Jump to content

mantik

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    3.503
  • Katılım

  • Son ziyaret

mantik kullanıcısının paylaşımları

  1. mantik

    Piri Reis

    Piri Reis'in haritası, ve o dönemde Osmanlı'da dünyanın geri kalanının ne kadar bilindiği ve ne derece ilgi gösterildiği ile ilgili bir araştırma yapıyorum. Bilindiği gibi Piri Reis'in o dönemden kalan ünlü haritasında Güney Amerika'nin doğu kıyıları gösteriliyor. Bazıları müslümanların Amerika'yı Avrupalı'lardan daha bile önce keşfettiği gibi sonuçlar falan çıkarıyorlar bu haritadan. Hatta meseleyi uzaylılara bağlayan Eric von Daniken gibiler bile var. Ama olayın bunlarla ilgisi yok tabi. O dönemde Amerika kıtası çoktan keşfedilmiş durumda. İspanyol ve Portekizlilerin elinde pek çok harita var o dönemde. Piri Reis 11 yaşından itibaren amcası Kemal Reis ile birlikte denizlere açılıyor. 14 yıl boyunca amcasının gemisinde denizcilikle ilgili pek çok şey öğreniyor. Akdeniz'de yabancıların gemilerine saldırıp ganimet falan elde ediyorlar. Bir nevi korsanlık yani. O meşhur haritasını 1511 ve 1513 yılları arasında çiziyor. Bu haritayı çizerken İspanyol ve Portekiz gemilerinden ele geçirilen haritalar, Caferiye haritaları ( İskender döneminden kalan Abbasiler döneminde kopyalanan haritalar) ve Kristof Kolomb'un Amerika haritasından yararlanıyor. Yaklaşık 20 harita kullanıyor bu haritasını çizerken. Hatta yararlandığı Krisfof Kolomb'un o dönemden kalan ve günümüzde kayıp olan haritasının bir kısmı Piri Reis'in bu çalışmasında görüldüğünden, acaba bu haritanın diğer eksik kısımlarına Osmanlı arşivlerinde rastlanabilir mi diye araştırma bile yapılıyor Cumhuriyetin ilk yıllarında, hem bazı Türk tarihçiler, hem de İstanbul'a gelen yabancı tarihçiler tarafından. Ama bulunamıyor. Piri Reis'in haritasını 1517 yılında Yavuz Sultan Selim'e hediye ettiği biliniyor. Yani anlayacağınız, Amerika kıtasının keşfinden 20-30 yıl sonrasından bahsediyoruz, ve o dönemde yeni dünya ile ilgili elde pek çok bilgi var. Benim merak ettiğim ve araştırdığım konu, bu haritanın temsil ettiği bilgilerin o dönemde Osmanlı erkanı tarafından nasıl karşılandığı, nasıl yorumlandığı. Bir ihtimal, gösterilen bölgelerin Amerika kıtası olduğu bile bilinmiyor veya anlaşılamıyor Osmanlı tarafından. Çünkü o dönemde zaten hala orasının Asya ve Hindisyan olduğu inancı hakim. Hatta Piri Reis'in haritasında Kuzey Amerika ile ilgili bazı kısımların doğru olmamasını Amerika'nın doğu Asya ile karıştırılmasına bağlayan uzmanlar var. Ama mesele bu kadar mıdır? Yani biz oralara zaten karadan gidebiliriz koca Atlantik okyanusuna açılmanın ne anlamı var mı denmiştir acaba? Yani merak ettiğim, neden Osmanlı'da bu keşifler kervanına katılmak için motivasyon ortaya çıkmamış? Hiç mi merak etmemişler? Bu gavur Asya'ya batıdan gidiyor, biz de gidelim bakalım niye dememişler mesela? Bu kadar meraksız ve vurdumduymaz olunur mu? Ki Osmanlı'nın en güçlü olduğu dönemden bahsediyoruz burada. Osmanlı o dönemde keşifler kervanına katılsaydı, dünyanın ondan sonraki tarihi çok daha farklı olurdu diye düşünüyorum. O dönemdeki psikolojiyi ve bunun neden yapılmadığını araştırıyorum. Bu araştırmada faydalanabileceğim kitap ya da kaynak bilenler lütfen burada bildirebilir mi?
  2. mantik

