Jump to content

untermensch

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    833
  • Katılım

  • Son ziyaret

Topluluk Puanı

0 Neutral

1 Takipçi

untermensch Hakkında

  • Derece
    Advanced Member
  1. untermensch

    Lozan Antlaşması ve Laiklik

    Kendi başlığımda ne diyeceğimi de belirlemek mi istiyorsunuz Belki de, amacım sadece verilen tepkileri açığa çıkarmaktır Belki, resmi tarih tarafından anlatılmayanı ortaya atmaktır. Belki, sadece tarihe başka bir perspektifle yaklaşmaya çabalamaktır. Ne dersiniz.. Aslında keşke tüm milliyetçi/yurtseverler/Atatürkçüler yazsa da, tepkilerini görsek Örneğin Pante şimdiden kişiliğim ve emellerim hakkında yazmaya bayıldığını yeterince göstermiş Kürtlerin azınlık olmadığı dillendirildi bile yahu Hadi diyelim, eskiden azınlık tanımına müslüman-azınlıklar girmiyordu(!). Şimdi ise bakın, 1990'dan beri BM İnsan Hakları Komitesi'nin azınlık tanımlaması "etnik, dilsel, dinsel bakımdan farklılık gösteren ve bu farklılığı kimliğinin ayrılmaz parçası sayan gruplar" şeklinde. Lozan, sadece gayri müslümanların haklarını güvence altına alıp, müslümanlara istediğin gibi davranabilirsin demiyor. Özellikle madde39 ile, kültürel bakımdan farklılık gösterse de tüm vatandaşlara eşit muamele edileceğini söylüyor. Dinleyen kim.. Ha bu arada, ilginçtir ki Pante'nin 'resmi ve yegane azınlıklar' olarak adlandırdığı Rumlar, Ermeniler ve Yahudilere yönelik de ayrımcılık örnekleriyle zaten dolup taşıyor Türkiye tarihi.. Lozan -öyle yada böyle- delinmiş ve deliniyor hala, kabul etmiyorsunuz. Hiç (üniversiteler dışında) gayr-i müslüman devlet memuru gören var mı, yapılan uygulamaları bilen.. 50'lere kadar askeri okullara ve birçok sivil kuruma dahil olmanın şartı "Türk ırkından olmak" idi diyeyim mesela..
  2. untermensch

    Lozan Antlaşması ve Laiklik

    Madde39'ün 4. satırını ısrarla görmezden geliyorsunuz .. Dünyada geçerli azınlık kavramı sosyolojiktir demiştim. Bunu kabul ediyorsanız, Türkçeden ayrı bir dili konuşan Türkiye vatandaşlarını azınlık olarak belirlememeniz, Türkçe konuşanlarla 'aynı' yapının parçası olarak kabulünüz nasıl, ne sebepten ötürü mümkün olabiliyor, açıklayın. Azınlık kavramı 'kurumsal dinlere bağlılık' esasıyla belirlenmeli ise, neden Süryaniler, Bektaşiler (veya diyelim ki, biz ateistler ) azınlık statüsüne sahip değil bu ülkede? İslam şeriati kalkmamış mıydı? Yok eğer sosyolojik azınlık kavramı kabul edilecekse, Kürt kimliği, dili ve kültürel yapısı, ayrıştırılamaz biçimde Türk kimliğinin, dilinin ve kültürel yapısının parçası mıdır ? Örneğin sokakta gördüğününüz Kürtçe konuşan birey ile Türkçe konuşan birey birbiriyle karıştırılabilir mı acaba? Aynısını Aramice için söylemek mümkün.
  3. untermensch

