- - -
DEVİRLİ EVRENLER
Ateistforum > BİLİM FORUMU > BİLİM FORUMU
haci
Bu konuyu burada tartışmamıştık. Bir ara Network54 üzerinden yayın yaparken eski Bilim forumunda kısaca tartışılmıştı. Hacklenmeden önce de burada tartışılmış olabilir. Pek hatırlamıyorum. Forumda aradım ve bulamadım. Olmadığını farzederek yeniden yayınlıyorum.. İlginizi çekebilir. Önce sonsuzluğun felsefesini yapacak, daha sonra çeşitli kaynaklardan yararlanarak hazırladığım birkaç iletiyi yayınlayacağım. Katılımınızı bekliyorum..
Selamlar..
HACI

SONSUZLUĞUN FELSEFESİ...

Neyi belirtmek için kullanılırsa kullanılsın “sonsuzluk”, idraki olanaksız bir kavramdır. Çoğu kere zaman için kullanılır. Madde ve mesafe için de kullanılabilir. Bu yazımda ben sonsuzluk terimini başka ve şimdiye kadar hiç tartışma konusu yapılmamış bir kavramla ilgili nitelikleri belirtmek için kullanmak istiyorum. Ancak daha önce zaman, madde, mesafe ve başlangıç ile ilgili kavramlar üzerinde durmamız gerekiyor.

Daha çok zaman için kullanılmasına rağmen “sonsuzluk ve zaman”, birbirleri ile çelişkili kavramlardır. Zaman sonsuzluğun bir tür tahdit edilmesi, sınırlandırılması, demektir. Çoğu kere zaman, hem bir başlangıca gereksinim gösterir, hem de bir sona... Zamanın sonsuz olması zamanla değil, zamansızlıkla bağdaşır. Sonsuz zaman oksimoron bir terimdir. Yani zıt anlamlı kelimelerden oluşmuş bir kelime salatasıdır. Biz insanlar sonsuzluğu daha çok zaman olarak tahayyül ederiz ama, zaman sonsuz olamaz. Çünkü sonsuzluk belli sınırlar içinde var olamaz. Sonsuzluğu zamanla tanımlamak mümükün değildir. Sonsuzluğu tanımlamak için başka bir kavrama gereksinim vardır.

Bu kavram madde olabilir mi? Madde miktarla ölçülür. Miktar da sayı ile ifade edilir. Sayı ile belirtilen miktar sonsuz olabilir mi? “Sonsuz miktar”, “sonsuz sayı” gibi terimlerin anlamı var mıdır? Zamanda olduğu gibi, miktar ve sayı da, sonsuza limit koyan ve onu sınırlayan değerlerdir. Dolayısıyla onlar da aslında oksimoron terimlerdir. Sayı kavramı sonsulukla bağdaşmaz. Madde sonsuz olamaz. Sonsuzluğu sayı ile ifade etmek mümkün değildir.

Aynı durum mesafe, yani uzaklık için de söz konusudur. Uzaklık sonsuz olamaz. Uzaklık temel olarak iki obje arasındaki mesafedir. Hem sayı olarak ifade edilebilir, hem de aradan geçen zaman olarak. Aslında zaman, madde ve mesafe sayı ile ifade edilen ve sonsuzluğu kısıtlayan kavramlardır. Sonsuzluğu kısıtlayan ve sayı ile belirtebilen hiç bir kavram sonsuzlukla bağdaşmaz.

Şimdi kısaca “başlangıç” kavramına değinmek istiyorum. Bu terim zaman ve madde ile sıkı bir ilişki içindedir. Her başlangıcın bir sonu olduğu gibi, bir nedeni de vardır. Bu neden bir olgunun başlamasından sorumludur. Durgun bir havuza atılan bir taş, havuzda dalgaların oluşmasına neden olacaktır. Taş, dalgaların oluşum nedenidir. Taşın düştüğü an, dalgaların başladığı anı simgeler. Bir süre sonra dalgalar durulur. Taşın neden olduğu dalgalar bir süre var olduktan sonra tükenmişlerdir. Her başlangıcın bir nedeni ve bir sonu vardır. Bu durumda diyebiliriz ki, başlangıç da sonsuzlukla bağdaşmayan bir kavramdır.

İnsan aklı her olguda bir başlangıç arar. Başlangıçsız bir olgu düşünülemez. Bir başlangıcın varlığına, o başlangıç gözlemlenmemiş bile olsa, inanılır. İnsan mantığı, başlangıcını gözlemlemediği her olgunun geçmişte, çok önceleri vuku bulmuş bir başlangıcı olduğunu kabul eder. Bu insanın elinde olmayan bir durumdur. İnsan mantığı başka türlü çalışamaz. İnsan aklı başka türlü düşünemez. Her olgunun bir başlangıcı ve her başlangıcın bir sonu ve nedeni vardır

Öyle ise, evrenin de bir başlangıcı olmalıdır. Ya da bir başlangıçla karşılaşılırsa, hiç şaşırılmamalıdır. Nitekim, Hubble’ın evrenin genişlemekte olduğu buluşu, bilim adamlarını evrenin başlangıcını düşünmeye zorlamıştır. Evrendeki galaksiler birbirlerinden hızla uzaklaştıklarına göre, bir süre önce bir arada olmuş olmaları gerekmektedir. O halde, bir süre önce bu birliktelik bozulmuş ve madde etrafa ani bir patlama ile yayılmıştır. Bu patlama, içinde yaşadığımız evreni oluşturmuştur.

Buna Big Bang, büyük patlama diyoruz. Big Bang bir başlangıçtır... Evreni başlatmıştır. Nedeni ise hala bilinmemektedir. Bu nedeni açıklamak için, Tanrı kuramı ileri sürülmüştür. Daha sonra kuantum fiziği ortaya çıkmış ve kendiliğinden var olma (yoktan var olma) kuramını geliştirmiştir. Kuantum fiziği, evrenin başlangıcını Big Bang’le açıklamaya çalışan ilginç bir fizik dalıdır. Yani kuantum fiziğine göre bile, bir başlangıç mevcuttur.

Evrenin bir başlangıcı var mıdır? İçinde yaşadığımız evrenin, elbette bir başlangıcı vardır. Bir enerji patlamış, genişlemiş, maddeye dönüşmüş ve evren oluşmuştur. O halde evrenin bir başlangıcı olmalıdır. Başlangıcı olan her olgunun bir de nedeni olmalıdır demiştik. Öyle ise, evrenin başlangıcının da, henüz doğasını bilmediğimiz bir nedeni olmalıdır. Bu mantık bizi, evren öncesi bir zaman ve mekana gitmeye zorlamaktadır. Evreni başlatan nedenin gizemi orada saklı olmalıdır. Her başlangıçta bir neden ve son arayan insan mantığı, bu kadarla yetinmemektedir. Belki de evreni başlatan neden, kendinden önce gelen bir başka başlangıcın sonucudur. O başlangıç da bir diğerinin..... Başlangıç sonsuza kadar gidemez ama, başlangıçlar gidebilir. Her son yeni bir başlangıç nedeni olabilir. Her başlangıç yeni bir sonla sonlanacaktır. Birbiri ardından gelen her başlangıç ve sonlar için, artık bir nedene gereksinim kalmayacaktir. Öyle ise içinde yaşadığımız evrenin oluşması için, bir nedene gereksinim yoktur.

Kendinden önceki bir başlangıç sona ererken bizim evreni yaratmıştır. Kendi sonu da bir sonraki başlangıç için bir neden oluşturacaktır. Her sonun nedeni başlangıç, her başlangıcın nedeni ise sondur. Ayrı bir neden kavramına gereksinim yoktur. Her evrenin belli bir başlangıcı olması ve belli bir zaman dilimi içinde var olması zorunluğu, kendinden sonra gelecek evrenlerin nedenidir. Yani neden, başlama sürecinin yapısına katılmıştır. Onun bir parçasıdır. Bir evrenin belli bir süre için var olup, tükenmesi, bir sonraki evrenin varlık nedenidir.

