Jump to content

hanif74

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    77
  • Katılım

  • Son ziyaret

Topluluk Puanı

0 Neutral

6 Takipçiler

hanif74 Hakkında

  • Derece
    Advanced Member

Güncel Profil Ziyaretleri

1.678 profil görüntüleme
  1. hanif74

    Bir Nurcunun Halet-i Ruhiyesi!

    Selamlar kardeşim; Ben namazlarımdan sonra tespih çekmiyorum. Zaten hemen hemen bütün cami lerde tesbih çekme jet imamlar sayesinde,sadece sup sup sup sesine dönmüş Namazım bittikten sonra,alemlerin rabbi olan,rabbimizin ayet lerini düşünüyorum.onu zikrediyorum. Tesbih aleti bir bid’attır. Dinimize sokulan bu alet Budizm'den gelmektedir. Allahı tesbih etmek için o âletin kullanılması İslama aykırıdır. Ama malesef bir çok olgu gibi, buda bizlere böyle öğretilmiş. İslam da ve din'de olmayan bir şeyi din'e sokmanın bir tek adı vardır bana göre !!!! He sanmayınki ben yapmadım,bende yaptım , ama bilmiyordum bazı gerçekleri,öğrenince bıraktım,şu an elimden geldiğince sade,öz ve kurana göre dinimi yaşıyorum. Selamların en güzeli size olsun
  2. hanif74

    Kuran bir semboller kitabı değildir

    Emre; anlamaz abicim bunlar !!! Sana diyorki ; bunları yazmakla uğraşacağına git faydalı birşey ler yap demiş !!! Bu yazan, sen,ben değilde , turan dursun soytarısı olsun,o zaman !!!!!! Oooooooooooooooo !!! İŞte bilim !!! işte ilim !!!! Akıllı müslümanlar yazınca,saçmalık !! Ama turan dursun soytarısı ve saz ekibi türevinden tip ler yazınca !!İlim , bilim !! Pehhhhhh !!!!!!!!11 Anlayış farklı işte !! Yapacak bir şey yok bunlara
  3. Şuna inanın ! Bir kaç kadınla yatmak,bir kaç duble içki içmek, vs vs bunlar çok da madah şeyler değil yani !! Zamanında , yattıkda ! içtikde !! Ama hiç bir faydasını görmedik !!!
  4. hanif74

    Atamız'a mektup...

