Jump to content

vitamin

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    1.792
  • Katılım

  • Son ziyaret

Topluluk Puanı

0 Neutral

8 Takipçiler

vitamin Hakkında

  • Derece
    Advanced Member

Profile Information

  • Gender
    Male

Güncel Profil Ziyaretleri

1.296 profil görüntüleme
  1. İnsanın doğal seçilime karşı olması.

    Bu yaklaşımla bakınca bir bileşen sorunlu olduğu için tüm sistemi çöpe atmak gerekiyor. Ancak, bozuk bileşenler tamir edilerek sistemin faydası maksimize de edilebilir. Böylece bir insanın doğumundan, X yaşına kadar geçen sürede harcanan enerjiyi hesaba katarsak küçük müdahalelerle onu hayatta tutmak, yok olup yeni bir insanın benzer bir seviyeye gelmesinden daha pratik/faydalı olacaktır. Daha az enerji/zaman gerektiren bir yol. Örnek, Stephen Hawking. Fiziksel olarak kusurlu bir insandı ama yüzyılın en önemli fizikçisiydi de aynı zamanda. Bu adamın topluma fiziksel olarak hiçbir faydası olamaz ama zekası ile insalığa katkıları hepimizin fiziksel katkılarından daha fazla. O zaman bu olaya ölçeği büyüterek daha geniş bir açıyla bakmak gerekiyor. Vücuda giren bir mikrop vücut onun girmesine izin verdiği için kusurludur, o vücut artık yok olmalıdır ve gen havuzunu kirletmemelidir de diyebiliriz ama demiyoruz çünkü böyle durumlarla mücadele için gelişen bir bağışıklık sistemimiz var. Bu sistemin gelişmesi, sistemi sil baştan almak yerine ufak onarmalarla var olandan maksimum fayda sağlamak gerekliliği nedeniyle olmalıdır. Peki, böyle bir işleyiş kime/neye fayda sağlar? Bir şeye faydası olmalıdır ki elenmemiştir. Bu şey ne olabilir? Bu şey; tüm canlılığın kendisinin bileşenleri olduğu devasa bir vücut olmalıdır. Gezegenimiz dünya gibi, belki daha da büyüğü... Kendimizi kişisel vücut olarak değil de daha büyük bir vücudun bileşenleri olarak kabul ettiğimizde hastalıkları iyileştirme başarımız aslında bu parçası olduğumuz vücudu yaşatmak içindir sonucu çıkar. Burada büyük vücudun yok olması tüm canlılığın yok olması anlamına geleceğinden aynen bağışıklık sistemi gibi gelişmiş bir hata düzeltme mekanizmasının ortaya çıkması aslında bu büyük sistemin faydasınadır. Eğer doğal seçilimde bizler elenseydik bu sistemin varlığını devam ettirmesi daha zor olabilirdi. Bence böyle bir fonksiyonumuz büyük sistemin devamı için bir avantajdı ve o nedenle gelişebildi.
  2. Bankaya Maddi manevi tazminat davası!!

    Mağdurun ifadesi, satıcının internet sitesindeki vaatleri ve bunların karşılanıp karşılanmadığını gösteren her türlü belge. Ancak bunların yanında satıcının ifadesi ve ifadesini destekleyecek her türlü belge vs. Ben vaadimi yerine getirdim derse bunu kanıtlayacak banka dekontu, kripto para transfer bilgileri vs. sunması gerekiyor. Zaten keyfi olarak suçlamada bulunursan suç uydurmadan ve bu uydurmaya bağlı olarak başka mağduriyetler oluşturmuşsan karşı dava açılabilir. Mağdurun bulunduğu yer veya suçun işlendiği yerdeki mahkemeler yetkilidir varsayılan olarak. Suçun Türkiye'de işlendiğinin kabulu için bir kısmının Türkiye'de işlenmiş olması veya mağduriyetinin Türkiye'de gerçekleşmiş olması yeterlidir. Alışmışız her mahkemeye çıkanın tutuklanmasına ondan bu olayı garip karşılıyoruz. Adamın salınmış olması yargılamanın bittiğini göstermiyor ki, mahkeme süreci devam ediyor. Bankalar sözleşmelere isediklerini yazabilir, mahkemelerin bunları pek takmadıkları verilen kararlarla ortada. Banka zaten burada en masum taraf. Bir şekilde olayda kusurlu hareket ettiği kanıtlanabilirse ancak o zaman ödeme yapar.
  3. Bankaya Maddi manevi tazminat davası!!

