-
İçerik sayısı
183 -
Katılım
-
Son ziyaret
İçerik Türü
Profiller
Forumlar
Takvim
İletiler bölümüne Atheist Primate kullanıcısının eklediği dosyalar
-
-
Arkadaşlar merhaba,
Twitter'da fazla takipçili bir hesap olduğum ve ateizm, felsefe konuları üzerine yazdığım için sosyal medya gazetesi tarzında bir oluşum röportajımı yaptı. Sizle de paylaşmak ve görüşlerinizi almak istedim.
Saygılar
-
45 minutes ago, democrossian said:
Primate dostum, dünyada ateizmi benimsemeyi bir kenara bıraktım, ama takdir etmeyen, anlayamayan, dışlayan kişilerin gözümde bitin yavşağı kadar değeri olamaz. Ateist olmayabilir, ateizmi bilmeyebilir, anlamayabilir. Ama düşmanlık gösteren, değersiz gösteren kişiler ahmaktır. Değersiz ateistler yok mu, var. Haci biraz fazla yükleniyor diyordum ama dediği doğru, muhammedi yaşadı zannetmek bir ateistin değerini gerçekten biraz düşürüyor. Bu müslümlerin hiç bir tek yalanına inanılmayacağı gerçekten üst bir bilinç. Bunların mayası yalan, özü, kökü yalan. Bunlar zaten bu işe yalancı şahitlikle başlıyorlar. İslamın ilk şartı yalan söylemek. Hiç görmediği bilmediği bir şey ve kişiye şahitlik yapmak.
Başka değersiz ateist yok mu, var. Nihilist, hiççi, hiç bir değeri, ahlak, bilim, buna dahil, kabul etmeyen ateizmin yüz karaları elbet var. Bir kere bizim bu ateizmin kaynağı nihilist felsefedir yanılgısını bir ortadan kaldırmamız şart. Nihilizm ateizmin asalak belasıdır.
Ateizm kesinlikle materyalizmden kök alır. Materyalizm ise nihilizm ile asla bağdaşmaz. Bunu her ateist kesin bir biçimde kavramalı.
Materyalizmden sonra determinizme geçilir. Maddesel gereklilikler, zorunlu nedensellikleri oluşturur. Determinizmin üç ana ilkesi, nedensellik, gerekircilik ve belirlenimcilik.
Bu ateizme aklı sıra piç atacak salaklar aslında nihilisttir. Bunlar artık hiççiliği sona dayandırmak, maddeyi, herhangi bir fikri, bu tanrı yoktur da olsa benimsemeyi, ilkeleştirmeyi, kurallaştırmayı da reddedecek kadar bunalıma düşmüş kişiler. Bunlara göre ateist olmak, kural belirlemek, norm belirlemek, (örneğin tanrı yoktur gibi) anlamına geliyor ve ondan karşılar.
Nihilist ateistin sonu budur. Tüm ateistlere nihilizm asalak belasından kurtulma çağrısı yapıyorum. Bunun sonu çıkmaz sokak. Bataklıkta boğulacaksınız. Bu yolda da teist kafasıyla ilerliyorsunuz. Tanrı yaratmadıysa hiç bir değer yoktur diye düşünerek. Her değeri tanrıya endeksleyen salaklarsınız, hala teist kafasıyla ateist olacağım diye çırpınıyorsunuz.
Teist kafasıyla ateist olamazsınız. Tanrı yaratmadıysa hiç bir değer yoktur diye teist kafasıyla ateist, nah olursunuz. İnek ne demiş adam elinde süt bakracıyla ahıra girince... Ummaaaaa demiş!
Ateizm ile nihilizm ayrimi konusunda soylediklerin gercekten cok dogru. Sonuna kadar katiliyorum...
-
Sagduyu ve Democrossian zaten guzel bir sekilde belirtmis ancak ben de yazmak istedim.
Ilk olarak bir ateistin veya bir dinsizin bir yaraticiya inanmiyor olmasi, o kisinin kendisinden daha buyuk amaclar icin yasamayacagi anlamina gelmiyor. Ateistlerin amaci dunya otesine yapilan yalandan bir yatirimlar temelinde degil, direk olarak uzerinde yasadigimiz dunya ile birebir etki edecek olaylarla iliskilidir. Bu amaclar dualarla, kesilen hayvanlarla degil, dogrudan maddi dunyanin ta kendisine yonelik gercekci ve toplumsal degisimi amaclayan eylemlerdir. Cunku ancak ve ancak, bu tarz gercekci amaclarla toplumsal degisimler saglanabilir. Ayrica, bize ust bir bilincten gonderilen mutlak bir amacin ve anlamin olmadiginin farkina varmak, toplumlari daha gercekci anlamlar ve amaclar arama yoluna dogru itecektir. Bu sebeple ateistin hayat ile olan amaci ve hayata kattigi anlam ayaklari ustune basan, gercek ile iliskili ve objektiftir.
Kisaca boyle, daha da eklenebilir tabi bunun uzerine.
-
Yok anlamiyor ne yazik ki ya da anlamak istemiyor...
Hangi ara felsefi idealizmden ahlaki idealizme gectik birden?? Bu kadar kavramlari karistirip kendi alginiza gore birsey soylemek olmaz. Sana goresi bana goresi yok bu isin.
Ayrica materyalizmin duygulardan uzak oldugunu kim soyledi. Duygularin maddi temellerini ogrenip, bu gercekler dogrultusunda yasamak neden duygusuzluk olsun. Bu tarz ciddi bir tartismada "materyalizm duygulardan uzak, monotondur" tarzi bir algi yaratilmaya calisilmasi rasyonel zemini sarsiyor.
