Jump to content

Tengiz

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    789
  • Katılım

  • Son ziyaret

Topluluk Puanı

0 Neutral

1 Takipçi

Tengiz Hakkında

  • Derece
    Advanced Member

Güncel Profil Ziyaretleri

1.181 profil görüntüleme
  1. Tengiz

    Sizin Cennet Hayaliniz Nasıl?

    Kur'anda anlatılanla aynı. Dereden şarap aksın, rakı aksın. Manzara güzel, yeşillik mis gibi. Hastalıktı, geçimdi, ölümdü gibi dertler yok. Bir de sevdiğim telden bir şarkı çalarsa işte bana cennet.
  2. Tengiz

    Diyet Programım

    Öncelikle söyleyeyim, diyetisyen falan değilim. Sporla uğraştığım için kilo benim için önemli. Normalde boyuma oranla 4-5 kilo daha azım yani kilolu bir insan da değilim ancak kilo vermeye karar verdim. 70'e kadar düşmeyi düşünüyorum. Her neyse Kendime bir diyet programı çıkardım ama öyle "lahana, tavuk, brokoli" şeklinde değil. İlk günler günde 500 gr kadar verdim. İlerleyen günlerde yoğunluk sebebiyle programa sadık olamadığım zamanlar da oldu ama neticede 2 haftada 5 kilo kadar verdim. Bu başlığı oluşturma amacım hem bu konuda tecrübeli arkadaşlardan bilgi almak hem de nasıl kilo verilir merak edenler olursa bilgilendirmek. -Öncelikle uzun zamandan beri şeker ve ekmek kullanmıyorum. Eskiden kiloluydum ve şeker ile ekmeği kesmeden kilo veremedim. O zaman da spor yapıyordum ama şeker ve ekmek kesilmeden sağlıklı kiloma gelemedim. Yanı sıra börek, simit, pasta, hamburger, kurabiye... vs. hepsi buna dahil. -Bir süre önce çok fazla meyve tüketiyordum. Bunlarda mandalina, portakal nevinden şekerli meyveler olunca kilo yaptı. Bu tür meyveleri miktarınca tüketiyorum. 1 tane 2 tane en fazla. -Meşhur bir "akşam 6'dan sonra yeme!" kuralı vardır. Ben sabaha kadar ayakta olduğum için pek mümkün değil o yüzden en son akşam 9 gibi yiyorum. Gecede çok acıkınca bir kase yoğurt, o kadar. Günde, en az 4 saat aralıklar iki öğün yiyorum. Yani uyandım ve yedim, 4-5 saat sonra -spordan sonra- bir daha yedim ve bitti. Yediğim porsiyonlar ise normal ve az arası diyebilirim. Tek ekstrası gece yediğim bir kase yoğurt. Açlık bastırdığında birazcık elma sirkesi yudumluyorum suyla karışık ve açlık hissini alıyor. Genelde bunu sabah kahvaltıdan önce veya sonra yapıyorlar ama sabahları uyuyor olduğum için ben kendime göre uyarladım. Böylece oruç benzeri bir diyet programım var ve bu sanırım "16 hours fasting" benzeri programlara benziyor. Ben 4-5 saat aralıklarla yediğim için yemediğim süreç 20 veya 19 saati buluyor. Çok sağlıksız gözükebilir böyle deyince ama etkileri öyle değil. Kendimi çok daha dinç hissediyorum, performansım arttı. Aç olduğum zamanlar öyle halsiz, bitkin falan da değilim. Bu diyet programı ile kendimi çok daha sağlıklı hissediyorum ve hızlıca da kilo veriyorum. Tabi kasta veriyorum ama bir müddet programı devam ettirip define olduktan sonra yoğunluğu kas olarak kaybedilenleri geri almak niyetindeyim.
  3. Tengiz

    Elmas şınavı(diamond push up) normal şınavdan neden daha zor?

    Arka kola daha çok yükleniyor. Normal şınavda omuzlar, kanatlar, kol hep birlikte vücudu kaldırırken elmasta arka kola düşen yük daha da biniyor. Normalde tek çekişte 60 şınavı nizami rahat geçerim ama elmasta muhtemelen 30 gibi tıkanırım. Çok fazla elmas şınavda çekmene gerek yok doğrusu. Göğüs ve arka kol için güzel, yardımcı bir hareket.
  4. Tengiz

    Türkçe güzel bir dil mi?

