Jump to content
Ateistforum

anibal

Sadece Ateistler Grubu
  • İçerik sayısı

    18.391
  • Katılım

  • Son ziyaret

İletiler bölümüne anibal kullanıcısının eklediği dosyalar

  1. On 26.11.2020 at 15:49, akılsızşuursuzatom said:

    Öncelikle şunu belirtmekte fayda var. Kuran’da yakın akraba evliliğini insanlara emreden veya teşvik herhangi bir ayet yok. Fakat Ahzab 50 ayetinde peygamberin evlenebileceği kişiler sınırlandırılırken amca, hala, dayı, teyze kızlarıyla evlenebileceğini yazar. Yani insanlık için kuzenlerle evlenin veya evlenmeyin diye bir ayet yok. Fakat yasaklama gelmediği için evlenmenin dinen bir mahzuru da yok.

    Kuran akraba evliliğine özel bir teşvik yapmadığı halde bazı ateist sayfalarda “Kuran akraba evliliğini neden teşvik ediyor, genetik hastalıkları bilmiyor mu?” gibi asılsız yorumlar yapılıyor ve bu da bilgi azlığından dolayı bazı insanların kafasını karıştırıyor. O halde bu yazıda akraba evliliğinin risklerini ve yararlarını açıklayacağım, fakat burada Kuran’da böyle bir emir olduğu sanılmasın diye baştan anlattım.

    Yapılan araştırmalarda gösterilmiştir ki akraba olmayan bireylerin yaptığı evliliklerde genetik bir hastalık ortaya çıkma ihtimali % 2-3 arasıdır. Akraba evliliklerinde ise genetik hastalık çıkma ihtimali %4-6 arasındadır.(1, 2) Araştırmacılar bunun, gösterilmeye çalışıldığı gibi çok önemli bir risk artışı olmadığını söylüyor. Tabi bu rakamlar genel rakamlardır. Yoksa belirli bir genetik bozukluğu olduğu bilinen akrabalar evlenmeden önce taşıyıcı olup olmadıklarını genetik test ile kontrol ettirebilirler.

    Akraba dışı evlilikte doğan çocuklar daha kuvvetli ve daha zeki olabiliyor. Buna genetik dilinde melez azmanlığı (hibrit vigor) deniyor. Peygamberimiz de bir sözünde akraba dışı evlilik yapın ki çocuklarınız daha kuvvetli olsun demiştir.(3) Bunu bilmesi ne kadar ilginç değil mi?

     

    Akraba evliliğinde az miktardaki risk artışına karşın bazı yararları da var. Şöyle ki genetik terim olarak “Inbreeding” terimi akraba birleşmesi demektir. Eğer Inbreeding olmasa bugün yeryüzündeki insan ve hayvan ırkları oluşamayacaktı. Inbreeding sayesinde belirli bir insan topluluğu (populasyon) genetik havuzunu başkalaşmaktan ve değişimlerden koruyarak ırklar oluşmaktadır. Yani bugünkü ırk özelliklerini koruyan insanların kendilerine has görünümleri kapalı bir grupta çoğaldıkları için mümkün olabilmiştir. Bu da insanlar ve diğer canlılar arasında türün devamı için çok önemli olan genetik çeşitliliği sağlıyor. Eğer kapalı toplumlar olmasa gen havuzları kaynaşacak ve zaman içinde genetik havuz tektipleşecek. Doğa da bir türün genetik çeşitliliğini (Genetic variation) kaybedip tektipleşmesi ise tür için çok ciddi bir tehdittir.

    Akraba evliliğinin (Inbreeding) ikinci ve daha önemli faydası ise şudur. Akraba evliliği toplumdan zararlı genlerin uzaklaştırılmasını sağlıyor. Ömrünün son 40 yılını akraba evliliklerindeki genetik değişimleri araştırmaya adamış olan Dr. Alan H. Bittles 2012 yılında Cambridge Üniversitesi yayınlarında bu konuda bir kitap yayınladı ve kitabında akraba evliliğinin kısa vadede genetik hastalık riskini bir miktar artırmasına rağmen insanlık için yararlı olduğunu çünkü zararlı mutasyonları insanlıktan temizlediğini söylüyor. Araştırmacıya göre eğer akraba evliliğini yasaklarsanız zararlı mutasyonlar toplum içinde gizli (resesif) halde sürekli artacak ve uzun bir zamandan sonra artık bu genetik hastalıklar önlenemez boyutta kendini gösterecek. Bu da insanlık için hiç arzu edilmeyecek bir durumdur.(4) Akraba evliliğini şu anda yasaklamak kısa vadede genetik hastalık riskini azaltıp geçici bir rahatlama sağlasa da insanlığın geleceği, biriken resesif mutasyonlardan dolayı hiç te parlak olmayacak.

     

    Kısaca akraba evliliğini dinimiz emretmemiştir. Ama yasaklamamıştır da. İnsanlığın tercihi zaten her ikisini de dengelemekte. Genetik araştırmalar gösteriyor ki akraba evliliğinin yasaklanması ileride insanlığın başına büyük sorunlar açacak resesif mutasyonların birikmesiyle sonuçlanacaktır. Burada ben şöyle düşünüyorum, Kuran hiçbir konuda hata yapmıyor, bir insan yazması olsa o günün anlayışına göre bir şey söylerdi ve bugünün bilgisiyle çelişebilirdi ama bakıyoruz ki çok riskli konularda bile hiçbir falso yapmadan dosdoğru konuşmuş bir kitap. Aslında Kuran’ın en büyük mucizesi budur işte. Ateistler bir yerde çelişki var sanıyorlarsa o kısma tek gözle bakıyorlardır. Bunu her fırsatta gösterdim.

     

     

    Sen süzme bir salaksın. Bunları da nerenden uydurduğunda malum.

     

    Akraba evliliğinin yasaklanması, insan nüfusuna sadece fayda sağlar. Ve sen salağın bilmediği şey, aslolarak, akraba evliliğinin genlerimize kodlandığıdır. Velakin sizin din dediğiniz amsatanlık kurumu, kadınların seçme hakkını yok ettiği için, bu akraba evliliği belası başta kalmıştır. Akraba evliliği, kızın mal gibi, bir amcık olarak görüldüğü ve ele gitmesin dendiği toplumlara özgüdür. 

     

  2. On 05.12.2020 at 15:07, Kaz said:

    İyi de müslümanların kadın satmasını konuşmak için mi bu konuyu açtım ayrıca tantana yaptığımı düşünüyorsanız bunu ifade etmekte özgürsünüz.

     

    La havleeee...

     

    Bu mevzuların sebebini söylüyoruz işte, müslümanların am alıp satam hakkının ellerinden alınması. Nesini beğenmiyorsun?

  3. On 03.12.2020 at 22:00, Kaz said:

    Hala islam dairesinde olduğu için onun görüşünü çekemiyorlar, bunu tipik her şeye bidatçı yaklaşan müslüman davranışı olarak görüyorum geçmişten beri Türkiyede ne rezillik çıkıyorsa yine bu zihniyetten çıkıyor, müslüman üniversiteci zihniyet devlet paradigmasıyla uyuşmak zorundadır bu geçmişte de böyleydi nizamiye medreseleri batınilikle mücadele için kullanıldı o zamanlar saltanat vardı ve halkın itikadı taraftar bulmak için önemliydi o ülke için askere gidecek erkek nüfus demekti osmanlı iran arasındaki itikadi mücadele de eğitimle ilişkili, müslümanlarda eğitim demek ilim demek birincil olarak islamı tedris etmekle alakalı bir şey, halkın itikadının devletle uyumlu olması demokratik Türkiye cumhuriyetinde de oy demek olduğunu düşünüyorum çünkü bu zihniyet siyasi olarak birlik olmayı islamdan ayrı ve gayrı düşünemiyor dolayısıyla farklılıklar ana akımca dışlanıyor ve insanlar kamplaşıyor, umarım bu zihniyet aşılabilir.

     

    Geç bu tantanaları. Müslüman denen millet gönlünce am alıp am satamadığı için oluyor hep bunlar. 

     

    Cariyeler: Kadın Köleler ve Osmanlı Cariye Esir Pazarları - Düşünmek ve  Paylaşmak

  4. 52 minutes ago, acizlerdenbiri said:

    ben milyar insan içinden bir bireyim ve asmayı kesmeyi sevmiyor ve savunmuyorum.Tanıdığım bütün islam olanlarda öyle. 

     

    İstisnalar kaideyi bozmaz. 

     

    Ha, zaten böyle diyorsan, islamla işin ne senin? İslam amsatanlık ve vahşet dinidir, laf olsun diye değil, ciddi ciddi öyledir. 

     

    Senin şu Allah, kime piç diyor mesela, bir fikrin var mı? Senin şu allah, evlenemeyenlere sikmeleri (nikah) için cariye namıyla am alıp satmayı mübah kılmıyor mu? 