    Sözleşmeye gerek yok, olay dolandırıcılık çünkü karşı taraf hileli harek ediyor, vaatle kandırıp çıkar sağlama ve mağduriyet var. Dava mağdurun bulunduğu yerde açılabilir. Mahkeme adı yazılı olmadığı için dava açılamaz çok saçma bir iddia. Hak aramaya engel bir durum değil bu. Yazılı olmasa da bir yerde dava açılır, yeri orası değilse bile adalet sistemi yerini belirler ama dava açılır. Tabi karşı tarafın da ifadesi/savunması alınması gerekiyor ki herhangi bir yolla ödeme yapıp yapmadığı belirlensin. Ödeme yapmadığı anlaşılırsa mağduriyet yarattığı için suç oluştuğu kabul edilir ve dava süreci başlar. Para alabilmek için bankanın işin içine dahil edilmesi gerekiyor. Diğer taraftan pek para alabileceğini sanmıyorum. Banka bu işlemlere aracılık ettiği için bir şekilde olayda taraf durumunda. Böye bir durumda 2 dava mı açmak gerekiyor (biri karşı tarafa diğeri bankaya) bilemiyorum...
  4. Bankaya Maddi manevi tazminat davası!!

    Pratikte işleyiş ağır olabilir, sistem ideal işlemeyebilir ancak suçun A veya B olması işleyişe bir engel değil. Benim düşüncem sistemi işletmesi tarafında. Açsın davayı 5 sene de sürse bir sonuca varacaktır. Zaten büyük ihtimalle parasını alabilirse ancak bankadan alabilir, satıcı yakalansa bile para yoksa üzerinde donunu da almak istemez herhalde...
  5. Bankaya Maddi manevi tazminat davası!!

    Mağdur nerdeyse orada dava açabilir. X ülkesine gidip hakkını orada aramasına gerek yok, uluslararası anlaşmalar böyle sorunları çözmede kolaylık sağlamak nedeniyle vardır ve imza atan tarafları bağlar. Öyle olmasa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararlarını Türkiye uygulamaz veya Türkiye'de alınan mahkeme kararlarını diğer ülkeler uygulamaz. İdeal yargılama koşulları mevcutsa süteçler tıkır tıkır işler. Neyse, burada savcılık/mahkeme mağdurun parayı gönderdiği bankadan paranın nereye gittiği ile ilgili bilgi alır ve ilgili ülkenin yargı birimleriyle bu uluslararası anlaşmalara istinaden yazışma yapar ve gerekli süreçlerin işletilmesini sağlar. Süreç başlatıldıktan sonra eninde sonunda bir karar çıkar, adalet yerini bulur.
  6. Bankaya Maddi manevi tazminat davası!!

    Nerde açacaktı davayı? Internette mi?
  7. Bankaya Maddi manevi tazminat davası!!

    Bence bankadan parayı talep edebilirsin. Neden? Birkaç gün önce şöyle bir haber okudum. Online alışverişlerde dolandırıcı satıcı, alıcıya telefon yerine hıyar gönderiyormuş. Alıcı satıcıya ulaşıp parasını talep edemediği durumlarda (adresi vs. sitede yer almıyorsa veya uydurumaysa, ...) parasını kargo şirketinden talep edebilirmiş. Kargo şirketi veya diğer aracı firmalar zincirleme olarak bu işten sorumlu kabul ediliyor. Çünkü nihayetinde bu hıyarlı kargoyu birisi bir adresten gönderdi ve para satıcının hesabına aktarıldı. Satıcı, gerçek iletişim bilgilerini gizlemeye çalışsa da kargo firması veya banka satıcıya ait iletişim bilgilerine sahiptir. O nedenle sorumludur şeklinde bir kararın haberiydi. Senin durumunda da benzerlik var. Sahte veya karşılığı olmayan iletişim bilgileri var. Dolandırma var. Banka, durumun gerçekliğini değerlendirmek için senden fatura istemiş ama sen fatura verebilsen zaten hizmeti almadığını iddia edemezsin. Aldığın bir hizmet veya ürün olmadığı için zaten paranı geri istiyorsun. Bankanın sizden belge istemesi bence gereksiz, bilgisizlik veya uğraşmak istemediği için topu taca atma durumu. Mesela PayPal gibi sistemlerde dispute açtığın zaman hizmeti veya malı gönderdiğini ispat etme yükümlülüğü satıcıya aittir. Satıcı fatura, kargo, vs. belgeleri sunarak haklı olduğunu savunur. Sunamazsa alıcı haklıdır. Burada da aynı durum vardır. İtiraz var ama ispat yok. Eğer satıcı firma kapanmışsa herhangi bir fatura vs. sunma işleri veya bunların gerçekten kesilip kesilmediğinin nasıl tespit edilebileceği ile ilgili hangi yollar izlenir şuan aklıma gelmiyor ama bu da mahkemelerin işi zaten. İşin içinden çıkamazsan ilgili satıcıya TR'de dava açabilirsin. Uluslararsı anlaşmalar gereği ilgili firmanın bulunduğu ülkenin mahkemelerinden gereken belgeler vs. istenir ve süreç çalıştırılır. Avukata gerek olacağını sanmam. Adliyeye gidip bir şikayet dilekçesi veya ifade vermen yeterli olmalıdır.
  8. Tanrının Varlığı Hakkında