Yani hangisine, neye cevap verecegimi sasirdim
hahaha -
Merhaba... Agnostisizm tartışmaları biraz geçmişte kaldı.Bende bazı konularda olması gereken miktarda bir agnostiklik olabilir. o da faydalı birşey.Şu an herşeyi bilebildiğimizi söylersek, keşfedecek bir konu da kalmamış olur. Gizem ve bilinmeyenlikler olmalı. bu ufukları geliştiren bir durum.Şu kadarını bilebiliriz....; Endişe edilecek bir bilinmezlik yoktur.(Bu arada agnostik olup da materyalist olanlar da var.)Varoluşta bilinç etkeni, doğal bir olasılık. bence agnostisizme girmiyor. bunun için bir varsayım da belirtiyorum; "büyük olasılıkla bu doğanın kendisidir" şeklinde...Doğanın öyle tanrısal ve insana hükmedebilecek bir tarafı yok. Bu özellik, determinizm yoluyla materyalizmde var.Agnostisizm dine destek olmaz. bunu bir sosyal deneyle rahatlıkla test edip görebilirsiniz.Hem de deizm-ateizm arasındaki agnostisizme gerek yok. agnostik müslüman gibi konuşarak bile, din açısından ne kadar sakıncalı bir durum olduğunu anlayabilirsiniz.Dindar bir ortamda çelişkili ve insanlıkdışı ayetlerden bahsedin, "bu ayetler sonradan eklenmiş, kuran değiştirilmiş olmalı, belki muhammed gerçekte peygamber değil.." filan deyin. mutlaka birileri paniğe kapılmaya başlar, "çarpılırsın, küfre girersin, bizi dinden mi çıkaracaksın" vs . diye bağırıp çağıranlar olacaktır...Tümüyle nonteist olan agnostisizmi artık siz düşünün. zaten "bu din palavra" dedin mi ortalık karışmaya başlar.Dünyada "yaratıcı kesinlikle olamaz" diyenler sadece %2 gibi birşey. ülkemiz de herhalde daha azdır. Ancak kendi mantığınızdan yola çıkarak müslümanın bundan etkileneceğini düşünmeniz normal.Çünkü muhtemelen doğuştan bunu düşünmeye musait bir zihin yapınız var (notr anlamda)Ama istatisksel gerçekler de var. "yaratıcı yok" denilerek ikna edilenlerin oranı çok düşük.Açıkçası bu iddiayı pek takan yok. öyle olsa zaten Celal Şengör bu çıkışı ilk yaptığında, hayatının tehlikeye girmesi gerekirdi.Burda önemli olan yaratıcı din bağlantısını kesebilmek...Deizm, panteizm, agnostisizm yaratıcı din bağlantısını kesebilmek açısından değerlidir, ve olmaldır. Bence bu görüşler ateizmin yanındadır, aşağısında değildir.Mesela bana göre de materyalizm dine destek oluyor. "Madde nasıl hiç aklı olmadan bunları yapabilir, demekki benim tanrım gerçek" diyorlar. Zamanında ben de öyle düşünürdüm. Bu gayet doğal. halbuki birileri dindeki kötülük ve çelişkileri akıllıca anlatsa birkaç günde uyanırdım.Şimdi herşeyin %100 maddeden kaynaklandığı ispatlansa bile bu yine dinlere zarar vermez."İşte o madde olarak tanımlanan şeyi benim tanrım yapıyor.." der çıkar adam...bu bir sonuç vermez.İdealizm'e gelecek olursak.... Bu başlıktaki idealist Ateizm'den kastedilenin genel anlamdaki idealist düşünce olduğunu hatırlattıktan sonra, şunu belirteyim;"Varlık felsefesi olarak mutlaka bu iki görüşten birini seçmek zorundayız " diye bir koşullandırma, bence dogmatizme girer.Neden her ikisi de gerçek olamıyor... Kime göre neye göre birinden biri gerçek değil...?Burda açıkça bir ön kabul var.İnsanın bilinci ve duyguları da önemlidir ve bir düşünce dünyası vardır. ama bir dış dünya... yani maddesel dünya da vardır.Her ikisi de gerçektir. Benim konuyla ilgili net görüşüm bu şekilde.
Merhaba,
Herseyi su anda bildigimizi soylemiyoruz. Ama seylerin bilinebilecegini ve bilinecegini soyluyoruz. Siz anladigim kadariyla "bilmiyorum" ile bilinemezciligi biraz karistiriyorsunuz. Cunku bilinmeyenler her zaman vardir ve olacaktir. Bilimin en buyuk kamcisi bilmiyorum cevabidir. Ancak gelisim ve ilerleme hic bir zaman durmaz. Degisim ve ilerleme kacinilmaz bir gercektir.
Varolusa bilinc eklemeniz zaten agnostisizm degil, idealizm. Idealist oldugunuz icin agnostiksiniz ve yine idealist oldugunuz icin bunlari soyleyip, soylediklerinize olasilik veriyorsunuz. Materyalist olup agnostik olanlar yok. Agnostikler istedikleri gibi durumu ya idealizme ya da materyalizme cekerler. Cunku bilinemezciler tum dogal alemi aciklamak icin bilimden yararlanirlar ancak isin icine evrenin otesinde bir bilinc olabilir mi sorusunu eklerler. Bu sebeple bilinemezcilik tutarsizdir.
insanlik tarihi boyunca her zaman "KIM" sorusu sorulmustur ancak hic bir zaman cevap verilememistir. Cunku bu soru dini perspektifin ortaya attigi, idealist bakisin cikardigi bir sorudur. Dogada ve evrende "ne" ve "nasil" sorularinin cevabi vardir. Aksini dusunen yaniliyor.