    Lozan Antlaşması ve Laiklik

    Pante ya gözünden kaçmış, ya da şahane kıvırmışsın Madde 'gayri müslümler'den değil, 'Türk uyrukları'ndan bahsediyor. Bu da, bir kişi Türkiye vatandaşlığına sahip ise, Lozan'ın ona dilediği dili konuşabilme hakkı tanıması demek. Tekrar soruyorum biz bu maddeyi ne zaman uyguladık : No restrictions shall be imposed on the free use by any Turkish national of any language in private intercourse, in commerce, religion, in the press, or in publications of any kind or at public meetings. O halde görülen şu; azınlık statüsünün sadece gayri müslümanlar üzerine konumlanışı, Türkçenin Türk alt-kimliğine sahip olmayanlara dayatımı, 'Devletin dili Türkçedir', 'Vatandaş Türkçe konuş', hatta 'Ne mutlu Türküm diyene' gibi Türklük hegemonyasına araçlık eden her türlü söylem, Lozan'ın onu uygulamakla hükümlü olan bir devletin iç politikası tarafından delindiğinin göstergesidir. Dünyada kabul edinlen azınlık tanımı sosyolojiktir, Türkiye vatandaşları arasında sosyolojik ayrımcılık yapamaz, her vatandaşına aynı hukuksal ve sosyal imkanları sağlamakla hükümlüdür. Madde40'a bakın. Türk vatandaşları eğer 'Lozan'a sahip çıkacak'larsa madde 39'un uygulanmaya geçmesini devletlerinden talep etmelidirler..
  4. untermensch

    Lozan Antlaşması ve Laiklik

    Söylemimi manipüle edip önüme getirmeyin. Hiçbir zaman Avrupanın gayesi hakkında bir kanaat belirtmedim, Lozan'ın "kazanım" olup olmadığıyla da ilgilenmediğimi zaten yazdım. Derken "Lozan düşmanı-Tanzimat dostu" ilan edildik, bir yaşıma daha girdim Şimdi şahsınıza ilişkin olarak algılamayın bunu lütfen: önyargılarınızdan kurtulun 2 soru sorayım, hala anlamayanlar için: Lozan'ı bir 'modernleşme' sözleşmesi olarak görenler ve savunanlar, neden madde 39'un Türkiye tarihi boyunca delinmesine sessiz kaldılar/kalıyorlar? Madde 39'un uygulanmamasını, uygulanması halinde 'Sevr'a dönüleceğini' savunanlar neden Lozan'nın geçerliliğine/potansiyel tehlikesine karşı seslerini duyurmuyorlar, Lozan'ın feshedilmesini talep etmiyorlar?
  5. untermensch

    Lozan Antlaşması ve Laiklik

    Gene anlaşılan boşa umut beslemişim Lozan'ın laiklik ile olan bağlantısı konusunda da çok zorlamayın derim; özellikle madde 38 ve 39'u tam manada uygulayan bir şeriat anayasasının, laik anayasadan ne farkı olacağını bir düşünün bakalım Öyle birşey mi diyorum ben yahu Dediğim, daha çok bir soru olarak düşünülmeli; Lozan antlaşması, daimi geçerliliği olan maddeleriyle Türkiye'nin laik bir anayasaya sahip oluşunun sebebi ise, resmi ideoloji tarafından yıllardır anlatılan "benim adım kemalizm, geldim ve sizi kurtarıp laikliğe erdirdim- ben olmasam adam olamazdınız oğlum" hikayelerinin görevi, tarih anlatımından uzaklaşarak, başka birşeye dönüşmektedir.. Diğer başlıkta ülkenin yarısını hainlikle suçlayabilirsiniz belki ama, burada sökmez Hem Tanzimat dönemindeki çokkültürlü demokrasiyi, hem de kemalist devrimle kurumsallaşan anti-demokratik türkçülük hegemonyasını hepten inkar ederek vatan filan kurtaracağınız yok, ısrar etmenizi de önermem
  6. untermensch

    Lozan Antlaşması ve Laiklik

    Lozan'ı bir yenilgi veya kazanım olarak nitelendirmekle ilgim yok, o bambaşka bir konu. Gene de "devletler arası rekabet" açısından illa incelenmesi gerekecekse, işe önce devletin -özellikle kendine tam bağımsız diyen bir devletin- iç hukukunun neden başlangıçtan itibaren ve daimi olarak dış antlaşmalarla belirlendiğinin sorulmasıyla başlanmalı gibime geliyor Burada ortaya çıkarmaya çalıştığımız ise; Lozan ile gelen değişimin gerçekte ne olduğu, resmi tarih anlatımı içinde nasıl konumlandığı ve nihayetinde bitmek bilmeyen Sevr/şeriat/bölünme paranoyaları ile olan ilişkisi.
  7. untermensch