    Türkiye den kaçmak

    Ben 23 yıldır ABD'de yaşıyorum. Kendim buraya lisansüstü eğitim için burslu olarak geldim, sonra doktora yaparken okudğum okulun kariyer fuarına çeşitli firmalardan temsilciler geldi. Diğer lisansüstü öğrenciler bu fuara gidip iş arıyorlardı, bana da dediler sen neden gelmiyorsun, gel en azından piyasa hakkında bilgi edinirsin falan dediler. Uzun vadede Amerika'da kalma niyetinde değildim. Master ve doktoramı bitirip dönmek istiyordum. Ama fuara katılmaktan zarar çıkmaz dedim. Sonra fuardaki firma temsilcilerinden büyük bir ilgi gördüm. Bazıları defalarca arayıp özgeçmişimi göndermemi istediler. Ben de gönderdim ve ne olduğunu anlamadam iyi bir iş teklifi aldım. Türkiye'de hayal bile edemeyeceğim miktarlarda para teklif ettiler. Ben de bu sefer çalışmaya başlayayım bari dedim. Hem Amerika'da piyasa tecrübesi edinirim, hem para biriktiririm, hem de doktorama devam ederim dedim. Doktorayı yine de bırakma niyetinde değildim yani. Ama çalışmaya başladıktan sonra, hele o yıllarda bir de evlenince, bunların hepsinin beraber yürümesi mümkün değildi. Zamanla vazgeçtiğim şey doktora eğitimi oldu. Biri Türkiye'den, biri Amerika'dan olmak üzere ikinci master derecesiyle yetindim. Çalıştığım firmalar sposor oldukları için zaman içinde önce green card aldım, sonra da vatandaş oldum. Ama hala bir süre sonra Türkiye'ye dönme fikri vardı kafamda hep. Önce vatandaşlığı alayım öyle döneyim dedim. Sonra biraz da para biriktirip öyle döneyim dedim. Ondan sonra da çocuklar öyle bir yaşlara geldiler ki artık onları alıp Türkiye'ye götürmek onlara kötülük yapmak anlamına gelecekti. Toplum farklı, dil farklı, kültür farklı. Türkçeleri zaten yarım yamalak. Dolayısıyla, mecruben kaldık burada zaman içinde. Artık şu anda emeklilikte dönmeyi düşünüyorum. Bir sahil kasabasında ev alıp, her yıl 6 ay Türkiye'de, 6 ay burada yaşamayı planlıyorum emekli olunca. Benim tavsiyem, bu şekilde tahsil ve meslek sahibi olarak gelmiyorsanız, veya elinizde yüklü bir sermayeyle gelip burada iş açmak için gelmiyorsanız (ki bu sermaye en az yarım milyon dolar olmalı), onun dışında geleceğiniz hiçbir tür seçenek için uygun değil buralar diye düşünüyorum. En önemlisi çalışma izni ve green card. Vasıfsız elemanın, eğer zengin bir iş adamı değilse green card alabileceği aşağı yukarı tek yol evlilik burada. Diğer bazı istisnai yollar çok zor, ve çok düşük olasılıklı. 100-200 TL ile buraya gelip, kaçak olarak kalmaya niyetliyseniz, bu parayı kısa sürede eritirsiniz, ne olduğunu anlamadan elinizde avucunuzda birşey kalmaz, doğru dürüst de iş bulamazsınız, belki şansınız varsa türk lokantalarında benzincilerde falan iş bulup çok zor koşullar altında üç kuruşa boğuşur, niye buralarda kaldım diye kafanızı duvarlara vurursunuz, benden söylemesi. O parayla Türkiye'de rahatça dükkan falan açarsınız. Burada ise 6 ay, 1 yıl falan ya geçinirsiniz, ya geçinemezsiniz. Hadi çok kemerleri sıktınız diyelim, 2 yıl geçindiniz. Eninde sonunda bitecek o para. Vasıfsız elemanın diversity lottery dışında (green card lotosu) oturma ve çalışma izni almasının benim bildiğim tek pratik yolu evlilik. O da denk gelirse olacak birşey. Bir de 10 bin, 20 bin dolar falan ödeyip, parayla evlenip green card alanlar olabiliyor. Ama çok riskli bir yol o. Vize memurlarını evliliğin gerçek olduğuna ikna etmeniz gerek çünkü green card alırken. Ayrıca, o şekilde alanlar green card'ı aldık zannedip rehavete düşüyorlar, ama o şekilde alanların 3 yıl sonra tekrar gidip hala evli olduklarını gösterip uzatmaları gerekiyor. Pek çoğu bunu bilmediği için, 3 yıl sonra o evlendikleri kişiyi bulamıyorlar bile artık. Nerede olduğunu bilmiyorlar. Yani green card'larını uzatamıyorlar. Ondan sonra yine kaçak durumuna düşüyorlar. Normalde green card 10 yıllık veriliyor ve 10 yıl sonra uzatılıyor. Ama bu şekile evlilik yoluyla alanlarda bu dediğim türde bir mesele de oluyor diye biliyorum. Bunun tuzağına düşüp green card'ını kaybedenler olduğunu duydum. Green card'lı olarak en az 5 yıl yaşamadan zaten vatandaş olamıyorsunuz. Bu yüzden bu işler öyle kolay değil. Zaten Türkiye'den kaçmak için buraya gelirseniz, yine de kaçamadığınızı göreceksiniz, çünkü gelenlerin çoğu yine Türklerin sosyal ortamında kalır burada. Zamanla başka kesimlerle ve Amerikalılarla da görüşmeye başlarsınız, ama Türklerden hemen hemen hiçbir zaman tamamen kopmazsınız, kopamazsınız. O türkler de alıp Türkiye'yi buraya getirirler, aynı meselelerle, aynı sorunlarla burada da muhattap olmak zorunda kalırsınız. Vereceğimiz davet içkili mi olacak, içkisiz mi olacak, içkili olursa falancayı davet edelim mi etmeyelim mi, kayınpederler vesaireler ziyarete geldi, buralarda cami bulup götürmek lazım olayları falan olacak. Yani burada da Türkiye'den kaçamazsınız, çünkü siz kendiniz türksünüz. Çok inada bindiren kaçar tabi. Amerikalı ile evlenir, Türklerden bilerek uzak durur, vs. Öyleleri de var. Ama onlar da mutlu değil. Bir anda bildikleri bütün kültürden, dilden, hayat tarzından, yedikleri yemek ve ağız tadından uzak durmak kolay değil, pek mümkün de değil. Anlayacağınz, zorluğu gurbet elde yaşayacağınıza, Türkiye'de başka bir yere taşının, ya da sosyal çevrenizi değiştirin, elde öyle bir sermaye varsa onunla bir dükkan falan açıp sizi yurtdışına kaçmaya iten sorunlardan öyle uzaklaşmaya çalışın derim. Benim tavsiyem o yönde olur. Ama çok merak eden yine de gelip 1 yıl falan kalıp, o parayı eritip, öyle de karar verebilir tabi. Orası da kişiye kalmış.
  3. mantik

    Piri Reis

    Bu başlıktaki tartışma bitti diye düşünüyordum. Birkaç yeni yorum daha gelmiş. Bir Buçuk, daha önce nemecsek'in gündeme getirdiği rastgeleliğe tekrar vurgu yapmış. Hakkı olabilir. Ama mesela düşünün, o dönemde okyanuslara ilk açılanlar neden Portekizliler ve İspanyollardır? Sonra da İngilizler. Bunun Atlantik Okyanusuna kıyıları olmasıyla ilgisini kurmamak çok zor. Yani belli olasılıkları arttıracak faktörler mevcutken, rastlantısallık bile eşit olasılıklı bir rastlantısallık olmuyor. Biri zaman içinde Atlantik'e açılmayı kafasına koyacaksa mesela, bunun İtalya yerine Portekiz'den çıkması daha olası oluyor o zaman. Olayları da tüm faktörleri ile birlikte değerlendirmeliyiz. Ama faktörler nelerdir, ve hangisinin etkisi ne kadardır, bunu tam olarak tespit etmek kolay değil tabi. priest of nature, verdiğin bilgi ilginç. Müslüman ve Osmanlı gemileri İzlanda'ya kadar girmiş demek ki. Ama geç gitmişler. Ondan 100 yıl önce beklerdim normal olarak. Virginia ve Newfoundland'e giden Osmanlı gemileri meselesini ise hiç duymadım. Hangi tarihte acaba. Geç bir tarihse normaldır. Ama o zaman zaten iş işten geçmiştir. Herşeyden önce, acaba bu bilgi doğru mudur. Bunu da bir araştırmak lazım. fezadabirtürk Osmanlı'nın okyanuslara açılmamasını ek toprağa ihtiyaç duymaması ve bu konuda bir motivasyonunun olmamasına bağlamış. Bu da bir faktör olabilir gerçekten. Ama Amerika kıtasından Avrupa'ya altın ve değerli metaller gelmeye başladıktan sonra bunun değişmesi gerekirdi. Osmanlı da her devlet gibi paraya ve güce kör değildi. Olamazdı. Ama becerememiş. Avrupa'da olan bitenin ve yeni dünyadan gelenlerin onları ne kadar zenginleştirdiğinin yeterince farkına varmamış bile olabilir. Çünkü zaten bilinen bir gerçek var ki Osmanlı batı ülkelerinde elçi pek bulundurmamış o dönemde. Yani oralarda olan bitenle pek ilgilenmemiş bile. Bunun nedenini anlamak çok zor olsa da, bu durum pek çok şeyi açıklıyor.
  4. mantik

    Piri Reis

    Hacı, Getaf, bilgivehis, Demek ki, ortada birden fazla faktörün bir birleşimi var. Bu faktörlerin önemli olanlarını şöyle sayabiliriz belki: - Jeopolitik koşullar sebebiyle Batı Avrupa'nın bu keşifler dönemine girmeleri - Bu sayede sömürgecilik sebebiyle zenginleşmeleri - Dinlerinin kendi toplumlarındaki etkisinin, İslam'ın islam toplumlarındaki etkisine nazaran daha zayıf olması sebebiyle dinin etkilerini üzerlerinden biraz daha kolay atabilmeleri, ve rönesans, reform hareketlerini daha o zamanlar yaşayabilmeleri - Osmanlı'nın taht kavgaları, bir dizi zayıf hükümdar gibi sebeplerle uzun süre iyi yönetilememesi, ve toplumdaki yerleşik otoriteye tapma alışkanlığı ve kültürü yüzünden bunun önleminin zamanında alınamaması - Doğu kültürü ve islamın etkisiyle Osmanlı'nın fikirsel özgürlüklerin daha kısıtlı olduğu bir toplum olması (ki bu yeni denemeleri, icatları ve yaratıcılığı da etkileyen bir faktör haliyle) - Ayrıca son olarak, İslami bağnazlığın etkisiyle bilim ve teknolojiye yeterli önemin verilmemesi, ve dinsel kadercilik sebebiyle bu dünyadan çok öbür dünya için yaşanması
  5. mantik