    Her dil güzeldir. Çirkin ya da güzel diller olmaz bana kalırsa zengin ve fakir dillerde yoktur. Türkçe'de elbette insanlığın dil hazinesinin güzel bir nakışı. Türkçemizle ilgili en büyük problemimiz nüans sorunu. Bir kelime çok anlama gelebiliyor ve nüanslar yok oluyor. Eve gelmek, anlama gelmek, yola gelmek, işine gelmek, akla gelmek, ele avuca gelmek, disipline gelmek... Mesala İngilizce'de nüanslar var ve yerli yerinde. Bizim bir nüans sorunumuz var bunun da sebebi Türkçe'den ziyade bizim dil fakirliğimiz. Dil haznemiz zengin değil. Eskiden kullanılan dili "Farsça, Arapça ağırlıklı" diye beğenmiyoruz, hoş kimsenin onu anlayacak entelektüel birikimi de yok, günümüz Türkçesinde nüansları karşılayacak sözcükler de TDK uydurması olduğu için dilimize oturmuyor. Bana kalırsa bu çıkmazdan kurtulmanın tek çaresi eski dili BİR NEBZE de olsa canlandırmak. Bilim terimlerine girmeyeceğim onlar zaten uluslararası terimler, dünyanın her yerinde aynı. Bizim Türkçe'nin kara cahillerinin işi gücü yoktur oturur teknoloji, bilim terimlerini Türkçe'ye çevirirler. Ne olacakmış? Yazıcıya printer dersek Türkçe elden gidecekmiş.
  5. Tengiz

    Sağlıklı Beslenme

    Birincisi kesinlikle abur cuburu hayatından çıkaracaksın. Marketten aldığın çikolatadan tut, hamburgere kadar her şeyi. İkincisi şekeri unut. Eğer şekersiz çay kahve içemiyorsan eczanelerde satılan şekerlendiriciler var, onlarla idare et bir süre sonra onu da bırak. Zaten şekersize alışınca mutlu olursun. Şekeri bırakmakta zorlanıyorsan meyve dahil şekerli hiçbir şeyi 1 hafta veya 1 ay tüketmemeni öneririm. Bir yerden sonra vücudun artık hiç şeker istemiyor. Üçüncüsü ekmeği bırak. Ne var bizim ekmeğin içinde bilmiyorum ama bir sıkıntı var o ekmekte. Kahvaltıda da mümkünse mısır ekmeği olur, bulabilirsen tahıl ekmeği olur o da az miktarda. Poğaça ve simiti hayatından çıkar. Akşam 6, eğer çok geç yatıyorsan en fazla 8'den sonra yemek yeme. Çok acıkırsan suya biraz elma sirkesi karıştır iç. Yanı sıra mümkünse yerel üreticileri araştır. Yoğurdunu, sütünü güvendiğin köylüden almanı öneririm. Ben markette satılan yoğurda yoğurt demiyorum. Güzel sütünü al köylüden, yoğurdunu kendin yap.
  6. Tengiz