Bu durum bizi doğrudan doğruya süreklilik ve devinim kavramlarına götürmektedir. Bu kavramlara göre, tek bir başlangıç yoktur ve asla var olmamıştır. Yalnız, birbirlerini izleyen ve her biri bir sonla sona erecek ama, bir diğeri ile devam edecek olan, sonsuz başlangıçlar vardır. Bu başlangıçların, bizim bildiğimiz başlangıçlardan farkı, ilkinin olmamasıdır. Çünkü sonsuzluğun bir başlangıcı olamaz. Bu başlangıçların ne ilki vardır.. Ne de sonuncusu olacaktır. Ne şekilde başladığını bilmediğimiz bir olgunun sonunun ürünü olan içinde yaşadığımız evren, nasıl olacağını bilemeyeceğimiz bir sonla, kendinden sonra gelecek olan varlığın başlangıcına neden olarak, yok olacaktır. Varlığın sonsuzluğu ancak süreklilik ve devinimle başarılır. Bu bağlamda süreklilik, zamanla ilgili değildir. Başlangıçların birbirlerini izlediğini belirtir. Dolayısıyla sonsuzluk kavramı ile bağdaşır. Enerji ve maddenin bir şekilden digerine geçişini simgeleyen devinim de, sonsuzlukla bağdaşır. Madde ve enerji miktarı sınırlı da olsa, devinim sonsuzdur. Çünkü devinimlerin ne bir başlangıcı vardır, ne de bir sonu. Her başlangıcın sonu, başı gibi, başka bir devinimdir. Devinimler süreklidir ve sonsuzdur. Zaman ve madde ancak başlangıçlar arasında mevcuttur. Her başlangıçta farklı bir zaman ve madde olacağı ve ilk başlangıç olmayacağı için, zaman ve maddenin sürekliliğinden bahsedilemez. Başlangıçlar sonsuz olduğundan, zamanın değil ama, zamanların da sonsuz olduğu ileri sürülebilir. Madde miktar olarak sonsuz olamaz belki ama, maddenin devinimi sonsuz olabilir.

1900’lü yılların başlarına kadar evrenin statik bir yapısı olduğuna inanılıyordu. O zamanın görüşüne göre, Eser denen bir madde ile dolu olan evren, olduğu yerde duruyordu.. 1929 yılında Hubble evrenin genişlediğini buldu. Einstein 1915 yılında genel görecilik kuramını yayınladığı zaman, bu kuram uzayın genişlemesi gerektiğine işaret etmesine rağmen, formülüne uzay sabitlik katsayısını eklemiş ve sonra bunu yaşamının en büyük hatası olarak kabul etmişti. Hubble’ın gözlemlerinden sonra evrenin genişlediği kesinlik kazandı. Bu genişleme bir devinim işareti olabilirdi. Belki de evren sürekli bir devinim içinde idi. Küçük bir nokta patlamıştı. Bu süreç sırasında enerji maddeye dönüşmüş ve madde genişlemişti. Evren hala hızla genişlemesine devam etmektedir. 15 milyar yıl kadar önce vuku bulduğuna inanılan bu inanılmaz olgunun içinde yaşadığımız evreni başlattığı kesindir. Öyleyse bu evren statik değildir. Dinamik olup, sürekli bir devinim içindedir. Her anı farklıdır.

Bu evrenin bir başlangıcı vardır. Bu evrende madde vardır, zaman vardır, mesafe vardır. Başlangıcı, maddesi, zamanı ve mesafesi olan bir evrenin sonsuz olduğundan bahsedilemez. İçinde yaşadığımız evren sonsuz değildir. Ancak sonunun nasıl geleceği bilinmemektedir. Bir tür son ilerde vuku bulacaktır.

O son, sonsuz başlangıç ve sonların sürekli öğelerinden biridir.
O son, bizim evrenin sonudur ama, nihai son değildir..
Sonsuzluğun hüküm sürdügü bir ortamda nihai son olamaz.

Sonsuz geçmişten, sonsuz geleceğe birbirlerini izleyen sonsuz sonlar olabilir...

Evrende gerçek sonsuzluk, sonsuz başlangıçlar ve sonsuz sonlara hükmeder.......

O sonsuz başlangıçların başlangıcı, sonsuz sonların sonudur....

O devinimdir.....


Selamlar..

HACI
fenasi
devirli evrenler modelinde
evrenin oluşmasının nedeni ne olabilir sorusuna ,kendinden önceki evrenin çökmesi dir diye cevap verilmelidir.ayrıca bir önceki evren bir sonrakinin başlangıcı olacaktır,olmak zorundadır,öyleyse belirli (model evrenimiz)evren büyük çöküşle son bulacaktır
devirli evren modeli entropi ile ilgili bazı sorunları olacaktır
diyelim ki model evrenimiz,daha sonraki herhangi bir evren olsun
belirli evren büyük çöküşe yaklaştıkça, entropi artacaktır.
zamanla entropi arttığına göre düzensiz yada yüksek entropili durum artacaktır,bir sonraki büyük patlamanın daha düşük entropili yada daha düzenli bir evren oluşturması ,nasıl mümkün olacaktır,
düzenli bir patlamayı oluşturması nasıl mümkün olabilir ki,böyle düzenli bir patlamayı nasıl başarabilecektir,bildiğimiz gibi patlamalar kaotik bir ortam yaratırlar,
bence düzensiz bir hal alan belirli evrenimizin( entropisinin yüksek olduğunu unutmayalım) düzenli bir patlama oluşması olasılığı milyonda bir mertebesinde olabilir .
haci
Birden fazla devirli evrenler olabilir. Ama benim yorumum gerçekten Büyük Çökme'ye daha çok uyuyor.

Evren şimdilik giderek hızlanarak genişliyor ama, ilerde ne olacağı belli değil.. Dolayısıyla Büyük Çökme olmayacak diyemeyiz.

Büyük Çökme başlamış bile olabilir. Hatırlarsanız bu ilginç duruma Emre değinmişti. Evrenin davranışlarını anında bilemiyoruz.. Aradan milyonlarca yıl geçmesi gerekiyor.. Büyük Çökmenin olup olmayacağ gelecek kuşak insanların sorunu olacaktır.. 10 bin kuşak sonrakiler düşünsün. İnsanlık hala varsa tabii....

HACI
fenasi
emrenin olayını hatırlıyorum
büyük çökme başlamış ise bizim hiçbir şekilde haberimiz olmayacaktır
ve çöküş süreci çok hızlı olmalıdır küüüüüt
iş bitmelidir
konuya dönersek
paul devies in anlatımı ile(son üç dakika adlı eser kaynağımdır)
devirli evrenler kuantum sıçramaları birbirini takip eden evrenlerde bir sonraki bir öncekinden büyük olacaktır,entropi bunu geerktiriyor,senin anlatmak istediğn harici enerji oluşumları ( artan enerji)doğası gereği böyle olmalıdır. yine devirli evrenlerdebüzülme evresindeki fazladan ışınım enerjisi çökmeyi hızlandıracaktır,bir şekilde sıçrama gerçekleştiğindeevren daha huzlı bir şekilde ortaya çıkacaktırsonuç ta herçevirimde evren bir öncekinden daha fazla sıçrayacaktır
kozmik döngülerintersinemez oldukları bilinen bir şeydirtermodinamiğin ikinci yasasının kaçınılmaz sonucudurbiriken ışınım bir entropi büyümesini temsil eder buda daha fazkla büyüyen kütle çekimsel etki demektir,dolayısı ile sonsuz devirli evren fikrini çürütür
yine bu bağlamda
çöken evrenin genetik yapısını bir sonraki evrene aktarması nasıl olabilir
bu entropinin ihlali anlamına gelir,çünkü yükselen entropşinin düzensizliklere gebe olacağını ve yeni evrende tekrar düzenin oluşmasını uzak ihtimal
olacaktır
diyor ''paul davies''
kısaca devirli evrenlere iki ayrı itirazı dile getrimeye çalıştım bunlar benim sözlreim değil
bilimcilerin itirazlarıdır
yine bilimcilerin itirazları şu noktada birleşiyorlar
evrenin başlangıcı ve sonu sorunu aşabilmek için bu modelin ortaya atıldığını ama termodinamiğin ikinci yasasının müsaade etmeyeceği noktası
devirli evrenler fikrini çürütüyor
benim anlayabildiğim bunlardır

haci
Paul Davies ile tanışmak istiyor musunuz?

http://aca.mq.edu.au/PaulDavies/pdavies.html

http://en.wikipedia.org/wiki/Paul_Davies
Cavbella
ben hep multiverse konularını merak etmişimdir bununla ilgili türkçe bir kaynak var mı?
haci
Ben şahsen multiverse'ler konusunda Türkçe bir kaynak bilmiyorum.
Emre_1974tr
İzin verirseniz ben bu iddianın karşısında bir makale sunayım(alıntıladığım siteyi yazının sonunda veriyorum):

