Jump to content

hulas

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    381
  • Katılım

  • Son ziyaret

hulas kullanıcısının paylaşımları

  1. hulas

    Müzikle Açalım

    1989 yılında Türkiye'yi Eurovision Şarkı Yarışması'nda temsil etmiş olan şarkı: Grup Pan'dan "Bana Bana" Şarkının altyapısı, müzikalitesi çok iyi olsa da maalesef yarışmada herhangi bir derece elde edememiş ve sondan ikinci olmuştur! Şarkının icrası sırasında orkestrayı yöneten şef Timur Selçuk'un performansı ve kendinden geçerek yaptığı "tuhaf" hareketler ise çok konuşulmuştur. Timur Selçuk orkestrayı aşırı hızlı yöneterek şarkının süresinin kısalmasına sebep olduğu için de sonradan çok eleştirilmiştir.
  2. hulas

    Müzikle Açalım

    Bir dönemin çok meşhur şarkılarından... Dr. Alban'dan "No Coke"
  3. hulas

    Müzikle Açalım

    Bendeniz'den "Müjdeler Ver"
  4. hulas

    Müzikle Açalım

    2014 yılında kan kanserinden ölen Murat Göğebakan'dan "Yürektesin"
  5. hulas

    Halka umut bağlamak

    Halkın ciddi bir kesimi, zihnindeki din prangasından kurtulamıyor. Oy verirken bile dini perspektiften bakıyor. Yani siyasi konuları da dinsel bir mesele gibi algılayıp öyle tavır belirliyor. Bu yarı cahil kesim, insanları daha ilk bakışta dindar/kâfir diye etiketliyor. Mesela Yılmaz Özdil ne kadar doğruları yazsa bile, ne kadar akla, vicdana hitap etmeye çalışsa bile, muhafazakar kesim "bu adam dinsiz!" diyerek meseleyi kafadan kestirip atıyor, Özdil'in söylediklerini dinlemiyor bile... Tayyip'i de dindar zannedip sırf bu saikle kendisine oy veren bir kitle var. Din kozunu Tayyip'in elinden alın, göreceksiniz ki vasat eğitimli, kitap okumayan, üniversite diplomasına sahip olduğu bile kuşkulu olan, önünde prompter olmadan doğru dürüst konuşma yapamayan bu antipatik adamın elinde fazla bir avantaj kalmaz. Dinlerin eski insanlar tarafından çeşitli politik/askeri/sosyal amaçlar doğrultusunda uydurulmuş çağdışı kurumlar olduğunun, öyle ilahî/vahyî/kutsal/göksel bir yönünün de olmadığının mutlaka halk tarafından kesin olarak anlaşılması, bu gerçeğin kafalara dank etmesi gerekiyor. En önce, dinlerin "tabu" olduğu bir iklimden sıyrılmak gerekiyor tabii. Dinler sağlıklı düşünmeyi engelleyen, ilericiliğe kesinlikle engel teşkil eden parazitlerdir. Zaten Ateistforum'un kurumsal amaçlarından birisi de dinler konusunda halkın gözünü açmak, uyanmasını sağlamak ve dogmaları terkedip akıl/mantık/bilim ekseninde düşünüp karar verebilmesini sağlamak değil midir? Eğitim seviyesi yükselip de bilgilenme arttıkça, bir sorgulama kültürü tüm toplum katmanlarına hakim oldukça, temeli aslında çürük olan ve tonlarca defosu bulunan dinler halk nezdindeki itibarını, ağırlığını, belirleyiciliğini yitirecek ve halk gerçek anlamda modern ve ilerici bir toplum olma yoluna girecektir diye tahmin ediyorum ben. Tabii bu ne zaman (hangi tarihlerde) tam olarak gerçekleşecek, onu bilemiyorum.
  6. hulas

    Müzikle Açalım

    Erol Evgin'den 2 nostaljik şarkı: "İşte Öyle Bir Şey" ve "Sevdan Olmasa" 2 şarkının da bestesi, Hababam Sınıfı'nın da müziğini bestelemiş olan Melih Kibar'a ait...
  7. hulas