    Piri Reis

    Türk Ateist, Kaynak ve uzman tavsiyesi için teşekkürler. Özellikle Halil İnalcık'ın kitaplarını inceleyeceğim. (İlber Ortaylı'yı zaten biliyorum). İslam en büyük faktör olarak göze çarpıyor tabi, özellikle de mesele özetlenmek istendiğinde. Yani bu kişilerin, bu soruya kısa cevap olarak bunu vermelerinde garip bir taraf yok. Kısa cevap olarak biz de öyle diyoruz zaten. Ama kökenlerine ve ilk ortaya çıkıştaki hallerine bakıldığında, ilkellik ve baskıcılık açısından İslam, Hristiyanlık ve Musevilik aslında birbirinden çok farklı değil. Fakat zaman içinde, eklileri altına aldıkları toplumlar üzerindeki güçleri, değişime direnişleri ve ilerlemeye karşı oluşturdukları dirençler açısından farklılıklar göstermişler. Bunda ise, bu dinler özleri açısından farklı olmadığına göre, başka dış faktörlerin etkisi olmalı diye düşünüyorum. Sonuçta bu dış faktörler, bu dinleri ve onları takip eden toplumları farklı şekillerde pişirmiş zaman içinde. İşte ben de bunları tespit etmeye çalışıyorum. Hatta bu konudaki faktörlerle ilgili olarak, bir dizi, madde madde liste oluştu kafamda. Bir sonraki iletimde onlara değineceğim.
  6. mantik

    Piri Reis

    Magnesia, Tespitlerin çok doğru ve yerinde. Osmanlı sarayının ve yönetiminin çürümüşlüğü aşikar. Zaten Batı'da bile Osmanlı'nın zayıflaması ve çöküşü ile ilgili faktörler listelenirken, bir tanesi muhakkak taht kavgaları ve birbiri ardına gelen bir dizi zayıf sultan olarak dile getirilir. Ama bakıldığı zaman, bu derece çürümüşlük hepsinde görülmese de, mutlakiyetin olduğu her yerde bu tür sorunlar gözlenecektir. Mesela, İngiliz toplumu yaşamamış mı bunu geçmişinde diye düşünmek lazım. Kardeş katliamı, vs düzeyinde olmasa da, zamanında bunların bir kısmını onlar da yaşamışlar. Ama sonra bakıyoruz, memleket yönetiminin bir dizi zayıf hükümdarın takdirine bırakılamayacak kadar önemli olduğunu gören üst düzey devlet erkanı, sarayda kendi aralarında istişare ede ede zaman içinde ortaya öyle bir sistem çıkıyor ki, krallarının rolü önemsizleşmeye başlıyor. Meşrutiyet yönetiminin temellerini böyle atıyorlar. Yani saray çevresinde yönetim ile ilgili olarak istişare eden ve bu konulardan asıl anlayan kişiler, zaman içinde bugün bildiğimiz meclisin görevini yerine getirmeye başlıyor, ve tepedeki hükümdar işe yaramaz bir sembolik karaktere dönüşmeye başlıyor. Bu süreç yüzyıllar alıyor onlarda ama sonunda oraya geliyor. İnsan peki Osmanlı'da niye böyle olmadı diye düşünüyor o zaman. Yani zamanla Osmanlı'da da oluyor bu ama iş işten geçtikten sonra. Ayrıca, Batı'dan örnek alındığı için oluyor bu, doğal bir şekilde geliştiği için değil. Bunda ise işte İslam'ın o bahsettiğimiz rolü var bence. Tek adamcılık, otorite karşısında boynun kıldan ince olması, güce tapma, vs gibi itaatkar ve doğulu kavramlarla birleşmiş bir islami bağnazlık yani. İngiliz sarayının yapabildiğini Osmanlı'nın yapamamasını belki buna bağlayabiliriz diyorum.
  7. mantik

    Yurtdışına yerleşmek

    Ben 22 yıldır ABD’de yaşıyorum. Sizler buraya gelmek istiyorsunuz, bizler de buradan bıkmışız, dönebilsek memleketimize döneceğiz, ama memleketin dönülecek hali kalmadığı için dönemiyoruz. Burada bunca yıl yaşamış da olsan, doğup büyüdüğün ülke gibi olmuyor. Hep yabancısın burada. Hele de son dönemde Amerika’da yabancı düşmanlığı da çok arttı biliyorsunuz. Trump’ın Amerikası şu anda burası. Bu yüzden iyi düşünün. Hiç de beklediğiniz bir ortamla karşılaşmıyorsunuz burada. Pek çok kişi ya çok ağır çalışma koşulları altında çürüyor, ya yalnızlıktan bunalıyor, ya da daha yılını doldurmadan geri dönüyor. Tanıdığım bir arkadaş bir işyeri devraldı. Başına da Türkiye’den getirdiği bir genci koydu. Ama buradaki hayat çocuğu bunalttı. Bir süre sonra çocuk bu arkadaşı ortada bırakıp Türkiye’ye geri döndü. Arkadaşın zaten kendi işi var bütün zamanını alan. Güveneceği biri başında durmazsa diğer işi takip edebilmesi mümkün değildi. Dolayısıyla, çok zor durumda kaldı, ve o girişimden zarar etti. Benzer başka örnekler de duydum. Yani davulun sesi sizlere uzaktan hoş geliyor, ama çoğunuza güvenmek zor bu konularda. Ya işi beğenmiyorsunuz, ya çalışma şartlarını ağır buluyorsunuz, ya yalnızlıktan bunalıyorsunuz, ya da sarışın kızlarla gönül eğlendireceğinizi zannettiğiniz bu ülkede aradığınızı bulamayıp geri dönüyorsunuz. Hollywood filmlerinin sadece iyi kısımlarını gösterip reklamını yaptığı gibi bir ortam olmadığını anlamanız lazım burasının önce. Onu göze alıyorsanız, ve kolay vazgeçmeyen biriyseniz, zorluklardan da yılmıyorsanız belki gelinebilir.
  8. mantik

    BİR HABER!