2- AÇILIP KAPANAN (OSCILLATING) EVREN MODELİ

DELİL YERİNE FELSEFİ ENDİŞE

Durağan Durum modeli uzun yıllar Big Bang teorisinin en ciddi rakibi olarak görüldü. Fakat gözlemsel astronominin buluşları, Durağan Durum modelini saf dışı bırakırken, Big Bang’in delilleri gittikçe daha da arttı. Evrenin bir başlangıcı olduğu fikrinin felsefi sonucundan rahatsız olanlar, bunun üzerine Açılıp Kapanan (Oscillating) Evren modelini ortaya attılar. Bu model de bilimsel bulgular sonucunda değil, felsefi endişelerin sonucunda ortaya atıldı. Bunu John Gribbin’in şu sözlerinden anlayabiliriz: “Evrenin ortaya çıkışını anlatan Big Bang Teorisi ile ilgili en büyük problem felsefidir, hatta teolojiktir(ilahiyatla alakalıdır) diyebiliriz. O zaman patlamadan önce ne vardı? Bu problem tek başına Durağan Durum modeline başlangıçtaki hızını vermeye yeterliydi; fakat bu teori ne yazık ki gözlemlerle çatışmaktadır, bu güçlükten kurtulmanın en iyi yolu, evrenin bir tekillikten açılıp, geriye kapandığını, tekrar açılıp, tekrar kapandığını ve bu süreçlerin belirsiz sayıda olduğunu söyleyen modelle ortaya konulmuştur.”

Hiçbir gözlemsel delil ve teorik sebep yokken, Açılıp Kapanan Evren modelinin ortaya konması, sadece ve sadece evrenin başlangıcı olduğu sonucunun bizi evren dışı bir Sebep’e ve Güç’e götürmesi yüzündendir. Fakat bu çaba bir şeyi ispatlamaktadır: Big Bang’in delilleri o kadar güçlüdür ki, bu teorinin götürdüğü felsefi sonuçlardan kaçınmak isteyenler bile, sonuçta bu modeli tekrarlatarak, bu teorinin bir başlangıcı gerektiren felsefi sonucundan kaçınma yoluna sapmışlardır.

EVRENİ YENİDEN AÇACAK BİLİMSEL BİR MEKANİZMA YOK

Her şeyden önce bu model, fiziğin bilinen tüm kurallarına aykırıdır. Yale Üniversitesi’nden Profesör Tinsley’in dediği gibi evrenin kapanışını geriye doğru sıçratacak hiçbir fizik kuralı yoktur. Fiziğin bize söylediklerine göre evren, uzay ve zaman hep beraber Big Bang ile başlar, daha sonra bu genişleme ya Big Chill (Büyük Donma) veya Big Crunch (Büyük Çatırtı) ile son bulur.

Evrendeki genişlemenin bir noktada durup kütle çekiminin etkisiyle geri kapanmanın (Big Crunch) mı yaşanacağı, yoksa genişleme hızının kütle çekimine galip gelip evrenin bir ısı ölümüyle (Big Chill) mi yok olacağı hala tartışılmaktadır. Bu senaryolardan hangisinin doğru olduğunun bilinebilmesi için şu değerlerin tam olarak hesaplanması gerekmektedir:

1- Evrendeki madde yoğunluğu

2- Evrenin yaşı

3- Evrenin genişleme hızı

İki senaryodan hangisinin daha doğru olduğunun hesabı için özellikle “madde yoğunluğunu” hesaplamak önemlidir. Saydığımız üç şıktan en çok sorunlu olan ise madde yoğunluğunun hesaplanmasıdır. Çünkü evrendeki karadelikleri (ışık yaymadığı için) ve nötrino gibi egzotik maddeleri tam olarak hesaplamak mümkün olmamaktadır. Evrendeki kapanmayı sağlayacak madde miktarı “Omega” diye adlandırılan kritik bir değerle ifade edilmektedir. Şimdiye kadarki hesaplar, evrendeki madde yoğunluğunun kritik değerin altında olduğunu göstermektedir. Bu beklenenden çok egzotik madde veya karadelik bulunmasıyla (veya kütle çekimi olan başka maddeler) değişebilir.

Maddenin kritik yoğunluğun altında olması evrenin sürekli genişleyerek bir ısı ölümü yaşayacağını söylediğinden, bu senaryo artık evrenin kapanmasına izin vermez ve Açılıp Kapanan Evren modelini geçersiz kılar. Ben, bu iki senaryodan, Büyük Çatırtı’nın (Big Crunch) gerçekleşmesinin evrendeki tabloyla daha uyumlu olduğunu sanıyorum. Ham madesi toprak olan elementlerden yaratılan bitkiler, hayvanlar ve insanlar ölünce asıllarına geri dönmektedirler. Toz bulutlarından oluşan yıldızlarda da aynı geri dönüşü gözlemleyebiliriz. Evrenin başladığı şekilde kapanması bence genel evren tablosuyla daha uyumlu ve daha güzel bir senaryodur. Kitabımız boyunca mevcut bilimsel delillerden sonuca gittik. Bu konuda ise evrendeki mevcut tabloya bakarak olası gözüken iki senaryodan hangisinin yaratılmasının daha uygun olduğunu tahmin etmeye çalıştım. Tabi ki bu bir tahmindir, bilimsel bir veri değildir. Bu tahmini yapıştaki motivasyonum daha basit, daha güzel, daha uygun gördüğüm senaryodan yana oyumu kullanmamdır. Bu yine de bir tahmindir...

Evrenin kapanacak olması, kütle çekimine karşı gelecek ve maddeyi dışarıya çekecek hiçbir fiziksel kuvvetin olmaması karşısında nihai son olur. Kısacası evrendeki maddenin, genişlemeyi durdurup, kapanışa geçirtip ve kapanmayı sağlaması birşey değiştirmez: Açılıp Kapanan Evren modeli yine fizik kurallarına aykırıdır.

TEKİLLİK ZAMANIN DURMASIDIR

Roger Penrose, her kara deliğin bir tekillik olduğunu ve madde parçacıklarının bu tekilliğin içinde birbirinin üzerinden kayıp geçmesinin mümkün olmadığını gösteren ilk kişidir. Penrose daha sonra Hawking ile yaptığı çalışmalarında, evrenin ve zamanın bir tekillikten doğduğunu ispat etmiştir. Bundan önce, Açılıp Kapanan Evren modelini savunanlar, evrenin kapanma döneminde bir tekilliğe düşmeden, maddenin yan yana geçerek evrenin yeniden açılacağını söylemişlerdi. Penrose ve Hawking’in matematiksel ispatları bunun mümkün olmadığını ortaya koymuştur. Bu ikilinin çalışmaları, bu tekilliğin içinde zamanın durduğunu da göstermiştir. Kısacası, evrenin kapanması demek, zaman kavramının bitmesi demektir, oysa Açılıp Kapanan Evren modeli ile zamanın hiç kesintiye uğramadan devam ettiği, evrenin bir başlangıcı olmadığı savunulmaya çalışılmıştı.

Einstein, izafiyet teorisini ortaya koymadan önce; uzayın içinde zamana bağlı olarak cisimlerin çekim uyguladığı, galaksilerin hareket ettiği, fakat uzayın ve zamanın bunlardan hiç etkilenmediği zannediliyordu. İzafiyet teorisinin yol açtığı en büyük zihinsel devrim, uzayın ve zamanın da değişken olduğunu ve bunların birbirine bağlı olup, her ikisinden uzay-zaman diye bir arada söz edilmesinin doğru olduğunu göstermesidir. O zaman uzayın kapandığı an olan “tekillik”, zamanın yok oluşunu ifade eder. Artık kapanan evreni yeniden açacak bir kuvvet kalmadığı gibi, bu olaylar dizisini devam ettirebileceğimiz bir “zaman” da yoktur.

Bu yüzden “Big Bang’den önceki zamanda ne oldu?” sorusuna, “Big Bang’den önce uzay-zaman yoktu” diye cevap verilir. Peki “Big bang uzayın neresinde oldu?” diye sorulursa ise cevap “Big Bang uzayı oluşturdu, Big Bang’ten önce uzay yoktu” şeklindedir.

