esron
-
İçerik sayısı
531 -
Katılım
-
Son ziyaret
İçerik Türü
Profiller
Forumlar
Takvim
İletiler bölümüne esron kullanıcısının eklediği dosyalar
-
-
Bir İngiliz atasözü idi sanırım, şöyle der:
Suçlamak için işaret parmağımızı karşımızdakine uzattığımız zaman, üç parmağımızın yönü kendimize döner.
Aklınızda bulunsun.

-
Şiire Önem Ver
Batı dillerinde pek çok şey ifade edilemez. Çünkü doğulu yaklaşımda gerçek, temelde, özünde çok farklı bir şeydir. Bazen aynı şeye, doğu ya da batı mantığıyla baktığında, yüzeyde sonuçlarının aynı göründüğünü düşünebilirsin. Ama olmazlar. Eğer biraz daha derine inersen, biraz daha derine kazarsan, çok büyük farklılıklar göreceksin. Sadece sıradan farklılıklar değil, olağanüstü farklılıklar.
Daha geçen gün, büyük Zen ustası Basho'nun ünlü haikularını okuyordum. Batı zihni ya da batı tipi eğitim görmüş bir zihin için çok güzel şiirlere benzemiyor. Artık bütün dünya batı tipi eğitimi alıyor. Doğu ile Batı arasındaki fark, eğitim söz konusu olduğunda ortadan kalkmıştır.
Onu sessizce dinle. Çünkü senin harika şiir dediğin bir şey değil. Ancak derin bir anlamı var ve bu çok daha önemli. İnanılmaz bir şiirselliği var. Ama bunu hissetmek için çok ince olman gerekir. Onu entelektüel olarak anlayamazsın. Ancak sevgiyle anlaşılabilir.
İşte haiku şu:
Dikkatle baktığım zaman
Çitin yanında yeşeren
Bir Nazunya görüyorum!
Şimdi, ortada büyük bir şiirsellik gözükmüyor ama biraz daha sempatik bakalım. Çünkü Basho başka bir dile çevrilmiştir. Kendi dilinde tamamen farklı bir doku ve lezzete sahiptir.
Nazunya sıradan bir çiçektir. Yolların kenarında kendiliğinden büyüyen otsu bir çiçektir. O kadar sıradandır ki, kimse bakmaz bile. O değerli bir gül değildir. Nadir bulunan bir lotus değildir. Bir göl üstünde yüzen, nadir bir lotusun güzelliğini görmek kolaydır. Bir mavi lotusu nasıl göremezsin? Bir an için onun güzelliğine kapılmaya mahkûmsun. Ya da güneş altında rüzgarla dans eden bir gül. Bir an için sana sahip olur. Olağanüstüdür. Ama Nazunya sıradan, adi bir çiçektir. Bakıma ya da bahçıvana ihtiyaç duymaz. Her yerde kendi kendine büyür. Bir Nazunya'ya dikkatle bakmak için bir meditasyoncu gerekir. İnce bir bilinç gerekir. Aksi halde onu kaçırırsın. Görünür bir güzelliği yoktur. Onun güzelliği derindedir. Onun güzelliği sıradandır. Ancak o sıradanlık, olağanüstülüğü barındırır. Nazunya'da bile. Ona kalbinle bakmadığın sürece göremezsin.
Basho'yu ilk okuduğun zaman, Çitin yanında yeşeren Nazunya'nın şiire konu olacak ne önemi var? diye düşünürsün.
Basho'nun Japonca şiirindeki son hece olan Kana ancak bir ünlem işareti ile çevrilebilmiştir. Çünkü onu çevirmenin başka yolu yoktur. Kana'nın anlamı, Hayret ettimdir. Şİmdi, güzellik nereden geliyor? Nazunya'dan mı geliyor? Binlerce insan o çitin yanından yürüyüp geçmiş ve kimse dönüp o çiçeğe bakmamıştır. Basho ise, onun güzelliğinden büyüleniyor ve başka bir dünyaya ışınlanıyor. Ne oldu?
Burada etken Nazunya değil. Yoksa herkes onu fark ederdi. Asıl etken Bosho'nun görüşüdür. Açık kalbidir. Empatik vizyonudur. Meditasyona hazır olmasıdır. Meditasyon, simyadır. Herhangi bir metali altına çevirir. Bu Nazunya'yı Lotus çiçeğine dönüştürür.
Dikkatle baktığım zaman...
Dikkatle kelimesinin anlamı;farkındalıkla, tüm varlıkla, meditasyonla, sevgiyle, duyarlılıkla demektir. Biri umursamadan bakabilir. Ve o zaman bütün olayı kaçırır. Dikkatlice sözcüğü, bütün anlamlarıyla hatırlanmalıdır. Ancak asıl kökeni meditasyondadır. Bir şeyi meditasyonla görmek ne demektir? Zihin olmadan bakmak! Zihinsiz bakmak! Bilincinin üzerinde hiçbir düşünce bulutu olmadan bakmak. Ne gelip geçen bir anı, ne de bir arzu. Hiçbir şey. Tam bir boşlukla.
Böyle bir zihinsizlik haliyle baktığın zaman, bir Nazunya bile başka bir dünyaya dönüşür. Cennetin bir lotus çiçeği olur. Artık bu dünyanın bir parçası değildir. Sıradanlığın içinde olağanüstülük bulunmuştur. Ve bu, Buddha'nın yoludur. Sıradanlığın içinde olağanüstülüğü bulmak! Her şeyi o an içinde bulmak! Bütünü, Guatam Buddha'nın ifadesiyle Tathata'da bulmak!
