<?xml version="1.0"?>
<rss version="2.0"><channel><title>B&#x130;L&#x130;M FORUMU Latest Topics</title><link>https://www.ateistforum.org/index.php?/forum/16-bi%CC%87li%CC%87m-forumu/</link><description>B&#x130;L&#x130;M FORUMU Latest Topics</description><language>tr</language><item><title>Geometri sevenler</title><link>https://www.ateistforum.org/index.php?/topic/9463-geometri-sevenler/</link><description><![CDATA[
<p>Yeri belki bilim forumu değildir gerekirse taşınabilir.</p>
<p>
Arkadaşlar aranızda kare bulmaca ya da sudoku çözer gibi geometri sorusu çözmeyi sevenler var mı? Ben oldum olası geometriden hoşlanmışımdır. İlginç bulduğunuzi, hoşunuza giden, zor olduğunu düşündüğünüz sorularınız varsa paylaşalım.</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">9463</guid><pubDate>Mon, 28 Jul 2008 11:32:09 +0000</pubDate></item><item><title>&#x130;lgin&#xE7; Fizik Sorular&#x131;</title><link>https://www.ateistforum.org/index.php?/topic/39200-ilgin%C3%A7-fizik-sorular%C4%B1/</link><description><![CDATA[
<p>Burada aynı başlık altında bazı fizik sorularını tartışmıştık. </p>
<p>O başlığı bulamadım. Silindi herhalde..</p>
<p>Aynı başlığa devam edelim..</p>
<p>İlk soru benden.</p>
<p><strong>ÇARPIŞAN OTOMOBİLLER.....</strong></p>
<p>Saatte 50 km hızla giderken bir otomobil taş bir duvara çarpıyor.</p>
<p>Aynı otomobilin saatte 50 km hızla ilerlerken, karşıdan yine saatte 50 km hızla gelen bir diğer otomobille baş başa çarpıştıklarını farzedin.</p>
<p>Bu iki çarpışma arasında çarpışmanın şiddeti ve hasar bakımından fark var mıdır?</p>
<p>Varsa neden bir fark vardır?</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">39200</guid><pubDate>Tue, 29 Jun 2010 13:30:59 +0000</pubDate></item><item><title>DNA veya RNA &#x130;LK NASIL OLU&#x15E;TU</title><link>https://www.ateistforum.org/index.php?/topic/1296-dna-veya-rna-ilk-nasil-olu%C5%9Ftu/</link><description><![CDATA[<p>DNA veya RNA ilk naasıl oluşmuş olabilir..hakketen mantıklı birşekilde açıklayabilen biri varmı dünyada..</p>]]></description><guid isPermaLink="false">1296</guid><pubDate>Mon, 04 Feb 2008 08:50:13 +0000</pubDate></item><item><title>&#x130;&#xE7;imizde var olan &#x15F;iddetin evrimsel k&#xF6;keni</title><link>https://www.ateistforum.org/index.php?/topic/68148-i%C3%A7imizde-var-olan-%C5%9Fiddetin-evrimsel-k%C3%B6keni/</link><description><![CDATA[
<p>
	Geriye doğru baktığımızda, şiddetin insanın soy ağacındaki derin köklerini görmemiz mümkün. Şiddet içeren ölüm vakaları birçok memelilerde cereyan eder, bilhassa primatlarda. İnsanlar da buna dahildir ancak kültür ve sosyal gelişim onu biraz uysallaştırmıştır.
</p>

<p>
	 
</p>

<p>
	En azından cinayet, evrimsel geçmişimizin bize olan bir mirasıdır. İspanyol bilim adamlarının bilimsel dergi Nature´deki raporunda, insanlar arasındaki ölüm vakalarının oranı, diğer memelilerle soy ağacındaki yerimize göre kıyaslandığında, beklenilen seviyede. Elbette kültür ve insan toplumlarının sosyalleşmesi, içimizde var olan şiddet eğilimini etkiledi ve bizi eskiye nazaran günümüzde bir nebze olsa da uysallaştırdı.
</p>

<p>
	Kendi türünün içindeki ölümcül tartışmalar sadece insanlara özgü değil, bilakis diğer memelilerde de var. Primatlardaki grup içindeki saldırganlık ender sayılmaz, bazı türlerde çocuk öldürmeleri bile var.
</p>

<p>
	Yırtıcı havyanların kendilerine yabancı olan gruplardakileri öldürdükleri gibi, zararsız gözüken farelerin veya atların bile ara sıra kendi soydaşlarını öldürdükleri gözlemlenmektedir.
</p>

<p>
	 
</p>

<p>
	Kaynak:<br /><a href="https://www.nature.com/articles/nature19758" rel="external nofollow">https://www.nature.com/articles/nature19758</a>
</p>

