Jump to content

mantik

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    3.530
  • Katılım

  • Son ziyaret

mantik kullanıcısının paylaşımları

  1. mantik

    Yatırım tavsiyeleri

    Ama maksat ortaktan kurtulmak anladığım kadarıyla. O zaman, işiniz zor. Bu çok fazla bir sermaye değil. Bununla günlük yaşam giderlerini karşılayacan bir iş açmaksa maksat, bildiğiniz işten vazgeçmeyin derim. Yine otelcilik, pansiyonculuk işi yapın o zaman. Ama kendi başınıza. Ya da başka bir ortakla. Bu arada, başlık yanıltıcı. Aradığın şey yatırım tavsiyesi değil. Yatırım tavsiyesi olması için, günlük yaşam giderlerin için ihtiyacın olmayan bir paranın, değerini kaybetmemesi, ve hatta zaman içinde değer kazanması için nereye yatırmak gerektiğini düşünüyor olman gerekir. (O zaman borsa, emlak, vs bir sürü seçenekten bahsedilir). Senin aradığın, yürümeyen bir işletmenin kapatılıp, yeni bir iş açılması ile ilgili bir tavsiye. Bu ise başkasının vereceği akıl ile olmaz. Sizin yapmayı bildiğiniz, o sermayeyi batırmayacağınız yeni bir iş bulmanız lazım. Onun ise ne olacağını sizden başkası bilemez.
  2. mantik

    Yatırım tavsiyeleri

    1 milyon TL, 166 bin dolar şu anda. Bir otel satışından gelecek paraysa, az bu. Otelden ziyade, daha ufak bir yer, bir pansiyon gibi birşey olabilir belki, bilmiyorum. Eğer maksat gelir elde etmeye devam etmekse, neden devrediyorsunuz? İşletmeye devam edin o zaman. Devralacak biri olduğuna göre, karlı bir işletme olduğunu tahmin ediyorum. Oradan gelecek parayı, para getirip getirmeyeceği belli olmayan riskli birşeye yatırmaktan iyidir aynı şekilde işletmeye devam etmek.
  3. mantik

    Yatırım tavsiyeleri

    Bu ihtiyaç duymadığın, kullanmayı düşünmediğin fazlalık bir paraysa, güvenli ve başarılı yatırım fonlarına yatırabilirsin. Türkiye ekonomisi iyi durumda olmadığı için, Avrupa ve özellikle Amerika bazlı yatırım fonlarını düşünmek daha güvenli olur. Tek bir fona yatırmayıp, farklı yatırım stratejisi olan değişik fonlara dağıtırsan, riski de azaltırsın. Ya da emlak'a yatır. Emlak, getirisi borsadan ve finans sektöründeki diğer yatırım araçlarından daha az olsa da, en güvenli ve sağlam yatırımlardan biridir. Kolay değer kaybetmez. Ama maksat tam net değil burada. Parayı bir yere yatırmak mı istiyorsun, yoksa bir iş açmak mı istiyorsun? Pasif gelir mi, aktif gelir mi? Bu paraya enflasyonun üzerinde değer kazandıracak yatırım imkanları mevcut. Ama paranın miktarı, o şekilde getireceği getiri üzerinden yaşamaya imkan verecek kadar fazla değil. Bu parayı sermaye yapıp, bir iş açarak para kazanmak daha fazla gelir kapısı açabilir. Ama tam tersi paranın batmasına da sebep olabilir. (ABD'deki istatistiklere göre yeni iş girişimlerinin %80'i ilk 5 yıl içinde kapanır). Bir dükkan, ya da restoran aç. Yapmayı bildiğin bu tür bir iş varsa. Ya da bir ev alıp kiraya ver. İlle de bu parayı iyi gelir getirme ihtimali olan bir yere yatırmak istiyorum diyorsan, gözünü kapatıp büyük risk al, ve gelecek vaadeden yeni bir start up şirkete ortak ol. Hatta gel benim ortağım ol Kendi maaşlı mühendislik işim haricinde, kenarda hobi mahiyetinde yürüttüğüm web development aktivitelerim var. Ona ortak ol. Amerika'dan müşteri bulup, Türkiye'deki genç web developer'larla çalışarak hem Türkiye'deki gençlere gelir sağlıyorum, hem de buradaki Amerikalı müşterilere işlerini daha hesaplı yaptırma imkanı sağlıyorum.
  4. mantik