    Müzikle Açalım

    1982 Eurovision Şarkı Yarışması'nda birinciliği kazanmış şarkı: Nicole'den "Ein Bisschen Frieden" (ALMANYA)
  8. hulas

    Müzikle Açalım

    Banu'dan güzel bir nostaljik şarkı: "Unutulur"
  9. hulas

    Wikipedia yasaklandı

    Yaklaşık 3 yıldır (tam olarak 991 gündür) devlet tarafından engelli olan, neden yasaklandığı bir türlü tam olarak anlaşılamayan "özgür internet ansiklopedisi" Wikipedia, nasıl olduysa oldu, nihayet açıldı. Anayasa Mahkemesi'nin özgürlükler lehinde karar alması çok olumlu, ümit verici bir gelişme... Çünkü bu sorun, temelde bir özgürlük sorunuydu. Sansürcü ve baskıcı zihniyetin mağlup edilebilmesi sorunuydu. Anayasa Mahkemesi de, sitenin tamamına erişimin engellenmesinin, ifade özgürlüğünün ihlali olduğuna karar verdi. (Karar, 6'ya karşı 10 üyenin oyuyla alındı) Yargının alabildiğine siyasallaştığına inanılan bir ortamda, insana "Memlekette bağımsız ve açık fikirli hâkimler de varmış" dedirten bir gelişme oldu bu. Wikipedia'da, özellikle siyasi/tarihi konularda bazı taraflı, yanlış, manipülatif şeyler yazıyor olabilir (zaten dünyadaki herkesin istediği gibi içerik girme imkanına sahip olduğu bir ansiklopedinin yüzde yüz güvenilir olması düşünülemez) ama bu meseleyle mücadele etmenin çaresi, siteyi "komple" yasaklamak olmamalıydı. Nitekim şimdi site açık ve kıyamet de kopmadı, ortada çok da korkulacak bir şey olmadığı görüldü. Yasağa gerekçe olarak gösterilen "Devletin itibarı" filan da, bir internet sitesi erişime açıldı diye yerle bir olmadı. Internet denilen platform, prensip olarak bir "özgürlükler meydanı" olmalı ve öyle kalmalıdır. Yasakçı kafaya bugün elinizi verirseniz yarın kolunuzu kaptırırsınız. Anayasa Mahkemesi'nin "gerekçeli kararı" ile ilgili bir haber: https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/anayasa-mahkemesinin-wikipedia-kararinin-gerekcesi-aciklandi-/1703024
  10. hulas

    Bazı filmler...

    "Top 250" listesinde görünmeyen fakat çok yüksek bir puan ortalamasına sahip olan bir Türk filmi var. Alper Çağlar'ın 2016'da çektiği "Dağ II" isimli film, tam 102.441 kişi tarafından oylanmış durumda ve filmin puanı da 10 üzerinden 8.9 Normal şartlarda "top 250"de yer alması gereken bu film, sitenin "regular voter" olarak değerlendirdiği üyelerden yeterli puanı alamadığı için "top 250" listesinde görünmüyor... Imdb, "regular voter"ların kimlerden oluştuğu bilgisini ve "regular voter" sayılmak için gerekli olan kriterleri ise, site politikası gereği, saklı tutuyor. 2012 yapımı "Dağ" filminin devamı niteliğindeki "Dağ II" filminde, Irak'ta IŞİD tarafından esir edilen bir kadın gazetecinin özel bir tim tarafından kurtarılması hikaye edilmiş.
  11. hulas

    Bazı filmler...

    Contratiempo, nihayet imdb'nin "en iyi 250 film" listesine girmeyi de başardı. Listenin 246. sırasında artık Contratiempo var. 101.562 kişinin oy kullandığı film, 10 üzerinden 8.1 puan ortalamasına sahip şu anda... İyi kurgulanmış ve sürpriz sona sahip bir film izlemek isteyenler, Contratiempo'yu kesinlikle kaçırmamalılar bence. (Liste şu anda 3 tane de Türk filmi barındırıyor. Çağan Irmak'ın yönettiği "Babam ve Oğlum" 150. sırada; Yavuz Turgul'un yönettiği "Eşkıya" 181. sırada; Nuri Bilge Ceylan'ın yönettiği "Kış Uykusu" ise 250. sırada)
  12. hulas

