Jump to content

Türk Ateist

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    4.689
  • Katılım

  • Son ziyaret

İletiler bölümüne Türk Ateist kullanıcısının eklediği dosyalar

  1. 55 dakika önce, kavak yazdı:

    Sevgili Türk Ateist, bu yorumun bana harbiden bir hayli ilginç geldi, çünkü mevzunun bu yönünü hiç düşünmemiştim. Nihayetinde bu aşıları beleşe vermiyorlar, yani bir şekilde parayı bastıran aşıyı alabilir. Bu açıdan bakınca muhtemelen fiyatlarda indirime gitmişlerdir. Yani Avrupa ülkelerinin ödediği ücretin belki de yarısına anlaşılmıştır. 

     

    Sevgili kavak,

    Uğur Şahin, aşıyı bulduklarından beri bize vermeye çalışıyor ama bizim badem bıyık hırsızlar, araya aracı koyamayacağı ve dolayısıyla kâr elde edemeyeceği için gidip dandik Çin aşısını getirtti. Dünya kadar para kırdılar arada, hesap da vermediler. Aşıları kaça aldıklarını bilen yok.

     

    Uğur Şahin ise aşıyı yalnızca Türkiye ve Almanya devletlerine kârsız vereceğini en başta söylemişti. Öyle de aldık. Yoksa gerçekten rüyalarımızda bile göremezdik. Adam Türkiye aşı alsın diye kendini paraladı yazık. Vatansever insanlar bunlar. Hükumet, bildiğimiz nedenlerle dibe batmaya ve oyları da iyice düşmeye başlayınca sonunda getirtti de bu aşıyla aşılanabiliyoruz işte. Yoksa bunlar yerli ve milli aşıyı bekliyoruz diye milleti kekleyip duruyordu...

     

    AB ülkeleri de dahil dünya bu aşıyı 19-20 Euro'ya alırken biz 12'ye aldık.

    En baştan anlaşsaydık Nisan ayında 20 yaş üstü herkes ikinci dozlarıyla birlikte bitmişti. Ama diyorum ya, kâr edemeyecekleri için bu işe girmedi hırsızlar.

  2. On 31.05.2021 at 07:06, CharlesDarwin yazdı:

    Hep kitap yazmak istemişti. Yazamadı sanırım.
     

    Seni tanımak bir onurdu Hacı.

     

    Yazdı. Basılı kitap olmasını istemişti, epeyce bir yayım ve basım eviyle görüştük ama sonunda sinirlendi ve vazgeçti. Çabuk olur sanmıştı. Biri bilim içerikli diğeri şiirlerinin bir kısmından oluşan iki kitabı var. Bir de çok daha önce yalnız tıp öğrencileri için yazdığı bir tiroid kitabı var, son birkaç yıldır iki bine yakın sayıda indirilmişti, çok seviniyordu.

     

    Kitaplarının linkleri:

     

    https://haci-haci.typepad.com/maddenin_canli_davrani_se/

     

    https://haci-haci.typepad.com/ozgur_olum/

  3. On 06.06.2021 at 00:41, rahip yazdı:

    Bakıyorum forum varsın boş dursun diyenlerde ilk forumu terk eden yöneticilerden olmuş ve şu an normal üye olarak görünüyor yetkileri alınmış sanırım.

     

    Ne çok seviyorsunuz dedikoduyu ya...

    Evet, hala aynı şeyi düşünüyorum. Forum delilerle, arsız cahillerle, ilgi açı akıl hastalarıyla dolacağına varsın boş kalsın. Boş kalırsa birilerine zarar vermez en azından.

    Forumu terketmiş değilim, başlığı daha önce görseydim daha önce yazardım.

     

    Bir forumu ya da herhangi bir sanal platformu sırf hit alsın, kalabalık olsun, aktif görünsün diye delilere, cahillere, kötülere göz yumarsanız kendinize de ihanet etmiş olursunuz. Bu forum dünya kadar değerli insana ev sahipliği yaptı. Bu forumun içeriğini o değerli insanlar emek vererek üretti. Bu içerikle bugün biz gurur duyuyorsak o insanlara borçluyuz. Forum kalabalık olsun, üç beş kişi keyif yapsın, mürit toplasın diye bütün o emekleri sabote etmelerine izin vermem kimsenin, kendi adıma tavrım kesin olarak bu.