    Bu habere ne diyeceğimi bilmiyorum. Hacı ile sanal ortamdaki tanışıklığımız Ateistforum kurulmadan önceki yıllara, Alternatiforum ve Türk Ateist forum sitelerine dayanır. Yani yaklaşık 20 yıllık bir tanışıklığımız var kendisiyle sanal ortamda. Sonra Ateistforum'u da beraber işlettik yıllarca. Yüz yüze tanışmadık ama kendisiyle defalarca telefonda görüşmüşlüğümüz var. Yani kendisi arkadaşımdır. Bunu okumak benim için bu haberi günlük hayattaki bir yakınımdan duymaktan farksız. Ben bu tür konulara yaklaşımda ve cevap bulmada iyi değilim. Kendi çevremde de yakınlarımdan, tanıdıklarımdan bu tür haberler aldığımda söyleyecek doğru şeyi bulmakta zorlanırım. Onun için burada ne diyeceğimi de bilmiyorum. Geçmiş olsun desen, geçecek birşey değil. Olsa olsa geciktirilebilecek birşey. Tek aklıma gelen sabır dilemek ve moralini yüksek tutma tavsiyesinde bulunmak. Bu tür bir tavsiyeye benzer durumda ben kendim ne kadar uyabilirdim bilmiyorum. Ama şunu biliyorum ki, insan kötü ve stresli bir durumla karşılaştığında, asıl işkenceyi kendi kendisine ediyor. Gerçek olay kişiyi en fazla bir defalık etkileyebilecek birşeyken, insan kendi kafasında bunu sayısız defa yaşıyor. İşte bunun etkisini azaltmanın tek yolu, o kısmı kontrol edebilmekte. Yani iyimser ve umutlu olmak gerekiyor. Bu tür streslerin etkisini en aza indirebilecek tek yol bu. Umut az olduğu veya istatistiksel olarak düşük olasılıklı olduğu durumlarda bile morali yüksek tutmanın tek yolu bu umuda sıkıca sarılmak. Burada umut tıptaki gelişmeler ve yeni tedavi yöntemleri. Bu konuda en fazla aşama kaydetmiş ve/veya en fazla umut vaadeden yöntemlerin, çalışmaların ve tedavilerin peşinden gitmek gerek. Benim aklıma gelen ve tasviye edebileceğim tek şey bu.
  9. mantik

    Güvende değilim.

    Summertime Sadness, Yakın zaman öncesine kadar genel bakış açısı PC'lerin, özellikle de windows temelli PC'lerin ele geçirilmeye daha açık olduğu, cep telefonlarının çok daha güvenli olduğu yönündeydi. Özellikle de iOS temelli cihazların. Hatta iPhone'ların ele geçirilemez cihazlar olduğunu iddia edenler vardı. Ama hacker'lar boş durmuyor tabi. Artık bu cihazlar çok popüler olduğu için, zamanında windows'un açıklarını arayıp durdukları gibi, bir süredir de bunların açıklarını arıyorlar. Son dönemlerde artık bu cihazların ele geçirilemez olduğunu söylemek de zorlaştı. Çünkü aksi örnekler ortaya çıkmaya başladı. Yine de, bir siteye tıklarayak telefonun kontrolünü kaybetmek biraz aşırı geldi bana. O kadarı mümkün müdür bilmiyorum.
  10. mantik

    Güvende değilim.

    Gerçi artık gmail ve hotmail gibi bazı email hizmetleri bu tür spoof girişimlerini önlemeye çalışıyor. Eğer spoof edilen email doğru IP adresinden gelmiyorsa (yani email adresindeki domain'in DNS kayıtlarındaki server'ın IP'sinden), bunu sizin gelen kutunuza ulaştırmayabiliyorlar. Ama her email hizmeti bunu yapmadığı gibi, IP spoofing diye birşey de olduğu için, bu yukarıdaki kodun biraz daha gelişmiş şekliyle onun da üstesinden gelinebiliyor. Bu tür şeylerin olduğunu bilmek için internete biraz aşina olup bir süredir kullanıyor olmak kafi. Ama çamur atmak daha kolay tabi.
  11. mantik

    Güvende değilim.

    Yahu, "email spoofing" diye birşey var. Çok da basit. Size giden bir email'i istediğim adresten geliyormuş gibi gösterebilirim. Eğer sizin email adresinizi biliyorsam, istersem sizin adınıza, sizin adresten gidiyormuş gibi görünen emailleri istediğim yere gönderebilirim. Zaten bu tür şeyler yapan spam programları falan da var. Hiç rastgelmediniz mi? Bazen arkadaşınızın email adresinden bir email gelir, ama spam olduğu bellidir. Bunlar spam bot'ların işleri. Sürekli olan şeyler. İnternete biraz aşina olan birinin bu devirde artık bu konuları biraz bilmesi ve mesele etmemesi gerekir. Mesela, şu aşağıdaki kodu alın, bir text dosyası olarak email_spoof.php adıyla kaydedin: <html> <head> <title>Email Spoof</title> </head> <body> <?php $to = "your_email@youremail.com"; $subject = "Test mail"; $message = "Hello! This is a simple email message."; $from = "do_not_reply@ateizm.org"; $headers = "From:" . $from; mail($to,$subject,$message,$headers); echo "Mail Sent."; ?> </body> </html> "your_email@youremail.com" adresinizi kendi email adresinizle değiştirin. Sonra da, herhangi bir web server'a erişiminiz varsa, bu dosyayı oraya yükleyin. Bu dosyaya her eriştiğinizde, mesela browser yoluyla, veya kendiniz bilerek bağlanıp dosyayı çalıştırarak, bu dosya size "Hello! This is a simple email message" içerikli bir email gönderecek, ve kimin gönderdiğine baktığınız zaman, email'in "do_not_reply@ateizm.org" adresinden geldiğini göreceksiniz. Bu iş bu kadar basit. Buyrun siz de deneyin ve görün.
  12. mantik

    Hangi VPN servisini tercih etmeliyim?

    Market Wizard, Eğer o İsveç IP'sine bağlanan fazla kişi yoksa, özellikle de senin bağlandığın saatlerde, o zaman aşağı yukarı tespit ederler o durumda. Yani eğer dediğin türde birşey yapıyorsa bizim savcılık. En azından ellerinde bir liste olur. O listedekilerin de hepsi şüpheli olur. O durumda da artık ispatlayamazlarsa bile, en azından başın ağrır. Baskıcı bir zihniyetin baskı uygulamak için başvurmayacağı yol yok demekki. Bu dediğin uygulamayı ilk defa duyuyorum. Savcılık açısından zekice bir hamle. Şu FETÖ soruşturmaları falan sebebiyle icat etmek zorunda kaldıkları bir yöntem olmalı.
  13. mantik

    Hangi VPN servisini tercih etmeliyim?

    Market Wizard, Ben Bilgisayar değil, Elektronik mühendisiyim. Ama yakın tabi. VPN konusuyla hiç ilgilenmedim yalnız. Yırtdışında yaşadığım için ihtiyacım olmadı. Benden alacağın bilgiden daha iyisini google'da bulursun bu konuda tahmin ediyorum. Düşman ülke değil ama, ifade özgürlüğünün gelişmiş olduğu bir ülkenin VPN'ini seçebilirsin. Kanada gibi, Kuzey Avrupa ülkeleri gibi. Ben öyle yapardım herhalde.
  14. mantik

    Hangi VPN servisini tercih etmeliyim?

