamaz mı? Bilim ilerde insan gibi düşünen bir
bilgisayar progamını yapabileceğini kabul edelim.Bu insan gibi düşünen programı
sanal bir dünyanın içine aynı insana benzer sanal bir vücudla yerleştirdiğimizde
ve ona müdahale etmediğimizde düşündüklerinin mi yoksa orda başına gelenlerin mi
gerçek olduğu konusunda düşünmeye başlamaz mı?
(bu bilimsel gelişme benim düşündüğüm herşeyin Allah ın parçası olduğuna dair fikrimide etkiliyor ve mantıklı geliyor)
drekinci
Sep 18 2006, 11:42 PM
QUOTE
Bilim ilerde insan gibi düşünen bir
bilgisayar progamını yapabileceğini kabul edelim.Bu insan gibi düşünen programı
sanal bir dünyanın içine aynı insana benzer sanal bir vücudla yerleştirdiğimizde
ve ona müdahale etmediğimizde düşündüklerinin mi yoksa orda başına gelenlerin mi
gerçek olduğu konusunda düşünmeye başlamaz mı?
Sevgili varolmak
İnsan gibi düşünen veya herhangi bir bilgisayar proğramı maddi karşılığı olmayan bir program değildir.
Altyapısı bilgisayarların maddi yapısına ve çalışma mekanizmalarına oturur. Böyle bir programı insana benzer bir vücuda yerleştirdiğimizde bu robot olur. Bu tür robotlar zaten yapmaktayız. Hatta deneme yanılmalarla belirli hareketleri öğrenen robotlarda yapılmaktadır. Böyle bir robot kendi düşüncesinin dış objelerden daha gerçek olduğunu düşünmesi ne ifade eder. Kendi düşüncesinin objelerden gerçek olması dış objeleri inkar etmek anlamına gelmez. Kendi düşüncesin de var dış objeler de.
Maddeden bağımsız düşünce de olmaz.
Düşüncenin alt yapısı insan veya yüksek yapılı canlılardır.
İnsan düşüncesine yakın düşünen robot ve bilgisayarlar da yapmaktayız.
Ama senin amacın
QUOTE
(bu bilimsel gelişme benim düşündüğüm herşeyin Allah ın parçası olduğuna dair fikrimide etkiliyor ve mantıklı geliyor)
İşte bu! sonunda baklayı ağzından çıkarıyorsun.
Bilimi senin bilimdışı düşüncelerine dayanak yapamazsın.
Bilim senin inançlarını sarsar.
İnançların uğruna bilimi tahrif de edemezsin.
Allah inancını ateist forumda tartışabilirsin.
Sevgiler.
Varolmak
Sep 19 2006, 12:09 AM
QUOTE(drekinci @ Sep 19 2006, 12:42 AM)

Ama senin amacın
İşte bu! sonunda baklayı ağzından çıkarıyorsun.
Bilimi senin bilimdışı düşüncelerine dayanak yapamazsın.
Bilim senin inançlarını sarsar.
İnançların uğruna bilimi tahrif de edemezsin.
Allah inancını ateist forumda tartışabilirsin.
Sevgiler.
drekinci;
tabi bunu orda tartışalım.
Ama hayalinizdeki bir ortamı sanal ortamda varedebilirsiniz(Bunu ateistforumda tartışalım;insanın yaratabilmesi gibi ie düşünce ama dediğiniz gibi madde tabanlı bir ortam olmuş olur).Bu bizim hayallettiklemizin gerçek olabilieceğini kanıtlamaz mı?
drekinci
Sep 19 2006, 07:47 AM
Sevgili varolmak
İnsan düşünebilen ve hayal edebilen bir varlıktır.
Bu anlamda insan temelinde düşünce ve hayaletmek elbetteki vardır.
Bu yeteneği herhangi bir robota veya sanal ortam dediğimiz bilgisayar ortamına veya internet ortamına aktarmakta orijinallik veya başkalık yoktur.
Bilgi internet ortamında nasıl taşınıyor ise insan sinir sisteminde de benzer taşınıyor.
Bir bilgisayar programı nasıl çalışıyor ise insan beyni de benzer mekanizmalarla çalışır.
Düşünceyi, bilgisayar programlarını, hologramları, hayal kurmaları ve bu türden soyutlamaları maddi temelden bağımsız olduğunu düşünmen seni yanıltıyor.
Bu varlıklar maddi temelden yoksun değildirler.
İlginç ve güzel bir nik seçmişsin. Felsefenin en temel konusudur Varlık, Varolmak.
İstersen bu konu üzerinde tartışalım.
Herhangi bir şeye var diyebilmemiz için hangi parametrelere, dayanaklara bakmamız gerekir?
Sevgiler.
KAN AKARKEN
Sep 19 2006, 01:07 PM
QUOTE
Dış objeler olmadan da duyularımız uyarılabilir.
Bu şekilde uyarılan duyular ile olmayan dış objeler varmış gibi algılanabilir.
Bundan ne sonuç çıkarmak istiyor.
QUOTE
Etrafınızdaki objeler de aynı şekilde, belki bir fincan kahve ya da bir bilgisayar, hepsi dışarıda gerçekmiş gibi görünüyor. Ama hepsi yalnızca bir hayal.
Yukarıdaki yanlış bir mantıktır.Hiçbir delile dayanmayan idealist bir yaklaşım.
drekinci'ye katılıyorum..Madde'nin aslı konusuyla alakalı hem siteme hemde doruma bişeyler yazmıştım.(Yazıyı okumak için
tıklayın.)
drekinci
Sep 19 2006, 02:26 PM
Sevgili kan akarken
yazını okudum ama daha ilk cümlelerden sonra gerisini getirmedim.
Varolmak var oluşu hislerin yanılgılarına bağlıyor ama sen de gerçeği kan a bağlıyorsun.
her taraftan kan akıyor.
Bir kan edebiyatıdır tutturmuşsun.
Ben öyle kan man, kavga gürültü sevmem.
Ben barışcıl bir insanım kan ile kavga ile başkalarının dikkatini çekebilirsin belki ama ben kan görünce kaçarım.
kansız kavgasız konular gündeme getir tartışalım.
Sevgiler.
KAN AKARKEN
Sep 19 2006, 06:06 PM
Sevgili drekinci.
Linkini verdiğim ve aynı zamanda forumada yazdığım "madde ve gerçeklik" adlı yazımda tek bir kelime kan lafı geçmediği gibi, hiçbirşekilde kavga ve gürültüye dair bişey yoktur.Açılan başlıktaki konuya bir reddiye olduğu için , bir önceki iletimde link bırakmıştım.Ya siz yanlış yeri okudunuz,yada tamamen önyargılı olarak hiç okumadınız.
Zaten yazının özüde , "aslında maddenin varlığının yadsınamaz olduğu ve görüntülerin beynimizde oluşmasının maddenin tamamen bir hayalden ibaret olduğuna kanıt olamayacağı" idi.
Ayrıca "kansız kavgasız konular gündeme getir tartışalım" demişsiniz.Benim gündeme bir konu getirdiğim felan yokki,...ya da kan ile ilgili tartışmak istediğim bişeyde yok.Kavga ve gürültüye dair gündeme ne getirmişim ve ne tartışmak istemişim anlıyamadım?
Kısacası ne demek istediğinizi ve tepkinizi anlıyamadım.
Varolmak
Sep 19 2006, 06:29 PM
QUOTE(drekinci @ Sep 19 2006, 08:47 AM)

Herhangi bir şeye var diyebilmemiz için hangi parametrelere, dayanaklara bakmamız gerekir?
Sevgiler.
Kanaatimce şimdiye kadar evrendeki ve hayal edilen herşeyin varolabilmesi için bir amacın peşinden gittiğini görüyoruz.Varolabilmek için varlığın bir amacının olması yeterlidir.
"Bazı düşünceler insanı düşünebildiği için varolma amacı aradığını destekler"
Varolma amacı araması bile insanın varolmasını sağlayan bir amaç olduğu mantığına uyuyor.
drekinci
Sep 19 2006, 09:10 PM
Sevgili varolmak
taş var ama amacının olup olmadığı konusunda bir şey söyleyebilir misin?
Varolmak
Sep 19 2006, 10:16 PM
QUOTE(drekinci @ Sep 19 2006, 10:10 PM)

Sevgili varolmak
taş var ama amacının olup olmadığı konusunda bir şey söyleyebilir misin?
Hepsini söylemek imkansız ama;
şimdilik aklıma gelen
bütün maddelerin olduğu gibi çekim gücü olması,bütünleşmye çalışması....
veya atomlardan meydana gelen bir taşın varolma amaçlarından
biride atomlardan meydana gelmesi gerektiği.
drekinci
Sep 19 2006, 11:27 PM
sorun taşın atomlardan meydana gelip gelmediği değil.
taşın amacının olup olmadığı
var olmayı amaca bağlarsan
evrende var olan her şeyin bir amacının olması gerektiğini ortaya koyman gerek
amaç kendinden başka bir şeye hizmet etmeyi içerir.
evrendeki taş, toprak, elementler yani madde neye ve kime hizmet ediyor?
hangi amacın elemanı oluyor?
