Jump to content

teogoni

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    159
  • Katılım

  • Son ziyaret

İletiler bölümüne teogoni kullanıcısının eklediği dosyalar


  1. On 21.01.2020 at 18:14, Las Seis Flechas yazdı:

    Ekşi'de ve Uludağ'da bu konu gündeme gelmiş:

    https://mobile.twitter.com/ensonhaber/status/1219242098051948545?s=20

    Türkiyelilik kavramı AKP'lilerin, Fetullahçıların, liberallerin ve Kürtçülerin uydurduğu tamamen art niyetli ve gerçek dışı bir kavramdır. Türkiyeli diye bir şey yoktur. Atatürk'ün belirlediği Türk üst kimliği vardır, Türk milleti vardır. "Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına 'Türk milleti' denir" NOKTA

     

    Sağolsun Ekrem Bey safını iyice belli etmiş. Kendisine iki kere oy verdim, AKP'lilere karşı da şiddetle savundum. Ama cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kendisine asla oy vermeyeceğim. AKP'ye güya muhalif olup AKP ağzıyla konuşan bu zihniyeti oldukça samimiyetsiz buluyorum. 

     

    Ne yazık ki cumhuriyet yıkılıyor, Atatürkçülük de bitmeye yüz tuttu. Artık Atatürk'ün kurduğu parti bile Atatürkçülüğe tahammül dahi edemiyor.

     

    Ben umudumu yitirdim zaten bu ülkeden. Bulduğum ilk fırsatta pılımı pırtımı toplayıp gideceğim. Bu halk Türk milleti olamaz, çünkü bu ülkede Türk'ten çok Türk düşmanı var. Bu ülkede kendini Türk hissedenler azınlık bir kesim. Kürtçüler bile bizden fazla aslında. Nefret ediyorum artık bu ülkeden. Bu ülke Atatürk'ü hak etmiyor, hak edemez de zaten. Halkın zeka seviyesi Atatürk'ü kaldırmaya müsait değil.  

    Türkiyeli deyince Cumhuriyet mi yıkılıyor? Siz bu kafada devam ettikçe Cumhuriyeti şeriatçıların eline gümüş tepside sunacaksınız. Size güven olmaz. Cumhuriyet sizin gibi düşünenlerin eline verilmez. Zaten ne olduysa bu Cumhuriyeti koruyacağız biz diyen Ramazan ayında 30 Ağustosu içkili kutalayan genereallerle, Türkçü jakoben laikçi tipler yüzünden oldu. 20 yılımızı bu tipler yüzünden kaybettik. Bir tarafta feto bir tarafta bunları yok edecez derken bunların ağızlarına yemek vererek büyüten bu tipler. Son 20 yılımızı yediniz. Açın İmamoğlunun önünü. Camide hutbe verecek alkışlacaksınız o adamı. Türkiyeli diyecek gene alkışlacaksınız. 


  2. Sakin ol. Kendini sıkma. Rahatla. Herşey yolunu bulacak. Bu şekilde biraz zor. Hem inançtan kopup hem din işi yapamassın. Ama şundan kesinlikle emin o geçirdiğin değişim çok basit. Senden hiçbirşey kopmuyor. Son derece basit bi süreç. Başka bir bölüm okuyup oradan devam edemez misin? 


  3. O adam İmamoğlu'na canlı yayında cevap verdiği anda artık gözümde bir hiç. Bu tip adamlara şaunki iktidar gibileri lazım. Bunlar o kadar egoistki kılıçla doğrar gibi konuşuyorlar. Ulan hangi ibb başkanı gökten inip sizi muhatap alıp konuştu bu zamana kadar. Buradan İmamoğluna sesleniyorum. G.tünü kaldırma bu tiplerin. Bir yandan da muhafazakar kesimin iktidarını gaddarlıkla suçlayanlar, diğer modernist kesimin kendinde gördüğü kibiri bir düşünsün. Düşününce bu tiplere bu şekilde beton gibi kibirli iktidarlar lazım yoksa yer bezi yapıp ayak siler bunlar. Muhafazakar iktidardaki sertleşmeyi de bu noktada doğal olarak görebilirsiniz. 


  4. 13 dakika önce, bilgivehis yazdı:

    Eski Türklerde bırakın tek tanrıyı tanrı inancı da yoktu.