Bosho'nun Haiku'su, bir Tathata şiiridir. Bu Nazunya'ya sevgiyle, kalpten gelen bir duyarlılıkla, perdelenmemiş bilinçle, bir zihinsizlik haliyle baktığın zaman, insan şaşkınlığa uğruyor. Hayrete düşüyor. Büyük bir hayranlık oluşuyor. BU nasıl mümkün olabilir? Bu bir Nazunya... Ve eğer bir Nazunya mümkünse, her şey mümkündür. Eğer bir Nazunya bu kadar güzel olabilirse, Bosho bir Budha olabilir. Eğer bir Nzunya böyle bir şiirsellik içerebilirse, o zaman her taş bir mücevher olabilir.
Dikkatle baktığım zaman çitin yanında yeşeren bir Nazunya görüyorum!
Kana! Hayret! Şaşkınlığa uğradım! Güzelliğini kelimelere dökemiyorum. Ancak işaret edebiliyorum.
Bir Haiku, sadece ima eder. Sadece dolaylı yoldan işaret eder.
Benzer bir durum, Tennyson'ın ünlü şiirinde görülür. Bu ikisinin karşılaştırılması sana çok yardımcı olacak. Basho sezgiyi temsil eder, Tennyson ise aklı. Basho doğuyu temsil eder, Tennyson ise batıyı. Basho meditasyonu, Tennyson ise zihni. Birbirine benzeyebilirler. Ve bazen Tennyson şiiri, daha şiirsel görülebilir. Çünkü Basho'ya oranla daha doğrudan ve belirgin anlatır.
Çatlamış duvardaki çiçek
Seni o çatlaktan koparıyorum
Burada, elimde, kökün ve her şeyinle tutuyorum
Küçük çiçek, ama eğer seni bir anlayabilsem
Kökünle ve her şeyinle ne olduğunu bilsem.
O zaman Tanrı'yı da ve insanı da bilirim.
Güzel bir şiir. Ama Basho ile kıyaslanamaz. Tennyson'un nerede farklılaştığını görelim.
İlk olarak: Çatlamış duvardaki çiçek. Seni o çatlaktan koparıyorum.
Basho çiçeğe sadece bakıyor, onu koparmıyor. Basho'nunki pasif bir farkındalık. Tennyson ise aktif ve vahşi. Sonuçta eğer bir çiçek seni etkilemişse, onu koparamazsın. Eğer bir çiçek kalbine ulaştıysa onu nasıl koparırsın? Koparmak onu yok etmek, öldürmek demektir. Bu bir cinayettir. Kimse Tennysonın şiirini cinayet olarak görmez, ama öyledir. Bu kadar güzel bir şeyi nasıl yok edebilirsin?
Ama zihnin böyle işler. Her zaman yıkıcıdır. Sahip olmak istiyor. Ve sahip olmak sadece yıkımla mümkündür.
Unutma, ne zaman bir şeye ya da bir kişiye sahip olursan, o şeyi ya da kişiyi yok edersin. Bir kadına sahip mi oluyorsun, onun güzelliğini, ruhunu yok ediyorsun. Bir erkeğe mi sahipsin, o artık bir insan değildir. Onu işine yarayan bir nesneye çevirmişsindir.
Basho, dikkatle bakıyor. Sadece bakıyor, yoğunlaşmış bir şekilde incelemiyor; sadece yumuşak, kadınsı bir bakış. Sanki Nazunyayı incitmekten korkarmış gibi.
Tennyson onu çatlaktan koparıyor ve...
Burada, elimde, kökünle ve her şeyinle tutuyorum. Küçük çiçek...
O, ayrı duruyor. Gözlemci ve gözlemlenen hiç bir şekilde birleşmiyor, Bu bir aşk ilişkisi değil. Tennyson çiçeğe saldırıyor. Onu köküyle birlikte söküyor ve elinde tutuyor.
Zihin sahip olduğu, kontrol ettiği, tuttuğu zaman rahat eder. Meditasyon bilinci hali, sahip olmakla, tutmakla ilgilenmez. Çünkü bütün bunlar şiddet zihninin birer ürünüdür.
Ve, Tennyson, küçük çiçek diyor. Çiçek küçük olarak kalıyor. Kendisi çok daha üst bir basamakta. O bir erkek, büyük bir enetelektüel, harika bir şair. Hâlâ egosunun içinde. Küçük çiçek!
Basho için ortada bir karşılaştırma sorunu yok. Sanki orada değilmiş gibi kendisi hakkında hiç bir şey söylemiyor. Hiçbir gözlemci yok. Burada güzellik her şeyin ötesine geçiyor. Nazunya çiçeği orada, çitin yanında yeşeriyor. Hayret! Ve Basho, sadece tüm varlığıyla hayrete düşmüş durumda. Güzellik onu eziyor. Çiçeğe sahip olmak yerine, çiçek ona sahip olmuş durumda. Çiçeğin güzelliğine, o anın güzelliğine, tamamen teslim olmuş durumda.
Küçük çiçek, ama eğer seni bir anlayabilsem diyor, Tennyson.
Anlama saplantısı. Takdir yeterli olmuyor. Sevgi yeterli olmuyor. Onu anlamak önemli. Bilginin üretilmesi önemli. O bilgiye ulaşılmadığı sürece Tennyson rahat olamaz. Çiçek bir soru işaretine dönüşmüştür. Tennyson için bir soru işareti. Basho için bir ünlem.
Arada büyük fark var. Soru işareti ve ünlem.
Basho için sevgi yeterlidir. Sevgi, anlayıştır. Bundan daha anlamlı bir şey olabilir mi? Ama Tennyson sevgiden tamamen mahrum. Zihni, orada bilgi açlığı çekiyor.
Seni bir anlayabilsem
Kökünle ve her şeyinle ne olduğunu bilsem