Bunu ortaya koymak zorunda olduğun gibi. İspatını da yapman gerek
Sevgiler.
Varolmak
Sep 20 2006, 12:56 AM
Evrendeki herşeyin değil ama araştırarak gördüğümüz düşündüğümüz herşeyle ilgili bir varolma amacı bulabiliriz.Tabiki şimdiye kadar gördüklerimiz ve düşündüklerimiz evrendeki herşeyin amacının olduğunu kanıtlamaz.Ama tanık olduğumuz bazı düzenler kanıtlanmıştır.Düzenin oluşması içinde bir amacın olması gerekir.Neye hizmet ettiği konusunda;
şimdilik benim yorumlarımın burda sonlandırılmasını tavsiye ederim

.
Sizin varolma hakkındaki görüşleriniz nedir?
yecgga
Sep 20 2006, 01:14 AM
".Neye hizmet ettiği konusunda;
şimdilik benim yorumlarımın burda sonlandırılmasını tavsiye ederim .
"
Hizmet ettiği şeyin de neye hizmet ettiğini ve onun da neye hizmet ettiğini de duymak isteriz eğer yorumlarını sonlandırmakdan vazgeçmeyi düşünürsen.
zardoz
Sep 20 2006, 12:02 PM
Evrendeki herşeyin değil ama araştırarak gördüğümüz düşündüğümüz herşeyle ilgili bir varolma amacı bulabiliriz.
Buluyor muyuz, yoksa uyduruyor muyuz. Bunun yöntemi ve nasıl anlaşılacagı belirtilmedigi sürece bulunan amacın nesnelligi geçerli olamaz. Sadece ben "şunun şöyle oldugunu düşünüyorum" dersiniz. Kişisel yargılarla bilim yapılmaz.
Tabiki şimdiye kadar gördüklerimiz ve düşündüklerimiz evrendeki herşeyin amacının olduğunu kanıtlamaz.Ama tanık olduğumuz bazı düzenler kanıtlanmıştır.Düzenin oluşması içinde bir amacın olması gerekir.Neye hizmet ettiği konusunda;
şimdilik benim yorumlarımın burda sonlandırılmasını tavsiye ederim smile.gif.
Düzen ayrı bir konudur, düzenin olması fizik yasalarının varlıgını akla gerektirir, fizik yasaları ise amaç gütmez. Fizik yasalarının neden oldugu düzeneklere amaç atfetmek yine insan aklının ona oynadıgı akılsızca bir oyundur.
Bu holografik teori david bohm a aittir. Kendisi önemli bir fizikçi olsa da teorisi fizikten ziyade felsefi olarak degerlendirilir ve fizikçiler tarafından hiç ragbet görmez.
Maddenin aslı astarı yoktur açıklamasının kanıtı olmadıgı gibi anlamı da yoktur. Bu açıklama doga olaylarının nasıl oldugunu açıklamaz, daha çok işin içine gizemler sokarak karıştırır. Bilim okkam ın usturası geregi daha basit açıklamalara yöneliriz ve her zaman basit açıklamalar daha kullanışlıdır. Maddenin elektronlar ile örgütlendigini ifade eden bilim bilgisayarı yapmıştır, peki holografik evren anlayışı ile ne yapabiliriz, sadece saçmalarız. Çünkü böylesi bir evrende akla gerek yoktur.
haci
Sep 20 2006, 03:25 PM
Hologram'da enerji alış verişi fotonlarla sağlanır. Evrenin holografik bir yapısı olmadığı kesindir. Ama hiç kuşkusuz evrenin holograma yakın bir yapısı olduğunu da kabul etmek zorundayız.
Atomu çekirdek ve elektron bulutu olarak ele alırsak, arada büyük bir boşluğun olduğunu görürüz. Çekirdek atomun en yoğun öğesidir. Atom çekirdeğini bir tenis topu büyüklüğünde farzedelim. Ona en yakın yörüngedeki elektronun büyüklüğü pirinç tanesi kadardır ve ondan 6,3 km uzaktadır. Yani atom büyük bir boşluktan ibarettir.
Çekirdeği ele alalım. Proton ve nötronlardan oluşmuştur. Ve büyük ölçüde boştur. Proton ve nötronları bir arada tutan bir güç vardır. Proton ve nötronları ele alalım. Onlar da quark'lardan oluşmuşlardır ve büyük bir boşluktan ibarettirler..
Atom temel olarak enerji ilişkilerinin egemen olduğu gizemli bir yapıya sahiptir. Kendisini ve öğelerini her hangi bir şekilde modellemek ve imgelemek mümkün değildir. Atomda büyük bir enerji vardır ve enerji tutumu onun kararlılığından sorumludur. Ama bu demek değildir ki atomlar asla değişmeyen birimlerdir. Uygun koşullarda elementler birbirlerine dönüşürler. Bu dönüşüm için radyoaktif olmalarına bile gerek yoktur. En kararlı elementler demir ve nikeldir. Bütün elementlerin zamanla onlara dönüşeceğine inanılmaktadır. İlerde bir tarihde evren demirden oluşan bir holograma dönüşebilir.. Enerji alış verişi yine devam edecektir. Tabii bu süreç proton çürümesi ile devam edecektir. Proton çürümesi demek, elementer zerrelerin çözünmesi demektir. Elektronlar ve quark'lar çözünmeye başlayınca maddenin sonu gelecektir. Ama kütleleri olmayan fotonların çözünmeyeceğine inanılmaktadır. İşte o zaman evren fotonlardan ibaret gerçek bir holograma dönüşecektir... 10^1000 yıl sonra evren tam bir hologram olacaktır...
HACI
birisi
Sep 21 2006, 12:28 AM
Ben bu konuda kendi fikirlerimi söylemek istiyorum. Tabi burada objektif olacağım.
5 duyu organımızın algıladığı herşeye gerçek diyoruz. Duyu organlarımızın bir nesneyi algılması için, nesnenin niteliği vücudumuzda bulunan almaçlar tarafından elektrik sinyallerine çevrilip beyne iletiliyor ve biz bunu beyinde yorumluyoruz. Aslında beynimize ulaşan maddesel alemde sadece bir elektrik sinyalidir. Ama bu elektrik sinyali beyinde deşifre edilerek, yorumlanarak, gördüğümüz, dokunduğumuz ya da kokladığımız nesne hakkında bize bilgiler veriyor. Somut bir örnek vereceğim:
Işık ışınları bir cisme çarparak gözümüze geliyor. Işınlar gözümüzden geçip görüntünün oluştuğu bölgede elektrik sinyallerine çevriliyor. Daha sonra sinirler aracılığıyla beyne iletiliyor. Beyinde bu görüntü olarak algılanıyor. Yani biz aslında görmüyoruz. Algılıyoruz!...
Şimdi düşünelim... Burada beyne iletilen görüntü değil elektrik sinyalleridir. Şöyle düşünün beyne iletilen elektrik sinyallerinin bir kopyası çıkarılsa ve mikroişlemcili bir osilatöre kaydedilse... Osilatör; gözün, görüntüyü elektrik sinyallerine çevirdiği yerdeki sinirlere bağlansa ve kaydedilen bu sinyaller beyne gönderilse... Teorik olarak görüntü beyinde oluşur... Yani suni sinyaller ile beyinde görüntü oluşturulabilir. Bu konu ile ilgili bir deneyin yapıldığını okumuştum. Bazı renklerin gözde oluşturduğu elektrik sinyalleri bulunmuş. Bunların kopyası çıkarılarak bir gözü kör olan bir insanın gözündeki sinirlere bu sinyaller verilmiş. Kör kişi, renkleri gördüğünü söylemiş...
Bu örneği koku, tat ve dokunma için de düşünebilirsiniz. Örneğin dokunma hissi uyandıran eldivenler vardır. Bilgisayar simulasyonlarında bu eldivenler giyilerek aslında gerçek olmayan sanal ortamdaki dokundukları cisimleri sanki gerçek hayatta dokunuyormuşsunuz gibi hissedebilirsiniz. Ya da 3D gözlükleriyle izleyeceğiniz film ile kendinizi sanal bir ortama atabilirsiniz. Film size o kadar gerçekçi gelir ki tepkileriniz bunu ispatlar...
İlk fps oyunlarını düşünün. Half-Life aklıma geldi ilk olarak. Half-Life'ın ilk çıkışından sonra aradan 8 yıl geçti ve Half-Life 2'yi çıkardılar. 8 yılda görüntü birimlerinde insanoğlunun ne kadar ilerlediğini siz düşünün. Kaldı ki geriye önümüzde 10'larca yıl... Siz düşünün, oyunlar gerçekçilikte hangi boyutlara gelebilir...
Bazı oyunlar 3D gözlükler ile çok gerçekçi görülebiliyor. Gerçekçi olduklarından sanki gerçek hayatta varlarmış gibi tepki verebiliyoruz oyuna. 3D gözlüğünü takarak kendimizi aslında olmadığımız bir yerdeymişiz gibi hissedebiliriz. Gördüklerimiz aslında gerçek değildir fakat görüntü o kadar nettir ki kendimizi gördüklerimize kaptırırız. Simulasyonlar ile bu şekilde pilotlara, sürücülere vb. meslek dallarındaki kişilere eğitim verilmektedir...
