Jump to content

Onur_Tolga

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    113
  • Katılım

  • Son ziyaret

Topluluk Puanı

0 Neutral

2 Takipçiler

Onur_Tolga Hakkında

  • Derece
    Advanced Member

Profile Information

  • Gender
    Male

Güncel Profil Ziyaretleri

225 profil görüntüleme
  1. Onur_Tolga

    Canlılık ve Bilinç üzerine

    Dawkins, kimi Yaradılışa inananlar tarafından verilmiş olan Boeing 747 örneğini bir “kısırdöngü” olarak kabul eder. O tam bir demegoji örneği göstererek şu soruyu sorar, uçağın bir tasarımcısı olmalıysa, tasarımcının tasarımcısı kimdir? Güya o, akla ve mantığa en uygun “Yaratıcı” inanışını bu soruya cevap bulamadığından kabul etmiyordur. Halbuki şu bir gerçek ki ben önümde durmakta olan şu bilgisayarın bir “yapıcısı ve tasarımcısı” olduğuna inanmak için o yapıcının kim olduğunu bilmeye ihtiyaç duymam. Ama şunu bilirim. Bu bilgisayar akıllı, bilinçli birisi tarafından tasarlanmıştır. Maalesef Dawkins, daha bu gerçeği itiraf edememektedir. Dawkins sırf bu açık gerçekleri kabul etmemek için bir mantık yanıltmacasına gider. “Turna” uçağını yapan bir Tasarımcı varsa, onu yapan Tasarımcıyı yapan da bir tasarımcı olmalıdır, diyerek hedefi saptırdığını düşünür. Birazdan bu meselenin istismarının bütün yollarını kapatacağız. Ancak öncelikle giriş sadedinde şunu söyleyelim. Tasarımcı demek, bilinçli, planlı, seçimli eylemler yaparak o “Turna” uçağını bu düzeni ve mükemmelliğiyle oluşturan akıllı ve bilgi sahibi varlık demektir. Ben “Turna” uçağının tasarımcısı olan mühendislerin isimlerini, nerede ve ne zaman doğduklarını bilmek zorunda değilimdir ancak, bir bilincin bu uçağı tasarladığını çok iyi bilirim. Üstelik Turna’nın bir tasarımcı tarafından üretildiğine inanmam için tasarımcısının künyesini bilmeme de gerek yoktur. Tasarlama ile tasarımcının varlık menşei apayrı konulardır. Tasarım kesin bir gerçekliktir. Turna da, Boeing 747 de akıllı, bilinçli, canlı ve alanlarında uzman tasarımcılar tarafından geliştirilmiştir. O tasarımcıların anne ya da babaları olup olmadığı, varsa da kimler olduğu “tasarım var mı?” sorusunun cevabını vermezler. Bilinçli bir tasarım var mı? sorusu sadece tasarımın varlığıyla irtibatlıdır ve onu sorar. Ben bu soruyu önümdeki bilgisayar için sorduğumda akıl, mantık ve gerçekler, bu bilgisayarın bir tasarımcısı olduğu gerçeğini bana söyler. Bu bilgisayar kendi kendine, tesadüflerle ya da doğal yollarla oluşmamış, akıllı, bilinçli, bilgili uzmanlar tarafından “yapılmıştır.” Bu gerçeğin olasılığının “kesinlik” derecesinde olduğunu anladıktan sonra, o “kesinliğin” mahiyetinin ne olduğunun, nereden geldiğinin hiçbir önemi yoktur. Üstelik kesinlik derecesinde o bilinçli tasarımcının varlığı ortaya konulduğuna göre, Boeing 747’yi oluşturanların nereli olduklarını ya da nasıl oluştuklarını, hangi dili konuştuklarını bilmemek, tasarımın yokluğu anlamına değil, tasarımı kabul etmek istemeyen evrimcinin hedef saptırmak istemesi anlamına gelir. Gösterilen bu yeni hedefin ise tasarımın varlığı ya da yokluğuyla hiçbir alakası yoktur. Çünkü o uçakta bir tasarım vardır ve bu tasarımı yapan bir tasarlayıcı da mutlaka vardır. 1-Maaşımızı çekmek için 2 yaşındaki çocuğumuzla birlikte bir bankamatiğin önünde beklediğimizi farz edelim. Babasının/annesinin bankamatikten rahatça parayı aldığını gören çocuk bu makinenin para verme gibi bir özelliği olduğunu düşünür. Bankamatiği kim tasarlamış, hangi şifreler çevrilmiş, o parayı oraya kim koymuş, babası/annesi bu parayı kazanmak için ne kadar çalışmış, çocuk bunları düşünmez. Gördüğüne inanır sadece. İşte Tabiatçıların algı düzeyi de aynen bu çocuğunki gibidir. Bir farkla ki, onlar Yaratıcıyı kabul etmemek için bilinçli olarak böyle bir algıya kendilerini mahkum ederler. Halbuki o makine bilinçli bir varlık tarafından düşünülmüş, planlanmış ve tüm özellikleriyle birlikte yapılmıştır. O para da oraya bilinçli bir varlık tarafından sayılarak konulmuştur. Verilen para da hesaplı bir şekilde verilmektedir. Bütün bu kesin gerçekleri anladıktan sonra, o makineyi düşünenin, planlayanın, yapanın ve o parayı oraya koyanın kim olduğunu, nerede ve ne zaman doğduğunu, o bilinç sahibinin gözünün, saçının rengini ya da boyunu, huyunu bilmiyor oluşumuz, o var olan kesin gerçekliğe hiçbir zarar vermez. Bu özellikler tasarımcının varlığından “bağımsız olaylardır” Bildiğimiz gibi “bağımsız olay” demek, iki olaydan herhangi birinin gerçekleşmesi diğer olayın olma olasılığını değiştirmemesi demektir. Bankamatik vardır, onu yapan vardır ve o parayı oraya koyan vardır. Bu fiilleri yapanların nerede doğdukları, nasıl var oldukları gibi bu gerçekten bağımsız olan olaylar bu gerçeği asla etkilemez. Mesele bu kadar basittir. 