    Türkiye den kaçmak

    Ben 23 yıldır ABD'de yaşıyorum. Kendim buraya lisansüstü eğitim için burslu olarak geldim, sonra doktora yaparken okudğum okulun kariyer fuarına çeşitli firmalardan temsilciler geldi. Diğer lisansüstü öğrenciler bu fuara gidip iş arıyorlardı, bana da dediler sen neden gelmiyorsun, gel en azından piyasa hakkında bilgi edinirsin falan dediler. Uzun vadede Amerika'da kalma niyetinde değildim. Master ve doktoramı bitirip dönmek istiyordum. Ama fuara katılmaktan zarar çıkmaz dedim. Sonra fuardaki firma temsilcilerinden büyük bir ilgi gördüm. Bazıları defalarca arayıp özgeçmişimi göndermemi istediler. Ben de gönderdim ve ne olduğunu anlamadam iyi bir iş teklifi aldım. Türkiye'de hayal bile edemeyeceğim miktarlarda para teklif ettiler. Ben de bu sefer çalışmaya başlayayım bari dedim. Hem Amerika'da piyasa tecrübesi edinirim, hem para biriktiririm, hem de doktorama devam ederim dedim. Doktorayı yine de bırakma niyetinde değildim yani. Ama çalışmaya başladıktan sonra, hele o yıllarda bir de evlenince, bunların hepsinin beraber yürümesi mümkün değildi. Zamanla vazgeçtiğim şey doktora eğitimi oldu. Biri Türkiye'den, biri Amerika'dan olmak üzere ikinci master derecesiyle yetindim. Çalıştığım firmalar sposor oldukları için zaman içinde önce green card aldım, sonra da vatandaş oldum. Ama hala bir süre sonra Türkiye'ye dönme fikri vardı kafamda hep. Önce vatandaşlığı alayım öyle döneyim dedim. Sonra biraz da para biriktirip öyle döneyim dedim. Ondan sonra da çocuklar öyle bir yaşlara geldiler ki artık onları alıp Türkiye'ye götürmek onlara kötülük yapmak anlamına gelecekti. Toplum farklı, dil farklı, kültür farklı. Türkçeleri zaten yarım yamalak. Dolayısıyla, mecruben kaldık burada zaman içinde. Artık şu anda emeklilikte dönmeyi düşünüyorum. Bir sahil kasabasında ev alıp, her yıl 6 ay Türkiye'de, 6 ay burada yaşamayı planlıyorum emekli olunca. Benim tavsiyem, bu şekilde tahsil ve meslek sahibi olarak gelmiyorsanız, veya elinizde yüklü bir sermayeyle gelip burada iş açmak için gelmiyorsanız (ki bu sermaye en az yarım milyon dolar olmalı), onun dışında geleceğiniz hiçbir tür seçenek için uygun değil buralar diye düşünüyorum. En önemlisi çalışma izni ve green card. Vasıfsız elemanın, eğer zengin bir iş adamı değilse green card alabileceği aşağı yukarı tek yol evlilik burada. Diğer bazı istisnai yollar çok zor, ve çok düşük olasılıklı. 100-200 TL ile buraya gelip, kaçak olarak kalmaya niyetliyseniz, bu parayı kısa sürede eritirsiniz, ne olduğunu anlamadan elinizde avucunuzda birşey kalmaz, doğru dürüst de iş bulamazsınız, belki şansınız varsa türk lokantalarında benzincilerde falan iş bulup çok zor koşullar altında üç kuruşa boğuşur, niye buralarda kaldım diye kafanızı duvarlara vurursunuz, benden söylemesi. O parayla Türkiye'de rahatça dükkan falan açarsınız. Burada ise 6 ay, 1 yıl falan ya geçinirsiniz, ya geçinemezsiniz. Hadi çok kemerleri sıktınız diyelim, 2 yıl geçindiniz. Eninde sonunda bitecek o para. Vasıfsız elemanın diversity lottery dışında (green card lotosu) oturma ve çalışma izni almasının benim bildiğim tek pratik yolu evlilik. O da denk gelirse olacak birşey. Bir de 10 bin, 20 bin dolar falan ödeyip, parayla evlenip green card alanlar olabiliyor. Ama çok riskli bir yol o. Vize memurlarını evliliğin gerçek olduğuna ikna etmeniz gerek çünkü green card alırken. Ayrıca, o şekilde alanlar green card'ı aldık zannedip rehavete düşüyorlar, ama o şekilde alanların 3 yıl sonra tekrar gidip hala evli olduklarını gösterip uzatmaları gerekiyor. Pek çoğu bunu bilmediği için, 3 yıl sonra o evlendikleri kişiyi bulamıyorlar bile artık. Nerede olduğunu bilmiyorlar. Yani green card'larını uzatamıyorlar. Ondan sonra yine kaçak durumuna düşüyorlar. Normalde green card 10 yıllık veriliyor ve 10 yıl sonra uzatılıyor. Ama bu şekile evlilik yoluyla alanlarda bu dediğim türde bir mesele de oluyor diye biliyorum. Bunun tuzağına düşüp green card'ını kaybedenler olduğunu duydum. Green card'lı olarak en az 5 yıl yaşamadan zaten vatandaş olamıyorsunuz. Bu yüzden bu işler öyle kolay değil. Zaten Türkiye'den kaçmak için buraya gelirseniz, yine de kaçamadığınızı göreceksiniz, çünkü gelenlerin çoğu yine Türklerin sosyal ortamında kalır burada. Zamanla başka kesimlerle ve Amerikalılarla da görüşmeye başlarsınız, ama Türklerden hemen hemen hiçbir zaman tamamen kopmazsınız, kopamazsınız. O türkler de alıp Türkiye'yi buraya getirirler, aynı meselelerle, aynı sorunlarla burada da muhattap olmak zorunda kalırsınız. Vereceğimiz davet içkili mi olacak, içkisiz mi olacak, içkili olursa falancayı davet edelim mi etmeyelim mi, kayınpederler vesaireler ziyarete geldi, buralarda cami bulup götürmek lazım olayları falan olacak. Yani burada da Türkiye'den kaçamazsınız, çünkü siz kendiniz türksünüz. Çok inada bindiren kaçar tabi. Amerikalı ile evlenir, Türklerden bilerek uzak durur, vs. Öyleleri de var. Ama onlar da mutlu değil. Bir anda bildikleri bütün kültürden, dilden, hayat tarzından, yedikleri yemek ve ağız tadından uzak durmak kolay değil, pek mümkün de değil. Anlayacağınz, zorluğu gurbet elde yaşayacağınıza, Türkiye'de başka bir yere taşının, ya da sosyal çevrenizi değiştirin, elde öyle bir sermaye varsa onunla bir dükkan falan açıp sizi yurtdışına kaçmaya iten sorunlardan öyle uzaklaşmaya çalışın derim. Benim tavsiyem o yönde olur. Ama çok merak eden yine de gelip 1 yıl falan kalıp, o parayı eritip, öyle de karar verebilir tabi. Orası da kişiye kalmış.
  5. mantik

    Piri Reis

    Bu başlıktaki tartışma bitti diye düşünüyordum. Birkaç yeni yorum daha gelmiş. Bir Buçuk, daha önce nemecsek'in gündeme getirdiği rastgeleliğe tekrar vurgu yapmış. Hakkı olabilir. Ama mesela düşünün, o dönemde okyanuslara ilk açılanlar neden Portekizliler ve İspanyollardır? Sonra da İngilizler. Bunun Atlantik Okyanusuna kıyıları olmasıyla ilgisini kurmamak çok zor. Yani belli olasılıkları arttıracak faktörler mevcutken, rastlantısallık bile eşit olasılıklı bir rastlantısallık olmuyor. Biri zaman içinde Atlantik'e açılmayı kafasına koyacaksa mesela, bunun İtalya yerine Portekiz'den çıkması daha olası oluyor o zaman. Olayları da tüm faktörleri ile birlikte değerlendirmeliyiz. Ama faktörler nelerdir, ve hangisinin etkisi ne kadardır, bunu tam olarak tespit etmek kolay değil tabi. priest of nature, verdiğin bilgi ilginç. Müslüman ve Osmanlı gemileri İzlanda'ya kadar girmiş demek ki. Ama geç gitmişler. Ondan 100 yıl önce beklerdim normal olarak. Virginia ve Newfoundland'e giden Osmanlı gemileri meselesini ise hiç duymadım. Hangi tarihte acaba. Geç bir tarihse normaldır. Ama o zaman zaten iş işten geçmiştir. Herşeyden önce, acaba bu bilgi doğru mudur. Bunu da bir araştırmak lazım. fezadabirtürk Osmanlı'nın okyanuslara açılmamasını ek toprağa ihtiyaç duymaması ve bu konuda bir motivasyonunun olmamasına bağlamış. Bu da bir faktör olabilir gerçekten. Ama Amerika kıtasından Avrupa'ya altın ve değerli metaller gelmeye başladıktan sonra bunun değişmesi gerekirdi. Osmanlı da her devlet gibi paraya ve güce kör değildi. Olamazdı. Ama becerememiş. Avrupa'da olan bitenin ve yeni dünyadan gelenlerin onları ne kadar zenginleştirdiğinin yeterince farkına varmamış bile olabilir. Çünkü zaten bilinen bir gerçek var ki Osmanlı batı ülkelerinde elçi pek bulundurmamış o dönemde. Yani oralarda olan bitenle pek ilgilenmemiş bile. Bunun nedenini anlamak çok zor olsa da, bu durum pek çok şeyi açıklıyor.
  6. mantik