Bir de rüya meselesine değinmek istiyorum. Rüyada gördüklerimiz bize o kadar gerçekçi gelir ki kabus gördüğümüzde irkiliriz, terleriz hatta bağırarak uyanabiliriz. Bu tepkileri vermemizin sebebi de rüyada gördüklerimizin aslında gerçek olmadığının farkına varamamamızdır. Ancak uyandığımız zaman "rüyaymış" deriz ve rahatlarız. Peki gerçek hayatta durduk yere, kalp atışlarınızı hızlandırabilir misiniz? Hareket etmeden (tıpkı uykuda olduğu gibi) ya da birşey izlemeden, kalp atışlarınızı kontrol edebilir misiniz? Kalp atışlarınızı hızlandırabilir misiniz? Bir deneyin bakalım yapabilecek misiniz...
Bir de rüyada gördüğümüz cinsel birleşmeyi anımsayın. Uyandığınızda pijamanızdaki meniyi görürsünüz. Rüyada gördüğümüz kadın bize o kadar gerçekçi gelmiştir ki, onunla yatarken bizim irademizin dışında bir olay gerçekleşmiş ve boşalmışızdır. Peki yattığınız yerde hiçbir şekilde hareket etmeden (tıpkı uyurken olduğu gibi), masturbasyon yapmayarak uykudaki gibi yattığınız yerde hayal ederek boşalabilir misiniz?
İşte bütün bunlar gerçek sandığımız şeylere verdiğimiz tepkilerin bir özetidir. Bizim tanımladığımız gerçek; hissettiklerimizin beynimize iletildikten sonra beyinde yorumlanmasıdır. Biz aslında gerçeyi görmüyor, duymuyor, tatmıyor, dokunmuyor ve koklamıyoruz. Biz yalnızca ALGILIYORUZ.
Peki, eğer gerçek gördüklerimizden, duyduklarımızdan, işittiklerimizden, tattıklarımızdan ve kokladıklarımızdan ibaret ise hissettiklerimiz ne olacak? Aklımız vardır ve bunu hissediyoruz. Sevgilerimizi, aşklarımızı, düşüncelerimizi, korkularımızı, kaygılarımızı, nefretlerimizi, sıkıntılarımızı hissediyoruz. En önemlisi DÜŞÜNDÜĞÜMÜZÜ HİSSEDİYORUZ. Bunları beş duyu organımızla algılayamadığımız için bunlar gerçek değil mi? Elbette hayır. Bunlar da gerçek ve biz bunların VAR OLDUĞUNU zaten biliyoruz. Aklım yok diyen birileri çıksın aranızdan... Ya da sevgi, nefret yoktur diyen birileri çıksın. Düşünce diye birşey yoktur diyen birileri çıksın aranızdan....
Dediğim gibi... Gerçekleri sadece 5 duyu organımızla algılayamayız.
Biraz da düşünceden bahsetmek istiyorum. Düşünce insanın beyninde canlandırdığı şeylerdir. İnsanın 5 duyu organıyla algıladıkları beyninde canlanır. Yani insanın algıladıkları da düşünce sayılabilir. Bundan başka insanın hayal ettikleri şeyler vardır ki bunlar da düşüncedir. İnsanın hayal ettiği düşünceler kendi iradesindedir. Yani insan istediğini düşünebilir. Fakat burada başka bir çıkmaz var. 5 duyu organıyla algıladıklarınız beyninizde canlanıyor. O an 5 duyu organınızla algıladıklarınızı düşünüyorsunuz. Peki neden buradaki düşüncelerinizi değiştiremiyorsunuz. Yani gördüğünüz nesne beyninizde canlanıyor; beyninizdeki görüntüyü değiştirebiliyor musunuz? Daha da açıklarsak bir cisme bakarak örneğin bir duvar saatine bakarak, düşünceleriniz ile duvar saatinin sanki duvarda asılı bir tablo gibi görebilir misiniz? Düşünceleleriniz ile yani düşünerek duvar saatini, bir tablo gibi görebilir misiniz? Gördüklerinizi değiştirebilir misiniz? Algıladıklarınızı değiştirebilir misiniz? Sıcak bir cisme dokunduğunuzda, dokunduğunuz şeyin soğuk olduğunu düşünerek elinizin üşüdüğünü farkettirebilir misiniz? Ya da kulağınıza gelen sesleri engelleyebilir misiniz? Kokladığınız kötü bir kokuyu sanki güzel bir çiçek kokusu gibi düşünerek öyle algılayabilir misiniz?
Demek ki herşey düşüncenin kontrolünde değildir. Sadece bedenimizde değil hayatta da kendi irademize bağlı olmayan birşeyler yaşıyoruz. Öncelikle 5 duyumuzu biz kontrol edemiyoruz. Kontrol edebilseydik her türlü zevki istediğimiz kadar tadabilirdik. İstediğimiz hazzı duyabilirdik. Ama malesef yapamıyoruz...
Dolayısıyla tüm bunları toparlarsak, gördüklerimiz, duyduklarımız, işittiklerimiz, kokladıklarımız ve tattıklarımız sadece algılayabildiklerimizden ibarettir. ve biz algılayabildiğimiz kadarlık bir hologram dünyada yaşıyoruz.
drekinci
Sep 21 2006, 11:01 AM
Sevgili birisi
Biz algılayabildiğimiz kadarlık bir dünyada yaşıyoruz.
Sonucu doğru.
Bu sonuç duyularımıza ve aklımıza mahkümuz şeklinde de ifade edilebilir.
Duyularımızla algıladığımız dış ortamı, dış ortamdan gelen verileri irademize tabi hale getirseydik. Dış ortamı algılayamazdık. Sapla saman birbirine karışırdı. Daha doğrusu dış ortamdan gelen verileri keyfimize göre değiştirebilseydik. Bu verilerin bir kıymeti kalmazdı. Bize doğru gelen bir kurdu sevgili gibi görebilirdik.
İyi ki bu verileri değiştiremiyoruz. Değiştiremediğimiz için dış ortamı olduğu gibi gerçekci değerlendiriyoruz.
Keyfimize göre değerlendirebilseydik. Uyanıkken hayal görmüş olurduk. Uyanıkken rüya aleminde olurduk.
Bu tür hastalıklar var bilirsin. Buradaki isteğe bağlı duygulanımlar hezeyan olarak isimlendirilir tıp dilinde.
Bizim dışımızda gerçek karşılığı olmadan meydana gelen görme, işitme, dokunma, tat vs duygulanımlar hallüsinasyondur,
Yani yazında zaman zaman rüya halinin, hallüsinasyonların gerçek (bize ilişkin), dış ortamdaki objektif uyaranların sanal olduğu yönünde bir ana tema var.
İşte tüm subjektif ve objektif İDEALİST lerin temel yanılgısı burada yatar.
İçinde bulunduğumuz maddi ortama adeta düşmandırlar.
İlla bir mutlak ruh, mutlak düşünce, maddeden bağımsız bir varlık, üstelik maddeyi yöneten bir varlık arayışı içindedirler.
Ancak tüm bu arayışlarda maddi ortamdan kaçışın mümkün olmadığı gerçeği önümüzde duruyor.
Evren maddeden ibarettir. Evrenin içinde olarak bizler de maddeden yapılıyız. Bizlerin bir fonksiyonu olan düşünme eylemi, üzülme, sıkılma vs ruhsal haller hep biyolojik maddi temele oturur.
Peki niçin bunca insan, bunca idealist maddeden kaçmak istiyor.
Çünkü ölümden korkuyorlar.
Maddi yapıların ölümden kaçışı olmadığını görüyorlar.
Maddeden soyutlanarak ölümsüzlüğe ulaşılabileceğini sanıyorlar.
Korkunun ecele faydası yok.
Sevgiler.
Varolmak
Sep 21 2006, 06:03 PM
Doğrusu dealizmden neden bu kadar uzak durmaya çalıştığınızı aklım almıyor.Sonuçta 10.000 sene önceki insan uçabileceğini veya başka şeyleri düşünmeseydi şuanki bilgi birikimine ulaşabilir miydik?
İnsan idealist düşünceden vazgeçerse sadece şimdiye inanır.Kendi egoistliğini düşünür.Gelecek nesle bir fikrin olacağını aktaramaz sadece öğrendiğini öğretebilir.Maddesel veya enerjisel vücuddan uzaklaşma fikrini korktuğumuz için değil (tabi bazılarından bahsedersek) bunun idealist ama araştırmaya teşvik eden yaklaşım olarak gördüğümüzden ortaya atıyoruz.Bir insan gerçeğe ulaşamaz çünkü maddenin sonu vardır.Ama her nesil bu bayrağı alıp devam ettirirse o insan değil ama insanoğlu gerçeğe daha çok yaklaşır.
drekinci
Sep 21 2006, 06:31 PM
İdealizm insan düşüncesi değildir.
İdealizm düşüncenin evreni yarattağına inanılan felsefi akımdır.
Subjektif idealizm İnsan düşüncesinin maddeden önce geldiğini. Düşünce olduğu için maddenin var olduğun kabul eder. Objektif idealizm ise maddeyi veya evrenin objektif bir varlık olduğunu kabul eder ama bunu tanrı veya allah anlamında mutlak bir tasarımcı tarafından yaratıldığını kabul eder.