<p>
	 
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">68148</guid><pubDate>Sat, 21 Jul 2018 18:14:39 +0000</pubDate></item><item><title>Bitkiler neden kendilerini yenmesi i&#xE7;in evrimle&#x15F;mi&#x15F;tir</title><link>https://www.ateistforum.org/index.php?/topic/70651-bitkiler-neden-kendilerini-yenmesi-i%C3%A7in-evrimle%C5%9Fmi%C5%9Ftir/</link><description><![CDATA[<p>
	doğada bazı bitkiler yenilebilir bazı bitkiler yenmemesi için acı veya zehirlidir...  bir meyve yediğimizde tatlı gelir  meyve neden yenilebilir insanın tat organları için evrilmiştir...  içindeki tohumları  hayvan ve insanların  dışkı yolu ile yayılmasını sağlamak içinmidir..  ama bazı bitkiler mesala kuru yemiş gibi bitkilerin çekirdeği tamamı yendiği için yayılması imkansız .... buna rağmen yendiğinde  zevk verir bu kuru yemişler neden insan için tat verir... neden tüm kuru yemişler insan için var olmuş  bazı kuru yemiş türleri yabanidir yenmez tabi.. hadi meyvelerin tohumları  yayılmak için yenilebibilir durumda insanın tat organları için evrilmiş.... ama şeftali nin çekirdeği büyüktür küçük hayvanlar yiyemez... bu konuda düşünüyorsunuz
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">70651</guid><pubDate>Mon, 22 Feb 2021 08:24:41 +0000</pubDate></item><item><title>Jinsei kolye bilimsel mi</title><link>https://www.ateistforum.org/index.php?/topic/41882-jinsei-kolye-bilimsel-mi/</link><description><![CDATA[
<p>sizce en ufak bir faydası var mı?</p>
<p>yoksa manyetik alan, büyü, bilmem ne derken </p>
<p>şarlatanlık mı?</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">41882</guid><pubDate>Mon, 01 Nov 2010 15:51:51 +0000</pubDate></item><item><title>Bilimin Kaynaklar&#x131;</title><link>https://www.ateistforum.org/index.php?/topic/4657-bilimin-kaynaklar%C4%B1/</link><description><![CDATA[
<p>Bilim Tarihi, Colin A. Ronan, sayfa 5-9. </p>
<p>
Bilim, büyük bir entelektüel maceradır. Bilim yapmak için, gözlemler neticesi elde edilen delillere dayalı, sıkı bir disiplin ile şekillenmiş canlı ve yaratıcı bir hayal gücü gerekir. Doğaya bilim yoluyla meydan okuyabilecek kadar gelişmiş her medeniyette, bilim en iyi beyinleri kendisine çekmiştir. Çünkü bilim, her ne kadar gerekli olsa da, gerçekleri basit olarak bir araya getirmek değildir; bilim, bu gerçekler arasında kurulan mantık ilişkilerinden meydana gelen ve bir varsayım veya bir teori ortaya koymaya imkân veren bir sistemidir. Bu teori, formüllendirilmiş olduğu dönemin gelen bakış açısıyla yoğrulmuştur. Teori, mantıklı düşünmeye alışkın beyinleri cezbedecek kadar sağlam, ileride ortaya çıkacak deliller ışında gelişme ve düzeltmelere yer verecek kadar da açık olmalıdır. Böyle bir teori, bazen paradigma olarak da adlandırılır ve görüleceği gibi, zaman zaman birçok sebepten dolayı değişecektir. Eğer bu değişmeler, gittikçe daha karmaşık tecrübeler tarafından meydana getiriliyorsa; bilim, büyüyen ve genişleyen bir bilgi topluluğu haline gelir; fakat bu değişimler dini, felsefi, sosyal ve ekonomik sebepler meydana getiriyorsa, bilim tarihi, genel tarihin bütün dalgalanmalarıyla ilgilenmek zorunda kalır.</p>
<p>
Bilim tarihini veya teorisini, büyü ile karşı karşıya gelemeden tartışmak mümkün değildir. Büyü, yalnızca belirli kişiler tarafından anlaşılabilen gizli bilgiler ile ruhlara olan inançların karışımından meydana gelmiş olan dünyaya bir cins bakış tarzıydı. Modern bilimin yanılmaz olduğunu ve mucizeler yarattığını düşünenler için büyüden bahsetmek garip, hatta kabul edilemez görünür. Bununla birlikte, doğa karşısındaki bu yaklaşımlar ilk bakışta tamamen farklı görünseler de, aslında bunların birçok ortak noktası vardır. Büyüyü esas alan bakış açısı, doğal âlem ile onun insanla olan ilişkisinin bir sentezini ifade etmenin meşru yoluydu. İlkel bir toplumda, bir büyücü, şaman veya büyücü hekim, yağmur yağdırmak için ayin yaparken, doğanın bir yönü ile diğer arasındaki ilişkiye -yağmur yağması ile ekinin büyümesi- inandığını ve insanın yaşayabilmesinin doğanın davranışına bağlı olduğunu anladığını göstermektedir. Büyücü, inan ile onu çevreleyen dünya arasında bir ilişki bulunduğunu kavramıştı; doğru yöntem uygulandığında, inan doğa güçlerine hakim olabilir ve onları kendi menfaati doğrultusunda kullanabilirdi.</p>
<p>
En eski toplumlarda görülen ve bazı ilkel kültürlerde hâlâ yaşamaya devam eden büyünün temelindeki inançlar nelerdi? Büyü, genel olarak animistik bir doğa görüşüydü. Dünya, ruhlar ve onların gizli kuvvetleriyle doluydu ve bunlar tarafından idare edilmekteydi. Bu kuvvetler, hayvanlarda veya ağaçlarda, denizde veya rüzgârda gizlenmiş olabilirdi. Büyücünün görevi, bu kuvvetleri kendi amacına uygun olarak yönlendirmek ve ruhların işbirliğini sağlamaktı. Dua eder, büyü yapar, iksir hazırlardı; zira dünyayı etkileşimler ve cazibeler dünyası olarak görmekteydi. Bu görüş, etkileşim büyüsüne veya taklitçi büyüye götürebilirdi. Bu cins büyüde insanlar, bir hayvanın bazı özelliklerine sahip olmak için o hayvanın etini yiyebilir veya onlar gibi giyinebilirdi; avın başarılı geçmesi için onların yakalanmasını, ölümlerini taklit edebilirdi. Hayvan resimleri çizmek ve boyamak ve hayvan şekilleri yapmak, hayvanların güçlerini gövdelerinden çekip çıkaracak, onların zayıflamasını sağlayacak ve yakalanmasını kolaylaştıracaktı. Büyü âleminde, bağımsız nesnelerden çok ilişkiler önemliydi. Bu âlemin temelinde, insanın hayat ile çevresindeki şartlar arasında kurduğu karşılıklı ilişki vardı. İnsanı çevreleyen dünyada ise bütün kuvvetler kişileştirilmişti ve her şeyin belirli bir etkisi vardır.</p>