    Allah rahmet eylesin,müthiş bir lider... Atatürk, İslam ahlakını ve dinimizin vecibelerini daha aile ocağındayken öğrenmiş, tahsil yaşamı boyunca da bu bilgilerini pekiştirerek geliştirmiştir. "Ilımlı-modern-dindar" yapının, en güzel örneği ve en başarılı uygulayıcısı, laik Cumhuriyetimiz'in kurucusu Büyük Önder Atatürk'tür. Ulu Önder, her zaman gericilikle mücadele ederken İslam'ı yüceltmiş; dolayısıyla bu ikisi arasındaki ayrımı en doğru biçimde yapmıştır. Tekke, türbe ve zaviyeler onun döneminde kapanmış, ama ilk Türkçe Kuran meali de yine onun döneminde yayınlanmıştır. Türk insanının ihtiyaçlarını ve özelliklerini çok iyi bilen, gericiliğe, yobazlığa her zaman karşı olan Atatürk, Türk Milleti'ni dinin özüne yöneltmeyi amaçlamış ve bugün milletçe ulaşmayı hedeflediğimiz yapıyı her yönüyle tecelli ettirmiştir. Dinin var olmadığı veya dini değerlerin ortadan kalktığı bir toplumda, bunun kaçınılmaz bir sonucu olarak aile, ahlak ve devlet kavramları da geçerliliğini yitirecek ve kısa süre içinde ortadan kalkacaktır. Böyle bir gelişme ayrıca, tarihi ve kültürü ne kadar eskiye dayanırsa dayansın bir milleti birbirine bağlayan milli ve manevi tüm bağların parçalanmasını, anarşinin hortlamasını ve toplumun bölünmesini kaçınılmaz hale getirecektir. "Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkan yoktur"; "Din vardır ve lazımdır." (Yakınlarından Hatıralar, Asaf İlbay, s. 102) "Sonra Kuran'ın tercüme ettirilmesini emrettim. Bu da ilk defa olarak Türkçeye tercüme ediliyor. Hz. Muhammed'in hayatına ait bir kitabın tercüme edilmesi için de emir verdim." (Atatürk'ün Temel Görüşleri, Fethi Naci, s.55) Kuran'ın Türkçeye çevirilmesi emrini verirken, Atatürk'ün isteği Müslüman milletinin imanının güçlenmesidir. Bunu ifade ettiği sözleri şöyledir: "Camilerin mukaddes mimberleri halkın ruhi, ahlaki gıdalarına en yüksek, en verimli kaynaklardır. Minberlerden halkın anlayabileceği dille ruh ve beyne hitap edilmekle Müslümanların vücudu canlanır, beyni temizlenir, imanı kuvvetlenir, kalbi cesaret bulur." (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, c. 1, s. 225) Büyük Önder, gerçek dinin temelini ve Müslümanların konuyu hangi kıstaslara göre değerlendirmeleri gerektiğini 7 Şubat 1923 tarihinde, Balıkesir'deki Paşa Camii'nde verdiği hutbede kendisini dinleyenlere şöyle ifade etmiştir: "Allah birdir, şanı büyüktür. Allah'ın selameti, sevgisi üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri Allah tarafından insanlara dini gerçekleri duyurmaya memur ve elçi seçilmiştir. Bunun temel esası, hepimizce bilinmektedir ki, Yüce Kuran'daki anlamı açık olan ayetlerdir. İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz son dindir. En mükemmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, gerçeğe tamamen uyuyor ve uygun düşüyor." (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, c. 2, s. 93) Atatürk, İslam dininin tamamen ilme ve mantığa uygun bir din olduğunu bir başka sözünde de şöyle ifade etmiştir: "Bizim dinimiz en makul ve en doğal bir dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dinin doğal olması için akla, tekniğe, ilme ve mantığa uygun olması gerekir. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur. ... İslam'ın sosyal hayatı içinde hiç kimsenin, bir özel sınıf halinde varlığını sürdürme hakkı yoktur. Kendilerinde böyle bir hak görenler dini kurallara uygun harekette bulunmuş olmazlar. Bizde ruhbanlık yoktur, hepimiz eşitiz ve dinimizin kurallarını eşit olarak öğrenmeye mecburuz" (Atatürk"ün Söylev ve Demeçleri, 1959, c.2, s. 90) Büyük Önder Atatürk, Türk Milleti'nin dindar olmasını ve dini değerlerini muhafaza etmesini de, sıklıkla vurgulamıştır. Ayrıca, Atatürk'ün Osmanlı Devleti'nin çöküşünü dine bağlayan, Türk düşmanlarına yanıtı ise kesin bir şekilde olmuştur: "Düşmanlarımız, bizi dinin etkisi altında kalmış olmakla itham ediyor, duraklamamızı ve çöküşümüzü buna bağlıyorlar; bu bir hatadır. Bizim dinimiz hiç bir vakit kadınların, erkeklerden geri kalmasını talep etmemiştir. Allah'ın emrettiği şey, Müslüman erkekle, Müslüman kadının beraberce din öğrenerek eğitilmesidir. Kadın ve erkek bu ilim ve eğitimi aramak ve nerede bulursa oraya gitmek ve onunla mücehhez olmak zorundadır. İslam ve Türk tarihi incelenirse görülür ki, bugün kendimizi bin türlü kuralla bağlanmış zannettiğimiz şey yoktur. Türk sosyal yaşantısında kadınlar bilimsel yönden eğitim ve öğretim görmekte ve diğer konularda erkeklerden katiyen geri kalmamışlardır. Belki daha ileri gitmişlerdir." (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, 1959, c.2, s.86) Dini meseleler hakkındaki görüşlerini öğrenmek isteyen Fransız gazeteci Maurice Perno'ya Atatürk yine kesin bir şekilde şu cevapları vermiştir: M. Perno:Şu halde yeni Türkiye'nin siyasetinde dine aykırı hiçbir temayül ve mahiyet olmayacak demek? Atatürk: "Siyasetimiz dine aykırı olmak şöyle dursun, din bakımından eksik bile hissediyoruz." M. Perno: Zat-ı asilaneleri, düşündüklerini bendenize daha iyi izah buyururlar mı? Atatürk: "Türk Milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır, demek istiyorum. Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum. Şuura muhalif, terakkiye engel hiçbir şey ihtiva etmiyor. Halbuki Türkiye istiklalini veren bu Asya milleti içinde daha karışık, sun'i, batıl inanışlardan ibaret bir din daha vardır. Fakat bu cahiller, bu acizler sırası gelince aydınlanacaklardır. Eğer ışığa yaklaşamazlarsa kendilerini mahv ve mahkum etmişler demektir. Onları kurtaracağız." (Atatürk ve Din Eğitimi, Ahmet Gürbaş, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, s.32) Atatürk Kuran okutulmasına da son derece önem vermiştir. Hafız Zeki Çağlarman Atatürk'ün bu yönünü şöyle anlatmıştır: "Atatürk'ün kız kardeşi Makbule Hanım'la uzun yıllar komşuluk yaptık. Her yıl Ramazan ayı yaklaşınca Atatürk kız kardeşine; "Makbule, Ramazan geliyor, annemize hatim okutmayı ihmal etme"der ve hatim okuyacak hafıza hediye edilmek üzere bir zarf içerisinde para verirdi." (Din Toplum ve Kemal Atatürk, Ercüment Demirer, s.10) Selamlar...
  5. Bu üstte saydıklarınızın,hayatımda olması bana ne yönden zarar verebilir sizce ? selamlar...
  6. hanif74