    En Pahalı Tablolar

    Çok doğru... En acıklı öykü de Van Gogh'a aittir herhalde. Van Gogh'un tüm hayat hikayesi, trajedi kelimesinin vücut bulmuş hali gibidir. Aslında son derece üretken bir ressam olan fakat hayattayken asla kıymeti bilinmeyen Van Gogh, tüm yaşamı boyunca sadece ve yalnızca 1 (yazıyla: BİR!) resmini satabilmeyi başarabilmiştir. Onu da son derece cüzi bir fiyata. (bugünkü parayla 2000 dolara) Hayatı boyunca büyük maddi zorluklar içinde yaşayan, erkek kardeşinden gelen küçük para yardımlarıyla bazı günler karnını ancak zor doyurabilen, alkolizmin pençesine düşen, bir ara akıl hastanelerinde yatan (kuvvetle muhtemel ki "Bipolar Bozukluk"tan muzdarip olan) Van Gogh, bir ruhî bunalım neticesinde usturayla kendi sol kulağının bir kısmını kesmiş, bunalımları ve atakları zamanla geçmeyince de henüz 37 yaşında iken tabancayı göğsüne dayayıp intihar etmiştir. Son sözü bile manidardır. Son nefesini verirken "Keder sonsuza kadar sürecek" demiştir. Eserlerinin bir gün gelip de milyonlarca dolar edeceğini, kapış kapış gideceğini hiç bir zaman bilemeden ve tam bir hayal kırıklığı içinde bu dünyayı terketmiştir.
  13. hulas

    Biraz gülümseyelim lütfen ...

    Bundan 56 sene önce, 16 Ekim 1964 tarihinde Hürriyet gazetesinde yayınlanmış ilginç bir haberin kupürü: Gayet ciddi dille verilen ve psikiyatrist Ord. Prof. Dr. İhsan Şükrü Aksel'in araştırmalarına dayandırılan haberin başlığına gülmek mi gerek yoksa ağlamak mı, ben karar veremedim!!?
  14. hulas

    En Pahalı Tablolar

    Sanatın kirli emellere alet ediliyor olması ihtimali can sıkıcı demek istemiştim. Yoksa linkte yazılanlar "büyük ihtimalle" yanlış değil... Yani bu işin içinde bir bityeniği olduğu zaten seziliyor, hissediliyor. Çünkü bazı sanat eserleri için gözden çıkarılan rakamlar gerçekten hiç de normal değil. Bu çılgın fiyatlar, ilk zamanlarda, zengin tabakaya mensup insanların kendi aralarında bir şov yapma, bir hava atma vasıtasıymış gibi görünüyordu, öyle anlaşılıyordu. Ya da ultra zenginlerin, sanatı teşvik ediyormuş gibi görünerek kendi aralarındaki bir statü edinme yarışması imiş gibi görünüyordu konu. Fakat artık mesele bunun çok ötesine geçmiş gibi... Konu, polisin "mali suçlar"a bakan departmanını ilgilendiren bir boyuta taşınacak bu gidişle.
  15. hulas

    En Pahalı Tablolar

    Ben de senin gibi bu "modern sanat" kapsamına dahil edilen resimlerden pek hazzetmiyorum açıkçası. Klasik sanattan, realist resimlere bakmaktan alınan keyfi ve tatmini, modern diye nitelenen eserler bence de veremiyorlar. Ama çağdaş sanatın da dünyada müşterisi, beğeneni var demek ki. Yani bu alanda bir talep var ki, modern eser veren sanatçılar da üretim yapmaya devam ediyorlar. Astronomik fiyatlara gelirsek... Esasen bu "müzayede sektörü"nde, daha doğrusu, birtakım para babalarının güzel sanatlar eserlerine yaptıkları çılgın yatırımların ve savurdukları akla ziyan paraların kökeninde bazı karanlık mevzuların olduğuna dair, fırsatçı sanat simsarlarının dümenler çevirdiğine dair birtakım dedikodular mutlaka kulağınıza gelmiştir. Bunlar dedikodudur herhalde diye düşünmüşümdür hep... Kara para aklamak için güzelim sanat eserlerini istismar etmeyi düşünmüyordur herhalde hiç kimse! Bunlar milletin ağzındaki birtakım asılsız dedikodulardır deyip geçelim!! Hele ki şu linkte okuduklarımın tek kelimesine bile inanmak istemiyorum!: https://www.e-skop.com/skopbulten/bir-kara-para-aklama-araci-olarak-sanat/2626
  16. hulas