    Yukarıda bu forumdan IP istenirse verileceği, forum sahibinin bir fonksiyonu bile olmayacağı falan söylenmiş, forum kurallarından alıntı yapılmış. Burasının kurucularından, ve yıllarca yönetiliğini yapmış biri olarak bazı düzeltmeler yapmam gerekiyor. Evet, kurallarda katılımcılardan Türkiye Cumhuriyeti yasalarına saygı bekliyoruz, doğru. Ama bu demek değil ki politik sebeplerle, fikir hürriyetine aykırı uygulamalarla ve sansürcü zihniyetle buradan IP istenirse verilecek. Bu daha çok başka durumlar için geçerli. Mesela, birisi dolandırıcılık yapıyor diyelim, ve savcılık bizimle bağlantı kurdu, bu sitenin kullanıcısı olan bu kişinin yakalanmasında yardım istedi. Ya da bir kullanıcı önce burada birilerini ölümle tehdit etti, sonra da o kişi ölü bulundu ve savcılık buradaki kişinin parmağı olduğunu düşünüyor, vs. O tür durumlarda, eğer ikna edici bir gerekçe sunulduysa, belki IP’yi veririz. Ama unutulmamalıdır ki, burası bir Amerikan forumudur. Resmi olarak, takip etmesi zorunlu olan yasalar sadece Amerikan yasalarıdır. Dolayısıyla, Amerika’da suç olmayan hiçbir eylem için kimse burasının yönetimini kullanıcıların bilgisini ifşa etmeye zorlayamaz. Yani, bir politikacıya hakaretten, ya da din aleyhine yazdığınız için “halkın manevi duygularını incitmek, vs” gibi sudan gerekçelerden falan kimse buradan IP alamaz. Ayrıca, söylenenin aksine, bu yönetimin kontrolü dışında da değildir, çünkü burası alelade bir hosting servisi kullanan bir site değildir. Bu site kendi kendisinin hosting şirketidir, kendi kiraladığı server’da tutmaktadır siteyi. Server’ı kiraladığımız şirketin server’a ne erişimi, ne de yasal olarak erişme hakkı vardır. Yani, içiniz rahat olsun, burada güvendesiniz. Sırf ateistsiniz ve din aleyhine yazıyorsunuz diye burada başınıza birşey gelmez.
  15. mantik

    DEĞİŞİM ZAMANI

    Yöneticilik için bir yere yazılmış kesin kurallar falan yok. Ama yöneticilik için düşünülecek kişinin güvenilir biri olması gerekiyor. Tabi kişiyi gerçek hayattaki haliyle tanımak çoğu durumda mümkün olmadığı için, güvenilirliğin tek göstergesi kişinin bu forumdaki geçmişi olacaktır. Yani yeterince eski bir katılımcı olması, forumda yazdığı yeterince iletisinin bulunması, üslubuyla, birikimiyle burada saygı duyulan biri olması, vs. Ayrıca buraya düzenli bağlanabilen, ve buraya ayırabilecek vakti olan biri olması da önemli tabi. Eskiden beri yöneticilik için kriterlerimiz böyle şeylerdi. Şu anki yöneticiler de muhtemelen bunlara bakacaktır.
  16. mantik

    DEĞİŞİM ZAMANI

    Sütlü Kase, Yeni gelenlerin anibal'i veya falanca birini atamayacağı, eski yöneticilerin buna engel olacağı konusunda yanılıyorsun. Zaten burada topu topu 3-4 tane yönetici kaldı. Onların ise yarısı eğer giderlerse burası başı boş kalacağı için gidemiyorlar. Yani gitmekten kasıt, yönetimden tamamen ayrılmak değil ille de, ama yarı emekliliğe çekilmek. Forumun günlük işleyişi ve sorunlarıyla ilgilenmek zorunda kalmadan, buraya bağlandıkları zaman sadece başlıklara göz atıp tartışmaların zevkini çıkaracak şekilde burayı takip eder duruma gelmek. Uzun yıllar burada yöneticilik yaptıktan sonra bu tür durum özlenir hale geliyor, emin ol. Eskiden yöneticilik yapmış, sonra forumu takip etmeyi bırakmış, fakat yine de yöneticilik yetkileri devam eden kişiler geri dönebiliyor arada sırada. Anibal örneği bu tür bir örnek. Kendileri bile yöneticilik yetkilerinin hala devam ettiğinin farkında olmayabilir bu kişilerin bazen. Bu yüzden üsluplarına dikkat etmeyebilirler, vs. Anibal örneğinde de öyle olmuştur demiyorum, çünkü dediğim gibi, burada değildim, takip etmedim o konuyu. Ama tek bir ayrıntıya takılmayın. O konuda ne olduysa oldu, bilmiyorum. Sonuçta hata da yapılabilir. Yöneticiler de insan. Onlar da bazen öfkesine yenilebilir, ya da adam kayırmak suretiyle hata yapabilir, vs. Önemli olan daha sonra bunun düzeltilmesi. Mesela bildiğim kadarıyla anibal'in yöneticilik yetkisi yok şu anda. Yanılıyor muyum? Demek istediğim, bahane aramayın. Buraya hizmet etmek isteyen, ve daha iyi yerlere getirmek isteyen kişi, bunun da yolunu bulur. Ayrıca, burasının prestijinin bahsettiğin sebepten dolayı yerlerde gezindiğini falan zannetmiyorum. İnternette burası ile ilgili kötü yorum çok tabi. Onun farkındayım. Ama bunda garipsenecek birşey yok, çünkü bunların çoğu zaten burası ateist ortam diye baştan önyargı ile yaklaşan kişiler, ve bu ortamı karalamanın ve kötülemenin sürekli yolunu arayan kişiler. Yani yapılması gereken açık. Yıllardır forumu takip eden, burada yönetim tarafından bilinen, ve üslubu ve buradaki geçmişi ile forum ahalisinin güvenini kazanmış kişilerden buraya hizmet etmek isteyenler, Bir Buçuk ile bağlantıya geçecek. O da ondan sonrasını halledecek. Tabi aynı isim ile uzun yıllar burada yazmış ve forumda çok sayıda iletisi olan kişiler ancak bu koşulları yerine getirebilecektir. Mesela, sen eski misin bu forumda bilmiyorum ama, en azından Sütlü Kahve nick'i belli ki yeni. Sadece 23 iletin var. Yani mesela sen talip olamazsın muhtemelen. Yani olursun da, kabul edilmez tahminim. Eğer yönetim seni tanımıyorsa ve forumdaki geçmişini bilmiyorsa tabi.
  17. mantik

    Green Card

    Bana diyorsan, ben anibal değilim.
  18. mantik

    Green Card

    Kanada ve Avustralya'nın da göçmenlik programları var. Adı green card değil tabi ama onların da var. Hatta oralara göçmen olarak kabul edilmek daha kolay. Tabi oralarda bu tür lotoya dayalı bir sistem olmayabilir. Orasını bilmiyorum. Ama normal göçmenlik başvurusu yapılabiliyor oralarda. Mesleğini, eğitimini falan yazıyorsun. İhtiyaçları olan bir konuda mesleğin varsa alıyorlar. Pek çok konuda ihtiyaçları olduğu için de oralara göçmen olarak gitmek daha kolay. Yani en azından eskiden öyleydi. Hala öyle midir bilmem. Benim o ülkelerde göçmenlik gibi konularla son ilgilendiğim zamanlar yaklaşık 20 yıl öncesi. Bu yüzden son durumu bilmiyorum.
  19. mantik