2-Şunu iyi bilmeliyiz. Zaman ve mekan kavramları onları yaratanı asla kuşatmaz. Zaman yaratılmışlar için vardır ve görecelidir. Ekmek yapılan fırın, ustayı yapmaz. Daracık bir çerçeveye resim çizen bir ressam, o çerçevede yaşamaya mahkûm değildir. Vida, çivi, tutkal ve tahtalardan yapılmış bir sandalyenin şuurlu olduğunu varsayalım. O kendindeki özelliklerden yola çıkarak, yapıcısının zatını asla bilemez. Şayet Bilinci olsa ve kendi gerçekliğine göre yapıcısını anlamaya çalışsa, tasarımcısının tahta, çivi, vida, tutkal karışımı bir varlık olduğunu düşünecektir. Ama bu yanlış bir değerlendirme olacaktır. Çünkü onun ustası vida, tahta, tutkal ya da çivi değildir. Akıllı, şuurlu, gören, duyan, seçen, güçlü bir varlıktır. Böyle bir ustanın özellikleri ise sandalyenin zatından çok farklıdır. Bir an bilinçlense ve kendine bu gerçek anlatılsa, sandalye buna hemen inanamayabilir. Çünkü onun için var oluş, kesilmek, çivilenmek, tutkallanmak ve vidalanmaktan ibarettir. Çivilenmeyen, tutkallanmayan, kesilmeyen ve vidalanmayan bir varlığı var olarak bile algılamaz. Bizler de, zaman, mekan gibi sınırlar içinde olmamızdan yola çıkarak, Allah’a bir zaman ve mekan nispet edemeyiz. Kitabı yazan yazarın, aynen kitap gibi ciltli ve sınırlı sahifelerden oluşan bir zati varlığı olduğunu düşünemeyiz. Zaman sahifeli ve mekan ciltli varlıkları yaratan Allah da, yarattıkları gibi zaman ve mekanla sınırlı değildir. Sonsuzdur. Zamandan ve mekandan münezzehtir. Sonsuz ise, adı üstünde herhangi bir sayıyla başlamaz ve herhangi bir sayıyla bitmez. 3-Sonsuz Allah, her yönüyle sonsuzdur. İmkanları sonsuzdur, seçenekleri sonsuzdur, seçiciliği, ilmi, iradesi, kudreti, yaratıcılığı, görücülüğü, duyuculuğu ve bütün özellikleri sonsuzdur. Dawkins gibilerin kafalarındaki Orta Çağ kalıntısı Tanrı inanışı ile gerçek Allah inanışı arasında hiçbir alaka yoktur. Biz herhangi bir Allah’a değil, özellikleri belli olan bir tek Allah’a inanıyoruz. Bizim inandığımız Allah ise kesinlikle “sonsuz” bir Allah’tır. Kur’an-ı Kerim “o doğmamıştır, doğurmamıştır” hükmünü koyarak böyle “sonsuz” bir Allah’a inanmamızı istemiştir. Dawkins gibi Tanrı Tanımazlarsa, Tanrı yok derken aslında “putsu”, “yarı Tanrı-yarı insan” bir varlığı yok saymaktadırlar. Çünkü verdikleri örnekler ancak Antik Yunan’ın Tanrı ve Tanrıçalarına hitap eder gibidir. Bu durumsa, Amerika’daki Başkanlık sistemini eleştirmek için Afrika’daki feodal bir yapıyı eleştirmeye benzer. Bu eleştiriyle kendilerini avuturlar. Ancak hakikate zerre kadar yaklaşamamışlardır. Çünkü, Kur’an’ın Sonsuz Allah’ı onların örneklerinin sınırlarına girmez. 4-“Tasarımcıyı işaret ederek izah etmeye çalıştığınız varlık ne kadar olanak dışıysa, tasarımcısı da en az onun kadar olanak dışıdır.” Dawkins bu sözlerle ancak paganist bir kabilenin putunu eleştirebilir. Halbuki Sonsuz olan Allah bu eleştirinin sonsuz derece sınırının dışındadır. Topu taca çıkarıp çizgi dışında oyuna devam edenler futbol oynuyor gözükseler de kendilerini kandırıyorlardır. Hatta “kırmızı” kartı yiyerek oyun dışı bile kalabilirler. Oyun sınırların içinde, oyunun kabul ettiği kurallarla oynanacaktır. Allah da anlaşılacaksa, hangi özellikleri varsa, o özelliklerle anlaşılacaktır. O madem sonsuzdur, o halde olasılık hesaplarında da onun “sonsuz” oluşu hesaba katılacaktır. Sonsuz olanın sınırları olmaz. Sınırlı olan da zaten sonsuz olamaz. Sınırı olmayan ise elbette birden fazla olamaz, tek olacaktır. Sınırları olmayan sonsuzun kenarı, köşesi, üstü, altı, dışı olmaz. Bu nedenle sonsuz her yeri ve her şeyi kuşatır. Sınırı olmayan sonsuzun başlangıcı da olmaz. Zamanla da mekanla da sınırlı değildir. Bu nedenle sonsuzun başlangıcını sormak demek olan, “sonsuzu kim tasarladı” sorusu sonsuz anlamsız olur. Çünkü sonsuzun bir başlangıcı da, bir sonu da olamaz. 