     

    Ha, bunları allah dediğiniz şey söylüyor, ben yazınca aynı kelimeleri türkçe olarak tu kaka oluyorum di mi? Git bak, kuranda bunlar aynen böyle geçer, "furucuhinne" "am" değil mi? "NKH - Nikah" sikmek değil mi?

     

     

  5. 3 hours ago, pica pica said:

    Bu soruma saçma demeden cevap verebilecek adam tanımıyorum ama soralım. Belki güzel bir tartışma çıkar. :D 

     

    Yaratıcı -adına istediğinizi deyin- nasıl var oldu? 

     

    Müslümanlar İhlas Suresiyle başımı ağrıtmayın lütfen. Yemezler. 

    Ateistler Biz onu yarattık demeyin. Bunu da yemem. 

     

    Sadece bu soru üzerine farklı çıkarımlar yapılabilir mi onu merak ediyorum. 

     

    Elbette evrimle...

  6. On 03.11.2020 at 01:26, Brad pit said:

     

    Sevgili Anibal, bana tanıştığım kadınların hepsi aile iş arkadaş herşeylerini anlatıyor.Ama maalesef beni arkadaş olarak görüyorlar,yani onları Anlamam ve Dinlemem yetmiyor.

     

    Daha ne yapmalıyım, ilgim olduğunu ve beni sevmesini nasıl sağlayacağım?

     

    Yani beni düşünmesini sağlamak ve benimle birlikte olması için ne yapmalıyım? 

     

    Teşekkür ederim. 

     

    Dokunmalısın. Onun gibi olduğunu düşünmeli, onu anlamalısın. Ama bu anlıyorum, sen gibiyim demekle olmaz, onun söyleyeceklerini sen söylemelisin bir nevi.

  7. On 03.11.2020 at 19:46, bilgivehis said:

     

    Yazdıklarımla alakasız, demogojiden ibaret saçma bir cevap. Zaten sizin gibilerin işin içinden çıkamayınca başvurduğu yöntemdir demogoji. Tecavüze uğrayan kadının hak etmediğini söyleyen sensin ama iş ordu mensubuna tecavüz olunca ahan da topluma mal ettin oluyor. Zaten tartışma kapasiten de yok, yaptığın hakaretler bunun kanıtı.

     

    Götünle mi düşünüyor, yazıyorsun sen? Ordu mensubu ne alaka? 

  8. 10 hours ago, Türk Ateist said:

     

    Bu bold yaptığım yere kadar yazdıklarına ben de katılıyorum, açıklamaların ve çıkarımların çok besleyici. Özellikle kadının neden evde kaldığı ve bununla birlikte kız çocukların hep bahsini ettiğimiz hayal kurma özelliğinin nasıl daha da geliştiği konusundaki kısım çok güzel.

     

    Ancak bold yaptığım yere pek katılamıyorum. Bu tip kadınlar elbette var, elimde bir istatistik olmadığı halde epeyi sayıda olduklarından da eminim ama örtünmenin o çağda kadın tarafından hızla ve şehvetle kabul görmesini sağlayacak kadar olduğunu da düşünmüyorum. Kızgın çöl ortamında bedeni, başı, yüzü örtmek yoluyla korunmak ve onunla doğru orantılı olarak ihtiyaç duyulan temiz, düzgün bir tene sahip olmak isteğinin daha genel ve anlaşılır bir gerekçe olduğunu düşünüyorum. 

     

    Elbette, fakat bu konulara dair sağlam istatistikler yok. Bir şey söylemek zor.

     

    Ama şu var, örtünme kavramı sadece çöllerde ortaya çıkmış bir kavram değil. Çöl olmayan yerlerde de mevcut. Ama bunun en yoğun göze çarptığı toplumlar hep kadının sofradaki yeri öküzden sonra gelen yerler.

     

    Benzer şekilde, eski mısırda baya baya çöl iken, kadınlar firavun olabilmekte ama örtünmemektedir. 

     

    Bu da, bize kadınların "aşağılandığı" toplumlarda, kadının bir tür gizlenme maksatlı bu yolu tercih ettiğine dair ciddi ipuçları sunuyor. 

     

    Şuna da dikkat edelim, islam dönemi arap toplumlarında, cariyelerin memeleri falan açık gezdikleri biliniyor. Oysa, cariyeler para eden şeyler ve güzelliklerini korumaları menfaat icabı. Bu da olaya daha farklı bakmayı gerektiriyor. Ömerin muhammede gelip yavar yakar kadınların örtünmesini çıkartması da olayı açıklıyor: kadınlar cariye sanılıp sarkılacak...

     

     

     

    10 hours ago, Türk Ateist said:

    Bunu belirtmekteki amacım da dini emir zannedilen ve uygulama haline gelmiş o o davranışların hemen hepsinin maddi temeli olduğunu vurgulamaktı. Dinler ve onlardaki uygulamalar, çıktığı dönemdeki toplumun ihtiyaçlarına göre şekil alır. Dini üreten insandır der dururuz, ancak pratiğini genellikle kaçırırız. Sanırız ki bir grup din adamı oturmuş yazmıştır, toplum da el mahkum ona uyar. Öyle değil. Olabilmesi de mümkün değil.

     

     

    Elbette, dindeki çok şey her durumda ilkel insan doğasında var olan şeyler. 

     

    10 hours ago, Türk Ateist said:

    Obezite sorunu olan kadınlar var. Onlar arasında, geçmişte uğradığı bir tecavüz, taciz veya istemeden maruz kaldığı seksüel ilişkinin/ilişkilerin neden olduğu travma veya travmalar dizisi nedeniyle kilo almış kadınlar da var. Kadın kilo aldıkça şişmanlıyor ve çekiciliğini kaybederek erkekleri kendisinden uzak tutuyor. Onun da kabuğu, bedenini kat kat kapladığı yağ, yani kilo oluyor.

     

    Demek istediğim haklısın, elbette kadınların bir kısmı erkeklerden saklanmak ve görünmez olmak isteyebiliyor ama bu kadınlar çoğunluğu oluşturmuyor. Yani bu kadınların oranı, kendi sahip olduğu erkekten ve seksten nefret eden, onu istemeyen ama aynı anda örtünerek kendini gizlemeyi tercih etmeyen kadınlardan çok daha azdır. Bugün olduğu gibi. (Seksten nefret eden, soğuk kadın yoktur, beceriksiz erkek vardır.)

     

    Bu toplumun durumuna göre değişiyor. Biraz eski, benim çocukluğum, küçüklüğüm toplumunu düşününce, bu kadınlar baya çoğunluktaydı. Ama bugün öyle kadınlar görece ciddi şekilde azaldı. Ama örneğin ABD toplumunda bunların görülme sıklığı bir hayli düşük. Belki tezat gibi görünecektir, fakat dans pistine çıkan kadınlar genelde o kafada olur, garip bir şekilde.

     

     

    10 hours ago, Türk Ateist said:

    Yoksa kadınların, anlaşılması güç pek çok davranışı var. Kocasına deli gibi bağlı, gözü ondan başkasını görmeyen kadın, bir başka kadını ayartıp kocasının koynuna sokuyor. Anlaşılır gibi değil...

    Çünkü kocası aslında onu istemiyor, sürekli gözü dışarıda, kendisini sürekli aldatıyor ama kadın ona rağmen onu terketmesin istiyor. Yöntemi de, kocasına kendi eliyle kadın bulup onu evde tutma, yanında kalmaya bu yöntemle ikna etme yolunda bulmuş. Kocası o durumda onunla iletişim kuruyor, mutlu oluyor ve kendince sevgi gösteriyor çünkü. Hatta onu ödüllendirmek için onunla yatıyor ve bu da kadını yaptığı şeye daha fazla motive ediyor. Ama asla aldatmıyor adamı.

     

    Bunlar anlaşılmaz değil. Ama anlaşılır olmaktan kasıt, biliniyor olmak tabi. Bu konu özelinde, kadının çok eşli doğasını hatırda tutmak faydalı olur sanıyorum. Ama bunun açıklaması o kadar basit değil. 

     

    Basitçe şu garip durumu söylemek isterim. Her kadın, istisnasız her kadın için, erkeğini aynı anda yatakta başka bir erkekle paylaşmak mümkün. Ama bu, öyle basit, her durumda olan bir şey değil. Eğer ilişki o yönde doğru koşullanırsa, bu noktaya gelecektir. Burada mevzu, tarafların yatakta alacakları zevki katlama mevzusu. Şöyle bir şey, kadının empati duygusu çok güçlü. Eh, diğer kadının aldığı zevki görmek ona da empati ile zevk verecektir. Bir diğer taraf, erkeğim ne güçlü diye iyi hissetmek falan falan.