    Güneş, Ay, fırtına, yağmur gibi doğa olaylarına sadece saygı duyuyorlardı, yani bizler nasıl takdir ettiğimiz ve büyük gördüğümüz insanlara saygı gösteriyorsak onlar da aynısını doğa olaylarına karşı gösteriyorlardı.

    İslamcılar ise bu saygıyı çarpıtarak tanrı inancı olarak lanse eder, zira şamanizmi dahi tanrı inancı olarak lanse ediyorlar.

    Oysa şamanizm ne bir mitolojidir ne de tanrı inancıdır, aynen Türklerde olduğu gibi kendinden güçlü gördüğü çeşitli varlıklara saygı gösterme veya daha ilerisi boyun eğme olayıdır.

    Günümüzdeki baskın dinlerin dayatmasıyla zaman içindeki değişimi şu şekilde olmuştur: saygı, boyun bükme, inanma, tek tanrıya inanma ve islamın esaretine bağlanma...

    Kesinlikle aynı fikirdeyim. Teyid etmek için sordum. Teşekkürler. Orta Doğu dışında İbrahimi bir tek Tanrı inancının olmaması gerekiyor, diye düşünüyordum. Bu düşüncem doğru mu peki? 


  5. Arkadaşlar benim beynim cok kiyasçi. Mesela yolda benden daha şekil duzgun yakisikli uzun boylu birini gorsem hemen beynim kiyas yapmaya basliyor. Ve arkasindan moral bozukluğu geliyor.

     

    Ben 20 li yaslardayken bu tip seyleri umursamazdim. Uzun boy yakisikli yuz sosyallik. Birinde bunlari gordugumde kendimi cok ezmezdim.

     

    Simdi neden boyleyim.

     

    1) Suan beynim yorgun ve depresyonda oldugu icin mi en ufak bir ruzgarda yan yatiyorum.

     

    2) Eskiden bu özelliklerin ne manaya geldigini bilmiyordum da o yuzden mi tinlamiyordum. Mesela bakimli erkek olmak, uzun boylu erkek olmak, saclari uzun erkek olmak, dovmeli olmak falan filan. Bunlarin artik toplumdaki algisal calisma mekanizmlarini cozdugum icin mi bu tipleri gordugumde beynim eksikligi farkedip ben kendimi eksik hissedip eziliyorum.

     

    3) Kiskanclik kiyas yapma bu toplum icindeki her bireyin gücünü ölçüp tartip beyin evrimsel olarak "o senden önde o senden güçlü" deyip rekabet mekanizmalarini mi calistiriyor. Eger oyleyse benim evrimsel kodlarimda asiri rekabetcilik mi kodlu. 

     

    Kendim soyleyim: Pilot gorsem pilota ozenirim. Prof gorsem profa. Sporcu gorsem sporcuya. 

     

    Ama dedigim gibi cipralex kullandigimda boyle takmiyorum. Hem savunma mekanizmam bana soyle diyor "Amaan o da is mi? Senin durumun daha iyi" Beni tatminkat gissettiriyor.

     

    Sorun benim beynimin adaptolasyonda yasadigi zorluklar mi?

     

    Gene hep ayni sorular. Sorun beynim mi? Yoksa yetistirilirken egomun desteklenmemis olmasi mi? Egomun zayifligi mi? 

     

    Bazi kopek yavrularina bakardim kucukken r yavrudan 1 i daha saldirgan daha atak biri en korkak. Digerleri de orta derecede olurlardi. 

     

    Bu yavrular yetistirildi mi ki bu davranislari dogar dogmaz sergiliyorlar. Biri asiri korkak oluyor oburu cesur olup havliyor kacmiyor.

     

    Merak ettiklerim bunlar. Tesekkurler. 


  6. Anibal sarap da antidepresan olabilir gibi birsey demisti. Bilincli icilen sarap insani gevsetip beynini rahatlatabilir mi?

     

    Bir ara beyaz ve kirmizi sarap ictim bi kac aksam yarim su bardagi. Ve anksiyetemde vucut agrilarimda goz agrilarimda bi duzelme oldu sanki.

     

    Ama bir sitede alkol depresandir diyordu. Noratransmitter iletisimini keser. Depresif yapar falan diyordu.

     

    Birileri bizi bu konuda aydinlatabilir mi? İse yariyor ise ara sira ilac gibi icelim. Sacmalamadan bilim adami gibi hareket ederek. 


