Jump to content

CharlesDarwin

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    2.962
  • Katılım

  • Son ziyaret

İletiler bölümüne CharlesDarwin kullanıcısının eklediği dosyalar

  1. Avrupa insanları neden açık tenlidir. Nerede ise süt beyazı? Daha fazla güneş ışığından yararlanabilmek için. Derimiz ışık yolu ile (uv ışık) d vit. sentezi yapıyor. Bunu zaten biliyoruz.

    Bugün ise kan serum vit D miktarı ile migren arasında bir bağlantıyı inceleyen bir yazı okudum. Vit D nin kan serum miktarı, ölümle yaşam arasında farkı belirleyebilecek kadar güçlü olmalı. O yüzden siyahi atalarımızın aksine bizler beyazız. Vit D sadece kemik yapımını değil vücudun birçok fonksiyonunu yerine getiriyor.

    Okuduğum yazıda, vit D kullananların migren geçirme sıklıklarının azaldığı yazıyor. Migren, kısmen imminolojik kısmen de vasküler bir hastalık olarak görülüyor. Tam olarak nedeni belli olmasa da, vücut yağ metabolizmasının da migren üzerinde etkisi olduğu düşünülüyor. Hatta statin ve d vit beraber kullanımı öneriliyor.

    Benim gibi migren hastaları için önemli bilgiler. Daha fazla güneşe çıkıp, daha az yağlı yemek yemem gerekebilir. Ya da bir statin ve vit d başlayabilirim.

    http://www.vitamindcouncil.org/blog/new-study-finds-low-vitamin-d-levels-may-be-related-to-migraines/

    http://www.vitamindcouncil.org/blog/risk-of-severe-headaches-and-migraine-in-statin-users-may-depend-on-vitamin-d-status-new-study-shows/

  2. Hiçbir zaman "izm" leri sevmemişimdir ve kullanmamaya gayret ederim. Bu gibi terimler hem hem sizi anlaşılır kılmaz, hem de kendi kafanız da karışır.

    Fizikte belirsizlik ilkesi vardır. Bu "indeterminizm" yani belirlenemezcilik değildir. İndeterminizm, sebep-sonuç ilişkisinin olmaması anlamına gelir. Ancak belirsizlik ilkesi, sebep-sonuç güden bir ilkedir. Bir fotonun yayılması ve kendisi ile girişim yapması, sebep sonuç ilişkileri çerçevesinde gerçekleşir.

    İnananlar, sihirin ve bir sihirbazın olduğuna inanır. Sihirbaz, "abra kadabra (ya da Ol!)" diyerek fizik dışı bir olay gerçekleştirebilir. Olacak şeyin dahi niteliğini belirler. Kırmızı rengi daha hiç yok iken onun kırmızı olacağını sihirbaz belirler. Ancak sihirbazın kendisi de kırmızı ise, işte burada sorun ortaya çıkar.

    Ancak fizik bilimi, varlığın belirli bir şekli olduğunu ve bu şeklin değişmez (değiştiği hiç gösterilememiştir) kurallar çerçevesince belirlendiğini söyler. Bu kurallar varlıktan ayrı değildir, aksine var olmanın temel anlamını oluştururlar.

  3. Bence kuantumun belirsizlik ilkesi, evrene einsteincı determinist bakışa zıttır.Belirsizlik bakış açısı tanrının varlığina işaret ediyor.Insandaki özgur irade tartışmalari da bu yuzden sanırım.Yani,Sonucta,tanri, kuantum belirsizliklerini belirleyerek evrene etkide bulunuyor olabilir.kişide özgur iradede seçim gibi.O zaman,determinist bakış açısına gore,ozgur irade yoktur mu demeliyiz? Ayrica,evrende geçerli fizik,kuantum mekaniği ise, belirsizlik ilkesinin sonuçlarından kurtulamayız ki.

    Belirsizliğin tanrı ile ne alakası var? Aksine belirsizlik ilkesi, tanrının bizi yarattığı tezini yıkar. Neden mi? Belirsizlik ilkesi senin var olmadan önce, var olacağını tanrının dahi bilmesine olanak vermez. Dolayısı ile tanrı seni önceden bilemez, senin kaderini önceden çizemez. Senin var olman, tamamen doğanın rastgeleliğine kalmıştır.

    Tesadüf diyoruz ya, işte kuantum bu tesadüf yani olasılık durumu ile sıkı sıkıya bağımlıdır. Tesadüfen buradasın, tesadüfen insansın ve tesadüfen bu hayatı yaşıyorsun. Çünkü kuantum belirsizliği bunu söylüyor.