Materyalistler ise evrenin maddeden oluştuğunu, düşüncenin, tasarımın ve ruhsal hallerin bile maddi biyolojik bir temele dayandığını öne sürer.
İnsanın amaçlarının olması, hayallerinin, istek ve arzularının olmasını reddetmez. Elbetteki hayal ve istekler bizleri adım adım ileriye görürür. Ama maddi temelden yoksun, Öteki dünya, cennet cehennem, allaha ulaşma vs gibi insan düşüncesine en küçük bir katkı sağlamayan. Hatta gerçeklerden uzaklaştıran bu türden düşüncelerin insanlığa katkısı mezarlıkta ıslık çalma gibidir. Avuntu ve kendimizi kandırmadır.
Sevgiler.
birisi
Sep 21 2006, 06:37 PM
Sevgili drekinci
"Duyularımızla algıladığımız dış ortamı, dış ortamdan gelen verileri irademize tabi hale getirseydik. Dış ortamı algılayamazdık. Sapla saman birbirine karışırdı. Daha doğrusu dış ortamdan gelen verileri keyfimize göre değiştirebilseydik. Bu verilerin bir kıymeti kalmazdı. Bize doğru gelen bir kurdu sevgili gibi görebilirdik.
İyi ki bu verileri değiştiremiyoruz. Değiştiremediğimiz için dış ortamı olduğu gibi gerçekci değerlendiriyoruz."
demişsin. Burada; 5 duyumuzla algıladığımız dış ortamın irademiz dışında algılandığını kabul ediyorsun. ve 5 duyunu da yönetemediğin için memnunsun. Farkında olmadan mükemmel bir düzenden bahsediyorsun. 5 duyunu yönetemediğin için memnunsun ve iyi ki böyle diyorsun... PEKİ BU DÜZENİ KİM SAĞLADI? İYİ Kİ BU ŞEKİLDE DEDİĞİN BU DÜZENİ KİM SAĞLADI? Bu kadar mükemmel bir düzen nasıl işliyor? Duyu organların NEDEN senin kontrolünde değil? Nasıl olur da gelmiş geçmiş trilyonlarca insanın duyu organları aynı şekilde işliyor. Bu mükemmellik ve olması gereken düzen nasıl bizim tam istediğimiz gibi işliyor? Ne var ki bu mükemmel düzen tesadüfler sonucu meydana gelmiştir...
Peki 5 duyunla algıladıkların aslında sana algılatılıyor olamazlar mı? Duyularının kontrolünün senin elinde olmadığı kesin. Bunu sen de kabul ediyorsun. Sen sadece algılıyorsun. Sen sana algılatılanı algılıyorsun. Dolayısıyla senin gördüklerin algıladıklarından öteye gidemiyor.
İnsan gözü 400nm ile 700 nm'lik dalga boylu elektromanyetik salınımları renk olarak algılar. Fizik derslerinde ya da biyoloji derslerinde gördüklerimiz kadarıyla anlatıyorum. 400nm'lik titreşimler ile 700nm'lik titreşimler arasını insan gözü algılar. Bu elektromanyetik spektrumun görünen yani renkli ışık dediğimiz tarafıdır. Ama bu ışık dışında daha birçok ışık var. Onların titreşimleri de farklıdır. gamma ışınları, x ışınları, mikrodalga, kızılötesi, radyo dalgaları gibi.. Bunların dalga boylarını merak edenler
http://www.cscrs.itu.edu.tr/page.tr.php?id...df593da5e895#es adresine bakabilirler.
Şimdi burada göremediğimiz yani gözümüzle algılayamadığımız ışınların olması onların aslında olmadığını mı gösterir? Ya da kulağı örnek verelim. Kulak 20 Hz ile 20000 Hz arasındaki titreşimleri algılar. 20000 Hz üzerindeki titreşimleri duyamadığımız yani algılayamadığımız için 20000 Hz. üzerinde ses yoktur diyebilir miyiz? Dokunma hissinden örnek verirsek birşeyi dokunarak hissedebilmemiz için sinir uçlarındaki almaçlara yani reseptörlere belli bir eşik değerin uygulanması gerekir. Eşik değerin altındaki değerlerde olan uyartılar beynimizi uyaramayacaktır. Böyle bir hissi algılayamadığımız için buna yok diyebilir miyiz? Elbette diyemeyiz. Çünkü 5 duyu organımızın var olan şeyleri de algılayamadığı kesin.
Yazında şöyle bir ibare var:
"Yani yazında zaman zaman rüya halinin, hallüsinasyonların gerçek (bize ilişkin), dış ortamdaki objektif uyaranların sanal olduğu yönünde bir ana tema var."
Rüya halinin gerçek olduğunu şu durumda söyleyemeyiz. Benim burada demek istediğim rüyaları o kadar gerçekçi algılarız ki, gerçek hayatta verdiğimiz tepkiler gibi tepkiler veririz. Buna örnek kabus ve ihtilam hallerini söyledim. Bu tür rüyalarda kalp atışlarımız hızlanır hatta terleyebiliriz. İhtilamda ise uyandığımızda farkettiğimiz meni akar. Peki gerçek olmayan bu rüyalarda yaşadıklarını, gerçek hayatta hayal ederek aynı tepkileri verebilir misin? Veremezsin çünkü uyanık iken gerçek olmadığını biliyorsun. Mesela yattığın yerde düşünerek, rüyanda gördüğün kadını hayal ederek, hiçbir el hareketi yapmadan meni akıtamazsın. Çünkü gerçek hayatta olduğunu ve rüyandaki gibi bir birleşme yaşamadığını biliyorsun. Ya da gördüğün kabusu düşünerek yani hayal ederek kalp atışlarını hızlandıramazsın, durduk yere düşünerek hayal ederek terleyemezsin.
İşte hayatta böyledir. İnsanlar uykudadır ölünce uyanırlar. Uykunda gördüklerinin rengini uyanınca hatırlamazsın. Rüyalar renkli değildir. Rüyadan uyandığında gözlerinin gördüğü renkler sana ne kadar gerçekçi geliyorsa ölünce de uyanmış olacaksın ve gördüğün şeylere işte o zaman gerçek diyeceksin...
"İşte tüm subjektif ve objektif İDEALİST lerin temel yanılgısı burada yatar.
İçinde bulunduğumuz maddi ortama adeta düşmandırlar.
İlla bir mutlak ruh, mutlak düşünce, maddeden bağımsız bir varlık, üstelik maddeyi yöneten bir varlık arayışı içindedirler.
Ancak tüm bu arayışlarda maddi ortamdan kaçışın mümkün olmadığı gerçeği önümüzde duruyor.
Evren maddeden ibarettir. Evrenin içinde olarak bizler de maddeden yapılıyız. Bizlerin bir fonksiyonu olan düşünme eylemi, üzülme, sıkılma vs ruhsal haller hep biyolojik maddi temele oturur."
Peki burada düşünme, üzülme, sıkılma dediğin ruhsal haller derken farkında olmadan ruh kelimesini kullanıyorsun. Buna ne diyeceksin? Ayrıca evrenin maddeden ibaret olduğunu söylüyorsun. Peki enerji nedir? Enerji madde midir? Eğer enerji madde değilse evrende bulunmaması gerek. Ama evrende enerji de var. Peki nerede? Enerjiyi görebiliyor muyuz? Enerjiyi göremiyoruz ama ancak madde üzerindeki etkisini görebiliyoruz. "Aaa bakın bu enerji" diyemiyoruz. Çünkü enerji soyut bir kavram. Yalnız maddeye bir etkisi olduğu zaman görünebiliyor. Peki maddeye etkiyen enerji ise ve enerji madde değilse o zaman evren maddeden ibarettir diyebilir miyiz? Eğer dersek enerjiyi kabul etmemiş oluruz. Enerjinin varolmadını iddia etmiş oluruz.
"Peki niçin bunca insan, bunca idealist maddeden kaçmak istiyor.
Çünkü ölümden korkuyorlar.
Maddi yapıların ölümden kaçışı olmadığını görüyorlar.
Maddeden soyutlanarak ölümsüzlüğe ulaşılabileceğini sanıyorlar.
Korkunun ecele faydası yok"
Maddeden kaçmaya gerek yok. Çünkü ölünce madde olarak algıladığımız şeyleri terketmiş olacağız. Yani bu dünyada iken hayatta iken algıladığımız madde artık olmayacak bizim için. Ayrıca neden ölümden korkulabilinir ki????? Herkes ölecektir. Doğanın, hayatın bu değişmeyen gerçeğidir. Her beden ölümü tadacaktır ve bundan kurtulmak, ölümden kurtulmak mümkün değildir. Bu yüzden mantıken korkmak da sözkonusu olamaz. Asıl korkanlar materyalistlerdir. Çünkü öldükten sonra hesaba çekilmekten korkuyorlar. Yaptıkları yanlışların hesabını vermekten korkuyorlar. Korkunun ecele faydası yok.
birisi
Sep 21 2006, 06:42 PM
Bir gün öleceksiniz ve anlayacaksınız ki hayat bir rüyaymış...
haci
Sep 21 2006, 06:44 PM
Öldüken sonra hesap vereceğinizi bilmiyorsunuz. Çünkü kimse ölüp de geri gelmedi. Bir takım dedikodularla bilimsel bir forumu tabiri caizse kirletiyorsunuz... Bana bazı düzeltmeler yapma görevi vermeyin lütfen.