ENTROPİDEN KAÇILMAZ

Önceden gördüğümüz gibi termodinamiğin ikinci kanunu evrende sürekli entropinin arttığını söylemektedir. Buna göre en sonunda termodinamik dengeye gelinecek ve hareket duracaktır. Entropi artışı, mekanik bir işi gerçekleştirecek enerjinin gittikçe azalması demektir. Atılan bir topun zıplamalarının gittikçe azalıp sonunda durması buna bir örnektir. Açılıp Kapanan Evren modeli ile evrenin ve zamanın sonsuz sürekliliği savunulmaya çalışılmıştır. Bu süreklilik ise, evrenin her durumunun birbiriyle fiziki bağlantısını gerektirir. Fakat entropiden kaçış yoktur. Evren açılıp kapanabilseydi bile entropisi arttığından bir süre sonra açılmayı sağlayacak mekanik enerjiyi bulamayacaktı. Fiziğin en temel yasalarından olan entropi, her durumda evrenin sonu olduğunu, sonu olanın ise başı olması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Gözlemsel astronominin verileri de bu modeli geçersiz kılmıştır. Evrende görünen maddenin homojen yayılımı bu model ile açıklanamaz. Evrenin çöküş döneminde birçok yeni karadelik oluşacaktır ve bu karadelikler ile daha önceden var olan karadelikler, etraflarındaki maddeyi yutarak kapanacaktır. Bu ise maddenin homojen olmayan bir şekilde yayılmasını doğurur. Evrenin kapanışı başlangıç döneminden daha çok karadelikli olup, evrenin ilk döneminin tam simetriği değildir. Bu ise homojenitenin ve istenen simetrinin her açılıp kapanmaya taşınmasını önler. Bu da açılıp kapanmanın sürekliliğini imkansız kılar.

RİCHARD TOLMAN’IN ÇALIŞMALARI

Richard Tolman’ın çalışmaları da Açılıp Kapanan Evren modelinin imkansız olduğunu ortaya koymaktadır. Buna göre evren, Big Bang sürecinden kalan ışınımlara sahiptir ve yıldızların yaydığı ışık bunu sürekli arttırmaktadır. Buna göre, evren eğer kapanmaya başlarsa, Big Bang’den hemen sonraki ışınım enerjisinden daha fazla ışınım ile kapanmaya başlayacaktır. Yani evren eski boyutuna ulaştığı her noktada daha sıcak olacaktır, bu, maddeden ışınıma enerji transferi ile gerçekleşmiştir. Bu, evrenin daha hızlı çökmesine neden olur.

Eğer fiziki olarak yeniden açılma mümkün olabilseydi, evrenin daha evvelki genişlemesinden daha hızlı gerçekleşecekti. Bu ise bir noktadan evrenin kapanamayacak hızda genişlemesi demektir. Rus fizikçiler İgor Novikov ve Yakob Zel’dovich de Açılıp Kapanan Evren modelinin simetrik döngülerinin savunulamayacağını ve bu modelin sonlu bir başlangıç fikrinden kaçamayacağını çalışmalarıya göstermişlerdir.

EVRENİN KRİTİK HIZININ AYARLAYICISI

Açılıp Kapanan Evren modelinin sadece fiziksel olarak işlediğini ve hiçbir evren dışı Güç’ün bunda etkisi olmadığını söyleyenleri, bekleyen çok önemli bir sorun daha vardır. Eğer Big Bang çok hızlı bir patlama olsaydı, evrendeki madde çok hızlı bir şekilde uzaya dağılacaktı ve hem yıldızlar hem de galaksiler oluşamayacaktı. Eğer Big Bang daha yavaş bir patlama olsaydı, bu sefer kütle çekiminin etkisiyle madde hemen kapanacaktı ve hem galaksiler hem de yıldızlar yine var olamayacaktı. Açılıp Kapanan Evren modelinde bütün patlamaların simetrik olması gerekmesinin bir sebebi budur. Çünkü öbür türlü madde bir daha toplanmayacak şekilde dağılıp sona gelinecektir veya hiçbir zaman açılamayacak bir şekilde kapanma yaşanacaktır. Entropi Yasası ve Tolman’ın çalışmaları, Açılıp Kapanan Evren modeli mümkün olsaydı bile bu sondan kurtulmanın imkansızlığını göstermektedir.

Bir an için Entopi Yasası’nı ve Tolman’ın çalışmalarını bilmediğimizi düşünelim. Evrenin hemen çökmemesi ve maddenin gök cisimlerini oluşturmadan dağılmaması için Big Bang patlaması kritik bir hızda olmalıdır. Bu hızın oluşmasının olasılığı, bazı bilim adamlarının benzetmesine göre bir kurşun kalemin havaya atıldığında ucunun üstünde durmasının olasılığı kadar bile değildir. Bu olasılığın deneme yanılmayla bulunması mümkün değildir. Çünkü yanılmaların bir yönü maddeyi kaçırır, bir yönü ise açılamayacak bir tekillik oluşturur. Öyleyse Açılıp Kapanan Evren modelini oluşturanlar, bir defa havaya atılan bir kurşun kalemin, ucunun üzerinde tesadüfen durduğunu kabul etmek zorundadırlar; ayrıca bu kalemin havaya her atılışında bu olayın tekrar tekrar gerçekleştiğini de kabul etmek zorundadırlar. Evreni düzenleyici dış bir Güç kabul etmeyenler ne yapabilirler ki?

AÇILIP KAPANAN EVREN MODELİNİ GEÇERSİZ KILAN DELİLLERİN ÖZETİ

Bu modeli Hindu reenkarnasyon inancının bilimsel karşılığı olarak görenler olmuştur. Hindu inancında evren ezelidir ve ruhlar, evrenin içinde döngüsel bir gelip gitme yaşarlar. Hindu “reenkarnasyon” inancı da köklerinde ezeli evren fikrini taşımaktadır. Açılıp Kapanan Evren modeli ezelilik ile döngüselliği bir arada taşıdığı için, Hint reenkarnasyonuna benzetilmiştir.

Açılıp Kapanan Evren modelinin tek bir delili bile yoktur. Üstelik bilimsel deliller, Açılıp Kapanan Evren modelini geçersiz kılmıştır. Bu modeli geçersiz kılan bilimsel verilerin bir kısmını şöyle özetleyebiliriz:

1- Kapanan bir evrenin yeniden açılması, yer çekimi gibi fiziksel yasalara aykırıdır.

2- İzafiyet teorisinin formülleri üzerine çalışmalar Big Bang’in, uzayın ve zamanın başlangıcı olduğunu ortaya koymuştur.

3- Evrendeki maddenin homojen yapısı Açılıp Kapanan Evren modeli ile uyuşmaz.

4- Termodinamiğin ikinci kanunu (Entropi Yasası) bütün verilerden bağımsız olarak ezeli Açılıp Kapanan Evren modelini geçersiz kılmıştır.

5- Tolman’ın çalışması, eğer evren kapandıktan sonra yeniden açılabilseydi, her açılmanın ilkinden daha hızlı olması gerektiğini ortaya koymuştur. Bu ise bir noktada, tüm maddenin bir daha toplanamayacak şekilde dağılması demektir. Sonuçta evren ebedi olamıyorsa başlangıcı olmalıdır.

6- Açılıp Kapanan Evren modeli evrenin “kritik hızda” genişlemesini gerektirir. Fakat ayarlayıcı üstün bir Güç olmadan, bu kritik hızın nasıl gerçekleştiğini tarif edemez.

7- Açılıp Kapanan Evren modeli bu “kritik hızın” sürekli korunmasını da gerektirir. Bu ise tesadüfen ucu üstünde durmuş olan kaleme her tekme atılışında bu kalemin yine ucu üstünde durmayı başarması gibidir.

http://www.bigbang.gen.tr/bolum5.asp

Selam ve sevgiler.
drekinci

Sevgili hacının yazısından oksimoron terimini öğrenmiş oldum.
Bir tür paradox,
bir tür imajinasyonu mümkün olmayan,
bir tür Escher resimleri gibi başı sonu belli olmayan bir terim olarak algıladım.

