Jump to content

Vefik Sâmi

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    266
  • Katılım

  • Son ziyaret

Topluluk Puanı

0 Neutral

1 Takipçi

Vefik Sâmi Hakkında

  • Derece
    Advanced Member

Profile Information

  • Gender
    Male

Güncel Profil Ziyaretleri

545 profil görüntüleme
  1. Ateizmi Eleştirenleri Eleştirmek Nedir?

    Hiç sevmediğim muhabbet, geyik muhabbetidir. Ne var ki sen ucundan kıyısından beni de bulaştırmaya çabalıyorsun. Ama; "Hayvan terli" yegen. Yorma kendini. Bu kadar özele girmesek olmaz mı ? Benim "aygıt"tan yana bir sıkıntım olmadı şimdiye kadar. Hattâ, faaliyet o denli aktif ki akranım olan bayan(lar) benden kaçar. İş görecekler de evlâdım yaşında, nikah düşmez. Dediklerine uyup müslüman olsam yaş "baraj"ı 9 kadar düşüyor. Amma velâkin, adamlığın "Racon"una ters. Sen bu işlere kafanı takma. Beni de rahat bırak. Emi yegenim ?
  2. Ateizmi Eleştirenleri Eleştirmek Nedir?

    Beni haklı çıkarmaktan başka bir "halt" etmemişsin. Aslında "ortaya birbuçuk karışık" yazmaktan haz etmem. Ama; zekândan ümitli olduğumdan nâşi, üzerine alınacağını tahmin etmiştim. Görüleceği üzere, o kadar da "pisikoanalitik ve pisikodinamik" cart-curt değilim dimi ? "Model" eski olsa da "saksı "hâlâ iş görüyor. yegen.
  3. Afrin olayı

    Adamın biri hamama gitmiş. Bir güzel yıkanıp temizlendikten sonra, havlulara sarınıp çıkmış. Dinlenerek yorgunluk atmış, kurulanmış. Üzerine de bir bardak tavşan kanı demli çayı devirip, elbisesini giymiş. Ücreti ödemek üzere kasaya yanaşınca bir de ne görsün ? Cüzdanın yerinde yeller asmekte Adam başlamış soğuk terler dökmeye. Hamam sahibine ne dese inanmayacak. Başlamış içinden dua etmeye. "Allah'ım ne olur beni bu sıkıntılı durumdan kurtar" derken, yer sallanmış. Anlayacağanız deprem olmakta. Hamamın dışarı bakan duvarı yıkılmış. Herkes, kendisini dışarı atmaya çabalarken, bizimki de bir fırsatını bulup, kaçmış. Depremin hızı kesilince bakmış ki insanlar kendi derdinde, hamamcının kendisini aradığı yok; istifini bozmadan oradan uzaklaşmış. Bir arkadaşının esnaf dükkanına uğrayıp biraz hasbiâl etmek istemiş. Ancak; arkadaşı seccadeyi, sermiş namaz kılmakta. Bir kenara oturup beklemiş. Dükkan sahibi namazını tamamlayınca, duaya koyulmuş. Hafiften sesli bir şekilde: "Allah'ım kazancımı bereketlendir, bir yerden para gönder de borçlarımı ödeyeyim." deyince, kendisini beklemekte olan arkadaşı hemen kulağına eğilip: "Valla muhterem hiç ümitlenme. Şu aralar Hikmet-i Hüdâ'nın eli biraz dar gibi. Ben, bir miktar hamam parası talep ettim. O, para vermek yerine bin yıllık tarihi hamın duvarını yıktı." *** Tayyip 2019 seçimlerine hazırlanıyor ve algı yönetimi uygulanıyor. Suriyede yarının neler getireceğini kimse bilemez. Kaygan zemin üzerinde "cengâverlik" hikâyeleri ile Tayyip'e itibar devşiriliyor. İşçiye-memura % 30 zam plânlansa karşılığını nereden bulacaklar ?
  4. Ateizmi Eleştirenleri Eleştirmek Nedir?

    İnsanlar değil, insanların ürettiği düşünceler eleştirilir. Fakat ma'alesef, bu güne kadar benim forumlarda gördüğüm şey, düşünceye analitik yaklaşımla eleştiri getirmekten ziyâde, o düşüncenin sâhaibi ile alay etmek, aşağılamak, hızını alamayıp, küfür etmek şeklindedir. bir de son zamanlarda açılan başlıkla kel alâka mesajlar asıp, aklı sıra ne denli "zeki" olduğunu kanıtlamaya çabalayan "Bedevi" türevleri zuhur etti.
  5. Ebu Leheb’i tanıyalım.