    Lozan Antlaşması ve Laiklik

    Belki bu sefer sakince bir tartışma yürütülebilir diyerek, güncelliyorum. Özellikle yıllardır Türk/müslüman kesimin dışından talep edilen her türlü hak istemi karşısında omurilikten tepki veren, parçalanma paranoyası geçiren, hatta bu parayonayaya ortak olmayanları da hainlikle suçlayanların sakinlik içinde verecekleri reaksiyonu merak ediyorum
  8. Konuyu açmamın gerekçesi, Türk milliyetçiliğinin övünmekle bitiremediği Lozan metninin çözümlenişine ihtiyaç olduğunu görmemdir. Çoğunlukla batılı müttefik devletlerin dayattığı maddelerden oluşmasına rağmen ısrarla ve bilinçsizce övülmesi, hatta okunma gereği görülmeden antlaşmayı övmenin "vatan borcu" haline getirilişi ortada sağlıksız bir durum olduğunun ipucusunu ifade etmekteydi. Bu ayrıca benim bininci postum oluyormuş, Türk varlığına armağan olsun diyelim Lozan antlaşması, okundukça neden maddelerinin saklı tutulmaya çalışıldığını açıklamaya başlıyor. Türkiye'nin tarihi boyunca süren modernizasyonunun, medeni ve laik hukuk sisteminin, kaybedilen Osmanlı toprakları ile Oniki adaların gözden çıkarılışının, müttefik devletlerin ve gayr-i müslüman azınlıkların ekonomik çıkarlarının güvence altına alınışının altında yatan sebepler temelde bu anlaşmanın maddelerinde yatıyor. Mustafa Kemal ve arkadaşlarını göklere çıkarmak şöyle bir dursun; yerlerinde Saidi Nursi gibi dinciler olsa Lozan'dan farklı bir sonuç alabilmeleri, laik olmayan bir devlet kurmaları imkansız olmalıydı. Tam metin: http://www.ttk.org.tr/index.php?Page=Sayfa&No=249 http://wwi.lib.byu.edu/index.php/Treaty_of_Lausanne http://www.hri.org/docs/lausanne/ 1920'lerin türkçe çevirisini anlamayı daha zor bulduğum için, ingilizce -ve türkçe çevirisini- veriyorum, şimdi göreceksiniz ki Lozan'ın bana vermiş olduğu bu haktan faydalanıyorum, ARTICLE 38. The Turkish Government undertakes to assure full and complete protection of life and liberty to ali inhabitants of Turkey without distinction of birth, nationality, language, race or religion. All inhabitants of Turkey shall be entitled to free exercise, whether in public or private, of any creed, religion or belief, the observance of which shall not be incompatible with public order and good morals. Non-Moslem minorities will enjoy full freedom of movement and of emigration, subject to the measures applied, on the whole or on part of the territory, to all Turkish nationals, and which may be taken by the Turkish Government for national defence, or for the maintenance of public order. Türk hükümeti, türkiye'de oturan herkesin, dogum, bir ulusal topluluktan olma, dil, soy ya da din ayirimi yapmaksizin, hayatlarini ve özgürlüklerini korumayi tam ve eksiksiz olarak saglamayi yükümlenir. Türkiye'de oturan herkes, her inancin, dinin ya da mezhebin, kamu düzeni ve ahlak kurallariyla çatismayan gereklerini, ister açikta isterse özel olarak, serbestçe yerine getirme hakkına sahip olacaktir. Müslüman-olmayan azinliklar, bütün türk uyruklarına uygulanan ve türk hükümetince, ulusal savunma amaciyla ya da kamu düzeninin korunmasi için, ülkenin tümü ya da bir parçasi üzerinde alinabilecek tedbirler sakli kalmak sartiyla, dolasim ve göç etme özgürlüklerinden tam olarak yararlanacaklardir ARTICLE 39. Turkish nationals belonging to non-Moslem minorities will enjoy the same civil and political rights as Moslems. All the inhabitants of Turkey, without distinction of religion, shall be equal before the law. Differences of religion, creed or confession shall not prejudice any Turkish national in matters relating to the enjoyment of civil or political rights, as, for instance, admission to public employments, functions and honours, or the exercise of professions and industries. No restrictions shall be imposed on the free use by any Turkish national of any language in private intercourse, in commerce, religion, in the press, or in