Dunyada veya ulkemizde "yaratici kesinlikle olamaz" diyenlerin sayisi beni ilgilendirmiyor. Ben cogunlukla degil, argumanlarin doguruluguyla ilgilenirim.
Ateizm bu konularda varilabilecek son durak. Agnostisizm ve deizm ara duraklardir. Felsefe yonunden kendinizi zenginlestirmediginiz surece bu duraklarda kalmaniz oldukca dogal. Zaten felsefe yonunden eksik oldugunuz icin materyalizm dine destek oluyor diyorsunuz. Democrossian cok guzel demisti: "Biz materyalistler idealizmi cok iyi biliriz. Biz bu ayrimi bilincli olarak yaptik" Cok dogru bir soz.
Pratigin sagladigi olcut sayesinde seyler bilinebilir, taninabilir. Bizim seylerden edindigimiz fikirlerin akla yatkin olup olmadigini ve seylerle kurdugumuz iliskilerin gercek iliskiler oldugunu biliyoruz. Simdiye kadar bilimsel olarak denetlenmis duyu algilarimizin zihnimizde, dis alem bakimindan gerceklikle catismali idealar yarattigi veya dis alemle ic bagdasmazlik bulundugu sonucuna varmamiza yol acan tek bir ornek yoktur ve olmamistir. Bu sebeple seyleri tanimamiz ve fikirlerimizin gercege uyup uymadiklarini gormemiz mumkundur. Bu sebeple bilinemezci felsefe yanlistir.
Dogmatizm felan demissiniz, oldukca komik olmus bu iddianiz. SIz duygularla, bilincle, dusuncelerle maddi dunyayi birlestiremiyorsunuz. Dusunceleri maddi gerceklikle birlikte var edemiyorsunuz. Cunku idelarinizin gerceklikten uzak...
-
Güzel bak, bazen işe yarar şeyler yapıyor bu vatandaş... Tokat gibi yazımı komple bu sayfaya geçirmiş

Diktatörleri "tanrı" ile benzeştirmeye, karşı durabilme şuuru oluşturmaya ancak böyle yobazlar tepki gösterebilirdi zaten....
Aksi olsa şaşardım !
Bu da, birşeyi farzetmekten bile korkacak kadar beyni tanrıyla dolup taşanlara kapak olsun ;

Merhaba,
Evet agnostisizm farkinda olmadan dine yardimci olur. Cunku agnostisizmin fikirsel ve dusunsel anlamda beslendigi yer "idealizm"dir. Idealizm de dinle beraber varolmus ve dinle beraber birbirlerini karsilikli olarak beslemislerdir.
Evet, madde temelli bakilmayan her gorus metafizik bir algi dogurur. Buna tanri demeyip ardina bir ust "bilinc" koymaniz da idealizmin en buyuk gostergesi ve yine yaratici anlayisini yasatan bir fikir.
Agnostisizm tutarsizdir icinde. Cunku bilinemezcinin doga kavrami bastan sona materyalisttir, tum dogal alem yasalara bagimlidir ve bir dis etkinin ise karismasini kesinlikle dislar. Ancak, agnostik sunu ekler: "Bilinen evrenin otesinde bir varlik ya da bilincin olup olmadigini curutmemizi saglayacak bir aracimiz yoktur." Bu yuzden bu bakis acisi idealizme yardim eder ve dolayli yoldan da yaratici fikrini yasatir.
Bilinemezcinin ustunu kaziyin idealisti bulacaksiniz. Yani her agnostik aslinda bir idealisttir.
Biz materyalistler, idealizmin ne olduğunu çok çok iyi biliriz. Çünkü ikisini kıyasladık, hangisini seçelim diye. Bu ikisi birbirinin antitezidir, birinden birini seçmek felsefede temel bir tercihtir. Felsefede ilk yol ayrımı budur. Felsefeye giriş yaptığınız anda ilk bu kavşak önünüze çıkar. Hangisine döneceksiniz, ilk kararı burda verirsiniz. Sonraki izleyeceğiniz yol, bu yol ayrımında belirlenir.
O yüzden biz bu yol ayrımında durduk, iyice düşündük, ikisini de iyice öğrendik ve materyalizm tarafına direksiyonu kırdık. Yani idealizmi de çok iyi biliyoruz. Bilinçli bir tercih yaptık. İdealizm tarafına dönenlerin neredeyse hiç biri bilinçli bir tercih yapmaz. Genelde bakarlar herkes o tarafa gidiyor, herkes gittiğine göre biz de gidelim derler. Sürü biçiminde akarlar. Neredeyse hiç biri bir ayrımdan geçtiğini farketmez bile...
Materyalistlerin ise bilinçsizce gideni neredeyse yok gibidir. Hepsi düşünüp tartıp bilinçli bir tercih yapmıştır.
O yüzden idealizmi bize sorun. Biz çok çok iyi biliriz. Şimdi... İdeal demek mükemmel, ulaşılamayan, maddi dünyada var olmayan, aslı ideler aleminde olan, dünyaya sadece eksik ve kusurlu bir gölgesi yansımış olan demektir.
Bu görüşü Platon yerleştirmiştir. Yüzleri mağara duvarına dönük olarak zincirlenmiş, kıpırdayamayan insanlar hayal etmiştir. Bu insanlar mağara duvarında gölgeleri görürler. Mağaranın dışındaki hareketler ışıkla mağara duvarına yansımaktadır ve sadece gölge oyunlarını görmekte, yanılmakta ve bir şey gördüklerini sanmaktadırlar. Gördükleri asla gerçek değildir. Gerçekler ideler alemindedir. Bu evren ideler aleminin gölgesidir.