5-Allah “sonsuz” olduğuna göre sınırlı sayılarla ifade edilebilecek bütün ihtimal sayıları sonsuza göre mümkündür. Çünkü “sonsuz” bütün bu ihtimalleri de kuşatır. Bu nedenle “sonsuz” üzerinde olasılık hesabı yapılamaz. Çünkü olasılık, uygun durumların sayısının, mümkün durumların sayısına oranı demektir. Bu durumda 109999999999 sayısı da, 10 sayısı kadar sonsuz için mümkündür. Çünkü kaç sıfırlı olursa olsun bütün o ihtimal sayıları sonsuzun yanında aynı değerdedir. 6-Sonsuzun varlığı üzerine olasılık hesabı yapmak ise sonsuzun sınırı ya da dışı olmadığı için imkansızdır. Bir varlığın var olma ihtimali elbette ki o varlığın sayısal değerinden daha büyük sayısal değerlerle ifade edilecektir. Ancak sonsuzdan daha büyük bir sayı değeri yani “imkan” yoktur ve sonsuzun varlığı “mutlak” olduğu için üzerinde olasılık hesabı yapılamaz. Bu nedenle Dawkins’in Sonsuz Allah hakkında “ihtimal dışı” gibi ifadeler kullanması mantık açısından anlamsızdır. Bütün ihtimalleri kuşatan sınırsız bir “sonsuz” için ihtimal dışı diye bir “sınırlama” yapılamaz. İşte O bu nedenle Vacib’ul Vücud yani Varlığı Zorunlu olandır. 7-Bütün varlıklarda olduğu gibi evrenin de bir başlangıç noktası olmalıdır. Yoksa, sonsuza kadar devam eden sonsuz sayıda ilahların varlığını kabul etmemiz gerekir. Bu ise açık bir mantıksızlıktır. Sonsuz olmayan zaten ilah olamaz ve Sonsuz olansa başka bir Sonsuzu doğuramaz. Sonsuz tektir ve bölünmezdir. Başlangıcı ve sonu yoktur. Matematikte bir kuraldır ki, Sonsuz hangi sayıyla bölünse, çıkarılsa, toplansa ve çarpılsa da sonuç yine Sonsuzdur. Sonsuz+1, Sonsuz-1, SonsuzX1, Sonsuz/1 anlamsızdır. Sonsuzu 4 işlemin kurallarıyla tartmak imkansızdır. Allah’ı da zaman, mekan gibi boyutlarla sınırlandırmak imkansızdır. Çünkü o Sonsuz’dur. Sonsuz, bölünmeyle, çıkarmayla eksilmez, toplama ve çarpmayla da artmaz. Zaten En Üstün olandan daha üstün bir En Üstün olamaz. En Üstün, en üstün olduğuna göre onun zayıf ve aciz düşmesi de imkansızdır. Bu nedenle Sonsuz Olanı, onun başlangıcı olarak göstereceğimiz herhangi bir sayıdan çıkarmamız durumunda bile sonuç Sonsuz olacaktır. 8-Güneşin ısı ve ışığının başka gezegenlerden geldiğini iddia etmek, arabanın motorunu başka bir motorun, lokomotifi başka bir lokomotifin çektiğini düşünmek saçmalıktır. Araba sürücüsünün sürücüsünü kimse merak etmez. Yarışmada birinci olandan önce kimin birinci geldiğini sormayız mesela… Obirincidir çünkü. Alfabenin ilk harfinden önceki harfi arasak da bulamayız. İlk canlı hücreden önce de canlı hücrenin olduğunu iddia etmek mantıksızlıktır. Çünkü o zaten ilk hücredir. İlk hücreden daha ilk hücre olamaz. Maddi alemdeki bazı varlıkların ve kavramların bile kendilerinden önceleri yokken, Allah’ın öncesinin olmayışını garip görmek mantıksızdır. 9-Allah’ı başka bir İlahın yarattığını düşünmek imkansızdır. Çünkü Allah dediğimizde Sonsuz bir Varlığı kastediyoruz. Sonsuzluk Allah kavramının olmazsa olmazıdır. Allah’ı sonlu bir varlık olarak kabul edip de, ona bir Yaratıcı isnat etmeye çalışanlar, Sonsuz olan Allah’tan değil, yaratılmış bir varlıktan bahsediyorlar demektir. Güreş karşılaşmasında Futbol kuralları geçerli değildir. Mobilyacı tarafından yapılmış koltuğa Usta denilmez. Yaratılmışların kuralları içine dahil olan bir varlığın da, bizim inandığımız Allah olması imkansızdır. Dolayısıyla bu soru mantıksızdır. Üstelik, ezele kadar İlahlar tasavvur ettiğimizde, o ilahların sonlu olduğunu da tasavvur ediyoruz demektir. Çünkü sonraki ilahı yaratan önceki ilah, yok olmuş olmalıdır ki egemenliği sonrakine devredebilsin. Bu ise imkansızdır. Sonlu olmak, Sonsuzluğun zıddıdır. Bir ilahta iki zıddın aynı anda olması ise imkansızdır. Üstelik “en güçlü” olandan daha güçlü olamaz. Çünkü o en güçlüdür, en üstündür. En Üstün olan Sonsuz bir İlah’ın kendisinden daha Üstünü doğurması imkansızdır. Bir kadın, babasını ya da annesini doğuramaz. Bir renk aynı anda hem kırmızı, hem de beyaz olamaz. Aynı anda karanlık, aynı anda aydınlık olamaz. Sonsuz olanın ise aynı anda Sonlu olması mantıksal olarak imkansızdır. 