    Zaten onlarla başetmek hiçbir zaman mümkün olmaz. En doğrusu atmaktır. Alanı bu tip sorunlu insanla doldurduğunuz an iyi hemen kaçar, çünkü başedemez. Yöneticinin göreviyse iyiyi, yararlıyı seçmek ve ona rahat alan açmaktır ki bu çoğu zaman zordur, çünkü bu yönetici birilerince düşman, kötü, şu bu ilan edilir. Ne gam...

     

    Bu başlıkta bu kadar çok yazmanız bile aslında kendi başınıza bir şey ürtemediğinizi gösteriyor ki bence bu gerçekten çok hazin. Yöneticiler zaten çoğu zaman çok akif yazmıyordu. Şimdilerde daha da da seyrek uğrıyorlarsa siz doğru düzgün içerik üretin, tartışın, canlandırın madem...

    Olmuyor, olamıyor, değil mi?

     

    Bütün çöpler kalkmış gitmiş antidogma bilmem diye bir foruma, dolayısıyla orası çöpe dönmüş, sonra da akla hayale sığmaz bir açıklamayla, neredeyse "Allah belanızı versin" der gibi kapatmış gitmişler... O kadar güldüm ki. Çok içten, çok gerçek bir açıklama o.

    E ama sorumlusu kendileri. Ortalık kalabalık görünsün diye çöpleri doldurursan yerin internetin çöp kutusu olur gider.  Başedemezsin. O seni daha fazla kirletmeden kaldırıp atacaksın çöpe.

     

    Burayı canlandırmak hiç zor değil. Gayet kolay. Onun da yolunu ben biliyorum, biz biliyoruz. Yönetici olmakla ilgisi bile yok bunun ama sizin gibi aman da o terketti, bunun yetkisi alındı galiba falan diye işin dedikodusunda olan birinin anlaması da zor.

     

     

  4. On 07.06.2021 at 16:03, pica pica yazdı:

    Dünya Sağlık Örgütü ya da bildiğimiz adıyla WHO Sinovac aşısının %100 oranda koruduğunu açıklamıştı geçenlerde. O yüzden Sinovac şu an iyi bir seçenek.

     

    Sinovac mevcutlar içindeki en kötü aşı. Koruma oranı %51.

    %100 olan hastaneye yatışı önlemesi. Yani popülasyonun %51'i aşıya rağmen Covid19'a yakalanıyor ama hastaneye yatacak kadar, en azından ölecek kadar ağırlaşmıyor.

     

    WHO’s Strategic Advisory Group of Experts on Immunization (SAGE) has also completed its review of the vaccine. On the basis of available evidence, WHO recommends the vaccine for use in adults 18 years and older, in a two-dose schedule with a spacing of two to four weeks. Vaccine efficacy results showed that the vaccine prevented symptomatic disease in 51% of those vaccinated and prevented severe COVID-19 and hospitalization in 100% of the studied population.

     

    https://www.who.int/news/item/01-06-2021-who-validates-sinovac-covid-19-vaccine-for-emergency-use-and-issues-interim-policy-recommendations

     

    BioNTech ise koruması en güçlü, en başarılı aşı. Özlem Türeci ve Uğur Şahin Türk olmasaydı biz bu aşıyı rüyalarımızda bile göremezdik.

  5. Bugün sabah uyandığımdan beri düşünüyorum onu. Bir türlü vedalaşamadım; yapamadım. Ne zaman becereceğim, bilmiyorum.

    Kanser olduğunu öğrendiğinde tek vasiyeti olmuştu, o da blogunu mümkünse iki yıl daha yaşatmamdı. "Parasını sana gönderirim, şifrelerini veririm, yaşatırsın" demişti. Tıp öğrencileri için yazdığı tiroid kitabı çok fazla indiriliyordu, o da bunu çok önemsiyordu. Ve tabii şiirleri...

    Sonra löseminin çok yavaş ilerleyen bir tür olduğunu öğrenince bu konuyu kapatmıştık. 

     

    Aniden öldü, mantık'a bu durumdan ve blogdan bahsedince hemen onlara (Typepad) yazdı. Hani hiç değilse bize şifrelerini verirlerse birkaç yıl daha yaşatalım dedik.

    Şifreleri vermediler, ama para da istemeden siteyi yaşatacaklarını söylediler. Başınız sağolsun dediler...