  7. On 29.08.2019 at 00:04, Zihinsel Orgazm yazdı:

     

    sana basit görünebilir ama,başlık sahibi öyle düşünmüyor,onun için bu okadar basit birşey değil,kendini ezik,başkalarıyla kıyaslayan ve kendini bundan alıkoyamayan biri,bunun anne babayla çevreyle yetiştirilme tarzıyla hiçbir alakası yok. genetik olarak yatkınlık olabilir,ama bu hiçbirşeyi değiştirmez, bunu ona çevre yapmamış o doğuştan böyle olmaya müsait  senin anlamakta zorlandığın asıl şey bu benim imlam değil..

    Supersin be dostum. İste beni anlayan biri. Sokağa cikiyorum. Erkeginden disisine benden daha guclu fiyakali guzelini sonucta evrimsel olarak daha guclusunu gordugum an direk beynim basliyor eslestirmeye. Bizzt bizzztt dizztt.. Sonra bi moral bozuklugu. Ben niye boyle degilim diye. 

     

    Pilot goruyorum ne guzel. Ben de olsaydim. Pilot olsam prof goruyorum ne guzel ben de olsaydim. Prof olsam baska bisi goruyorum ne guzel o benden daha iyi.

     

    Beynim boyle calisiyor.

     

    Acaba evrimsel rekabet kodlarim asiri mi rekabetci. Bunlarin hepsi evrimsel bir davranis kalibi degil mi? 


  8. On 28.08.2019 at 23:23, Khan yazdı:

     

    Bu arkadaş da güzelce ehlileştirilmiş. Kullanışlı olmuş. Birey değil, kollektif kültürel yapının bir numaralı adamı. 

    Beyni iyi yıkandığı için çelişki yaşamıyor. Ruhsal sağlığı yerinde.  Fakat bir birey, arkadaşa dışarıdan gözlemci olarak baktığında kaçık sanar.

    Kim ben mi? Merak ettigim icin soruyorum.


  9. 22 saat önce, anibal yazdı:

     

    Şöyle yakınlarda olsan da, seni güzel bir dövseydim, meşe odunuyla, pek iyi olurdu. Ama imkanlar işte, ne yaparsın.

     

    Kendine bunları diyebiliyorsan, Başlarım aln bu hayata diyerek, işi düzeltmek için, sana tek gereken sağlam bir dayak olacaktır. 

     

    Yani, eşşek mi, yoksa insan mı olacağına karar verecek olan sensin.

    Bugün çok bunaldım, başımın ön kısmında gerilim tipi bir ağrı oluştu. Biraz hareket edeyim dedim. Bisiklet artı biraz bacak ve karın çalıştım. Yoğun oldu. Bunları yaptıktan sonra beynim sanki ferahlıyor. Acaba dedim sadece bu şekilde kan akışını hızlandırarak sporla ben bu anksiyete ve depresyonla mücadele edebilir miyim? Siz bahsetmiştim iş. Özellikle bedenim sanki ağır spor istiyor. Mesela bisiklete binerken zorlamak bacak kaslarimi yakmak istiyorum. Ben yuklendikce vücudum istiyor sanki. Sanki aç bedenim buna. Ve beyninde de haz zamanı oluşan istek gibi havaya giriyor. Spor ile bu illerle mücadele edilebilir mi? 


  10. 45 dakika önce, anibal yazdı:

     

    lustral falan sana fayda etmez. Aslında, doğrusu kimseye de fayda ettiğini sanmıyorum. Bioritim denen bir spekülasyon vardır, aslen hiç bir bilimsel tarafı olmayan bir martavaldır.

     

    bioritm ile ilgili görsel sonucu

     

    Velakin, hayat, sana ve kişiye etki eden şeyler, benzer iniş çıkışlar gösterirler. İşte onların çoğu, bir ara düşük olur, adam da/kadın da depresyona girer. O etki edenlerden biride kişinin kendi halidir. Her şey dibe inince, moralin dibe inmesi halidir, basit tanımla depresyon denen zımbırtı. İşin kötü tarafı, öbür şeyler yükselirken, o moral, depresyon durumunda kalır; ters dönmüş bir kaplumbağa gibidir, kendi kendine doğrulamaz kolayca.

     

    İşte lustral falan, bu noktada devreye girer, öteki şeyler yükselene kadar, suni yoldan morali yükseltmeye yardım eder. Ha, moral diyoruz da, aslen genel ruh iyiliği diyelim buna. 