<p>
Büyücü, doğadaki genel ilişkiler hakkında çok ince bir anlayışa sahip olabilirdi. Gerçekleştirdiği işlemler, bazen hatalı olsa da, çeşitli maddeler hakkında deneme ve gözleme dayalı bir takım bilgilerin toplanmasını sağladı. Örneğin, iksirlerin bileşimine giren maddeler, önceleri sihirli özelliklere sahip oldukları için seçilmiş olabilirdi; ancak zamanla, başarılar ve başarısızlıklar, hangilerinin gerçekten etkili, hangilerinin etkisiz odluğunu gösterecekti. Yavaş yavaş, pratik bilgiler bir araya toplanacak, bu bilgiler tecrübenin ışığı altında kullanılacak veya yorumlanacaktı. Öyle ki zamanla, büyücü, deney yapan araştırmacılar soyunca ilk sırayı aldı ve modern bilim adamının atası oldu; insan, kendi refahı için daha önemli adımlar atmaya yöneldiği zaman -örneğin sulama kanallarını inşa ettiğinde- bilinçli veya bilinçsiz olarak ruhlar dünyasındaki güçlerin doğa olaylarına doğrudan müdahalesini reddetti ve bunların daha ziyade işbirliği içinde olduklarını kabul eden süreci başlattı. Binlerce yıl boyunca bu iki yaklaşım yan yana, barış içinde yaşadı; daha sonra, insanın doğaya hükmetme teknikleri güçlendikçe, ruhlar dünyası, görevini yeniden belirlemek zorunda kaldı.</p>
<p>
Eğer âlemin, ruhlar ve animistik güçler tarafından yönetilen bir etkileşimler âlemi olduğu düşünülürse, büyü temelli görüş, doğal âlemdeki olaylar arasında ilişki kurmak için uygun bir araçtı. Ancak eskiçağda Orta Doğu'da toplum geliştikçe, doğa olaylarının ayrıntılarına gösterilen ilgi, daha 'sağlam' bir bilgi şeklinin ortaya çıkmasına sebep oldu. Bu arada, büyü yavaş yavaş gözden düştü. Büyünün mistik özellilerini kişisel amaçlar doğrultusunda kötüye kullanılması, büyücülüğün doğmasın sebep olduğu gibi, kamusal gayeler doğrultusunda kötüye kulalnımı, güçlü bir rahip sınıfı yarattı, saf ve cahil insanları emellerine alet etti. Bu şekilde bir gerileme, sırası gelince, eski Yunan filozoflarını tamamıyla büyü dışı bir yaklaşıma yöneltti ve filozoflar böylece, Batı bilim kültürünün çekirdeğini teşkil edecek düşünce tarzını ortaya koydular.</p>
<p>
Tarih öncesi (prehistorya) döneminde gerçek bilimin varlığını inkâr edenler vardır. Onlar için tarih öncesi tıbbı, cerrahisi ve teknolojisi tamamıyla pratiğe dayanır ve soyut temel ilkelerden yoksundur. Ancak büyü hakkında verdiğimiz bilgilerden, belirleyici bir temek doktrinin ve bir dizi temel ilkenin, tarih öncesi dönemde, gerçekten var olduğu açıktır. Bunlar, dünyada yalnızca görünen insanlar, hayvanlar, bitkiler ve mineraller bulunmadığını, fakat aynı zamanda, dünyanın görünmeyen ruhlar ve bunların kuvveleriyle dolu olduğunu ifade etmektedir. Bu kuvvetler yıldırım düşmesi, şimşek çakması, yer sarsıntısı veya seller sırasında herkes tarafından görülebilmekteydi. Hayvanlar ve insanlarda görülen bulaşıcı, öldürücü ve diğer hastalıklar, kötü ruhların etkilerinin birer delili olarak kabul edilmekteydi. Böylece, maddeler dünyasındaki doğal olaylar ile ruhlar dünyası arasında bağlantı kurulmuş ve her iki dünya ile ilgili yöntemler geliştirilmişti. Günümüzde bu temel ilkelerin bilimsel olduğu söylenemez, fakat ilkel zamanlarda böyle müdahalelerin önerilmesi rasyonel bir davranış sayılıdır. Bu ilkeler, insanlara karşılaştıkları çeşitli olayları açıklamak için uygun bir paradigma sunmaktaydı.</p>
<p>
İlahi dünyanın, doğanın dünyasını etkilediği görüşü, geçerli görüş olurken, rahip veya rahip-büyücünün sahip olduğu bilginin bilimsel bir yönü de vardı. Din adamı, bir taraftan doğadan kaynaklanan bilgilere sahipken, diğer taraftan da tanrılara ulaşabilmekteydi. Bilim ile din arasında çatışma yoktu; her ikisi de gerçek dünyanın farklı yönlerini bağlamaya çalışmaktaydı. Tarih öncesi çağlardaki ve ilk medeniyetlerdeki bilim, doğaya ve ruhlara dayanan açıklamaların bir karışımıydı. Bu bilim, buradaki iki sebeple bilim olarak tanımlanmaktadır: Birincisi, gözlenen olayların arasında ilişki kurmada akılcı bir yol teşkil ettiği; diğeri ise, bazı gerçek ve doğru bilgileri, gözlem veya açıklamaları içerdiği içindir. Bu gözlem ve açıklamalar, yavaş yavaş birbirlerine bağlanacak ve günün birinde, büyü dışı bir görüş ortaya çıkacaktır.</p>
<p>
Bilimin bekçileri oldukları için rahipler, Eski Mısır'da olduğu gibi, çok kez yönetimde söz sahibiydi. İleride göreceğimiz gibi, bilim birçok ülkede takvim ve tarım yılı ile sıkı sıkıya bağlantılıydı. Bu tip bilgiyi elde bulundurmak, yönetmelikler ve denetlemeler vasıtasıyla toplum üzerinde güç sahibi olmak demekti. Öyle ki, bazı bilim dalarına -örneğin astronomi- ait bilgiler, devlet sırrı gibi, çok sıkı saklanırdı. Benzeri bilgileri sır olarak veya başka şekilde elde bulundurmak, yüksek sosyal mevki işaretiydi. Bu durum, daha sonraki bazı toplumlarda, örneğin Yunan toplumunda, bilimin pratik, elle yapılan ve denemeye dayalı yönüne nazaran, onun entelektüel yönüne çok daha büyük önem verilmesine sebep oldu.</p>
