Jump to content

bidam

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    56
  • Katılım

  • Son ziyaret

Topluluk Puanı

0 Neutral

bidam Hakkında

  • Derece
    Advanced Member

Güncel Profil Ziyaretleri

340 profil görüntüleme
  1. bidam

    İslam ile mücadele etmenin yolu

    la mesele islam değil ki sadece Türk Tarihi'ni ateizme göre çarpıtma bak Nihal Atsız Türk değil dediğiniz Osmanlı için ne demiş: Nihal Atsız - Osmanlı ve Osmanlı Padişahları Hakkındaki Görüşleri 10 Kasım 2012, 17:41 "Türkçülük bakımından Türkiye tarihi Selçuklu, İlhanlı ve Osmanlı hakimiyetlerinin, simdi de cumhuriyetin devam ettirdiği tarihtir. Tarihimizin Osmanlı çağı diğer iç ve dıs gelismelerle birlikte Türk soyunun devsirmelerle iç savası seklinde mütalaa olunacaktır." (Nihal Atsız - Türk Ülküsü s.43) "Hun, Göktürk ve Osmanlı imparatorlukları bu büyük ülkünün sonucu olup cihan tarihinde bunlarla kıyaslanabilecek devletler olarak yalnız Roma ve Abbasiler gösterilebilir." (Nihal Atsız - Türk Ülküsü s.47) Osmanlılar devrinde, Kanuni Sultan Süleyman gibi büyük bir padişahı küçük düşüren hareketler, Islav asıllı Hurrem Sultan yüzündendir. (Nihal Atsız - Türk Ülküsü s.38) Türkçülere yedi, hatta yirmi kusak ilerisine kadar soy kütüğü arayan kimseler diye iftira ediliyor. Tatbik kaabiliyeti ve arastırma imkânı olmayan bu safsatalar ancak moskofçuların ve baska düsmanların uydurmasından ibarettir. Her zaman verdiğimiz örnekleri yine tekrarlayalım: En büyük Türkler' den biri olan Yıldırım Bayazıd'ın anası Türk değildir. Hangi Türkçü onu Türklük kadrosundan çıkarmıstır veya çıkarabilir? (Nihal Atsız - Türk Ülküsü s.20) ".. II. Abdülhamid de haksız yere küçültülmüş, müstebit, zalim, hatta hain gibi gösterilmiştir. Bu da ittihatçıların propagandası sonucudur. Halbuki son zamanlarda yapılan bazı ilmi yayınlar, Sultan Abdülhamid, lehinedir. Henüz şahsiyetinin değerini tam manası ile bize bildirecek bir kitap yazılmamış olmakla beraber, şimdiden su gerçeği kabul edebiliriz ki, ittihatçılık dokuz on yılda mahvettikleri imparatorluğu 33 yıl dağıtmadan tutabilmis olmakla, Abdülhamid büyük bir iktidar sahibi olduğunu göstermis ve aleyhindeki yayınların haksız olduğunu ispat etmistir. Hele kanlı oyunlara asla girmemesi de, kıyıcı olduğu hakkındaki iddiaları çürütecek bir delildir. Bundan başka, mevkiinin sorumluluğunu iyi kavramış bir kimse idi." (Nihal Atsız - Türk Ülküsü s.35-36) Türkeli'nde de Kun, Gök Türk, Uygur, Selçuk, Osmanlı devletleri yok, sülâleleri vardır. Bazan iki veya daha çok sülâle idaresinde iki veya daha çok siyâsî Türk zümresinin bulunması ve bunların birbirleriyle çarpısmaları bu kuralı bozamaz. (Nihal Atsız - Türk Tarihinde Meseleler s.2) Şu halde, hanedanları ayrı devlet saymak, hânedâncılık zihniyeti ile hareket etmek değil midir? Bir de günümüzün tarihinden örnek alalım: Bizde hâkim olan yanlıs tarih telâkkisine göre Osmanlı devleti yıkılmıs, onun yerine Türkiye Cumhuriyeti gelmistir. Bu düsünüs de yanlıstır. Çünkü bir Osmanlı devleti yoktu ki, yıkılmıs olsun. Sadece Osmanlı hanedanı vardı. Yıkılan odur. Yâni devlette rejim değismistir. İste o kadar... (Nihal Atsız - Türk Tarihinde Meseleler s.3) Selçuk, İlhanlı, Temir, Osmanlı hanedanları ile Cumhuriyet devri hep birden bir tek devletin hayatını teskil etmiyor mu? Bunları ayrı devletler gibi görmek kendi kendimizi parçalamak olmaz mı? (Nihal Atsız - Türk Tarihinde Meseleler s.16) Sultan Hamid, kızıl değil "Gök Sultan" dır. Herkeste bulunması mümkün ufak tefek kusurlarını sisirip erdemlerini inkâr etmekle ne Türk tarihi, ne de Türk milleti bir sey kazanır. (Nihal Atsız - Türk Tarihinde Meseleler