  4. Bu düalist, orta yol bulalımcı, uzlaşmacı, boyun eğmeci, el sıkışalımcı bir yoz anlayıştır. Determinizmin indeterminizmle bir barışa hiç bir biçimde ihtiyacı yoktur. Bit gibi ezip geçtiğin bir düşmanla niye barış yapasın ki? Bu güne kadar karşında hiç bir varlık gösterememiş. İndeterminizmle asla barış yapılmaz. Materyalizm idealizmle bir barış yapabilir mi? Ateizm tezimle bir barış yapar mı! Tez ve antitezler barış yapmaz. Doğaya aykırı.

    Belirsizlik ilkesi nedir? Bir elektronun konumu ve hızının belirli olmamasıdır. Determinizm nedir? Varlığın bir neden-sonuç ilişkisi içinde olmasıdır. İki durum birbirine zıt değildir. Kuantumda belirsizlik vardır. Bu fiziğin ilkelerinden biridir ve bunu inkar etmek, evrim teorisini inkar etmekle eşdeğerdir.

    Ancak belirsizlik demek, neden-sonuç ilişkisinin çalışmadığı anlamına gelmez. O nedenle de determinizme aykırı değildir.

  5. Kuantumda belirsizlik vardır. Kuantum belirsizlik üzerine kuruludur. Fiziğin en sağlam teorilerinden biridir ve belirsizlik bir ilkedir.

    Ancak kuantum belirsizliği, determinizmi yıkmaz. Neden-sonuç ilişkisi hala orada durmaktadır. Belirsizlik ölçüm ile alakalıdır. Onun dışında, fotonlar birden elektrona dönüşmez. Ya da var olan bir foton birden yok olmaz. Kendi kuralları vardır.

    Bunun yanında belirsizlik uzay-zamanın uzay düzleminde geçerlidir. Zaman düzleminde geçerliliği yoktur. Ölçülmediği zaman foton bir dalga olarak yayılırken ve kendi ile girişim yaparken, ölçüldüğü zaman parçacık özelliği gösterir. Dalga özelliğinde olan foton sadece uzayın herhangi bir noktasında olabilir. Ama aynı olasılık zaman için geçerli değildir. Zamanın her hangi bir noktasında var olabilir değildir.

    Kuantum belirsizliğin doğası hakkında çok fazla deney yapılmıştır. Bu belirsizliğin gerçek bir belirsizlik olduğu deneylerle ortaya konmuş, Schrodinger denklemlerinin her daim çalıştığı gösterilmiştir. Belirsizlik doğanın bir yasasıdır. Belirsizlik bir yasa olduğu için (daha doğrusu belirsizliğe karşı gelecek bir yasa olmadığı için) partiküller de bizim zihnimize uymasalar da deterministik bir evrende varlıklarını sürdürürler.

  6. Eğer bir Tanrı varsa zamandan ,mekandan ,fizik kurallarından ve herşeyden bağımsızdır.

    Sorun da burada zaten. Tanrı bile her şeyden bağımsız olamıyor. Onu dahi tanımlayan, dolayısı ile sınırlandıran sıfatlar var. "1" tane olması gibi.

    Dahası fizik kuralları, maddeden ya da enerjiden bağımsız değillerdir. Fizik kuralları elle tuttuğumuz ya da gördüğümüz madde ve enerjinin ta kendisidir. "Bir yanda kurallar, diğer tarafta madde ve enerji var" şeklindeki bir sav, doğru değildir. Madde ve enerjiyi, tanımlandıkları şeyler yapan, gerçek nesneler yapan, kuralların ta kendileridir.

    Eğer kurallar ihlal olursa, madde, madde olmaktan çıkar. Aynı durum enerji için de geçerlidir. Kuralların daha farklı olduğu durumlarda, madde,enerji, uzay-zaman'ın da şekil değiştirdiğini (daha doğru ifade ile, madde,enerji miktarlarının, uzay-zaman ilişkisini ve kendi niteliklerini) değiştirdiğini görüyoruz.

    Sorun bahsettiğiniz noktadadır. Fizik kurallarını, bizler kağıda yazılan formüller olarak algıladığımız için, yaratılabilir, konulabilir, ihlal edilebilir vs sanıyoruz. Fizik kuralları varlığın ta kendisidir. Var olmanın temelden anlamıdır. O yüzden de ihlal edilemezler.