    Öldükten bir hafta kadar sonra oldu bunlar.

     

    Blog daha uzun yıllar yaşayacak. İstediği gibi...

     

     

     

  6. On 01.11.2020 at 00:43, anibal yazdı:

    Şimdi bu durumda kadınlar, erkekleri bir yük olarak görecek, kendini güvende hissedemeyecektir. İşte bu da, sağda solda bolca anlattığım, hengi erkekten ne alsam kardır diyen, seksten nefret eden (!?), hayalperest kadınlara yol açacaktır. Bu kadınlar, güvende olmak ister. Sert görünürler, suratlar falan asıktır, öyle gülmek eğlenmek falan bilmezler. Sonuçta, bunlar, bugün dahi iyice örtünmek isteyeceklerdir, çünkü erkeklerden saklanmak isterler. Gider rahibe olurlar, türban/pardesüye girerler falan falan. Yani, örtünme olayı, güneşten korunmaktan ziyade, kadının -güya- kendisini gizlemesi amacıyla alıp başını gitmiştir. Benzer davranışları, aynı tip kadınlarda bugünde görebiliyoruz. 

     

    Bu bold yaptığım yere kadar yazdıklarına ben de katılıyorum, açıklamaların ve çıkarımların çok besleyici. Özellikle kadının neden evde kaldığı ve bununla birlikte kız çocukların hep bahsini ettiğimiz hayal kurma özelliğinin nasıl daha da geliştiği konusundaki kısım çok güzel.

     

    Ancak bold yaptığım yere pek katılamıyorum. Bu tip kadınlar elbette var, elimde bir istatistik olmadığı halde epeyi sayıda olduklarından da eminim ama örtünmenin o çağda kadın tarafından hızla ve şehvetle kabul görmesini sağlayacak kadar olduğunu da düşünmüyorum. Kızgın çöl ortamında bedeni, başı, yüzü örtmek yoluyla korunmak ve onunla doğru orantılı olarak ihtiyaç duyulan temiz, düzgün bir tene sahip olmak isteğinin daha genel ve anlaşılır bir gerekçe olduğunu düşünüyorum. 

    Bunu belirtmekteki amacım da dini emir zannedilen ve uygulama haline gelmiş o o davranışların hemen hepsinin maddi temeli olduğunu vurgulamaktı. Dinler ve onlardaki uygulamalar, çıktığı dönemdeki toplumun ihtiyaçlarına göre şekil alır. Dini üreten insandır der dururuz, ancak pratiğini genellikle kaçırırız. Sanırız ki bir grup din adamı oturmuş yazmıştır, toplum da el mahkum ona uyar. Öyle değil. Olabilmesi de mümkün değil.

     

    Obezite sorunu olan kadınlar var. Onlar arasında, geçmişte uğradığı bir tecavüz, taciz veya istemeden maruz kaldığı seksüel ilişkinin/ilişkilerin neden olduğu travma veya travmalar dizisi nedeniyle kilo almış kadınlar da var. Kadın kilo aldıkça şişmanlıyor ve çekiciliğini kaybederek erkekleri kendisinden uzak tutuyor. Onun da kabuğu, bedenini kat kat kapladığı yağ, yani kilo oluyor.

     

    Demek istediğim haklısın, elbette kadınların bir kısmı erkeklerden saklanmak ve görünmez olmak isteyebiliyor ama bu kadınlar çoğunluğu oluşturmuyor. Yani bu kadınların oranı, kendi sahip olduğu erkekten ve seksten nefret eden, onu istemeyen ama aynı anda örtünerek kendini gizlemeyi tercih etmeyen kadınlardan çok daha azdır. Bugün olduğu gibi. (Seksten nefret eden, soğuk kadın yoktur, beceriksiz erkek vardır.)

     

    Yoksa kadınların, anlaşılması güç pek çok davranışı var. Kocasına deli gibi bağlı, gözü ondan başkasını görmeyen kadın, bir başka kadını ayartıp kocasının koynuna sokuyor. Anlaşılır gibi değil...