    Ya tanrı yoksa

    Selamlar...
  7. hanif74

    Kuran köleliği kaldırmıştır

    Bu son açıklamam , anlayan anlar, anlamayanda tepinir durur bu başlıkta,umurumda değil !!! Yettiniz artık , KALIN KAFALILAR!!!!! KUR’AN’A GÖRE KÖLELİK: İLAHİ ADALET’İN söz konusu olduğu yerde, adalet herkes için olmalıdır, bu şart adaletin adaletin olmazsa olmaz “TEMEL İLKESİDİR” aksi takdirde herhangi bir adaletten bahsetmek söz konusu olamaz, hele bahis konusu olan “Adalet” İlahi adalet ise adalet dağıtımı konusunda kullar arasında fark gözetilmesi mümkün değildir, Kur’an öğretisine göre, adaletin sağlanmasında, kişinin, Müslüman olması veya Müslüman olmaması, Hür olması veya Köle Olması arasında fark yoktur, kim olursa olsun adalet isteyen muhakkak hakkını almaya hak kazanmıştır, Kur’an’dan mealen: - Biz sana Kitâbı hak ile indirdik ki, insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği biçimde hüküm veresin; hâinlerin savunucusu olma! 4/105 - Allah size emânetleri ehline vermenizi, insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adâletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz Allah, işiten, görendir. 4/58 Bu durumun uygulanabilir olabilmesi için İnsanların adalet önünde eşit olmalarına ihtiyaç vardır, bu durumda akla şöyle bir soru gelmektedir, insanlara ait olan malları ellerinden haksız yere almak suç ise ve bu bir adalet konusu ise, o zaman bir insanın şahsına zorla el konulup köleleştirilmesi bir adalet konusu değil midir?. Nasıl ki bir insanın mallarına haksız yer zorla el konamıyorsa ve bu el koyma gasptan başka bir şey değilse, gaspın büyüğü insanın bizzat kendisine el konulmasıdır. Bunun Kur’an’da belirtilen İlahi Adalet ölçüsüne göre kabulü mümkün değildir. Dolayısıyla Kur’an’da köleliğin yasaklanması ve tasfiyesiyle ilgili olarak etkin bir metot ortaya konmuştur, şöyle ki: KUR’AN’A GÖRE KÖLELİĞİN YASAKLANMASI VE TASFİYE METODU : İnsanlar Adem ve Havva’nın çocukları olarak aynı ana babadan dünyaya gelmelerine rağmen, tarihte çok yaygın olarak bir birlerini köle yapmışlardır. İnsanların, insanları köle edinme kaynaklarını başlıca üç şekilde tasnif edebiliriz: 1- Savaş veya baskın neticesinde, yenilen veya ele geçirilen tarafın köleleştirilmesi. 2- Köle sahiplerinden satın almak yoluyla köle edinilmesi. 3- Köle sahiplerinin, köleleri üretmek suretiyle çoğaltıp, yeni köleler edinmesi. Bu suretle bir insan, diğer bir insanı köle edinmekte ve hürriyetine el koyabilmektedir. Bu durum köle olmuş insan için çok zor bir olaydır. Köle olmuş insanları, kölelikten kurtarmanın iki yolu vardır. Bunlardan bir tanesi herkes hürdür deyip köleliğin reddedilmesi, ikincisi ise kontrollü şekilde sosyal doku içinde eritmek suretiyle azalta, azalta mücadele edilmesidir. Herkes hürdür deyip kölelik ret edildiğinde, köleliğin yaygın olduğu devirlerde, bir çok sosyal patlamalar meydana gelecektir. Örneğin: Toplumda hür fakat birçok işsiz, evsiz, aç insanlar doluşacak, efendileri eliyle azat edilmiş köleler, efendilerinden intikam alma durumuna gelebilirler. Hatta bir araya gelip eski efendilerini köle yapmaya kalkışa bilir ve daha birçok olaylara sebebiyet verebilirler. Kölelikle