    Bir Tanrı'nın Olduğunu Düşünmem Kendimi Sürekli Kötü Hissettiriyor

    Karpuzun rengi ve tadının bize hoş gelmesi karpuzun bizim için faydalı olduğunu gösterir. Yani diyetimiz içinde var. Bütün hayvanlar karpuz yemez, yiyemez ki. Çünkü onların evrim geçmişi ile bizimki bir değildir. Bir ısırığıyla bizi öldürebilecek yılanı yiyen hayvanlar da var ama onların metabolizması ile bizimki bir değil. Onun için lezzetli olan bizim için ölümcül, bizim için lezzetli olanı başka bir hayvan yerse yüksek tansiyondan ölebilir. Yanı sıra bu meyveler de bizim seçimlerimiz sonucu bu hale gelmiştir. Bu meyvelerin tarımını biz yaptık, seçimi biz yaptık, istediğimiz şekilde üretip tarihi süreçte bize en uygun hale getirdik. Yani ne meyveler ne biz evvelden böyleydik. Bunlar bir değişimin ve adaptasyonun sonucu. Bu soruya ben cevap veremem bunu ancak uzmanı cevaplayabilir ama tabiatta her canlı hayatta kalma mekanizması geliştirmiştir. Bu mekanizma ile değişirler. Bunlar estetik olsun diye değildir. Yani bizim için muhteşem olan bir doğa manzarası şarıl şarıl akan şelaler ve al yapraklı güllerken bu bir fare ya da yılan için aynı olmayabilir. Şöyle düşünün, yeşillik demek su demek ve yemek demek hele de insan için. İnsan tabi ki kendisi için en uygun yaşam koşullarını sevecek, bu tabiatın işleyişidir. İnsan kendisi için en uygununa estetik der, bu bir algıdır. Bize göre pis, bakın o canlılarla beslenen canlılar da var. Burada anlatmak istediğim, onların tabiat kanunları sebebiyle pis olmadıkları ve sadece bizim algımızdan ötürü pis gördüğümüzdür. Bizim pis gördüğümüzü başka bir canlı lezzetli görüyor. Sadece başka canlılar bile değil, kendi türümüz insan bile böcek ve fare tüketebiliyor. Onların algısında lezzetli olan bu canlılar bize göre iğrenç. Bu ilahi bir şey değil, algıdan ibaret. Ben evrim bilimci değilim ve bu konularda asgari bilgim var. Buna birebir cevap vermem hiç doğru olmaz ama şu kadarını söyleyebilirim ki muhakkak bizim hayatta kalmamız için gerekli. Hayır, bizim gibi bilinci olmayan birçok bitki türünde de ihtiyaca karşılık formasyonlar var. Canlı türlerinin ortak özelliği bu.
  7. Tengiz

    Sonsuz olan var olamaz olabilir mi?

    Bilim kanunları bizim sınırlı kapasitemiz neticesinde ortaya çıkmış genel geçer doğrulardır. Biz zaten bu kanunlara tapmayız. Bakın Big Bang öncesi tartışlıyor ve elde bu konuda hiçbir veride yok. Peki, elimizde hiçbir veri ve gözlemeleyebilecek bir metot yok diye biz "bigbang öncesi yoktur çünkü biz gözlemleyemiyoruz, sayısal olarak da ifade edemiyoruz" diyebilir miyiz? Biz diğer canlılar gibi sınırlı canlılarız ve bizim tabiatı anlamak için ürettiğimiz bir dil tabiatın gerçekleriyle şayet uyuşmuyorsa (ki uyuşmak zorunluluğu kesinlikle yok) bu tabiatın umurunda olur mu? Olmaz. Tabiatta ne varsa o vardır, onu bizim tanımlayıp-tanımlayamadığımızın tabiat için hiçbir önemi olamaz.
  8. Tengiz

    Bir Tanrı'nın Olduğunu Düşünmem Kendimi Sürekli Kötü Hissettiriyor

    Evrimin neden din ile bu kadar çatıştırıldığını hele de islam dünyasında, pek anlam veremiyorum. Galiba avrupadan devşirdik bu kavgayı. İbni Haldun bile "insan insanlığına maymundan zıplamıştır" diyen biri. İnsanın eline sığmayan meyveler de var ancak bu neyi değiştirecek? Mesala elma değil de karpuz ele sığacak kadar olsaydı? Ne değişirdi? İyi de her canlının tabiatta var olabilmesi için şartlarla uyum içinde olması lazım gelir. Şayet uyum içinde değilse ya yok olur ya da uyum sağlar. Bunlar estetik olsun diye değil. Şayet kafamızda sakal çıksaydı o halde estetik algımız o yönde olacaktı. O zaman da "kafamızda saç çıktığını düşünsenize ne çirkin dururdu değil mi?" diyecektin. Bu estetik bir algıdan ibarettir. Hamam böceklerini, fareleri çirkin görmemizin bir sebebi var değil mi? Daha önceden dediğim gibi, tabiatta olmak demek ona uyum sağlamak demek. Yani bir dişin elinde diğeri yanağında olursa niye diş olsun? Dişin bir amacı var değil mi? Hayatta kalmamızı sağlayan? Hasbelkader ağzımızdan defi hacet yapıp makatımızdan yeseydik bu kez de dişlerimiz makatımızdan çıkardı ve o zaman insanın o formasyonu bize estetik gelirdi. Bunun kusurla, estetik ile alakası yok tabiata uyum sağlamakla alakası var. Bunlar böyle keyfe keder oluşan uzuvlar değil ki. Tabiata göre şekillenmişler. Biri uzun bir kısa olsa koşamazsın, koşamazsan da ölürsün belki türün tükenir. Tabiatta bir tasarım var mıdır yok mudur onu bilemem ama bunlar estetik ya da kusur değil. Tanrı var desen ve yok olsa var demen var edebilir mi? Hayır. Tanrı yok desen ve var olsa yok demen yok edebilir mi? Hayır. Tanrı'nın varlığı ve yokluğu bilimsel alanının dışında değil mi? Evet. O zaman bu konuda düşünmenin gereksiz bir beyin jimnastiği olduğunu anlaman lazım. Bu konudaki fikrin asırlardan beri süregelen bu tartışmaya hiçbir şey eklemeyecek. Zamanını bununla harcamanın bir faydası yoksa zamanını daha faydalı şeylere harca.
  9. Tengiz