    Milyarlarca atışa gerek yok. Başlangıç koşulları sağlandığında evrim ve doğal seçilim gördüğün her türlü yapının oluşmasına neden oluyor. Bu yapılar tasarım değil evrim ve doğal seçilimin zorunlu sonuçlarıdır. Konunun devamını anlayabilmen için evrim ve doğal seçilimi anlaman gerekiyor.
  9. Tanrının Varlığı Hakkında

    Yazdığımı tam anlamamışsın. Görmek istediğini görüyorsun. Tekrar anlatayım. 100 tane tavla zarını bir su bardağına koy, çalkala ve yere at. Bu işlemi 10 kere tekrarla. 1. atışında gelen dağılımın diğer atışlarında gelen dağılımlara göre bir üstünlüğü var mı? Yok. Hepsi aynı olasılığa sahip. Ancak bizler o dağılımlardan birinde var olma şansını yakaladığımız için o dağılımın bizim için çok özenle oluşturulmuş olduğunu düşünüyoruz (tüm zarların 6 gelmesi gibi). O bizim yaşadığımız dağılım o olasılıklar içinden öyle bir dağılım ki 0.1 birim oynatılmamış hali zaten kendisidir. Öyle olduğu için canlılık oluşabilmiştir. Tüm zarların 5 gelmesi durumunda bir şeylerin oluşamayacağını da söyleyemeyiz. Bizim dağılımımızın ortaya çıkardığı dengeleyici kuvvetlerle benzer işleve sahip başka dengeleyici kuvvetler 5'lik dağılımda da ortaya çıkabilir. Bizler 6'lık dağılıma ve onun çıktılarına (dengeleyici kuvvetlerine) bakarak 0.1'lik değişimin tüm dengeyi yok edeceğini söylüyoruz oysa ki 5'lik dağılımdaki dengeler hakkında bir bilgimiz yok. Bizler 6'lık dağılıma bakarak 5'lik dağılım hakkında yorum yapma hatasına düşüyoruz. 5'lik dağılımda var olmuş olsaydık orası için de 0.1'lik değişimin tüm dengeleri yok edeceğinden bahsediyor olacaktık. Değişen bir şey yok. Algısal bir seçimi diğerlerinden üstün tutuyor ve buna tasarım deme yanılgısına düşüyoruz.
  10. Tanrının Varlığı Hakkında