sosyal doku içerisinde eritmek suretiyle azalta azalta mücadele edilmesi durumu ise, toplumu sarsmayan ve hatta İslam toplumu dışındaki köleci toplumlarla etkili bir mücadele yöntemidir. Zira Müslümanların, korku duymadan o toplumlardan köle satın alıp hürriyete kavuşturmalarına olanak vermektedir. Kölelikle mücadele edilmesiyle ilgili olarak, Kur’an’da bir dizi tedbirler vardır, bunlardan örnekler verecek olursam: Kur’an’dan mealen: - (Savaşta) kâfirlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihayet onlara iyice vurup sindirince bağı sıkıca bağlayın (esir alın). Savaş sona erince de artık ya karşılıksız veya fidye karşılığı Salıverin. Durum şu ki, Allah dileseydi, onlardan intikam alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek ister. Allah yolunda katledilenlere gelince, Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmaz. 47/4 Böylece, savaş esirlerinin köleleştirilmesi, İslam’da yasaklanmış olmaktadır. Zira savaşın bitiminde esirler ya karşılıksız yada fidye karşılığı serbest bırakılacaklardır. Böylece savaş yoluyla köle alınması önlenmiş olmaktadır. Köle sahibi olan kafirlerin ellerindeki kölelerden satın almak, kölelerin müslümanların eline geçmesine ve böylece hürriyete kavuşmaları için kendilerine bir kapı açılmış olmaktadır. Zira, İslam dininde kölelerin hürriyete kavuşmaları teşvik edildiği gibi, diyet şartına da bağlanmış, sadakalardan kendilerine pay verilmesi farz kılınmış, ayrıca kendilerinden hayır beklenen bir kölelerin mukatebe yapmak suretiyle hürriyetine kavuşturulması ön görülmüştür. Cariyelerin zorlanıp zinaya sürüklenmesi yasaklanmış, köle ve cariyelerden salih olanların evlendirilmesi emredilmiştir. Böylece bir dizi tedbirlerle, köleliğin ortadan kaldırılması yolu açılmıştır. Bu hususlarla ilgili olarak örnekler verecek olursam, şöyle ki: Kur’an’dan mealen: - (İnsan), hiç kimsenin kendisine güç yetiremeyeceğini mi sanıyor? 90/5 -(Gösteriş ve övünme için) “Ben birçok mal telef ettim” diyor. 90/6 - Kimse kendisini görmedi mi sanıyor? 90/7 - Biz ona vermedik mi: İki göz 90/8 - Bir dil, iki dudak? 90/9 - Ona iki yolu (doğru ve eğriyi) göstermedik mi? 90/10 - Fakat o, sarp yokuşu geçemedi. 90/11 - Sarp yokuşun ne olduğunu sen nereden bileceksin? 90/12 - Bir boynu (kölelik zincirinden) çözmek, 90/13 - Yahut doyurmaktır: açlık gününde, 90/14 - Akraba olan yetimi, 90/15 - Yâhut hiçbir şeyi olmayan yoksulu, 90/16 - Sonra inanıp birbirlerine sabır tavsiye eden ve merhamet tavsiye edenlerden olmak. 90/17 Doğru yolda olmanın bir şartı olarak, köle azat etmek gösterilmiştir. (Ayrıca bak. 2 Bakar 177. ) Kefâret şartı olarak köle azat etmenin farz kılınması. Kur’an’dan mealen: - Kadınlarına zıhar edip sonra söylediklerinden dönenler, karılarıyla temas etmeden önce bir köleyi hürriyete kavuştursunlar. Size öğütlenen (hüküm) budur. Allah yaptıklarınızı haber almaktadır. 58/3 (Ayrıca bak. 4 Nisa 92 ; 5 / Maide 89 ) Kölelerin, ihtiyaçlarını karşılamak üzere, kendilerine sadakadan farz olarak pay verilmesi. Kur’an’dan mealen: - Sadakalar, Allah’tan bir farz olarak ancak fakirlere, düşkünlere, onlar üzerinde çalışan (sadaka toplayan) memurlara, kalpleri (İslâm’a) ısındırılacak olanlara, kölelik altında bulunanlara, borçlulara, Allah yoluna ve yolcuya mahsustur. Allah bilendir, hikmet sâhibidir. 