İşte idealizm budur. Madde bir tutsaklık, bir sahte gölge, bu evren bir madde hapishanesidir. Özgürlük diye bir şey yoktur. Olamaz da. Özgürlük ancak idea aleminde gerçekleşecektir. Tüm insanlar idealar alemine geçmek için çabalamalı, bu madde zindanına önem vermemeli, esareti bitene kadar çile çekmelidir.
Guzel ve cok dogru bir yazi olmus. Elinize saglik...
-
Caner taslaman'ın argümanları defalarca çürütüldü bu forumda, fazla konuşmaya kaale almaya gerek yok. Akp iktidarının çıkardığı şark kurnazlarından birisi sadece. 10-15 seneye adı bile anılmaz...
-
Bu tür enteresan olguları anlamak için, öncelikle şunu bir anlamak gerekir
Canlılar aleminde, her birey farklıdır. Zira öncelikle DNA %100 aynen kopyalanamaz. Diğer yandan her canlının ortaya çıktığı andan (sperm, yumurta vs. olarak) ölümüne kadar etkilendiği çevre şartları farklıdır.
Belki bin kez yazmışımdır:
Fenotip (birey) = Genotip (Kalıtımsal) + Çevre
Bu durumda, hiç bir canlı hiç bir şekilde aynı çevrede yaşamayacağı için, tüm bireyler mutlak şekilde farklı olacaktır. Diğer yandan, genlerde her bireyde değişim gösterir.
Öncelikle genetik açıdan bakarsak, fakrları oluşturan mutasyonlar her yöne eşit yayılamaz. Sonuç olarak olası sayısız mutasyondan ancak bir kaçı sağ kalabilir. Bu da, genetik olarak bireylerin bir kaç belli mutasyon grubunda toplanmasına yol açar. Çevre içinde aynı şey geçerlidir, Sıcaklık örneğin, belli aralıklarda kalır genellikle.
Bu durumun sonucu olarak, bireyler her biri kendi başına apayrı, acayip şeyler olmaktansa, çok yakın ve tekrarlanan özellikler gösteren gruplar halinde yer alırlar. Bunlara biz en anlaşılır şekliyle "tür" diyoruz. İnsan, solucan, kaplumbağa veya fil gibi. Daha alt düzeyde, o grubun temel özelliklerine yaslanan ama daha küçük farklıklar gösteren altgruplar olacaktır. Bunları aradığınız özellik ve detaya göre dallandırıp, budaklandırabilirsiniz. Örneğin, kan grupları, örneğin ten rengi gibi vs.vs.
Sonuç olarak bireylerin farklı olduklarını, aralarındaki farklar en az olanları gruplamak suretiyle tasnif ettiğimizi bir anlamamız gerekir. Bu demektir ki, erkekler ve kadınlar birbirinin aynısı olmayacaktır. Dahası, tıpkı kan gruplarında filan olduğu gibi, bahse konu "muhafazakarlık" gibi hususlarda da ayrılacak, gruplar oluşturacaklardır.
Bunun konumuza olan yansıması, bir erkek olacaktır ki, karısının, kadınının aynı anda 5 kişiyle yatmasından zevk alacaktır. Bir diğeri ise karısına bakılmasını bile kabul edemeyecektir. Her neyse, sonuçta böyle bir durum olacaktır.
Peki cinsel davranışlar diyorsak, bunu kim belirler? Bir "Seksüel (cinsel) seleksiyon" diye bir şey vardı malum. Türümüzde bu hususta hakim olan, genel olarak dişiler. Kadın, erkeği seçer. Fakat, bizim türümüzde erkekte bu süreçte önemli bir yer tutar, etkisi sıfır değildir.
Bilinmesi gereken bir diğer husus ise şudur. Bu mesajı yazan adam, durup durduk yerde nerdeyse, millete kız tavlamanın yollarını anlatmaya çıkmıştır. ACaba derdi nedir?
Şöyleki, kadınlar birbirinin aynı değildir. Bu konuyu anlamanın kilit noktası, kadınları anlamaktan geçer.
Birisi arar bulursa, tavanarasında yada ateistcafe'de kadınları anlatan bir topik vardı. Orada, seksi çok mahrem, çok tabusal bir mesele olarak gören, erkekleri ise, deneyerek, bu mu iyi, şu mu iyi diye iyisini bulmaya çalışan, aynı zamanda hayalperest kadınlardan bahsetmiştik.
Uzatmadan bu tür kadınlar, kendilerine statü sahibi bir erkek ararlar. Bu aslen erkek ihtiyaçları değil, onları saklayacak, doyuracak, bakacak ama aslen eziğin enayinin teki olacak bir erkek bulma gayretidir. Erkek ihtiyaçlarını ise, sağlam genlere sahip, kaslı, boylu poslu, yakışıklı falan her neyse erkeklerden karşılarlar. Burada kaslı, boylu poslu falan diyorum, ama bu konuyu anlamak için örnek sadece. Kadınlar, doğal olarak sağlam genleri olan erkeği seçebilecek donanıma sahiptir. Basitçe, ter kokusundan bir erkeğin hasta olup olmadığını anlayabilirler filan.