Evreni ve doğayı bizler soyutlayarak algılıyor ve anlamaya çalışıyoruz.
Örneğin, Nehir, Dağ, şehir, deniz, dünya vb.
Bu örnekler için başlangıç bulabilir miyiz?
Amazon nehrini ele alalım. Başlangıcı nerededir? Sorusunun cevabı olur mu. Binlerce kolu vardır. Hangi kolunun bulunduğu coğrafyaya yağmur yağmış ise oradan su alır. En uzaktaki kolu başlangıçı sayılabilir mi? Oralara yağmur yağmıyor ise o kol yoktur. Yani başlangıcını bulmak için başlangıç kriterleri koymak gerekir. Bir Araştırmacı Ganj nehrinin başlangıcını bulacağım diye denize döküldüğü yerden başlayarak kaynağına doğru ilerlemeye başlamış. Daha ilk dalda, ilk çatallaşmasında ne yapmalıdır? Kaynak olarak aradığı nehir ikiye ayrıldı. Kaynağı hangisinde aramalıdır. Seçtiği bir dal ilerde yine çatallaşmaktadır. Görüldüğü gibi Koca bir nehrin başlangıcını bulmak sorun olmuştur. Araştırmacı, başlangıç kriterini en uzaktaki kaynak olarak kabul ettiği için bütün dalların gövdeye uzaklıklarını esas almış buna göre en uzaktaki bir dala varmıştır. Bir dağın eteğinde yine pek çok gözeden birine işte kaynak bu demiştir. Buna gerçek anlamda kaynak diyebilir miyiz. Bu türden binlerce gözeden su almaktadır nehir.
Ayni şekilde herhangi bir denizi düşünelim. Başlangıç bulabilir miyiz?
Dünyanın başlangıcı deyince ne anlıyorsunuz?
Güneşin başlangıcı,
samanyolunun başlangıcı,
Evrenin başlangıcı

Bu başlangıç arama serüvenimizde; soyutlayabildiğimiz şeyler için eksik dahi olsa başlangıç sayabileceğimiz oluşumlar bulabiliriz. (Yani bizler düşünen canlılar olarak biz başlangıç arıyoruz)
Çünkü soyutlayabildiğimiz şey bir süre önce yoktu.
Sonra ilk bulgularını verdi, son şekline benzemese de bu ilk bulgulardan, nehir, şehir, dağ, dünya, güneş, galaksimiz vb. oluştu.

Peki bu mantık zincirini, bu oluşum ve dağılış periyodunu. Evren için öngörebilir miyiz?
Göremeyiz.
Çünkü evreni soyutlayamıyoruz. Modelleyemiyoruz.
Zamansal ve mekansal boyutlarının sonsuz olduğunu kabul ediyoruz ancak sonsuzluğun da ne olduğunu bilemiyoruz.

Evrenin var oluşundan kimsenin kuşkusu yok.
Evrenin içindeyiz.
Çok somut olarak cümlelerimizde kullanıyoruz.
Ceviz kabuğuna koyabileceğimiz kadar, kütlesini, içindeki oluşumları vs hesaplayabiliyoruz.
Hatta gözlemlediğimiz elemanlarının, Galaksiler, galaksi kümeleri, Süper galaksi kümeleri, Quasarlar olarak bu oluşumların birbirlerinden uzaklaştıklarının bulgularını ortaya çıkardık.
Bu uzaklaşma sürecini dikkate alarak zamanı geriye çalıştırdık. Bu oluşumların yaklaşık 15 milyar yıl öncesinde tek bir yerde buluştuğunu söyleyebiliyoruz.
Uzay oluşumlarından bize gelen ışınların dalga boylarından bu ışınların ne kadar uzaktan geldiklerini hesaplayabiliyoruz. En uzak quasardan bize gelen ışığın yaklaşık 15 milyar yıl olduğu hesaplanmış.
O halde en uzaktakini büyük patlamaya dahil etmek için 15 milyar ışık yılı gerekir diyoruz. (Halbuki daha fazla bir zamanı olarak düşünmemiz gerek, Bu quasar ışık değil ki. Işık hızında hareket etmiyor ki. Sonuçta maddi bir kütlesi var ve hiçbir zaman ışık hızına ulaşamayacaktır. Bunlar benim şimdi düşündüklerim)
Neyse
Sonuç itibariyle şöyle bir teori geliştirdik;

Gözlemlediğimiz evren 15 milyar yıl önce büyük bir patlama (genişleme vs) ile ortaya çıktı.

{İyi de bu başlangıç noktasını o kadar küçültebiliyorlar ki, neredeyse yoktan var oldu şeklinde bir başlangıç kabul ediyorlar. Hatta büyük patlamada ışık hızı aşıldı şeklindeki tezleri de eklemek istiyorlar.
Halbuki ışık hızından daha fazla bir hız ortaya çıkmış ise. Bu hız boşlukta veya hiçbirşeylik te) ilerliyor ise. Yani bu hızı düşürecek bir etken yok olduğuna göre bu hızın aynen devam etmesi gerekirdi.}

Neyse amacım teorideki eksiklikleri bulmak değil.
Fizikçilerimizin büyük patlama ile (bilebildiğimiz, veri alabildiğimiz) evreni somutlaştırması olumlu bir adımdır. 15 milyar ışık yılı uzaklık ve Quasarlar, kara delikler, kara maddeler vs ile işimize yarayacak, hatta bizlere fazla bile gelecek somut bir evren ortaya koyuyorlar.

Bu bize yeter ama.

Felsefi anlamda
Yoktan var oluş mümkün değildir.
Zaman maddenin bir boyutudur.
Mekan da maddenin var oluş şeklidir.
Mekana sınır konulamıyor.
Evrene sınır konulamıyor.

Bu belirsizliklerden kurtulmanın yolu

Evreni somutladığımız ve ulaşabildiğimiz kadarı ile VAR kabul etmekten geçer.

Sevgiler.
fenasi
sn drekinci
(Felsefi anlamda
Yoktan var oluş mümkün değildir.
Zaman maddenin bir boyutudur.
Mekan da maddenin var oluş şeklidir.
Mekana sınır konulamıyor.
Evrene sınır konulamıyor.

Bu belirsizliklerden kurtulmanın yolu

Evreni somutladığımız ve ulaşabildiğimiz kadarı ile VAR kabul etmekten geçer.)

zamanın ''VAR'' oluşunu NASIL KABUL EDEBİLECEĞİZ ???

Emre_1974tr
Ben de diyorum ki;

"Felsefi olarak" maddenin ve bu olaylar zincirinin bir başlangıcı olmak zorundadır.

Çünkü sonsuz ,ezeli olsaydı bu olaylar zinciri bugüne ulaşamazdı.

Ulaşabildiğine göre sonsuz bir geçmişten gelmiyor.Bir başlangıcı vardı ki bu zamana ulaşmayı başarabildi.

Yani ezeli evren "felsefi olarak" mümkün değildir.

Yoktan varoluş dışında bir şık daha yoktur bu evren adına.

Selam ve sevgiler.
haci
ALINTI
VAR OLAN HERŞEYİN BİR BAŞLANGICI VARDIR. O başlangıç başka bir şeyin sonu olabilir. Ve başka bir şeyle devam edebilir. Bu evrende hiç bir şey olduğu gibi durmaz. Herşey sürekli bir devinim içindedir. Big Bang bir şeyin sonu, diğer bir şeyin ise başlangıcıdır. Ben konuyu tartışmaya devam ediyorum..

HACI


ÜNİVERS VE MULTİVERS’LERE KARŞI DEVİRLİ EVRENLER.

Vaküm Enerjisi ve Kozmolojik Sabit:

Evrenin doğasını onunla ilgili bazı gözlemleri değerlendirerek anlamaya çalışmaktayız. Oldukça basit bir kaç gözlem bizi evrenin doğası hakkında başka türlü kazanmamız olanaksız bilgilerle donatmaktadır. Örneğin galaksilerin spektrumunun kırmızıya kayması bize hemen bütün galaksilerin birbirlerinden uzaklaştığını göstermektedir. Casimir etki bize boş olduğuna emin olduğumuz vakümda da bir enerji olduğunu kanıtlamaktadır. Orada ortaya çıkan yalancı zerreler bir süre yaşadıktan sonra quantum dalgalanmasına kurban giderek yok olmaktadırlar. Bu vaküm enerji yoğunluğu zamanla değişmez ve kozmolojik sabit olarak bilinir. Yunan alfabesinin delta harfi ile belirtilir. Einstein’ın genel görelilik kuramına göre vaküm enerjisi itici güç oluşturmaktadır. Bu enerji üzerinde yapılan hesaplamalar onun son derece büyük olması gerektiğini göstermiştir. Bu sayı 10 sonra 120 sıfırın gelmesine eşittir. Yani 10^120 kadardır. Hiç bir madde bu kadar büyük bir itici güce tahammül edemez ve anında parçalanır. Bu son derece yüksek vaküm basıncında galaksiler oluşamaz.