<p>
Geç Babil döneminde sezilmeye başlanan "yeni yaklaşım"ın özü neydi? Bu yeni yaklaşımın, yerini aldığı bilgiden -yalnızca belli bir grup tarafından anlaşılan ve elle yapılan işlemler neticesi elde edilen bilgi- farkı neydi? Bu yeni sentez, deneyimler arasında mantığa dayalı olarak kurulan karşılıklı ilişkilerden oluşmuştu; gizli ve doğaüstü unsurlara başvurmaksızın doğa olaylarını açılayan bir şema idi. Bu yeni görüş, ileri varlıkların müdahalesini reddetmekteydi. Yıldırım, Marduk'un ilahi hiddetinin bir belirtisi olmayıp, doğaüstü güçlerin katkısı olmadan etki yaratan "görünmez bir kuvvet"in sonucuydu. Yeni görüşün taraftarları ateist olmakla suçlanmışlar ise de, bu yeni görüşü benimsemek için ateizm zorunlu değildi: Tanrı ve tanrıçalar yerlerini korumaktaydı. Galileo'nun bin yıl sonra belirttiği gibi "İncil, gönlerdeki hareketi değil, Tanrı'ya giden yolu gösterir"di. Doğa olayları, doğadan kaynaklanan sebeplerin sonucu olarak kabul edilmekteydi. Kaprisli ruhların arzularına bağlı olmayan, ancak âlemin kuruluş şekline uygun, geçmiş, bugün ve gelecek için geçerli olan, genel ve değiştirilemez işleyiş modelleri aranmaktaydı. Bu bilimsel görüş, büyüye dayalı görüşten daha mantıklı değildi; yalnızca doğaya farklı bir bakıştı ve farklı önermeler üzerinde temellendirilmişti. Yine de, bu bilimsel görüş, âlemi anlamak, ona hakim olmak ve geleceği görmek için büyücünün izlediği yola nazaran çok daha güçlü araçlar sağlamıştı.</p>
<p>
İçinde yaşadığımız garip dünyayı anlamak için verilen mücadele, asil ve sürekli bir mücadeledir ve hâlâ devam etmektedir. Bugünkü bilim sentezimiz, âlemi daha geniş ve etraflı olarak tanıma yolunda atılmış bir diğer adım ise de, son adım değildir. Bugün elimizde mevcut olan paradigmalarımız, gün gelince yerlerini yeni, geliştirilmiş ve düzeltilmiş teorilere bırakacaklardır; aynen, bizim bugün kabul ettiğimiz teorilerin daha önceki paradigmaların yerini aldığı gibi. Örneğin, bir zamanlar, bilimle uğraşan Batı'lı filozoflar, yıldız ve gezegenlerin, Yer merkezli saydam küreler üzerinde bulunduklarını genellikle kabul etmekteydi. Bu, gökteki hareket konusunda, en parlak zekâları bile yoracak kadar bilmecelerle dolu bir inançtı. Daha sonraları bu inanç, yerini gezegenlerin boş uzay içinde hareket ettikleri kavramına bıraktıysa da, bu kavram hâlâ insan aklına meydan okuyan yeni problemler içermektedir. Biz şimdi, evrensel çekim kuvvetinin yönlendirdiği bir hareket üzerinde, göreceli uzay-zaman dünyasında yaşıyoruz. Bu, günümüzdeki modern kozmoloji düşüncesinin doruğunu temsil etmektedir. Birçok bakımdan, saydam küreler doktrininden üstün olmakla birlikte, bu konuda söylenmiş son söz değildir. Yeni ve daha geniş kapsamlı bir paradigma da, şüphesiz, bunun yerini alacaktır.</p>
<p>
Bu yeni paradigma, büyüyü eski şekliyle artık içermeyecektir. Çünkü büyü bugün itibarını kaybetmiştir. Ancak, bazı kişilerin büyüyü ima eden, çağrışımı, karşılıklı münasebeti hatta ispritizmayı kabul eden yeni bir paradigma arayacakları şüphesizdir. Bu kişiler, âlemin modern bilimin sahasının dışında veya ötesinde kalan yönlerinin bulunduğuna inanmakta ve bu duruma bilimsel açıklamalar getirmeye çalışmakta; tanımlanamayan kuvvet ve etkilerden bahsetmektedir. Bunların tanımlanamama sebebi, bu fikrin henüz yeteri kadar incelenmemiş olması veya bu kuvvet ve etkilerin varlığının bir mantık meselesinden çok bir inanç meselesi olmasıdır. Böyle teklifler, genellikle, bugünkü bilim tarafından reddedilmiştir. Reddedilmelerinin bir sebebi, mevcut paradigmaların büyük ölçüde tartışma götürmez ve halen verimli teoriler olmasıdır. Daha da önemlisi, bugüne kadar yerine önerilen teorilerin hiçbiri yeteri kadar geniş olmadığı gibi, bunlar, doğruluğu veya yanlışlığı tecrübeyle ispat edilebilecek yeni fikirler getirememişlerdir. Büyüye kısmen dayalı çağdaş teoriler, şimdiye kadar başarı kazanamamıştır. Bu başarısızlığın sebebi, bu teorilerin modern teorilere uymamaları değil, ancak yeteri kadar düzenli entelektüel ve deneysel araştırmaların ürünü olmamalarıdır. Zira, bugün bilim, pratiğe ve akla dayalı ciddi bir uğraşıdan başka bir şey değildir; ispat edilemeyen varsayımlar, ancak son derece doğurgansa yaşayabilir</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">4657</guid><pubDate>Tue, 15 Apr 2008 19:12:19 +0000</pubDate></item><item><title>Sonsuz yo&#x11F;unluk m&#xFC;mk&#xFC;n olabilir mi?</title><link>https://www.ateistforum.org/index.php?/topic/70712-sonsuz-yo%C4%9Funluk-m%C3%BCmk%C3%BCn-olabilir-mi/</link><description><![CDATA[<p>
	Hepimizin bildiği tekillik teorisine göre evren Big Bang ile genişlemeye başlamadan önce tekillik halindeydi ve bu tekillik sonsuz yoğunluk içeriyor, sonsuz kütle çekimine sahiptir ve bildiğimiz fizik yasaları bu tekillikte asla işlemez. Bu konuları araştırırken tekilliğin içindeki sonsuz yoğunluk olayı dikkatimi çekti ve ben de belki burada fizikçi vardır umuduyla sormak istedim. 
</p>