10-Dördüncü maddede dile getirdiğim gibi, yaratılmış olanlar İlah olamazlar. Çünkü her başlangıcı olanın sonu da vardır. Evrendeki bütün yaratılmışlar için durum böyledir. Teselsülü kabul edip, ilahlardan ilahların doğduğunu iddia edenler de bir ilk noktada durmak zorundadırlar. O vehmedilen ilk ilahın ise bir başlangıcının olmayacağı açıktır. Bu durumda Başlangıcı Olmayan Ezeli bir İlah inancını onlar da kabul ediyorlar demektir. Bir mantık hatası olarak, o ezeli İlahın yarattıklarına da İlah diyorlar. Yaratılmış olanı İlah olarak adlandırmak onu İlah yapmaz. Taş taştır, insan değildir. Onu insan olarak adlandırmakla, taşı insan yapmış olmayız. İnsana benzer olarak yontulan bir taş bile insan değildir. Yaratılanın aynı zamanda, Sonsuz Bir İlah olması ise imkansız üstü imkansızdır. Eğer tevehhüm ettikleri ezele kadar giden, başlangıçsız bir Sonsuz İlahlar zinciriyse, o durumda imkansızlık derecesi Sonsuza yükselmiş olur. Bir tek ilahın ezeli olduğunu kabul etmeyip, Sonsuz sayıda ezeli İlahların varlığını kabul etmek saçmalık üstü saçmalıktır. 11-“Yaratıcıyı kim tasarladı?” sorusu, pek çok açıdan mantıksız ve saçmadır. Halbuki bu saçma soruyu soranlar “Yaratıcı’ kavramına inanmayanlardır. Bu soruyu sorarak Allah’ın varlığını kabul etmektedirler aslında. Çünkü Allah’ın var olduğunu kabul etmeyenlerin bu soruyu sorması imkansızdır. Bir kalpte Allah’ın varlığı sabitse eğer, o halde böyle bir soru da saçma olacaktır. Çünkü inanılan Allah, Sonsuzdur. Başlangıcı olmaması yani Ezeli olması da inanılan Allah’ın en önemli özelliğidir. Kırmızı neden sarıdır? sorusu gibi saçma bir sorudur bu. Çünkü “Başlangıcı olmayan, ne zaman başlamıştır?” diye asla sorulamaz. Ya da “Birinci aydan önceki birinci ay nedir?” diye soramayız. Sıcak olan neden soğuktur? diyemeyiz… Sıcak sıcaktır, soğuk da soğuktur çünkü. Bizim inandığımız Allah zaten “başlangıcı olmayandır.” Sonsuz ve Ezeli olmadığı iddia edilen İlah, bu inanca göre zaten Allah değildir. 12-Bu soruyu soran inançsızlar, bütün bu delilleri görüp de hala inanmıyorlarsa, onlara sorulacak soru şudur. İnanmadığınız Allah’ın asla olmayan imkansız Yaratıcısını bulmaya çalışacağınıza, varlıklarına bütün kalp ve aklınızla inandığınız evrendeki katrilyonlarca düzenli varlığın Yaratıcısını neden araştırmıyorsunuz? İşte biz O’nun varlığını bulmuş olanlarız. Onun varlığını bulduğunuzda ise O’nun sonsuz ve ezeli olduğunu zaten idrak edeceksiniz. Siz evrendeki varlıkları kimin Yarattığını bile düşünemiyorsunuz. Eğer inananların kalbine bir şüphe vermeye çalışıyorsanız, bunda başarısız oldunuz. Şüpheler ancak sizin kalbinizde. Mantıksızlıktan doğan mantığınıza boşuna güveniyorsunuz. Çünkü mantıksızlık yine mantıksızlığı doğuracak. Bu yanlış mantıkla yapılsa yapılsa cerbeze yapılır. Kuzeyi güney, güneyi kuzey gösteren bozuk bir pusula ile hakikat rotasını bulmak imkansızdır. Güneye gittiğiniz halde insanları kuzeye gittiğinize ikna edebilirsiniz. Ama bu gerçek ve doğru bir hüküm oluşturmaz. Çünkü “güneşe kar yağdı” diyenlerin bunu ispat etmesi gerekirdi. Sizin iddianız, en az bu kadar mantıksız ve saçma bir iddiadır. Bizse, bütün kuvvetli ve mantıklı delillerimizle haklılığımızın farkındayız ve bu hakikati de ispat ettik. Elhamdülillahi alel iman! 13-Allah’ın ezeliyetini inkar eden inançsızların büyük çoğunluğu, maddenin ezeli olduğunu kabul ediyorlar. Madde ise katrilyonlarca atomun ve atom altı parçacıkların tamamına verilen addır. Bu katrilyonlarca varlığın ezeli olduğunu akıllarına sığıştırıp, bir tek Sonsuz Allah’ın ezeli olduğunu kabul edemeyenlere, Allah’ın hidayet vermesini dilemekten başka bir şey yapamayız. Hatta Dawkins, maddeye verdiği ezeliyetin bir gereği olarak, kâinatın bir gün son bulacağı yönündeki bilimsel verileri eleştirir, kâinatın bir sonu olmadığına inandığını dile getirir. Aslında bu sözüyle kâinatı oluşturan her bir atoma da “İlahlık” vermiş olmaktadır ki bu mantıksızlığının farkında değildir. Bir tek Sonsuz İlahı kabul etmeyip, atomlar adedince “sonsuzu” kabul etmek atomlar sayısınca mantıksızlıklar içerir… İnşallah bir gün Dawkins gibi Tabiatçılar de bu hakikatleri görürler ve her yerde özellikleriyle ayan beyan olan Sonsuz İlim Sahibi Sonsuz Allah’ın varlığını idrak ederler.
  2. Onur_Tolga