HACI
haci
Sep 21 2006, 06:46 PM
QUOTE
Bir gün öleceksiniz ve anlayacaksınız ki hayat bir rüyaymış...
Nasıl bu kadar emin olabilirsiniz? Hiç öldünüz mü? Ölüp de gelen ve bunları söyleyen biri ile karşılaştınız mı?
HACI
birisi
Sep 21 2006, 06:51 PM
Birşey daha sormak istiyorum.
Evren madem maddeden oluşmuşsa; düşünce, üzüntü, sıkıntı gibi haller maddeye bağlıysa, biyolojik sebep kaynaklı ise o zaman bunların da evrenin içinde yer alması gerekir. Çünkü madde evrenin içinde ise ruhsal haller ve düşünce de madde kökenli ise ruhsal haller ve düşünce de evrenin içinde oluyor. Yani ruhsal haller ve düşünce gibi soyut kavramlar evrenin içinde oluyor.
Matematikte bu kümeler konusu ile çok bariz bir şekilde ispatlanıyor. Evren maddeyi kapsıyorsa madde de ruhsal haller ve düşünceyi kapsıyorsa dolaylı olarak evren ruhsal haller ve düşünceyi de kapsar.
Sonuç olarak evren maddeden ibarettir diyemeyiz. Dersek soyut ifadeleri, ruhsal halleri ve düşünceyi inkar etmiş oluruz.
birisi
Sep 21 2006, 07:04 PM
Sevgili Hacı
Drekincinin kullandığı bir ifade var.
""Peki niçin bunca insan, bunca idealist maddeden kaçmak istiyor.
Çünkü ölümden korkuyorlar.
Maddi yapıların ölümden kaçışı olmadığını görüyorlar.
Maddeden soyutlanarak ölümsüzlüğe ulaşılabileceğini sanıyorlar.
Korkunun ecele faydası yok"
gibi bazı iddialarda bulundu. Bunlar kulaktan dolma bilgilerle söylenmiş olamaz mı? İdealistlerin korktuğumu nereden biliyor? İdealistlere sordu mu ki ölümden korkuyor musun diye? Bunların doğruluğu meçhul. Ama sen bundan rahatsız olmadın.
Ben ise orada sadece materyalistlerin ölümden sonra hesaba çekilmekten korktuklarını iddia ettim bundan rahatsız oldun.
Ayrıca dediklerime inanasın gelmediği için beni tehdit eder gibi konuşarak beni bu gibi konularda konuşmamam için uyardın. Bu şekilde olması gerekmiyor. Yapmamı istemediğin şeyleri tehdit edercesine değil mantıklı bir şekilde söylemeni dilerim. Yani orada söylediğimi bilimsel olarak karşılamadığın için bu gibi konulardan burada bahsetmemek gerektiğini söylemen yeterli idi.
Saygılar.
haci
Sep 21 2006, 07:15 PM
QUOTE
""Peki niçin bunca insan, bunca idealist maddeden kaçmak istiyor.
Çünkü ölümden korkuyorlar.
Maddi yapıların ölümden kaçışı olmadığını görüyorlar.
Maddeden soyutlanarak ölümsüzlüğe ulaşılabileceğini sanıyorlar.
Korkunun ecele faydası yok"
Birisi kardeşim. Yukardaki yazı Drekinciye aittir ve hepsi de bugün kabul edilen görüşlerdir. Siz bir istisna olabilirsiniz ve ölümden korkmazsınız. Bu bir gerçek. Ben de korkmuyorum. Ama sizin ölümden korkmama nedeniniz benimkinden çok farklı ve gerçekle bağdaşmıyor. Yani ölerek uyanacağınız için korkmadığınız iddiası temelsiz bir dedikodudur. Hiç bir güvenilir dayanağı yoktur. Ama yukardaki ifadelerin hepsi doğrudur. Ölümden korkmak bir içgüdüdür. Korkmuyorum diyen bile, ölümün kendisinden değil belki ama, ölme sürecinden korkar. Ölümden korkma içgüdülerini kontrol edenler bile vardır. Ama ölerek uyanılacağı ifadesi bilimsel değildir. Çünkü kanıtı yoktur. Bir hipotez olacak değerde bir ifade bile değildir.
HACI
birisi
Sep 21 2006, 07:22 PM
Madem ölümden sonra hesaba çekilmeyeceğimi, göremediğimiz için bilmiyoruz, bu durumda aklıma bir soru takıldı.
İnsanların maymun soyundan geldiğini ispatlayan hiçbir delil olmadığı halde neden insanlar hala insanların maymun soyundan geldiğine inanıyor. Milyonlar öncesine dayanan fosillere bakıldığında hiçbirinin günümüzdeki hayvan ve insan türlerinden farklı olmadığını görüyoruz. Ayrıca maymundan insana dönüşüm sırasında olması gereken yarı insan yarı maymun şeklinde bir fosile de rastlanmadı.
Evrimciler bir çok kez sahtekarlık yapmışlar. Mesela birisi Piltown adamı. İnsan kafatasına bir orangutan çenesi takılmış. Hatta bu çene potasyum dikromata batırılarak lekelendirilmiş ve fosil gibi gösterilmiş ayrıca torpülenerek kafatasına tam uyumu sağlanmaya çalışılmış. Bu fosil 40 yıl müzede sergilendikten sonra o zamanlar yeni icat edilen tarih belirlemede kullanılan flor testi bu fosile uygulanınca çenenin yeni ölen bir orangutana, kafatasının da 500 yıllık olduğu görülmüş. Yani bir sahtekarlık açığa çıkmış.
Buna benzer daha birçok sahtekarlıklar var. Afrikadaki kısa boylu yerlilerden birinin kaçırılarak maymun örneği olarak halka sunulmuş olduğu gibi...
Yani burada demek istediğim hiçbir delil olmadığı halde, görmediğiniz halde, maymunun insana dönüşüm sürecini gösteren bir delil ya da fosil bulunamadığı halde neden evrime inanıyorsunuz?
drekinci
Sep 21 2006, 07:26 PM
Sevgili birisi
bilimden nasıl uzaklaştığın fark edebiliyor musun?
Bu tür konular ateist forumda temcit pilavı gibi tartışılıp duruyor.
Sizler hep aynı şeyleri öne sürüyorsunuz. Ateistlerde bunların boş şeyler olduğunu söyleyip duruyor.
Yok ölünce anlayacakmışız bu dünyanın hayal olduğunu.
Yok bu dünya sanal öteki dünya gerçek gibi saçma sapır düşüncelerle kendinizi avutuyorsunuz.
Bir tezin doğruluğunu ölüm sonrasına havale etmek saçmalıktan öte zırvalamak demektir.
Yukarıda bir sürü şey söyleyip bir sürü soru soruyorsun.
Aklın karışık bizim de aklımızı karıştırıyorsun. Neyi sorduğun neye açıklık getirdiğin belli değil.
Hala düşünceyi, üzüntüyü, neşeyi, rüyayı vs halleri (bunlara ruhsal haller demek ruhun olduğu anlamına gelmez) maddeden, insan bedeninden bağımsız zannediyor ve bu çarpık düşüncenizde israr ediyorsunuz.
Bu düşünce kafanızın iyice karışmasına neden oluyor.
Peki maddeden kaçışı korkuya bağlamayayım.
Ölümsüzlük isteğine, bu istekle kendinizi avutmaya bağlayayım.
Öyle ya ölümden kim korkmaz. Kim ölümü ister.
Ama ölümden sonrası için ne söylesen palavradan öte gitmez.
Ölüm sonrası için söyleyeceğin her şeyin yaşamın içinde olduğunu göremiyor musun?
Öldükten sonra geri dönüş mümkün mü?
Mümkün olmadığına göre ölüm sonrası için ortaya atılan palavralara neden inanıyorsun.
Bir nedeni olmalı değil mi?
Nedenini kendiniz söylüyorsunuz ya.
mahkeme edileceksiniz. Ödüllendirilip veya cezalandırılacaksınız.
Böyle bir iddia bilimsel olarak ispatlanabilir mi?
İspatlanamayacak iddiaların bilim forumunda yeri olmaması gerekir.
Bu konunun felsefi tartışma anlamında kaldığı sürece kabul edilebilir.
Ancak felsefenin de sefaletine doğru gittiği için burada kesilmelidir.
Devamını ateist forumda sürdürebiliriz. Ama aynı şeyleri orada da bıkmadan usanmadan söylediğiniz için ateist forumda da tartışmanın bir yararı olacağını sanmıyorum.
Sevgiler.
birisi
Sep 21 2006, 07:38 PM
"Hala düşünceyi, üzüntüyü, neşeyi, rüyayı vs halleri (bunlara ruhsal haller demek ruhun olduğu anlamına gelmez) maddeden, insan bedeninden bağımsız zannediyor ve bu çarpık düşüncenizde israr ediyorsunuz."