Şimdi evrimsel geçmişimizle, bu kadın tipinin acayip bir uyumu söz konusudur. Basitçe anlatalım, insan sürüleri, diğer primat sürülerine çok benzer. Sürünün başında bir erkek alfa birey bulunur. Bu erkek, sürüdeki dişiler üzerinde kesin hakka sahiptir, onları döllemek onun doğal hakkıdır. Ve tabi bu hakkını korur, birileri dişilere sarkarsa, onu bir güzel benzetir. Böylece, bu genlerin ortada diğerlerine göre daha yaygın olması sağlanır. Ve diğer yandan, bu erkek sadece dişilere değil, en iyi mekan (yağmurdan korumalı vs.), bol yiyecek vs. gibi başka kaynaklara da sahiptir.
Şimdi bahsettiğimiz kadını düşünün. İşte o kadın için ideal olan erkek bu erkektir. Bu erkeğin, yani kaynaklara sahip olan erkeğin sürüsünde yer alırsa, öbür erkeklerin saldırısından korunacak, daha iyi yemek vs. sahibi olacaktır. Günümüz habitatında bu erkeğin karşılığı "Statü sahibi olan" erkek değil midir? Zengin falan filan her neyse?
Ama bu kadının erkek, yani döl ihtiyacı için başka erkeklere ihtiyacı olduğunu atlamayın. Ne yapacaktır bu kadın? O sürü lideri veya günümüz karşılığı statü sahibi erkeğin hareminde korunurken, kaliteli bir döl bulunca hiç bekletmeden işi bitirecektir. Bunun evrimsel avantajı daha büyüktür, zira kendi genlerini o sağlam genlerle birleştirirken, doğacak çocuğu da o statü sahibi/sürü liderinin koruması, bakımıyla garantiye alacaktır.
Yani, bu kadın, atıyorum "Subay" diyerek bir erkekle evlenir. Sonra da lojmandaki sıradan asker kantinci, ki ameledir, güçlüdür falan çok zaman eve ekmek getirince atıp yatağa atmaktan hiç çekinmeyecektir. Bunu yapacaktır. Bu subay olması şart değil.
Maalesef bu tür, tam olarak böyle davranan kadınlar var. Ve dahası çok bu kadınlardan, bilhassa bizimki gibi ülkelerde. Yirmi yaşımdan önce tanıdığım kızların tamamı bu tipti nerdeyse. Bugün bildiklerimi o gün bilsem her şey başka olurdu gerçi. Bugün gördüğüm kadarıyla, bilhassa kenar mahalle, köy vs. de yaşayan, okuma, meslek sahibi olma, çalışma gibi imkanları olmayan kızların, kadınların %60'ı en azından bu türde.
Şimdi bu filmi geriye doğru sarın. Bu tipler geçmişte muhakkak çoktu gene. Bunlara ne lazım, alfa birey gibi davranan, varlıklı falan adamlar. Bu ne demek, böyle ezik ama statü sahibi olmaya meraklı erkeklerin genleri de, bir şekilde toplumda yayılacak demek. Elbette, bu kadın bir kaç çocuğunu, hatta belki tüm çocuklarını o ezikten doğuracak zira. Çünkü bu kadının kafasında böyle bir plan yok. Bu onun doğası. O Subayla evlenen kadın, "Tamam eziği buldum, şimdi nerde taş gibi genç asker var, benimdir..." demedi zaten. O "Erkeği buldum, hayatım garanti, yaşasın benim aşkım..." diyordu evlendiği gün. Kantinciyi ekmek için eve çağırıken de "Kantinci gelsinde, o ne kollar, o kaslar, ohşşş." diyerek çağırmadı aynen. Ama o gelince, bir an içindeki dişi, "İşte sağlam erkek, sağlam genler, al onu" dediği için, olay gelişti. Ve büyük ihtimalle iş bitince o erkeği de, olayı da unutacak, aklında silecektir hatta. Tamam, hafıza kaybı demiyoruz, ama o sanki hiç yaşanmamış gibi hayatına devam edecek, akşam dönen kocasını büyük bir aşkla falan karşılayacaktır. Ama ilginç olan, eğer müsait bir durumda, öyle bir kantinci eve hiç uğramazsa, aklından hiç böyle bir şey dahi geçmeyecektir.
Şimdi, o erkek açısından, "Ben karımı çalıştırmam, karım türban giyecek, evden dışarı çıkmayacak..." vs mahkum bir korumacılık dürtüsüdür. Dikkat edin, bu kadın, kendini koruyacak erkek arar. Bunlar kadının döl ihtiyacını gidermesini engellemez o şekilde. Ama kadın gözünden bu davranış, erkeğin kendine sahip çıktığı, onu korumaya çalıştığı şeklinde yorumlanır. Bu da zaten, bahsettiğimiz o "alfa birey" erkeğin, sürüde yapacağı şey değil midir, dişileri erkeklerden uzak tutma kavgası?
İşte evrimsel sürecimizde, bu tür kadınların varlığı, muhafazakar dediğimiz erkeklerin, o garabet, kadına baskıyı matah bir şey sayan erkeklerin de varlıklarını sürdürebilmesini sağlar. Bunlarda, dikkat edin ki, maalesef, statü sahibi, zengin, itibarlı ailelerden kişilerdir. Bunlar böyle olunca, topluma da muhafazakarlığı dayatmaları normaldir.