    Piri Reis

    Hacı, Getaf, bilgivehis, Demek ki, ortada birden fazla faktörün bir birleşimi var. Bu faktörlerin önemli olanlarını şöyle sayabiliriz belki: - Jeopolitik koşullar sebebiyle Batı Avrupa'nın bu keşifler dönemine girmeleri - Bu sayede sömürgecilik sebebiyle zenginleşmeleri - Dinlerinin kendi toplumlarındaki etkisinin, İslam'ın islam toplumlarındaki etkisine nazaran daha zayıf olması sebebiyle dinin etkilerini üzerlerinden biraz daha kolay atabilmeleri, ve rönesans, reform hareketlerini daha o zamanlar yaşayabilmeleri - Osmanlı'nın taht kavgaları, bir dizi zayıf hükümdar gibi sebeplerle uzun süre iyi yönetilememesi, ve toplumdaki yerleşik otoriteye tapma alışkanlığı ve kültürü yüzünden bunun önleminin zamanında alınamaması - Doğu kültürü ve islamın etkisiyle Osmanlı'nın fikirsel özgürlüklerin daha kısıtlı olduğu bir toplum olması (ki bu yeni denemeleri, icatları ve yaratıcılığı da etkileyen bir faktör haliyle) - Ayrıca son olarak, İslami bağnazlığın etkisiyle bilim ve teknolojiye yeterli önemin verilmemesi, ve dinsel kadercilik sebebiyle bu dünyadan çok öbür dünya için yaşanması
  7. mantik

    Piri Reis

    Türk Ateist, Kaynak ve uzman tavsiyesi için teşekkürler. Özellikle Halil İnalcık'ın kitaplarını inceleyeceğim. (İlber Ortaylı'yı zaten biliyorum). İslam en büyük faktör olarak göze çarpıyor tabi, özellikle de mesele özetlenmek istendiğinde. Yani bu kişilerin, bu soruya kısa cevap olarak bunu vermelerinde garip bir taraf yok. Kısa cevap olarak biz de öyle diyoruz zaten. Ama kökenlerine ve ilk ortaya çıkıştaki hallerine bakıldığında, ilkellik ve baskıcılık açısından İslam, Hristiyanlık ve Musevilik aslında birbirinden çok farklı değil. Fakat zaman içinde, eklileri altına aldıkları toplumlar üzerindeki güçleri, değişime direnişleri ve ilerlemeye karşı oluşturdukları dirençler açısından farklılıklar göstermişler. Bunda ise, bu dinler özleri açısından farklı olmadığına göre, başka dış faktörlerin etkisi olmalı diye düşünüyorum. Sonuçta bu dış faktörler, bu dinleri ve onları takip eden toplumları farklı şekillerde pişirmiş zaman içinde. İşte ben de bunları tespit etmeye çalışıyorum. Hatta bu konudaki faktörlerle ilgili olarak, bir dizi, madde madde liste oluştu kafamda. Bir sonraki iletimde onlara değineceğim.
  8. mantik

    Piri Reis

    Magnesia, Tespitlerin çok doğru ve yerinde. Osmanlı sarayının ve yönetiminin çürümüşlüğü aşikar. Zaten Batı'da bile Osmanlı'nın zayıflaması ve çöküşü ile ilgili faktörler listelenirken, bir tanesi muhakkak taht kavgaları ve birbiri ardına gelen bir dizi zayıf sultan olarak dile getirilir. Ama bakıldığı zaman, bu derece çürümüşlük hepsinde görülmese de, mutlakiyetin olduğu her yerde bu tür sorunlar gözlenecektir. Mesela, İngiliz toplumu yaşamamış mı bunu geçmişinde diye düşünmek lazım. Kardeş katliamı, vs düzeyinde olmasa da, zamanında bunların bir kısmını onlar da yaşamışlar. Ama sonra bakıyoruz, memleket yönetiminin bir dizi zayıf hükümdarın takdirine bırakılamayacak kadar önemli olduğunu gören üst düzey devlet erkanı, sarayda kendi aralarında istişare ede ede zaman içinde ortaya öyle bir sistem çıkıyor ki, krallarının rolü önemsizleşmeye başlıyor. Meşrutiyet yönetiminin temellerini böyle atıyorlar. Yani saray çevresinde yönetim ile ilgili olarak istişare eden ve bu konulardan asıl anlayan kişiler, zaman içinde bugün bildiğimiz meclisin görevini yerine getirmeye başlıyor, ve tepedeki hükümdar işe yaramaz bir sembolik karaktere dönüşmeye başlıyor. Bu süreç yüzyıllar alıyor onlarda ama sonunda oraya geliyor. İnsan peki Osmanlı'da niye böyle olmadı diye düşünüyor o zaman. Yani zamanla Osmanlı'da da oluyor bu ama iş işten geçtikten sonra. Ayrıca, Batı'dan örnek alındığı için oluyor bu, doğal bir şekilde geliştiği için değil. Bunda ise işte İslam'ın o bahsettiğimiz rolü var bence. Tek adamcılık, otorite karşısında boynun kıldan ince olması, güce tapma, vs gibi itaatkar ve doğulu kavramlarla birleşmiş bir islami bağnazlık yani. İngiliz sarayının yapabildiğini Osmanlı'nın yapamamasını belki buna bağlayabiliriz diyorum.
  9. mantik

    Piri Reis

    Kolomb’un II. Beyazıd’dan gemi istediği söylentisini biraz daha araştırdım. Sanırım uydurma bu. Hiçbir yabancı kaynakta yer almıyor. Sadece bazı Türk sayfalarında, o da söylenti mahiyetinde yer alıyor. Muhtemelen müslüman uydurmalarından biri bu.
  10. mantik