    Canlılık ve Bilinç üzerine

    bu soru başka bir başlık konusu , bu başlığın konusu değil bu sorunun yanıtı için gönderdiğim şu dosyayı incele
  3. Onur_Tolga

    Canlılık ve Bilinç üzerine

    Bir an için önümüzde mermer bir masa olduğunu düşünün. Bir trilyon yıl veya sonsuz zamanda birdenbire ya da yavaş yavaş sizin gibi bilinçli , çevresinde olup bitenlerin ve kimliğinin farkında olabileceğini düşünebilir misiniz ? Böyle bir şeyin gerçekleşebileceğini düşünmek imkansızdır. Aynı şey türlü madde için geçerlidir. Maddenin kütle enerjisinin yapısını çözdüğünüzde , yapısı gereği , asla bilinç düzeyine gelemeyeceğini asla düşünemeyeceğini ve asla ben diyemeyeceğini anlarsınız. Fakat ateistlerin görüşüne göre evrenin tarihinin bir noktasında imkansız ve akıl edilemez şeyler gerçekleşmiş. Onlara göre farklılaşmamış madde (buna enerjiyi de dahil ediyoruz) bir zamanlar 'can' bulmuş ardından bilinç düzeyine erişmiş , adından kavramsal düşünme yetisini elde etmiş ve sonunda ''ben'' düzeyine gelmiştir. Fakat yeniden masamıza dönecek olursak bunun neden gülünç olduğunu anlarız. Masa , bilinç düzeyine erişmek için gereken özelliklerin hiçbirine sahip değildir ve sonsuz zamanda bile bu tür özellikleri elde edinemez . Yaşamın kaynağına dair akla en son gelebilecek senaryolardan birini kabul eden bir kişinin bile belirli koşullar altında mermer parçasının kavramlar üretebileceğini ileri sürmesi için çıldırmış olması lazım. Ve subatomik seviyede masayı bir arada tutan şey , evrendeki diğer bütün maddeleri de bir arada tutan şeydir .
  4. Onur_Tolga