    Bu hadisin uydurma olduğu noktasındaki düşünceye itiraz etmem. Çünki; anlatı, kendi içinde sakat bir mantık barındırıyor. Bilindiği üzere Muhammed putları yok sayıyordu. Eldeki bilgilere göre de kendi halkı en çok putları ortadan kaldırmak istediği için Muhammed'e cephe almıştı. Ne var ki bu rivâyete göre, Ebû Leheb putlara savaş açan Muhammed'e ses çıkarmayıp, hattâ üzerine de "yardım" teklif ederken, Abdülmuttalip için "Cehennemlik" dedi diye tavrını değiştirmiş. Bu, pek tutarlı görünmüyor. Kaldı ki "put" mevzûsu Muhammed'e itibar ve haklılık kazandırma adına ön plâna çıkarılmış gibi duruyor. Muhammed'in "elçi" liği onaylanırsa "Allah'tan geldiği"ni iddia ederek söylediği her şey otomatikman kabul edilecek, "Elçi" olarak Muhammed, Arapların gelenkleştirdikleri inançlarını istediği gibi reforme edebilecekti. Enfâl Sûresi bu hususda ilginç doneler vermekte. Müşrikler demişler ki; "Ve: "Allâh'ım, eğer bu, senin yanından gelmiş gerçekse başımıza gökten taş yağdır, yahut bize acı bir azâb getir!" demişlerdi." (Enfâl 32) Allah ise Muhammed'e meydan okuyan müşriklere direkt cevap vermek yerine "elçi"si üzerinden dolaylı "Cevap"(!) vemiş. "Oysa sen onların içinde iken, Allah onlara azap edecek değildi. Bağışlanma dilerlerken de Allah onlara azap edecek değildir." (Enfâl 33) Böyle bir mantık var mı yahu ? Kıyamette "mizan" kurulup da "hesap" görülürken Muhammed de orada olmayacak mı ? Muhammed var diye, Allah'a karşı dilediğimiz gibi "posta" koymak mübah mı ? Ayrıca, kimsenin "Bağışlanma" dilediği de yok ki ? Adamlar, Enfâl 31'de "İstesek, bir benzerini biz de söyleriz" derken, sonra gelen âyette "Bu senden ise başımıza taş yağdır" diye âdetâ alay ediyorlar. "Bağışlanma isteği" nerede ki ? "Tevhid"miş, "put"muş hepsi hikâye. Muhammed'in elçiliği kabul olunduğunda onun "Allah adına" diyerek söylediği her şeye kayıtsız-şartsız itaat-biat gerekecek. Toplumu istediği gibi peşinden sürükleyecek. Nitekim yapmış da !.. Muhammed elçilik iddiasıyla ortaya çıkana kadar, Arabistandaki putperest Araplar ile Hristiyan ve Yahudiler barış içinde yaşamışlar. Kan, "Allah adına" dökülmüş. Yağma, "Allah adına" yapılmış, Ganimet, "Allah adına" toplanmış. İnsanlar, "Allah adına" esir-köle edilip pazarlarda meta gibi satılmış. "Allah adına" kadınların ırzına geçilmiş. "Her ağaç meyvesinden tanınır" (Luka 6:44) Otuz sene boyunca "samimi bir müslüman" olmak için çırpınıp durmuştum. Ben bu samimiyet peşinde debelenirken, Muhammed'in ganimet topladığını, eş üstüne eş alıp, cariye edindiğini fark edince - Bu cümlemi tuhaf karşılamayın. Duymak ile idrak etmek epey farklı hususlardır. - "Bir peygambere bunlar yakışır mı ?" diyerek onun getirdiği her şeyden yüz çevirdim. Zâten benim idrak ettiklerimi fark edip de hâlâ müslüman olarak yaşamaya devam edenlerin, inançlarında samimi olduklarına aslâ inanamam. Hattâ; Hristiyan ve Mûseviler için de aynı şeyleri düşünür; Kitaplarını okumadan, o "kitap" ların "Tanrı'dan-Allah'tan" olduğunu peşinen kabul etmelerine bir anlam veremem..
  6. Temel Ateizm Eleştirisi