    Piri Reis

    Getaf, Senin dediklerinden ise en çok Kolomb'un II. Beyazid'dan gemi istemesi meselesi dikkatimi çekti. Bunu daha önce bir yerde okumuş, ama sonra unutmuştum. Bu çok önemli bir mevzu. Bu bilgiden emin değildim, ama internette biraz araştırınca pek çok yerde bu bilgiye rastladım. Osmanlı kayıtlarında yer alıyor anladığım kadarıyla. Sultan kendisine gemi vermeyi reddediyor. Ama iki yıl sonra İspanyol kral ve kraliçerine müracaat ediyor ve istediği gemileri alıyor. Yani, Sultan olur deseydi, belki Osmanlı keşfedecekti Amerika'yı. Yani yukarıda nemecsek'e tek tek kişilerin yüzyıllara varan etkilerinin olamayacağını söylemiştim ama bu Kolomb ve II. Beyasiz bilgisi bu konuda da acaba dedirtiyor insana. Acaba bu kadar basit midir? Herşey doğru zamanda doğru yerde bulunmaya ve şansa mı bağlıdır? Uzun vadeli sosyololik ve jeopolitik faktörler yine de zamanla daha ağır basacaktır gibi geliyor bana. İlginç konular bunlar. Düşündükçe derinleşiyor, ve tam cevabı bulmak zorlaşıyor.
  11. mantik

    Piri Reis

    Magnesia'nın dedikleri okuduklarım arasında bence hedefe en çok yaklaşan açıklama. Osmanlı geç kalmıştır, doğru. Ama dönemin diğer büyük güçlerini düşünelim. Bunlar arasında keşifler konusunda en erken davrananlar İspanyol ve Portekizliler iken, sonraki yüzyıllarda ekonomik ve askeri açıdan en fazla gelişen onlar değil, İngiliz, Fransız ve Almanlar olmuştur. Yani keşifler tek faktör değil belli ki. Dolayısıyla, geç de olsa Osmanlı'nın da başlamasını ve bu konuda birşeyler yapmasını beklerdim. Fransızlar mesela, ilk başlayanlardan olmamışlar, ama sonradan onlar da okyanuslara açılmış. Kanada'nın Quebec kısmını, bugünkü Amerika'nın Louisiana bölgesini ele geçirmişler. Okyanuslarda çeşitli küçük adaları egemenlikleri altına almışlar. Hatta uzak doğuya kadar gidip sömürge kurmuşlar. İskandinav ülkeleri o kadar değil. Onlar muhtemelen Almanya gibi keşiflerin Avrupaya getirdiği zenginlikten dolaylı etkilenmiş olmalılar. Okyanusa uzak İtalya gibi, ya da sıcak denizlere kıyısı olmayan Rusya gibi ülkeler ise ekonomi açısından geriden takip etmek zorunda kalmışlar diğerlerini. Yani önce davranmak veya önce davrananlardan biri olabilmek belli ki önemli bir faktör. Ama dengeler değişebiliyor. Mesela en önce davranan İspanyollar iken, tüm dünyayı en fazla kolonize edip güneşin batmadığı bir imparatorluk kuranlar İngilizler olmuş. Neden olmuş bu? Çünkü o ilk dönemlerde büyük bir deniz savaşında İspanyolları mağlup etmişler de ondan. Yani dengeler değişebiliyor. Ayrıca, sonradan davrananlar da pastadan payını alabiliyor. Hatta doğrudan bu kafilede yeri olmayan Almanya ve İskandinav ülkeleri gibi ülkeler bile keşifler çağının sonuçlarından faydalanabiliyor. Peki Osmanlı niye faydalanamıyor? Geç kalmayı bırakalım, hiç başlamıyor bile. Veya başlayamıyor. Bunu sadece Hint okyanusunda Portekiz direncini kıramamalarına bağlayamayız. Fas o dönemde tamamen Osmanlı idaresinde olmasa da, Osmanlı'nın himayesine girmiş bir devlet. Şöyle bir senaryo düşünelim. Atlantik okyanusuna açılmayı kafasına koymuş olsa Osmanlı o dönemde mesela, kim nasıl dur diyecek ki? Fas'ın Atlantik kıyısındaki limanlarının birinden okyanusa açılmak istediğini düşünün. Okyanus ve denizler o kadar büyük ki, İspanyol'un veya Portekiz'linin direnci vız gelir, hele de o dönemde. Okyanusa açılan gemiyi Portekizlilerin görüp bulmaları bile mümkün değil. Karşı taraftaki kıta da çok büyük. Karaya çıkılan yer ile, diğerlerinin karaya çıktıkları yerler muhtemelen birbirine binlerce kilometre uzaklıkta yerler olurdu. Zaman içinde karşılaşırlardı elbet, ama bu Osmanlının da oralara ayak basmasına engel olmazdı diye düşünüyorum. Yani bu konuda bir niyet olsaydı. Sadece yapamamazlık değil, niyet de olmamış gibi gözüküyor. Bir şekilde bu konuya yeterli önem verilmemiş. Hem de sadece o yüzyılda değil, ondan sonraki birkaç yüzyılda da. Yani o kadar uzun bir süre Osmanlı okyanuslara açılmamış ki, gerçekten de çok geç kalmış artık ondan sonra. 1700 veya 1800'lerden itibaren, özellikle de 1800'lerden itibaren, artık açılsa da bir anlamı olmazdı. Zaten önemli her yer tutulmuş durumda o dönemde artık.
  12. mantik

    Piri Reis

    Hacı'nın dedikleri güzel ve doğru tespitler. Zaten bu yazdıklarını daha önce okuduğumu da hatırlıyorum. Ama özünde, her zaman dediğimizi demenin ötesine geçmiyor. Yani olayı islama, ve islamın bizi geri bırakmasına bağlıyor. Önceleri ben de olayı bu noktaya getirip, burada bırakırken, son dönemde bu açıklamada bir eksiklik görmeye başlar oldum. Yani, islamın bu konudaki rolü tartışılmaz elbette. Ama islamın geri bırakması dinsel bağnazlıkla geri kalmışlık arasındaki geri besleme (feedback) döngüsü yüzünden. Ben döngünün ilk başlangıcını, islam dünyasının bu döngüye girişine sebep olan temel nedeni arıyorum ("root cause" analizi). Nihayetinde, dinsel bağnazlık bir sonuç aslında, bir sebep değil. Dinsel bağnazlığın sebebi cehalet, kendi içine kapanma, özgürlüğün kısıtlı olması, bilgiye erişimin kısıtlı olması, vs gibi faktörler. Bunlar ise somut dış etkenlere bağlı olarak açıklanabilecek, ya da açıklanması gereken şeyler. Dolayısıyla, mesele bu tür şeylere sebebiyet veren somut, sosyoekonomik ve jeopolitik bazı etkenlere bağlı olmalı diye düşünüyorum. Bir kez geri besleme döngüsü oluştuktan sonra ise, zaten islamın kendisi de bir sebep haline geliyor doğal olarak. Ondan sonra ise bu sebep o kadar baskın bir hale geliyor ki, diğerlerini gölgeliyor. Sadece onu görmeye başlıyoruz.
  13. mantik