Yapılan hesaplamaları kabul edilebilir bir düzeyde tutmak için bazı atomaltı zerrelerin vaküm enerjisine pozitif, diğerlerinin ise negatif katkıda bulunabilecekleri düşünülmüştür. Yani çok büyük kozmik sabit böyle bir yaklaşımla kompanze edilmeye, azaltılmaya çalışılmaktadır. Ama bunun bir zorlama olduğu bellidir. Çünkü 10^120’nin kompanze edilmesi tesadüfle açıklanamaz. Çok büyük bir değerdir. Kozmolojik sabitin hesaplanan bir değer olan 10^120 kere yüksek olmaktan, gözlemlenen bir değer olan biraz pozitif olmaya düşmesini sağlayan başka mekanizmalar olmalıdır.

Herşeyden önce kozmik sabit neden vardır? Neden küçüktür? Doğası nedir? Yukarda kozmik sabiti vakümde bulunan itici enerji olarak tanımlamıştık. Bunu biraz açmamız gerekiyor.

Kozmolojik sabiti başka türlü de tanımlayabiliriz. Buna göre bu sabit evrenin ilk anlarında ortaya çıkan, çekime karşı gelen ve mevcut bir süpergücün dört ayrı güce bölünmesine neden olan itici güçtür. Bu güçten dolayı evren ilk anlarında müthiş bir şekilde genişlemiştir. Yapılan hesaplara göre bu genişleme evrenin ortaya çıkışının 10^-37 ile 10^-34 saniyeleri aradında gerçekleşmiştir. Bu genişlemede ışık hızı geçilmiştir. Daha sonra genişlemenin hızı ışık hızının altına inmiştir.

Einstein, kendi görelilik kuramı evrenin genişlediğine işaret etmesine rağmen, bunun doğru olmadığına inanmış ve bu genişlemeyi yok etmek için formülüne kozmolojik sabit dediği bir değer eklemiştir. Bunu hayatının en büyük gafı olarak kabul eder, Einstein..

Kozmolojik sabitin değeri, evrendeki maddenin ortalama enerji yoğunluğunun (veya madde yoğunluğunun) yaklaşık iki katı kadardır. Bu bir sürprizdir. Çünkü madde ve enerji yoğunluğu ile vaküm yoğunluğu, genişleme süreci sırasında farklı davranacaklardır. Vaküm yoğunluğu değişmeyecektir. Madde yoğunluğu ise azalacaktır. Silindire tutunan bir piston düşünün. İçinde tozdan bir madde olsun. Pistonun kolunu çekince silindir içindeki madde daha geniş bir alana dağılacağı için, daha az bir yoğunluğa sahip olacaktır. Genişlemekte olan evrene bir analoji olarak verdiğimiz bu örnekte, evrende olduğu gibi geçmişte maddenin yoğunluğu çok daha fazla idi. Evren genişlemekte olduğuna (silindirin pistonu sürekli olarak çekilmekte olduğuna) göre içindeki maddenin yoğunluğu da giderek azalacaktır. Gelecekte bu yoğunluk çok daha az olacaktır. Peki şimdi neden bu iki değer birbirlerine bu kadar yakındırlar.. Arada çok daha büyük farklar olması gerektiği halde günümüzde kozmolojik sabit ve evrendeki maddenin yoğunluğu birbirlerine çok yakındırlar. Bu bir tesadüf müdür? Bunun nasıl bir açıklaması yapılabilir? Buna kozmik tesadüf sorunu (cosmic coincidence problem) denmektedir.

Bu soruna bir çözüm getirmek için kozmolojik sabitin gerçekten sabit bir değer olmadığını dikkate almak gerekmektedir. Belki de bu oran evrenin çeşitli yerlerinde çeşitli değerlere sahiptir. Bu yaklaşım bizi multiverslere götürmektedir. Tek bir evren söz konusu ise içinde kozmolojik sabitin farklı olduğu çeşitli kabarcıklar şeklinde izole evrenaltı yörelerin varlığından bahsedilebilir. Bazı kabarcıklarda kozmolojik sabit çok yüksektir ve oralarda maddenin yıldızlar ve galaksiler şeklinde bir araya gelmesi mümkün değildir. Bizim yörede ise bu değer ikiye yakın olduğu için madde yıldızlar ve galaksiler şeklinde bir araya gelebilmiş ve sonunda canlıların ortaya çıkacağı koşullara izin verilmiştir. Kozmik sabitin farklı değerlere sahip olduğu multiversler de söz konusudur. Her evrende farklı bir kozmik sabit olacak ve bu sabit bizim evrendekine yakınsa, canlılık ortaya çıkabilecektir. Bu açıklamaya antropik muhakeme (usa vurma) denmektedir.

Sicim (string) kuramına göre lambda’nın farklı olduğu çok sayıda vaküm durumları söz konusudur.

Şişme veya genişleme kuramına göre ise, evren büyük ölçüde yüksek enerjili genişleme durumundadır ve ondan sürekli olarak bizimkine benzer düşük enerjili kabarcıklar şeklinde yeni evrenler tomurcuklanmaktadır. Bu tomurcuklanan kabarcıkların hepsinde galaksi ve yıldızlar yoktur. Onlardan kozmolojik sabiti bizimkine benzeyenler içinde galaksiler, yıldızlar ve canlılar vardır. Diğerleri farklı evrenlerdir. Çok sayıda kozmolojik sabitin farklı olduğu multiversler vardır.
Buna da antropik seçilim (anthropic selection) denmektedir. Başka bir deyişle bunlar maddenin yıldızlar ve galaksiler şeklinde yoğunlaşacağı ve canlıların ortaya çıkabileceği evren paradigmasını açıklamada yararlı görüşlerdir.

Kozmolojik sabitin gözlemlenen değerini açıklayacak başka evren modelleri de vardır. Onlardan birisi ve en ilginci devirli evrenlerdir.

Devirli evren kuramında her devir bir Big Bang’le başlamakta ve Big Crunch la sonlanmaktadır. Bu ikisi arasında geçen bir trilyon yıla, karanlık enerji hükmetmektedir. Devirler sonsuz geçmişten, sonsuz geleceğe uzanmaktadırlar. Hubble zamanı bizim evrende Big Bang’in başlangıcından günümüze kadar geçen zamandır. Devirli evren kuramına göre şimdiye kadar vuku bulmuş Big Bang saysı sonsuzdur. Her devirde kozmolojik sabit yeniden kurulacağı ve biraz daha küçüleceği için, önceleri çok büyük olan bu sabit giderek küçülmüş ve günümüzdeki değerine inmiştir.

Bunun bir modifikasyonuna göre iki membran her trilyon yılda bir çarpışmakta ve ortaya çıkan enerji ve madde etrafa yayılarak yok olmaktadır. Madde ve enerji kaybolunca membranlar arasında onların birbirlerine çarpmasını önleyecek bir engel kalmayacak ve onlar tekrar çarpışarak, yeni bir Big Ban’i başlatacaklardır. Membranların arası açılınca aradaki potansiyel enerji yoğunluğu pozitif olacak, karanlık enerji olarak devreye girecek ve membranların birbirlerinden ayrılmalarını hızlandıracaktır. Daha sonra Big Bang sırasında açığa çıkan enerji ve madde dilüe edilecek, aradaki pozitif enerji yoğunluğu pozitifden negatife dönüşecek ve oluşan negatif vaküm basıncından dolayı membranlar yeniden birbirlerine doğru cezbedileceklerdir. Bir trilyon yıl sonra boş membranlar yeniden çarpışacaklar ve yeni bir deviri başlatacaklardır.


HACI

Son iletiye bazı açıklamalar getirmek gerekiyor. Bunun için kozmolojik sabit kavramına kısaca değineceğim...

Kozmolojik sabit nedir?

Lambda olarak da bilinen kozmolojik sabit Einstein tarafından, kendisine ait genel görelik kuramına sonradan eklenen bir formüldür. Einstein’ın genel görelik kuramına göre evren genişlemektedir. Ama kendi kuramı olmasına rağmen Einstein, bunu formüllerle ifade edilen kuramında görememiştir. Einstein’a göre evren sabittir. Genişlememektedir. Kendisine kuramının evrenin genişlediğini gösterdiği söylenince, kızmış ve formüllerinin evrenin genişlemesini önlemesi için, onlara kozmolojik sabit (cosmological constant) denen bir değer eklemiştir.