Konunun kadın açısından da bir önemi vardır. Zira bu kadın kendini zayıf, çok kırılgan, çok yumuşak bir şey gibi düşünür. Toplumda ezilip gideceğinden korkar. Erkek, onun için, münzevi yengecin kabuğu gibidir:

Bu yengeçlerin bir diğer özelliği ise, daha sağlam bir kabuk görünce, o kabuğu sahibinden kapmak için kavga etmeleridir. Aynı şekilde, bu tür kadınlar, kendileri için bir kabuk olan erkeği kaybetmek istemez. Zira, kendilerinden bilirler ki, sağlam bir kabuk gören dişi onu kapmaya çalışacaktır. Bu nedenle, kabuklarını saklamaya çalışırlar. Basitçe, kadınların, erkeklerinin gözüne görünmesini, erkeklerinin başka kadınlarla yakın olmasını, okul, işyeri, otobüs vs. herneyse istemezler. Sonuçta, erkekli dişili, muhafazakarlık denen şey insan toplumunda genetik olduğu kadar memetik bir sarmal halinde mevcut olur gider.
Fakat, kadınların bilhassa çalışma hakkını kazandığı toplumlarda, bu tür kadınlar pek sık görülmez. Oralarda genelde modern kadınlar mevcuttur. Bunlar, şu mu iyi, bu mu iyi diye erkekleri denemez. Potansiyel gördükleri erkekleri kendileri için kullanır, ideal erkek yapmaya çalışır. Seks onlar için bir ihtiyaç, bir zevk aracından ibarettir. Bu ihtiyaçlarını gidermek için, bir erkek bulup kullanabilirler rahatça. Hayalperest değillerdir. Hayali korkuları olmadığı için, hayattan korkmazlar, onunla kendileri başa çıkabileceklerini düşünürler. Bu nedenle muhafazakarlık falan onlar için pek anlam içermez. Bunların aklında, başkalarının erkeğini çalıp içine saklanmak, ona sahiplenmek yoktur. Onlar, basitçe, kendi evini kendi yapmayı düşünür, uygun malzeme (olduğunu düşündükleri erkek) bulunca, onu yoğurur eder, erkek olarak sahiplenirler.
Elbette başka tür kadınlar da var dünyada. Ama biz gibi ülkelerde görülecek olan yagın kız modeli, ilk bahsettiğimiz kaşar tiplerdir. Modern toplumlarda daha ziyade bahsettiğimiz ikinci tür kadınlar mevcuttur. Fakat, çok daha değişik kzılar, her toplumda bolca mevcuttur. Özellikle eğitim seviyesi yükseldikçe, seksi ciddi şekilde tabu gören, aklı gayet başında, arkadaş ve sosyal hayat dinamiklerine yada ailesi ve erkeğine sağlam kadınlar daha çoğalmaktadır.
Güzel yazı olmuş eline sağlık...
-
NOLAN'in yazdigi 2. iletide "anlayabilene" o kadar cok cevap var ki aslinda... Tesaduf bir sonuctur. Aynen oyle iste...
Evrim tesadufi olan cesitliligin, tesadufi OLMAYAN secilimleridir. Teistlerin anlayamadigi bu. Tesadufilik ve rastlantisallik, doganin ve hayatin icinde her daim yer almistir. Bir gun icerisinde surekli tesadufi olaylarla karsilasiriz, imkansiza yakin olaylar surekli gerceklesir. Ancak bunlara kendi alginiza gore bir anlam yukleyip bunu yapan bir guc olmali diyorsunuz. YANILIYORSUNUZ...
-
Madde, evrende ''raslantısal olarak açığa çıkan bir enerji ile oluştu'' diyelim. Peki atomların içinde bulunan sistem nasıl oluşabildi?
Tüm atomlarda elektronların belli bir düzende haraket etmesi, ve bu atomların güneş sistemlerini, doğayı ve canlıları oluşturması pek tesadüfi bir enerjinin sonucu gibi görünmüyor.
''Atomlarda bu bilgi saklı'' diyorsak, bu durumda; bilgi yoktan varolabilir mi, diye bir soru da akla geliyor?
Bu sorulardan gelmek istediğim nokta şudur;
Herşeyin sadece madde olduğu, ve kendiliğinden kazayla oluştuğu iddiası, hem ateizmi, teizm karşısında zayıf düşüren, hem de hayatı anlamsızlaştıran bir önermedir.
Bunun yerine, insanlara bu bilincin neden zannettikleri gibi olağanüstü bir varlık olamayacağını anlatmak daha akılcı olacaktır.
Yeterince düşünebilen insan, varoluştaki planlayıcı bilinç faktörü ile, dinsel ve mitolojik iddialar arasındaki farkı rahatlıkla çözebilir.
Bence evrende henüz keşfedilmemiş, ancak birgün somut olarak ortaya konulabilecek bazı önemli sırlar var.
Bir bitmedin be Mind. Bir asamadin su idealizmini. Yeter be kardesim yeter ya... Her iletini gordugumde diyorum simdi nasil bir teist agziyla konusmus. Bir turlu algilarinin gecersiz oldugunu anlayamadin.
-
İskandinav ülkelerinde kadın ateistler azınlıktadır. İstatislik veriler bu yönde. Dünyanın hangi ülkesinde olursa olsun kadınların çoğunluğu dine yönelir. Bunun psikolojik sebepleri var. Sebebi zekayla ilgili değil.
kesinlikle. Ben de bunu reddetmiyorum zaten. Ancak diger ulkelere oranla cok daha farklidir iskandinav ulkeleri. Benim demeye calistigim insan biyolojik bir canli oldugu kadar sosyal bir canli da. Sadece biyolojik bir bakis acisiyla kesin bir cevap verilemez.
-
demokrasi nedir?
Sosyoloji ?
Erkekler neden kadınlardan tarihsel süreçte daha ileri gitmiştir?