     

    Şimdi bu örneği neden verdik, zira o hususlarda bu şekilde farklı insani mekanizmalar devreye giriyor. Zevk, zevkin çeşitlenmesi gibi gibi. Tabi, olay hep böyle zevk değil. Belki kimisi de kendini erkeğe yetersiz görüyor. Ama kadın erkeği safi tip, yeterlik falan olarak bağlanmadığı için, kaybetmemek üzere o işleri ayarlıyor da olabilir. 

     

    10 hours ago, Türk Ateist said:

    Bizzat tanık olduğum, bildiğim bir iletişim modeliydi bu. Bu modelin benzerine Güneydoğu'da daha sık rastlanır. Onlar bu kadın gibi eve değişik kadınlar getirip kocalarını memnun etmeye çalışmaz, ancak kocalarının kendi üslerine kuma getirmesine razı, hatta bundan memnun olur. Onların nedeni de artık nefret ettikleri ve dokunmak istemedikleri adamdan kurtulmak istemeleridir. Kuma gelince adam kadını geceleri rahat bırakacak, dokunmayacaktır çünkü. Bu kadın tipinin Arap aleminde de hatırı sayılır bir miktarda olabileceğini düşünüyorum. Azıcık rahat etmek için ikinci hatta üçüncü kadına seve seve rıza gösterir garibanlar. 

     

    Tabi bu durumda söz konusu. Ama bunlara sağlıklı demek faaln güç, zira altında yatan dinamik, kadının mutlak seçme hakkının igfal ediliyor olması. 

  9. 6 minutes ago, bilgivehis said:

     

    İç saldırı, diğer adıyla diktatörlük dış işgalde olduğu gibi yapılmaz, bireyle başlar, bireyler etkisizleştirilerek toplum üzerinde hakimiyet kurulur. Kadınlara, çocuklara tecavüz edilir, ordu, dernekler, basın, ülkenin etkin kurum ve kuruluşlarının başındaki etkin ve yetkin olanlar içeri atılır, işsiz bırakılır, öldürülür ve satın alınır. Bu birey etkisizleştirmesiyle toplumun dinamiği kırılır, böylece toplumun üzerinde hakimiyet kurulur.

    Kadınlara tecavüzü bireye indiren ve tecavüze uğrayan kadınların kötü yönetilmeyi hak etmediğini söyleyen anibal, birey ile ele geçirilen toplumu hak etti olarak göstermesiyle çelişmektedir. Tecavüze uğrayan kadınlar da bireydir, etkisiz bırakılan ordu komutanları da bireydir, çünkü dediğim gibi iç işgal bireyle yürütülür, kadınlar hak etmediyse diğer saldırıya uğrayan bireyler de hak etmemiştir, bu da toplum demektir, diğer deyişle hak etmeyen toplum demektir.

    Bu bireyle yürütülen operasyonun aslında bir işgal olduğunun halk farkına varabilirdi, tepki gösterebilirdi diyeceğiz ama bu defa da karşımıza din gibi tüm toplumu etkisi altına alan bir afyon çıkıyor. Bu afyonu ve birey operasyonu ciddiye alınmadan halk kötü yönetilmeyi hak etti diyemeyiz, zaten anibalin kendisi de birey hak etmemiştir diyerek aslında iddiasının yanlışlığını ortaya koymuştur.

     

    Dangalaklıkta çığur açmaya devam ediyorsun.

     

    Bak zavallı dangalak, eğer toplumsal boyutta tecavüz oluyorsa, birileri kapıları kırıp falan her önüne gelene tecavüz ediyorsa, işte buna toplumun hakettiği diyebilirsin. Eğer yönetim, kanun çıkarır, fetva okutur "Tutan tuttuğunu siksin" derse, o zaman bunu toplum ve yönetime atfedebilirsin.

     

    Ama senin o ufak, dangalak aklın, bireysel, münferit olayları toplummuş gibi göstermeye çıkıp, zırvalamanın dibini getiriyor haliyle. Her yönetimde, her idarede, birileri birilerine tecavüz eder, edecektir. Bunu toplumun ve yönetiminin mevzusu gibi gösteremezsin.

     

    Ama senin o ufak aklın bunu almayacak kadar dangalak di mi?

     

    Geri zekalı şapşal dangalak...

     

    Quote

     

    Genelleştirme Safsatası

    (Fallacy of Converse Accident)

    [A dicto secundum quid ad dictum simpliciter]

    Tanım: Özel durumlardan, özelliği olan istisnai haller için geçerli olan kurallardan genel ilkelere ve ifadelere sıçrama yanlışı.

     

     

     

  10. 20 hours ago, Brad pit said:

     

    Anibal selâmlar, nasılsın?

    Anibal orta uzun vade planlar yapan hanımlarla nasıl konuşmalıyız?

     

    Tanışma şeklimiz nasıl olmalı, sohnet sırasında lafı sürekli ona getirip onu dolaylı olarak övmeli miyim?

     

    Kendi uzun vade plânlarımdan mı bahsetmeliyim? 

     

    Senin sayende,hayalci bi kızla beraber oldum ve sen olmasan bu mümkün olmazdı. 

     

    Ama gerçekçi kadınlara nasıl yaklaşmalıyım? Teşekkür ederim 

     

    Salaksınız. Onu övünce elinize bir şey geçecek sanıyorsunuz, oysa tabiri caizse ancak götünü kaldırırsınız.

     

    Tabi bu aşağılayın demekte değil.

     

    Orta uzun vade plan yapan, kesin hayalperesttir, sende öyle yapmalı, gelecekte yaşamalısın. Pembe pancurlu evimiz olacak misali.

     

    Gerçekci olanları bugünde tutmalısın, gidelim demelisin, gideceğiz değil. Gelecek planı falan bahsetme, günlük olağan şeylerden konuş. Dedikodu iyidir genelde. Kıyafet, okul, corona falan falan. 

     

    Ama eminim erkeklerin hep yaptığı dangalaklığı yapacaksın, çok konuşacaksın. Ama asıl olan, dinlemen, anlaman. Car car konuşup durma, dinle, konuşmasına fırsat verip anladığını göstermek için konuş sadece.

     

     

  11. 1 hour ago, bilgivehis said:

     

    Yani sizin bakışınıza göre tecavüze uğrayan kadınlar, çocuklar hak etmiş oluyor.

    Yalnız değilsiniz, nasıl olsa görüşünüzü destekleyen dinler ve akp de aynı görüşte.

     

     

    Sana bunu diyen var mı geri zekalı? Zırvalamayı bir kes artık.

     

    Senin o salça beynin, öncelikle toplum ile bireyin başka şeyler olduğunu bir öğrenmeli. Bireylere olan bu gibi pislikler, toplumun hakettiği mevzunun yansıması, sonucudur. Toplumun boktan bir yönetimi hakediyor olması, bireylerin böyle pis işlere uğramasına elbette sebep verecektir. Fakat bu, bireyler bunu haketti demek değildir. Bunu anlamaktan aciz bir dangalaksın. 

  12. On 30.10.2020 at 22:22, Türk Ateist said:

     

    Anladım biraz...

    Ben de toplumların hak ettiği gibi yönetildiğini düşünüyorum. Potansiyel güç falan pek bir şey ifade etmez, onu ortaya çıkarıp kullanmadıktan sonra önemi kalmaz. Hani bizim oğlan çok zeki ama çalışmıyor demek gibi bir şey bu.

     

    Kadınların toplumları değiştirme hatta dönüştürme gücü vardır. Bir toplumu ele geçirmek istiyorsanız kadınlarını ele geçireceksiniz. Bu çok net.

    Şimdi kadın bunca güce sahip bir tür iken, İslam alemini nereye koyacağız? O kadar kadın toplaşıp bir karar alsa diyelim, İslam pisliğini bir gecede atar üstünden. Bunu yapamıyor, yapmıyor. Tek nedeni, erkeğin kadının doğasını istismar etmesi değil, ancak başlangıçta öyle olduğu açık. Dinin ortaya çıktığı dönemde kadınların örtünmesinin en önemli nedeni, çok kadınca, çok basit dinamiktir mesela.

    O çağda çölde ancak zengin kadınlar kumaş alabiliyor ve kum ve güneşten kendilerini örtünerek koruyabiliyor. Kumaş çok pahalı bir şey, ticaret zor, gelse bile alabilmek ancak zengine nasip oluyor. Zengin kadın kumdan da güneşten de korunduğu için eli yüzü daha bir pak-beyaz vs.

    O çağda kafasını yüzünü, vücudunu örtebilmek lüks bir şey, ancak üst sınıfın sahip olabildiği bir ayrıcalık. İslam'la birlikte bütün kadınlar bu anlamda eşitleniyor ve fakir bedevi kadın da artık kendini güneşten ve pislikten koruyabiliyor.