    En Pahalı Tablolar

    Bir de, Türk ressamlar tarafından yapılmış olan ve yüksek fiyata alıcı bulmuş olan tabloları görelim mi? En pahalı "yerli" tablolar konusunda kesin, güncel, sıralı, yüzde yüz güvenilir bir listeye rastlayamadım. İnternette de farklı tarihlere ait, farklı veriler içeren haberler, listeler mevcut. 2019 tarihli bir haberde, Osman Hamdi Bey'in "Kuran Okuyan Kız" adlı eserinin Londra'da yapılan bir müzayedede 44 milyon 122 bin TL'ye (6 milyon 315 bin sterline) satılarak böylece "bir Türk sanatçıya ait en pahalı resim" ünvanına sahip olduğu bilgisine yer veriliyor. Ayrıca, Osman Hamdi Bey'in "Yeşil Cami'de Kuran Dersi" isimli bir tablosu da 2019 yılında 35 milyon TL'ye (4 milyon 640 bin sterline) alıcı bularak en pahalı ikinci Türk resmi olmuş. Daha da eski rekor, yine Osman Hamdi Bey tarafından yapılan "Yeşil Cami Önü" isimli tabloya aitmiş. 1882 tarihinde çizilmiş olan bu tablo, 2016 yılında düzenlenen bir müzayedede 13 milyon 509 bin TL'ye alıcı bulmuş. İşte (çeşitli kaynaklardan derleyebildiğim kadarıyla) Türk resminin en pahalı tabloları: 1. Osman Hamdi Bey'in "Kuran Okuyan Kız" tablosu: (44 milyon 122 bin TL) https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/e/eb/Young_Woman_Reading_by_Osman_Hamdi_Bey.jpg 2. Osman Hamdi Bey'in "Yeşil Cami'de Kuran Dersi" tablosu: (35 milyon TL) http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/erlEWP0Fvk-42wtnZZlq8g.jpg 3. Osman Hamdi Bey'in "Yeşil Cami Önü" tablosu: (13 milyon 509 bin TL) https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/3/3c/Osman_Hamdi_Bey'in_"Yeşil_Cami_Önü"_tablosu.jpg 4. Osman Hamdi Bey'in "İstanbul Hanımefendisi" tablosu: (9 milyon 750 bin TL) https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/d/da/A_Lady_of_Constantinople_-_Osman_Hamdi_Bey.jpg 5. Fahrelnisa Zeid'in "Atomun Parçalanışı ve Bitkisel Yaşam" tablosu: (5 milyon 450 bin TL) https://i.pinimg.com/originals/1a/68/90/1a6890f0d77bf5584b57ed0ee4fb71fc.jpg 6. Osman Hamdi Bey'in "Kaplumbağa Terbiyecisi" tablosu: (5 milyon TL) (birinci versiyonu) https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/4/4a/Osman_Hamdi_Bey_-_The_Tortoise_Trainer_-_Google_Art_Project.jpg (ikinci versiyonu) https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/f/f0/Kaplumbağa_Terbiyecisi_vers2.jpg 7. Osman Hamdi Bey'in "Vazo Yerleştiren Kız" tablosu: (3 milyon 282 bin TL) https://i.pinimg.com/originals/4b/2f/8d/4b2f8da5b3bc90b75b02ac4e80aee9e6.jpg 8. Erol Akyavaş'ın "Kâbe" tablosu: (2 milyon 900 bin TL) http://www.magazinsortie.com/images/upload/EROL AKYAVAŞ.jpg 9. Erol Akyavaş'ın "En-el Hak" tablosu: (2 milyon 780 bin TL) https://media-cdn.t24.com.tr/media/stories/2012/03/raw_en-el-haka-rekor-fiyat_715837314.jpg 10. Burhan Doğançay'ın "Mavi Senfoni" tablosu: (2 milyon 700 bin TL) https://www.arttv.com.tr/handlers/SpotResim.ashx?Id=1150&width=823&height=412 11. Erol Akyavaş'ın "Kuşatma" tablosu: (2 milyon 600 bin TL) https://uploads2.wikiart.org/00105/images/erol-akyavas/ku-atma-the-siege-1982.jpg!Large.jpg 12. İbrahim Çallı'nın "Avluda Oturanlar" tablosu: (2 milyon 460 bin TL) https://i.hurimg.com/i/hdn/75/0x0/59c8861145d2a027e83c5d8a.jpg 13. Osman Hamdi Bey'in "Han İçi" tablosu: (2 milyon 200 bin TL) http://www.rportakal.com/Contents/148/2011211265739_182.jpg 14. Şevket Dağ'ın "Ayasofya" tablosu: (2 milyon 150 bin TL) https://i.pinimg.com/originals/14/21/2d/14212d0056dc9709d05a01e49cfa3f62.jpg 15. Fahrelnisa Zeid'in "Londra" tablosu: (1 milyon 325 bin TL) http://i.sabah.com.tr/sb/galeri/yasam/en_pahali_turk_tablolari/londra.jpg 16. Şeker Ahmet Paşa'nın "Narlar ve Ayvalar" tablosu: (1 milyon 300 bin TL) https://i.pinimg.com/originals/7e/df/2b/7edf2bb1af00692e85851e4aef9aac61.jpg 17. Süleyman Seyyid'in, ''Karpuzlu Natürmort'' tablosu: (1 milyon 300 bin TL) https://www.artnet.com/WebServices/images/ll00148lldpKjGFgmReR3CfDrCWvaHBOcYU0D/süleyman-seyyid-karpuzlu-natürmort.jpg Not: Dünyaca ünlü ressamımız Osman Hamdi Bey (1842-1910), Osmanlı Sadrazamlarından İbrahim Edhem Paşa'nın en büyük oğludur. Osmanlı'daki ilk güzel sanatlar okulunu (bugünkü adıyla Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'ni) ve ilk arkeoloji müzesini (İstanbul Arkeoloji Müzesi'ni) kuran kişidir. İlk Türk arkeoloğu kabul edilen Osman Hamdi Bey, dünyaca ünlü İskender Lahdi'ni bulmuştur. Kendisi ayrıca, İstanbul'un Kadıköy ilçesinin ilk Belediye Başkanıdır. En meşhur eseri, "Kaplumbağa Terbiyecisi" isimli tablosudur.
  17. hulas