Zihin mükemmellik saplantısına sahiptir. Hiçbir şey bilinmeyen olarak kalamaz. Hiçbr şey bilinmeyen ve gizemli olarak kalamaz. Köküyle, sapıyla, her şeyiyle anlaşılmalıdır. Zihin her şeyi bilmediği sürece korkar. Çünkü bilgi güç verir. Eğer gizemli bir şey varsa hemen korkarsın. Çünkü gizemli şeyler kontrol edilemez. O gizemli şeyin içinde neyin gizli olduğunu kim bilebilir? Belki düşman! Belki tehlike! Belki güvensizlik! Kim bilir sana neler yapar. O, bir şey yapmadan önce anlaşılmak zorundadır. Her şeyiyle bilinmelidir. Hiçbir şey gizemli olarak kalamaz.
Ama o zaman bütün şiirsellik kayboluyor. Bütün sevgi, bütün gizem, bütün harikalık kayboluyor. Ruh yok oluyor. Şarkı yok oluyor. Coşku yok oluyor. Her şey bilindiği için hiçbir şeyin değeri kalmıyor. Her şey biliniyor. Hiçbir şeyin değeri yok. Her şey biliniyor. O zaman hayatın bir anlamı, önemi yok.
İkilemi görüyor musun? Zihin önce her şeyi bil diyor. Ve her şeyi bildikten sonra, zihin dönüp: zihin dönüp; Hayatın bir anlamı yok diyor.
Anlamı sen yok ettin ve şimdi anlam için aranıyorsun. Zihin, anlamın yıkımıdır çünkü her şeyin bilinmesinde ısrar eder. Üçüncü kategori olan bilinemeyene izin veremez. Bilinemeyen, sonsuza dek bilinemez kalacaktır. Ve o bilinemeyen, hayatın anlamıdır.
Bütün büyük değerler; güzellik, sevgi, Tanrı, dua; önemli olan her şey, üçüncü kategori olan bilinemeyene aittir. Bilinemeyen, Tanrının bir başka ismidir. Gizemli ve mucizevinin bir başka adıdır. Onsuz kalbinde bir merak uyanamaz. Ve meraksız bir kalp kalp değildir. İçinde merak olmadığı zamanlar, çok değerli bir şey kaybediyorsun. O zaman, gözlerin tozla doludur. Berraklığını yitirirler. O zaman kuş ötmeye devam eder ama sen etkilenmezsin. Kalbin heyecanlanmaz çünkü açıklamasını biliyorsundur.
Ağaçlar yeşildir. Ancak yeşillik seni bir dansçıya, bir şarkıcıya dönüştürmez. Varlığında bir şiiri tetiklemez. Çünkü açıklamasını biliyorsundur. Ağaçları yeşil yapan kolorofildir. O yüzden ortada şiir kalmaz. Açıklama orada olduğu zaman, şiir kaybolur. Bütün açıklamalar birer araçtır, amaç değil.
Eğer bilinemeyene güvenmiyorsan, bir gülün güzel olduğunu nasıl söylersin? Güzellik nerede? Gülün kimyasal bir parçası değil. Gülü istediğin kadar analiz et, içinde bir güzellik bulamazsın. Eğer bilinemeyene inanmıyorsan, bir insana otopsi yapabilirsin ama ruh bulamazsın. Tanrıyı arayabilirsin ve onu hiçbir yerde bulamazsın. Çünkü o her yerdedir. Zihin onu ısklayacaktır. Çünkü zihin, onun bir nesne olmasını ister ve Tanrı bir nesne değildir.
Tanrı bir titreyiştir. Eğer varoluşun sessiz sesi ile uyum içindeysen, tek elin alkışıyla uyum içindeysen, o zaman Hintli mistiklerin, ana hat dediği şey ile uyum içindesin. Varlığın müziğiyle. Eğer gizemlerle uyum içindeysen, o zaman Tanrının varolduğunu bilirsin. Hepsi bu! O zaman Tanrı, varoluşla aynı anlama gelir.
Ama bu şeyler anlaşılamaz. Bu şeyler bilgiye indirgenemez. Ve bu noktada Tennyson, can alıcı noktayı kaçırıyor. Ne diyordu?
Küçük çiçek, ama eğer seni bir anlayabilsem
Kökünle ve her şeyinle ne olduğunu bilsem.
O zaman Tanrı'yı da ve insanı da bilirim.
Ama hepsi bu kadar. Ama ve eğer!
Basho Tanrının ve insanın, o ünlem içinde olduğunu biliyor. Kana! Şakınım. Hayretler içindeyim. Çitin yanında Nazunya yeşeriyor!
Belki dolunayda, belki sabah gün doğarken, Bashonun yol kenarında sanki nefesi kesilmiş gibi, kımıldamadan durduğunu görüyorum. Bir Nazunya! Ne kadar da güzel! Bütün geçmiş yok olmuştur. Bütün gelecek kaybolmuştur. Aklında hiçbir soru işareti yoktur. Sadece saf bir hayret. Basho, bir çocuk olmuştur. Bir çocuğun masum gözleriyle, Nazunyaya sevgiyle bakmaktadır. Ve o sevgi, o duyarlılık içinde, tamamen farklı bir anlayış vardır. Entelektüel ya da analitik değil. Tennyson bütün olguyu akla taşıyarak güzelliğini yok ediyor.
Tennyson, batıyı temsil ediyor. Basho ise doğuyu. Tennyson, erkek zihni temsil ediyor. Basho ise kadın zihni. Tennyson, zihni temsil ediyor. Basho zihinsizliği.
( Osho- "Sezgi" adlı kitabından alıntıdır.)
-
Bana bak Esron 3.defa soruyorum. Tanrının varlığına dair bilginin kaynağı nedir? Bu bilgiye nereden ulaştın? Homo Sapiens denen canlının evrim sonucunda ortaya çıktığını kabul ediyor musun?
Argümansızlık, desteksiz sallamak hep aynı noktayı getirir insanı, külhanbeyi kıvamı...