    Çok kadınca, çok masum bir istek ama nelere yol açtığı aşikar... Korkunç bir istismarlar dizisi başlıyor bildiğin gibi.

     

    Üstünden 1500 yıl geçti, ancak o rezil dini kurallar güçlü biçimde devam etti. Çok yavaş da olsa değişim başladı aslında.

    Ama hala korkunç, ve bu kadınlar, az önce söylediğimiz gibi doğalarından gelen müthiş bir güce sahipler. İsterlerse çıkarıp atarlar üstlerinden. Ama yapmıyorlar. Çünkü diğer yandan bu sefil dediğimiz dini sistem onlara konforlu bir alan da yarattı. Bir dolu hakları gaspedildi, ama aynı anda çalışmadan, uğraşmadan yaşayıp üreyebildiler. Düşünmelerine, sorumluluk almalarına ihtiyaç olmadı. Bunlar da gerçekler.

     

    Seninle geçmişte de benzer bir konuda tartışmıştık, hatırlıyorum. Beyni yıkanan, manipüle edilen bir toplumun irade kullanamayacağını, onun verdiği oyun gerçek oy olamayacağını düşünüyordun. Sanıyorum hala öyle düşünüyorsun.

    Ben de demiştim ki bu da açıkça irade kullanmaktır, tercihtir. İradenin, ancak ilerici ve modern motifler taşıdığında geçerli olduğunu düşünmek büyük yanılgı. Türk toplumun önemli bir kısmı AKP'ye oy veriyorsa eğer, iradesini açıkça bile isteye bu yönde kullanıyor demektir. Geri kalansa mücadelede başarısız olmuştur, bu da hazin gerçeğimizdir. Dolayısıyla evet, tam olarak hakettiğimiz gibi yönetiliyoruz. Atatürk'ün liderliğinde toplaşıp modern cumhuriyeti kuran, arı gibi çalışıp kendine yeten ve ihracat yapan toplum da onu hakediyordu. Şu anda aynı halk değil bu halk. Önemli bir bölümü ahlaksız, günlük yaşayan, kısa vadeli çıkarını kollayan insanlardan oluşuyor. Ben Türk toplumunun sorununun cehaletten önce ahlak olduğunu düşünüyorum. 

     

    Yoksa genel olarak bakarsak hiçbir toplum, hiçbir insan kötü yönetilmeyi, sefaleti, yoksulluğu, cahil kalmayı haketmez. Günahım kadar sevmediğim, iğrendiğim Arap toplumu için de bu böyle Türk için de. 

    Gel gör ki gerçekler böyle değil, özellikle de bu çağda kabaca da olsa doğru ve yanlışı, iyi ve kötüyü, zararlı ve yararlıyı ayırt etmek çok da zor değil. Sen sanıyor musun ki oy verenleri Tayyip'in ve saz arkadaşlarının ne olduğunu bilmiyor, olan bitenden haberi yok?

    Çocukları akın akın tecavüze uğrayan, dinci sapık hocalar tarafından karı koca badelenenler yine kendileri. Hiç sesleri çıkmıyor, şikayet etmiyorlar. Şu korkunç ekonomik kriz en çok onları vuruyor, ama devletten aldıkları ayda iki bin Lira yardım vs parası için kendini satıyor. 

    Hakediyoruz. 

    Benim kişi olarak vicdanım rahat. Küçücük bir hayatım var, o hayat içinde inandığım değerler için mücadele ettim, çok uğraştım. Olmadı. Oturur izlerim bu saatten sonra, yalnız kendi aileme, çocuğuma bakarım. Daha da yapacak bir şey yok artık.

     

     

    Genel olarak, altına imza atabileceğim bir yazı. Fakat, mevzunun şöyle bir gelişimi var ki, bunu anlamak faydalı olur.

     

    Şehirleşme ile birlikte, insanın başına yeni bir dert açılır: Ev. Evin temizliği falan gibi meseleler. Ama bu tabi yüzeysel bir tanım. Asıl mesele, tarım toplumuna geçmiş olmaktır. Bu, insana fayda mı, zarar mı getirmiştir, cidden bir muammadır. 

     

    Tarım toplumu ile, sürüler büyüdü, daha doğrusu, bir keç sürü bir arada yaşar hale geldi. Ama dahası işler de büyüdü. Evi temizlemek gibi şeyler yanında, ekmek, biçmek ve özellikle hayvan yetiştirmek, süt sağmak vs. vs. işleri çıktı. Ama bu sürülerin büyümesi ile buna birde, yemek pişirme olayı eklendi. Yani, aslında tarım toplumu insan üzerindeki iş yükünü artırmış oldu. Eskiden meyve sebze yerken, tahıl yemeye çıktık. Tahılı toplaman yetmiyor, öğütmen, pişirmen vs. bir sürü iş çıkıyor.

     

    Ama tarım toplumu bize, sürekli ve yeterli besin sağladı, bizde işte aldık gittik, taaa aya kadar. Eğer tarım toplumunun ilk dönemlerine bakarsanız, kadınların bir tanrıça gibi görüldüğünü görmeniz zor olmaz. Zira, "insan yaratmaktadır" kadın, bildiğin yaratıcıdır. 

     

    Şimdi, bu durum, herşeyden önce kalabalık sürüler getirdi. Artık, bir lider erkeğin tek başına o dişilere yetmesi imkansız hale geldi. Diğer yandan o iş yükü, kadınların eve hapsolmasına sebep oldu. Eminim kimse kadınlara evden çıkmayacaksınız demedi. O işleri yapmak ve evin görece çok daha güvenli ortamında barınmak için, kadınlar bunu kendileri seçti. Bence böyle, elimde somut bir kanıt yok, fakat bulgular, bunun böyle olduğuna emareler gösteriyor. 

     

    Neyse, şimdi o evlerde doğan kızlara bakarsan, oyun rahatlığı ve görece çok iyi bir hayat olduğunu çıkarabilirsin. Bu da hayalperestliği zorlmıştır büyük ihtimalle. Yani gerçekleri yaşamamak. Tabi hayal perest kızda, bugünkü beyaz atlı prens hayalinin karşılığı neyse o devirde, onu arzulamıştır, zira sürü lideri o. Fakat, hayaller elbette gerçeklere uymayacak ve kız evlilik (daha doğrusu doğurma, cinsellik) döneminde feci hayal kırıklıklarıyla karşılacaktır. Ki bu, malum devrin bedevi toplumunda dahi görülebilir bir olgudur. 

     

    Şimdi bu durumda kadınlar, erkekleri bir yük olarak görecek, kendini güvende hissedemeyecektir. İşte bu da, sağda solda bolca anlattığım, hengi erkekten ne alsam kardır diyen, seksten nefret eden (!?), hayalperest kadınlara yol açacaktır. Bu kadınlar, güvende olmak ister. Sert görünürler, suratlar falan asıktır, öyle gülmek eğlenmek falan bilmezler. Sonuçta, bunlar, bugün dahi iyice örtünmek isteyeceklerdir, çünkü erkeklerden saklanmak isterler. Gider rahibe olurlar, türban/pardesüye girerler falan falan. Yani, örtünme olayı, güneşten korunmaktan ziyade, kadının -güya- kendisini gizlemesi amacıyla alıp başını gitmiştir. Benzer davranışları, aynı tip kadınlarda bugünde görebiliyoruz. 

     

    Ha, bu kadınlar ise, amanda seksi reddediyor ya... O iş öyle değil işte. Bunlar, erkek olarak, kendini koruyacak, kabuk niyetine, malum yengecin üstüne geçirdiği salyangoz kabuğu niyetine erkek ararlar. Dikkat edin, ararlar. Yani içgüdüsel bir şey olarak, baya baya ararlar. İlk tanışmada yedi ceddinizi soroar soruşturur falan. Ama gene dikkat, erkek değil, kabuktur aradıkları. Velakin, üreme işi için o kabul pek kullanışlı değildir, o yüzden de kaslı, boylu poslu birini bulunca, şip şak gen transferini sağlarlar.

     

    Şimdi biz burada o kadınları topa tutmak için bunları yazmadık. Asıl mesele, o örtünmeye meraklı, kabuk arayan, erkeklerden nefret eden tiplerin, aldatmaya nasıl çok meyilli oldukları. İşte, büyük ihtimalle o deönemlerde bir şekilde böyle olan kadınlar, her şekilde erkeklerini, pardon kabuklarını aldattılar. Elbette bol bol da yakalandılar. Sonuçta, şartlarda müsait olunca, kadın eve "kapatıldı" bu kez. Ki, zaten o tip kadınlar için eve kapanmakta pek sıkıntı değil, sağlam bir diğer kabu nihayetinde. Ve sokağa çıkanları, örtünmeyenleri falan kınamaya başladılar,elbette. Zaten mendebur tiplerdir, içlerinde pek iyilik bulunmaz, dedikodusever olurlar. Sonuçta, olaylr o halden, bu hallere gelişip gelmiş sanki işte.