    21 yaşında ve hiç sevgilisi olmamış olmak

    Bu durumda günümüzde çok kişi var. Çin ve Japonya için bir kriz haline geldiğini okumuştum geçenlerde bu tür sorunların. Ülkeye ve kültüre de bağlı. Doğu kültüründe daha yaygın bu tür sorunlar. Ama batıda da var. Başlık konusundan bahsediyorum. Muhafazakar kesimin ve eski zamanların uygulamalarının (görücü usulü, insanları gençken evlendirmek, vs) sebepleri de anlaşılıyor bu tür konular analiz edildiğinde. İnsanlık boşuna geliştirmemiş o uygulamaları. Çünkü herşey kendi akışına bırakıldığında ortaya çıkan durumda kimse mutlu olmuyor. Ne kadınlar ne erkekler. Önceki nesillere göre özgürlüğün arttığı günümüzde de olay kendi akışına bırakılmış sayılır. Doğada, primatlarda dişilerin çoğunun tek bir dominant erkeğin etrafında toplanması çok yaygındır. Diğerleri ya ölür, ya uzaklaştırılır, ya da eş bulamaz. Dişiler için de iyi değil, çünkü hem kendisinin, hem de yavrularının rakibi çok. Pek çok dişi var, hepsinin yavrusu var, erkek ise hepsine eşit derecede ilgi ve koruma sağlayamaz. İnsanlık bu sebeple tek eşli bir uygulama oluşturmuş, dönem dönem ve yerel olarak çok eşli uygulamalara da çok rastlanmasına rağmen. Dinler ve diğer toplumsal kontrol mekanizmaları yoluyla tek eşliliği yerleştirip yaygınlaştırmış insanoğlu. Orman kanununa göre daha adil bir ortam yaratabilmek için. Görücü usulü, anlaşmalı evlilikler gibi uygulamalar, ve çok eşliliğin, evlilik dışı cinsel ilişkinin ahlaka aykırı oluşu, vs hepsi bu sebepten dolayı. Çünkü bu tür baskıların ve kuralların olmadığı, veya zayıf olduğu bir ortamda içgüdüler ve orman kanunu belirleyici oluyor. Genç kızlar dominant erkekleri daha çekici buluyor mesela. Çok sayıda kız, tek bir erkeğin etrafında toplanıyor. Diğerlerine yüz vermiyor. Ama günümüz toplumunda bu tür erkekler ya maço, ya da aldığı ilgiden dolayı şımarık veya saygısız olabiliyor. Veya o hale geliyor. Zaten seçenekleri çok olduğu için eşlerine sadık da kalmıyorlar. Tecbrübeli kadınlar ise genellikle bu tiplerden uzak duruyor, ve daha sakin ve saygılı kişilere yöneliyor. Genç erkeklerin beklentileri ve karşı cinse bakışında da sorun var. Onlar da sadece en çekici kızlara ilgi gösteriyor, diğerlerine bakmıyor. Yalnızlıktan ve kız bulamamaktan şikayet edenlerin pek çoğunun aslında çevrelerinde isterlerse yakınlaşabilecekleri, fakat kendilerine yeterince çekici gelmeyen kızlar oluyor. Fakat bunlara yakınlaşmak akıllarına bile gelmeyebiliyor. İçgüdülerine yenik düşüyorlar ve en çekicilere odaklanıyorlar. Bu yüzden de, olan şanslarını bile azaltıyorlar. Başlık sahibine benim tavsiyem sabırlı olması. Tecrübe de önemli bu konularda. Bir tavuk yumurta problemi var tecrübe ile ilgili olarak bu konuda. Tecrübesizken bu işler daha da zor. Ama zaten problem tecrübe kazanmaya da engel olduğu için, o kısır döngüyü aşmak kolay değil. İyi ki o yılları geride bırakmışım. Bu meseleler hiç de keyifli konular değil. Gençlere sabır diliyorum sadece.
  20. mantik

    DEĞİŞİM ZAMANI

    Sütlü Kase, Bu tür şikayetler tek tük de olsa hep vardı. Forum kurulduğundan beri. Herkesi memnun etmek mümkün değil çünkü. Ama benim aktif olduğum dönemlerde bu tür ciddi bir sorun yoktu. Forumun o dönemdeki itibarından, popülerliğinden, yazarlarının kalitesinden falan da görülebilir bu. Son 4-5 yıldır forumun günlük ahvalinden ve işleyişinden uzağım. Ne olup bittiğini pek bilmiyorum. Dediklerinde gerçek payı olabilir, ya da abartıyor olabilirsin, bilmiyorum. Eğer dediklerin doğruysa, buraya sahip çıkmanız için daha da fazla gerekçe var demektir. Madem şu anki yöneticiler adil olmayı beceremiyor, sizler talip olun, görevi devralın ve daha adil olun.
  21. mantik

    Green Card

    Ben 90'lı yıllarda geldim ABD'ye, hala burada yaşıyorum. Gelmek isteyenleri anlıyorum ve heveslerini kırmak istemiyorum, sonuçta ben de çok istedim buraya gelmeyi zamanında. Ama doğru sebeplerle gelmek lazım, ve gerçekçi olmak lazım. Özellikle hollywood filmlerinde gösterilen en zengin, en ayrıcalıklı kişilerin hayat tarzlarına falan kanıp gelmeyin sakın. Gelen pek çok kişinin şok yaşayıp depresyona girdiğini biliyorum. İlk zamanlar sürekli ağlayanları biliyorum. Türkiye'de güzel, maaşlı, masa başı işlerini bırakıp burada kasiyer ve temizlikçi olarak yıllarca sürünen insanlar oluyor. Ben niye geldim buralara diyorlar haklı olarak. Çoğu kişi Türkiye'de yapacağı işlerden çok daha düşük düzey işlere razı gelmek zorunda kalıyor. Yüksek derece eğitimli kişiler için daha farklı durum. Onlar Türkiye'de gelecekleri yerlere daha yakın pozisyonlara gelebiliyorlar. Ama onlar için bile, eğer ortalamasını alacak olursak durumun, Türkiye'deki potansiyellerinin altında kalacaklarını söylebiliriz çoğunun. Yani mesela, Türkiye'de kalsa, bir şirketin genel müdürlüğüne yükselebilecek bir adam, burada orta veya alt düzey bir yöneticilikle yetinmek zorunda kalabiliyor. Herkes için değil tabi bu. Dediğim gibi, istatistiksel bir veri veriyorum burada. Bu tür şeyler kişiden kişiye, durumdan duruma değişir. Ayrıca, son dönemde ABD'de yabancı düşmanlığı çok arttı. Trump'ın seçilmesinin falan altında yatan faktörlerden biri de bu zaten. Burasının beyaz Amerikalıları, yabancı insan istemiyorlar ülkede. Trump yukarıda bahsedilen bu diversity lottery programını kaldırmaktan bahsediyor mesela. Yani kura yoluyla green card almak tarihe karışabilir yakında. Eğitimli kişilerin ülkeye gelişinde en yaygın yöntem olan H-1B vizesinde de değişiklikler yapıyorlar, daha da yapacaklarını söylüyorlar. Daha da zorlaştırdılar bu vizeyi bile mesela. Tamamen kökten değiştirmekten ve çok kısıtlamaktan falan da bahsediyorlar. Yani, sizi istemeyen yere niye zorla geliyorsunuz? Bunu düşünün. Avustralya'ya, Kanada'ya falan gidin, ille de yurtdışı diyorsanız. Amerika'nın tadı kalmadı bence. Ben buraya bu kadar yerleşmiş olmasam, burada çoluk çocuk yetiştirmiş falan olmasam, ben bile dönerdim belki.
  22. mantik

