Jump to content

Özden Kurt

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    671
  • Katılım

  • Son ziyaret

Topluluk Puanı

0 Neutral

3 Takipçiler

Özden Kurt Hakkında

  • Derece
    Advanced Member
  • Doğum Günü 11-03-1989

Profile Information

  • Gender
    Male

Güncel Profil Ziyaretleri

2.213 profil görüntüleme
  1. Özden Kurt

    KURANDA NAMAZ YOK

    Səla (ܨܠܳܐ) fiilinin Süryanicede ilk anlamı: Eğilme, bükülme olduğu halde, daha çok dua etmek manasında kullanılmaktadır. En eski yazılı örnegini Tanah'ta görmekteyiz: "Kral ve oğulları yaşasın diye dua etsinler (ומצלין לחיי מלכא ובנוהי)" "Daniel ...diz üstü çöküp dua etti (ודניאל... ברך על־ברכוהי ומצלא)" Söz konusu fiilden "dua" manasında bir isim olarak Səlu (ܨܠܽܘ) kelimesi türetilmiş. Bu ismin müennes formu Səluta (ܨܠܽܘܬ݂ܳܐ) şeklinde olup, Süryanice İncillerde çok yerde geçer. Mesela "Beiyt seluta (ܒ݁ܶܝܬ݂ ܨܠܽܘܬ݂ܳܐ)" tamlaması, "dua evi", yani tapınak demektir (Matta 21/13, Markos 11/17, Luka 19/46). Ayrıca Süryani Hırıstiyanlar günde yedi vakit kıldıkları namaza "Səluta (ܨܠܽܘܬ݂ܳܐ)" derler; çünkü namaz nihayet bir dua ritüelidir. Kelimenin "dua" manası hem Tanah'ın Aramice bölümlerinde ve hem de İncilin Süryanca tercümesinde açıktır. Ancak bunun bir ritüel ibadete karsılık gelip gelmedigi tartısmalı. Örnekse, "Luke 3-21: İsa vaftiz olduktan sonra dua ederken (ܡܨܰܠܶܐ) gök açıldı ve Kutsal Ruh, güvercin gibi Onun üzerine indi" Burda "dua etmek" seklinde tercüme edilen "msale (ܡܨܰܠܶܐ)" fiili, Süryani ortodoks kilisesine göre namaz anlamında olup, Hali hazırda kıldıkları yedi vakit namazın Tevratta emredildigini ve İsanın burdaki "msela" fiilinin de namaz oldugunu ileri sürerler. Diger Hırıstiyan gruplar için ise, bu sadece dua anlamındadır! İsa, namaz kılmamıs yalnızca dua etmistir... Bu kelime esasen Aramice fakat Aramice, İbranice, Habeşce veya Süryanicede türetilen kelimelerin Arapçaya yabancı olmadıgını hatırlatmak gerek. Zira bu dilleri konusan halklar yıllarca iç içe yaşamış, özellikle dini terminolojide çok fazla ortak kelime kullanmışlardır. Səluta (ܨܠܽܘܬ݂ܳܐ), yani Salat (صلاة) kelimesi, hem dua anlamında, hem de bir ritüel ibadete (namaz) verilen isim olarak müşterek sözcüklerden sadece birisidir... Nitekim Lisanü'l Arab'ta الصلاةُ الدُّعاءُ والاستغفارُ (Salat duadır ve istigfardır) deniliyor. Salat kelimesinin kökeni
  2. Özden Kurt

    Allah kelimesinin kökeni.