  13. 5 hours ago, bilgivehis said:

     

    Bugünkü yönetimi istemiyorsun, ben de istemiyorum, bizim gibi milyonlar da istemiyor, o halde sen-ben ve milyonlar hak etmiş mi oluyor?

     

    Evet. Ya embesilliğimizden, ya gayretsizliğimizden ya da ne bileyim güçsüzlüğümüzden, haketmiş oluyoruz. Bir sebepten bunu hakediyoruz ve aynen de öyle oluyor. 

     

     

    5 hours ago, bilgivehis said:

    İsteyen sürüler var diye istemeyen bu ülkenin yarısı hak etmiş mi oluyor?

     

    Elbette hak etmiş oluyor. Bunu anlamıyorsun bir türlü. Anladığın gün, en azından bir şeyler değişecek. Buralarda böyle mızıldanmakla, zaten bunu hakettiğinin farkında bile olmuyorsun.

     

    5 hours ago, bilgivehis said:

    Bu ülkede bu yönetime karşı mücadele edenlere halkın sahip çıkmadığını düşünürsek, bu toplum böyle yönetilmeyi hak ettiğini var sayabiliriz ama Atatürk bu halkın ne boktan olduğunu bildiği halde işgali hak ediyor demedi. Biz de Atatürk gibi düşünmeliyiz, bu halkın dönek, sakala göre tarak vurduğunu bildiğimiz halde bu yönetimi istemeyen diğer yarısının bir değer olduğunu, bir güç olduğunu hesaba katmalıyız, her şeye rağmen onları yok sayamayız.

     

    Onların değer olmasının zerre miskal ehemmiyeti yok. Bunu anlamaktan da acizsin. Gökten taş düşer, x milyar yıllık evrimin mükemmel sonucu demez, ne kadar dinozor varsa alayını yok eder, hak edip etmediklerine bakmadan. Doğa böyle bir şey, işte önce bunu anlaman gerekiyor.

     

    Atatürk zamanında, millet demiş, amanda yunan bizi yönetemez, olayı çözmüş. Ama bugün demiyor, böyle iyi diyor, böyle gidiyor. 

     

    5 hours ago, bilgivehis said:

    En azından kendi değerimize önem vermeliyiz, sürü içindeyiz diye boyun bükmemeliyiz. Hani mücadele edemiyorsak bile kendimize saygımız olmalı, böyle yönetilmeyi hak ediyoruz safsatasına aldanmamalıyız. İşte Atatürk her şeyden önce kadınlara bunu öğretti ama sen hak ediyoruz diyerek kendi değerinle bile çelişiyorsun maalesef. Neymiş potansiyel güç uyuyorsa güç değilmiş yanlışına kapılıyorsun. Oysa potansiyel güç adı üstünde, her an en büyük güç olmayacağını kimse garanti edemez. Örneğin bir hiç sayılan ve potansiyel güç olan kadınların Cumhuriyet ile birlikte potansiyel güç olmaktan çıkarak esas güç konumuna gelmesi gibi.

    Aydın birinin böyle yönetilmeyi hak ettiğini düşünmesi ve bana göre teslim olması gerçekten üzücü bir durum. 

    Bu mesajı beni güldüren senin kelimenle bitireyim. He Valla haketmiyoruz kardeşim.

     

    Kendine saygının falan kimsenin, en azından hayatın umrunda olduğunu mu sanıyorsun? Aydın biri olmak falan da aynı terane. Demek yeterince mücadele etmemiş, yeterince uğraşmamış vs. vs. haketmiş böyle yönetilmeyi.

     

    Bütün olay bu. Oradan öyle "amanda haketmedik biz bunları" diye ağlamanın kimseye faydası yok. Eğer haketmediğini düşünüyorsan, gidecek, mücadeleni nasıl ediliyorsa edip hakettiğin yönetimi bulacaksın, hepsi bu. Atatürk oturduğu yerden kazanmadı o itibarı. Adam çıkıp gitmese, Samsun'dan olaya başlamasa, mecliste baya baya yırtınarak, cehpede baya baya sürünerek savaşını vermese, kimse gelip gel sen yönet bizi der miydi? Oturduğu yerden ülkeyi kurtarabilir miydi?

     

    Valla hakettin böyle yönetilmeyi, beğenmiyor olman bu gerçeği değiştirmiyor. 

  14. On 29.10.2020 at 19:22, bilgivehis said:

     

    Bu valla kelimen beni illa güldürüyor:)

     

    Şimdi arkadaşımız şu iki görüşü savunduğunu söylüyor, birinci görüşü "Toplumlar hak ettiği gibi yönetilir" ikinci görüşü kendi belirlediği gücün mutlak güç olduğunu savunuyor, bunu da "Toplumlar üzerindeki güç" olarak belirliyor.

    Ben ise her ikisinin yanlış olduğunu ve aynı zamanda kendi yazdıklarıyla dahi çeliştiğini söylüyorum.

    Çelişkili tarafı şudur, hem toplumlar üzerindeki gücün asli güç olduğunu söylüyor hem kadının erkek üzerindeki gücünden bahsediyor. Yani ortada kadının erkek üzerindeki gücü gibi ciddi bir güç olduğunu söyleyen kendisi (ki bunu ben de onaylıyorum) ama diğer taraftan kadının gücünden bahsetmemiş gibi toplum üzerindeki gücü esas güç olarak göstermiş.

    Bu çelişkiye ben de şu cevabı veriyorum, her şey potansiyel güçtür, işte Atatürk'ün zaferi ortada.

    Toplumlar hak ettiği gibi yönetilir savunması ise koskoca bir aldatmaca. Hem toplumu din ile uyutacaksın, toplumun irade gücünü elinden alacaksın sonra da tayyip gibilerin sürüsü olunca işte öyle hak ettiler diyeceksin. Bir çocuk bile daha doğduğunda din ile afyonlanıyor, afyonlu çevre ortamında yetişiyor, bu çocuğun kötü yönetimi hak ettiğini söylemek gerçeği yansıtmıyor. Hani çocuğu bilinçlendirirsin, kendi karakterini kazanır ama buna rağmen kötü yönetimi tercih eder o zaman hak etti dersin ama ülke gerçekleri böyle değil.

     

     

    Hala boş tantana üzerinesin. Uyumasın o toplumda bir zahmet din ile. Sen yada falanca neden uyumuyor? 

     

    Eh, toplum uyumuş, yan gelip yatıp uyumak işine gelmiş, ama öyle boktan yönetilmeyi haketmiyor mu oluyor? 

     

    Bak bakalım Fransa'ya, ABD'ye falan. Bizde olanlara göre ufacık şeyler için nasıl sokaklara dökülüp kıyamet koparıyor millet. Böyle uyuyan toplum, böyle yönetilmeyecekte ne olacak?

     

    Toplum üzerinde mutlak güç falan yoktur. Sovyetlerde olduğu gibi, böyle bir güç inşa etmeye çıkanlarda, altında kalıp ezilmişlerdir. Toplumu yöneten güç, her zaman, buna dikkat et, her zaman toplumun kendisi olmuştur.

     

    Şimdi sen genen boş boş zırlarsın. Ya krallar neci falan diye. Git bak neymiş, gör kendin diyecemde, görmekten acz içinde olacaksın. Ama genede git bak, sana ödev olsun.

  15. 2 hours ago, bilgivehis said:

     

    Her ne kadar böyle gelmiş böyle gitmez desen de yorumunun geneline baktığımızda senin bakış açına göre "böyle gelmiş böyle gider" sonucu çıkar.

    Uyumdan bahsediyorsun, uyum üzerinde gücün etkisinden de bahsediyorsun, buraya kadar güzel ama uyumu belirleyenin salt güç olduğunu belirtmen kendinle dahi çelişkiye düştüğünün farkında değilsindir. Zira uyum üzerindeki güç sadece sizin bahsettiğiniz güç değildir, güç gibi görünmeyen her şey potansiyel güç olduğunu gözden kaçırmışsınız.

    Kadının erkek üzerindeki bağlayıcı etkisinden bahsetmiştin, binlerce yıldır itilen-kakılan kadının demek bir gücü varmış. Hem bu gücü söyleyen sizsiniz hem bu gücü küçümseyen ve diğer söylediklerinizle çelişen farklı bir gücü asli güç göstermişsiniz ve bunu da toplumlar hak ettiği gibi yönetilir yanlışıyla örneklendirmişsiniz.