     

    Velakin öteki şeyler yükselmez, yavaş kalırsa vs. o ilaç sana fayda falan etmez, o kadar ki, gider kendini köprüden atarsın falan hatta.

     

    Yapılacak olan şey, kendi moralini yükseltecek şeyler yapmaktır. Spor yap, kitap oku, sinemaya git, avm'de gez, kızları kes falan. Açık havada yürü, güzel şeylere bak, bulmaya çalış. Kiminin güzeli bir roma heykeli, kiminin güzeli sahilde bir park, kiminin güzeli ise bozkırdaki çekirge olabilir, zevk meselesi. Kitap oku, güzel yerlerini yakala. Spor yap, iyi yaptığın noktayı yakala. 

     

    Bu gibi şeyler işte. Bilinenin aksine, baya uzun uğraşlar veren kaplumbağalar, tekrar ayaklarının üstüne dönmeyi başarır çok zaman. Ama bunun için azimle uğraşırlar, hepsi bu.

     

    Özellikle, herşeyin zaten kötü gittiği çevrede kalıp, bir hap içeyim de her şey düzelsin diye bekliyorsan, Godot'u bekleyenlerden daha çok beklersin ve gelmez. Mekan, ortam, hayat tarzı falan, bunları değiştirmelisin. Hiç bir şey değişmezse, haliyle hiç bir şey değişmeyecektir, yanlış mı? 

     

    Mucize aramayın, doğada mucizeler yok, evrim var. Bunu unutmayın. Böyle sihirli değnek arayarak, umarak hiç bir yere varamazsınız. 

     

     

     

    Ne garip bir halim var benim. İç merkezim yok gibi. Hep etraftaki insanlardan etkilenen, onların hayatlarına özenen, bir kisinin disardan telkinine hemen kapilan, disaridan gelen insan odakli etkilere karsi hayir diyemeyen, belirli durumlarda karar anlarinda ne yapacagini bilemeyen, asagilik kompleksi tavan, kendine saygisi olmayan, kendini koruyamayan, kendini korumaya deger gormeyen, kendini degerli gormeyen, surekli kendini eksik, ezik, yetersiz, gucsuz hisseden, insanlardan kacan, sorumluluklardan kacan, gelecekten odu kopan, en ufak bir zorlukta, karar aninda stres olup boyun kaslarina vuran, boyun kasi spazmi geciren, boyun kaslari her sabah sert agrili uyanan, iş sahibi ama işinde her daim stres yumağı, kördüğüm olmuş bir insan. 

     

    Beynimin Dusunmemesi icin Kendime ugrasi alanlari bulup dusunmeden fiziki uğraşlarla hayati gecirmem mi lazim. Tek yapabildiğim haz aldigim bedeni aktiviteler sanirim. Ne boktan zevksiz bir hayat. Bu hayat herkese mi aynidir anibal belirli bir yastan sonra. Bende sanki 22'li yaslardan sonra film giderek yavasladi, yavaslamasi ise hızlanıyor. Hersey anlamsiz geliyor, içim vuruyor mide bulantisi seklinde bu anlamsizlik. İnancla alakali desem. 19 yaslarinda depresyona girdigimde de boyle oluyodu. Kucuklugumde de boyle ic bunaltilarim oluyodu. Yoksa sadece depresyondayim diye mi böyle? İlac kullandigimda sanki baska birine donusuyorum. Hayallerim siliklikten gerceklige cikiyor. İcime enerji doluyor. Aklim daha iyi calisiyor. Kaslarim daha canli oluyor. Yorgunlugum gidiyor. Bir de geceleri hep anksiyeteli kaygili rüyalar goruyorum. Ruyalarimda hep cevremde kendimi kiyaslayip ezildigim kisiler. Ya da eski ezildigim moralimi bozan anilar. Surekli boyle ruya goruyorum. Anti depresan kullanirken boyle ruyalarin hepsi silinip gidiyor. Uyanirken guclu uyaniyorum. Ben simdi antidepresanin tedavi ettigine inanmiyayim da ne yapim. Onu bir sihirli degenek gibi gormeyeyim de ne yapim. Beyni iyilestirdigine inanmayip da ne yapim?


  11. 1 saat önce, anibal yazdı:

     

    Olsa dükkan senin. Ama evren basit işleri sevmiyor. Kainatın aklı, karmakarışık işlere eriyor sadece, görünen o. Ve o nedenle de, senin basitçiliğin yalan oluyor. 