s.39) OSMANLI PADİŞAHLARI - (Nihal Atsız - Türk Tarihinde Meseleler s.41-52) Osman Gazi: 1284’te 70 kişiyle İnegöl zaptına giderken Rumlar’ın pususuna uğradı, fakat bozulmadı. Bütün hayatında adaleti ve iyi tedbiriyle Anadolu tımarlılarını çevresine topladı. Düşmanlarından pek çok ganimet aldı fakat öldüğü zaman hiçbir şeyi çıkmadı. Orhan Gazi: Daha babasının son yıllarında bilfiil devletin başına geçmişti. Gazi Murat: Anadolu Türk birliği için bir adım daha atarak Ankara’yı kendi ülkesine ekledi. Yıldırım Bayazıd: Ortaçağ’ın bu büyük adamı, Kosova’nın kazanılmasındaki en büyük sebeplerden biriydi. İkinci Murat: İstanbul’u kuşattı. Aksak Temür’le yapılan çarpışmadan sonra bozulmuş olan Anadolu Türk birliğini kısmen yeniden kurdu. Fatih: Onun hakkında ben ne yazayım? O kendi kendisini tarihe yazmış zaten. Yavuz: 1514’teki Çaldıran ve 1516’daki Merci Dabık meydan savaşlarını kazanan ve çelik gibi iradesiyle devleti bölünmek tehlikesinden kurtaran Yavuz, belki de Türkiye tarihinin Alp Aslan ‘la birlikte en büyük şahsiyetidir. İkinci Selim: Hiçbir savaşa gitmedi. Şair ve ayyaştı. Anası Rus olduğu için bizde sevilmeyen bu hükümdarın büyük bir tarafı yoktu. Üçüncü Murat: Devlet işlerine pek karışmazdı. Üçüncü Mehmet: Babası ve dedesi gibi rehavetli değildi. Kusuru anasını devlet ilerine karıştırmasıydı. Birinci Ahmet: Şairdi. Çok dindar ve merhametliydi. 27 yaşında ölmüştür. Birinci Mustafa: Hastaydı. Bir hastadan normal bir insandan beklenen şeyler istenemez. Genç Osman: Eski Osmanlı padişahları gibi büyük yaratılışta bir kahramandı. Dördüncü Murat: Yavuz’un küçük bir kopyasıdır. 14 yaşında padişah olmuştur. Sultan İbrahim: Çok hamiyetli, yurtsever, sessiz bir insandı. İkinci Mustafa: 32 yaşında padişah olmuştur. Atalarının meziyetlerine sahipti. Üç defa sefere çıkıp, ikisini kazanmıştır. Üçüncü Ahmet: Sefere çıkmadı. Fakat onun zamanı edebi ve ilmi bir kalkınma çağıdır. Birinci Mahmut: Doğru görüşlülüğü ile devletin şanını yükseltenlerdendir. Üçüncü Osman: İhtiyarken padişahlığa çıkmış ve 3 yıl kalmıştır. Parlak bir şahsiyet değildi. Üçüncü Mustafa: Frederik’in meziyetlerini anlamış ve onunla ittifaka çalışmış uyanık bir padişahtı. Birinci Abdülhamit: 50 yaşında padişah olmuştu. Hayatı ve hareketleri hele ölümü gafil olmadığını gösteriyor. Üçüncü Selim: O’na kimse gafil diyemez. Büyük ve çok merhametli bir padişahtı. Dördüncü Mustafa: Bir yıl kadar sultanlık ettiği için bir ehemmiyeti yoktur. Abdülmecit: Gafil ve biçare değildi. Birçok mektepler onun çağında açıldı. Sultan Aziz: Zamanında devlet, Avrupa’nın büyük devletlerindendi. Beşinci Murat: Sinirleri zayıftı. Tahtta pek az kaldı. İkinci Abdülhamit: Şimdiye kadar boyuna söylendiği ve yazıldığı gibi kötü bir hükümdar değil, aksine büyük ve dahi bir imparatordu. Beşinci Mehmet: Çok iyi kalpli, babacan, iyi huylu vatansever bir hükümdardı. Altıncı Mehmet: Osmanlı padişahlarının en talihsizidir. Bu yüzden kendisine hain damgası vurulmuştur. Fakat hain değil bütün Osmanlı padişahları gibi vatanperverdir. Son olarak; ''Türk milleti bir bütün olduğu için Türkçülük ancak ve yalnız bütün Türkleri içine alan bir milliyetçilik davasını ülkü edinir. Türkler ise Türk soyundan gelenlerle Türk soyundan gelmişler kadar Türkleşip kendini o soya bağlayan ve beyninde hiçbir yabancı ırk düşüncesi bulunmayan fertlerin topluluğudur."Türkçü" kelimesi bugün birçoklarını ürkütüp tedirgin etmektedir. Bunun altında bir nazizm,diktatörlük, kafatasçılık heyulaları görmektedirler.Türkçülük kelimesinin bu korkunç hale getirilmesinde yerli Moskofçuların rolü büyük olmuştur. (Nihal ATSIZ, Ötüken, 104. sayı, Şubat 1970 )
  2. bidam