Peki ruhsal haller derken neyin var olduğu anlamına gelir? Hem ruhsal diyerek ruh kelimesi kullanılıyor hem de ruhun olmadığı ileri sürülüyor. Ruhsal demek ruh kaynaklı demek yani ruhtan sebeplenen şeyler demektir. Bu Türkçenin bir kuralıdır. Deneysel demek deney kaynaklı demektir, duyumsal demek duyum kaynaklı demektir, sezgisel demek sezgisel kaynaklı demektir.
Ruhsal demek ruh kaynaklı demektir. Ruh olmazsa ruhsal durum da olamaz. Çünkü ruhsal durum ruh kaynaklı durum demek. Ruh olması gerekiyor ki ruhsal durum olsun. Ruh olmadan ruhsal durumun olması bana mantıklı gelmiyor.
Yani burada demek istediğim: Aslında varlığını kabul etmediğiniz şeyleri, konuşurken farkında olmadan kabul ediyorsunuz. Sonuçta ya ruhun varlığını kabul etmek, ya da ruhsal kelimesini kullanmamak gerek.
Ayrıca beni kimsenin kafasını karıştırmıyorum. Siz benim yazdıklarımı iyi okuyun. Aklınızda sanırım soru işaretleri belirdi :))
drekinci
Sep 21 2006, 07:53 PM
Sevgili birisi
Doğrusu sana bir şey anlatmak çok zor.
Bizim ruh dediğimiz şey ile senin dediğin ruh un aynı şeyler olmadığı ortada değil mi?
Sen bedenden bağımsız, öldükten sonra bedeni terk edebilen, ölümsüz bir ruh tarif ediyor ve buna inanıyorsun.
Bizim ruh dediğimiz insanın duygusal halleridir. Buradaki duygu da ruh değildir. Duymak, hissetmek, sinir sistemimiz ve aklımızla mümkündür. Yani yüksek yapılı bir canlının dış dünyayı tanıyan yetenekleridir. Duyu organlarımız ile algılar, aklımız ile değerlendirir bu değerlendirmenin sonucunda bir karar veririz. Korkulacak şeyden korkar kaçar. Sevilecek şeyi sever mutlu oluruz. iğne batırılırsa canımız yanar, şeker yersek tadını duyarız. Bu kadar objektif. Bu kadar gözle görünür. Bu kadar doğru şeylerin altından ne saçma sapan şeyler üretiyorsunuz. Ölen birinin biryerlerinden senin anladığın anlamda ruh bedeni terkettiği için insan ölmez.
Beden fonksiyonları artık bu işlevleri yerine getiremeyecek kadar yıprandığı için hayati organlar işlev görmediği için ölür.
Sağlığında kör olan birinin ruhu da mi kör olur.
Yaşlanınca sağır olan birinin ruhu da sağırlaşır mı? Öldükten sonra bedeni terk edecek ruhun kulakları açılacak mı?
İşte sizlerin ruh anlayışları insanı böyle saçma sapan çıkarsamalara götürür.
Sevgiler.
haci
Sep 21 2006, 08:11 PM
Birisi:
QUOTE
Madem ölümden sonra hesaba çekilmeyeceğimi, göremediğimiz için bilmiyoruz, bu durumda aklıma bir soru takıldı.
İnsanların maymun soyundan geldiğini ispatlayan hiçbir delil olmadığı halde neden insanlar hala insanların maymun soyundan geldiğine inanıyor. Milyonlar öncesine dayanan fosillere bakıldığında hiçbirinin günümüzdeki hayvan ve insan türlerinden farklı olmadığını görüyoruz. Ayrıca maymundan insana dönüşüm sırasında olması gereken yarı insan yarı maymun şeklinde bir fosile de rastlanmadı.
Evrimciler bir çok kez sahtekarlık yapmışlar. Mesela birisi Piltown adamı. İnsan kafatasına bir orangutan çenesi takılmış. Hatta bu çene potasyum dikromata batırılarak lekelendirilmiş ve fosil gibi gösterilmiş ayrıca torpülenerek kafatasına tam uyumu sağlanmaya çalışılmış. Bu fosil 40 yıl müzede sergilendikten sonra o zamanlar yeni icat edilen tarih belirlemede kullanılan flor testi bu fosile uygulanınca çenenin yeni ölen bir orangutana, kafatasının da 500 yıllık olduğu görülmüş. Yani bir sahtekarlık açığa çıkmış.
Buna benzer daha birçok sahtekarlıklar var. Afrikadaki kısa boylu yerlilerden birinin kaçırılarak maymun örneği olarak halka sunulmuş olduğu gibi...
Yani burada demek istediğim hiçbir delil olmadığı halde, görmediğiniz halde, maymunun insana dönüşüm sürecini gösteren bir delil ya da fosil bulunamadığı halde neden evrime inanıyorsunuz?
Sevgili Birisi:
İnsanların maymunlarla ilgili olduğunu kesin olarak kanıtlayan bir değil, birkaç değil, sayısızı delil vardır.
Dahası da var. İnsanlarla bakterilerin bile akraba olduğunu gösteren çok sayıda delil vardır. Bakteri ile akraba olduktan sonra.. Gerisini siz düşünün.. Bakterileri insan insülini yapmaya zorlayan da biziz. İlginç bir ironi var burada. Hem evrime inanma, hem de evrimsel bir sürece dayanan ilaçları kullan.. Evrime inanmayan diyabetli hasta yok mu bu dünyada.. Siz diyabetli olsanızı insülin kullanmayacak mısınız?
İnsanların maynumlarla akraba olduklarını kanıtlamak için fosile falan gerek yoktur. Basit bir kan tahlili yeter.
Evrimcilerin sahtekarlığı ile bilimin ne alakası var.. Evrime inana birisi sahtekar da olabilir. Ahlaksız da.. Hırsızı da, namussuz da.. Ama bu evrimi bağlamaz.. Piltown adamını delil olarak gösterip duruyorsunuz. Onu bir sahtekar bilim adamı iddia etti. Dürüst bilim adamları da yalanı bulup çıkardı. Yalanı dindarlar ve evrime karşı olanlar bulmadı. Evrime inananlar buldu.
Diğer sahtekarlıkların hiç birisi bilimi bağlamaz.. Ve onların hiç birini evrime inanmayanlar bulmuyorlar. Yine evrime inananlar onları ortaya koyuyorlar..
İnsan ve kuyruksuz maymunlar, kendilerinden daha ilkel ortak bir atadan çıkmışlardır. O ata da çok daha ilkel bir diğer yaratıktan. Yani insanların aslı maymun olamayacak kadar ilkel bir hayvandır ve bu hayvan pikai denen balığımsı bir solucana kadar uzanır..
Tebrikler.. Terfi etmediniz.. Tenzil oldunuz..
HACI
birisi
Sep 21 2006, 08:32 PM
İnsanların maymun soyundan geldiğine dair deliller nelerdir?
Ayrıca insanların bakterilerle akraba yapan nedir?
Kan tahlilinden nasıl bir sonuç insanlarla maymunların akraba olduğunu gösterir?
Madem maymunlar insanlara dönüştü, neden şimdiki maymunlar insanlara dönüşmüyor?
Bakterilere insülini yapmaya zorlayan biziz. Aynı şekilde maya bakterilerini çalıştıran da biziz. Ayrıca insanda vitamin sentezleyen bakteriler de bulunur. Bu onlarla akraba olduğumuz anlamına mı gelir?
Ayrıca söylediklerin -dır -dir heceleriyle bitiyor. Bunlar kolay kullanılabilecek cümleler.
haci
Sep 21 2006, 08:55 PM
Hayvanların ve bitkilerin akrabalığı genetik yapıları ve enzim ve proteinlerinin moleküler yapılarının incelenmesi ile açığa çıkıyor. Fosiller onları destekleyen bulgulardır.
Bakterileri maya olarak kullanmak başka, onların genlerini kullanmak çok daha başkadır.
Bakteriye insan insülin geni veriyoruz. O da insan insülüni yapıyor. Demek ki genetiğin evrensel bir mekanizması vardır. Demek ki bakteriler ve insanlar uzaktan bile olsa, akrabadırlar..
Dır dır lar bize bilimin öğrettikleridir.
Sizin dırdırlarla ilgileri yoktur.
Siz belli ki evrim hakkında doğru bir nosyona sahip değilsiniz sevgili kardeşim Birisi..
Madem maymunlar insanlara dönüştü, neden şimdiki maymunlar insanlara dönüşmüyor? diye bir soru sorunca evrimi bilmediğiniz sonucuna vardım.
Aslında sorunun aptalcası olmazmış. Bu yüzden sizi bu soru için eleştirmiyorum. Ona verilecek yanıt ise aptalca olabilir. Onun için dikkatli olmaya çalışıyorum.
Gerekirse insan da maymuna dönüşür. İlerde koşullar uygun olursa neden olmasın! Ama malesef evrim yavaş bir süreç olduğu için her canlıda gözlemlenemiyor.
İnsanı bakterilerle akraba yapan genetik şifrenin bakterilerde ve biz insanlarda aynı olmasıdır. Proteinleri şifrelerken bakterilerde ve insanlarda aynı genetik şifre kullanılıyor.