Cinsiyet ayrımcılığı yapmıyorum ben gerçekleri söyledim.
erkeklerin kadinlarin tarihte daha ilerde olmasi "SADECE" biyolojiyle mi ilgili? Neden peki anaerkil toplumlarda kadinlar daha onde ve erkeklerden daha "ileride"? Nicin sumerlerde kadin en degerli ve tanrilar dahi kadinsi objeler? Ne zaman ataerkillige gecilmis o zaman durumlar degismistir. Insanlik tarihi sadece biyoloji ve evrim degildir. Evet biyolojinin getirdigi bir takim gercekler var ve bunlari reddetmiyorum zaten. Ama bir sorunun tek cevabi olmaz olamaz. Insana dair durumlar oldukca komplike ve detaylidir. Tek bir perspektifden bakmak dolu bir cevap vermeyecektir.
-
sosyalleşme açısından haklısınız ancak kadın beyinsel açıdanda bir miktar inanma eğilimi gösterir.
Yukarıda yaptığım düzenlemeyi okursanız anlayacaksınız
Ben boyle bir calisma oldugunu bilmiyorum varsa paylasirsaniz sevinirim. Eger boyle birsey varsa bile, bunun da yine sebebi kadinlarin evrimsel surec ve insanlik tarihi geregi toplumdaki yerinden, sosyolojik durumundan ve tarih boyunca kadinlarin maruz kaldigi toplumsal baskidan kaynaklidir. Butun mesele toplumlari ve kisileri bilimle, objektif dusunceyle bulusturmaktir.
-
Kadinin toplumdaki konumundan evrimsel surec mi ilgili? Kadinin bilimle bulusmasinda evrim mi ilgili? Yozgatin koyundeki kadinin bilimle ve felsefeyle bulusamamsinda evrimsel surec mi ilgili?
Salt biyolojik acidan bu durumlari degerlendiremezseniz, bu bakis acisi yanlis ve cinsiyetcilige kayiyor. Meseleleri degerlendirirken toplumsal degisimleri, toplumun sinif iliskilerinden de degerlendirmeniz gerekiyor. Toplumlari ve bireyleri salt biyolojik ve evrimsel acidan degerlendirmek YANLIS. Bir sorunun birden cok sebebi ve etkeni vardir. Toplumlari ve bireyleri cevreleyen psikolojik, sosyolojik, demokratik her turlu etken kadinlarin veya erkeklerin dinden ve inanclarindan kopmasinda etkilidir. Salt biyolojiyle bu aciklanamaz, aciklayan da durumu yanlis tahlil eder.
-
Bunlarin disinda, kadinlarin sinifsal acidan cok ciddi problemleri var. Demokratik kanallarin acik olmadigi ulkelerde, kadinlar ikinci sinif yaptirimlara ugrarlar. Hem cinsel hep toplumsal iliskiler acisindan yenik baslarlar. Ortak orgutlenme ve bilimle bulusmada erkek egemenliginin getirdigi baskiyla cok ciddi sorunlarla karsi karsiya kalirlar. Dogu, guneydogu, karadeniz ve orta anadoludaki feodal anlayis, geri kalmislik ve erkek hegemonyasi cok onemli etkenlerdir. Kadinlarin bilimselllikle bulusmalari ancak demokratik kanallarin acik olmasiyla mumkundur.
Cevremizde gordugumuz toplumun cogunlugundan farkli ozelliklere sahip kadinlari gozlemledigimizde, onlarin toplumsal hareketlerin icerisindedirler ve arastirma, gelisim konusunda erkeklerden hic de farkli degillerdir. Bilim cinsiyet ayirt etmez...
-
Bir sorunun, durumun veya sonucun tek bir sebebi oldugunu dusunmek yanlis bir yaklasim ve cogu zaman sorunu temellendirmede yetersiz kalabiliyor. Bu sebeple bayanlarin dine veya inanmaya olan bagliliklarini sadece evrimsel acidan aciklamak "Yeterli" degil.
Hepimizin bildigi sosyal bir canliyiz ve icinde bulundugumuz toplumun getirdigi dayatmalara karsi cikmamiz cogunluk icin oldukca zordur. Halklar ve toplumlar ona dayatilanlari kabul eder ve karsi cikmazlar. Demeye calistigim, bu tarz durumlari konusurken sosyolojik ve sosyokulturel acidan da bakilmasi gerekiyor.
İskandinav ulkelerine baktigimizda, hicbir sekilde boyle bir ayrim olmadıgini kadin ve erkek ateist sayisinin neredeyse esit oldugunu gorursunuz. Bizim gibi geri kalmis ve dinin toplumun her alaninda baskin oldugu ulkelerde kadina bakis acisi bellidir. Bu nedenle, kadinlarin sadece duygusal sebeplerle inanclarindan kopmasinin erkeklere gore daha zor oldugunu soylemek biraz basitcilige kacan bir cevap oldugunu dusunuyorum. Bu cevabin, sorunu analiz etmede ve soruna cozum getirmede bir ise yaramayacagini hepimiz biliyoruz. Sizce, turkiye'de de iskandinav ulkelerde oldugu gibi kadin-erkek esitliginin en ust seviyede, toplumun kadina bakisinin "dogru" ve olmasi gerektigi gibi oldugunda kadinlarin ateist oranlari ve ateist olmalari yine soylediginiz gibi zor olacak midir?
Evet kadinlar duygusal canlilar. Ancak bu onlarin objektif dusunmelerine, okuyup arastirip dogrulari gormelerine engel degildir. Her insan degisimin yasanmasi gerektigini, birseylerin yanlis gittigini kendisi fark etmelidir. Degisimin ilk adimi zihinlerde olur. Bunun kadini erkegi olmaz.