    İslam ile mücadele etmenin yolu

    Kardeş Kahraman Macarlar (Hüseyin Nihal ATSIZ) Akıttılar yine kara toprak üstüne Kahraman Macarlar şanlı Turan kanını! Yazdılar yeniden Tarihe en şerefli, Yiğitlik Destanını! Yurt için ölümdür, en güzeli ölümün, Ölümler yaşatır bir ırkın vahtanını. Arpad’ın Milleti elbet öldürülemez, Verse de bin canını! Bataklık Milleti Moskof sürülerine! Gösterdi Macarlar Turanlılık şanını! Binlerce öldüler… Ölmek yenilmek değil, Yüceltmektir Şanını!
  3. bidam

    İslam ile mücadele etmenin yolu

    Beyni imha olmuş embesil herif Macarlar'a kim küfretmiş.Senin küfrettiğin Türk-İslam tarihi has Türk'ün tarihidir.Gerizakalı kemalist g.tünden birşeyler uydurup millete yamayacağına git Türk Tarihi'ni adam gibi oku...
  4. bidam

    İslam ile mücadele etmenin yolu

    Kim neyi unutmuş ulan?İslamdan sonra Viyana'ya dayanan millet Attila'yı unutanlara bir güzel hatırlatmıştır.
  5. bidam

    İslam ile mücadele etmenin yolu

    Deyyus herif Türklükle,milliyetçilikle islamın uzaklaşmasının ne alakası var.Büyük Attila papa ya diz çöktürmüştür.O'nun torunu Karahanlılar,Gazneliler,Selçuklular,Osmanlılar ve birçok cengaver Türk Devleti O'nun izinden gidip batılıların en büyük belası olmuşlardır.Türk tarihini iyi oku Türkler Tanrı'nın kırbacı İslamın kılıcıdırlar...
  6. bidam

    Atatürk'ü Kötülemek İstiyorum.

    atatürk düşmanları sizin pisliğinizi anlatmaya kelimeler yetmez diyeceğim tek laf bu...
  7. bidam