    Benlik

    BENLİK Birinci şahıs bakış açısı (Ben,beni,benim ve benzeri)gerçeğinin farkına varıdığınız zaman en büyük ve aynı zamanda en heyecan verici gizemle karşı karşıya gelmiş olursunuz. 'Ben' de kimdir ? Nerededir? Nasıl var olmuştur? Benlik varlık kesinlikle fiziksel bir şey değildir, Varlığınız cisimleştirilmiş bir kişilik ve ruh verilmiş bir bedendir. Varlığınız 'siz' belirli bir beyin hücresinde vey...a vücudunuzun herhangi bir bölgesinde yer almaz. Vücudumuzdaki hücreler sürekli değişir ve 'siz' yine aynı kalırsınız. Sinir hücreleriniz inceleyecek olursanız bunların hiçbirinin bir 'Ben' olmaz özelliğine sahip olmadığını göreceksinizdir. Kişinin benliğini inkar etmesi kendisiyle çelişmesi anlamına gelmektedir. Benliğin fizik veya kimya açısından açıklanmasının şöyle dursun tanımlanmasının bile mümkün olmadığını biliyoruz . Bilim benliği keşfetmez, benlik bilimi keşfeder.Benliğin varlığını açıklayamayan hiçbir evren tarihinin tutarlı olmayacağını biliyoruz .
  5. Onur_Tolga

    İslam da savaş

    birkaç kuruş değil verilebilecek şeylerin en iyisi teklif edilmiş paraysa en zenginimiz olsun saltanatsa kabenin anahtarları onun olsun liderlikse başımıza hükümdar olsun ama davasından vazgeçsin demiş
  6. Onur_Tolga

    Ezelde ne vardı?

    Sonsuz Zamandan ve mekandan münezzehtir. Sonsuz ise, adı üstünde herhangi bir sayıyla başlamaz ve herhangi bir sayıyla bitmez.Sonsuz olanın sınırları olmaz. Sınırlı olan da zaten sonsuz olamaz. Sınırı olmayan ise elbette birden fazla olamaz, tek olacaktır. Sınırları olmayan sonsuzun kenarı, köşesi, üstü, altı, dışı olmaz. Bu nedenle sonsuz her yeri ve her şeyi kuşatır. Sınırı olmayan sonsuzun başlangıcı da olmaz. Zamanla da mekanla da sınırlı değildir. Bu nedenle sonsuzun başlangıcını sormak demek olan, “sonsuzu kim tasarladı” sorusu sonsuz anlamsız olur. Çünkü sonsuzun bir başlangıcı da, bir sonu da olamaz. Sonsuz bütün bu ihtimalleri de kuşatır. Bu nedenle “sonsuz” üzerinde olasılık hesabı yapılamaz. Çünkü olasılık, uygun durumların sayısının, mümkün durumların sayısına oranı demektir. Bu durumda 109999999999 sayısı da, 10 sayısı kadar sonsuz için mümkündür. Çünkü kaç sıfırlı olursa olsun bütün o ihtimal sayıları sonsuzun yanında aynı değerdedir. Sonsuz olmayan zaten ilah olamaz ve Sonsuz olansa başka bir Sonsuzu doğuramaz. Sonsuz tektir ve bölünmezdir. Başlangıcı ve sonu yoktur. Matematikte bir kuraldır ki, Sonsuz hangi sayıyla bölünse, çıkarılsa, toplansa ve çarpılsa da sonuç yine Sonsuzdur. Sonsuz+1, Sonsuz-1, SonsuzX1, Sonsuz/1 anlamsızdır. Sonsuzu 4 işlemin kurallarıyla tartmak imkansızdır. Allah’ı da zaman, mekan gibi boyutlarla sınırlandırmak imkansızdır. Çünkü o Sonsuz’dur. Sonsuz, bölünmeyle, çıkarmayla eksilmez, toplama ve çarpmayla da artmaz. Zaten En Üstün olandan daha üstün bir En Üstün olamaz. En Üstün, en üstün olduğuna göre onun zayıf ve aciz düşmesi de imkansızdır. Bu nedenle Sonsuz Olanı, onun başlangıcı olarak göstereceğimiz herhangi bir sayıdan çıkarmamız durumunda bile sonuç Sonsuz olacaktır.
  7. Onur_Tolga

    İslam da savaş

    NOLAN merak ettim sen oğuz musun ?
  8. Onur_Tolga

    İslam da savaş

    hayır
  9. Onur_Tolga

    İslam da savaş

    dediğin şey bedirden sonra oluyor ebu basir isminde kişi hudeybiye barışı sırasında oda barış anlaşmasını gene bozan müşrikler ayrıca o davranış kişisel bir olay Peygamber kendisi tasvip etmediği gibi sahiplenmiyorda
  10. Onur_Tolga