Çaresizliğe bak hele: Bana bak Esron...
He baktım nolacak?

1.Sorun bu forumla ilgisiz, yeni yetmeleri çekersin istediğin konuya, herkesi değil...
2.Sorularının cevabını ilgili bir kaç forumda verdim ve sen de katıldın o forumlara. OKuman yoksa napiim?
-
Ve gerçeği bulur, herşey kendiliğinden tesadüfen oldu.
İşte düşünen ve bilen insanın vardığı muhteşem sonuç...
Ha yani, bu kulağa saçma geldiği için, mi müslümansın?
Bir yanlışın tam karşısında duran doğru mudur?
Bu yanlış diyelim, bunun karşısında sadece islam durmuyor, bak İncil var, Tevrat var, onları ne yaptın?

Ah ahhh bu muhteşem güneş bu gökyüzü kendi kendine olmuş olamaz, ölmek gayet nahoş bir durum, devamı gelmeli bu oyunun, aaaa şu kitapta devamı var, ben bu kitaba göre gideyim...
Bu mudur?
-
Neden üzülüyorum çünkü insanların gözgöre göre kandırılmasından hoşlanmıyorum.
İşiniiiiz gücünüz eksen kaydırmak bir konu tartışılırken... Yorulmadınız mı?
Yüz çeşit soru verdim...
Şunu şunu şunu yaşamış insana argümanın ne dedim, sen hâlâ bu insanların kandırıldığından ve buna üzüldüğünden bahsediyorsun... Konuyla senin üzüntünün, kandırılmanın ne ilgisi var?
Argüman sun argüman... Bir argüman sunamayıp, yok şu şöyle de yok bu böyle de, en ucuzundan bilimsel açıklama koyuyorsun kafana göre, sanki senden başka kimse bu konuları bilmiyor... Burda açtık gözümüzü sanki...
Geç bunları geç, argüman sun...
Sana huzurdan, sana mutluluktan bahsediyorum, diyorum ki adamın çocuğu ölmüş ve diyor ki: Ben meditasyonla, ben namazla, ben biyor enerjiyle, vs vs, huzur buldum ve mutluyum...
Nokta...
Adam mutlu...
Adamın mutluluğundan niye rahatsızsın? Argüman?
Ne diyeceksin, senin aslında mutsuz olman gerekiyor, kendini kandırıyorsun, mu? Ne, onu söyle bana...
-
Bizler duygusuz ve katı robotlar değiliz ki. Duygularımız var ama maddesel temelli.
Duygusuz ve katı robot değilsen, çocuğumun ölümünü, hastalığımı meditasyon veya namazla atlattım, diyen birinden neden utanç duyduğunu, bu duruma neden üzüldüğünü de açıkla bakalım bir...
Duyguların madde temelli olduğundan mı?
Çünkü benim duyularımın hepsi madde temelli değil de...

-
Sayın Esron,kişi şayet zevk alıyorsa veya kendini stress ten bir türlü uzak tutabiliyorsa,yaptığı herşey o kişi için faydalı olabilir kanaatindeyim.Bu Yoga da olur,meditasyon da.Sonuçta kişi kendini mutlu hissediyorsa geri kalanı bahane gibi...
Başkalarının ne dediği kişinin umrunda olmamalı...
Olmaz zaten kimin ne dediği huzurlu ve mutlu insanların umurunda, argümansız yargıçların dikkatini çektiğim nokta da bu...
Ve insanların hayata dair çok ama çok temel bir şeyi sürekli yok sayarak düşünmesi, tartışması, o da şu:
Hayatta mutluluk ve huzur esastır.
-
Evet, bu mümkün olabilir. Kişinin psikolojik durumu beyinden salgılanan hormonların derişimini etkileyebilir belki. Strest vücuda zarar veriyor, huzur ise tam tersi. Sihir falan saçma tabi ki.
Az çelişkiye bak yaaa... Ne psikolojisi ya, psikoloji ne?
Cümle ne kadar havalı, sanırsın bir şey var içinde:
Kişinin psikolojik durumu beyinden salgılanan hormonların derişimini etkileyebilir belki.