    AKP Sapıkları Niye Seviyor

    1) Halkın yarısının sandığa gitmediği bir seçimde yüzde 42'sinin oyuyla iktidara geldi, 2) Kendisi ve çocukları ABD vatandaşıdır, 3) Hükümeti kurar kurmaz kadınların denize girmesini yasakladı, 4) Kız çocuklarının 9 yaşında evlenmelerini yasallaştırmaya çalıştı, 5) Ölen eşin cesediyle 8 saat cinsel ilişkiye girme 'hakkını' Anayasa'ya eklemeye çalıştı, 6) Kadınların pazardan Muz alımını yasakladı. Böyle bir adama siz olsanız sapık dışında bir ad verebilir misiniz? demokratik müslüman kardeşler buysa faşist halini varın siz düşünün!destekleyenlere yazıklar olsun!
  8. bidam

    Atatürk'ü Kötülemek İstiyorum.

    Nerenden uydurdun bütün bunları!ermeni soykırımının inkarı ne demek? ermeni soykırımını destekleyecek kadar da gözün dönmüş!bu vatanda türk düşmanı soysuzlara geçit yok!
  9. Doğru haklısın.Bizimkiler orta çağdan bir türlü çıkamadı ve çıkacağa da benzemiyor.Adamlar yıllar önce kiliseyi onca geriliğini baskısını,dogmatizmini bitirmiş,şimdi adam geliyor şeriat mahkemesi kuruyor ilk tepkiyi alması çok normal
  10. böyle soru olur mu?şimdi diyelim ben burada bir rüşvet,yolsuzluk vs var birde yabancı bir ülkede var hangisiyle daha çok ilgineceğim tabiki burdakiyle yada şöyle sorayım sen yabancı ülkelerin politikacılarının konuşmalarını buradaki politikacıları dinlediğin gibi dinliyor musun yada onu bırak dinleme imkanın olsa dinler misin?tabi ki insan yakınındaki kendisini etkileyen kendi yaşamını etkileyen biçimleyen şeylerle ilgilenir!ha yine de gerek olursa hristiyanlıkla ilgilide 3-5 kelam ederiz!
  11. bidam

    burda yazmak güvenli mi

    tamamdır anladığım kadarıyla güvenli cevap veren arkadaşlara teşekkürler
  12. bidam

    burda yazmak güvenli mi

    off boş boş konuşma böyle istedim böyle açtım her şeye maydanoz her şeye bir eleştri bu ne lan birazda başka şeylerle ilgilenin!!!!
  13. bidam

    burda yazmak güvenli mi

    Gerçi konu daha önce açılmış ama ben cevaplardan tam tatmin olmadım.Bu forumda o kadar yazıyoruz ama hukuki bir şey uygulayabilirler mi işte halkın dini duygularını incitme(!) falan gibi lütfen korktu gibi değerlendirmeyin tedbir ve merak amacıyla soruyorum mümkünse tavanarasına da gitmesin.
  14. bidam