    Olasılıksızlık durumu ve evren... Nasıl bir olasılıksızlıktır acaba bu? 5 tane zarımız olsun. 6 yüzünün her birinde 1'den 6'ya kadar farklı sayıları olan zarlar... 5 zarın her birinin 6 gelmesi durumunu tasarım olarak kabul edelim ve bu durumun şans eseri oluşması olasılığını hesaplayalım. Bir zarı attığımızda üst yüzünün 6 gelme olasılığı 6'da 1 dir. 5 zarın her birinin üst yüzünün 6 gelme olasılığı bu durumda; P = (1/6) x (1/6) x (1/6) x (1/6) x (1/6) = (1/7776) olur. Yani bu 5 zarı 7776 kere atarsak 1 seferinde hepsinin üst yüzünün 6 geldiğini görebiliriz. Bunu evren için düşünürsek gerçekten çok düşük bir olasılığa ulaşırız. İşte tam bu noktada irdelemeyi yarım bırakıp devamına bakmadığımız için kesinlikle tasarımcı olmalıdır düşüncesi oluşur. Ama durum gerçekten de öyle midir? Zarlarımıza geri dönelim ve şu soruyu soralım. Peki, bu 5 zarın hepsinin 5 gelme olasılığı nedir? Öncekiyle aynıdır. P = (1/6) x (1/6) x (1/6) x (1/6) x (1/6) = (1/7776)'dır. Peki, (1, 2, 3, 4, 5) gelme olasılığı nedir? O da aynıdır. Her durumun oluşma olasılığı aynıdır. Bu durumda tasarım olarak kabul ettiğimiz durum diğerlerine göre üstün değildir, özel bir ayara sahip değildir. Biz neyi tasarım olarak görmek istersek onu tasarım olarak görebiliyoruz demektir. Algısal bir seçim yapıyor ve peşinden onlarca düşünceyi yaratıyoruz demektir. Devam edelim. (1, 2, 3, 4, 5) durumunun da bir tasarım olduğunu söyleyemez miyiz? Bu kümedeki 2 çift sayının farkını aldığımızda bir çift sayı, 2 tek sayının farkını aldığımda da bir çift sayı elde ettiğimizi ve bu sonuçların yine bu kümenin elemanı olduğunu fark edip vay canına bu dizilimin ardında inanılmaz bir matematiksel zeka olmalıdır sonucuna da ulaşabiliriz. Aynı şekilde geriye kalan diğer tüm durumlar (7776 - 1) için de benzer mantık kurguları yapabiliriz fakat hiçbiri bir diğerinden üstün olmaz. Üstünlük algısal bir yanılsamadır. Bizler, var olmamıza elverişli bir evrende yaşayıp bu tarz soruları sorabildiğimiz için bize özel tasarlanmış bir evrende yaşadığımız düşüncesine kapılıyoruz. Oysa ki yaşadığımız evrenin (6, 6, 6, 6, 6) evreni mi yoksa (1, 2, 3, 4, 5) evreni mi olduğunun hiçbir önemi yoktur. Gördüğümüz organizasyona sahip olmaya elverişli bir evrende yaşıyoruz. Buradan çıkarılabilecek tek sonuç budur ve her ne kadar da düşük bir olasılıkmış gibi görünse de diğer durumların oluşma olasılıklarıyla aynı ağırlığa sahiptir. Matematiksel olarak özel bir durum değildir, tasarım demek yanılsamadır.
  11. Babamı kaybetmek üzereyiz

    Başınız sağ olsun. Acınızı paylaşıyorum.
  12. Müslüman cahilliği

    Cahil insan, gülün güzelliğini görmez, gider dikenine takılır. - Mevlana Başı sonu belli olmayan bir evrende bir toz zerresinden bile çok küçüksün. Ha varsın, ha yoksun... Bu kadar şeyi "yaratmış" bir şeyin seni sikine taktığına mı inanıyorsun gerçekten? Ceza dedin ya... İşte senin de cazan bu, kendi hayatını ve senden yetişecek insanların hayatlarını piç edip yok olup gitmek... (Sözlerim direk şahsına değil, bu kafadaki herkese.)
  13. MUHAMMED YAŞADI MI?

    Kuran, Muhammed'in kendi yazdığı bir kitap değil! İddialara göre 40 yaşında peygamber olmuş ve 23 yıl boyunca ölene kadar vahiy gelmiş. 23 sene boyunca her gelen mesajı olduğu gibi hatırlaması gerekir. Ölümünden sonra, en az 100 yıl sonra birileri Kuran'ı yazmış. Kimin Kuran'ı bu? Ne kadarı Muhammed'in kendisine iletilen mesajlar, ne kadarı uydurulmuş, ne kadarı yazanların kendi çıkarları için eklemiş olabileceği yazılar? Tüm bunlar Kuran'ın Muhammed'in olmadığını gösterir. Muhammed'in yaşadığının kanıtı olması ise hiç olası değil. Daha dün ne konuştuğumuzu, düşündüğümüzü hatırlamazken 23 + 100 yıl geçmişte söylendiği iddia edilen sözleri nasıl hatırlayabiliriz? Büyük bir uydurma ile karşı karşıyayız. Kuran diye bir kitap var ancak Muhammed diye biri çok büyük ihtimalle yok. Gerçekliği bir masal kahramanından daha fazla değil.
  14. MUHAMMED YAŞADI MI?

    Sen nasıl iman ettin, Muhammedi gördün de mi ettin? Onlar da senin gibi masallara inandırıldı... Yaşamışsa kanıt koy.
  15. MUHAMMED YAŞADI MI?

    Yaşadığı ile ilgili kanıtlar neler?
×