    DEĞİŞİM ZAMANI

    Gençlerden neden foruma sahip çıkan yok? Yöneticiler yarın forumu kapatıyoruz deseler yanıp tutuşursunuz büyük ihtimalle. Ama durumun o noktaya gelmemesi için, burasının canlı kalması ve büyüyerek devam etmesi için taze kana ihtiyaç var. Beni forumun eskileri bilir. Hala eskilerden kalan varsa tabi. Forumun kurucularından biriyim ve uzun yıllar aktif yöneticiliğini yaptım. Son yıllarda ise elimi eteğimi çektim, arada bir takip etmekle, ve yöneticilere gerektiğinde teknik, vs yardımda bulunmakla yetindim. Yani ne olursa olsun buraya, bana ne diyerek tamamen terketmedim siteyi. Ama biz eskilerin artık pili bitti. Bayrağı yeni nesillere teslim etmek gerekiyor. Bunun için ise forumu yıllardır takip eden, fakat yaş olarak nispeten genç takipçilerin forumun yönetimi ve belki ileride devralınması gibi şeylere açık olması, ve talip olmaları gerekiyor. Bu forumun eski yıllarda çok iyi yazarları vardı. Bazen ünlü kişiler de gelir yazardı. Basında, medyada buradan söz edilirdi. Defalarca röportaj için burasıyla bağlantı kuruldu, ve bir sürü röportaj verdik basına. Twitter ve facebook hesaplarımız vardı. Daha da büyüme ve Ateizm konusunda Türkiye'de akla gelen belli başlı ortam olma yolundaydık. Aslında öyleydik de denebilir. Ateizm derneğinin kuruluşunun filizleri de burada atılmıştır denebilir. İlk kurucuların ve destek verenlerin bir kısmı bu forumun eski elemanlarındandı. Derneğin ilk web sayfasını hazırlayan, ilk domain adresini alan, kurucularıyla telekonferanslara katılan, ilk maddi katkıda bulunanlardan biri de benim mesela. Ben ABD'de yaşadığım için sonra bir ilgim olmadı bir daha bu dernekle gerçi. Ama demeye çalıştığım şu ki, böyle bir ortamın eriyip gitmesine izin vermeyin arkadaşlar. Sahip çıkın buraya. Tamam, forumların devri geçti, artık devir sosyal medya devri falan diyenler çıkabilir. Ama burasının sosyal medya hesapları da vardı eskiden dediğim gibi. Ayrıca, sosyal medya forumun yerini tutmaz. Forumun işlevi yine de ayrı bana sorarsanız. Forum derli toplu bir şekilde fikirsel tartışma yapılabilecek en uygun yerdir hala. Entelektüel içerikli bilgi alış verişine uygun ortam yine de forumlardır hala, sosyal medya değil. Yani, buraya sahip çıkın. Yönetime, moderasyona aday olun. İlgilenenler Bir Buçuk ile bağlantı kursun. Kursun ki, yeni elemanlar alınsın yönetim kadrosuna, ve yeni kan gelsin foruma.
  23. mantik

    Bu forumda hayatın gerçek amacını bulan varmı?