    Ateizm Solun Afyonudur

    Ateizm solun afyonudur Dindar nesiller tartışması Başbakan'ın iki ay önceki bir demeci ile Türkiye yeni bir kutuplaşmaya doğru yeniden çekilmeye başlandı. Başbakan açıklamasında "dindar nesiller yetiştirmek istiyoruz" diyordu. Açıklama muhalefetten epey bir eleştiri aldı ama Başbakan geri adım atmadı, muhalefete cevabı yüzyılların tekrarlanan klasik sorusuydu: "Ne yani dinsiz mi olsunlar?" Muhalefet bir kez daha itiraz etti ve "dinsizliğin" de bir hak olduğunu iddia etti. Bu defa AKP Zonguldak milletvekili çıktı ve doğrudan "ateist bir gençten kimseye fayda gelmez"dedi. Muhalefet bu defa "ateizm" savunusuna geçti. Böylelikle Başbakan'ın ilk demecinin ne kadar da planlı bir stratejinin işaret fişeği olduğu anlaşılmış oldu. AKP, muhalefeti ısrarla "laiklik" zeminine çekmeye çalışmakta, hatta lafı "ateizm"e getirerek, "laik-antilaik" çatışmasını "dindar-ateist" çatışmasına çevirmeye çalışmaktadır. Bu zemindeki bir tartışmada kamuoyu nezdinde kimin kazançlı çıkacağı ise gün gibi aşikardır. Sağ-sol, laik-antilaik mücadelesi Ülkemiz siyasi tarihinde sağ-sol mücadelesi olarak görülen şey, çok uzun bir dönemdir, CHP tarafından temsil edilen sol muhalefetin, "laiklik" temelinde, "dinciliğe" taviz veren sağ iktidarlarla mücadelesidir. Bunun bir yandan çok önemli bir nesnel zemini vardır, çünkü Osmanlı'dan günümüze devreden, dini kullanan gerici bir akım bu topraklarda vardır, oldukça güçlüdür ve Türk insanının milli iradesini sınırlamak için uğraşır durur. Üstelik bu dinci güçler dediğimiz tarikatlar, cemaatler, tekkeler, sağ partiler için hep bir hazır oy kapısı olmuştur. Ve bu nedenle de hep korunmuş ve kollanmışlardır. Ve elbette bu ülkede, Atatürk dönemi ile birlikte başlayan güçlü bir laiklik geleneği de vardır. Atatürk laikliği böyle değildi Ancak ülkemizde laikliğin de, solculuğun da, Atatürkçülüğün de tanımlanmasında ve temel koordinatlarının belirlenmesinde ciddi bir yanlışlık yapılmaktadır. Esasen bu yanlışlar düzeltilemeden de Türkiye'de Atatürkçü ve sol güçlerin iktidar olmak gibi bir şansı yoktur. Öncelikle Atatürk dönemi ile ilgili kısa bir tespit yaparak başlayalım; Atatürk'ün konuşmalarını açıp bakın, Atatürk yaşamı boyunca din tartışması, inanç tartışması yapmamıştır. Laiklik yolunda atılan en önemli adım hilafetin kaldırılmasıdır ama hilafetin kaldırılmasının nedeni halifenin bir din lideri olması değil yabancı ülkelerle işbirliği yapmasıdır. Tekke ve zaviyelerin kapatılmasından, eğitim ve öğretim birliğinin sağlanmasına kadar, tüm laiklik adımlarının gerekçesi "dinin sınırlanması" değil, devlet egemenliğinin tek elde toplanması ve yabancıların etkisinden kurtarılmasıdır. Böyle olduğu için de, Atatürk döneminde gericiler halkı Atatürk'e karşı ne kadar kışkırtmaya çalışsalar da, bu oyun hiç tutmamıştır, çünkü gericinin gücünü ve hinoğlu hinliğini bilen büyük önder, gerici ile savaşacağı politik zemini kendi seçmiş ve gericiyi orada yenmeyi başarmıştır. Atatürk'ten sonra gelen ve Atatürkçü denilen iktidarlar ise, Batı ile açık işbirliğine girerek, laiklik adımlarının sorgulanmasını sağlamış ve halka benimsetememişlerdir. Bu, gericiye verilen büyük bir fırsattır ve gerici bunu kullanmaktan büyük bir zevk almıştır. Ve bunun üzerine Atatürkçü denilen