    İbranicede müennes eki olarak en çok kullanılan iki harf: T(ת) ve H(ה) harfleridir. Eski Arapçadaki T(ت) ve H(ه) harfleri de aynı şekilde müennes eki idi... Ancak, esas olan T(ת/ت)'dir... H(ه/ה) harfi ise, T'den bedel (onun yerine) kullanılır (isimlerin sonunda müennes eki olarak bulunan H'nin, izafet terkibinde T harfine dönüşmesinden anlayabiliyoruz bunu) Belki kadim Arapçada tanrıça anlamına gelen İLAT kelimesinin sonundaki T'nin yerine H getirilerek İLAH sözcügü ortaya çıkartılmış olabilir. Bu bir ihtimal, ancak onun bir mubalaga harfi olması daha muhtemel. Zira, dilde bunun örnekleri çoktur: Allem / Allemeh (علّام / علّامة) Hanif / Hanifeh (حنيف / حنيفة) Halif / Halifeh (خالِف / خليفة) vb... Aynı şekilde eski Arapçada tanrı anlamındaki İL, mübala ekiyle: İLAH (اله / ال) Sadece Arapçada değil diğer semitik dillerde de bu kelimenin iştikakının aynı şekilde olduğu görülüyor; İbranca ve Aramca EL (אל), bir zaid harf ile ELOH/ELAH (אלה) olmuştur... Bunlar önüne belirlilik edatı aldığında ibrancada HAELOH (האלה), Arapçada ise EL İLAH (ال إله) olur! Allah kelimesi ise, İL kelimesinin mübalagalı formunun, belirlilik edatı ile idgamından türetilmiştir: İL (ال), İLAH (اله), EL İLAH (الاله), ELLAH (الله) : TANRI İL (ال), İLAT (الت), EL İLAT (الالت), ELLAT (اللت) : TANRIÇA
  3. Özden Kurt

    Allah kelimesinin kökeni.

    Böylesine büyük bir iddia ne kadar da basit, saçma örneklerle desteklenmeye çalışılmış; -LA hecesi, hangi dilde disilik ekiymiş ? Yok öyle bir şey! Hiç bir sami dilinde dişilik eki -LA degil. İsimleri müennes yapan harf H (ה/ة)'dir... Zahmet edilip de bu isimlerin ait oldukları dillerde nasıl yazıldıgına bakılsa idi bu rahatlıkla görülebilirdi oysa ki... Sinder-el-la ......... סינדרלהMu-Al-la ............... معلاةRaffe-el-la ............ רפאלהLey-la ................... ليلىSühey-la .............. سهيلةGabri-el-la ........... גבריאלהAnnabel-La ......... אנאבלה Bu kelimelerin hiçbirisi -LA hecesiyle bitmez, hepsinin sonunda H (ה) harfi vardır ve -AH sesiyle biter. Dişil eki olan H (ה), kendinden önceki harfin sesini -A yaparken, kendisi okuyuşta düşer (veya çok kısık bir sesle telaffuz edilir) Örneğin, GABRİEL (גבריאל), sonuna dişil eki alırsa GABRİELAH (גבריאלה) yazılır ve GABRİELA telaffuz edilir... Burda son harf lamed (L) değil de başka bir harf olsaydı, onun harekesi de kamatz olacaktı, yani -A sesiyle bitecekti. Örneğin çocuk anlamındaki YELED (ילד), dişil eki aldığında YELDAH (ילדה) yazılır ve YELDA okunur vb... Yukardaki örneklerde ise, iddia sahibi özellikle Lamad (ל) harfiyle biten isimleri seçerek, sanki -LA hecesi bu isimlerde dişilik ekiymiş gibi göstermeye çalışıyor! Oysa ki 'H (ה)', hanği harfe bitişirse o harfi -A sesiyle okutur; LA, DA, RA, MA, BA, KA vb... Olay bundan ibaret... Aynı durumun Arapça için de geçerli: Sonuna dişil eki (ة) alan isimlerin son harekesi kesra olur yani -A/E sesiyle biter; SÜHEYL (سهيل), dişilik ekiyle SÜHEYLAH (سهيلة) ve okunuşu SÜHEYLA vb...
  4. Özden Kurt