    " Şüphesiz Allah, mü’minlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır. Artık, onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve ölürler. Allah, bunu Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da kesin olarak va’detmiştir. Kimdir sözünü Allah’tan daha iyi yerine getiren? O hâlde, yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. İşte asıl bu büyük başarıdır." (Tevbe 111) Ebedi hayat ve Cennet mukâbilinde, "Öteki"ni öldürme ve bu uğurda ölme üzerine binâ edilmiş bir inancın "Barış ve esenlik dini" olduğunu iddia etmek gülünçtür. Kur'anda Allah'ın kendi kendini övdüğü, böbürlendiği âyetler dışında - Buna da neden ihityaç duymuş, düşünmek lâzım. -- diğerleri; Muhammed'in 23 yıllık tebliğ sürecinde karşılaştığı problemler için ürettiği strateji ve çözümlerden oluşur. Farklı dönemlerde farklı olaylara günübirlik çözümler getirldiği için, Kur'an; ilkesellikten uzakk ve tamâmen dönem kültürüne uygun kurallar ihdas etmiş bir kitaptır. Benzer hâdiseler için getirdiği hükümler sebep-sonuç ilişkisinden bağımsız ve konjonktüreldir. Bu itibarla Muhammed 4'te; "(Savaşta) inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihayet onları çökertip etkisiz hâle getirdiğinizde bağı sıkı bağlayın (sağ kalanlarını esir alın). Artık bundan sonra (esirleri) ya karşılıksız ya da fidye karşılığı salıverin..." derken Ahzab 26'da " Allah, kitap ehlinden olup müşriklere yardım edenleri kalelerinden indirdi ve kalplerine büyük bir korku saldı. Siz onların bir kısmını öldürüyor, bir kısmını da esir ediyordunuz." der. Lıght müslümanlar genellikle dönmesel nitelikteki kuralları "evrensel ilke" gibi sunmaya çabalarken, ne denli komik durumlara düştüklerinin farkında değillerdir. Muhammed 4 Bedir savaşı sonnrası Mekke'li esirler için verilmiş bir karardır. Halbuki Ahzab 26 Ben-i Kureyzâ katiliamını övmektedir. Kureyzâ Yahudidir; Kureyş, Araptır.
  7. Ebu Leheb’i tanıyalım.

    Ebu Leheb ile ilgili İslâmi kaynaklardan bir rivâyeti de ben aktarayım. Herhâlde çoğu msülüman Ebû Tâlip'in ölümü sonrasında - Bir süreliğine de olsa - İslâm Peygamberini diğer amcası Ebû Leheb'in korumaya aldığını bilmez. *** Peygamberimiz (a.s.), amcası Ebu Talib'in vefatından sonra, günlerce evinden dışarı çık­madı. Hep evinde oturdu. Pek az dışarı çıktı.Dışarı çıktığı zaman da, Kureyş müşrikleri, Ebu Talib'in sağlığında yapmak isteyip de yapamadıkları hakaret ve işkenceleri,istediklerini yapmaya başladılar. Nitekim, Kureyş müşriklerinin beyinsizlerinden bir beyinsiz Peygamberimiz (a.s.)ın önünü kesip başına toprak saçmış, Peygamberimiz (a.s.) başı toza toprağa bulanmış olarak evine gir­mişti. Kızlarından birisi hemen kalkıp Peygamberimiz (a.s.)ın başındaki tozu toprağı ağlaya ağlaya giderirken, Peygamberimiz (a.s.): "Kızcağızım! Ağlama! Muhakkak ki, Allah senin babanı koruyacak, savunacaktır!" demişti. Peygamberimiz (a.s.)ın kendi kendine de: "Ebu Talib ölünceye kadar, Kureyşlilerden, böyle birşey başıma gelmemişti! Ey amca! Senin yok­luğunda, imdadıma senden daha çabuk koşanı bulamadım" buyurduğunu işittiği; ve müşriklerin Peygamberimiz (a.s.)ı himayesiz bularak işkenceye uğratmaya kalktıklarını gördüğü zaman, Ebu Leheb Peygamberimiz (a.s.)ın yanına geldi ve: "Ey Muhammedi Git! Ne istiyorsan, Ebu Talib'in sağlığında ne yapıyor idiysen, yine yap! Lât'a andolsun ki, ben ölünceye kadar sana hiç kimse dokunamayacaktır!" dedi. Bir gün, Gaytala'nın oğlu Peygamberimiz (a.s.)a sövüp sayarken, Ebu Leheb çıkageldi. Onu yüzünün üzerine düşürdü. Gaytala'nın oğlu: "Ey Kureyş cemaatı! Ebu Utbe dininden çıkmış!" diyerek bağırmaya ve yaygaraya başladı. Kureyş müşrikleri gelip Ebu Leheb'in üzerine dikildiler. Ebu Leheb onlara: "Ben Abdulmuttalib'in dininden ayrılmış değilim. Fakat, ben kardeşimin oğlunu yapmak istediği şeyi yapıncaya kadar koruyorum" dedi. Müşrikler: "Güzel ve iyi etmişsin!" dediler. Peygamberimiz (a.s.), böylece, bir müddet, Ebu Leheb'in korkusundan hiç kimse sataşmaz olduğu halde, gider gelir oldu. Bir gün; Ukbe b. Ebi Muayt ile Ebu Cehil Amr b. Hişam Ebu Leheb'in yanına giderek, ona: "Kardeşinin oğlu sana babanın nereye girdiğini haber verdi mi?" diye sordular. Bunun üzerine, Ebu Leheb: "Ey Muhammedi Abdulmuttalib'in girdiği yer neresidir?" diye sordu. Peygamberimiz (a.s.): "O, kavmi ile birliktedir!" buyurdu. Ebu Leheb, Ukbe b. Ebi Muayt ile Ebu Cehil'e: "Ona babamın girdiği yeri sordum. 'Kavmi ile birliktedir' diye cevap verdi" dedi. Ukbe ile Ebu Cehil: "'O ateş (Cehennem) içindedir!' demek istemiştir" dediler. Ebu Leheb tekrar Peygamberimiz (a.s.)ın yanına varıp: "Ey Muhammedi Abdulmuttalib, ateşe (Cehenneme) mi girdi?" diye sordu. Peygamberimiz (a.s.): "Evet! Abdulmuttalib de, putlara tapa tapa onun gibi ölüp gitmiş olan herkes de, ateşe (Cehenneme) girmiştir" buyurdu. Bunun üzerine, Ebu Leheb: "Vallahi, artık sana işkenceden nefes aldırmayacak, temelli düşmanlık edeceğim! Sen Abdulmuttalib'in Cehennemde olduğunu söylersin ha?!" dedi. Ebu Leheb de, başka müşrikler de, Peygamberimiz (a.s.)a düşmanlıklarını ve zulümlerini şiddetlendirdiler. bn S a'd, Tabak âtü'l -k übrâ, c. 1, s. 211, E bu'l-F ere c İbn C evzî, e I-Vefa, c. 1, s. 210-211, Ebu'l-Fidâ, el-Bi dâye ve'n-ni hâye,c. 3, s. 134, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 302, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 2, s. 50-51. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/127.
  8. Muhammed kuranı niye yazdırmadı.