sol güçlerin zemini hepten şaşmış, bu defa halkı kaybetmemek adına, gericiliğe tavizler verilmeye başlanmıştır. Osmanlı laikti Tuzağın ikinci aşaması tarihsel kök sorunundadır. Gericilik Türkiye'de kendi kökünü hep Osmanlı'ya dayandırır, Atatürkçüler ise buna karşı Osmanlı karşıtlığında konumlanır. Yaygın teze göre Osmanlı Şeriatçı bir devlettir, o nedenle gericidir, Atatürk de Osmanlı Şeriatı'nı yıkıp laik bir Cumhuriyet kurmuştur. Bu tezi hem sağcılar hem de solcular benimser. Oysa bütünüyle yanlış bir tezdir. Osmanlı padişahları Halife olsalar bile, Osmanlı devleti, tarihinin hiçbir döneminde bir Şeriat devleti olmadı. Osmanlı döneminde Şeriat, hukuk anlamına geliyordu ve devletin Şeriatla yönetilmesi de devletin hukukla yönetilmesi yani padişah iradesinin sınırlanması demekti. Osmanlı padişahları Halifelik makamını temsil etseler bile devlet yönetiminde din adamları söz sahibi değildi. Daha o dönemde din ile devlet işleri -o çağa uygun bir şekilde- birbirinden ayrılmıştı. Kaldı ki Osmanoğulları hanedanı, çağı yakalayan yenilikçi bir hanedandı. Osmanlı padişahlarının dinsel bağnazlıkla işi -bazı istisnalar dışında- olmamıştır. Son dönem Osmanlı hanedanı ise aslında düpedüz laikti. O çok dinci denilen II. Abdülhamit döneminden itibaren tüm hanedan kadınlarına bakın, bu kadınların başlarının açık olduğunu göreceksiniz. Osmanlı hanedanı ve bu hanedanın kadınları, bugün onları sahiplenen sağcı, gerici ve Şeriatçılar gibi değildi. Bunun son örneği hanedanın mensuplarından Neslişah Sultan'ın bu hafta yapılan cenaze törenidir. Neslişah Sultan başı açık bir hanım efendiydi. Cenazeye katılan diğer hanedan kadınlarının da başları açıktı. O zaman soralım kendimize ve biraz aklımızı zorlayalım, bu AKP'liler, bu Şeriatçılar, bu dinciler nasıl olur da Osmanlı'nın devamı olabilir? Elbet değillerdir! Osmanlı'nın devamı Türkiye Cumhuriyeti'dir ve Osmanlı padişahlarının devamı da Mustafa Kemal'dir! Emin olun, Osmanlı bir şekilde yıkılmasa, ya da Osmanlı hanedanı devam etseydi, bugünkü Şeriatçılar o hanedanı dinsizlikle suçlayacak ve onlara karşı Şeriat sancağı açacaklardı! Yok canım diyenlere, Osmanlı döneminde de Şeriatçı ya da gerici dediğimiz türde marjinal bir akımın olduğunu ve onların da II. Mahmud'dan itibaren neredeyse tüm padişahları dinsizlikle suçladığını hatırlatalım. "Allahsız komünist" tarih sahnesinde Bu tarihi hatırlatmalarla da görmekteyiz ki, dindar ve dinsiz gibi sıfatlar, tarihin her döneminde birilerinin birilerini damgalaması için gayet kullanışlı olagelmiştir. Bizde 60'ların bir özdeyişi vardır, "Allahsız Komünistler" diye… Aynı deyim, Müslüman olmayan Hırıstiyan dünyasında da solcuları damgalamak için kullanılmıştır. Sözde Hırıstiyan ve Müslüman dünyası karşılıklı cihad halindedir. Ama cihad yapan bu güçler gelip dinsize karşı birleşebilirler. O halde bu dinsizlik damgası üzerinde biraz durmakta fayda var. Dinsizlik, tarihin her döneminde varolmuş bir olgu. İnsanoğlu Tanrı düşüncesine ulaştığı andan itibaren, Tanrı'yı reddeden dinsiz insanlar da olagelmiş. Ama elbette bunlar hep parmakla sayılmış. Din toplumları kucaklarken dinsizlik toplum dışına itilen bir ayrık otu olmuş. Bu ayrık otunun kaderini değiştiren adımı ise Karl Marks atmış. Marksizmin ya da Komünizmin kuramcısı