    Piri Reis

    Nemecsek ilginç bir yerden yaklaşmış. O bir faktör olabilir gerçekten de. Ama sosyal ve toplumsal dönüşümlerde tek kişinin rolü genellikle uzun vadede önemsizdir. Mesela, Einstein olmasaydı izafiyet teorisi bulunamayacak mıydı? Elbet eninde sonunda bulunacaktı, ama başkası bulacaktı. Çünkü o noktada gelinen yer, bilim dünyasını artık bu buluşa hazır hale getirmişti. Yani tek tek kişilerin etkisi yüzyıllara dayanan sosyal ve siyasal dönüşümlerde ne derece önemlidir emin değilim. Bunu bir faktör olarak kabul edip kenara not etmekle beraber, en önemli faktör olduğunu zannetmiyorum.
  14. mantik

    Piri Reis

    technobase ve poiuz'un dedikleri özetle Osmanlı'nın bilime önem vermediğinin vurgusundan ibaret. Doğru olmakla birlikte, aradığım bilgi değil. Onu zaten biliyoruz çünkü. Ama ben onun sebebini merak ediyorum. Sadece islam deyip işin içinden çıkmayı ise olayı fazla basitleştirmek olarak görüyorum.
  15. mantik

    Yurtdışına yerleşmek

    Ben 22 yıldır ABD’de yaşıyorum. Sizler buraya gelmek istiyorsunuz, bizler de buradan bıkmışız, dönebilsek memleketimize döneceğiz, ama memleketin dönülecek hali kalmadığı için dönemiyoruz. Burada bunca yıl yaşamış da olsan, doğup büyüdüğün ülke gibi olmuyor. Hep yabancısın burada. Hele de son dönemde Amerika’da yabancı düşmanlığı da çok arttı biliyorsunuz. Trump’ın Amerikası şu anda burası. Bu yüzden iyi düşünün. Hiç de beklediğiniz bir ortamla karşılaşmıyorsunuz burada. Pek çok kişi ya çok ağır çalışma koşulları altında çürüyor, ya yalnızlıktan bunalıyor, ya da daha yılını doldurmadan geri dönüyor. Tanıdığım bir arkadaş bir işyeri devraldı. Başına da Türkiye’den getirdiği bir genci koydu. Ama buradaki hayat çocuğu bunalttı. Bir süre sonra çocuk bu arkadaşı ortada bırakıp Türkiye’ye geri döndü. Arkadaşın zaten kendi işi var bütün zamanını alan. Güveneceği biri başında durmazsa diğer işi takip edebilmesi mümkün değildi. Dolayısıyla, çok zor durumda kaldı, ve o girişimden zarar etti. Benzer başka örnekler de duydum. Yani davulun sesi sizlere uzaktan hoş geliyor, ama çoğunuza güvenmek zor bu konularda. Ya işi beğenmiyorsunuz, ya çalışma şartlarını ağır buluyorsunuz, ya yalnızlıktan bunalıyorsunuz, ya da sarışın kızlarla gönül eğlendireceğinizi zannettiğiniz bu ülkede aradığınızı bulamayıp geri dönüyorsunuz. Hollywood filmlerinin sadece iyi kısımlarını gösterip reklamını yaptığı gibi bir ortam olmadığını anlamanız lazım burasının önce. Onu göze alıyorsanız, ve kolay vazgeçmeyen biriyseniz, zorluklardan da yılmıyorsanız belki gelinebilir.
  16. mantik

    Piri Reis

    Ama bu konunun, bu başlığın konusu olan ve o dönemin jeopolitik koşulları ve psikolojisiyle ilgisi yok. Şu anda, hazır olmayan bir topluma bir anda daha gelişmiş ve modern bir yaşam tarzı dayatmaktan bahsediyoruz. O zamanki konu ise, herhangi bir devrimsel değişimi gerektiren bir konu değil. Doğal akışına bırakılmış bir şekilde, günün koşullarının ve anlayışının gerektiği şekilde davranmalarını gerektiren bir konu. Beklentim o olurdu o dönemde. Yani Batı'nın yapmak zorunda kaldığını, biraz gecikmeli olarak bile olsa Osmanlı'nın da yapmasını beklerdim. Ki diğer avantajları sayesinde, geç bile başlasa farkı kapatır, daha avantajlı duruma geçerdi o zaman. Yani bu keşiflere Osmanlı niye başlamadı, onu merak ediyorum. Bunun ikna edici bir açıklamasını bulamıyorum. Bu yüzden o dönem konusunda uzman tarihçilerin fikirlerinden yararlanmak istiyorum. Bu başlığı açmama sebep olan temel konu bu. Bu konuda bilgisi olanlardan bilgi almak için, veya kaynak tavsiye edebilecek olanlardan kaynak adı almak için.
  17. mantik