    Hayatın ardında bir anlam olması için, hayatın kaynağının bilinçli bir varlık olması gerekir. Veya bir grup varlığın kollektif bilinci. Yani mesela uzaylılar dünyadaki hayatı bir laboratuar deneyi için yarattıysa, o zaman hayattaki amacımız da bir laboratuar faresi olmaktır. Bu bizim dışımızda tayin edilmiştir ve bir seçeneğimiz yoktur. Benzer şekilde, eğer teizmin Tanrı'sına tapmak ve onun egosunu tatmin etmek için yaratılmışsak, hayattaki amacımız da o demektir. Ama hayatın arkasında bir bilinç yoksa, herşey evrendeki sonsuz olasılıkların ve kompleksliğin sebep olduğu rastlantısal bir durumsa, o zaman hayatın bir amacı yok demektir. Hayatınızın anlamı, siz ne anlam verirseniz odur o durumda. Boş da geçirebilirsiniz, bunalıma girip depresif de olabilirsiniz, bu dünyadaki sayısız imkanlar ve seçenekler arasında kendinize uygun olanları amaç olarak seçip, hayatınıza anlam ve amaç da kazandırabilirsiniz. Tamemen sizin seçiminiz. Yani hayatın anlamı, ona sizin verdiğiniz anlamdır.
  24. Ateizm "Tanri'nin varolmadigina inanmak" degil, "Tanri'nin varolduguna inanmamaktir" dememiz sikca kafa karistiriyor. Sadece teistler degil, bazi agnostik ve ateistler de buradaki mantigi cozemiyorlar. Aslinda bu konudaki kafa karisikligini giderecek ek aciklama koyacagim siteye firsat buldugumda. Kisaca olay su: Negatif ateizm ve pozitif ateizm ayrimini biliyorsunuz. Pozitif ateizm Tanri'nin varolmadigini net bir sekilde soyler. Negatif ateizm ise Tanri'nin varoldugu iddiasinin reddedilebilecegini soyler. Bu anlamda, negatif ateist soylem daha genis bir soylemdir ve pozitif ateist de bu soyleme katilir. Fakat bir negatif ateist her zaman pozitif ateist soyleme katilmayabilir. Yani bu ikisinden genis olani negatif ateizmdir, dolayisiyla ateizm tanimlanirken bunun kullanilmasi dogal. Birinci nokta bu. Ikinci nokta, negatif ateist ve pozitif ateist ifadeleri Tanri inanci konusunda takinilan tavirlari mi ifade eder, yoksa ateizmin ekolleri midirler? Isin asli, bu ayrim Tanri'nin nasil tanimlandigina bagli olarak ayni ateistin degisik durumlarda takinabilecegi degisik ateist tavirlarin isimleridir denebilir. Fakat kisiler dusunce aliskanliklarindan ve gunluk hayatta karsilastiklari durumlardan dolayi genellikle belli Tanri tanimlarini on plana cikarirlar. Karsilastiklari ve en yayin sekilde inanildigini dusundukleri Tanri tanimina gore tavirlarini olustururlar. Bu yuzden de ayni kisi degisik durumlarda Tanri ile ilgili konusurken genellikle ayni tavri takinir, cunku kendi kafasindaki Tanri tanimina gore konusmaktadir. (Tabi kendi kafasindaki Tanri derken, kisi ateist ise, bu kisi Tanri tanimi uydurmaz elbette. Teistlerden duydugu Tanri kavramindan cikan tanima gore konusmaktadir. Teistlerden en cok duydugu tanima veya en cok inanildigini dusundugu Tanri kavramina bakarak tavrini olusturur pek cok kisi. Bazisi ise Tanri tanimi konusunu hic dusunmez, genel ve tanimsiz bir Tanri fikri uzerine fikir beyan eder, ki dolayisiyla daha cok negatif ateist soylem getirir bu kisi). Kisi, kendi kafasindaki Tanri kavramina gore konustugundan, eger karsi taraf Tanri'yi baska sekilde tanimlasa, ya da hic tanimlamasa, belki de ateist bu konudaki tavrini degistirecektir. Cunku Tanri'nin varolmadiginin net bir sekilde soylenip soylenemeyecegi, Tanri'nin net bir sekilde tanimlanmis olup olmadigi ile ilgilidir. (Ve de bu tanimin ne oldugu ile). Dolayisiyla, ortada kafa karistiracak bir taraf yok. Negatif ateist soylem daha geneldir, tum ateistlerin tum durumlarda katilacagi bir soylemdir, bu yuzden tanimda bu kullanilir. Inanmamanin da inanc oldugu ise dinci kesimden cok duydugumuz bir polemik. Bu meselenin de iki yonu var. Birisi 'inanc' ile 'kani' (ya da 'fikir') arasindaki fark. Inanc dediginizde akla dayanaksiz kabul geliyor, her ne kadar kelimenin daha genis bir kullanimi da mevcut olsa da. (Yani 'kani' ve 'fikir' kelimelerini de icine alacak kullanimlari). Tanri'ya inanmiyorum diyen kisi, dayanaksiz bir sekilde Tanri'nin varolmadigina inaniyorum diyor olmak zorunda degildir. (Yani iman anlaminda). Tavri bir inanc degil, cesitli somut gerekcelere dayandirilmis bir 'kani' ya da 'fikir' olabilir. (Ki ateistler icin genellikle oyledir). Dolayisiyla, kisi pozitif ateist soylemi savunuyor dahi olsa, bu 'varolmadigina inanmak' ifadesiyle ifade edilebilecek birsey degildir, cunku 'inanc' kelimesinin cokanlamliligi yuzunden, bu yanlis anlamalara yol acar, her seyi din ve iman kategorisinde gormek isteyen inanclilar ateistler de kanitsiz inaniyor, yani iman ediyor demeye kalkabilir. Ayrimini yapmaya calistigimiz noktalarin onemli bir tanesi bu. Olayin ikinci yonu ise su. Kisi pozitif ateist soylemi degil, negatif ateist soylemi dile getirmekte olan biri olabilir. Bu ise vardir ve yokturdan baska, bir de 'bilmiyorum' durumunu icine alan bir tavir olur. (Bilmiyorum diyen kisi agnostiktir. Fakat bu agnostik kisi, dinsel inanca sahip degilse, yani hayatini Tanri'nin varolmadigi kabulu altinda devam ettiriyorsa, bu kisi negatif ateistle ayni durumda bir kisidir. Dolayisiyla, 'ateist agnostisizm' ile 'negatif ateizm' ayni seydir). Yazi tura atiyorsunuz ve tura geldi diyelim. Bunu nasil soylersiniz? Ya 'tura geldi' dersiniz, ya da 'yazi gelmedi' dersiniz. Bu durumda ikisi de ayni seyi ifade eder, cunku ortada sadece iki ihtimal var. Fakat ortada ikiden fazla ihtimal olsa, ornegin bir zar atmis olsaniz, bunu degilli bir ifade ile ifade edebilir misiniz? Yani '5 gelmedi' diyerek kac geldigini soylemeniz mumkun mudur? Degildir elbette. Olay ayni. Tanri'nin varligi konusunda sadece iki ihtimal olmasi (Tanri ya vardir, ya da yoktur), insanlarin kafasini karistiriyor ve diyorlar ki o zaman birinin degilini soylemek diger durumu soylemektir. Fakat gozden kacirdiklari nokta, sozu edilen konu Tanri'nin varligi veya yoklugunu ontolojik olarak kesin bir sekilde soylemek degil, bizim bu varlik veya yokluk konusunda takindigimiz tavir uzerine konusmaktir. Varolup olmadigi kesin bir bilgi olmadigindan, ancak varligi veya yoklugu konusundaki kendi kanimizdan bahsedebiliriz. Dolayisiyla ortada iki degil, ikiden fazla olasilik vardir. Yani 'Tanri vardir', 'Tanri yoktur' ve 'Bilmiyorum'. Dolayisiyla olay yazi tura orneginden cok zar ornegine benzer. 'Tanri'nin varolduguna inanmiyorum' dediginizde 'Tanri'nin varolmadigini biliyorum' diyor olmaniz sart degildir. 'Tanri'nin varolup olmadigini bilmiyorum' diyor da olabilirsiniz. Fakat bu konudaki agnostik tavir da 'default' (varsayilan) tutum olarak bu iddianin reddini gerektireceginden, bilmiyorum diyen kisi de bu inanci reddettigi surece ateisttir.
  25. İşgale uğramış ama henüz savaşı kaybetmemiş bir ülkede bağımsız mücadelesi yapanların stratejisi ile, işgal altındaki bir ülkede aynı şeyi yapanların stratejisi aynı olmaz. Birinde kim olduğunu, ne olduğunu saklamadan, açıkça, topyekün mücadele edersin, öbüründe ise gizlenirsin, bir nevi gerilla mücadelesi yaparsın. Benzer şekilde, günümüz Türkiyesinde de laikler, ateistler, hatta belki Atatürkçüler bile bir gerilla mücadelesine girişmeli diye düşünmeye başladım son dönemde. Ülkeye teokratik bir diktatörlük geldi. Fiilen zaten yaşanmaktaydı, şimdi artık yasal oluyor. Referandumda hayır mücadelesi yapmak ise, her ne kadar yapılması gereken birşeyse de, boşa bir çaba ve akıntıya kürek çekmekten farksız. Yapılmalı tabi, yapılmasın demiyorum. Ama şu aşamada uzun vadeli düşünüp, ondan sonrasına bakmak lazım. Bu anayasa geçecek muhtemelen. Bu yüzden de ondan sonraki ortam göz önünde bulundurularak stratejilerin belirlenmesi lazım. Anlaşıldığı kadarıyla, hayır dediği için işinden olanlar bile var son dönemde. Basında yer alıyor. Ayrıca, hükümet hayırcıları darbeci ve PKK destekçisi falan ilan etti. Bizim millet körce her denileni kabul ettiği için, bu kadarı bile bu referandumu kazanmalarını neredeyse garantiliyor. Referanduma kadar yine sivri dilli olunabilir belki, ama ondan sonra yaygarayı azaltıp, kendini korumaya alıp, gerilla mücadelesi yapmak lazım belki de. Ben yenilgiyi kabul ettim yani anlayacağınız. Ateistlerin yine ateizmlerini gizlemeleri gereken bir döneme giriliyor muhtemelen. Bırakın ateizmi, laiklik ve Atatürkçülüğün bile marjinalleşmeye başladığı bir dönemdeyiz. Tabi ki düşünülenleri açıkça, yüksek sesle ifade etmekten çekinmemek lazım. Ama güç elinde olan bir elit kesimin kendine güvenli ve ukala stratejisinden uzaklaşılıp, daha sinsi, muhafazakar kesimin arasına karışan, laik müslüman kisvesiyle mücadelenin yapılması gereken dönemler geliyor olabilir. Zaten başından beri öyle yapılmalıydı belki de. Muhafazakar kesim laik ve Atatürkçüleri ukala, gavur, din düşmanı, vs gördü hep. İnönüyü sevmezler mesela. Atatürk'ü ise seviyormuş gibi yaparlar. Zorla severler, ya da sever gibi görünürler yani. Muhafazakarlarla konuşurken aşağılamadan, kendilerini anlamaya çalışarak, ama açık ve onların da rahatça göreceği çarpıklıklara ve yanlışlıklara vurgu yapan söylemlerle karşılarına çıkılması lazım. Tek tek karşına alıp, sabırla, anlayacakları dilden, açıkça konuşup anlatmak lazım. Çünkü belki bu dönem de bir moda, ve geçecek. Toplumda bu tür eğilimler dalgalar halinde gelip gidiyor çünkü. Bir yöne doğru fazla bir savrulma olduysa, bir geri çekilme oluyor onun üstüne, hatta öbür yöne doğru bir savrulma geliyor, dalga tekrar yön değiştirmeden önce. Ya da bunu borsada bir hisse senedinin fiyat değişimine de benzeyebiliriz. Bir hisse senedi yükselme eğiliminde bile olsa, sürekli kısa vadeli dalgalanmalar olur fiyatta, takip edenler bilir. Biraz yükselir, biraz geri çekilir, sonra biraz daha yükselir, vs. Sonra bir ay içindeki değişimine bir bakmışsın ki, bir ay öncesine göre toplamda yükselmiş. Geçici geri çekilmelere "pullback" deniyor ingilizce mesela. Toplumun uygarlık düzeyi de o şekilde dalgalı yükseliyor bence. Şu anda ise bir "pullback" dönemindeyiz. Bu dönemde stratejiyi buna uydurmalıyız.
×