publications of any kind or at public meetings. Notwithstanding the existence of the official language, adequate facilities shall be given to Turkish nationals of non-Turkish speech for the oral use of their own language before the Courts. Müslüman-olmayan azinliklara mensup türk uyrukları, müslümanlarin yararlandiklari ayni yurttaslik haklariyla siyasal haklardan yararlanacaklardir. Türkiye'de oturan herkes, din ayirimi gözetilmeksizin, kanun önünde esit olacaktir. Din, inanç ya da mezhep ayriligi, hiç bir türk uyrugunun, yurttaslik haklariyla siyasal haklarindan yararlanmasina, özellikle kamu hizmet ve görevlerine kabul edilme, yükseltilme, onurlanma ya da çesitli mesleklerde ve is kollarinda çalisma bakimindan, bir engel sayilmayacaktir. Herhangi bir Türk uyrugunun, gerek özel gerekse ticaret iliskilerinde, din, basin ya da her çesit yayin konulariyla açik toplantilarinda, diledigi bir dili kullanmasina karsi hiç bir kisitlama konulmayacaktir. Devletin resmi dili bulunmasina ragmen, türkçeden baska bir dil konusan Türk uyruklarına, mahkemelerde kendi dillerini sözlü olarak kullanabilmeleri bakimindan uygun düsen kolayliklar saglanacaktir. ARTICLE 40. Turkish nationals belonging to non-Moslem minorities shall enjoy the same treatment and security in law and in fact as other Turkish nationals. In particular, they shall have an equal right to establish, manage and control at their own expense, any charitable, religious and social institutions, any schools and other establishments for instruction and education, with the right to use their own language and to exercise their own religion freely therein. Müslüman-olmayan azinliklara mensup türk uyrukları, hem hukuk bakimindan hem de uygulamada, öteki türk uyruklarıyla ayni islemlerden ve ayni güvencelerden yararlanacaklardir. özellikle, giderlerini kendileri ödemek üzere, her türlü hayir kurumlariyla, dinsel ve sosyal kurumlar, her türlü okullar ve buna benzer ögretim ve egitim kurumlari kurmak, yönetmek ve denetlemek ve buralarda kendi dillerini serbestçe kullanmak ve dinsel ayinlerini serbestçe yapmak konularinda esit hakka sahip olacaklardir. ARTICLE 41. As regards public instruction, the Turkish Government will grant in those towns and districts, where a considerable proportion of non-Moslem nationals are resident, adequate facilities for ensuring that in the primary schools the instruction shall be given to the children of such Turkish nationals through the medium of their own language. This provision will not prevent the Turkish Government from making the teaching of the Turkish language obligatory in the said schools. In towns and districts where there is a considerable proportion of Turkish nationals belonging to non-Moslem minorities, these minorities shall be assured an equitable share in the enjoyment and application of the sums which may be provided out of public funds under the State, municipal or other budgets for educational, religious, or charitable purposes. The sums in question shall be paid to the qualified representatives of the establishments and institutions concerned. Genel egitim konusunda, türk hükümeti, müslüman-olmayan uyrukların önemli bir oranda oturmakta olduklari il ve ilçelerde, bu türk uyruklarınin çocuklarina ilk okullarda ana dilleriyle ögretimde bulunulmasini saglamak bakimindan, uygun düsen kolayliklari gösterecektir. bu hüküm, türk hükümetinin, söz konusu okullarda türk dilinin ögrenimini zorunlu kilmasina engel olmayacaktir. Müslüman-olmayan azanliklara mensup türk uyruklarınin önemli bir oranda bulunduklari il ve ilçelerde, söz konusu azinliklar, devlet bütçesi, belediye bütçesi ya da öteki bütçelerce, egitim, din ya da hayir islerine genel gelirlerden saglanabilecek paralardan yararlanmaya ve pay ayrilmasina hak gözetirlige uygun ölçülerde katilacaklardir. Bu paralar, ilgili kurumlarin yetkili temsilcilerine teslim