    Ateistlerin de Kabul Edebileceği Bir Tanrı Modeli

    Tanrı fikrine evrenin varlığından yola çıkılarak ulaşılıyor. "Evren nereden çıktı?" sorusuna bir cevap olarak eski insanlar tanrı kavramını icat etmişler. Teistler ve deistler, tanrıyı "evreni yoktan var eden müstakil güç" olarak anlıyor. Panteizm, bilindik tanrı kavramını biraz "sulandırıyor" gibi geliyor bana. Çünkü "tanrı evrenin kendisinden ibarettir" derseniz, yani evren ile tanrı özdeş olursa, o zaman evrenden gayri ikinci bir varlık ortada yok demektir. O zaman da tanrı "fiilen" yok ediliyor ve sadece bir kelimeye (sözde varlığa) indirgeniyor demektir. Panenteizm ise işi daha da çıkmaza sürmüş gibi sanki. "Evren ile tanrı aynı şeydir" deyip, sonra da tanrıyı bir de evrenden bağımsız (aşkın varlık) sayıyor! (Nasıl olabiliyorsa böyle bir şey!) Panteizm ve panenteizm, "evren nereden çıktı?" şeklindeki soruya kararlı bir cevap vermiş olmuyorlar bence. Çünkü "tanrı ve evren aynı şeydir" deyince evrenin kaynağı (evrenin nereden çıktığı) izah edilmiş olmuyor. Teistler ve deistler ise bu soruya "tanrı adında ayrı bir varlık onu yoktan var etmiştir" diyerek tamamen spekülatif de olsa bir cevap uydurmuş oluyorlar en azından.
  18. hulas