<p>
	 
</p>

<p>
	Bana göre sonsuz yoğunluk olamaz, çünkü bildiğimiz yoğunluk formülü d=mv olarak açıklanır ve hepimizin bildiği gibi yoğunluk hacimle ters orantılı. Yoğunluk bu noktada artarken hacmin de azalması gerekiyor. Ancak tekillikte düşünürsek sonsuz yoğunluk demek sonsuz küçük hacim demek. Bir nevi hacmin olmamasına çıkıyor bu kapı. Böyle bir şey mümkün müdür? 
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">70712</guid><pubDate>Wed, 28 Jul 2021 19:38:50 +0000</pubDate></item><item><title>Hipnozun Bilimsel Bir A&#xE7;&#x131;klamas&#x131; Var m&#x131;?</title><link>https://www.ateistforum.org/index.php?/topic/58577-hipnozun-bilimsel-bir-a%C3%A7%C4%B1klamas%C4%B1-var-m%C4%B1/</link><description><![CDATA[
<p>duymayan yoktur sanıyorum telkin yolu ile bilinçaltına indiğini söyleyen bazı öğretiler vardır. hipnoz konusunda internetten yaptığım araştırmada doğru düzgün bir sonuca ulaşamadım.</p>
<p>yani hipnoz gerçekten bilinçaltına inmek için kullanılabilen şeyler mi? yoksa sadece yarı uyanık uyku durumundaki sayıklamalardan mı ibaret. hani uykuda konuşan insanlarınki gibi</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">58577</guid><pubDate>Thu, 17 Jul 2014 16:21:47 +0000</pubDate></item><item><title>&#xC7;ama&#x15F;&#x131;r suyu sivrisinek larvalar&#x131;n&#x131; neden &#xF6;ld&#xFC;rm&#xFC;yor?</title><link>https://www.ateistforum.org/index.php?/topic/70698-%C3%A7ama%C5%9F%C4%B1r-suyu-sivrisinek-larvalar%C4%B1n%C4%B1-neden-%C3%B6ld%C3%BCrm%C3%BCyor/</link><description><![CDATA[<p>
	Havuzdaki yosunları öldürmek için çamaşır suyu kullanıyorum.
</p>