    Dayanıklılık sporu yapanlar nasıl antreman yapıyorlar?

    Ben de çok barfiks çekiyorum, özel bir formülü yok. Genetik, boy-kilo, doğru antreman programı, doğru beslenme. Her sporda bu formül hiç değişmez. Yanı sıra çok barfiks ve şınav çekmek o kadar da mühim değildir. Misal, o kadar barfiks çekeceğine ağırlık yeleğiyle tek kol şınav çek faydası daha çok olur. Tabi, derdin rekor kırmaksa o farklı bir hobi, bir şey dediğim yok.
  10. Tengiz

    Sonsuz olan var olamaz olabilir mi?

    Önerme dediğimiz zaten mantığın içindeki bir mefhum. Peki bu neyi değiştirir? Şayet hakikatte sayısını söyleyemediğim kadar döndüyse ve ben bunu bizim icadımız, aslen bir dil olan matematikle, spesifik bir sayıyla tanımlayamıyorsam evrenin umurunda olur mu? Ben de onu diyorum. Masada bir elma varsa vardır bu kadar basit. İki nesneyi sürekli birbirine yarı yarıya farkla kavuşturabilir misin mesala? Aradaki fark 1 cm. 50 25 12.5 .... Bu işlemi devam ettirirsen iki nesne arasında sürekli bir fark kaldığı hesabına ulaşırsın. Matematik bir dildir. Tabiatı anlamak için kullanırız. Sonsuz diye bir şey varsa vardır, bu kadar basit. İllaki bir şeyin sonu vardır yargısı saf mantıktır ve saf mantıkla kesin doğruya ulaşamayacağımızı zaten artık biliyoruz değil mi? O betimlemeyi yapan biziz işte. Bizim betimlememize uymayan hiçbir fiziki hakikat tabiatta yoktur diyemeyiz, demiyoruz da.
  11. Tengiz

    Sonsuz olan var olamaz olabilir mi?

    Bu diziyi biz uydurduk, zaten yok ki. Tabiattaki şeyleri kendimize göre sayıyoruz işte. Bu çıkarım mantık yanlışıdır. Ahmet yolda gidiyor Ahmet ayağı takılarak düşüyor Ayşe de o yolda düşüyor O halde ayşe de ayağı takılarak düşmüştür. Hayır, belki başı dönmüştür. Yanı sıra bahsettiğim mantık yanlışa uygun bir soru da değil sorduğunuz. Bir şeyi saymak dediğimiz şey bizim icadımız. Evren, bizim icatımıza göre kendini şekillendirmez, evren yani tabiat bizi şekillendirir. Bir varlığın var olabilmesi için var olması kâfidir. Onu bizim gözlemleyip gözlemleyemediğimizin hiçbir önemi yoktur. Eğer bir şey varsa ve biz gözlemleyemediysek bilmiyoruzdur bu kadar basit. Sonsuzluğun evrenimiz içinde var olan bir mefhum olup olmadığı tartışmalıdır. Kara deliklerde felan bu sorunun cevabı aranıyor.
  12. Tengiz

    Evrendeki düzen var mı yok mu?