olan Marks, bir taraftan kapitalist düzene savaş açarken diğer taraftan dinlere karşı da bir mücadele başlattı. Komünist ideoloji bir yandan milletlerin varlığını reddediyordu, insanın milliyeti değil sınıfı olurdu. Komünist ideolojiye inananlar bu nedenle hep kendi milletlerinin düşmanı oldular ve öyle görüldüler. Diğer yandan komünist ideolojiye göre din bir üst yapı kurumuydu, Tanrı insanı yaratmamış tersine insan Tanrı'yı yaratmıştı. O halde komünist ideoloji ile birlikte insanlar aynı zamanda hem kendi patronlarına, hem kendi hükümetlerine ve hem de kendi Tanrılarına savaş açacaktı. Marks'ın bir de özdeyişi vardı: Din halkın afyonudur! Ateizm ve laiklik Demek ki dindarlık ve dinsizlik gerçekten de sol ideolojinin temelinde bulunmaktadır. İyi bir solcu olunacaksa, düzenle bağların koparılması gerekir ve buna başlanacak yer de Tanrı'yla bağların kopartılması yani ateist olmaktır. Şimdi kimi aklı evvellerle Tanrı var mı yok mu tartışmasına girecek değiliz elbette. Aslında bu tartışmanın açılması ve politik alanın bir malzemesi haline getirilmesi bile, doğrudan politik alanı dinsel alanla iç içe geçirir. Oysa gerçek bir laiklik, Tanrı'nın varlığını sorgulamak değil, bu tartışmayı politik alanın dışına taşımaktır. Ama sol ideoloji maalesef tam tersini yapmış, politik alanın göbeğine bu tanrı ve din tartışmasını yerleştirmiştir. Bu ise kapitalist patronlarla ve onların hükümetleri ile mücadele olan sol gündemi, yani düzene ve ekonomiye ait gündemi, felsefi alana kaydırmıştır. Düzenle ve kapitalizmle savaşın yerini, düzenin ideolojik aygıtları ile, dinle ve milliyetçilikle mücadele almıştır. Ateizmin felsefesi Düzenle savaşan değil Tanrı'yla savaşan bir solcu tip yaratılmıştır. Aslında sol ideoloji, patron ile işçinin, üreten ile yönetenin eşit olmasını talep eden politik bir akım iken, birden bire insanın da Tanrı'yla eşit olduğu iddiasına geçilmiştir. İnsanla tanrının eşitliği ise bambaşka bir sorun doğurmuştur. İnsan somut, Tanrı ise "soyut"tur, bu ikisi nasıl eşit olacaktır? Somut olanın soyut olanla eşitliği demek, felsefi düzlemde somut olanın gerçek soyut olanınsa yanılsama olmasıdır. Yani insan gerçektir ama Tanrı yanılsamadır. O halde insan vardır ama Tanrı yoktur! Ateistin psikolojisi Bu bir felsefi tartışma gibi durabilir ama aynı zamanda psikolojik bir durum arzeder. Bir insanın, ya da bir işçinin patronla eşit olmak istemesini anlayabiliriz. Toplumun yönetilenlerinin yönetenlerle eşit olmak istemesini anlayabiliriz. Toplumun ezilenlerinin kendilerini ezenlerle eşit olmak istemesini anlayabiliriz. Peki ya insanın Tanrı ile eşit olmak istemesi ne anlama gelir? Tanrı patron insan işçi midir, Tanrı yöneten insan yönetilen midir, Tanrı ezen insan ezilen midir? Her dinde Tanrı'ya isyan eden insana tanınan bir anlama çabası vardır. Tanrı kendine isyan eden insanı da anlar ve affeder. Ama bu durum ile tanrısızlık ideolojisi arasında epey bir fark bulunmaktadır. Tanrısızlığı kendisine din yapan adam, aslında işçi gibi emekçi değildir, emeği ­sömürülmemektedir, muhtemelen de yönetici kademede olmasa bile yönetilenler tarafının değil yönetenler tarafının bir muhalifidir. Aslında "Allahsız Komünist", kapitalist düzenin şımarık çocuğudur. Mesele işçinin emeğinin hakkının temin edilmesi