    Orada yaşananlara odaklan. Ben "Kesmediler mi dedim ? İsteksizlikten söz ettim. Eğer Peygamberin eşi Ümmü Seleme'nin fikri olmasaydı, durum nerelere giderdi bilinmez. Ömer'in Hudeybiye'ye itirazına sonradan pişman olmasını yazmışsın. Mekkelilerle görüşmesi için Osmandan önce İslâm Peygamberinin Ömer'i görevlenderdiğini fakat onun "Benim Mekkede düşmanım çok" deyip gitmediğini de yazsaydın bâri. Bu arada Ömer ile ilgili başka bir rivâyeti de aktarayım. Buhari hadisidir, sahihtir.
  9. Muhammed kuranı niye yazdırmadı.

    Nerede bu "Gerçek İncil" dediğin kitap ? Gördün mü ? Okudun mu ? Bak; Kur'an, İncil için ne demekte ? "İncil ehli Allah’ın onda indirdiği ile hükmetsin. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, fasıkların ta kendileridir." (Mâide 47) Eğer Allah, tahrif edilmiş, hükmü ortadan kalkmış İncil için bu âyeti indirmişse abesle iştigâl etmiştir. "Gerçek İncil" ortada yoksa "İncil ehli" bu emri nasıl yerine getirecek ? İncil Muhammed zamanına kadar tahrif olmadan gelmişse, Kur'an'a ne gerek vardı ? Ayrıca, bu "muharreflik" iddianda samimi isen, kim, ne zaman nerede tahrif etmiş; açıklayıver bi zahmet !.. Elinde müselman üfürmesi dışında kanıtın var mı ? Kendisinden vahiy kesilmiş bir peygambere kim ihtiyaç duyar; bir düşün bakalım. Şimdi ile o zamanı kıyas etme. İslâm Peygamberinin sözleri zaman zaman tartışılmıştır. (Bknz. Hudeybiye muahedesi sonrası "Kurbanlarınızı kesin" emri karşısında ashabın isteksizliği ) Ama; Allah'dan gelen vahyi kimse tartışamaz değil mi ? Benimle münâkaşaya girmeden evvel az siyer-i nebi oku. Sebeb-i nüzûl hakkında mâlûmat edin. Daha sonra dilediğin gibi yazarsın. Sağdan-soldan aşırma-duyma bilgilerini "inanç" zannettiğin biat ile harmanlayıp, bana cevap verdiğin zannına kapılırsan hatâ edersin. Senin gittiğin yoldan ben dönüyorum muhterem !..
  10. Namussuzluk toplum boyutunda olursa...