    İki açıdan bakalım. 1- Kaos ve düzen sanırım bizim algılarımızdan ibaret. Bize göre kaos bize göre düzen. Misal; tufan vurmuş ve harap olmuş bir yer düşünün bu kaosu çağrıştırır. Güneşli, yeşilliklerin göğerdiği bir bahar günü düşünün. Düzeni çağrıştırıyor. Bu bize göre düzen ve kaos. Bizim için yaşanabilir ve iyi olan düzen, yaşanamaz olsan ise kaos. Yani bize göre düzen. 2- Borsada fibanocci sayıları çokça kullanılır ve destek-direnç bölgelerini belirlemede inanılmaz başarılılar. Peki bu bir düzen midir? Sayı sistemini kendimiz belirlediğimiz ve oranları da keza buradan çıkardığımızı hesaba katarsak kendi ürettiğimiz sisteme bir düzen bulmuşuz gibi geliyor.
  13. Tengiz

    İkinci tura İnce mi yoksa Akşener mi kalmalı?

    Hayıri islam öncesi Türkler çok tanrılı dine de inanırdı. https://onedio.com/haber/islam-oncesi-turk-mitolojisindeki-tanri-ve-tanricalar-497473 İlber Ortaylı'da bir ara bu konudan bahsetmişti. Gök Tanrı inancının ise semavi dinlerden farkı çok. Gök, mavi demektir. Tanrı ise gök demektir. Gök tanrı, mavi gök demektir. Genel olarak kavimler evvela şamanidir. Tabiattaki ruhlara inanırlar. Daha sonra o ruhlar göğe çıkmaya başlar ve yıldızlar, gökte yaşayan tanrıların varlığına inanılmaya başlanır. Gök tanrı, el-ilah değildir yani tek yaratıcı gibi bir manası, muhtevası yoktur.
  14. Tengiz

    Torpille İşe Giren Hakkında Hüküm

    Meşhur bir site var, sorularlaislamiyet diye. Orada bununla ilgili bir cevap gördüm. "Aman efendim sünnettir" deyip suyu dahi üfleyerek, oturarak ve 3 defada içenler, orucuma halel gelmesin diye dişini dahi fırçalamaktan imtina edenler yani bu kadar mümtaz şahsiyetler, bakınız mesele balı tutmak olunca nasılda parmaklarını yalıyor ve buna cevaz veriyorlar. Pek doğru. Yanı sıra klasik İslamda bu güne kadar hep duyduğumuz bir laf vardır ki kul hakkının hesabını kul, kula öder. Namaz, oruç gibi ibadetler kişinin Allah'a karşı vazifesidir ve yerine getirilmezse dahi affı Allah'tan dilenir. Ancak kul hakkına girilirse o halde kuldan helallik alınması gerekir ki bu konuda aslında çok hassas olmaları lazım gelir değil mi? Bakalım ne derece hassaslar. İşe girecek bin kişilik pozisyon açın ve 10 bin kişi başvuru yapsın. Bunlardan hangisi "bu iş benim hakkım değil, üstesinden gelemem" der ki? Hangisi ben liyakat sahibi değilim der? Nasıl olur da 10 bin kişi içinde bir kişi, geri kalanından daha iyi olduğuna böylesi kâni olabilir? Hem kişi liyakat sahibi dahi olsa ondan daha kalifiye kimse olmadığı ona nereden malum oluyor? Eğer hakikaten liyakat sahibiyle herkes gibi başvurusunu yapar ve alınır değil mi? Neden bu durumda torpile başvuruyor peki? Ve ne bunu kul hakkından çıkarıyor? Normal yol dediği burada; olması gereken yol. Olması gereken ile işe girmek için şayet liyakat sahibi aranıyorsa ve kişi liyakat sahibiyse pek mümkündür, niye "zor" olsun? Diyelim ki zor olsun, bir şeyin zor olması torpili kul hakkından çıkarmak için nasıl yeterli sebep olabiliyor? Buna kim karar veriyor? Bak sen! Diyelim ki bir hırsızsın. Adamın birinin evine girdin ve otuz bin parasını çalıp kaçtın. Bu haram mı? Bittabi. Peki bir adamın bir işe girmek için verdiği emeği, yaptığı masrafı, hakkettiği halde elinden alınan mesleği çalmak? Bu adam hakkettiği bu işe girse hayatını kuracak belki evlenecek, belki anasına babasına bakacak Bir tane şerefsiz sen çık gel, adamın hayatını ve bütün emeğini çal git sonra da aldığın maaşın "haram" olmasın, iyi mi? Peki hırsızın ne günahı var? Hırsız çaldı 30 bin lira. Çalışır yeniden yerine koyarsın. Küçük hırsızın çaldığı 30 bin haramda, büyük hırsızın çaldığı bir hayat üzerinden alınan maaş helal öyle mi? Yahu böyle saçmalık olur mu? Birincisi; mülakata girecek adamın alacağı puanı meçhuldur. Herkes desin ki "benim mülakatım iyi geçti, iltimas etsinler, alttaki beni geçmesin". Bu adam kendini değerlendirip işe girecekse o zaman niye birileri bu adamı ölçüp tartıyor ki. Kişi "benim puanım yüksek" derse torpil caiz Kişi "ben liyakat sahibiyim" derse torpil caiz Buna da adamın kendisi karar veriyor, işe alacak tecrübe sahibi kimseler değil. Adamın iki dudağı arasına koymuşsun her şeyi. Her neyse, her dindar kimseyi bu haysiyetsizlikle yaftalamıyorum. Nice iyi insan da var onları tenzih ederim. Ama görüyorsunuz ki yüzde 98! i müslüman olan memleketimizde vicdan sahibi müslüman bulmak belki yüzde 2'ye tesadüf etmektir.
  15. Tengiz