    Bu yanlışa örnek verelim, bugünkü yönetim toplum için bir hak ise bugünküne zıt olan Atatürk dönemindeki yönetim için ne demeliyiz, sizin bakış açınıza göre Atatürk dönemi "reklam arası" çıkıyor. Ne diyorsunuz, Atatürk dönemi sizin bahsettiğiniz gücün arasından kayıvermiş bir kaçamak mıydı, sizin asli gücünüz karşısında bir balondan mı ibaretti?.

    Toplum hak ettiği gibi yönetilmesi için önce bilinçli toplum gerekir, toplumun bütün bilinç yollarını tıkayıp onları sürü yaptıktan sonra toplum hak ettiği gibi yönetilir demek bir yanıltmacadan ibarettir. Aynısını dinciler de yapıyor, daha çocuk doğar doğmaz din ile aşılanıyor, sana göre bu çocuk hak etmiştir.

     

    Başka türlüsü gitmez. Bunu bir türlü anlamadın gitti, kaç senedir. Sen insansın, bilnicin, ruhun falan filan yok, bir biyolojik makineden ibaretsin ve o makine nasıl işlemeye programlı ise genlerinde, öyle işleyecektir. 

     

    Binlerce yıldır itilen kakılan kadının gücü elbette var. Senin pek anlamadığın taraf, senin o itilip kakılma dediğin şeyin kadının o doğasında olanlar yüzünden yaşandığı. O doğayı istismar eden insanların ortaya çıkışı ve o doğayı reddetmelerinin sonucu olduğunu anlamış değilsin. Milattan az önce başlayan, şehirleşmenin getirdiği refah ortamında azan erkeklerin, kadınları ve doğalarını istismar etmesini, sanki kadın doğası böyle imişmiş gibi sayıklıyorsun.

     

    Bu öyle çıkmıyor işte. Senin anlayışının kıt olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor sadece. 

     

    Uyumu belirleyen salt güç falan değil, önce okuduğunu anlamasını öğren.

     

     

     

  16. 14 minutes ago, bilgivehis said:

     

    @Türk Ateist

    "Bu konuda yıllardır çokça yazdın ama bence en açıklamalı ve doğru olanı bu. Kadını da erkeği de değerlendirmişsin, özetin özeti olsa da gerçekten çok önemli ipuçları var. 

    Eline sağlık."

     

     

    Yanıldığınız bir nokta var, orada haktan bahsedilmiş, bahsedilen hak sanki bir tanrı yapısı gibi sonuca bağlanmış.

    Oysa hak dediğimiz şey evrim koşullarına bağlı olarak kendi şeklini, kendi değerini oluşturur.

    Dün hak olan bugün haksızlık olarak karşımıza çıkabilir, bugün hak olanın yarın hak olarak devam edeceğinin de garantisi yok.

    Orada hak olarak ifade edilen şey bir hak değil, sadece sürecin bir işleyiş biçimidir, her zaman evrilir, şekli değişir ama mutlak hak olarak kalmaz. Eğer sürecin işleyiş biçimini hak olarak görürsek tayyibin diktatörlüğü de karşımıza hak olarak çıkar. Oysa biz biliyoruz ki, tayyip diktatörlüğü bir ihtiyaç sonucu değil, yüz yıllık yürütülen bir sürüleştirme projesinin sonucudur.

    Olaya bu örnek ile baktığımızda ve evrim koşullarını hesaba kattığımızda günümüze kadar süregelen cins ilişkisini elbette değerlendirebilir ve belirli bir kategoriye oturtabiliriz ancak bunu mutlak hak olarak belirleyemeyiz, aksi halde dincilerden bir farkımız kalmaz.

     

    Pek öyle olmaz, en azından olmamış.

     

    Hak vs. zaten sanal, insan algısına dair kavramlar, bunu somut eksende tartışmak abesle iştigal.

     

    Bu noktaya ancak şöyle yaklaşabilirsin, hak, verilmiş olan bir şey. Yani, biz o hakkı, ötekine vermişiz, o yüzden o buna hak sahibi. 

     

    İşte biyolojide olaylar böyle gelişiyor. Genetiğimize, karşı tarafa o hakkı vermek olayı nakşediliyor. 

     

    Ha, bizde, güya, kendimizce, amanda o hakkı vermem, etmem, şey miyim ben falan diye salak laflar edip, kenimizi kandırıyoruz ki, senin dediğin şey bu.

     

    Tayyibin diktatörlüğü de bu açıdan bakınca bize hak zaten. Size kalırsa, amanda hayın ameriga onu başımıza getirmiştir mutlaka. Ama, onu tutup başımıza getiren aslen biz değil miyiz? Adam en son gene milletin yarısının oyunu almadı mı? Ve sen hiç duymadın mı:

     

    image.jpeg.02fa87f96c55e07032f32722c972a8bc.jpeg

     

     

    BU mutlak bir hak, çünkü o hakkı biz veriyoruz. Erkeğin çok eşliliği bir hak, zira onu kadınlar veriyor. Kadının boynuzu takması bir hak, zira o hakkı gene biz veriyoruz. Kadının seçici olması da bir hak, o yüzden iki güzel kız görünce yürüyüşümüz değişiyor.

     

    Senin anlamadığın bu. Siyasette bu böyle. Birisi sana bir şey yapıyorsa, ona o hakkı sen verdiğin için yapıyor. Hep dersiniz ya, amanda hayın ameriga... İşte o amerikada ona o hakkı bir şekilde verdiğiniz için o işleri yapıyor. 

     

    Hoş, doğada hak bazen alınır. Yani karşıdakinin vermesi kadük durumdur, asıl mesele, hak sahibinin hakkı almış olmasıdır. Bu da basittir: Güç hak doğurur, sağlar. Yani güçlü olanın "hakkı" vardır. Beğenmeyebiliriz, ama bu böyle. Ha, beğenmediğimiz için, mesela Lozan gibi anlaşmalar yapıyoruz, zorla hak almaktansa, zorla karşıyı razı edip ondan hakkı "alıyoruz" falan.

     

    Bu karışık bir mevzu. Fakat, asıl mevzu şu. 4.5 milyar yıllık evrimimizin bizi getirdiği bu noktayı inkar, nesli ancak zarara götürür. Bunu bilmek gerekiyor öncelikle. Evrim mükemmel olanı tercih etmez, sadece en uyumlu olanı öne çıkarır. Bugünkü halimizde bu. Bu gerçekler de, 10-15 bin nesilden önce değişmez, bunun bilincinde olarak bu ilişkilere yaklaşmak gerekiyor. Üreme en temel biyoloijk özelliğimiz, bunu şu şapşal akıl melekemizle falan düzenlemeye çıkmak, yeldeğirmenlerine savaş açmak başka bir şey olmaz. 

  17. 37 minutes ago, Türk Ateist said:

     

    Keşke herkes dediğin gibi eşekler gibi sadık kalsa ama işte pratik öyle değil Sevgili Latte. :)

     

    İnsan tam olarak monogam değil, ama yüzlerce yıldır koşulların buna zorladığı da açık. Erkek de tek eşli olunca daha rahat ediyor ama son yıllarda kadın aldatmaları artınca sorunun şekli de değişiyor.

     

    Evlilik hiç öyle garantisi olan bir şey değil. İki insanın, birbirine sadık kalarak uzun yıllar ilişkiyi sürdürmesi hem mümkün hem de bazı insanlar için zor. İlişki bu nihayetinde... Birbirlerine olan ilgileri azalabiliyor ya da aslında ilişki bitmiş oluyor da kabul etmek istemiyorlar vb o kadar çok faktör var ki. Ayrılmak külfetli görününce de başka denizlere yelken açmaya başlamak pek uzak ihtimal gibi durmuyor.

    Zor bu işler. Yani dediğin gibi kadına kör kütük aşık, onu mutlu etmekten başka amacı olmayan erkekler belki ideal ama kadının da o aşkı kötüye kullanmaması veya en azından canlı tutmak için çaba göstermesi lazım. Bunlar kendiliğinden, içten gelerek devam edince sorun olmuyor zaten.

     

    Erkek de kadın da çeşit çeşit işte... İlişkinin bir formülü de yok, her ilişkinin dinamiği kendine özgü. 

     

    Genetiğin bize anlattığı şey, tarihte aldatmanın hep aynı sürüp geldiği. 

     

     

  18. On 23.10.2020 at 22:31, Türk Ateist said:

     

    Seçen kadındır elbette. Erkek aşık olur, sever ve gerisini pek düşünmeden dalar. Ben kadınım, ama erkeğin bu ilişki/evlilik eksenindeki yerini çok daha nahif, masum bulurum. Hesap kitap yapmaz, dalar aşkın içine, evlenir gider. Kadının kırk bin tane hesabı vardır. Bu hesap durumu hinlik, pislik gibi algılanmasın tabii.

     

    Bu tanımlar çoğu zaman eksik ve/veya yanlış anlaşılıyor. "Kadın, erkek gibi aşık olmaz, bağlanır" ve "Kadın seçer, erkek seçemez" tanımlarının aslında doğru şekilde anlaşılması lazım.