<p>
	Çamaşır suyu sivrisinek larvalarını neden öldürmüyor? 
</p>

<p>
	 
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">70698</guid><pubDate>Thu, 15 Jul 2021 07:58:55 +0000</pubDate></item><item><title>Sicim Kuram&#x131; Her &#x15E;eyi A&#xE7;&#x131;klayan Kuram Olabilir mi?</title><link>https://www.ateistforum.org/index.php?/topic/67001-sicim-kuram%C4%B1-her-%C5%9Feyi-a%C3%A7%C4%B1klayan-kuram-olabilir-mi/</link><description><![CDATA[
<p>
	<a href="http://haci-haci.typepad.com/string_kurami_hereyi_aikl/" ipsnoembed="true" rel="external nofollow">http://haci-haci.typepad.com/string_kurami_hereyi_aikl/</a>
</p>

<p>
	 
</p>

<p>
	 
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">67001</guid><pubDate>Mon, 27 Nov 2017 20:42:28 +0000</pubDate></item><item><title>mRNA a&#x15F;&#x131;lar&#x131; insan geneti&#x11F;ini de&#x11F;i&#x15F;tirebilir mi?</title><link>https://www.ateistforum.org/index.php?/topic/70691-mrna-a%C5%9F%C4%B1lar%C4%B1-insan-geneti%C4%9Fini-de%C4%9Fi%C5%9Ftirebilir-mi/</link><description><![CDATA[<p>
	Bir çok makaleye baktım.<br />
	Covid 19 virüsü  tek iplikli RNA virüsü. Yani çoğalmak için DNA ya ihtiyacı yok.<br />
	Hücreye genetik materyali  girdikten sonra sitoplazma içinde ribozomları kullanıp çoğalmaya başlıyor.<br />
	DNA ise hücre çekirdeğinde çift kılıflı bir duvara sahip çift iplikli bir yapı.<br />
	Dolaysı ile sadece RNA çekirdek duvarını yıkıp DNA'ya ulaşması mümkün değil.<br />
	Ancak yine bir çift iplikli  RNA virüsü olan HIV ters transkripsiyon ile RNA'yı  DNA ya çevirir.ve DNA ile <br />
	kaynaşabilmektedir.
</p>

<p>
	 
</p>

<p>
	HIV genetik materyali sitoplazma içinde küçük parçalara ayrışıp çekirdek duvarı gözeneklerinden veya kanalardan çekirdek içindeki DNA'ya ulaştığı ve kaynaştığı söyleniyor.
</p>

<p>
	<br />
	Bu yüzden HIV'ne karşı aşı geliştirmek zordur. Zira kendi  DNA'sı bedeni savunan hücrelerin DNA'sı içinde gizlediği için hücre protein üretirken kaza ile virüsü de çoğaltıyor.
</p>

<p>
	<br />
	Ancak belli enzimleri beraberinde taşıdığı için bu mümkün olmaktadır.
</p>

<p>
	MRNA aşısında ise sadece diken proteinin  MRNA sı sentetik olarak üretiliyor. Sonra ribozomlarda yeni MRNA ve proteinler üretip diken proteinleri oluşur. Hatta bu sentetik RNA'nın kodunda bazı değişiklikler yapılmış yani orijinal virüs diken protein RNA değil. Yani değişmiş sentetik RNA.
</p>

<p>
	<br />
	Hücre bu yapıları yabancı olarak algılayıp saldırır ve koruma oluşur.<br />
	Sentetik MRNA ise zaten kısa sürede yıkıma uğrar. Dolayısı ile hücrede her hangi bir virüs artığı kalmıyor.<br />
	Oysa ölü aşıda ölüde olsa virüsün tamamı var. Vektör aşılarda zararsız virüsler taşıyıcı olarak rol alır.
</p>

<p>
	<br />
	Şu açık: Asgari düzeyde biyoloji bilgisi ile bile hücreleri diğer hücrelerden ayıran bir duvar var. Aynı şekilde hücre içindeki DNA taşıyan çekirdekte çift kılıf ile korunmakta. Hücre canlı olduğu için hücre duvarı hem dışarıdan içeriye, hem de içeriden dışarıya madde alışverişi yapar. Çekirdek kılıfı da genetik materyalin  sitoplazmaya geçmesi için değişik gözenek ve kanallara sahip.
</p>

<p>
	<br />
	Yine hücre içi yapıların da  kendi kılıfı var. Virüslerin genetik materyali olan RNA veya DNA da protein olduğu için diğer proteinler gibi hücre içine giriş yapmaktadır. Ancak virüs kılıfları genelde hücre dışında kalır füzyon veya başka yollar  ile genetik materyal hücre içine sızar. Bazen kılıfla beraber hücre içine giren virüslerin yağlı kılıfı çözülür genetik materyali serbest kalır.<br />
	MRNA aşıları da bir nevi virüse benzer yapıda tasarlanmış. Virüsün diken proteinin MRNA  nanolipitler ile kaplanmış hücre duvarı da lipit olduğu için geçişi kaynaması kolay olmakta. Bir nevi lipit yapı hem MRNA' yı korur hem de transferinde rol alır. Hücre sitoplazmasına girdiğinde dıştaki lipit kılıf erir ve RNA serbest kalır. Ribozomlara gidip diken protein üretimi yapar. Bu arada MRNA kendini de kopyalar paralel şekilde çoklu diken protein üretimi olur. Hücre düzeyi mekanizmalar büyüleyici ve baş döndürücü.
</p>