edilecektir. ARTICLE 42. The Turkish Government undertakes to take, as regards non-Moslem minorities, in so far as concerns their family law or personal status, measures permitting the settlement of these questions in accordance with the customs of those minorities. These measures will be elaborated by special Commissions composed of representatives of the Turkish Government and of representatives of each of the minorities concerned in equal number. In case of divergence, the Turkish Government and the Council of the League of Nations will appoint in agreement an umpire chosen from amongst European lawyers. The Turkish Government undertakes to grant full protection to the churches, synagogues, cemeteries, and other religious establishments of the above-mentioned minorities. All facilities and authorisation will be granted to the pious foundations, and to the religious and charitable institutions of the said minorities at present existing in Turkey, and the Turkish Government will not refuse, for the formation of new religious and charitable institu- tions, any of the necessary facilities which are guaranteed to other private institutions of that nature. Türk hükümeti, müslüman-olmayan azinliklarin aile durumlariyla kisisel durumlarin konusunda, bu sorunlarin, söz konusu azinliklarin gelenek ve görenekleri uyarinca çözümlenmesine elverecek bütün tedbirleri almagi kabul eder. Bu tedbirler, türk hükümetiyle ilgili azinliklardan her birinin esit sayida temsilcilerinden kurulu özel komisyonlarca düzenlenecektir. anlasmazlik çikarsa, türk hükümetiyle milletler cemiyeti meclisi, Avrupa'lı hukukçular arasından birlikte seçecekleri bir üst-hakem atayacaklardir. Türk hükümeti, söz konusu azinliklara ait kiliselere, havralara, mezarlıklara ve öteki din kurumlarina tam bir koruma saglamayi yükümlenir. Bu azinliklarin türkiye'deki vakiflarina, din ve hayir isleri kurumlarina her türlü kolayliklar ve izinler saglanacak ve türk hükümeti, yeniden din ve hayir kurumlari kurulmasi için, bu nitelikteki öteki özel kurumlara saglanmis gerekli kolayliklardan hiç birini esirgemeyecektir. ARTICLE 43. Turkish nationals belonging to non-Moslem minorities shall not be compelled to perform any act which constitutes a violation of their faith or religious observances, and shall not be placed under any disability by reason of their refusal to attend Courts of Law or to perform any legal business on their weekly day of rest. This provision, however, shall not exempt such Turkish nationals from such obligations as shall be imposed upon all other Turkish nationals for the preservation of public order. Müslüman-olmayan azinliklara mensup türk uyrukları, inançlarina ya da dinsel ayinlerine aykiri herhangi bir davranista bulunmaga zorlanamayacaklari gibi, hafta tatili günlerinde mahkemelerde hazir bulunmalari ya da kanunun öngördügü herhangi bir islemi yerine getirmemeleri yüzünden haklarini yitirmeyeceklerdir. Bununla birlikte bu hüküm, söz konusu türk uyruklarıni, kamu düzeninin korunmasi için, öteki türk uyruklarına yükletilen yükümler disinda tutar anlamina gelmeyecektir. ARTICLE 44. Turkey agrees that, in so far as the preceding Articles of this Section affect non-Moslem nationals of Turkey, these provisions constitute obligations of international concern and shall be placed under the guarantee of the League of Nations. They shall not be modified without the assent of the majority of the Council of the League of Nations. The British Empire, France, Italy and Japan hereby agree not to withhold their assent to any modification in these Articles which is in due form assented to by a majority of the Council of the League of Nations. Türkiye, bu kesimin bundan önceki maddelerdeki hükümlerin, türkiye'nin müslüman-olmayan azinliklariyla ilgili oldugu ölçüde, uluslararasi nitelikte yükümler meydana getirmelerini ve milletler cemiyetinin güvencesi