    Ateistlerin de Kabul Edebileceği Bir Tanrı Modeli

    Bir fikir jimnastiği yapalım, bazı sorular üretelim: Tanrının mümeyyiz vasfı, evreni yoktan var edebiliyor olmasıdır, öyle değil mi? Evreni yoktan var edemeyecek bir güce, tanrı diyemiyoruz zaten. Peki bu güç, nasıl hiç yoktan devasa bir evren var edebiliyor? En önemlisi, koskoca evreni "neresinden" çıkarıyor tanrı? "Hokus pokus" deyip de yaratıyor mu diyeceğiz? Önceden hiç var olmayan devasa bir evren, nasıl oluyor da tanrının "olsun bakalım" demesiyle birdenbire var oluveriyor? Tanrıya böylesine bir yaratma gücü nereden gelmiş olabilir? Bu güç ve yetenek nereden peydah oluyor da sonra gelip tanrının bünyesinde toplanıyor? Tanrının evrenin içinde mi yoksa dışında mı olacağı meselesi de tam bir muammadır. Tanrı nerededir tam olarak??? Evrenin içinde bulunan bir şeyin, evreni yoktan var etmesi ihtimalini düşünemeyiz. Tanrı evreni yoktan var edip sonra da evrenin içine sızmış değildir herhalde! O zaman tanrı mutlaka evrenin dışında bir yerlerde olmalıdır, ta en başından beri. Peki evrenin dışı neresidir? Tanrı evrenle komşu vaziyette yaşayan ve de en az onun kadar büyük bir kütle midir? Tanrı kütlesi olan somut bir cisim midir yoksa mesela bilinç gibi, irade gibi soyut bir "şey" midir? Soyutsa, somut evreni nasıl yoktan var etmektedir? Tanrının bir tane mi yoksa birden fazla mı olup olmadığına nasıl kesin karar verilmektedir? Son soru: Tüm bu sorulara verilecek muhtemel cevaplar, sonuçta bir "spekülasyondan" öteye gidebilecek midir? Kanıtsız olarak verilecek herhangi bir cevabın ne değeri vardır? (Kanıtsız cevaplar vermek, varsayımlara dayalı hüküm vermek, teistlerin başta gelen huyudur zaten)
  19. hulas

    Roman/hikaye okumak sizce gerçekten faydalı mı?

    Aklıma Oscar Wilde'ın bir sözünü getirdiniz. Aykırı ve şok edici laflar etmeyi seven Oscar Wilde, "Sanat eseri faydasızdır. Tıpkı çiçekler gibi" demiştir... Tabii Wilde bu sözüyle sanatı aşağılamak istememiştir herhalde. Çünkü Wilde sanata adeta âşık olan, çok ince zevklere sahip, baştan ayağa elegant bir insandı. Wilde'ın bu sözüyle kastettiği kanaatimce şudur: "Sanat eseri tıpkı çiçekler gibi ilk bakışta faydasızmış (işlevsizmiş) gibi görünür ama tıpkı çiçekler gibi dünyamızı süsler, dünyamıza bir anlam, güzellik ve zerafet katar."
  20. hulas

    Roman/hikaye okumak sizce gerçekten faydalı mı?

    Bilimsel düşünme veya bilimsel yöntem... Bu konu önemli. Ben bu konuda çok donanımlı bir insan değilim. Ama üniversitedeyken "Bilim Felsefesi" ile ilgili bir ders görmüştüm. Hocamızın bu alanda tavsiye ettiği 9-10 kitabı peşpeşe okuyup öğrendiklerimden bir hayli etkilenmiştim. İşte Karl Popper'lar, Thomas Kuhn'lar, Paul Feyerabend'ler, Imre Lakatos'lar, Louis Althusser'ler filan... Şimdi hafızamda, o okuduklarımdan pek fazla ayrıntı kalmadı ya gerçi. (Ateistforum'un kurucusu "Mantık" nikli üye de bir zamanlar "Bilim felsefesi" ile ilgili bir başlık açmıştı. Arşivde duruyordur) Bilim Felsefesi, bilimin ve bilimselliğin ne olduğu, çerçevesi, metotları ile ilgilenen bir disiplin... Bilimin yapısını, yöntemini, kavramlarını, dayanaklarını sistemli olarak inceleyen felsefe dalı... Ben, Türkiye'deki istisnasız bütün üniversitelerde (hatta belki liselerde bile) "bilim felsefesi" dersinin verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bu kadar çok sözü edilen ve modern dünyada en popüler kavramlar olan "bilim" ve "bilimsellik" kavramlarının tüm öğrenciler tarafından kesin olarak özümsenmesi şarttır diye düşünüyorum. Mesela elimde şu anda bu konuda çok akıcı ve anlaşılır bir üslupla yazılmış, "başlangıç" seviyesinde bir kitap var. Yazarı da bir Türk... Bu kitabı, konuyla ilgilenenlere tavsiye edebilirim: Kitabın adı: "Bilim Felsefesi" Yazarı: Ömer Demir Yayınevi: Vadi Yayınları 176 sayfa
  21. hulas

    Roman/hikaye okumak sizce gerçekten faydalı mı?