    EL İLAT

    Kelimenin semitik prototipi (EL/İL) diğer dillere, örnekse ibraniceye H / ה eki alarak giriyor: ELo-H / ELa-H (אל-ה) şeklinde... Aynı sözcüğün Arapçaya da İLa-H (إل-ه) biçiminde girmesi daha mutemel... Fakat bu (إل-ه) sözcük, hem ilat hem de ilah olarak okunabilir (çünkü iptidai arap yazısında yuvarlak te (ه) ve kapalı te (ة) aynı şekilde (ه) yazılıyordu). Eğer kastettikleri isim müzekker ise İLAH, müennes ise İLAT olarak okuyorlardı. Aynı durum ibranicedeki H / ה harfi için de geçerlidir: ELH (אלה) kelimesi, müzekker ise ELOH (אֱלהּ), müennes ise ELAH (אֱלָהּ) şeklinde harekelenir. Elah olarak harekelendiğinde sondaki "H" müenneslik H'sidir... Kısacası Eloh ve Elah birbirinden türemiş kelimeler olmayıp aynı anlama gelen dişil ve eril iki isim olduğu gibi, ilah ve ilat kelimeleri de öyledir... (kapalı te harfini bir hareke gibi düşünün; Yuvarlak he (ه)'nin, nerede "t" olarak okunması gerektiğini gösteren bir nevi hareke gibi...) Nihayet İLAH/T (إله) kelimesi, önündeki belirlilik edatı ile idgam olunca ELLAH/T sözcüğü ortaya çıkmıştır. Bu sözcüğün nerde ELLAH nerde ELLAT okunması gerektiğini belirlemek için kapalı te harfi icat edilmiştir fakat bu da yeterli değildir. ELLAT (اللاة ) sözcüğü, duruş halinde yine ELLAH olarak okunmakta ve yine bir karışıklık ortaya çıkmaktadır. Bunun önüne geçmek için sondaki kapalı te harfi açık te (ت) ile değiştirilerek bu sözcük mushaflara (اللات ) şeklinde kaydedilmiş.
  5. Özden Kurt

    EL İLAT

    Batı samilerin (kenaan) dilindeki EL veya İL sözcüğü, tanrı anlamında kullanılan en eski semitik terim olup, aramice ve ibraniceye EL (אל) şeklinde, arapçaya ise İL (إل) biçiminde aynen girmiştir... tanrı (EL / İL) sözcüğünü pekiştirmek için ziyade olarak gelen bir H harfiyle aramice ELaH (אֱלׇהּ), ibranice ELoH (אֱלהּ) ve arapça İLaH (إله) isimleri ortaya çıkıyor... Kelimenin ek almamış semitik prototipi EL veya İL, aslında kenaanlıların pantehonundaki baş tanrının isimdir. Diğer tanrılar, lider tanrının çocukları olarak kabul edildiği için onlara da EL veya İL denilmiş... Böylece bu sözcük özel isim olmakla birlikte, başka tanrılara nispet edildiğinde cins isim olarak kullanılagelmiştir... Araplar ilah kelimesini tüm tanrıları niteleyen genel bir isim olarak kullanıyorlardı. Eğer spesifik olarak baş tanrı’dan bahsedeceklerse, ekseriyetle onu belirlilik edatıyla, yani EL İLaH (الإله) şeklinde kullanmaktaydılar... Aynı kullanım eski ahitte kelimenin ibranice formu için de geçerlidir: Ha-El (האל) ve Ha-Eloah (אלוה) sözcükleriyle baş tanrı Yahve kastediliyor... Araplar ise baş tanrıyı El-İl (الإل) veya El-İlah (الإله) şeklinde ifade ediyorlardı. Hatta hırıstiyan araplar dahi El-İlah ismini Ha-Eloah (Yahve) manasında kullanmışlardır. Bunu M.S 512 tarihli Zebed Yazıtından biliyoruz... Arapçada ilah kelimesinin asli formu اﻻه şeklindedir. Dolayısıyla El-İlah kelimesinin doğrusu الالاه biçiminde olmalıdır fakat uzatma harfi olan elif (الال اه) kelimeden düşürülmüş ve zebed yazıtında da görüldüğü gibi الإله şeklinde yazılmıştır. Sözcüğün ibranice formunda da aynı dönüşüm göze çarpar; Eloah (אלוה) kelimesi Eloh (אלה) olmuştur. Fakat uzatma harflerinin kelimeden düşürülmesi manada bir tegayür yaratmıyor... Bildiğiniz gibi İLAH kelimesinin ilk harfi düştüğünde -idgam-ı şemsiyye kaidesi gereğince- önündeki belirlilik edatıyla birleşir ve ELLAH (ELiLAH) / الله kelimesi ortaya çıkar. Fakat İLAH kelimesinin asli formu (اﻻه), ELLAH (الله) lafzının üzerindeki uzatma işaretinde kendini gösterir. Yani bu sözcüğün doğrusu الله değil اللاه şeklindedir... ELLAH sözcüğü bu şekilde (اللاه) yazıldığında ELLAT (اللات ) kelimesi ile büyük benzerlik gösteriyor. Aradaki tek fark ELLAT kelimesinin sonundaki T (ت) harfinin müenneslik (dişilik) alameti olmasıdır. Yani ELLAT lafzı, ELLAH lafzının dişil versyonundan başka bir şey değil... Öyle görünüyor ki güney arapçada tanrı anlamındaki İL (إل)'in müennesi olan İLAT (إلات ) kelimesi de tıpkı EL-İLAH'ın ELLAH'a idgamı gibi ortaya çıkmıştır... İL / İLAH (الاه), EL İLAH (الالاه) : ELLAH (اللاه) İLT / İLAT (إلات ), EL İLAT (الالات ) : ELLAT (اللات ) İLT kelimesi batı samilerde baş tanrı olan İL'in eşidir. Genel manada ise dişi tanrılar (tanrıça) anlamında kullanılmaktadır... İL sözcüğünün güney arapçaya aynen (إل) girmesi gibi, onun dişil formu olan İLT de İLAT (إلات veya إلاة ) şeklinde bu dile girmiş ve önüne gelen belirlilik edatıyla birleşerek ELLAT (اللات ) halini almıştır... Özel manada baş tanrı ELLAH'ın eşi, genel anlamda ise TANRIÇA anlamındadır.
  6. Özden Kurt