    Evrimin Pratikteki Uygulaması Yapay Seçilim

    Evrimi kısmen kabul ediyorum olamaz mı yani illahaki tamamen ya siyah yada beyaz olacak halimiz yok yukarıdaki yazıda varsa yanlış bir şey bilimsel açıdan söylerseniz sevinirim
  11. Onur_Tolga

    İslam da savaş

    Safiyye olayı http://www.resulullah.org/peygamberimizin-hz-safiyye-ile-evlenmesi Hz. Safiyye’ye İslam’ı anlattı ve “Eğer Müslüman olursan, ben seni kendime zevce edine­ceğim; şayet Yahudiliği tercih edecek olursan seni azat ederim, sen de gider, kavmine kavuşursun!” “Yâ Re­sû­lal­lah! Siz beni İs­lamiyete davet etmeden önce, konak yerine geldiğimde, Müslümanlığı ar­zu­la­mış ve seni tasdik etmiş bulunuyordum! Yahudilikle benim hiçbir ilgim kal­mamış ve ona artık ihtiyacım da yoktur. Hayber’de de artık ne babam ne de kar­deşim vardır! Sen, beni küfürle İslamiyetten birini seçmekte serbest bırakı­yorsun! Allah ve Allah’ın Resûlü, bana azat edilmem­den ve kavmimin yanına dönmem­den daha sevgilidir! Ben onları ter­cih ediyorum! Bunun üzerine Peygamber Efendimiz, Hz. Safiyye’yi hürriyetine kavuş­turdu ve onu Ezvac-ı Tâhirat arasına katarak şereflendirdi. Cüveyriyye olayı http://www.sorularlaislamiyet.com/article/5528/peygamberimizin-hz-cuveyriye-ile-evlenmesi.html Hz. Cüveyriye, Sabit bin Kays`la anlaşmış, kesişme yapmıştı.* Tayin edilen fidyeyi ödediği takdirde hürriyetine kavuşacaktı. Fakat, fidye ödeyecek imkânı yoktu. Bu sebeple Peygamber Efendimize müracaat etti ve kurtuluş fidyesinin ödenmesi hususunda yardım talebinde bulundu. Resûl-i Ekrem Efendimiz, ona, "Sana, bundan daha hayırlı olan yok mudur?" diye sordu. Beklenmedik bir soruya muhatap olan Hz. Cüveyriye birden şaşırdı. Hürriyetine kavuşmaktan, tekrar anne babasına, yurduna varmaktan daha hayırlı ne olabilirdi? Bir anlık bir tereddütten sonra, "Yâ Resûlallah!" dedi. "Hakkımda yapacağınız bundan daha hayırlı şey nedir?" Peygamber Efendimiz, "Senin kurtuluş fidyeni ödeyerek seni zevceliğe kabul etmemdir" buyurdu. Hz. Cüveyriye Bütün bütün şaşırdı. Esaretten kurtulduğu gibi, böylesine büyük bir şerefe de nâil olacaktı. Bir an kendi âlemine daldı. Peygamber Efendimizin yurtlarına varmadan bir kaç gün önceki rüyasını hatırladı: Ay Medine`den sanki yürüyüp gömleğine girmişti.103 Bir anlık bir şaşkınlıktan sonra, yüzünde sevinç alâmetleri belirdi. Peygamberimizin teklifine cevabı şu oldu: "Yâ Resûlallah! Eğer, beni bu şerefe nâil ederseniz, şüphesiz benim için bundan daha hayırlı bir devlet ve saâdet olamaz!" 104 .... .... .... Peygamber Efendimizin Hz. Cüveyriye`yi zevceliğe aldığını gören Ashab-ı Kiram, "Resûlullahın zevcesinin akraba ve taallûkan artık esir kalmamalıdır" diyerek ellerindeki Bütün esirleri serbest bıraktılar. Bu esirler arasında sadece yüz tane kadın vardı. Bunun için Hz. Âişe der ki: "Ben, kavmi için Cüveyriye`den daha hayırlı, daha mübârek bir kadın bilmiyorum."107 Gerçekten de Hz. Cüveyriye bahtiyar bir kadındı. Bir günde esir iken hem Resûl-i Ekrem Efendimize zevce olma şerefi ve saadetine erdi, hem de kavminin esaretten kurtulmasına sebep oldu. Peygamber Efendimizin Hz. Cüveyriye`yi eş olarak aldığını duyan Müstalıkoğullarından birçok kimse de, bu mürüvvet ve alicenaplığa hayran kalıp, Medine`ye gelerek Müslüman oldular.
  12. Onur_Tolga