    Bir insanın, okuma maratonuna çocuk yaşlarda roman, hikâye gibi kurgusal kitaplarla başlaması, sonra da yaş ilerledikçe eğitici-öğretici-bilgilendirici kitapları okuyarak yoluna devam etmesi bence gayet uygundur. Yetişkin bir insanın düzenli olarak roman, hikâye okuması herhalde çok sık görülen bir şey değildir zaten. Okusa da bir sakıncası olacağını zannetmiyorum. Zaman bulabildikçe, insanın her şeyi okumasında büyük faydalar olduğuna inanıyorum. Tabii her şeyi okumaya insanın zamanı yetmeyeceği için ister istemez biraz seçici, elemeci olmak zorunda kalınacağının da farkındayım. Bu durumda, okumada öncelik ve ağırlığın, saygın yerli ve yabancı aydınların eserlerine, yetkin bilimadamlarının eserlerine verilmesi gerektiği konusunda size elbette katılıyorum.
  22. hulas

    Roman/hikaye okumak sizce gerçekten faydalı mı?

    Kitap okumak (veya ne olursa olsun bir şeyler okumak) kadar faydalı bir şey bilmiyorum! Okuyan insanla cahil bir insan arasında dağlar kadar fark vardır... Öyle ki, ikisinin duruşu, bakışları, vücut dili bile farklıdır. Okumayan bir toplumun gelişmesini, kalkınmasını imkansız görüyorum ben. Batı ülkelerinin kalkınıp yükselmesini de çok okumuş olmalarına (eğitimli olmalarına) bağlıyorum. Yanılıyorsam söyleyin. Küçük yaşlarda roman, öykü (hikâye) okumak da çocuk için son derece faydalıdır. Bu sayede daha erken yaşlarda çocuğun kelime hazinesi genişler, ifade kabiliyeti güçlenir, lisanını tam manasıyla öğrenir. Okudukça yazı yazma becerisi de gelişir. En önemlisi, çocuk "düşünme"yi öğrenir, düşünmenin tadına varır. Ufku açılır öte yandan. Zengin bir hayal dünyası olur. Ayrıca daha erken yaşlardan itibaren okumanın lezzetini kapmış olur ki, bir daha da tüm hayatı boyunca bir şeyler okumadan (ve düşünmeden) duramaz... O yüzden her anne-baba, çocuğunu ne bulursa okumaya teşvik etmeli ve okuma zevkini ona erkenden aşılamalıdır. İster öğretici kitapları okusun, ister kurmaca metinleri okusun, okumak eylemi sonsuz yararlı bir eylemdir çünkü. Şahsen ürettiğim slogan şudur: Okuyun da ne okursanız okuyun! Mark Twain'in şu harika sözünü de hatırlatalım: "Okumayan kimsenin, okumayı bilmeyene karşı bir üstünlüğü yoktur" Türk toplumunun belki de en kötü özelliği, en dezavantajlı yanı, asırlardan beri okumayı sevmeyen, okumaktan adeta kaçan bir toplum olmasıdır. Ki bu büyük belâ, Batı toplumlarının gerisinde kalmamızın en başta gelen sebeplerinden birisi olmuştur bence. Batı'nın çok gerisine düşmüş olan Doğu toplumları, çok geç olmadan ve iş işten tamamen geçmeden şu 2 şeyin önemini artık mutlaka kavramalıdır: 1) Okumanın (ve genelde eğitimin) önemi 2) Bilimsel düşünmenin ve bilim üretmenin önemi
  23. hulas

    Sevdiğim Laflar...