    Elif-Lam-Mim(Aleph-Lamed-Mem)

    Onda haklısınız.
  7. Özden Kurt

    Elif-Lam-Mim(Aleph-Lamed-Mem)

    Daha öncede söyledim; bunların hepsi tevildir yorumdur sizin fikrinizdir... ama bana sorarsanız içki değil, ateştir cehennemi betimleyen asıl unsur... Yani sözcüğün arapçadaki manası kontekste son derece uygun olduğu için, kelimeye yabancı bir menşe aramak gereksiz diye düşünüyorum.
  8. Özden Kurt

    Elif-Lam-Mim(Aleph-Lamed-Mem)

    "Yemin sahipleri cennetin içinde sordular mücrimlere sizi sekarın içine sokan nedir: أصحاب اليمين في جنات يتساءلون عَنِ الْمُجْرِمِينَ مَا سَلَكَكُمْ فِي سَقَرَ" Kesin olan bir şey var ki Sekar, Cehenneme verilen bir isimdir. imdi cehennemi betimlediğinde şüphe dahi olmayan bu isim hangi manadan türetilmiş olabilir ? Yalancılık ? İçki ? Yakıcı sıcak (ateş) ? Sizi bilemem ama, bana sorarsanız kelimenin ibraniceden türetilen manaları surenin kontekstine hiç uymuyor.. yani arapçadaki sıcaklık veya yakıcılık manası cehennemi betimlemek adına çok daha isabetli gibi... Cennettekilerin cehennemdekilere sorduğu soruya bakın. Yalan veya içki bu kontekste hiç uygun mu ? "Sizi ateşin / içkinin / yalanın içine sokan nedir: مَا سَلَكَكُمْ فِي سَقَرَ"
  9. Özden Kurt

    Elif-Lam-Mim(Aleph-Lamed-Mem)

    Fahreddin Razi bunun kök itibariyle yakmak anlamına geldiğini örnekse "سَقَرَتْهُ الشَّمْسُ / Güneş onu yaktı" denildiğini söylüyor müferedatında. Ki ayetin kontekstine bakıp meselenin cehennem ile ilgili olduğunu da göz önüne alırsak bu mana oldukca tutarlı... "Yalan" manası surenin bağlamına daha uygunsa gayet tabii o da olabilir. Ama öncelikle bu sözcük ibraniceden arapçaya bu manada geçmiş ve kullanılmış mı bakmak lazım... Çünkü aynı kökten türediği halde çok başka manalara gelen sözcüklerin sayısı oldukça fazla. Örnekse, arapça Hımar örtü demektir ama bu sözcüğün ibranicedeki muadil kökünde asla örtmek örtünmek gibi bir mana yoktur. Tam aksine aynı sözcük bu dilde çamur ve balçık anlamına gelir... Şimdi sırf aynı kökten türemişler diye, nur suresinde "kadınların yakalarına başörütüsü değil de çamur ve balçık vurmaları emredilmiştir" gibi bir iddiada bulunmak her halde çok abzürt olurdu... Aynı mantık müddesirdeki sekar için de geçerli...
  10. Özden Kurt