    Piri Reis

    bilgivehis, Bugünkü durum ile o zamanki durum tamamen farklı. Bugün, henüz hazır olmadığı Batı tarzı bir demokrasi, özgürlük ve modernlik zorla kendisine dayatılmış bir toplumun bunu reddetmesinden bahsediyoruz. Türk toplumunun en fazla yarısı, belki daha azı hazırdı bunlara. Genellikle de ülkenin batısında veya büyük şehirlerinde yaşayan kesim. Toplumun geri kalanı, yani çoğunluğu değil. Tayyip yandaşlarında ve bizim muhafazalar kesimin genelinde demokrasiye duyulan antipati çok yaygın birşey. Hatta bunu övünerek söyler ve kabul ederler genellikle. Tek adam yönetimine ve otoriter liderlere alışık bu millet. Kendi kaderini tayin etme hakkına alışık değiller. Astığı astık, kestiği kestik birileri gelecek, onlar nasıl istiyorsa, herşey de öyle olacak. Onu istiyorlar, öyle rahat ediyorlar. Ama bu demek değildir ki Batı öyle değildi. Bunlar insanın mayasından gelen şeyler değil. Kültürel evrim ile ilgili konular. Batı da o tür bir toplum ile başladı, ama yüzyıllar süren mücadelelerden sonra geldi bu noktalara. Atatürk ise bunu bir anda tepeden inme getirmeye kalktı bizim topluma. Ülkede demokrasi yokken, yani tek parti döneminde, ondan sonra da Ordu'nun denetiminde bir çok partili sistem döneminde iyi kötü işledi bu. Ama ne zaman ki darbeler dönemi bitti ve demokrasi tam anlamıyla kendini gösterdi, işte o zaman halkın bu tercihi de tecelli etti. Başlarına bir despot isteyen ve koyun gibi güdülmek isteyen halk, sonunda muradına erdi. Ülkenin Ege, Marmara ve Batı Akdeniz bölgesi kısımları geri kalanından çok farklı. Eğer o kısımlar ayrı bir devlet, ülkenin geri kalanı ayrı bir devlet olsaydı, işte o kısımda kurulan devlette Batı türü bir demokrasi işlerdi, diğeri ise bugünün Suriye, Irak ve diğer Ortadoğu ülkeleri gibi olurdu. Bu ikisini birleştirip, ortaya tek bir devlet, ve Batılı bir devlet çıkartılmaya çalışıldığı için olmadı bu. Yani bugün olan bitenlerde bir muamma yok. Olan o bahsettiğim, Batı'lı demokrasiye hazır olan ama diğerlerinin çoğunlukta olduğu bir seçim sisteminin sonuçlarına katlanmak zorunda kalanlara oluyor. Bunun ise çözümü yok. Ya devlet bu dediğim şekilde ikiye ayrılırsa çözülür, ki bu bir çözüm değil. Ya da ülkenin Batı'lı demokrasiye hazır olan kısmı, diğerlerinin de kendilerine yetişmesini bekleyecek, ki bu da öyle 10 yıllık, 20 yıllık bir konu değil. Nesillerle ilgili bir konu. Birkaç nesil sonra belki onlar da bu noktaya ulaşır. O süre içinde ise, eğer tekrar darbe veya benzeri yoldan eski sisteme dönülebilirse, belki dengeler tekrar Tayyip öncesi döneme döner. Aksi takdirde, önceki duruma dönüş için birbaşka olasılık da Tayyip'in eceliyle veya suikastle ölmesi olabilir. O durumda ortaya çıkacak otorite boşluğunda eski Kemalist cephe bir şekilde gücü geri alabilirse, seçimi kazanarak veya darbe yoluyla, o zaman da durum yine eski haline belki dönebilir.
  18. mantik

    Piri Reis

    Getaf, Geç kalmayı bırak, hiç başlamamış bile Osmanlı bu keşiflere. Yüzyıllardan bahsediyoruz burada. Bana tuhaf gelen o. Gücünün doruğunda bir devletsin, Akdeniz Türk gölü olmuş, Avrupa'nın üçte birini istila etmişsin. Kanuni'nin Fransız kralına yazdığı mektubu düşün, yani Batı Avrupalılar karşında tir tir titriyor. Böyle bir durumda, İspanya'dan yola çıkan bir kaşifin Hindistan'a batıdan giderek ulaştığı haberi gelse, ondan sonra da birkaç onyıllık dönem boyunca bu ticaret yoluyla yeni sebzeler, meyveler, hayvanlar (hindi gibi, papağan gibi) Avrupa'ya gelmeye başlasa, hatta gelen hindiyi Avrupa limanlarına Türk gemileri ve tüccarları taşıdığı için Avrupalılar hindiye turkey demeye başlasa, yani olan bitenden bu kadar haberdar olsan, sen de birkaç gemi göndermez misin? O rotayı bir de biz deneyelim bakalım demez misin? Ya da, aynı meyve, sebze ve hayvanlara senin kara yoluyla ulaştığın Hindistan'da senin tüccarların rastlayamıyorsa, ama Batıdan Hindistan'a gittiğini iddia edenler bunları getiriyorsa, bunlar Hindistan'ın neresine gidiyor da getiriyor bunları demez misin? Sen de aynı rotadan gemi gönderip durumu incelemez misin? Gemilerin Okyanus ötesi yolculuğa müsait değilse, elindeki o zenginlikle ona müsait olan gemiler yaptırmaz mısın? Hem Avrupa'da hiç mi Osmanlı vatandaşı bulunmuyordu? Oralardan Osmanlı'ya hiç mi haber gelmiyordu? Tamam, o dönemde padişahlar Batı ülkelerinde pek elçi bulundurmamışlar, onu okuduğumu hatırlıyorum. Geri buluyorlarmış onları. Tabi aynı zamanda da kafir oldukları için ilgilenmemişler fazla, ki bu da hata elbette. İleride istila etmek istediğin topraklara elçi ve casus göndermez misin? Dönem hangi dönem olursa olsun bu derece bir aymazlık düşünülemez. İşin içinde tam anlayamadığımız başka faktörler de olmalı. İşte onları merak ediyorum ve o dönemi onun için araştırıyorum.
  19. mantik