Hiç yakışıyor mu bilim bilim diye hoplayan birine bu?
Psikolojik durum ne? Bedende nerde bulunur, yerini söyle... Stres ne, huzur ne, sevgi ne?
Hayır yani, bilim, madde madde diye zıplayan birinin kesinlikle bedende madde olan şeylerle açıklama yapması beklenmez mi?
Ne gezeeer?
Kullandığı tüm kavramlar soyut...
-
Söylediklerin bana değil bilimsel yaklaşıma ters düşüyor.
Otur bilimsel bilimsel mutsuz ol o zaman...

İnsanların ne düşüneceği ve nasıl yaşayacağına dair manifestolar hazırla, nutuklar at ama tek kişiyi ikna edemeden, öfkenle yaşlan...
Ağır be senin de işin...

Ne diyeyim başka...

-
Biyoenerji sayesinde iyileştiğini söyleyen bir kişiye -eğer gerçekten iyileştiyse- söylenebilecek en doğru şey iyileşmesinin asıl sebebinin bilimsel metodarla üretilmiş ilaçlar olduğunu söylemektir.
Allah Allah...

Hangi bilimsel metod ilâcından bahsediyorsun?
Tüm doktorlar eve yollamış adamı git rahat rahat öl diye, ilâç milâç yok, anlamıyorsun galiba?
Sonra biyoenerjiye takılmış adam ve iyileşmiş...
Bu adama ne diyeceksin? Diyorum...
-
Bana dinlere inanmakla Çin-Japon inançlarına inanmak arasında fark gösteremezsin. Meleklere inanmakla, psişik güçlere inanmak arasında herhangi bir fark yok.
..........................................
Dinlere neden inanmıyorsan bunlara da inanmayacaksın. Bir de bunlar benim kişisel görüşlerim değil, yoganın budizm adındaki dinin ibadeti olduğunu bilmeyen mi var? Kimisi yogayla rahatladım der, kimisi namazla rahatladım der. Namaz ve yoga arasında fark yoktur.
............
Sana bir soru daha evrimi kabul ediyor musun?
1.Sana bir fark göstermek zorunda olduğumu nerden çıkarttın? Ben gayet net görüyorum farkı, sen göremiyorsan bu senin sorunun.
2.Emrin olur...
da, hâlâ öğrenemedin gitti, ben inanmak fiiliyle yaşamam, ben bilirim, bahsettiklerimi mutlaka biliyorumdur.Namazla yoga arasında sana göre fark yoksa, bence sana en yakın olanını seç biraz gevşe, bu öfke, bu kendine faşizm zararlı.
3. Evrimi kabul ediyor muyum da ne demek, tabii ama senin tarifleyip torbana koyduğun ve etiketleyip duvara asarak her gün zır zır tekrar ettiğin bir açıklamayla değil...
Hayatın kendisidir değişim, dönüşüm...
-
Yazdıklarımı tekrar okursanız, argümanınız olmadığını söylemiştim... Hâlâ yok...
"Ben bilimselim ateistim şahaneyim," tek argüman bu...
Bu argüman, sizi yansıtıyor, hayatı değil...
Dikkatle okuyunuz yazdıklarımı ve cevap veriniz, biyo enerjiyle iyileştim ben, diyen bir kanser hastasına ne diyelim? Sen hâlâ kansersin, iyileştim sanıyorsun mu, diyelim?
Neee?
Onu söyleyin bana, zama zingo yapmayın burda...
Aman kıyamam üzülme sen...

