Alan Kuramı, 19'uncu yüzyılda özellikle Faraday ve Maxwell'in şampiyonluğunu yaptığı ilginç bir kuramdır. Gerçi çekme itme ve alıp verme ile de ilgilidiri ama, buradaki anlamı almak değildir alanın.. Üç boyutlu bir hacme hükmetmektir. Bir gücün etkisini yalnız mekanik bir yöntemle dokunarak değil, bir alana hükmederek göstermesidir. Gücün kaynağı etrafında oluşan bir alan, gücün etkisini iletir. Örneğin elektromanyetik güç iki cisim arasında belli bir alan içinde etkisini gösterir. Bu etki itme de olabilir, çekme de... Elektromanyetik niteliklere sahip cisimler arasındaki bu alan bu gücü ileten fotonlar tarafından işgal edilmişlerdir. Bu gücün etki alanı, gücü ileten fotonların yoğunluğuna göre az veya çoktur. Elektromanyetik alan ışın fotonlarından farklı bazı fotonlarla ilgilidir.
Son yıllarda bu alana yeni bir alan eklenmiştir. O da Higgs alanı olarak bilinir. 19'uncu yüzyıldan bu noktaya nasıl gelindiği kısaca açıklanacak bir şey değildir. Ben şimdilik sadece şu kadarını açıklamakla yetiniyorum. Gereğinde tarihsel gelişmelere de değiniriz.
Higgs alanı da etkisini bir alan içinde gösterir. Bu alan bütün evrendir. Bu kavramı ilk ortaya atan İngiliz fizikcisi Peter Higgs'dir. Daha başkaları da çalışmalara katılmışlardır ama, bu model Higgs alanı olarak bilinir.
Higgs bu kavrama nasıl ulaşmıştır? Higgs bir gün kendisine şu soruyu sormuştur: Atomaltı zerrelere kütlelerini veren şey nedir? Belki de onlar kütlesizdir. Ama şimdiye kadar henüz bulunmamış bir alan içinde hareket etmek sorunda olduklarından belli bir kütleye sahip olmaktadırlar... Bunu şöyle bir paradigma ile açıklayabiliriz... Bir füze boş vakümda hareket halinde olsun.. Füzenin motorları ateşlendiği süre füze giderek artan bir hızla hareket edecektir. Bu füzenin içi üniform olarak gaz dolu bir uzayda hareket halinde olduğunu düşünelim. Füzenin motorları sürekli olarak ateşlendiği zaman gaz molekülleri ile olan çarpışmadan ve sürtünmeden dolayı boş ortamdaki hızına ulaşamayacaktır. Bu öyle bir etkidir ki, füzeye sanki daha ağırmış gibi bir etki uygulamaktadır.
Eğer evrende henüz varlığı keşfedilmemiş bir alan varsa, o alan içinde hareket etmekte olan zerreler de sanki daha ağırmış gibi davranacaklardır. Zerrenin doğasına göre her biri farklı bir kütleye sahip olacaktır.
Bütün olay budur.. Kavram bu kadar basittir.. Ve fizik bu alanı bulmaya mahkûmdur.. Çünkü standard modeli ancak bu alanın bulunası tamamlayacaktır. Bu alan cük oturacaktır.
Elektromanyetik alanlarda gücü fotonlar iletirler demiştik.. Demediysek diyelim. Fotonlar bilindiği üzere boson olarak nitelendirilen parçacıklardır. Evrende boson tutumu yoktur. Örneğin ışığı açarsınız.. Milyarlarca foton etrafı aydınlatır ve atomlar tarafından absorbe edilerek, kaybolurlar. Her alan etkisini bu bosonlara bağlı olarak göstereceğinden, Higgs alanının da bosonları olmalıdır. Onlar için Higgs bosonu terimi kullanılır.
Ama onlar fotonlardan farklı olarak çok daha ağırdırlar. Ve onları açığa çıkaracak kadar güçlü hızlandırıcılar olmadığı için şimdiye kadar gözlemlenmemişlerdir..
Bunlar da sorunun hikayesi veya dedikodusu.. Kimse doğrunun ne olduğunu bilmiyor. Bütün hoopla bir fizikcinin rüyası bile olabilir.. Ama bir umutla uğruna milylarlarca dolar harcamayı göze alacak kadar gözleri dönmüş fizikcilerin.. Kendi paraları değil tabii.. Cern'de bir hızlandırıcı inşa ediyorlar. Adına LARGE HADRON COLLIDER (LHC) diyorlar.
Onun dedikodusuna da gelecek yazımda değinirim. İlginç bulabilirsiniz...
Selamlar..
HACI
). Bu balonun içindede 3 tane çeşitli boylarda madde düşünün(Dünya, Ay, Güneş gibi). Üçgen oluşturacak şekilde duruyorlar bu maddeler kabul edelim. Şimdi içerde olup bitenlere bakalım.