<p>
	<br />
	MRNA aşıları aynen virüslerin hücreye girişi ve çoğalması mekanizmasını kullanıp geliştirilmiş.<br />
	Virüsler kendileri çoğalamadığı için bir canlının hücresini RNA veya DNA sızdırıp hücrenin kendisi için çalışan protein üretim merkezlerini kendini çoğaltmak için kullanır.
</p>

<p>
	<br />
	Bu aynen gerçek resmi para basan devlet bankasını ele geçiren kalpazanların sahte para basması gibi.<br />
	Ürettikleri kendi tasarımları sahte para. Kullandıkları resmi tesisler.
</p>

<p>
	<br />
	Virüslerin çekirdeğe ulaşmasının 5 yolu veriliyor.<br />
	Bunlardan birisi de mitoz bölünme sırasında çekirdek kılıfı DNA kopyalama için  geçici yok olur sonra yeniden oluşur.<br />
	Bu aşama da bile çekirdeğe yerleşen virüsler var.<br />
	HIV de sitoplazmada ayrışır genetik parçacıklar çekirdek gözeneklerinden içeri girer DNA ile kaynaşır.<br />
	MRNA hücrede iken mitoz bölünme olsa DNA'ya yapışır mı?<br />
	Böyle bir ihtimal görünmüyor.
</p>

<p>
	Aslında MRNA çekirdekteki DNA tarafından yapılıp sitoplazmaya şablon olarak gidip DNA adına protein sentezinde kullanılır.
</p>

<p>
	Bu geçiş çekirdek kılıfı gözeneklerinden olur. Ancak tersi bir transfer söz konusu değil. Yani sitoplazmadaki MRNA  çekirdeğe girmiyor. Zaten aşıdaki MRNA virüsün kendi RNA değil.
</p>

<p>
	Zararsız diken protein MRNA. Ve ayrıca sentetik ve değişmiş kopyası. Sanırım her ihtimale karşı dönüşüp değişip çekirdeğe girse bile etkisi olmayacak gibi duruyor ki zaten bu ihtimal yok gibi.
</p>

<p>
	<br />
	HIV zaten RNA DNA çevirdiği için kaynaşma olmakta.
</p>

<p>
	<br />
	Bu çok karmaşık ve detaylı bir konu.
</p>

<p>
	<br />
	Sadece hücre duvarının yapısı ve virüslerin hücre içine girme mekanizmaları bile çok uzun.<br />
	Bu yüzden yüzeysel ve kısa tutmaya çalıştım.<br />
	Ancak MRNA aşıları virüslerin hücre içine girme ve çoğalma mekanizmalarını  aynen kullanıyor.
</p>

<p>
	<br />
	Virüsler  çoğalmak için konak hücreyi kullanıp RNA ile çoğalıyor.<br />
	Aşıda ise virüsün diken çıkıntı proteinin MRNA sı kullanılıyor. Bu diken protein çoğalırken hücre yabancı olarak algılayıp saldırır koruma oluşur.
</p>

<p>
	<br />
	Yani hastalıkta virüsün gerçek RNA hücreye sızmakta ve hücre mekanizmasını kullanıp çoğalmakta. Sonra hücre dışına çıkıp diğer hücreleri hasta etmekte. Bu aşıya göre daha tehlikeli bir yol. Zira virüsün gerçek genetik materyali hücreye girmekte.
</p>

<p>
	<br />
	Sanki aşı  kaçan bir suçlunun olay yerindeki parmak izini kullanıp  ona ulaşmak gibi duruyor.<br />
	Aşıda gerçek virüsten bir parça sentetik olarak üretilip bedene tanıtılıyor. Beden bu izden gerçek virüsü tanıyıp yok ediyor. Tabi bu izi görür görmez zaten savunma antikor oluşuyor.<br />
	ModRNA nın aşı dışında diğer olası kullanım alanları  kanser terapi ve kalp kası onarımıdır.
</p>

<p>
	<br />
	<a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Nucleoside-modified_messenger_RNA" rel="external nofollow">https://en.wikipedia.org/wiki/Nucleoside-modified_messenger_RNA</a>
</p>

<p>
	 
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">70691</guid><pubDate>Fri, 25 Jun 2021 15:40:10 +0000</pubDate></item><item><title>Matematik Sorular&#x131; Payla&#x15F;al&#x131;m</title><link>https://www.ateistforum.org/index.php?/topic/9530-matematik-sorular%C4%B1-payla%C5%9Fal%C4%B1m/</link><description><![CDATA[
<p><a class="ipsAttachLink ipsAttachLink_image" href="https://www.ateistforum.org/uploads/monthly_07_2008/post-4812-1217331383.jpg" rel="external nofollow"><img src="https://www.ateistforum.org/uploads/monthly_07_2008/post-4812-1217331383_thumb.jpg" data-fileid="%7B___base_url___%7D/applications/core/interface/file/attachment.php?id=778" class="ipsImage ipsImage_thumbnailed" alt="post-4812-1217331383_thumb.jpg" /></a></p>
<p>
Bu başlık alatında matematik soruları paylaşalım. Benim ilk sorum. Çok uğraşmıştım bu soru için.</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">9530</guid><pubDate>Tue, 29 Jul 2008 11:38:10 +0000</pubDate></item><item><title>&#x130;nsan g&#xFC;c&#xFC;yle &#xE7;al&#x131;&#x15F;an drone</title><link>https://www.ateistforum.org/index.php?/topic/70669-i%CC%87nsan-g%C3%BCc%C3%BCyle-%C3%A7al%C4%B1%C5%9Fan-drone/</link><description><![CDATA[<p>
	<a href="https://www.youtube.com/watch?v=emK-qIbuJ-k" rel="external nofollow">https://www.youtube.com/watch?v=emK-qIbuJ-k</a>
</p>