    Çünkü kocası aslında onu istemiyor, sürekli gözü dışarıda, kendisini sürekli aldatıyor ama kadın ona rağmen onu terketmesin istiyor. Yöntemi de, kocasına kendi eliyle kadın bulup onu evde tutma, yanında kalmaya bu yöntemle ikna etme yolunda bulmuş. Kocası o durumda onunla iletişim kuruyor, mutlu oluyor ve kendince sevgi gösteriyor çünkü. Hatta onu ödüllendirmek için onunla yatıyor ve bu da kadını yaptığı şeye daha fazla motive ediyor. Ama asla aldatmıyor adamı.

    Bizzat tanık olduğum, bildiğim bir iletişim modeliydi bu. Bu modelin benzerine Güneydoğu'da daha sık rastlanır. Onlar bu kadın gibi eve değişik kadınlar getirip kocalarını memnun etmeye çalışmaz, ancak kocalarının kendi üslerine kuma getirmesine razı, hatta bundan memnun olur. Onların nedeni de artık nefret ettikleri ve dokunmak istemedikleri adamdan kurtulmak istemeleridir. Kuma gelince adam kadını geceleri rahat bırakacak, dokunmayacaktır çünkü. Bu kadın tipinin Arap aleminde de hatırı sayılır bir miktarda olabileceğini düşünüyorum. Azıcık rahat etmek için ikinci hatta üçüncü kadına seve seve rıza gösterir garibanlar. 

  7. On 02.11.2020 at 15:45, bilgivehis yazdı:

     

    İç saldırı, diğer adıyla diktatörlük dış işgalde olduğu gibi yapılmaz, bireyle başlar, bireyler etkisizleştirilerek toplum üzerinde hakimiyet kurulur. Kadınlara, çocuklara tecavüz edilir, ordu, dernekler, basın, ülkenin etkin kurum ve kuruluşlarının başındaki etkin ve yetkin olanlar içeri atılır, işsiz bırakılır, öldürülür ve satın alınır. Bu birey etkisizleştirmesiyle toplumun dinamiği kırılır, böylece toplumun üzerinde hakimiyet kurulur.

    Kadınlara tecavüzü bireye indiren ve tecavüze uğrayan kadınların kötü yönetilmeyi hak etmediğini söyleyen anibal, birey ile ele geçirilen toplumu hak etti olarak göstermesiyle çelişmektedir. Tecavüze uğrayan kadınlar da bireydir, etkisiz bırakılan ordu komutanları da bireydir, çünkü dediğim gibi iç işgal bireyle yürütülür, kadınlar hak etmediyse diğer saldırıya uğrayan bireyler de hak etmemiştir, bu da toplum demektir, diğer deyişle hak etmeyen toplum demektir.

    Bu bireyle yürütülen operasyonun aslında bir işgal olduğunun halk farkına varabilirdi, tepki gösterebilirdi diyeceğiz ama bu defa da karşımıza din gibi tüm toplumu etkisi altına alan bir afyon çıkıyor. Bu afyonu ve birey operasyonu ciddiye alınmadan halk kötü yönetilmeyi hak etti diyemeyiz, zaten anibalin kendisi de birey hak etmemiştir diyerek aslında iddiasının yanlışlığını ortaya koymuştur.

     

    AKP diktatörlüğü diyoruz biz, ancak sen de farkındasındır ki toplum bu diktatörlüğü kabul etmiş değil. Tayyip'in karısı, kızı bile İstanbul Sözleşmesi'nin hayata geçirilmesi gerektiğini söylemek zorunda kaldıysa bu ülkede, bir şeyler değişemeyecek demektir bu. En fazla bu kadar değişirdi işte. Biz, standartları normal/yüksek olan bireyler olarak toplumun önemli bir kısmını oluşturuyoruz ve hala etki ediyoruz. Din bu çağda daha fazla etki edemezdi, edemedi. Görmüyor musun, bu hükumet, Diyanet ve dinci hocalar gençlerin dinden çıktığını söyleyip panikliyor, kapananlar açılmaya başladı diye yaygara koparıyor?

     

    Din afyondur dönemleri geride kaldı. Dini yönetimler artık dinle insanları bir arada tutup kandıramıyor, AKP bunu bildiği ve bu toplumu tanıdığı için parayla yanında tutma yöntemini seçti. Başarısı buradan geliyor. Bunu yaparken dini bir sistem yaratmak istediler elbette, çünkü en başta Tayyip şeriata inanan bir adamdı ama olmadı, olmayacak.