-
Evrimin hicbir mekanizmasinda bilinc bulunmadigindan dogada ve evrimde bir anlam bulundugunu dusunmek icin bir sebep yoktur.Evrimde amac ve anlam oldugunu dusunduren durum "dogal secilim"dir. Kisacasi dogada bir anlam yoktur. Doga kendi sureci ve isleyisinde isler ve buna bir anlam yuklenmesi idealist bir yaklasim olacaktir.
Bunun disinda ateizmin ve ateistlerin bir amaci ve hayatla ilgili bir anlami yokmus gibi bir tartisma olmus. Aslinda durum tam tersi...
Ateist oldugumuz icin hayatla ilgili bir amacimiz veya hayata bir anlam vermedigimiz dogru degil. Bir tanriya inanmiyor olmamiz, kendimizden daha buyuk amaclar icin yasamayacagimiz anlamina gelmiyor. Biz ateistlerin amaci, dunya otesine yapilan yalandan bir yatirim degildir. Amacimiz ve hayata verdigimiz anlam, uzerinde yasadigimiz dunyaya birebir etki edecek eylemlerdir. Bu amaclar ve hayata anlam katacak olan tavirlar dualarla, kesilen hayvanlarla saglanan sahte bir amac ve yalandan bir anlam katma degil, direkt olarak maddi dunyaya yonelik gercekci ve dogru aksiyonlardir. Cunku, ancak bu tarz gercekci amaclarla toplumsal huzur ve mutluluk saglanabilir, toplumsal degisimler saglanabilir. Yani ateistlerin hayatla ilgili amaci ve hayata verdikleri anlam daha gercekcidir...
Dogada bir anlam bulunmamasi, bireylerin ozellikle de ateistlerin hayatla ilgili bir anlami olmadigi anlamina gelmez. Ateist tavri ve ateizmi, nihilist bir tavirla ve nihilizmle karistirilmamalidir. Ve unutulmamalidir ki, hayatinizla ilgili anlami ancak siz belirleyebilirsiniz...
-
Harika... Bu konuyu ve cevabini anlamak icin oldukca doyurucu bir sekilde yazilmis.
Ne zaman cikacak bu kitap acaba?
-
Sacmalik. Soylenenlerin hepsinin omurgasi retorige bagli ve anlamsiz. Bu yuzden hicbirinin gecerliligi yok. Hakliliginizi argumanlarda insanlari etkileyen bir uslupla saglayamazsiniz.
-
Oldukca guzel bir yazi olmus, elinize saglik...
-
Senin yorumun önemli üstat..''Efe ateist değildir'' derken,kendimi ateistforumda yalnız hissettim resmen

Şu düştüğümüz duruma bakar mısın?
Ateistforumda ateistlere ateizmi anlatıyoruz

tesekkurler dostum. Gercekten soyledikleri oldukca yanlis ve verdigi cevaplarda oldukca sig ve yuzeysel. Ateistim diyip tanri %50 olabilir ne demek? Bu nasil bir sacmalik. Bunu diyen biri ateizmi bilmiyordur...
-
videoyu izledim de, Efe resmen ateizmin ne oldugunu bilmiyor. Bir insan felsefe yonunden ancak bu kadar eksik olabilirdi... Cok ama cok kotu
-
evet arkadaslar,
Tokat gibi bir gercegi yuzumuze vurdu bu secimler. Sisteme bel baglarsan, parlamenter sisteme, secimlere insanlari mahkum edersen; boyle tokati yersin. Insanlar neyi gordu peki? Degimisin ancak, halk hareketiyle, orgutlenmeyle gerceklesebilecegini gosterdi. Siz gercekten bu adamlarin secimle gidecegine inaniyor muydunuz? Ben bunu gercekten merak ediyorum... muhalefet partileri sokaga cekmelidir insanlari. Adaletsizligin, hukuksuzlugun, tiranligin, baskinin, zorbaligin oldugu bir ulkede hersey mesrudur. Bunu unutmayin...
Bu adamlar yillardir orgutlendi, ag gibi orduler tum halki. Simdi orgutlenme sirasi bizde. Sira bizde, biz orgutlencez. Degisim sokaktadir, degisim orgutlenmededir, degisim gezidir...
-
Bu başlığı ateizmde içsel değerlerin olup olmadığını tartışmanın yanı sıra, ateizmin bireysel mi yoksa toplumsal mı olduğunu da tartışmak için açmıştım.
Her eğilimde bir takım değerlerin olması o eğilimin varlığını sürdürmesi için şarttır.
Ama onlarda içsel değerlerin olması zorunluğu yoktur.
Aynı şekilde her eğilimin toplumsal olması da zorunlu değildir.
Ama biz herhangi bir eğilimden bahsetmiyoruz. Biz dünyada en yaygın bir eğilim olan teizme karşı ortaya çıkan ateizmden bahsediyoruz.
Bu haliyle ateizm basit bir yaklaşım olamaz. Teizm ne ise ateizm de onları ve fazlasını içerir.
Teizmde bir takım içsel değerler varsa onlar ateizmde de olmak zorundadırlar.
Teizm toplumsal bir olgu ise, ateizm de öyle olmak zorundadır.
Soruna bu bakış açısından bakmanız lazım..
Ayrıca Ateist Primate hem kendi görüşlerini, hem de benim bu konudaki görüşlerimi çok net ve güzel ifade etmiş.
Kendisine teşekkür borçluyum.
Ben tesekkur ederim, farkli ve uzerinde dusunulmesi gereken bir konu bence

Yayınlanan Röportajım
in ATEİSTCAFE
gönderildi
Hocam o başlıkta ciddi bir şey yok. Özellikle abartılarak yazılmış bir başlık o