    Hamas' ın Son Olaylar Açıklaması

    Ağabey, adamlar "Ermeni soykırımını reddetmek suçtur" dedi. Bunu tanıdılar. Bunun adı siyaset. Arap devletlerin yöneticileri de benim kardeşim. Beni böyle tahkir etmek size hiç yakışmıyor. Hayır ağabey, İsrail-Arap savaşlarından sonra İsrail, filistinlilere ait yerleşim yerlerini sessiz sessiz işgal etti. O zaman bunlara "siz ne hakla filistinlilere ait yaşam yerlerini müdahale ediyorsunuz" denildiğinde "biz işgal etmiyoruz, güvenlik alanı oluşturuyoruz" dediler. İsrail'in "başkent" dediği Kudüs bölgesi 67'ye kadar BATI kısmıydı. Yani tamamı değildi! 6 gün savaşlarından sonra ise İsrail bütün Kudüste gücü ele geçirdi. Filistin Otoritesi Doğu Kudüs'ün, Filistin'in başkenti olarak tanınmasını istedi. İsrail, Kudüs görüşmelerinde bu teklifi reddederek "tamamı bizim" kararı aldı. Bu karar bugün Trump tarafından kabul edildi. Yani sizin anlayacağınız bugünkü Kudüste Filistin yerleşim yerleri İsrail'in işgali altındadır. Ben Annan planına destek vermedim ancak sonuç lehimize oldu. Basit bir cümle. Diplomatik yönden daha da güçlendik, elimizde sağlam bir savunma oldu. Bunun arkasında art niyet arıyorsanız adınıza üzülürüm. Ben gördüğümü söylerim, perde arkasında çevirdiğim oyunlar yok. Bu fikre göre Filistinlilerin ya da İslam dünyasının İsrail'e saldırıp Kudüs'ü almasını da helal olarak görüyorsunuz öyle değil mi? Bakayım, değil. Ben bizim ülkede ne güzel demokrasi var diye bir cümle mi kurdum bu güne kadar? Hayır. Esad'ın son yaptığı seçimde hiçbir muhalif ve yurt dışına kaçan Suriye vatandaşları seçime giremedi. Seçimler Esad rejimine bağlı askerlerin silahları gölgesine yapıldı. Eğer bunun adı "demokrasi" ise ben diplomamı yakarım. Suriye'de eşcinsel ve kadın hakları hakkında vakti zamanında bir konuda uzun uzadıya yazdım. Suriye'de azınlıklara verilen (daha doğrusu verilmeyen) haklar hakkında da uzun uzadıya yazdım. Bunların hepsi de insan hakları örgütleri tarafından raporlanmış. Ben okudum konuşuyorum abi, sizin referansınız ney? Yok ağabey, yok. Bana sorsanız kaynaklarımı bir bir dizerim. Ağabey, bir kez "inanıyorum ama inanmıyorum" diye bir cümle kurmadım. Bir tane "ben inanıyorum" ya da "inanmıyorum" dediğime dair bir iletimi getir, özür dileyeyim, defolup gideyim. Hep aynı şeyi söyledim. Ben Allah'ın varlığını ve yokluğunu yaşayan hiç kimse gibi bilmiyorum zira bilim, veri işidir. İnanmak hususuna gelince, öldükten sonra kötüleri yargılayacak ve iyileri mükafatlandıracak bir güç olmasını isterim! Bu insani bir şey, aç köpekler keşke hep tok olsa demek gibi. Burada bir belirsizlik yok, son derece açık bir ifade. Siz bu dünyanın Tanrı tarafından yaratılıp yaratılmadığını biliyor musunuz? Hayır. Benimle, sizin hatta 8 milyar insanın ne farkı var? Ben sadece kendimi kandırmıyorum yani "KESİNLİKLE vardır" veya "KESİNLİKLE yoktur" demiyorum çünkü bilmiyorum, bu kadar basit. 