  7. Tanrı hiç beceremeyeceği böyle büyük işlere kalkışmıyor. Haddini biliyor, paşa paşa oturuyor oturduğu yerde... Yalnız kullarım bana tapınsın istiyor, bununla kendini avutuyor garibim... Yazık yaaa... Yapayalnız, ne arkadaşı var ne dostu... İçler acısı... Dört dindar secdelere kapanacak da koltukları kabaracak... Vah vahhh... İçim burkuluyor garibime... Çok acı, çok içler acısı... :D

    Tanrı fizik kurallarına karşı gelebilir mi? Örneğin Ay'ı, hiçbir çarpışma vs olmaksızın, fizik kurallarını açıkça ihlal edecek şekilde, ikiye bölebilir mi?

    Fizik bilimi, evrenin tarihinin hiçbir döneminde, kuralların ihlal edilmediğini göstermiştir. Fizik bilimi de bunun üstüne kuruludur. Burada ışık hızı ne ise, Amerika'da da odur. Muhammed zamanında kütle çekim var idiyse, şimdi de vardır.

    Dolayısı ile, Kızıldeniz'in ikiye bölünmesi, bir insanın göğe yükselmesi, Ay'ın ikiye bölünmesi vs imkansız olaylardır. Hiç olmamıştır, insanlar tarafından uydurulmuştur.

    Tanrı bile yarattığı iddia edilen fizik kurallarını yıkamaz, geçersiz kılamaz.

  8. örneğin aminoasitlerin oluşmasi ve dna dizimlerindeki olasılık hesaplamalari durumu.

    Evrimin ne anlama geldiğini bilmeyenlerin kafasını karıştırmak için üretilen argümanlardır bunlar. Evrimin olasılıklarla arası aksine oldukça iyidir. Hatta evrim olasılıklar üzerine kuruludur.

    İnsülin bir polipeptit yani aminoasitlerin bir araya gelmesi ile oluşmuş bir hormondur. Tek görevi, reseptör denilen hücre içindeki başka bir proteine bağlanmaktır. Kan şekerinin seviyesini bu yolla, yani bir anahtarın kilidine uyması yoluyla belirler. Durumun böyle olması, canlılık için o anahtarın vazgeçilmez olduğu anlamına gelmesin. Başka uyumları olan anahtar ve kilitler de aynı işi görebilirdi. Kan şekerinin takibini insulin değil de kimsulin de yapabilirdi. Hatta enzim-reseptör ikilisi için nerede ise sonsuz sayıda kombinasyon mümkün olabilir.

    Benim cebimdeki anahtarların aynını, kör bir anahtar ustasının yapması nerede ise imkansızdır. Ancak kör bir anahtar ustasının herhangi bir anahtar-kilit ikilisini yapması oldukça olasıdır.

  9. 1+1= 3'ün mümkünlüğüne gelince, verili olan evren paradigmasında mümkün değil. Lakin Tanrı'nın paradigma sınırı yok. İsterse 1+1'in bir bağ pırasa edeceği veya üç kavramının hiç olamayacağı paradigmalar tasarlayabilir.

    Eğer bahsettiğin gibi "1" tanrısal bir sıfat ise (ki sıfatlar da tanrıdan önce gelmiş oluyor, tanrı kendi sıfatlarının özelliklerini değiştiremiyor demektir), 1+1 = 3'ü tanrı da mümkün kılamaz. "Tanrı kendisi gibi bir tanrı yaratabilir mi?" sorusunun bir diğer şekline gelir benim sorum. Tanrı kendi sıfatı üzerinde oynama yapamadığı için; "1", tanrısal bir değer olduğu için; her durumda tanrı için bile 1+1=2 den başka bir yol yoktur.

    Tanrı bile, mantık kurallarına, nedenselliğe boyun eğmek zorundadır.

  10. Tanrı, hiçbir şekilde hiçbir kurala bağlı olmayan, bilakis kuralları ortaya atan yegane varlık olarak bilinir. "Evreni o yaratmıştır" derken, "evrenin kurallarını o yaratmıştır" da diyebiliriz. Eğer tanrı isteseydi evrenin kanunları daha farklı olurdu; örneğin gezegenler kübik olabilirdi.

    Bu durum herşey için geçerli olmak zorundadır. Çünkü tanrıyı tanrı yapan, yegane kural koyucu olmasıdır. Gene örnek vermek gerekirse, tanrı isterse 1 + 1 = 3 olmalıdır. Ama acaba olabilir mi?