    İslam da savaş

    Ebu basiri mi bahsediyorsun ?
  13. Onur_Tolga

    İslam da savaş

    “Ey iman edenler! Hep birden barışa girin, şeytana ayak uydurmayın, o sizin apaçık düşmanınızdır.” (Bakara, 2/208) Eğer onlar barışa yanaşırlarsa sen de yanaş ve Allah’a güven. Çünkü Allah her şeyi hakkıyla işitir ve bilir.” (Enfâl, 8/61), “Eğer müşriklerden biri senden sığınma hakkı isteyip yanına gelmek isterse, sen ona güvence ver, ta ki Allah’ın kelâmını dinlesin, düşünsün. Sonra şayet Müslümanlığı benimsemezse onu, kendisini güvenlikte hissedeceği yere (vatanına) ulaştır.” Şimdi sen onlardan yüz çevir ve: ‘Selâm size!’ de.” (Zuhruf, 43/89) Haksız yere Allah’ın haram kıldığı cana kıymayın!” (En’âm, 6/151)
  14. Onur_Tolga

    İslam da savaş

    Bedir savaşı neden oldu Mekkeliler Medineye savaşa geldi hatta savaş haberini alınca Muhammed Allahtan bir emir gelmedi deyince amcası Hamza kızdı daha neyi bekliyoruz dedi ayrıca Mekkeliler muhacilerin tüm mallarını yağmaladıklarında bile herkes Muhammede neyi bekliyoruz dediğinde Muhammet onlara sabretmelerini söylemiştir ta ki Mekkeliler savaşmak için yola çıkınca işte ayet indi Kendilerine savaş açılan müminlere, savaşmaları için izin verildi. Çünkü onlar zulme maruz kaldılar. Allah onlara zafer vermeye elbette kadirdir.” (Hac, 22/39) “Sizinle savaşanlarla siz de Allah yolunda savaşın. Fakat haksız yere saldırmayın. Muhakkak ki Allah haddi aşanları sevmez.” (Bakara, 2/190)
  15. Onur_Tolga

    İslamda Cariyeler ( Kadın Köleler )

    Allah şöyle buyurdu: Üç topluluk vardır ki ben kıyamet günü onların karşısındayım, onların düşmanıyım. Benim düşman olduğum kimsenin durumu ise perişandır. Birincisi benim adıma söz verip sonra sözünden dönen, ikincisi hür bir insanı köle yapan, üçüncüsü, çalıştırdığı işçinin ücretini vermeyen” ( Buhari ) Biliniz ki hiçbir Arab’ın Arap olmayana, Arap olmayan kimsenin de bir Araba, hiçbir beyazın siyaha, hiçbir siyahın da beyaza üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak Allah’a yakınlık, mükemmellik ve arınma iledir” (Taberi) Kimin kardeşi elinin altında (yani hukuki sorumluluğunda) bulunursa ona yediğinden yedirsin, giydiğinden giydirsin. Onlara yapamayacakları işi yüklemesin, zor işlerde onlara yardım edin (Buhari) Kim kölesini öldürürse, hapseder, gıdasını keserse onu hapsedin, gıdasını kesin öldürün.” (Ebû Davud, Diyet 7; İbn Mâce, Diyet 23; Nesâî, Kasem 10 ), “Hizmetçi ve köleleriniz sizin kardeşlerinizdir. Ona yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin. Eğer onlara zor işler teklif ederseniz derhal onlara yardım ediniz. ” (Müslim, Eyman 29; Sizden hiçbiriniz, bu benim kölemdir, bu benim cariyemdir, demesin. Ancak kızım, oğlum veya kardeşim, desin” (Buhari) Bu konuda bizzat Hz.Muhammet 63 köle azat ederek örnek olmuştur. Hz. Aişe 67, Hz. Abbas 70, Hz. Abdullah bin Ömer 100, Hz. Abdurrahman bin Avf 3000 köle azat ederek İslam’ın bu konudaki anlayışını, uygulamalarıyla gözler önüne sermiştir. Şu da bilinmelidir ki, Müslümanlar başkalarının kölelerini de satın alıp azat etmişlerdir. Sonuçta Dört Halife devri sona ermeden İslam öncesi köle olanların hepsi hürriyetlerini elde etmiş bulunuyorlardı. Bu sayede tarihten miras alınan kölelik pratikte kaldırılmış oldu. İslam niçin ilk anda toplumda bulunan köleleri hemen hürriyetlerine kavuşturma yoluna gitmedi?” İslam toplum eğitiminde kişisel ve toplumsal yasaları hesaba katarak çözüm yoluna gider. O devirdeki köleler yüzyıllardır kölelik kurumuna sahip bir toplumda yaşıyorlardı. Bu durum kölelerin üzerinde öyle bir etki yapmıştı ki; tek başlarına karar veremiyor, bir şey yapabilmek için başkasından gelecek emirleri bekliyorlardı. Her zaman emir almaya ve bu emirlerle iş yapmaya alışmışlardı. Tam bir kişisel özgürlük içinde kendi başlarına yaşamaları çok zordu. İşte İslam köleye benlik bilinci, insanlık onuru ve özgürlük bilinci kazandırmakla işe başlamış, yüzyıllar süren esirlik kültürünün etkilerini ortadan kaldırarak kağıt üzerinde değil insanların ruhlarında devrim yapmış, böylece köleliği kaldırmıştır. Yani onlara sözde hürriyeti değil gerçek hürriyeti vermiştir.
×