     

    Kadın seçer, kadın istemeden asla olmaz vs vs. Hepsi tamam.

    Ancak bu iki cins birlikte evrildi ve seçtiği erkek tarafından tercih edilmesi için onun da birtakım özelliklerinin olması gerekti. Yani sen iyi hikaye anlatıcısın, iyi dans ediyorsun, iyi avlanıyorsun, etkileyici sesler çıkarıyorsun ama benim de sendeki bu özellikleri görecek o farkı doğru analiz edecek birtakım özelliklere sahip olmam lazım. Demek istediğim, erkek de seçiyor aslında. Kriterleri farklı sadece, kadınınki gibi kompleks değil. Aşık oluşunun geri planında bile farkında olmadığı birtakım kriterler var.

     

    Yani kadın seçer, ister ama seçip istediği erkek de onu isteyecek, kabul edecek anlamına gelmez bu. 

    Bu arada Boltzmann Dağılımı nedir, bilmiyorum ama tespit kesin olarak doğru. Erkeklerin çoğu miskin, perişan, ezik vb. Bilim burada da yanılmıyor doğal olarak. 

    Kadınları da göreceğiz... Artık daha fazla eğitim alıyor ve çalışıyorlar. Eğitim almamışı da artık çalışıyor ve bu çok şeyi değiştiriyor. Şu çağa kadar aman da erkek egemen sistem, dinlerin etkisi, gelenekler vs vs deyip durduk, ancak bunların artık pek karşılığı olmayacak. Kadın cinayetlerinin artmasının bile bu faktörlerle direkt ilişkisi yok ama konuyu cinsiyetlere ve güne kadar gelmiş ezberlere takılmadan tartışabilmek şu ortamda zor. 

     

    Senin verdiğin bir örnek var, balayına giden çiftin erkeğinin oracıkta kızı aldatması.

     

    İşte, gördüğün gibi erkeğin seçme olayı bu. Kızın gideri varsa, götürülebiliyorsa, götürür. Erkeğin biyolojisi buna programlı. Ama kadının ki böyle değil. Siyah beyaz olay yok, hep derim. Kadın, biraz farklı bir şekilde, tek erkek ve ona bağlı kalmaya programlı. 

     

    Ama bu program gene yanlış anlaşılır. Yani, kadın seçti, tamam dedi, oldu bitti, ondan sonra öyle bağlanıp kalmaz. Kadını bağlayan erkekteki bir şeylerdir. Erkeğin o şeyleri canlı tutması gerekir. 

     

    Şimdi olaya önce şöyle bakalım. O balayına giden kız, oğlanı aldatır mıydı? İşte bu sorunun cevabı mevzunun kilit taşı. 

     

    O kız, o erkeği çok çok daha kolayca ve usturuplu aldatabilir, oğlana da hovardasının çocuğunu büyüttürebilirdi. Ama bu olay, kadının, erkekteki gibi bir "çok eşli" doğasının olmasından kaynaklanmaz. Bu noktayı anlamak biraz zor. 

     

    Kadın, seks (üreme) en başta olmak üzere, bir takım ihtiyaçları olan bir canlı. Ama sermayesi sınırlı. Şöyle bakın, bir kadın ömrü boyunca taş çatlasın 40 çocuk yapabilir. Pratikte bu 5-10 ile sınırlanır. Ama erkek, binlerce çocuğa sahip olabilir, az sağlığına dikkat etmesi ve iyi beslenmesi kafidir. 

     

    Şimdi son cümleye dikkat, iyi üreyen bir erkek, iyi beslenen erkektir. Aç adamın kuşu pek kalkmaz. İşte o yüzden kadınlar erkekleri beslemeye programlıdır. Fakat, şu var, bu besleme işi falan ciddi zaman kaybıdır. 

     

    İşte bu noktayı anlamak lazım. Eğer, bu zahmeti çekmek, o zaman kaybını yaşamak istemiyorsa kadın, işi kolaya getirir. Unutmayın, kadının üreme dürtüsü çok kuvvetli. Yani, gider, balayında başkasına çocuğu koydurtur kendine. 

     

    İyi de, bu kadınlar aldatır demek mi? Öncelikle olay, yukarda söylediğimizden biraz daha karışık. Kadın, neden erkeği beslemeyi zahmet ve zaman kaybı görsün? Evet, olay sadece buna indirgenecek basitlikte değil. Ama uzatmamak için bu noktadan gidelim. Öncelikle kadın üremek istiyor, delicesine, ki bunun içgüdüsel karşılığı yatmaktır. Ama bunun için sağlam erkek bulması lazım. Ve o erkeği de beslemeli falan ki o erkek vazifesini düzgünce yapsın. 

     

    Ama ya sağlamını bulamazsa? Kızın ömür gidiyor, gençlik gidiyor, doğurganlık gidiyor. Kaybedecek zaman yok. Şöyle bakınca, ne bileyim, ezik olup kolay idare edilecek olanı, kaslı olup iyi koyar denecek olanı, serserinin teki olup kıza askıntı olmayacak olanı falan kullanır, içindeki üreme güdüsünü ki bu güdünün aksedişi seks yap şeklindedir, tatmin eder. 

     

    Bundan çıkacak sonuç, kadın kendince sağlam erkeği bulamamış, seçememişse, çok zaman oturup beklemez, işini görecek birini bulur. Genelde kızlar, o durumda aptalca evlenmeye falan gider. Zira bu süreçler içgüdüseldir, kız bu süreci düşünerek ilerletmez. Seksini meşru kılmak için evlilik, sevgilicilik falan oynamaya çıkar, kendi başını çok zaman yakar. 

     

    Tabi bu halde o kadar basit değil. Kadınların o erkeği besle güdüsü, aslen erkeği "iş gören erkek" yap güdüsü olarak aksediyor hayata. Bu yüzden kadınlar, erkeği "adam" etme potansiyelini taşıyorlar. Bunu da cidden yaparlar hem, emin olun. Hani, teşbih sadece ama, oturun Lucifer izleyin. Bir kadının koskoca şeytanı nasıl adam ettiğini görün. 

     

    İşte, bu erkeği adam etme güdüsü de, kızın ben bu hıyardan kendime bir adam yaparım kafasına girip, başını yakmasına katkıda bulunuyor. 

     

    Ama, kadın doğru erkeği seçmişse, yani erkek onun için sağlam olan erkekse, işte o zaman kadın tek eşli moda döner. Yani, başkası aklında bile geçmez.

     

    Fakat kötü haber şu ki, mutlak sağlam erkek, sürü lideridir. Velakin devrimizde ne sürü var, ne öyle mutlak sürü lideri. Yani, teknik olarak hiç bir erkek, ideal sağlam erkek değil. 

     

    Ancak erkekler olarak elimizde kullanabileceğimiz bir şeyler var: Kadının o zaman kaybından kurtulma güdüsü, erkeği adam etme güdüsünü falan istismar etmek. Kadın, mutlak sürü liderini hiç göremediği için, ötekileri düşünecek (güdüsel olarak). Eğer siz kadına, ben sana olurum intibası verirseniz, o kadın erkek olarak sizi tercih etmiş olacaktır. Ama ötesini getirmeniz lazım, kadın idare etsin olarak sizi seçti, onu bir nevi istismar edip, kendinizle uğraştırmanız lazım. Sizi beslemeli falan filan. Bu arada, iyi erkek olmalısınız, bu yatakta iyi, anlayışlı falan filan gibi şeyler. Ki, kadın sizi daha adam etmek için güdülensin. Ve o halde, kadın başka bir erkeğe falan bakmaz, aklına gelmez. Zira üreme güdüleri de tatmin olmuş, erkekle uğraşma güdüleri de yoluna girmiş haldedir. 

     

    Kadın tarafından konu böyle olur. Peki erkek tarafından? 

     

    Erkek, her daim çok eşli, bu kaçınılmaz maalesef. Aşık olması dahi bunu pek değiştirmez. Fakat, kadın, işte o "erkeği daha çok adam etme" olayını bu noktada başarırsa, erkek sadece o kadını düşünür olur. Tabi mevzuyu özet geçiyoruz, erkek doğasına ters şekilde tek eşli olmuş olur.

     

    Şimdi şu balayındaki çifte bakalım. Onları anlamak vs. için, şunu gene hatırlamak gerekiyor: Kadınlar sürü liderini ideal erkek olarak görürler. Yani, mutlak seçilecek erkek sürü lideridir. Şimdi, zurnanın zırt dediği yere geldik. Bir sürü var, onun bir lideri erkek ve voila: bir sürü dolusu kadın. Şimdi, bu otomatikman, sürü lideri erkeğin elinin altında tonla kadın olacağı demek, bu da o kadınların rekabete girmesi gerekmesi demek. Kadınlar bunu iki şekilde sağlar. Birisi daah güzel olup, seçilmeyi garantilemeye çalışarak. Elbiseler, makyaj, kırıtırak yürümeler falan filan. Seçilmeden sonrasını ise, erkeği etkileyerek, iyi hissettirerek yaparlar. Bu da erkekte bir tür bağımlılık oluşturur, o kadını ister sadece oluverir. 