Modernizme ve çağdaşlığa yeni bir tanım getirelim: Kahve falı, astroloji, nazar, uğur, yoga, biyoenerji, telepati, vs vs'ye inanmıyorsan acayip çağdaş ve modernsindir...
Bu mudur?
Birisi bir şeye yoğunlaşarak bir hastalığını iyi ettiğini söylüyor...
Birisi kalkıyor namaz kılınca, kiliseye gidince, vs kendini tamamen rahat hissettiğini, bunu yaparak daha iyi bir insan olduğunu, öfkelenmediğini söylüyor...
Birisi diyor ki, ben yoga yaparak içimde ne kadar negatif his varsa arındım...
Başka birisi diyor ki, hayatımda yıllarca çözemediğim ve beni mutsuz eden ne varsa meditasyonla üstesinden geldim...
Vs vs vs...
Bu insanlar çağ dışı ve ilkel ama bu insanların hepsini bir torbaya koyup üstüne etiket yapıştırma işini yapanlar mı modern?
Argüman nedir burada?
Birisi sana kalkıp meditasyonla "mutlu oludğunu" söylediğinde, "hayır bu mutluluk değil, öyle mutlu olunmaz" dediğinde, adama poposuyla güler mutlu olan...
Argümanın nedir?
Her türlü tıbbi tedaviden geçip sancısını geçirememiş bir hastanın, biyo enerji veya alternatif tıbbın sunduğu bir otla aylardır çektiği sancı geçmişse ve ona ne dersin onu söyle bana:
Sen çok çağ dışısın, çağ içi kalıp niye sancı çekmeye devam ettin, mi dersin?
Ben meditasyon veya yoga veya yaşam enerjisi, vs ile, ölen çocuğumun içimde açtığı yangını söndürdüm, diyen anne veya babaya dönüp:
Ayy ne kadar ilkelsiniz, mi dersin?
Argümanın ne?
Vayyy babam vayyy!!!
Yukarda güya görüş, fikir diye sunduğunuz şeyler, mutsuz insanın mutsuzluğunun sağlamasını yapma çalışmasından başka hiç bir şey sunmaz argüman olarak karşı tarafa...
-
Hayvanlara veya bitkilere klasik müzik dinletilerek daha fazla verim alınması olayı da efsane mi?
Kesinlikle efsane değil!
Dene gör...
-
Aslını sorarsanız beni en çok üzen şeylerden bir tanesi de modern ve çağdaş olduğunu söyleyenlerin kahve falı, astroloji, yoga, nazar ve uğur gibi şeylere inanıyor olması.
...
Meditasyon, yoga, biyoenerji, yaşam enerjisi, kozmik beyin gücü, telepati, telekinezi, channelling, reenkarnasyon, psişik deneyim, holistik sağlık gibi saçmalıklara inanmak bir utanç değildir de nedir?
Aman kıyamam üzülme sen...

Modernizme ve çağdaşlığa yeni bir tanım getirelim: Kahve falı, astroloji, nazar, uğur, yoga, biyoenerji, telepati, vs vs'ye inanmıyorsan acayip çağdaş ve modernsindir...
Bu mudur?
Birisi bir şeye yoğunlaşarak bir hastalığını iyi ettiğini söylüyor...
Birisi kalkıyor namaz kılınca, kiliseye gidince, vs kendini tamamen rahat hissettiğini, bunu yaparak daha iyi bir insan olduğunu, öfkelenmediğini söylüyor...
Birisi diyor ki, ben yoga yaparak içimde ne kadar negatif his varsa arındım...
Başka birisi diyor ki, hayatımda yıllarca çözemediğim ve beni mutsuz eden ne varsa meditasyonla üstesinden geldim...
Vs vs vs...
Bu insanlar çağ dışı ve ilkel ama bu insanların hepsini bir torbaya koyup üstüne etiket yapıştırma işini yapanlar mı modern?
Argüman nedir burada?
Birisi sana kalkıp meditasyonla "mutlu oludğunu" söylediğinde, "hayır bu mutluluk değil, öyle mutlu olunmaz" dediğinde, adama poposuyla güler mutlu olan...
Argümanın nedir?
Her türlü tıbbi tedaviden geçip sancısını geçirememiş bir hastanın, biyo enerji veya alternatif tıbbın sunduğu bir otla aylardır çektiği sancı geçmişse ve ona ne dersin onu söyle bana:
Sen çok çağ dışısın, çağ içi kalıp niye sancı çekmeye devam ettin, mi dersin?
Ben meditasyon veya yoga veya yaşam enerjisi, vs ile, ölen çocuğumun içimde açtığı yangını söndürdüm, diyen anne veya babaya dönüp:
Ayy ne kadar ilkelsiniz, mi dersin?
Argümanın ne?
Vayyy babam vayyy!!!
Yukarda güya görüş, fikir diye sunduğunuz şeyler, mutsuz insanın mutsuzluğunun sağlamasını yapma çalışmasından başka hiç bir şey sunmaz argüman olarak karşı tarafa...
-
Onur, gurur ve ovunc gibi duygular farkli manalarda kullanilsa da birbiriyle yakin iliskili duygulardir. Bireyin toplum ile, toplumun da birey ile olan iliskisindeki konumu ile alakalidir.
Benim oglum/kizim universite birincisi olsa, ya da bir spor musabakasinda, bir yarismada, birinci olsa ben bir baba olarak gurur duyarim.
Babam dusmek uzere olan bir ucagi sag salim yere indirip onlarca insani kurtarirsa yine gurur duyarim. (rahmetli motosiklet bile suremez ya neyse)
Bir arkadasim astronot olsa, onun yakin bir arkadasi olmaktan gurur duyarim.
Bizim takim maci kazansa o takimin bir uyesi olmaktan gurur duyarim.
Ben keman calsam ve yuzlerce kisi beni ayakta alkislasa kendimle gurur duyarim.
Evrimsel psikolojide pek cok farkli duygu gibi gurur duygusu da genin bencilligi ile iliskilidir.
Bireyin kendine kredi vermesidir.
Cunku ocugum, babam, arkadasim guclu zor bir isin ustesinden gelmislerdir. Guclu, zeki, basarilidirlar. Topluma faydalari dokunmustur, olumlu yonde bir etki vermislerdir.
Ve ben de buradan kendime bir pay cikariyorum.
-Cocuk mu? Evet ben yaptim. Benim genim iste boyle, gordugunuz gibi.
-Babam? Ben iste o zeki, cesur, sogukkanli olmasini bilen ve basaran kisinin genlerini tasiyorum.
-Arkadasim? Evet iste ben boyle zeki, basarili kisinin yakin dostuyum, boyle super zeka biri beni kaale aldigina gore ben aptal degilim. Benim genim de onunki gibi.
-Bizim takim? Iste ben boyle bir takimin uyesiyim. Biz basariliyiz, hizliyiz, cevigiz, atakiz, zekiyiz. Ben aptal, yavas, korkak, gucsuzlerin icinde degilim.
-Keman caldim, toplumun begenisini kazandim, olumlu yonde toplumu etkiledim. Pekcok kisinin sevgisini, saygisini, takdirini kazandim. Ne kadar zekiyim, ne kadar basariliyim ben boyle!
Peki, gurur bireye ne verir?
Gurur bireye guvence verir.
Toplumdaki (kabilede, takimda, ailede, cevrede, vs.) konumunu garantiler.
Bu garantiyi elde etmenin verdigi bir rahatlamadir gurur duygusu.
SAYGILAR...
Buna -gurura- genin bencilliği gibi şık isimler takarak, çirkinliğini güzel ve haklı göstermeye çalışmasak da, basitçe egonun en kurnaz ve temel parçalarından birisi desek nasıl olur?