9/60 Köle ve cariyelerin evlendirilmesi ve mukatebe konusunda Kur’an’dan mealen: - İçinizden bekârları ve köle ve câriyelerinizden salih olanları evlendirin. Eğer yoksul iseler, Allah, lûtiyle onları zengin eder. Allah geniş (nimet ve lütuf sahibi)dir. (her şeyi) bilendir. 24/32 - Evlenme (imkânı) bulamayanlar, Allah kendilerini lûtfundan zengin ed(ip evlenme imkânına kavuştur)uncaya kadar iffetlerini korusunlar. Ellerinizin altında (köle ve câriye)lerden, mukatebe (akdi) yapmak isteyenlerle, eğer kendilerinde bir iyilik görürseniz mukatebe yapın. Ve Allah’ın, size verdiği malından onlara da verin. Dünya hayatının geçici menfaatini elde etmek için, nâmuslu kalmak isteyen cariyelerinizi zinaya zorlamayın. Kim onları (zinaya) zorlarsa, şüphesiz Allah, zorlanmalarından sonra (0 cariyelere karşı) bağışlayıcı, esirgeyicidir. 24/33 Yukarıdaki ayet meallerinde görüldüğü gibi, İslam dininde köleliğin sona erdirilmesiyle ilgili çok önemli yaptırımlar vardır. Bir insanın dünyada en çok isteyeceği şeylerden bir tanesi, hürriyet ve ev bark sahibi olmasıdır. İslam dininde bunlarla ilgili sağlam esaslar getirilmiştir, köle ve cariyelerden salih olanların evlendirilmesi emredilmiştir. Ayrıca cariyelerin zinaya zorlanması yasaklanmış olup, zinadan uzak aile kadını olmalarına olanak sağlanmıştır. Köleliği kesin ortadan kaldıran bir husus olarak, kölelerle mukatebe akdi yapılması emredilmiştir. Bu mukatebe akdinin tek şartı, hürriyeti verilecek kölenin, kendisinde iyilik görünen bir kimse olmasıdır. Kölelik altında yaşamış olan ve kendisinden iyilik görünmeyen bir kimsenin hürriyete kavuşturulması, İslam toplumuna zararlı olacağından, köleliğin tasfiyesi olayında bu benimsenmemiştir. Bunun dışında kişi kendisinden hayır görünen bir kimse ise, hür olması için mukatebe akdi yapmak üzere müracaat etmesi yeterlidir. Kendisiyle yapılan mukatebe akdi, hürriyete kavuşma akdidir; bir hürriyet belgesidir. Bu akit hürriyete kavuşan köleye baş edemeyeceği mali yük getiren bir akitte değildir, tam tersi, toplumda tutunabilmesi için kendisine malen yardım edilmesi emredilmiştir. Zira, hiçbir maddi imkana sahip olmadan hür olması, kendisini köleliği arayacak hale getirebilir, bu mali yardım yapılmak suretiyle önlenmiştir. Ayrıca, kölelik müddeti içerisinde, köle sahibi, kölesine kısas kapsamına giren bir zarar verdiği zaman, kölenin affetmeyip kısas istemesi halinde, kölesine verdiği zarar kadar kendisine kısas uygulanır. Kısas gerektiren olaylarda, kısas hükmünün uygulamasında, Kur’an’da, efendi köle ayırımı yapılmamıştır. Kur’an’dan mealen: - Onda (Tevrat’ta) onlara: cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve yaralara karşılık kısas (ödeşme) yazdık. Kim bunu bağışlar (kısas hakkından vazgeçer)se o kendisi için kefaret olur. Ve kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte zâlimler onlardır. 5/45 Kur’an’da kısas konusunda şöyle denmiştir, mealen: - Ey akıl sâhipleri, kısasta sizin için hayat vardır, böylece korunursunuz. 2/179
  8. hanif74