     

    Yani, kadınlar erkeklerin buglarını bularak ya da cinsel seleksiyonla erkekte bug üretip, onu kullanırlar. Bunu iki şekilde yaparlar. Birisi, erkeği güzelce beslemektir. Boş laf değildir: erkeğin kalbine giden yol midesinden geçer. Aynı zamanda erkeğin kılığını kıyafetini düzeltirler falan. Bu davranış erkeğin toplumdaki itibarını artırır, erkeği daha iyi hissettirir.

     

    İkinci durum ise, azıcık bel altı konuşmayı gerektiriyor. İkinci yol, kadının yatakta erkeğe tanrı gibi hissettirmesi gibi bir şeydir. Kadın orgazmdan orgazma koşarken, erkeği de tetikler, onun kanını iliğini kurutana kadar, kendini becermesini sağlar. Orgazm olurken inler, erkek zevk alır, kendini güçlü hisseder. Kadın orgazm olurken gözleri kayar, bembeyaz olur, titrer. Erkeğin vurduğu av, aynı bu sonucu gösterir, gözleri kayar, titrer yani can çekişir. Basitçe kadın bu davranışla erkeğin avcı güdüsünü tatmin eder, bu da ona seks hormonlarının yanında daha çok hormon salgılatır. Bilhassa orgazm olurken kadının daha güzelleşmesi, erkeği onu daha çok arzulamaya götürür, memeler dikleşir, gözler, yanaklar falan güzelleşir. Sonuçta kadın, erkeği seks yoluyla çok ciddi bağlar. Zaten erkeği beslemiş, onu güçlendirmiş, sabaha kadar onu kullanır, yorar, zevk sunar, hem işini gördürür, hemde onu iyice kendine bağlar. Sabah kalkınca, erkekten o kadar şey almış olmasına rağmen "verdim" der gerçi, o başka mesele.

     

    İşte o balayındaki çiftin olayı bu. Eğer kız, oteldeki açık büfeye gitmektense, kendi eliyle kocasını beslemiş olsaydı, kocasıyla balayını orgazmdan orgazma koşarak geçirmiş olsaydı, kimsenin aldatmak gibi bir hali de emin olun olmazdı. Adamın aklı, düşürülecek kız var mı deği, akşam olsa da, gene öyle bir sabah etsekte kalırdı. 

     

    Kısaca, çok uzaydan bakışla kız erkek mevzusunun özetini böyle çıkarabiliriz. Aldtamda olay her iki tarafın üzerindedir. Erkek adam olacak, kızı özellikle yatakta ama hayatta da tatmin edecek. Kadın da erkeği büyütecek, güçlü hissettirecek, başarılı hissettirecek, besleyecek vs. vs. Böylece erkeği istismar edip çok eşli hakkını gasp ederek kendine bağlayacak. Velakin, birilerinin hakkı gasp edilmiş olsada, birileri sanki sömürülüyor gibi olsa da, her iki taraf mesut ve bahtiyar olacak. Olay böyle bir şey işte. 

     

     

  19. On 26.10.2020 at 01:46, Aspie said:

    Ekmek yemegi 1 hafta kesip onun yerine yulaf ezmesi yedim ama yine de gucum baya dustu. Spor salonunda zorlandim ve ayrica sindirim problemleri yasadim. Kendimi hasta hissettim. Tekrar ekmek yemeye basladigimda ise gucum tekrar yerine geldi. Bunun nedeni ne olabilir acaba?

     

    Kirmizi eti surekli tuketemiyorum cunku bayiyor bir sure sonra. Peki o zaman nasil beslenecegiz ki? Ekmek veya yulaf ezmesi gibi seyler yemeyeceksem, karbonhidrat alimini nereden saglayacagim?

     

    Vücudunun karbonhidrata ihtiyacı var.

     

    Ama senin asıl meselen, beslenmenin çoğunu ekmekle yapıyor olman. Öğünde bir dilimden fazla ekmek yememen lazım, aslen.

     

    Peki yersen ölür müsün falan? Eğer öyle yaparsan, yani çok ekmek yersen, o zaman gene bir şey olmaz. Velakin, bunu yıllarca sürdürürsen, giderek embesilleşirsin, sağlığında aslen kötüler. Tamam çölyak hastası falansan hemen etki görürsün, bu başka.

     

    Bu mevzuda en anlaşılmayan şey, ekmek yiyenlerin gıdalarının çoğunun ekmekten oluşuyor olması. Doğrusu, o kadar ekmek yerine marul yeseniz gene iyi olmaz. Önemli olan "dengeli beslenmek". Bu da, mideni ekmekle doldurma demek oluyor. 

     

    Ha, karbonhidrat meselen için meyveler, bilhassa kuru meyveler tavsiye edebiliriz. 

     

    Gene ha, öğün sayını artır. Günde üç öğün tıka basa yemektense, 6-7 öğüne çıkar, az ama kuvvetli ye, yani az ekmek ye.

     

     

  20. On 17.10.2020 at 14:03, Türk Ateist said:

     

    İyi de erkekler iyi seçemiyor ama kadınlar seçiyor diyen biri var mı ki?

    Erkek kadındaki aksaklıkları nasıl göremiyorsa kadın da erkektekini göremiyor. Kadın ne kadarsa erkek de o kadar işte...

    Ancak kadın, erkeğe daha kolay angaje olabilen, uyum gösteren bir cins olduğu için erkeğe azıcık daha fazla görev düşüyor diyebiliriz. Ancak bu, kadına sorumluluk yüklemekten kaçınmak gibi bir hatayı da beraberinde getirme ihtimali bulunan bir düşünce, ateist erkekler bu hataya sıklıkla düşerler.

     

    Neticede İslam alemi de dahil olmak üzere dünyada çok şey değişti, değişmeye de devam edecek. Bu seksüel aşırılıklar diyebileceğimiz davranışlardan biri ve bence ilki, kadının artık erkeğe çok da muhtaç olmadığını anlaması, az veya çok para kazanabildiğini görmesi.

     

    Bir sorun da ortalıkta gerçekten doğru düzgün diyebileceğimiz erkek oranının pek az olması. Çoğu döküntü, hal böyle olunca aldatmalar da artar para avcısı dediğiniz türdeki kadın sayısı da.

    Aklı başında, erkek olabilmiş bir adamın ne parasını yiyebilirsiniz ne de onu seksle terbiye edebilirsiniz. O yüzden erkek olabilmek her bakımdan önce size lazım...

     

     

     

    İyide, erkek seçemez, böyle bir olayı yok erkek biyolojisinin.

     

    Aşık olmak, seçmek değildir. Erkek aşık olur kadının tersine. Ama kadın seçer, seçmesini bilir, fakat aşık olmaz. Ha, kadın seçme kabiliyetini düzgün kullanabilir mi, bu başka tartışma.

     

    Boltzmann sabitini hemen herkes bilir, bilir di mi? Ama çok kimse boltzmann dağılımını bilmez. Fakat, hayat, bu işler falan o dağılıma uyar. Git bak, kapitalizm veya sosyalizm farketmez, gelir düzeyinin dağılımı. Aynı şekilde, doğru dürüst erkeklerin, erkekler arasında dağılımı falan. Fiziksel özellikler dışında, sanki fizik kanununa uyar gibi toplumlar bu dağılım modeline uyarak şekillenir. 

     

    Yani, bilim diyor ki, erkeklerin çoğu, fakir, miskin, ezik, perişan erkekler olacak. Bu kaçınılmaz görünüyor, maalesef.

  21. On 16.10.2020 at 09:39, RadikalKemalist said:

    1066823978.jpg

     

    Olayı doğru görüyorsunuz, ama vaziyeti kavrayamıyorsunuz.

     

    Kadının düşünmesine, etmesine fırsat vermemen lazım, bunu önce anla. Gider sorarsan, benimle çıkar mısın diye, kadını düşünmek zorunda bırakırsın ki, onlar bunu hiç sevmez, irrite olur. Ondan sonra tabi ki çıkmaz senle. 

     

    Ama çık benimle dersen, domine etmiş olursun, düşünme gereğini koymamış olursun, kız da tabi olur, olaylar gelişir. 

     

    Bunu cidden anlayabilirseniz, olayın çoğunu halledersiniz. Ama çıkması demek, kalması demek değildir, bunu da unutmayın.

×
×
  • Yeni Oluştur...