Sahte kimlikteki sahte renk yansımalarından sadece biri...
Şimdi ben bir anne olarak, çocuğum bir yerde derece yaptığında neden gurur duyuyorum, toplumun övdüğünden-onayladığından... Çocuğum bir yarışta en sonuncu olduğunda hiç gurur duymuyorum çünkü toplumun övmüyor...
Bu üçgende çocuk ve mutluluğu nerde kaldı şimdi?
Gerçekte anneler, sadece çocuklarının mutlu olup olmadığına göre kendilerini iyi/kötü hissetseydi, değerler, hayat ve dünya böyle mi olurdu?
Olmazdı...
Peki neden bu kavramı çok doğalmış gibi açıklamaya çalışıyoruz?
Çünkü toplumsal merkezli ve herkeste/çoğunlukta var...
Herkeste/çoğunlukta olması onu "doğal" hale getiriyor...
Oysa, söz konusu din olduğunda, "çoğunluk tarafından kabul edildiği için doğal görülen dinler" konusunda, insanların şuursuzluklarını yüzüne vurmak için kıyasıya tartışıyoruz, hem de kesinlikle onlardan kendimizi daha zeki hissederek...
Arada bir fark görebilen var mı?
Ne kadar ilginç, ne kadar ikili birli işliyor insanın kafası, değil mi?
-
İnsana sonsuz bir hayat verilmiş olsaydı, durmadan yaşayacağı için, en sonunda karakterinin değişmezliği ve zekasının dar sınırlarından ötürü, öyle bir yeknasanlık duygusuna kapılacak ve öyle tiksinecekti ki, sonunda hiçliği tercih etmek zorunda kalacaktı. Hayal ettikleri bu dünya, düşkünlük ve acıdan sıyırılmış olsa, can sıkıntısının avucuna düşecekler ve can sıkıntısından kaçabildikleri ölçüde de düşkünlüğe, acılara, sıkıntılara yeniden yöneleceklerdir. Demek ki, insanı daha iyi bir duruma ulaştırmak için, onu daha iyi bir dünyanın içine yerleştirmek yetmez, asıl yapılması gereken iş, onu tepeden tırnağa değiştirmek ve o ana kadar ne ise, artık öyle olmamasını ve ne değilse o olmasını sağlamaktır.
Schopenhauer
Ve sıkıntıya teselliyi sonunda upanişadlarda bulmuş Schpenhauer...
(...)
Upanişadlar Sufizmi, Batı mistisizmini, Neo Platonculuğu, ünlü Alman filozofu Arthur Schopenhaueri derinden etkilemiştir. Schopenhauer bu Hindu kutsal kitaplarının batı tarafından keşfinin "yüzyılın en büyük hediyesi" olduğunu söylemiş, Upanişadlar ile ilgili olarak da insan düşüncesinin en yüksek ürünleri ve bilgeliği", "Dünyada var olabilecek en doyurucu ve en yükseltici eser; yaşamımın tesellisi oydu, ölümümün de tesellisi o olacaktır." yorumlarını yapmıştır.
-
'Hayal edelim ki Mars gezegenine astronot arkadaşlarınızla zorlu bir yolculuktan sonra başarı ile indiniz.Kum fırtınalarının egemen olduğu yer yer derin kraterler ve ürkütücü sarp dağların bulunduğu bölgede gezinirken,yerde birdenbire karşınıza son model bir video kamera çıktı.Sizden önce marsa ayak basan yoktu.Bu kamera buraya nerden geldi diye düşündünüz,ve ürkek ürkek kamerayı elinize alıp incelediniz.Mercekler pırıl pırıl görüntü son derece güzel,kayışı,çantası düğmeleri,pili yerli yerinde.Bu video kamerayı mutlaka akıllı biri yapmıştır diye düşünürken bir de baktınız ki uzaklarda,çalıların arkadasındaki bir tavşan gülerek size bakıyor,şaşırdınız! olmayacak şey dediniz!
sonra düşündünüz ki,bu tavşanın gözleri kameranın mercek sistemlerinden daha güzel,daha mükemmel,o halde tavşanı 'yapan' Usta,kamerayı yapan ustadan da daha mükemmel olmak zorunda!
Çünkü hiç bir alet ya da varlık kendini Yapan'dan daha akıllı,daha mükemmel daha güçlü ve daha hassas olamaz!
Hyperspace kitabı sayfa-191
Michio Kaku
Bu ne ben anlamadım Meçhule, bu yazının sana düşüdürüğü ne oldu da bu forumu açtın yani?
-
Olmayan bir şeyden bahsetmiyoruz Cigi.
Ahzap suresindeki kişiden bahsediyoruz.
Alıntı yaptığın kısımdan önceki cümlemde şöyle belirtiyorum:
"Ve dediğin gibi Ahzap ve benzeri surelerdeki kişisel mevzular elbette birisine aittir. O kişi Muhammed değilse başka birisidir."
Şimdi birisi çıkıp da burada bahsedilen kişi Muhammed değildir, Hasan'dır" diyorsa;
Önce Muhammed olmadığını ispatlamalıdır. Sonra da Hasan olduğunu.
Ya da sadece "yaşayan birine ait değildir" diyorsa neye dayanarak bu iddiada bulunduğunu ortaya koymalıdır.
Bu, olmayan bir şeyin kanıtı değildir.
Zeus'tan, Afrodit'ten bahsetmiyoruz ki "olması imkansız" denilebilsin.
Birisinin önderlik ettiği birileri bu kitabı yazdı, bu Araplara kendini inandırdı, egemen oldu, devlet kurdu ve diğer ülkeleri istilaya başladı.
İsmi ister Muhammed olsun ister başka birşey ama böyle birisi var ve bunun olmadığını iddia etmekten mantıklı değil. Kendi kendine olmadı bunlar...
Oysa ki çok net olmuş açıklama.