    Elif-Lam-Mim(Aleph-Lamed-Mem)

    ibranice Shekar (שֵׁכָר) = içki Arapça Seker (سَكَرًا) = içki Bunlar aynı kökten geliyorlar: Şin-Kaf-Reş (שכר) ve Sin-Kef-Ra (سكر) Müddesir suresinde geçen "Sekar" sözcüğünün kökü ise Sin-kaf-ra (سقر)'dır. içki anlamına gelen o iki sözcükten farklı bir fiilden türemektedir yani. İbranice Kaf olarak okunan כ harfinin arapça karşılığı Kef olarak okunan ك harfidir.. Yani, Shekar (שֵׁכָר)'ın arapça muadili SEKAR (سقر) değil; Bunlar aynı kökten gelmiyorlar. Arapça SEKAR sözcüğünün karşılığı olabilecek ibranice kelimeyi (שקר) kökünde aramalısınız...
  11. Özden Kurt

    Elif-Lam-Mim(Aleph-Lamed-Mem)

    Mecburen dönüşür. çünkü ibrani alfabesinde "S" sesini karşılayacak başka kelime yok... Mesela, arapça Himar (حمار), eşek demektir. Hamr (خمر), şarap demektir... Birincisi ha-mim-ra (حمر) kökünden, ikincisi hı-mim-ra (خمر) kökünden türetilir. İbranicede ise, "H" sesini karşılayacak harf sayısı arapçadakinden az olduğu için her ikisi de aynı kökten türetilmektedir (חמר) Örnekse; Eşeğin çene kemiğiyle bin kişiyi öldürdüm (בלחי החמור הכיתי אלף איש) Kral belşassar ...şarap içti (בלשאצר מלכא ...חמרא שתה) Şimdi bu benzerlikten yola çıkarak, "Himar (حمار) aslında eşek değil, şaraptır çünkü ibranicede öyle geçiyor" demek nekadar anlamsız ise, "sekar (سقر)" kelimesine içki veya şarap manasını yüklemek de o kadar anlamsızdır... Eğer ibranicede şarap veya içki anlamına gelen Shekar (שֵׁכָר) sözcüğünün arapça karşılığını arıyorsanız bakmanız gereken kelime sin-kef-ra kökünden gelen (سكر) sözcüğüdür. Örnekse, Nahl 67: تتخذون منه سكرا ورزقا حسنا (Onlardan güzel bir rızık ve içki elde edersiniz)
  12. Özden Kurt

    SÜMER'DE '' KUR '' KUR'AN -I KERİM

    Ayette geçen ism (إسم) sözcüğünün başındaki B (ب) harfi, önüne geldiği kelimeye "a, e, ile" manasını kazandıran bir hal ekidir. Bu ek, bazen zait olarak kullanılır ve manaya tesir etmez. yani terçüme şu şekilde yapılabilir: Rabbin adına söyle (tebliğ etmek manasında) Rabbin adı ile söyle (dua etmek manasında) Rabbin adını söyle (zikir çekmek manasında) Şahsen, "Rabbin adını kıraat etme" eyleminin eski bir ritüel ibadet olduğunu tevratta gördüğüm için, doğru terçümenin son iki seçenekten birisi olduğunu düşünüyorum...
  13. Özden Kurt