     

    Yani tecavüzler bile devlet eliyle desteklenemiyor, Arap ülkelerinde olduğu gibi bir özgürlük/doğal bir gelenek halini alamıyor. Alamaz da. Şu anki ortam bizim için korkunç, her yere dine bulandı diyoruz. Bizim en başta "Bunlar şeriatçı, şeriat getirmek istiyorlar, şeriat geliyor" dediğimiz de buydu. Bu kadardı işte. Şahsen ben daha fazlasının olamayacağını biliyor ve söylüyordum, ama bu şu an olan bitenin "ehven-i şer" olduğu anlamını taşımıyor.

     

    Sen ne dersen de bu olan biteni fazlasıyla hakediyoruz bilgivehis. 

    Hoşuna gitmeyerek belki, benim de gitmiyor elbette ama 17 yıldır olan biten ortadayken çoluk çocuğunu hala tecavüzcü vakıflara, camilere, kurslara, yatılı din okullarına gönderenler de başlarına geleni hakediyor. Bu ben olsam da aynısı geçerli, sen olsan da. Dilerim o çocuklar, en azından bir kısmı büyüyüp de ailelerinden hesap soracak akla sahip olur. Çünkü ana babaları sormuyor, sormadığı gibi üstünü örtüyor ki iktidar da din de zarar görmesin. Olan çocuklara oluyor.

     

    Gözden kaçan bir şey daha var. Bu ülkede şiddet yalnız kadına yöneltilmiyor. Daha doğrusu kadına, kadın olduğu ve aşağılanan cins sayıldığı için edilmiyor. Bu ülkede erkeğin erkeğe uyguladığı şiddet de en az kadına uyguladığı şiddet kadar, hatta belki daha fazla görülür ama konuşulmaz. Kadın, fiziken erkek kadar güçlü olmadığı için kolay hedeftir. Aradaki fark bu. Ama konuşulmaz, kabul edilmez. İslamcı iktidar bu sorunu da sürekli besler ve erkeği de ezdirir ama hep kadın konuşulur... Çünkü kadına uygulanabilen cinsel tecavüzü erkeğin erkeğe uygulaması pek mümkün değildir, genel olarak kullanılan bir yöntem halini almaz. 

     

    Konuyu biraz dağıttım ama böyle ne yazık ki. Çok yönü olan bir konu.

  8. 16 saat önce, Brad pit yazdı:

    @Türk Ateist selâmlar Türk ateist,sen bir hanım olarak ,ilk tanışmada erkeklere ne tavsiye edersin?

     

    Benim iki katım yaşın, yaşanmışlığın var,bilginden istifade etmek istiyorum. Ben genelde,merhaba nasılsın, ne işle meşgulsün gibi sorular soruyorum ve bir türlü karşımdaki kişiyle yakınlık kuramıyorum.

     

    Tavsiye edebileceğim hiçbir şey yok.

    Bir dolu değişkeni olan durumlar bunlar. 

  9. On 31.10.2020 at 18:48, bilgivehis yazdı:

    Bu ülkede bu yönetime karşı mücadele edenlere halkın sahip çıkmadığını düşünürsek, bu toplum böyle yönetilmeyi hak ettiğini var sayabiliriz ama Atatürk bu halkın ne boktan olduğunu bildiği halde işgali hak ediyor demedi. Biz de Atatürk gibi düşünmeliyiz, bu halkın dönek, sakala göre tarak vurduğunu bildiğimiz halde bu yönetimi istemeyen diğer yarısının bir değer olduğunu, bir güç olduğunu hesaba katmalıyız, her şeye rağmen onları yok sayamayız.

     

    Evet de zamanın halkı Atatürk'le birlik oldu ve işgali püskürttü. Onunla da kalmadı, Atatürk'ün başarıyı doğru kullanıp kurduğu cumhuriyete de sahip çıktı, kadın-erkek, yaşlı-çocuk demeden arı gibi çalıştı birlik içinde. O çok özel bir dönemdi ve ayrıca çok özel bir liderleri vardı. 

     

    Biz de bu halk rezil, her şeyi hakediyor, bırakalım pisliklerinde boğulsunlar demedik ki. Milyonlarca insan, hatta toplumun en az yarısı demedi ve mücadele etti. Başaramadık. Başarabilmiş olsaydık AKP bugün gitmişti, öyle değil mi?  