     

    Serotonin, dopamin seviyesi artan beyinlerde karar verme süreçleri falanda iyileşmez. Doğa, hele hele biyoloji, böyle düz ayak tanımları da hiç sevmez.

    Ne yapicam ben o zaman? Kozmik rastgele meydana gelen olaylarin icinde ozguveni dusuk depresif zayif silik bir kisilik olusturmus bir beyin ve buyuk bir ihtimalle de bu koturum halin de tedavisi yok. Lustrala basliycaktim icinde yan etkilerde bazi vakalarda diyabet baslangici bildirilmistir. Diyor. İcemedim. Tam bir cikmaz. Sacma sapan bir durum. 


  12. 13 saat önce, anibal yazdı:

     

    Bu mevzular, bilimsel mevzulardır.

     

    Yani, dediklerinin mantıklı olması, doğru olacağı anlamına gelmez.

     

    Ve aynen, doğru değil bu dediklerin.

    Peki neden serotonin, dopamin seviyesi artirilan beyinde karar verme surecleri iyilesiyor. Neden ozguven yerine geliyor? 

     

    Şu beyinden nefret etmeye basladim. Olaylarin basit olmasi lazim. Neyin ne oldugu belli olmayan uzmanlarin bile anlamadigi karambole bir corbanin icinde yuzup duruyoruz.


  13. Teorim şu:

     

    Özgüveni eksik olan kişilerin karar verme mekanizmlarinin zayif oldugunu. Beyinlerinin karar veremedigini dusunmekteyim. Bu kisiler hem dissal problemlere karsi karar verme surecinde aktif ve tamamlayici olamiyorlar hem de kendi ic dunyalarindaki karar verme sureclerinde aktif ve tamamlayici olamiyorlar. 

     

    Bu hatanin beynin noral anatomisindeki bir zayiflik ya da nöronlar arasi veri iletisimindeki norotransmitter hatasindan kaynakli bir zayiflik oldugunu dusunuyorum. 

     

    Yani benim teorimin sonucu yine beynin calisma performansindaki bir sorun yani bir beynin performansindaki bir zayifliktan kaynaklandigini dusunuyorum. 

     

    Mantikli olabilir mi sizler ne dersiniz?


  14. On 17.08.2019 at 22:53, anibal yazdı:

     

    Yaşla alakalı değil.

     

    Olay beynin, ortama adapte olabilme yeteneği. BU hemen her organ için geçerli.

     

    Olayın en basit tarafı, top oynamaktır. Muhtemelen, önünüze bir top konsa, tepmeyi bile beceremezsiniz. Ama dener, uğraşır, önünze kona, karşıdan gelen, yandan gelen falan derken, yukardan gelene rövaşata çakan biri olur gidersiniz. Beyin, kendini o olaya adapte etmiştir, başlarda düşünür, şöyle şurdan vurayım falan dersiniz, ama sonra otomatikleşir, top ayağınızda iken, ona bile bakmazsınız.

     

    Kolay örnek bu. ama daha iyi bir örnek, araba sürmektir. Acemiyken, her hareketinizi düşünerek yaparken, ustalaştıkça fren mi, gaz mı, düşünmezsiniz. Ama ingiltereye gidince sudan çıkmış balığa dönersiniz, trafik tersten akıyor. Gene başlar uyumlanma, çabucakta üstesinden geliniverir. 

     

    Yaşadıkça, bir şekilde, doğru yöntemler uygulayıp kolayca öğrenmekten kaçındığınız hayatı, azar azar öğrenmiş olur, buna adapte olmuş olursunuz hepsi bu. Doğru yöntemlerle hayatı keşfedip, yaşlanmayı beklemeden o hale gelmek gayet mümkündür. 

    Şarap da antidepresanın yerini tutar demişssin. Bunu neden söyledin? Şarap serotonini artırabilir mi?


  15. On 13.08.2019 at 01:44, Khan yazdı:

    Düşüncelerin beyinde gerçekleşmesi farklı bir şey, nasıl gerçekleştikleri çok farklı.

    Eskiden ben de yarım yamalak lise biyolojisi ve kimyası ile hop mutlu olduk serotonin salgılandı, hop moralimiz bozuk serotonin az düşüncelerindeydim.

    Eğer konu bipolar gibi duygu durum bozuklukları üzerine ise, evet beyin kimyası psikolojinin önüne geçebiliyor.