    Piri Reis

    Günümüzün konusunda bir muamma yok benim gözümde. Olan bitenin sebebi de açık, kurtulmanın mümkün olup olmayacağı veya nasıl olacağı da. Ama geçmişte olan biteni, Osmanlı'nın sanayi devrimini kaçırmasını, islam aleminin bilim ve teknolojide geri kalışını sadece dinsel bağnazlığa bağlamak bence işin kolayına kaçmak olur. Eskiden öyle düşünürdüm. Ama son dönemde işin altında başka faktörler de aramak gerektiğini düşünmeye başladım. Yani dine bağlılıksa, Avrupalı da bağlıydı, bağnazlıksa Ortaçağ Avrupası da bağnazdı. Muhafazakar olmayan ve dinine körü körüne bağlı olmayan toplum zaten yok. Onların rönesans ve reform yaşamalarını, bilim ve teknoloji geliştirebilmelerini, fikirsel alanda özgürlük, demokrasi, insan hakları, vs gibi kavramları geliştirip ön plana çıkarmalarını, fakat tüm bunlar olurken islam aleminin yerinde saymasını, hatta gerilemesini sadece toplumun bağnazlığına ve islam dininin gücüne bağlayamayız. Onların da toplumu aynı yerlerden başladı çünkü. Hatta bazı bilim alanlarında islam dünyasi Orta Çağda daha ileriydi. (Tıp, astronomi, matematik gibi alanlarda). Dolayısıyla, onları bu atılımları yapmaya iten, bizim ise yerimizde saymamıza sebep olan başka faktörler olmalı. Jeopolitik faktörler muhtemelen. Bunların da başında coğrafi keşifler geliyor elbette. Osmanlı'nın Avupa'dan Asya'ya giden yolu tıkaması yüzünden batıdan dolaşarak gitmeye çalışmaları jeopolitik bir faktör mesela. Coğrafi keşifler bir kez başladıktan sonra, Batı toplumunu pek çok açıdan dönüşüme uğrattı. Hem yeni kaynaklar ve hammadde akışı oldu Avrupa'ya, yani para ve zenginlik geldi, hem ufukları genişledi, hem de mevcut durumu sorgulamaya daha müsait bir ortam oluşmasına yol açtı bunlar. Tek faktör budur demiyorum ama bunun önemli bir faktör olduğu aşikar. Osmanlı elbette o dönemde bilimle teknolojiyle falan pek alakalı bir devlet değildi. Hiçbir zaman olmadı zaten. Savaş teknolojileri hariç. Ama baştan Avrupa da pek farklı değildi. Rönesans'dan önce. Osmanlı toprak işgal edip ganimet ve vergi elde etmek üzerine kurulu bir devletti elbette. Ama zenginlik ve ekonomi konusunda da kör değildi. Hiçbir yönetici o tür konuları göz ardı etmez, edemez. Yani rakiplere ekonomik ve askeri alanda avantajlar kazandıran faktörleri görmemeleri, o konuda birşeyler yapmaya çalışmamaları çok zor. Dolayısıyla, o dönemde olan biteni, ve tüm bunların sebebini tam ve net bir şekilde anlayamadığımız kanaatindeyim. Osmanlı'nın batıyı taklit etmeye ve batılılaşmaya başlaması ancak askeri başarısızlıklar yaşaması, toprak kaybetmesi ve gerilemeye başlamasından sonra olmuş. 1800'lü yıllarda hatta. O noktada artık iş işten geçmiş durumda. Ben ondan önceki 300 yıldan bahsediyorum. Hatta sadece 16. yüzyıldan. O yüzyılda dünyada olan bitene o kadar vurdumduymaz davranmak pek anlaşılır birşey değil. Bu yüzden o dönemin koşullarını ve psikolojisini daha iyi araştırıp anlamamız gerektiği kanısındayım.
  20. mantik

    Piri Reis

    Piri Reis'in haritası, ve o dönemde Osmanlı'da dünyanın geri kalanının ne kadar bilindiği ve ne derece ilgi gösterildiği ile ilgili bir araştırma yapıyorum. Bilindiği gibi Piri Reis'in o dönemden kalan ünlü haritasında Güney Amerika'nin doğu kıyıları gösteriliyor. Bazıları müslümanların Amerika'yı Avrupalı'lardan daha bile önce keşfettiği gibi sonuçlar falan çıkarıyorlar bu haritadan. Hatta meseleyi uzaylılara bağlayan Eric von Daniken gibiler bile var. Ama olayın bunlarla ilgisi yok tabi. O dönemde Amerika kıtası çoktan keşfedilmiş durumda. İspanyol ve Portekizlilerin elinde pek çok harita var o dönemde. Piri Reis 11 yaşından itibaren amcası Kemal Reis ile birlikte denizlere açılıyor. 14 yıl boyunca amcasının gemisinde denizcilikle ilgili pek çok şey öğreniyor. Akdeniz'de yabancıların gemilerine saldırıp ganimet falan elde ediyorlar. Bir nevi korsanlık yani. O meşhur haritasını 1511 ve 1513 yılları arasında çiziyor. Bu haritayı çizerken İspanyol ve Portekiz gemilerinden ele geçirilen haritalar, Caferiye haritaları ( İskender döneminden kalan Abbasiler döneminde kopyalanan haritalar) ve Kristof Kolomb'un Amerika haritasından yararlanıyor. Yaklaşık 20 harita kullanıyor bu haritasını çizerken. Hatta yararlandığı Krisfof Kolomb'un o dönemden kalan ve günümüzde kayıp olan haritasının bir kısmı Piri Reis'in bu çalışmasında görüldüğünden, acaba bu haritanın diğer eksik kısımlarına Osmanlı arşivlerinde rastlanabilir mi diye araştırma bile yapılıyor Cumhuriyetin ilk yıllarında, hem bazı Türk tarihçiler, hem de İstanbul'a gelen yabancı tarihçiler tarafından. Ama bulunamıyor. Piri Reis'in haritasını 1517 yılında Yavuz Sultan Selim'e hediye ettiği biliniyor. Yani anlayacağınız, Amerika kıtasının keşfinden 20-30 yıl sonrasından bahsediyoruz, ve o dönemde yeni dünya ile ilgili elde pek çok bilgi var. Benim merak ettiğim ve araştırdığım konu, bu haritanın temsil ettiği bilgilerin o dönemde Osmanlı erkanı tarafından nasıl karşılandığı, nasıl yorumlandığı. Bir ihtimal, gösterilen bölgelerin Amerika kıtası olduğu bile bilinmiyor veya anlaşılamıyor Osmanlı tarafından. Çünkü o dönemde zaten hala orasının Asya ve Hindisyan olduğu inancı hakim. Hatta Piri Reis'in haritasında Kuzey Amerika ile ilgili bazı kısımların doğru olmamasını Amerika'nın doğu Asya ile karıştırılmasına bağlayan uzmanlar var. Ama mesele bu kadar mıdır? Yani biz oralara zaten karadan gidebiliriz koca Atlantik okyanusuna açılmanın ne anlamı var mı denmiştir acaba? Yani merak ettiğim, neden Osmanlı'da bu keşifler kervanına katılmak için motivasyon ortaya çıkmamış? Hiç mi merak etmemişler? Bu gavur Asya'ya batıdan gidiyor, biz de gidelim bakalım niye dememişler mesela? Bu kadar meraksız ve vurdumduymaz olunur mu? Ki Osmanlı'nın en güçlü olduğu dönemden bahsediyoruz burada. Osmanlı o dönemde keşifler kervanına katılsaydı, dünyanın ondan sonraki tarihi çok daha farklı olurdu diye düşünüyorum. O dönemdeki psikolojiyi ve bunun neden yapılmadığını araştırıyorum. Bu araştırmada faydalanabileceğim kitap ya da kaynak bilenler lütfen burada bildirebilir mi?
  21. mantik

    BİR HABER!