    Anonim Sözler: Dünya bize atalarımızdan miras kalmadı, biz onu çocuklarımızdan ödünç aldık. Bir hırsız yaratmak için bir sahip yaratın; bir suç yaratmak istiyorsanız yasalar koyun. Pirincin içindeki siyah taşlardan korkma. Beyaz taşlardan kork! Masallar küçükken uyuyana, büyüyünce uyanana kadardır. İdeolojileri din yapmak tehlikeli, dinleri ideoloji yapmak daha tehlikelidir. Eğer sizi kötülük yapmaktan alıkoyan şey allah korkusu ise, siz zaten kötü birisisiniz. Savaş isteyenler, savaş hakkında hiçbir fikri olmayanlardır. Savaşı bilen, savaştan korkar. İnsan bazen yalnız kalmamak için çok büyük bedeller öder. Herkes üçüncü, ikinci hatta birinci bile olabilir; ama herkes ''ilk'' olamaz. İnsanlara asla yaralarını gösterme, sana vurmak istediklerinde ilk oraya vururlar. Beklemekte olduğun şeyler, ancak sen onları beklemekten vazgeçtiğin anlarda gerçekleşir. Bu, hayatın ''sen bakarken soyunamıyorum'' deme şeklidir. Hatırlamak için kullanacağımız bir hafızamız varken, unutmak için elimizde hiçbir şeyin olmaması, hayatın bize attığı en büyük kazıktır. Zeki ama tembel birinden zarar gelmez ama aptal ve çalışkan birinden korkulmalı... Bir yalancının iyi bir hafızası olmalıdır. Hiçbir şey boş bir sayfa kadar ilham verici değildir. Büyük sahtekârlar, küçük ayrıntılarda doğrucudur. Hayat dediğin, cenazene adam toplayabilmektir. Gülümsemeyi bilmeyen dükkan açmasın. Sarhoşken söylenen her söz, ayıkken düşünülmüştür. Benim gibi düşünüyorsanız, sizinle aynı fikirdeyim! Gerçek adam, pek çok kadını fetheden değil, aynı kadını defalarca fethedebilendir. "Erkek adam ağlamaz" denir ya, sakın inanma! Unutma ki, erkek adam ağlamayan değil, bir kadını ağlatmayandır aslında. Önemli olan medeni halinin bekâr olması değil, bekâr halinin medeni olmasıdır. Erkekler seçenekleri kadar sâdıktır. Komünizm parayı, feminizm kocayı bulana kadardır! Eğer Müslüm Gürses dinlemiyorsanız çok şey kaybetmişsiniz demektir. Yok, eğer Müslüm Gürses dinliyorsanız zaten birçok şeyinizi kaybetmişsiniz demektir... "Giydikçe açılır" diyen tezgahtar, "uzadıkça şekil alır" diyen kuaför, "zamanla unutursun" diyen arkadaş... Bunların hepsi aynı örgüte üye muhtemelen! Sırf otobüste yer verdiği için kendisine teşekkür eden kadınla ilgili "kesin benden hoşlandı lan" diye düşünen adam, hayal gücüyle atomu bile parçalayabilir! Birine değer verip hayatınıza sokarsanız, "hayatınıza sokarsınız". Öyle ha deyince mutluluk gelmez... Hahahahaha diyeceksin! Bazı şeyleri sana yazdığımı düşünüyorsan yanılıyorsun. Her şeyi sana yazıyorum! "Ben senin mutluluğunu istiyorum" dedi ve dediğini de yaptı. Aldı gitti...
  24. Katılıyorum. Bugün Anadolu'yu köy köy değerlendirdiğinizde Türkmen köylerin oranının "en az" % 55 olduğunu söyleyebilirim... Köy isimleri bile çoğunlukla Oğuz boylarının isimlerinden alınmıştır. Ya da öztürkçe kelimelerden oluşmuştur. Özellikle İç Anadolu, tam bir Türkmen yatağıdır. Fakat bu Türkmenler zamanında Araplar tarafından asimile edilmiş oldukları için Türklük sevgisi ve şuuru çok da kuvvetli değildir. MHP'nin potansiyel en kuvvetli oy havuzu da İç Anadolu'dur. Ege, Akdeniz, Marmara ve Karadeniz'de de çok ciddi oranda Oğuz boylarından müteşekkil köylere rastlanmaktadır. Kesin rakam verilemez ama benim tahminim Türkiye'de "en az" 40 milyon Oğuz boylarına mensup insan (Türkmen) yaşamaktadır... En az... Fakat bu kitlenin Araplar tarafından bir zamanlar kafa olarak "neredeyse" asimile edilmiş oldukları da acı bir gerçektir.
  25. Bir Türk Devleti'nde doğmuşsun... Daha mühimi, genetik olarak da Türk'sün... Ama kendini Türk olarak saymıyorsun... Ne enteresan adamsın... Bu ne lüzumsuz bir kimlik bunalımıdır... Bizim okumuş tayfamız da bir tuhaf yahu...
×
×
  • Yeni Oluştur...