-
He, kelime-i şehadet getirip hacca gitti hepsi ondan yoklar.
werderbremen de şampiyon oldu.
Hiç şaşırmam, bu siteye kafası karışık gelenin kendini hac'ta bulmasına...

Yazık olmuş, çok iyi üyeler varmış.
-
Şöyle bir siteyi karıştırırken, kafası bir hayli karışık bir çok üyenin olduğu bu foruma denk geldim ama bu üyelerin nerdeyse hiç biri şu an yok, hayret ettim biraz hepsi nereye yok oldu bunca üyenin...

Ve merak ettim, WerderBremen'in son durumu neydi? Deist oldu mu? Bilen var mı?
-
Hooop, iki mesaj öncesinden, üç mesaj öncesinden seçmeler, höt söt höt zöt, yıkarım ortalığı nidaları, buralar benden sorulur...
Bıdı da bıdı bıdı da bıdı...
Dön baba dönelim...

Boş konuşma yerine maharetini görelim, aç şahane bir forum, fark yarattığın, "senin düşüncelerinle" değişen bir ademoğlu görelim...
-
Oylamaya katılmadım çünkü bu insanlar için duyduğum his gıcık olmak mıdır emin değilim şahsen. Kızgınlık da değil aslında... İzlemeye değer bir yan görememek mi?
Adını koyamıyorum ama nerdeyse hepsi nedeniyle televizyon denen alet benim için müzik setine dönüştü çoklukla, film için faydalanıyorum bir de...
Ama ille tek isim verme mecburiyetim olsa, IFeelGood'a katılıyorum: RTE...
Balık baştan koktu...
-
Hınçal Uluç mesela..Herşeyi bilen rüküş adam...Rengarenk giyinip, boynuna hiç vazgeçemediği fularları takarak köşesinde oturur. Tınısı kulak tırmalayan o acayip
gülüşüyle ne kadar sempatik olabilir ki zaten ...Antipatik üstü buluyorum kendisini.
Placebo bu nasıl bir ifadedir?
Koptum yaaa...

-
Craftman gibi düşünüyorum biraz konunun sığ olarak ele alındığı konusunda...
Birileri en saf olma halini gurur kavramı ile eş görüyorsa bu farklı, bir kimlik olarak öne çıkarıyorsa farklıdır.
Gurur kimi zaman bir kompleksin diğer adı, kimi zaman paylaşılan bir duygunun adıdır çünkü...
Çokça da onurla karıştırılır günlük kullanımda...

Olanların Farkında Mısınız ?
in ATEİSTFORUM
gönderildi
Dünya hiç bir devirde daha iyi ya da kötü olmadı, bunun farkında olmamak hazindir insan adına.
Ne cinsellik ne sözlükler, insanı ne daha iyi ya da kötü yapar.
Ve insan her devirde aynı idi, ezbere yaşadı, şu ya da bu izm'e yapışıp yaşadı, ezici çoğunluk hep bilinçsizdi.
Bu nedenle, hayvanları rahat bırakın!
Bir durumu aşağılamak için hayvan beznetmesinden sakının, haksızlık bu, hayvanlara! Cinselliği de rahat bırakın!
Birilerini e'e kaka diyerek insan kendini asla temize çıkaramayacak...
Efendim, insanlar okumuyormuş, sözlük okuyormuş da, şöyle böyle rezillik varmış!
Sorarlar adama, ne tür okumalar insanı mükemmel yapar diye?
Öyle bir şey yok!
Tek çirkinlik vardır, o da insanın kendinden bihaber yaşamasıdır!