<p>
	 
</p>

<p>
	Bu pilotlar bacakları ile kaç kilogram kuvvet uyguluyorlar acaba?
</p>

<p>
	 
</p>

<p>
	Uçması için gerekli gücü nasıl bulabilirim?
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">70669</guid><pubDate>Tue, 27 Apr 2021 18:38:02 +0000</pubDate></item><item><title>Anti Enerji?</title><link>https://www.ateistforum.org/index.php?/topic/64543-anti-enerji/</link><description><![CDATA[<p>
	evet arkadaşlar bu kavramı çok merak ediyorum araştırdım ama bulamadım, özellikle hacıya soruyorum, anti enerji diye bir şey olabilir mi? olursa ne olabilir? enerjinin ne olduğunu bize anlatabilir mi?
</p>]]></description><guid isPermaLink="false">64543</guid><pubDate>Tue, 27 Sep 2016 11:04:45 +0000</pubDate></item><item><title>Perseverance ini&#x15F; yaparken roket egzoslar&#x131;ndan neden alev &#xE7;&#x131;km&#x131;yor?</title><link>https://www.ateistforum.org/index.php?/topic/70653-perseverance-ini%C5%9F-yaparken-roket-egzoslar%C4%B1ndan-neden-alev-%C3%A7%C4%B1km%C4%B1yor/</link><description><![CDATA[<p>
	<strong><img alt="a-png.7677" class="ipsImage" data-ratio="75.08" height="750" width="937" src="https://antidogmatik.com/attachments/a-png.7677/" /></strong>
</p>

<p>
	<strong><span style="background-color:#fefefe;color:#141414;font-size:15px;">Sağdaki Skycrane(gök vinci) roket egzoslarından neden alev çıkmıyor?</span></strong>
</p>

<p>
	 
</p>

<p>
	 
</p>

<div class="ipsEmbeddedVideo">
	<div>
		<iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="113" width="200" data-embed-src="https://www.youtube.com/embed/GUqsH5y1j1M?feature=oembed"></iframe>
	</div>
</div>

<p>
	 
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">70653</guid><pubDate>Tue, 23 Feb 2021 13:49:14 +0000</pubDate></item><item><title>Evrenin ortaya &#xE7;&#x131;kt&#x131;&#x11F;&#x131; 'hi&#xE7;lik' nedir?</title><link>https://www.ateistforum.org/index.php?/topic/69176-evrenin-ortaya-%C3%A7%C4%B1kt%C4%B1%C4%9F%C4%B1-hi%C3%A7lik-nedir/</link><description><![CDATA[<p>
	Evrenin hiçlikten geldiğini, hiçlikten ortaya çıktığını söylüyorsunuz. Peki bu hiçlik nedir? Bilimsel olarak neyi kastediyorsunuz? Enerji-madde-sonsuzluk açısından ilişkisi nedir?
</p>

<p>
	 
</p>

<p>
	Tanımlayamıyor muyuz? Hiçlik de fizik ile açıklayamadığımız şey(ler) mi var?
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">69176</guid><pubDate>Wed, 17 Apr 2019 15:23:59 +0000</pubDate></item><item><title>Hayatta Kalma &#x130;&#xE7;g&#xFC;d&#xFC;s&#xFC;</title><link>https://www.ateistforum.org/index.php?/topic/68858-hayatta-kalma-i%C3%A7g%C3%BCd%C3%BCs%C3%BC/</link><description><![CDATA[<p>
	En güçlü içgüdümüz hayatta kalma içgüdümüz olarak gösteriliyor. Ama birçok insan kendi hayatını başkası için feda edebiliyor. Bu hayatta kalma içgüdüsüne ters bir şey değil mi? İnsanın önce kendi hayatını düşünmesi gerekmez mi? 
</p>]]></description><guid isPermaLink="false">68858</guid><pubDate>Thu, 24 Jan 2019 17:22:32 +0000</pubDate></item><item><title>Reenkarnasyon maddesel boyutta ger&#xE7;ektir</title><link>https://www.ateistforum.org/index.php?/topic/70645-reenkarnasyon-maddesel-boyutta-ger%C3%A7ektir/</link><description><![CDATA[<p>
	Bizler öldüğümüzde vücudumuz azot ve karbon döngüsüne katılacak. Siz maddesel olarak zaten evrenin oluşumundan beri varsınız. Evrenin sonuna kadar hep var olacaksınız. Bu sebeple karbon döngüsüne katılan parçalarınız başka canlı vücutlarda hayat bulacak. Ruhani olmasa da reenkarnasyon maddesel boyutta gerçektir. 
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">70645</guid><pubDate>Tue, 16 Feb 2021 19:37:53 +0000</pubDate></item><item><title>Evrenin dili matematik, yan&#x131;l&#x131;yor olabilir mi?</title><link>https://www.ateistforum.org/index.php?/topic/70402-evrenin-dili-matematik-yan%C4%B1l%C4%B1yor-olabilir-mi/</link><description><![CDATA[<p>
	sizce?
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">70402</guid><pubDate>Thu, 30 Jul 2020 12:24:52 +0000</pubDate></item></channel></rss>