    Eğer 1 rakamı da tanrı tarafından yaratılmış ise, o halde tanrıyı tanımlayan "tanrı birdir, tektir" niteliğine kendisi nasıl haiz olabilir? Eğer "1" rakamını ve tek olma özelliğini tanrı yaratmadı ise tanrı 1 + 1 = 3 ü dileyip mümkün hale getiremez.

    Bu durumda tanrı herşeyin önünde değildir. Özellikle en mutlak matematiğin önünde değildir. Tüm matematik, tamlar ve kesirler üzerine kurulu ise; en yalın tam sayı da "1" rakamıdır.

    Eğer "1" rakamı tanrıdan önce ise, tanrı matematiği yaratmamış; aksine matematik tarafından kapsanıyor anlamına gelir. Ancak eğer tanrı "1" rakamını kendisi yarattı ise; tanrının 1 tane olduğunu söyleyemeyiz o durumda. Çünkü "1" yaratılandır ve tanrıyı tanımlamada kullanılamaz.

    Yani, tanrıyı da mantık kuralları yaratmıştır ve kendisi mantığın kuralları tarafından kuşatılmaktadır. Tanrıya bile mantıki sınırlar çizilmekte ise; o varlık, herşeyi yaratan, kadir-i mutlak bir varlık olamaz. Dolayısı ile 1 tanrı var olamaz.

  11. İki ayak üzerinde yürümek için, önce dik durmak gerekir. Gerek aquatik ape olsun, gerek avcıları gözetlemek olsun, bipedalizmi açıklamak için ortaya atılan hipotezler, ilk defa dik durmanın başlaması üzerine kuruludur. Dik duran canlının lokomotif faaliyeti de ister istemez bidepal olacaktır.

  12. Bu düşünceye katıldığımı söyleyemem. Taş atmak için iki ayak üzerinde durabilmek yeterli. Halbuki yürümek çok daha farklı gereksinimleri olan bir hareket. Taş atmak için doğrulma ihtiyacı iki ayak üzerinde yürüme kabiliyetini açıklamaktan uzak duruyor. Ayrıca, Australopithecus'ların gayet güzel yürüdüğünü biliyoruz. Hem vücutlarının alt kısmı bipedal yapıda, hem de düzgün yürüdüklerini gösteren ayak izleri var (laetoli footprints).

    Aust. türleri elbette yürüyordu. Benim hipotezim ondan önceki türlerin bipedal olmaya nasıl ve neden başladıkları üzerine. a.pithecus ve diğerleri zaten yürüyen canlılar. Onun öncüleri kimler ve ilk defa neden 4 ayaklı yürüşten 2 ayaklı yürüyüşe geçtiler? Bununla beraber H. habilis ilk taş alet kullanan tür olarak taş aleti yontmadan önce nasıl kullanıyordu? a. türleri de taş alet kullanıyor muydu?

    İnsanın atalarının iki ayak üstüne kalkması bilimsel bir muammadır. Bana göre aquatik ape fikrinden bile daha iyi bir fikir benimkisi.

  13. Bulunduğun sosyolojik grubun kuralları neyse uyacaksın. Cezasını çekecek ama özgür iradesi de yok, öyle olacağı belli ise o zaman konu karmaşık hal alıyor. Neyse ki yasalarımız bunu kabul etmemiş.

    Ama bu herif Arap kültürünün sınırları dahilinde bunu yapsa sence cezalandırılır mıydı?

    Bir yerde öyle bir yerde böyle ise o zaman tartışma havada kalıyor.

    Kim cezalandırılacak? Peygamber mi? Onun hakkındaki hikayelerin gerçek olduğunu varsayalım. Peygamber zamanında evli olan cariyeler konusu müslümanların kafasını karıştırmış ve evli cariyelerle evlenmeyi ahlaksız bulmuşlardır. İnen ayet ile bu ahlaksızlık, teşvik edilmiştir.

  14. O çağa göre bile ahlaksızca bir uygulamadır.

    Most religions, over history, influenced the marriageable age. For example, Christian ecclesiastical law forbade marriage of a girl before the age of puberty.[28] Hindu vedic scriptures mandated the age of a girl's marriage to be adulthood which they defined as three years after the onset of puberty.[29] Jewish scholars and rabbis strongly discouraged marriages before the onset of puberty,[21] but at the same time, in exceptional cases, girls ages 3 through 12 (the legal age of consent according to halakha) might be given in marriage by her father.[30][31]

    (https://en.wikipedia.org/wiki/Child_marriage)

×
×
  • Yeni Oluştur...