altina konulmalarini kabul eder. Bu hükümler, milletler cemiyeti meclisinin çogunlugunca uygun bulunmadikça, degistirilemeyecektir. İngiliz İmparatorlugu, Fransa, İtalya ve Japon hükümetleri, milletler cemiyeti meclisinin çogunlugunca razi olunacak herhangi bir degisikligi reddetmemeyi, bu antlaşma uyarinca kabul ederler. Anlaşıldığı gibi, müttefikler bize laik ve medeni hukuk sistemini dayatıyor, ince detayları belirtmekten hiç çekinmiyorlar. Hatta maddeler inanç ve ifade özgürlüğü konusunda o kadar eşitlik tanıyor ki, Türkiye tarihi boyunca hiçbir zaman Madde 39'u belirtilen haliyle uygulamaya yanaşmıyor, imzaladığı antlaşmanın ondan beklediği hoşgörülü tavrı gösteremiyor (evet bu Lozan'ı ilk günden beri sürekli deldiğimiz anlamına geliyor, bu antlaşma iyi mi, kötü mü? kararsızlık yerini ikiyüzlülüğe bırakıyor ). Metin, Türk hukuk sisteminin temel yapılandırılması oluştururken o kadar detaya iniyor ki, Madde 43'de gayri müslümanların dini tatillerinde Türk mahkemelerine çağrılamayacağını bile belirtiliyor Ama can alıcı noktaya henüz geliyoruz: ARTICLE 37. Turkey undertakes that the stipulations contained in Articles 38 to 44 shall be recognised as fundamental laws, and that no law, no regulation, nor official action shall conflict or interfere with these stipulations, nor shall any law, regulation, nor official action prevail over them. Türkiye, 38 nci maddeden 44 ncü maddeye kadar olan maddelerin kapsadigi hükümlerin temel yasalar olarak taninmasini ve hiç bir kanunun, hiç bir yönetmeligin ve hiç bir resmi islemin bu hükümlere aykiri ya da bunlarla çelisir olmamasini ve hiç bir kanun, hiç bir yönetmelik ve hiç bir resim islemin söz konusu hükümlerden üstün sayilmamasini yükümlenir. Bu ne demek? Başta verdiğim maddelerde yer alan hükümlerin, Türk hukuğu için temel (fundemental) teşkil edişi, bu tarihten itibaren Türk hukuğunun daimi olarak bu 7 maddeye uygun olarak belirlenmekle hükümlü oluşu demek. Böyle bir hükümlülüğü dayattıktan sonra müttefikler tabi ki de kapitülasyonları rahatlıkla kaldırmaktan hiç çekinmeyeceklerdir. Çünkü azınlık hakları için sağlanabilinecek en büyük güvenceyi bize çatır çatır kabul ettirmiş, kendi elimizle uygulamamazı sağlamış oldular. Son olarak ilginç bir de not düşeyim: Hani, bir Mustafa Kemal alıntısı vardır, 1934'de Çanakkale şehitliklerinde yapılan uluslarası bir anma töreninde söylenmiş: "Uzak memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar: burada dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükun içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlarda evlatlarını harbe gönderen analar; göz yaşlarınızı dindiriniz, evlatlarınız bizim bağrımızdadır." Şimdi şu maddeyi göstermek istiyorum: ARTICLE 128. The Turkish Government undertakes to grant to the Governments of the British Empire, France and Italy respectively and in perpetuity the land within the Turkish territory in which are situated the graves, cemeteries, ossuaries or memorials of their soldiers and sailors who fell in action or died of wounds, accident or disease, as well as those of prisoners of war and interned civilians who died in captivity. Türk hükümeti, ingiliz imparatorlugu, fransiz ve italya hükümetlerine karsi, kendi ülkesinde, bunlarin, savas alaninda can vermis ya da yaralanmis, kaza ve hastalik yüzünden ölmüs askerleri ve denizcileriyle, tutsaklikta ölmüs savas tutsaklari ve gözalti edilmis sivillerine ait mezarlari, mezarlıkları, kemiklikleri ve onlari anmak için dikilmis anitlari kapsayan toprak parçalarini bu hükümetlerin kullanimina ayri ayri ve sürekli olarak birakmagi yükümlenir. Hiç mesela Almanya sınırları içinde yeralıp Rusya'ya, Fransa'ya, İngiltere'ye ait olan mezarlıklar var mıdır acaba? Araştırmadım ama, bizdeki bu uygulamanın dünyada eşi benzeri olduğundan pek şüpheliyim. Adamlar mezarlıklarımızı bile elimizden almışlar. İlginç diyelim..
  9. untermensch