    Bu habere ne diyeceğimi bilmiyorum. Hacı ile sanal ortamdaki tanışıklığımız Ateistforum kurulmadan önceki yıllara, Alternatiforum ve Türk Ateist forum sitelerine dayanır. Yani yaklaşık 20 yıllık bir tanışıklığımız var kendisiyle sanal ortamda. Sonra Ateistforum'u da beraber işlettik yıllarca. Yüz yüze tanışmadık ama kendisiyle defalarca telefonda görüşmüşlüğümüz var. Yani kendisi arkadaşımdır. Bunu okumak benim için bu haberi günlük hayattaki bir yakınımdan duymaktan farksız. Ben bu tür konulara yaklaşımda ve cevap bulmada iyi değilim. Kendi çevremde de yakınlarımdan, tanıdıklarımdan bu tür haberler aldığımda söyleyecek doğru şeyi bulmakta zorlanırım. Onun için burada ne diyeceğimi de bilmiyorum. Geçmiş olsun desen, geçecek birşey değil. Olsa olsa geciktirilebilecek birşey. Tek aklıma gelen sabır dilemek ve moralini yüksek tutma tavsiyesinde bulunmak. Bu tür bir tavsiyeye benzer durumda ben kendim ne kadar uyabilirdim bilmiyorum. Ama şunu biliyorum ki, insan kötü ve stresli bir durumla karşılaştığında, asıl işkenceyi kendi kendisine ediyor. Gerçek olay kişiyi en fazla bir defalık etkileyebilecek birşeyken, insan kendi kafasında bunu sayısız defa yaşıyor. İşte bunun etkisini azaltmanın tek yolu, o kısmı kontrol edebilmekte. Yani iyimser ve umutlu olmak gerekiyor. Bu tür streslerin etkisini en aza indirebilecek tek yol bu. Umut az olduğu veya istatistiksel olarak düşük olasılıklı olduğu durumlarda bile morali yüksek tutmanın tek yolu bu umuda sıkıca sarılmak. Burada umut tıptaki gelişmeler ve yeni tedavi yöntemleri. Bu konuda en fazla aşama kaydetmiş ve/veya en fazla umut vaadeden yöntemlerin, çalışmaların ve tedavilerin peşinden gitmek gerek. Benim aklıma gelen ve tasviye edebileceğim tek şey bu.
  22. mantik

    Güvende değilim.

    Summertime Sadness, Yakın zaman öncesine kadar genel bakış açısı PC'lerin, özellikle de windows temelli PC'lerin ele geçirilmeye daha açık olduğu, cep telefonlarının çok daha güvenli olduğu yönündeydi. Özellikle de iOS temelli cihazların. Hatta iPhone'ların ele geçirilemez cihazlar olduğunu iddia edenler vardı. Ama hacker'lar boş durmuyor tabi. Artık bu cihazlar çok popüler olduğu için, zamanında windows'un açıklarını arayıp durdukları gibi, bir süredir de bunların açıklarını arıyorlar. Son dönemlerde artık bu cihazların ele geçirilemez olduğunu söylemek de zorlaştı. Çünkü aksi örnekler ortaya çıkmaya başladı. Yine de, bir siteye tıklarayak telefonun kontrolünü kaybetmek biraz aşırı geldi bana. O kadarı mümkün müdür bilmiyorum.
  23. mantik

    Güvende değilim.

    Gerçi artık gmail ve hotmail gibi bazı email hizmetleri bu tür spoof girişimlerini önlemeye çalışıyor. Eğer spoof edilen email doğru IP adresinden gelmiyorsa (yani email adresindeki domain'in DNS kayıtlarındaki server'ın IP'sinden), bunu sizin gelen kutunuza ulaştırmayabiliyorlar. Ama her email hizmeti bunu yapmadığı gibi, IP spoofing diye birşey de olduğu için, bu yukarıdaki kodun biraz daha gelişmiş şekliyle onun da üstesinden gelinebiliyor. Bu tür şeylerin olduğunu bilmek için internete biraz aşina olup bir süredir kullanıyor olmak kafi. Ama çamur atmak daha kolay tabi.
  24. mantik

    Güvende değilim.

    Yahu, "email spoofing" diye birşey var. Çok da basit. Size giden bir email'i istediğim adresten geliyormuş gibi gösterebilirim. Eğer sizin email adresinizi biliyorsam, istersem sizin adınıza, sizin adresten gidiyormuş gibi görünen emailleri istediğim yere gönderebilirim. Zaten bu tür şeyler yapan spam programları falan da var. Hiç rastgelmediniz mi? Bazen arkadaşınızın email adresinden bir email gelir, ama spam olduğu bellidir. Bunlar spam bot'ların işleri. Sürekli olan şeyler. İnternete biraz aşina olan birinin bu devirde artık bu konuları biraz bilmesi ve mesele etmemesi gerekir. Mesela, şu aşağıdaki kodu alın, bir text dosyası olarak email_spoof.php adıyla kaydedin: <html> <head> <title>Email Spoof</title> </head> <body> <?php $to = "your_email@youremail.com"; $subject = "Test mail"; $message = "Hello! This is a simple email message."; $from = "do_not_reply@ateizm.org"; $headers = "From:" . $from; mail($to,$subject,$message,$headers); echo "Mail Sent."; ?> </body> </html> "your_email@youremail.com" adresinizi kendi email adresinizle değiştirin. Sonra da, herhangi bir web server'a erişiminiz varsa, bu dosyayı oraya yükleyin. Bu dosyaya her eriştiğinizde, mesela browser yoluyla, veya kendiniz bilerek bağlanıp dosyayı çalıştırarak, bu dosya size "Hello! This is a simple email message" içerikli bir email gönderecek, ve kimin gönderdiğine baktığınız zaman, email'in "do_not_reply@ateizm.org" adresinden geldiğini göreceksiniz. Bu iş bu kadar basit. Buyrun siz de deneyin ve görün.
  25. mantik

    Hangi VPN servisini tercih etmeliyim?

    Market Wizard, Eğer o İsveç IP'sine bağlanan fazla kişi yoksa, özellikle de senin bağlandığın saatlerde, o zaman aşağı yukarı tespit ederler o durumda. Yani eğer dediğin türde birşey yapıyorsa bizim savcılık. En azından ellerinde bir liste olur. O listedekilerin de hepsi şüpheli olur. O durumda da artık ispatlayamazlarsa bile, en azından başın ağrır. Baskıcı bir zihniyetin baskı uygulamak için başvurmayacağı yol yok demekki. Bu dediğin uygulamayı ilk defa duyuyorum. Savcılık açısından zekice bir hamle. Şu FETÖ soruşturmaları falan sebebiyle icat etmek zorunda kaldıkları bir yöntem olmalı.
×
×
  • Yeni Oluştur...