HACI
birisi
Sep 21 2006, 09:21 PM
"Hayvanların ve bitkilerin akrabalığı genetik yapıları ve enzim ve proteinlerinin moleküler yapılarının incelenmesi ile açığa çıkıyor. Fosiller onları destekleyen bulgulardır."
Bir tane örnek verebilir misin?
"Bakterileri maya olarak kullanmak başka, onların genlerini kullanmak çok daha başkadır.
Bakteriye insan insülin geni veriyoruz. O da insan insülüni yapıyor. Demek ki genetiğin evrensel bir mekanizması vardır. Demek ki bakteriler ve insanlar uzaktan bile olsa, akrabadırlar.."
Peki aynı geni insana verseler insan bu gene ait insülini üretebilir mi? Ayrıca aynı mantıkla birinin bir hayvanla mutlaka ortak yanı aransa bulunur. Ona bakılırsa etobur bitkilerle de bağdaşabilirdik. Onlar da proteinle besleniyor biz de.. Böyle benzerliklerden dolayı akraba demek saçmalıktır.
"Madem maymunlar insanlara dönüştü, neden şimdiki maymunlar insanlara dönüşmüyor? diye bir soru sorunca evrimi bilmediğiniz sonucuna vardım.
Aslında sorunun aptalcası olmazmış. Bu yüzden sizi bu soru için eleştirmiyorum. Ona verilecek yanıt ise aptalca olabilir. Onun için dikkatli olmaya çalışıyorum.
Gerekirse insan da maymuna dönüşür. İlerde koşullar uygun olursa neden olmasın! Ama malesef evrim yavaş bir süreç olduğu için her canlıda gözlemlenemiyor."
Bu sorunun cevabı bal gibi tamamen kaçamak. Her nasıl oluyorsa "insan gerekirse maymuna dönüşüyor" Yani gerekirse dönüşür gerekirse dönüşmez. Şimdi dönüşemez ama gelecekte dönüşür. Şimdi bunu ispatlayamayadığım için gelecekte, uzun yıllar sonra falan insanlar maymuna dönüşebilir, diyeyim de sorunun cevabını vermiş olayım. Bir de bu duruma evrimin yavaş işlediğini de katayım da millet maymunlara baksın insana dönüşecek mi diye ben de sorudan paçayı kurtarayım.
İnsanlar madem maymun soyundan, maymunların da kökeni tek hücreli bir canlıdan geldi; o zaman ilk canlı nasıl meydana geldi. Haaa şimdi siz ilk canlı diye birşey olmadığını da söylersiniz. Size göre ezeli bir sonsuzluk vardır çünkü ilkleri açıklayamadığınızdan böyle bir kabul ile kurtulduğunuzu zannedersiniz.
Evrim sadece varsayımlara dayanarak korunmaya çalışılan bir inançtır...
haci
Sep 21 2006, 09:28 PM
Bitkilerle de akrabayız.. Etobur bitkilere kadar uzanmana gerek yok. Her bitki bizim akrabamız.
İnsülin genini insana verince insan insülin üretmeye başlar. Bu konuda çalışmalar yapılıyor. Yakında diyabetli hastalar gen tedavisi ile tedavi edilecek.
Kaçamak cevap yok. Evrimi isbatlayabilseydik, hala kuram olmazdı, değil mi? Biz şu anda bildiklerimiz muvacehesinde yorum yapıyoruz.
İlk canlı yok oldu gitti. Evrimleşti ve kayboldu. Evrimleştiği hücreler ilk hücreyi yok etti..
Evrim zalimce bir süreç.. İnsafsız ve merhametsiz hem de...
Ama bir gerçek.. İster beğenin, ister beğenmeyin, ister reddedin..
HACI
Varolmak
Sep 21 2006, 09:48 PM
evrim teorisi başka topikte tartışılsaydı iyi olurdu.
Sevgili Hacı;
maddenin çözünmesinden bahsetmişsiniz.Çözündüğünde yok olmasını mı fotonlara dönüşeceğini mi ya da başka birşeye mi dönüşecek?
Fotonlara dönüşecekse maddeye zaten hologram diyebilir miyiz?
haci
Sep 21 2006, 09:52 PM
Sevgili Varolmak..
Henüz diyemeyiz.. Ama hiç kuşkusuz holografik bir evrene doğru koşar adımlarla değilse bile, ilerliyoruz..
Maddeye şu anda hologram diyemeyiz.
HACI
birisi
Sep 21 2006, 09:58 PM
"Kaçamak cevap yok. Evrimi isbatlayabilseydik, hala kuram olmazdı, değil mi? Biz şu anda bildiklerimiz muvacehesinde yorum yapıyoruz. "
Evrimi ispatlayamadığını kendi ağzınla söylüyorsun işte!... Sadece yorum yaptığını ve ispat edilemediğini söylüyorsun. Sadece yorum yapıyorsun ispatlayamadığını kabul ediyorsun, üstüne üstlük evrimi gerçek olarak kabul ediyorsun. Yani ispatlanamayan birşeyi gerçek kabul ediyorsun. Nasıl oluyor anlamadım...
Ayrıca senden evrimi ispatlayan fosil örnekleri istemiştim.
"İlk canlı yok oldu gitti. Evrimleşti ve kayboldu. Evrimleştiği hücreler ilk hücreyi yok etti.."
Allah Allah... Neden uçtu gitti? İspatına yardım edemediği için mi? Ayrıca evrimin çok uzun zamanda gerçekleştiğini söylüyosunuz. Ara geçiş formunda mutlaka bir fosil bulunmalı... Bir örnek ver. Resmi olan bir site var mı?
Ateistler aslında dinsizlik dinine, inkar etme dinine inanırlar. Bir yandan tanrının olmadığına inanıyorsunuz ama bir yandan kendi içinizde farkında olmadan var olduğuna inandığınız tanrıya inanıyorsunuz. Siz sadece inkar ediyorsunuz. Bunu burada açıkça görüyorum. Sana birşey söyleyeyim mi?
birisi
Sep 21 2006, 10:00 PM
Şimdi herşeyi daha da iyi anlıyorum.
Varolmak
Sep 21 2006, 10:01 PM
Sevgili Hacı;
Maddenin çözünmesi diyoruz ama sürekli bütünleşmeye çalışan madde neden çözünsünki?
haci
Sep 21 2006, 10:04 PM
Bizim inandıklarımızı siz Tanrı olarak nitelendiriyorsunuz. Bu bizim elimizde değil...
İlk canlının yok olması normal bir olay.. Aradan 4 milyar yıl geçti..
Bizden size ilk canlıyı göstermemizi istemeniz mantıksız değil mi?
Evrim bir kuramdır.. Çünkü açıklamaları henüz kesinlik kazanmamıştır. Ama kendisi kesindir. Neden ve nasılı ise tartışmaya açıktır..
Evrimi Darwin bulmamıştır..
Bunu biliyor muydunuz?
HACI
birisi
Sep 21 2006, 10:23 PM
"Bizim inandıklarımızı siz Tanrı olarak nitelendiriyorsunuz. Bu bizim elimizde değil...
İlk canlının yok olması normal bir olay.. Aradan 4 milyar yıl geçti..
Bizden size ilk canlıyı göstermemizi istemeniz mantıksız değil mi?"
Sana ilk canlıyı göster demiyorum. Evrimin çok uzun yıllarda meydana geldiğini söylüyorsun. Madem öyle, evrimin gerçekleştiği bu süre içerisinde mutlaka bir ara geçiş canlısı bulunmalıdır değil mi? Yani yarı insan yarı maymun şeklinde bir fosil mesela. Milyonlarca yıllık fosiller bulunuyor ve hiçbirisi de bize yabancı gelmiyor. Neden fosillerle ilgili bir delil yokken fosiller evrimi destekliyor diyorsunuz?
"Evrim bir kuramdır.. Çünkü açıklamaları henüz kesinlik kazanmamıştır. Ama kendisi kesindir. Neden ve nasılı ise tartışmaya açıktır.."
Açıklamalarının kesinlik kazanmayıp, kendisi nasıl kesin olabilir ki? Kesinlik kazanmamıştır diyorsun ve kendisi kesindir diyorsun. Birine karar ver. Ayrıca yıllardır bu konunun tartışılmasının sebebi de kesinlik kazanmadığı halde kesinmiş gibi gösterilmesidir. Ateistler bu konuda fazla ısrarlı. Ama her zaman boşa çıkıyor çabaları.
Evrimi Darwin bulmamıştır..
Bunu biliyor muydunuz?
Lamark'tan bahsedersin şimdi. Ayrıca materyalizm de eski bir yunan düşünürü olan Demokritosun felsefesidir. Hiçbir bilimsel gelişmenin olmadığı zamanlarda ortaya çıkmıştır. Yani Demokritos'un zamanında... Ama binlerce yıl hiç kaale alınmayan bir felsefe 1700'lü yıllarda tozlu raflardan kaldırıldı sonra tekrar ısıtılmaya başlandı.
haci
Sep 21 2006, 10:29 PM
Lamark'dan bahsetmiyorum.. Tabii o da evrimden bahsetmiştir ama, ben Darwin'in dedesi Erasmus Darwin'den bahsediyorum. Erasmus evrim hakkında bir şiir bile yazmıştır..
Evrimi bulan Darwin değildir. Darwin evrimin bir mekanizmasını bulmuştur. Hepsi o kadar.