6 ayda Şamdayız diye diye, ciğeri beş para etmez örgütleri silahlandıra silahlandıra ülke imajını hiç ettiler. Suriye politikaları Esad'ı düşürüp, müslüman kardeşleri getirmekti ve bu politikaları ellerinde patladı. Yapmaları gereken adımları doğru takip edip Türkiye'nin çıkarlarını gözetmekti. Esad'dan ziyade YPG'yi kontrol altına almaktı. Benim samimiyetimi ölçmeye çalışmayın ağabey, yalancı pezevenk deyip geçin bana. Size samimiyetimi kanıtlamak gibi bir niyetim yok. Tam olarak sizin belirlediğiniz hangi satır aralığında ve verdiğiniz çoktan seçmeli şıkkın hangi boş kısmına o sözcüğü ilave etmem lazım gelirdi, bilemedim, kusuruma bakmayın. Bugüne kadar İŞİD vb... terör örgütlerini över nitelikte bir kelime ettiğimi bilmiyorum. Ben 2000'lerin başından beri bırakın böylesi terör örgütlerini, FETÖ gibi yumuşak yüzlü tarikatların liderleri ve tebalarına bile bol ağızdan küfürler etmişimdir. Şayet bunlardan birine "eyvallah" dese idim bugün belki villam vardı. Önüme neler serdiler, neler vaad ettiler hem de bu vaadler, çehresi bol bıyıklı ne ağızlardan çıktı bir bileseniz. Vallahi birine "he" demedim. Hoş, bir aferin mi aldık? Olsun. Vicdanım rahat. Bakın mesala seri katillere de zalim demedim, içten pazarlıklıyım belki de seri katil olabilirim! Hay hay İhtimaller; 1- İnsan tarafından uyduruldu. 2- Hepsinin batıni anlamı var 3- Kısmen batıni anlamı var 4- Bir yaratıcı tarafından gönderildi. Çerçevem belli. Gel gelelim delil toplamaya... Ama bir dakika. Ben din tarihi üzerine uzman değilim ki. Arapça bilmiyorum, Aramice bilmiyorum, Suryanice bilmiyorum, Hebrew bilmiyorum... Gidip konu hakkında nasıl kaynak toplayacağım? Toplasam nasıl anlayacağım? Demek ki bu iş benim işim değil. O halde ben de işime bakarım, bu işlerle ilgilenmem. Kanaatim; bu konuda karar vermek benim işim değil. Uzmalık alanım değil. Bu dünyada kimse hiçbir şeyi bilemez. Benim ihtisasım farklı, ilgi alanım farklı. Benim gidip Muhammed peygamber tarafından yazıldığı iddia edilen mektupların karbon testini çıkarmak gibi bir imkanım var mı? Yok. Olan düşünsün, benim işim değil. Siz çıkıp derseniz "benim kesinlike kanaatim bu" o halde ispatla yüklüsünüz. Ben Muhammed Peygamber ve halifelerin yaşamadığına dair dönen tartışmayı biliyorum daha önce de bunu tartıştık ve konu nerede tıkandı? O dönemden kalan eşyaların karbon testine. İkimiz de bilmiyoruz ağabey aramızdaki tek fark ben bilmediğime agâhım, siz ise bilmediğiniz bir şeyi, elinizde veri olmayan bir şeyi tamamen sizin kurduğunuz bir mantıkla kanıtladığınızı zannetmeniz. İnançlı