    TKP 89 yaşında !

    Bu saatten sonra Lenin'in Kemalist olmasıyla hiç alakası yok,neden olsun ki, partinin ne kadar Leninist olabildiği de hayli şaibeli. Kendilerini biraz takip etmek, ulusal solun neden komünist isminin kullanımına rağmen kendilerini hiç eleştirmediğini görmek için yeterli
  10. untermensch

    TKP 89 yaşında !

    TKP'nin tabanını yakından tanıyorum, Türkiye'nin bütün sorunlarının AKP-ABD-AB'nin şeytanca planları yüzünden varolduğunu düşünme eğilimlerine yeterince şahit oldum, yetti artık Sadece şu yeterli olmalı: Baskasinin yurduna goz dikenlerin sonu husrandir
  11. untermensch

    TKP 89 yaşında !

    Eheahaha * Ne yazık ki TKP'nin bugünki siyasi çizgisi gittikçe solun geri kalanından kendisini her eleştirene liboş-soroscu damgası yapıştırmak, Türkiye'deki Nato ordusunun, Kemalist militarizmin, darbe geleneğinin bekçiliğini yapmak haline geliyor. "Sosyalizm" sözcüğünün yoğun kullanımı dışında CHP'den farkları varsa da bulması hayli zor. En azından nasyonel sosyalistler gibi şiddet eğilimi göstermiyorlar, bak bu iyi
  12. untermensch

    Eşitlik mantığa ters gelmiyor mu?

    Baklayı çıkar A$tur, insanın sosyal varlığını inkar ediyorum de. Psikolojiyi, sosyolojiyi, biyolojiyi, iktisadı, tarihi, politikayı çöpe gönder. Toplum dışında tek başına yaşayıp üreyebilen sadece bir insan gösterebilirsen de örnekle desteklemiş olursun. İnsan değil de prokaryotik hücre sanki
  13. untermensch

    Eşitlik mantığa ters gelmiyor mu?

    Bugün eşitlik yok deniyorsa, herkeze olanak sağlanmadığı içindir. Bilim adamının pazarın ihtiyaçlarınca geri çevrilip tuhafiye açmasıdır. Yeteneğine göre yapması geresen işi yapmayan toplum, daha az verim demektir. Yanlış işi yapmak zorunda kaldığı için "yatan" değildir kimse. Serbest pazarın ikiyüzlülüğü, toplumun bir bölümünün "daha haklı" gösterilmesidir. Eşitlik "toplam geliri nüfusa bölüp eşit dağıtalım" olamaz; ihtiyaçlar her zaman farklılık gösterecektir. Üretimin koşulları iyileştirildikçe, emeğin karşılığı kişiye geri dönecektir. Kişi kendi ihtiyacını belirleyip alamıyorsa, özgürleşmesi de mümkün değildir
  14. untermensch

    Araplara haksızlık mı ediyoruz?

    Şekilciliği kendi yorumunuzla yaparsanız, türbanı dikta eden müslümandan ne farkınız kalıyor ki? Gerçekten de giyilen kıyafetin, taşıyıcının zihni kadar önemi var mı? Başkasının taşıdığı kumaşı yargılayana kadar, birbirinize tahammül göstermeyi öğretseydiniz türban gibi bir "sorun"unuz olmazdı. Konu açılmışken, bizim "arap"larımızın ne denli burjuva alışkanlıkları kazandığını farketmeyeniniz var mı? 4 sene öncesine kadar gördüğümüz tablo hızla değişiyor. Artık sokakta öyle türbanlılar görüyorum ki, bir erkek olarak "başı açık"ları unutabiliyorum mesela :pardon:
  15. untermensch

    Hümanizm ve Atatürk

    Hümanist olmamak çok kötü birşeydir diyen yok ortada. Ki ben de hümanist değilim Anlaşılan size göre de hiç önemi yokmuş; bağımsız vatan ideali, insana dair olandan önce geliyormuş. Öyleyse ne bu heyecan, desenize hümanizmden önemli şeyler vardır, biri de askerliktir diye konu ilerlemiş olurdu, fena mı. Ayrıca, alıntıladığım sözlerde savaş olgusuyla doğrudan bir alaka yok ki yahu, dikkat edin anlatılmaya çalışılana. Çoğu savaş sonrası dönemde dile getirilmiş zaten
×
×
  • Yeni Oluştur...