O doğal seçilimdir. Evrimin bilinen diğer oluş mekanizmaları da vardır.
Bilim kuramlarla ilerler..
HACI
birisi
Sep 21 2006, 10:34 PM
Evrim ilerlemiş midir yani?
Ayrıca merak ediyorum. Evrendeki bu düzen tesadüfler sonucu mu meydana gelmiştir?
haci
Sep 21 2006, 10:45 PM
Ne demek evrim ilerlemiş midir?
Evrendeki düzenin tesadüfler sonucu meydana gelmesi ayrı bir konu..
Fizik yasaları tesadüflerden sorumlu..
yecgga
Sep 21 2006, 10:47 PM
Sanırım konu dağıldı ve dağıldığı yerden itibaren başka bir başlığa taşınacak. O yüzden ben dağılan kısımda devam edeyim.
"Ayrıca merak ediyorum. Evrendeki bu düzen tesadüfler sonucu mu meydana gelmiştir?"
Hayır, bir tasarımcı tarafından düzenlenmiştir.
Şimdi benim sorum:
Evren gibi mükemmel bir yapıyı yaratan, düzenleyen ve kontrol eden varlık tesadüfler sonucumu meydana gelmiştir?
birisi
Sep 21 2006, 11:08 PM
Yani madem herşeyi Allah yarattı o zaman Allah'ı kim yarattı sorusu yani.. Sizin gibilerin her zaman sorduğu güya inananları çıkmaza götürecek bir soru..
Öteden beri Materyalistlerin (Maddeciler; her şeyin esasının madde olduğunu iddia edip, Ruhaniyatı inkar edenler. Her şeyi madde ile ölçenler.) ortaya atıp inançlı insanları, özellikle de genç kesimin kafasını karıştırmaya çalıştıkları meşhur sorulardan birisi yukarıda belirtilen sorudur. Materyalistler bu sorunun cevabının olmadğını düşünüyorlar. Aynı şekilde bu sorunun sadece Allah’a inananlar için geçerli olduğunu zannetmektedirler.
Söz konusu soruyu cevaplamadan önce Materyalistlere; Siz evrenin ana kaynağının madde olduğunu savunup, her şey maddeden meydana gelmiştir diyorsunuz. Peki öyle ise size göre maddenin kaynağı nedir veya maddeyi oluşturan etkenler nelerdir?
Siz bu soruya hangi cevabı verirseniz, biz de size aynı cevabı vereceğiz. Gördüğünüz gibi böyle bir soru sadece Allah'a inananlar için söz konusu değildir ve Materyalistler de benzer bir soruyla karşı karşıyadırlar. Şimdi sorunun cevabına geçelim. Vereceğimiz cevaba yardımcı olacağı için önce birkaç örneği baz alarak bazı sorular sormak istiyoruz:
"Her şeyin rutubet ve ıslaklığı sudan veya sıvı olan maddelerdendir. Peki suyun rutubeti neden veya neredendir acaba?"
"Bütün yemeklerin yağlılığı yağdandır. Peki yağın yağlılığı nedendir acaba?"
"Her şeyin tuzluluğunun tuzdan olduğunu hepimiz biliyoruz. Peki o zaman tuzun tuzluluğu neden ve neredendir?"
Evet bildiğimiz gibi suyun rutubeti, yağın yağlılığı ve tuzun tuzluluğu başka bir yerden veya şeyden değil, bizzat kendisindendir. Bu onun zati özelliğidir.
Görüldüğü gibi her olgu ve eser kendi kaynağına dayanır; ancak onun kaynağının artık neden ve nereden olduğu sorulmaz. Böyle bir soru yersizdir.
Varlık konusu da aynı şekildedir. Evrendeki varlıkların vücudu onların kendisinden değil ve kendi zatlarından kaynaklanmamaktadır. Bu yüzden de "nedensellik" ilkesi gereği onların varlığı bir kaynağa dayanmalıdır. İşte burada Allah'a inananlar, bu varlıkların kaynağının "Allah" olduğuna, Allah'ın kendi varlığının ise zati olduğuna ve başka bir şeyden kaynaklanmadığına inanmaktadırlar; eğer "Allah" da diğer varlıklar gibi bir olgu olsaydı ve vücudu başka bir şeyden kaynaklansaydı, o zaman evrendeki bütün varlıkların, nedensiz birer olgu olmaları gerekirdi ki bu da imkansızdır. Çünkü nedensiz olgu asla düşünülemez.
O halde böyle bir sorunla karşılaşmamamız için, varlıkların nedensiz olan ve varlığı başka hiçbir şeyden kaynaklanmayan bir kaynağa ve etkene dayanması gerekir.
Böyle bir sorunun nedeni şu olabilir; Materyalistler Allah'a inananların "Her şeyin bir nedeni olduğuna" inandıklarını zannederek "O halde Allah'ın varlığının nedeni ve kaynağı nedir?" diye sormaktadırlar. Oysa Allah'a inananlar, "Her şeyin bir nedeni olduğuna" değil, sonradan meydana gelen her olgunun ve varlığı, zati olmayan her varlığın, mutlaka bir yaratıcısı olması gerektiğini söylemektedirler. Bu görüş ve tutum bir taraftan evrenin varlık kaynağını ve bütün olguların meydana geliş nedenini bulmamızı sağladığı gibi, diğer taraftan bu kaynağın artık başka bir kaynağa ve nedene dayanmaması ve varlığının zati olması gerektiğini ortaya koymaktadır. Büyük filozoflar bu görüşü kısa bir cümlede özetlemiş ve şöyle demişlerdir: "Arazi (zati olmayan) her varlık mutlaka zati olan bir varlığa dayanır."
Yahudi'nin birisi Hz. Emir-ul Müminin Ali (a.s)'a "Allah ne zamandan beri vardır?" diye sorunca, İmam (a.s) şöyle buyurdu: "Yok olduğu bir zaman var mı ki, ne zamandan beri diye sorulsun? Böyle bir soru her yerde doğru değildir. Bir şey önceden olmayıp da sonradan meydana gelirse, o zaman böyle bir sorunun anlamı olur. Allah'ın ise evveli ve sonu olmadığı için, her şeyden önce vardı ve her şeyden sonra da var olacaktır. Yaratıcı olan Allah hakkında böyle bir soru yersizdir. "[1]
Şimdi burada şöyle bir soru aklımıza gelebilir: Evet rasyonel (akli) olarak evrendeki varlığı zati olmayan her varlığın sonuçta, varlığı kendisinden olan "vacip" bir varlığa dayanıp varlıklarını ondan almaları gerektiğini kabul etmekten başka bir çare yoktur. Ancak esasen böyle bir şeyi tasavvur etmek ve varlığı kendisinden olan bir varlık gerçeğini idrak etmek nasıl mümkün olabilir?
Bu soruya şöyle cevap verebiliriz; Evet gerçekten böyle bir hakikatin düşünülüp, algılanması oldukça zor, hatta olanaksızdır. Zira biz, sürekli kendimiz gibi "mümkün" olan ve önceden olmayıp da sonradan meydana gelen varlıklarla iç içe olduğumuz için, doğal olarak kendimiz gibi gördüğümüz şeyleri veya benzerlerini tasavvur edebiliyoruz ve bu çerçevenin dışında kalan ve Kur'an'ın tabiriyle "eşi benzeri bulunmayan" bir varlığı idrak ve tasavvur edebilmemiz tabi ki mümkün olmayacaktır. Ancak bizim onu algılayamamamız, onun var olmadığını ispatlamaz.
Önceden de dediğimiz gibi bir çok akli ve mantıki delil böyle bir varlık kaynağının olması gerektiğini ve olmazsa olmaz gerçeğini kesin bir şekilde kanıtlamaktadır; biz de bunu biliyor ve kabul ediyoruz. Bunu bildiğimiz halde, sırf hakikatini algılayamadığımız için onu kabul etmezsek, kendimiz kendimizle çelişmiş oluruz. Evet bir şeyin hakikatini bilmemek, idrak etmemek hiçbir zaman o şeyin yokluğuna delil olamaz. Evrende nice bildiğimiz, kabul ettiğimiz gerçekler vardır ki onların hakikatinden haberdar değiliz. Ama bundan dolayı da hiçbir zaman onları inkar yoluna da gitmiyoruz. Bu gün teknolojinin ilerlemesiyle icat edilen nice cihazlar, aletler vardır ki insanların geneli onların nicelik ve niteliklerine akıl erdiremiyor; ama hiçbir zaman da gerçeğini bilmiyorlar diye onları inkar yoluna gitmiyorlar. Zira onların bir gerçek olduğunu açıkça görüyor ve hatta onlardan istifade ediyorlar.
Kaldı ki alemde henüz keşfedilmemiş nice sırlar ve muammalar vardır ve onların keşfedilmesi için daha asırlar geçmesi gerekir, belki de asla keşfedilmeyecektir, ama buna rağmen hiçbir akıl, insaf sahibi bilim adamı onları inkar yoluna gitmemiştir.
haci
Sep 21 2006, 11:27 PM
Allah'ı tartışmak isteyen Ateizm din forumunu seçer..
Burada Tanrı tartışılmıyor..