Hubble evrenin genişlemekte olduğunu bulunca, bunu yaşamının en büyük hatası olarak kabul etmiştir. Bir süre sonra bu sabit unutulmuş ve 1990’lı yıllara kadar tekrar gündeme gelmemiştir.

1990’lı yıllarda yapılan keşifler kozmolojik sabit kavramının canlanmasına neden olmuştur.

Kozmolojik sabit ki burada lambda olarak simgeleniyor, aşağıdaki gibi formüle edilebilir:

Lamda=(8piG/c2)p

G= çekim sabiti
c= ışık hızı (vakümde)
p= vakümdeki enerji yoğunluğu

Bu sabit vakümdaki enerji yoğunluğu (p) ile doğru orantılıdır.
Lambda pozitif, negatif veya sıfır olabilir. Bu sabit boş uzaydaki enerji yoğunluğudur. Uzayla ilgili bir değerdir. Uzay boş bir vaküm değildir yani. Bir değeri vardır.

Kozmolojik sabit negatif basıncı ifade ettiğinden, genel görelilik kuramına göre kozmolojik sabitin pozitif olması, boş uzay pozitif enerji içeriyor demektir. Bu da boş evrenin giderek artan bir hızla genişlemesi demektir. Bunun karşılığı karanlık enerjidir. Evrenin yüzde 70’inin karanlık enerji içerdiği hesaplanmıştır.

Ölçülen kozmolojik sabit madde ve enerji yoğunluğun yaklaşık iki katı kadardır.

Yapılan hesaplara ve quantum alan teorilerine göre ise, kozmolojik sabitin 10^120 gibi, son derece büyük bir sayı olması gerekmektedir.

Evrende genişleme bu kadar hızlı değildir. Bu genişleme galaksi ve yıldız oluşumu için uygun değildir. Hiç bir şey bu genişlemeye tahammül edemez. Madde ortaya çıksa bile anında parça parça olarak yok olur.

Süper simetri teorilerine göre kozmolojik sabitin kendisine eş bir karşıtı olmalıdır. O zaman kozmolojik sabit sıfır olmaktadır ki, o da yapılan gözlemleri açıklayan bir durum değildir.

Evrenin şimdiki şeklini alabilmesi için hesaplanan bir değer olan kozmolojik sabitin ki 10^120 dir-çok çok altında olması gerekmektedir. Bu sabit madde ve enerji yoğunluğuna eşit olması veya ondan iki misli kadar fazla olması gerekmektedir. Ve öyledir de..

Evren bunu nasıl başarmıştır? Bukadar büyük bir tesadüf olabilir mi?

Bu durum kozmolojik sabit sorunu olarak bilinir.

Bazı fizikçilere göre, örneğin Steven Weinberg’e göre, quantum vaküm enerjisinde gözlemlenen hassas denge antropik ilke ile açıklanabilir. Ona aşağıda değineceğiz.

Tabii devirli evrenler de bu soruna bir açıklama getirmektedir. Devirli evren kuramına göre evren her trilyon yılda bir yeni bir Big Bang’e sahne olmakta, evrende kaybolan madde ve enerji yenilenmekte ama, kozmolojik sabit yenilenmediği için giderek azalmaktadır. Bu teoriye göre sayısız devirlerden sonra şimdiki değerine ulaşmıştır.

Devam edecek...

HACI
fenasi
sn hacı
iletinizi dikkatlice okudum kara madde denilen olguya hiç eğinmediniz
dolayısı ile evrendeki madde miktarını kurama katmıyorsunuz ?
ben mi yanılıyorum
yine kozmoloj
k sabiti 10^120 olarak hesaplıyorsunuz ve madde miktarının iki katı olduğunu belirtiyorsunuz
bir kaç yerde okumuştum evrendeki maddenin kütlesini 10^93 olarak hesaplandığını hatırlıyorum ,yoksa yanılyormuyum .
yine devirli evren lerde belirli evrenimizin bir önceki evrenin sonu olacağı öngörülüyor ve yine belirli evrenimiz kendinden sonrakinin başlangıcı olarak öngörülüyor bu konuda itirazım yok,
fakat,bir önceki ,bir öncekinin , o da daha öncekinin.... diye geriye doğru döndüğümüzde başlangıç tekilliğinden kurtulamaz,kısaca başlangıç sorunu gündeme gelir,tıpkı hubble nin evrenin genişlediğini keşfetmesinden sonra ,filmin geriye sarıldığında başlangık tekilliğini öngördüğü gibi ,
belirli evrenimizde vacum enerjisi artacağından,bir sonraki evren daha geniş olacaktır,daha sonraki evren daha da geniş olmalıdır, daha sonrakilerde dahada büyük olacaktır fizik yasaları bunu söylüyor niçini sizde anlatıyorsunuz vacum enerjisinin artmasıdır.
p davies de anlatıyor,kısaca kuantum dalgalanmaları diyebileceğimniz durum buradada geçerli olmalıdır devirli evrenlerin bir sonrakine devretmesi baglamında , buraya itiraz etmiyorum,
tek itirazım var o da
devirli evrenlerin birbirlerine devir olması olabilir,
bir şartla fizik yasalarının değişmesi durumları olabileceğini düşünülürse, devirli evren kuramı çöker
niçinine gelince kuramımız ,belirli evrenimiz genetiği bir sonrakine bozulmadan devretmesini öngörür,
maddenin evrimi olmalıdır denilirse işin içinden zor çıkılır,daha doğrusu felsefi çıkarım olur
sizin öngörünüz evrenleri 1 trilyon yıl ömürlü olarak betimlemeniz
bence ve fizik yasaları gereği ömürlerinin hep aynı olması beklenemez ve belirli evrenimiz bir sonraki evrenden daha küçük enerjili olmalıdır,bir önceki evren belirli evrenimizden daha küçük ömürlü olmalıdır,...... ,geriye doğru devam ettiğimiz zaman başlangıç tekilliğine ulaşacağız,
bu durumda devirli evren kuramının çökmesine yol açar.
sonuç olarak
devirli evren kuramı,birbirine devir etmede(belirli evrenimiz genetiğini bozulmadan devir ettiği sürece) sorun yaşamamakta ,
ama geriye doğru gidildiğinde bir önceki ,kendinden öncekinden küçük olacağı için sorun yaşadığı görülmektedir.başalngıç tekilliğine ulaşmaktayız
drekinci
ALINTI
zamanın ''VAR'' oluşunu NASIL KABUL EDEBİLECEĞİZ ???


Sevgili fenasi
Zamanın ne olduğu konusunda.
Zaman hakkında her şey diye bir başlık var.
Burada ne olduğu konusunda değerli yazılar var.

Sevgiler.
drekinci
ALINTI
Evrenin şimdiki şeklini alabilmesi için hesaplanan bir değer olan kozmolojik sabitin ki 10^120 dir-çok çok altında olması gerekmektedir


ALINTI
Devirli evren kuramına göre evren her trilyon yılda bir yeni bir Big Bang’e sahne olmakta, evrende kaybolan madde ve enerji yenilenmekte ama, kozmolojik sabit yenilenmediği için giderek azalmaktadır. Bu teoriye göre sayısız devirlerden sonra şimdiki değerine ulaşmıştır.


İlginç çıkarsamalar.

Evrenin şimdiki şekli neymiş?
120 sıfırlı bir kozmolojik sabit,
Kaybolan madde ve enerji.
Trilyon yılda bir oluşan big bang.
Üstelik sayısız kere de vuku bulmuş.

Bana çok uçuk geliyor. Çok uzak ve çok anlamsız geliyor.
Hesaplar nerelere götürüyor insanları.
ortaya konulan bu sonuçların denemesi olur mu?

Gelin biz mars a nasıl gideriz?
Oraya yaşamı nasıl taşırız?ı
Tartışalım.

Sevgiler.
haci
Kozmolojik sabit bizim evrende çok küçük.. Mevcut maddenin iki katı kadar. Ben bahsettiğm bu Kozmolojik sabitin değeri için, evrendeki maddenin ortalama enerji yoğunluğunun (veya madde yoğunluğunun) yaklaşık iki katı kadardır dedim ama, bu maddeye karanlık madde de dahildir.
Evrende hesaplanan vaküm enerjisinin 10^120 olması gerekiyor ama, yapılan gözlemler bunun çok daha aşağıda olduğunu gösteriyor.