    Kuran köleliği kaldırmıştır

    Çok saf adamlarsınız inanın!!! Onca ayet getirdim size!!! Hala göremiyorsunuz ayet leri!!! Ben daha ne yapayım size ? Çirkef lik sizin içinize sinmiş bence!! Yuuuhhh yani yaa...... Bu kadar önyargılı bir beyin yapısı , sadece ateist lere has birşey bence !! ............!!!!!!!!!!
  9. hanif74

    Kuran köleliği kaldırmıştır

    Sizin anlama güçlüğünüzü , anlayamıyorum Size sadece şu ayet le başbaşa kalın diyorum!!! araf.179. Andolsun, biz cinler ve insanlardan bir çogunu cehennem için yaratmisizdir. Onlarin kalpleri vardir, onlarla kavramazlar; gözleri vardir, onlarla görmezler; kulaklari vardir, onlarla isitmezler. Iste onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da saskindirlar. Iste asıl gafiller onlardir.
  10. hanif74

    Kuran köleliği kaldırmıştır

    Selamlar...
  11. hanif74

    Kuran köleliği kaldırmıştır

    İyi geceler...
  12. hanif74

    Kuran köleliği kaldırmıştır

    Haa bu arada ; Hanibal , işin içinden çıkamayıp sinirleniyorsun !!! Sonra da insanlara hakaret içeren kelimeler sarf ediyorsun!!! Adam ol önce!! Forum ortamının ne olduğunu iyi bilirim ! Çok forum platformunda bulundum!! Benim bildiğim üyeler bu tür hakaret içeren kelimeler sarf edemez !! Hele mod lara hiiç yakışmaz bu ezik kelimeler !! Seni esef le kınıyorum!!! Ha diyceksin ki , sende bana diyorsun !! Ama farkındaysan, ben sana ve kişliğine yönelik , böyle çocuk ca kelimeler sarf etmedim !! etmemde !!! Ama sen bu kelimeleri sarf ederek , banada hak doğurmuş oluyorsun !!! Sorunlar küfürleşerek çözülüyorsa eğer !!! Ben bunu çoook güzel yaparım yani ,emin ol !! ANLADIN ???? Hadi bakalım, iyi geceler genede sana !!!
×
×
  • Yeni Oluştur...