bir müslümandan yöntem olarak hiçbir farkınız kalmıyor böylece. Kolay iş mi? Git şeriatçıyı tenkit et sana "kafir" desin. Git ateisti tenkit et sana "müslüm, katil, sübyancı" desin. Git CHP'liyi tenkit et sana "koyun" desin. Git AKP'liyi tenkit et sana "Fetöcü, hain" desin. Git Esad'ı tenkit et sana "cihatçı, şeriatçı" desinler. .... Ben sadece tenkitte etmiyorum hem çözüm de üretiyorum. Halbuki ikircikli de olabilirdim? Kimseye yaranamamak yerine bir tarafa yaranıp, gözünüzü iyice boyayıp üstünüzden primde yapabilirdim. Lügatım, sıfatım, zekam... buna kafi gelirdi. Yapmadım. Ben vicdanımın çizgisini geçmedim. Zannetmeyin ki bu ifadeleri kurarak size ifade veriyorum ve savunma yapıyorum hatta şu tartışmanın sonunda benimle aynı fikirde olursanız vallahi üzülürüm. Beni ikircikli, ikiyüzlü bir kimse olarak bilmenizde benim için fayda var. Burada ateist çıkıp "islamcılar katildir, hepsinin tek derdi öldürmek, tecavüz etmek" deyince ÖYLE OLMADIĞINI savunacağım. Yıllardır komşum olan, ekmeğini yediğim, oruç tutan ve namaz kılan halinde vaktinde milyonlarca güzel insanın sadece müslüman olduğu için böyle sıfatlarla tahkir edilemeyeceğini savunacağım. Müslümanların arasında "ateistler, eşcinseller öldürülmeli" denildiğinde YAPAMAZSIN diyeceğim. Sadece bir insan inanmıyor diye ya da cinsel tercihi farklı diye yaşam alanını taciz edemezsin diyeceğim. Miskinlik. Kezâ "adımız miskindir bizim, düşmanımız kindir bizim, biz kimseye kim tutmayız, kamu alem birdir bize." Bunu sadece burada yapmıyorum ama her yerde yapıyorum. Burada olmamın sebebi de aslen yazılarınızı takip etmekti. Bana kaliteli tenkit getiren her kimse elini öpeyim. Her kim bana yanlışımı gösterdiyse eteğine sarılayım. Her kim beni lafı güzafla itham ettiyse canım istediğinde cevabını verdim. Bunca zaman sonra bakıyorum da sadece zaman kaybettim. Ne kendime, ne kimseye bir şey katamadım. Hemen hemen her ikili tartışmadan (sizi tenzih ederim ama) 2 kere 2'nin 4 ettiğini bilmeyen insanlara algoritma anlatırken buluyorum kendimi. Bu böylece akıp gidecek. En iyisi üyeliğimi de kapatmak. Estağfurullah ağabey. Bunca zamandır sizi tahkir eder bir cümle kurduğumu hatırlamıyorum, oldu ya insanız, sizi üzdüysem affola. Benim içimde size karşı bir dargınlık yok. Her ne kadar beni hakketmediğim şeyler tahkir etmiş olsanız da benim içimde size karşı inanın ki dargınlık yok. Siz ise hakkınızı helal edin, bana hakkınız geçmiştir. Ben "bu herifler ne diyor, anlamıyorum" dediğimde batın edebiyatının ne olduğunu bana öğreten insan oldunuz. Koca bir dünyanın, büyük bir kültürel birikimin derinliklerine sizin kılavuzluğunuz sayesinde indim. Ömrüm ve akıl sıhhatim yettiğince size müteşekkir kalacağım. Selametle.
×