    Ama benim uzun zamandır kendimi gözlemleyip, farkına vardığım narsistik ve şizoidlik gibi kişilik özellikleri mevcut ise işler uzun vadede beyin kimyasına müdahale ile olumlu sonuçlara ulaşmıyor.

     

    Complex Post Traumatic Stress Disorder'ın ne olduğuna özellikle bakmanı tavsiye ediyorum.

    Cluster A, Cluster B, Cluster C; bunlar nedir bir bak.

    Kesin bir tanı almadım, kişiliğimin bozukluk seviyesinde olup olmadığına karar veremem ama ne yaşadığımı-hissettiğimi biliyorum.

     

    Şayet ilaçlarla, sadece beyin kimyasına müdahale ile bunlar tedavi edilseydi ortalıkta akıl hastası kalmazdı.

     

     

    Evet haklı olabilirsiniz. Sonuçta herkes başka başka konularda daha deneyim sahibi.


  16. On 14.08.2019 at 17:18, Türk Ateist yazdı:

     

    Kaygı sağlıklı ve mutlaka gerekli bir duygu. Bizi koruyor. Kaygı kabaca tehlikeli durumlarda "Savaşmaya ya da kaçmaya hazır ol" sinyalidir ve biz bu sinyali alıp kaygı verici durumla mücadele eder ya da kaçarız.

    Kalp atışımız hızlanır, nefes alış veriş sayımız artar ve hızlanır, böyle olunca da kaslara giden oksijen miktarı artar ve biz bedenen de ruhen de hazır duruma geçmiş oluruz. Yani anksiyete günlük yaşam içinde sorunlarla baş edebilmek ve aniden karşımıza çıkan tehlikeli durumlardan korunabilmek ve hızlı karar verebilmek için gereklidir.

     

    Senin kaygılarının dayanağı gerçek olmadığı ve ortada meydan okumayı gerektirecek bir durum bulunmadığı için sorun yaşıyorsun. Anksiyeten ayrıca çok güçlü oluyor ve uzun sürüyor. 

    Kısacası, kalbindeki baskı veya "tarif edilemeyen" his doğal. 

     

    Böyle anlarla baş edebilmek için verilen çok etkili egzersizler var. Özellikle nefes egzersizleri epeyce işe yarıyor. Bir terapiste gittiğinde hepsini vereceklerdir. Emin ol çok ama çok rahatlayacaksın.

    Tamam çok teşekkür ederim. Nefesimize odaklanarak zihnimizdeki kargaşayı azaltıyoruz galiba.


  17. On 15.08.2019 at 19:57, anibal yazdı:

     

    Zevkler ile renkler tartışılmaz, bu kaçınılmazdır. Ama bilmen gereken, yanlış bildiğin şeyler var.

     

    Öpüşme, ön sevişme falan, çok zaman, özellikle kadın için bir kabustur, olabildiğince kısa, aynı zamanda tabiri caizse hardcore olmalıdır. Yani, öpüşürken, göğüsleri oynamak, parmak atmak falan gibi eylemler de olmalıdır. Basitçe, cinsel organlar hep iki tarafına da temasında, iş başında olmalıdır. 

     

    Oral seks, bir erkek için bulunmaz nimettir. İki türlü işe yarar, sertleşmeyi sağlar, kadını da istim üzerinde tutar. Düşündüğünün aksine, kadınlar için oral seks çok çok zevkli birşeydir. Ve o zevk alırsa, sana da zevk verir. Diğer yandan, sertleşme sorunu halnide, hem müthiş bir kurtuluş yolu, hemde zevk mevzusu olabilir. Süre ve nitelik açısından kaliteli seksin bir anahtarı, haldır huldur sertleşmemektir. Erkek ne kadar hemen, daha üstünü çıkarmadan sertleşiyorsa, o kadar erken boşalır. Bu genelde heyecandan olur. Oral seks, bu heyecanı atmanı sağlar. Ayrıca, kadını da iş üstünde tutar, ön sevişme için mükemmel bir durum olur. İş içinde, sertleşme problemi hissedince de, gene oral sekse başvurup, tekrar sertleşmek için hem zaman, hemde kadından takviye almış olursun.