    İnsanlık târihinin başlangıcından bu güne, büyük sıkıntı ve çileler neticesinde yaşanarak, tecrübe edilerek oluşturulmuş değer yargılarının, günümüzde insanları etkileme ve algı yönetiminde sıradan bir "malzeme-tablâ" olarak kullanıldığını dikkate alırsak; genelevde "bâkire" aramanın, bu toplumda "nâmus" aramaktan çok daha mantıklı olduğunu söyleyebiliriz.
  11. Bu kadar Kürtçü CHP'li nereden çıktı?

    Süleyman Demirel; "Siyâset, imkânları kullanma sanatıdır." derdi. Tayyip, ne kadar "Atatürk'çü" ise CHP de o kadar "Kürt'çü"dür. Türk'çü veya Kürt'çü nitelemeleri ayrışmayı körüklüyor, keskinleştiriyor. Algı yönetiminde sıkça kullanılıyor olması tesâdüfi değil. Cem Karaca'nın da dediği gibi: "Bindik bir alamete, gedeyoz gıyâmete."
  12. Muhammed kuranı niye yazdırmadı.

    Hiç bir "kitap" bitmeden iki kapak arasına alınamaz. Muhammed, yaşadığı sürece "Tanrdan vahiy" aldığını iddia edecektir. Çünki; "vahiy" kesilirse insanlar üzerindeki önceki etkinliği de azalacaktır. Eğer kitap tamamlanmış olsaydı; " Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim..." (Mâide 3) ile tamamlanmış olması gerekirdi. Fakat; daha sonra da "nâzil" olan âyetler bulunmakta. Belki "Helâl-haram" bildiren hususlarda yeni emirler olmayacaktır. Ancak; vaaz-ü nasihat, uyarı türü "âyet ve sûre" devam etti.
  13. Mormon Kitabı.

    İnanç; subjektif ve karmaşık bir olgu. Samimi inançlı bu subjektiflik ve karmaşıklık nedeniyle anlatamaz kendisini. Kültür dindarı ise inancın ne olduğunu henüz öğrenemediği için. Bir ihtimâl üzerinden Tanrı'nın var olabileceği kanâ'atini taşımak ile inanmak arasında çok kalın bir çizgi vardır. Elbet, Tanrı yaratmışsa yarattığı insan ile iletişime geçer. Ancak bu daha ziyâde kişinin inançda derinleşmesi vve gerçek iman sahibi olması üzerine bir eğitim ilişkisidir. İnsan Tanrıdan öğrendiklerini hayatına uygular ve sonuçta MESİH'in şu sözü tahakkuk etmiş olur. Eğer sâdece lâfını ederek, çenebazlık ve demagoji üzerinden inanç gerçekleşmiş olsaydı, tüm madrabazlar, sahtekâr ve demagog siyâsetçiler, hatipler en "mükemmel" inançlılar olurdu. İnsanların inacı, Tanrı'nın olup-olmadığı tartışılabilir. İnsanlık var oldukça da tartışılacaktır. Ben buna karışmam. Ancak; kesin bildiğim ve de tartışmaya açık olmayan bir husus var !.. İnancında samimi olmayanın, dini de olmaz.
  14. Ümit Kocasakal CHP genel başkanlığına aday oluyor

    Ümit Kocasakal iyi bir hukukçu ve Atatürkçü'dür. Fakat; korkakrım, "Konu mankeni" olacak. Seçmen üzerine Tayyip lehine uygulanan algı yönetimi tüm hızıyla sürmekte. ABD, Tayyip'in fişini çekmediği müddetçe, onun karşısına çıkanların muvaffak olması zor görünüyor. Son zamanlarda Türkiye-ABD ilişkilerinde gözlemlenen "Gerginlik"in de kayıkçı dövüşü olduğu kanâ'atindeyim. Özellikle de İsrail'in Kudüs'ü "Başkent" yapması noktasında attığı kararlı adımların devem ettiği bu süreçte...
  15. Hüre hür, dişiye dişi, köleye köle...

    "Salağa yatmak" benzetmemi "hakâret" gibi algılamaktasın. O deyim hakâret değil. Bilerek anlamazdan gelmek sözünün abartılı söylemi. Abartı ise hakâret maksadıyla değil, cümle içinde etki kasdıyla yapılır. Nelerle uğraşıyorum yahu !..
×