    SÜMER'DE '' KUR '' KUR'AN -I KERİM

    Bana göre "Rabbin isimini kiraat etmek" eyleminin, ekseriyetle tanrı adına yapılan bir sunakta gerçekleştirilmesi bunun bir ritüel, ibadet olduğunu gösteriyor... "Rabbin ismini söyle" cümlesini, Tanrının isiminin söylenmemesi düsturunun serbest hale getirilmesi gibi yorumlamak biraz zorlama olur diye düşünüyorum. "Kuran" kelimesine "okuma kitabı" manasını vermek için illaki süryanice olduğunu savunmak gerekmiyor. Kelimenin arapçadaki manası da zaten aynıdır. Mesela kuranda geçen "sabah kuranı" ifadesi, sabah namazında ayetlerin (ilahilerin) melodik bir şekilde okunmasıyla ilgilidir. Benim kanaatimce kuran, arapça bir kelimedir. Çünkü arapçada KRE kökü vardır ve bu fiil kökünün masdarı da kuran'dır. Zaten bu sözcüğe başka bir menşe isnat etmek pratikte hiçbir değişiklik de yaratmıyor. Çünkü ibranice veya süryanice gibi dillerde KRE kökünün manası, arapçadaki KRE'nin manasına eşdeğer... Mesela HMR kökü, her iki dilde eşdeğer değildir; arapçada örtmek anlamına gelirken süryanicede kavis anlamına gelir. Bu fiilin masdarı olan hımar / khamer kelimesini arapça okursanız örtü, süryanice okursanız kemer anlamına gelir. Yani anlam bakımından çok farklıdır. Fakat KRE kökü her iki dilde de eşanlamlıdır. dolayısıyla kuran kelimesinin süryanice veya arapça olması bir şeyi değiştirmez...
  14. Özden Kurt

    SÜMER'DE '' KUR '' KUR'AN -I KERİM

    ikra emri, ekseriyetle "okumak" anlamıyla meallendirilse de, KaRaE sözcüğünün en az dört farklı manaya gelebileceğini daha önce söylemiştim. Bununla ilgili eski ahidin tekvin bölümünden bir kaç örnek vereyim: Aynı şekilde arapçada da bu fiil, “Demek-Söylemek” anlamında kullanılmaktadır. Mesela "Falan kişiye selam söyle : إقرا سلامي على فلان" derken, ikra emrini "Demek-Söylemek" anlamında kullanırlar.. O halde ilk ayetteki ikraya da bu manayı verebiliriz: Yaratan rabbinin ismini söyle ... اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ Aslında bu bir ibadet emridir. "Tanrının ismini söylemek, zikretmek ibadeti" ibranicede "kara başem yahve (קְרָא֙ בְּשֵׁ֣ם יְהוָ֔ה)" şeklinde ifade edilir ve Tevratta bir çok yerde tekrarlanmaktadır... Yine Eski ahidin tekvin bölümünden bir kaç örnek vereyim: ve bir yahudi peygamber, bu ibadetten uzaklaşan kavmini, tanrısına şöyle şikayet eder: Sonuç olarak kur-an kelimesinin bu ayetle doğrudan ilgisi olduğunu ve bu sözcüğün "kendisiyle dua edilen şey" veya daha serbest bir çeviriyle "Dua, zikir kitabı" manasında olduğunu söyleyebilirim.
  15. Özden Kurt

    SÜMER'DE '' KUR '' KUR'AN -I KERİM

    Arapça ve ibranice sözlüklere bakarsanız, eşanlamlı ve eşsesli "kaf ra elif (قرأ)" ile "kuf reş alef (קרא)" fiil kökünün, en az 4 farklı manayı ihtiva edebildiğini görürsünüz; "Okumak, Çağırmak, Hatırlamak ve Söylemek" Bu fiilin mefulüne, yani fiilden etkilenen şeye arapçada Makru (مقروء), ibranicede Mikra (מקרא) denilir. Bunların anlamları ise, bağlamına göre "Okunan, Çağırılan, Hatırlanan veya Söylenen" olabilir... KaRaE (قرأ) fiilinin arapçada iki tane de masdarı vardır. birincisi fi'alet vezninden kıraat (قراءة), ikincisi fu'lan vezninden kuran (قرآن) Bildiğiniz gibi, masdarlar meful manasında da kullanılmaktadırlar. Örnekse Yazdı anlamındaki ketebe fiilinin mefulü, yazılmış şey manasında "mektub" olması gerekirken, çoğu zaman yazmak anlamında bir masdar olan KİTAB sözcüğü, MEKTUB anlamında kullanılır... Aynı şekilde aslen bir masdar olan kuran (قرآن) sözcüğü de Makru (مقروء) anlamında kullanılmaktadır. Dolayısıyla ibranice Mikra (מקרא) kelimesiyle de eşanlamlı hale gelmektedir... Fakat başta da söylediğim gibi bu fiil, türevleriyle birlikte en az dört manayı ihtiva edebiliyor...
×
×
  • Yeni Oluştur...