     

    Her kadın için tam öyledir diyemem, en azından nereye kadar sorusu olarak. Ama kadınlar, adı üstünde "sikilecek". Yani, bir şekilde kadına şiddet, aşağılama, hor görme falan, aksine kadınların hoşuna giden şeyler olacaktır. Tabi bunun ölçüsü önemli. Saçlarını çekmekte şiddet, kırbaçlamak ta, yanan mumun damlalarını sağına soluna damlatmakta. Her kadın bir şekilde şiddetten hoşlanır, fakat nereye kadar olayını iyi ayarlamak gerekir. Bunun yanında, mesela, kadının başına basıp yere sabitlemek, elini ayağını tutup yere bastırmak vs. vs. pek çok kadın için seksin en güzel eylemleridir. Geri kalan kadınlar içinse, çok daha fazlası gerekir sadece. 

     

    Seks hakkında bildiğin şeyler, çok basma kalıp, çok düzayak laflar. Seks, insanların yaptığı, doğalarındaki hayvan olarak yaptığı şey. Burada da biraz hayvani olmak gerekiyor bu nedenle. Tabi, işin belli limitleri falan olacak, o ayrı mesele. Ama ilk öncelik: Erkek sikecek. Konu bir şeyleri sokacak değil, baya baya, evire çevire mi desek... Aktif olarak, dominant olarak yapacak bunu. Sorun, bunun ölçüsü. ama olacak, bu ilk şart. 

     

    Öyle ufak ufak okşamalar, öpüşler, saç okşamalar falan, o izlediğin soft şeylerde hoş bişey gibi görülür. Ama kadın için bu seks değil, daha çok sen erkeği uzak tutmanın bir aşamasıdır. Seks, soft olmaz. Soru, başını tutmakla, kemik kırmak arasındaki çok geniş gamda, hangi noktaya kadar bu sertliği taşıman gerektiği. 

     

     

    Aynen sexte erkeğin şiddetçi sert olmayı sevmesinin nedeni evrimsel gelişimin kendisi. Evrimsel gelişimde yüz binlerce yıl önce erkek dişiyi bulduğu yerde hamile bırakmaya çalışıyordu. O gidiyordu başkası geliyordu belki de. Dişi kurtulmaya çalışıyordu erkek tutmaya. Erkek mümkün olduğunca farklı kadınla birlikte olmaya genlerinin zorlaması ile gidiyordu. Erkekteki bütün kadınlara olan ilgi de bu yüzden. Önüne farklı güzel gelen her kadınla birlikte olmak ister. Bu günümüzde dişinin eskiden beri kaçan olmasından, ahlaki toplumdan kurallardan engellenir. Vs. vs.


  18. On 14.08.2019 at 21:59, mirasyedi yazdı:

    Aynı sorunlar bendede var ama sebepleri farklı.

    Tahtada sunum yapamamın sebebi hafızamın kötü olması.
    Ezbere dayalı olunca sunum yapamıyorum.
    Ama bir mesleği anlatırken sorun olmuyor.
    Hem belgeler önünde oluyor hemde uygulama yoluyla anlattığın için  konuşman gerekmiyor. 

    Bağırarak konuşmaktanda nefret ediyorum.
    Aslında konuşmayı gereksiz buluyorum.
    Askerde futbol sahasında  karşıdaki kişiye bağırarak konuşturdular beni.Hiçbir faydası olmadı. :)

     

    Kardeşim ben benle aynı adam arıyorum. Benle aynı kaderi paylaşan adam yok mu? :D


  19. 23 saat önce, Türk Ateist yazdı:

     

    Psikolojinin amaç ve işlevlerinin başında "Tanımlama, ne olduğunu ortaya koyma" vardır. Bunu evrimsel köken, geçmiş ve süreci bilmeden yapabilmemiz çok zor. Bugüne dek o yüzden saçma sapan Freudyen görüşler etrafında döndü durdu psikoloji. Hastalıklar boşlukta, kendiliğinden ortaya çıkıyormuş, bilinç dediğimiz şey ne olduğu bilinmeyen sihirli bir şeymiş gibi anlatıldı. 

     

    İnsan davranışlarının belirleyicileri belli.

    Birinci biyolojik. Sonra evrimsel, davranışsal, bilişsel, psikodinamik ve sosyokültürel etkenler. Bu etkenleri kullanarak bir tanımlama, açıklama hatta tahmin yapar, sonra da durumu kontrol altına alırız. 

    Çağdaş psikoloji akımlarına bakarsanız bu faktörlerin tümünü bir arada görürsünüz. 

     

    Türk Ateist imzan muhteşem. İlk gördüğümde incelemeden dindar bir imza sandım. :D

×
×
  • Yeni Oluştur...