değil, bu aydının egosunun tatmin edilmesidir. Ve bu şımarık çocuğun isyanı, aslında düzene değil, kendini yaradana karşıdır. O yaradanla hesaplaşacak kadar radikal olduğunu ispatlamak zorundadır ve bunu da tanrısızlık fikri ile cümle aleme ispat eder. Kısacası dinsizlik bir nevi aydın hastalığıdır, şımarık çocuğun babasına isyanı gibi bir şeydir. Psikolojik bir durumdur. Böyle kabul etmek gerekir. Ve aslında bir felsefe gibi değil psikolojik vaka gibi ele almak gerekir. Allah'ı takmayan adam başkasını takar mı? Peki bu hastalığın toplumsal sonuçları ne olmuştur? İşte bizim için asıl önemli olan şey de budur. Sol ideoloji, düzen karşıtı olarak doğal olarak muhalefet hareketidir. Ama bu muhalefet hareketinin amacı düzeni yıkmak ve kendi istediği düzeni kurmaktır. Kısacacı düzeni yıkacak kadar düzenli olmak zorundadır solcu muhalefet. Ama nenedeyse yüzyıllardır, solcular hep muhalefettedir. Çünkü solcular en başta kendi içlerinde birleşemezler; çünkü hiç kimse bir diğerinin baş olmasını istemez. Ve yine her sol hareket ve partinin kendi üyeleri de kendi partilerinin düzenine riayet etmez. Çünkü solcu ateisttir. O Allah'ı bile takmamaktadır! Niye bir partiyi taksın ki! Niye bir lideri taksın ki! Niye disipline girsin ki! Niye … Solcu, aslında dinsizliği kendisine ideoloji olarak belirlediği anda, kendisini muhalefete mahkum eden adımı atmıştır. Allah'ı bile tanımayanların bir araya geldiği bir yapının başarı şansı yoktur. Başarılar örgüt işidir, dayanışma işidir, düzen işidir, disiplin işidir, söz dinlemek işidir, emir dinlemek işidir… Solcuda ise bunların hiçbiri yoktur. Çünkü o Tanrı'nın bir kulu değil Tanrı'yı bile yaratandır! Ona kimse bir iş yaptıramaz… Sağcılar yatıp kalkıp Marks'a dua etsin O nedenle gerçekten de bu dindarlık ve dinsizlik tartışması son derece önemlidir. Türk sağı da dünya sağı da, yatıp kalkıp Marks'a dua etsinler. Marks şu ateizmi ortaya atmasaydı sağcılar nasıl iktidarda kalabilirdi ki! Ya da sağcılar yatıp kalkıp Allah'larına dua etsinler şu Marks denilen kulunu yaratıp da solcuları muhalefete gark ettiği için! Solculara gelince, bırakın Allah'ı, kendi halinize bakın. O hiç beğenmediğiniz Tayyip Erdoğan'lar bu ülkeyi yönetiyor, yüzde ellinin oyunu alıyor ve siz de seyrediyorsanız... Gösterin ateistliğinizi o zaman, yıkın şu iktidarı da görelim. Aşağıladığınız cemaatler, müridler ordusu, cahiller takımı, sizin gibi anlı şanlı entel, okumuş, eğitimli, elit solculardan daha güçlü ise oturun düşünün "neden" diye. Allah olmayı bırakın biraz da kul olmayı deneyin… Ya da AKP'li milletvekililinin sözünü kendinize uyarlayın: Ateist adamın sola bir faydası olur mu?(YAZININ TAMAMI) Türksolu nu bende sayar(d)ım ama bu kadarına yuhh!!!Ya dine inanırsın şeriatçı,islamcı olursun yada inanmaz dinsiz olursun bunun ortası yok!!Türksolu bunların hangisi açıklayabilir mi?Ateistin psikolojisinden çok Türksolu nun psikolojisini incelesek daha yararlı olur bence http://www.turksolu.org/360/basyazi360.htm
  15. bidam

    İran'a Şeriyat Nasıl Geldi

    ülkenin rejimi değişiyor ve o kadar solcunun haberi olmuyor, olaya bak!ateist,milliyetçi,solcu veya müslüman vs salak her yerde salaktır ve bizim de başımıza şeriat gelecekse bu salaklar yüzünden gelecek gördüğüm bu.
×
×
  • Yeni Oluştur...