Kozmolojik sabitin değerinin, evrendeki maddenin ortalama enerji yoğunluğunun (veya madde yoğunluğunun) yaklaşık iki katı kadar olduğuna değinmiştik.. Belki de kozmolojik sabit her devirli evrende biraz düşerek, sonunda ulaştığı bizim evrendeki değerini kazanmıştır. Yani bizim yaşadığımız evrenin yıldızlar, galaksiler ve canlıların ortaya çıkması için uygun koşullara sahip olduğunu düşünebiliriz. Bu evren bir trilyon yıl varlığını sürdürecek, sonra yok olacaktır. Onun yerini alacak evrende kozmolojik sabit biraz daha düşecektir..
Belki de bizden önceki evrenlerde de kozmolojik sabit canlıların ortaya çıkması için uygundu.. Ve bizden sonraki evrenlerde de uygun olmaya devam edecektir. Çünkü her yeni devirde bu sabit çok az azalmaktadır. İlerde bir zaman sonra, belki aradan 100 trilyon yıl geçtikten sonra, kozmolojik sabit artık canlıların ortaya çıkması için uygun olmayabilecektir..
Kimbilir..

HACI
fenasi
ALINTI(drekinci @ Nov 6 2006, 04:13 PM) *

Sevgili fenasi
Zamanın ne olduğu konusunda.
Zaman hakkında her şey diye bir başlık var.
Burada ne olduğu konusunda değerli yazılar var.

Sevgiler.

sn drekinci

sizden alıntıdır
(Felsefi anlamda
Yoktan var oluş mümkün değildir.
Zaman maddenin bir boyutudur.
Mekan da maddenin var oluş şeklidir.
Mekana sınır konulamıyor.
Evrene sınır konulamıyor.

Bu belirsizliklerden kurtulmanın yolu

Evreni somutladığımız ve ulaşabildiğimiz kadarı ile VAR kabul etmekten geçer.)

felsefi çıkarımda bulunuyorsunuz
bende size felsefi anlamda bir soru soruyorum
lütfen kusura bakmayın ama
bence topu taca atıyorsunuz

amacım üzüm yemek,bağcı ile işim olmaz
sanırım ne demek istediğimi anladınız ?
fenasi
ALINTI(haci @ Nov 6 2006, 05:41 PM) *

Kozmolojik sabit bizim evrende çok küçük.. Mevcut maddenin iki katı kadar. Ben bahsettiğm bu Kozmolojik sabitin değeri için, evrendeki maddenin ortalama enerji yoğunluğunun (veya madde yoğunluğunun) yaklaşık iki katı kadardır dedim ama, bu maddeye karanlık madde de dahildir.
Evrende hesaplanan vaküm enerjisinin 10^120 olması gerekiyor ama, yapılan gözlemler bunun çok daha aşağıda olduğunu gösteriyor.
sn hacı
iletimin en başında belirteyim iletinizi yanlış anlıyor isem lütfen düzeltiniz
sevinirim
öncelikle belirtmeliyim ki evrenimizin ŞU ANI' nı konuşalım,çünkü evren sürekli genişlemekte ve sürekli vacum enerjisi çoğalmaktadır dolayısı ile entropi sürekli artmaktadır
evrenimizdeki görünen maddenin kütlesi 10^93 ton dur ve buna karanlık madde dahil değildir diye biliyorum
evrenin % 4 görünür madde ise ve kalan %23' ü karanlık madde ise(bilimciler öyle söylüyorlar)karanlık madde yaklaşık olarak görünür maddenin 6 kat daha fazlası olması gerekmez mi
?

Kozmolojik sabitin değerinin, evrendeki maddenin ortalama enerji yoğunluğunun (veya madde yoğunluğunun) yaklaşık iki katı kadar olduğuna değinmiştik.. Belki de kozmolojik sabit her devirli evrende biraz düşerek, sonunda ulaştığı bizim evrendeki değerini kazanmıştır. Yani bizim yaşadığımız evrenin yıldızlar, galaksiler ve canlıların ortaya çıkması için uygun koşullara sahip olduğunu düşünebiliriz.
burada ise güçlü insancıl ilkeye atıfta bulunuyorsunuz yine güçlü insancıl ilke başka evrenler var se ve akıllı gözlemciler yok ise o evrenlerin amacının ne olacağını merak ediyor,o evren ne amaçla olmuş olabilir ?
Bu evren bir trilyon yıl varlığını sürdürecek, sonra yok olacaktır. Onun yerini alacak evrende kozmolojik sabit biraz daha düşecektir..
Belki de bizden önceki evrenlerde de kozmolojik sabit canlıların ortaya çıkması için uygundu.. Ve bizden sonraki evrenlerde de uygun olmaya devam edecektir. Çünkü her yeni devirde bu sabit çok az azalmaktadır. İlerde bir zaman sonra, belki aradan 100 trilyon yıl geçtikten sonra, kozmolojik sabit artık canlıların ortaya çıkması için uygun olmayabilecektir..
Kimbilir..
bizden önceki evrenler daha küçük ve daha az ömürlü olması gerekmektedir, en gerideki evrene gittiğimizde başlangıç tekilliği sorunu ile neler düşünüyorsunuz,bu soruyu nasıl cevaplamamız gerekecektir,yine entropinin artması daha sonraki evrenleri çok daha büyük ve uzun ömürlü yapacaktır,daha büyük evrenlerin çöküşü çok daha büyük kütle çekimsel etki doğuracaktır,tabiidevirli evrenimiz genetiğini daha sonraki evrene sorun yaşamadan devir yapması şartı ile ,

HACI

(not; kırmızı kalın yazılar bana aittir)
tabii , sorunlar ve sorular başka modeller içinde geçerli olacaktır,bilimin doğası da bu olsa gerekir diye düşünüyorum
(bilimci olmadığımı ,bilim sever olduğumu daha önce hatırlattığımı ,hatırlamanızı rica ederim)
haci
Evrenin varlık nedeni ve amacı yoktur Fenasi kardeşim. Ona anlam veren biziz. Onu anlamaya çalışan da biziz. Evrenin en ilginç tarafı temelinin bilgi olmasıdır. Biz o bilginin bizim için önemli olan ve anlayabileceğimiz tarafı ile ilgileniyoruz. Bütün bu rakamlar yaklaşık sayılardır. Onları bu konteksde yorumlamalı ve onlara gereğinden fazla önem vermemeliyiz. Bütün yaptığımız bilimsel bir oyun oynamaktır. Oynadığımız bu oyunlarla kendimizi eğlendirip, meşgul ediyoruz. Arada bir bilgi kırıntılarını değerlendirip, yaşamımızı zenginleştiriyoruz. Öğrenmeye çalıştığımız evren değildir aslında. Biz kendi aklımınızın sınırlarını anlamaya çalışıyoruz. Onun için de en büyük bilinmez olan evreni hedef alıyoruz. Sonsuz bilinmezlikte bütün niteliklerimizle kendimizi tanımaya çalışıyoruz... Yolumuz daha çok uzun..

Umarım yazılanları bu yorumların ışığında değerlendirirsiniz.. Nihai gerçeğe asla vakıf olamayacağız. Evrenin doğası ve gizemi hakkında ortaya atılan kuramları gereğinden fazla ciddiye almamanızı tavsiye ederim.. Çünkü bunun sonunda kafayı üşütmek de var..

HACI
fenasi
sn hacı
siz tıp hekimisiniz
tavsiyeleriniz bizler için önemli olmalıdır,
benim bu bilimsel eserleri okumam,bir ufuk turu,beyin jimnastiğidir
asıl beyin problemleri olabilecek olanlar ,bilimciler mi olmalıdır bilemiyorum
nobel bilim ödülleri niçin veriliyor,onu da anlayamıyorum
isterseniz beyin jimnastiği ne devam edebiliriz ???
drekinci
ALINTI
Öğrenmeye çalıştığımız evren değildir aslında. Biz kendi aklımınızın sınırlarını anlamaya çalışıyoruz. Onun için de en büyük bilinmez olan evreni hedef alıyoruz. Sonsuz bilinmezlikte bütün niteliklerimizle kendimizi tanımaya çalışıyoruz..


Sevgili hacı
işte bütün mesele.

Bu saptamana tümü ile katılıyorum.


Sevgiler.