     

    Diğer yarı da şimdilerde eridi, artık "halkın yarısı" diye bir kavram kalmadı ama olan da oldu.  Onları yok saymıyoruz, gayet güç haline geldikleri açık. Biz o güçle ve onların dayandığı gerici odağın güttüğü ahlaksızca, adice yöntemlerle başedemedik, başetmeyi beceremedik. Kabaca sonuç bu. Bu sırada verilen mücadele çok canlar aldı, çok fazla insanın hayatını kararttı, toplumun büyük kısmını mutsuz etti ama bunlar da bir yerde önemsiz, çünkü sonuç değişmedi.

     

    Bir tarafın başarısı bir tarafın başarısızlığı varsa ortada, her iki nedenden ötürü böyle yönetilmeyi hakediyoruz demektir. 

     

    20 saat önce, bilgivehis yazdı:

     

    Yani sizin bakışınıza göre tecavüze uğrayan kadınlar, çocuklar hak etmiş oluyor.

    Yalnız değilsiniz, nasıl olsa görüşünüzü destekleyen dinler ve akp de aynı görüşte.

     

    Anibal açıklamış ama ben de yazayım.

    Birey ve toplum başka başka şeyler. toplumun yarısına yakınının bizim gibi düşündüğünü, bizim gibi mücadele ettiğini düşünmekte bir yanlış yok. Bu da demek oluyor ki bu bireyler elbette böyle yönetilmeyi haketmiyor. Biz neden haketmiş olalım ki?

    Ama mesele birey veya sürünün bir grubu değil, popülasyonun tümü. Toplum. Toplumu büyük sürü olarak düşündüğümüzde, o sürünün başına geçirdiğimiz lider, sonuç olarak çoğunluğumuzun seçtiği liderdir ve sürüyü o yönetir. Ve toplumdaki bireyler o yönetim şeklinin, yani toplumun verdiği kararın bütün sonuçlarının yansıma maruz kalır. Bu iyi de olabilir kötü de. Senin verdiğin tecavüz örneği de işte o yansımalardan bir tanesidir. 

    Burada birey olarak değil, ama toplum olarak bakınca da aynı şeyi söylemek çok yanlış olmaz. Yani toplum olarak bu tecavüzleri, bu rezillikleri elimizle çağırdık ve dolayısıyla hakettik diyebiliriz. 

     

    Seçmeseydiler. Toplumun diğer yarısı, bizler on beş yıldır bağırıyoruz, anlatıyoruz, gösteriyoruz, mücadele ediyoruz. Bu halk 17/24 Aralık'la birlikte her şeyi açıkça öğrendi, gördü. O tarihten beri de her şeye açıkça ortaklar, kimse onları kandırmış değil. Biz çok özel, çok zeki, çok az insanın erişebileceği bilgilere erişmiş insanlar değiliz, gayet normal, sıradan insanlarız. Kanmadık, inanmadık, öğrendik, öğrendiklerimizi değerlendirdik, safımızı aldık ve koruduk. 

     

    Ortada; cahil, kandırılmış, iktidar tarafından manipüle edilmiş dediğin insanların, aslında bile isteye kullandığı bir inisiyatif var bilgivehis. Çoğunluğu oluşturduklarında ortaya çıkanın ne olduğunu da hep birlikte görüyor, yaşıyoruz işte. O yüzden de yapabileceğimiz, daha doğrusu yapmamız gereken tek şey kendimizi, çoluk çocuğumuzu olabildiğince korumak. 

  10. 8 saat önce, Geta yazdı:

    atatürk'ün de inönü'nün de kimse tarafından korunmaya ihtiyacı yoktur.

    siyasetçilerin iki yüzlü tavırları da işte bu korumacı defansların ürünüdür.

    açıkça fikirlerini söylemez, söyleyemezler...

    bu defans onların ülke yönetimine gelmelerini önlemediği gibi buradan beslenmelerine de imkan doğurur.

    boyuna mağdur edebiyatı yapmaları da bundandır.

    dönemin "mağrur" kişisi menderes'in kahraman muamelesi görmesi de bundan.

    demokrasi kahramanımız menderes kendisine oy vermeyen kırşehir'i ilçeye çevirdiği gibi,

    inönü'nün memleketi malatya'dan da oy alamadığı için adıyaman'ı malatya'dan ayırıp il yapmıştır.

    siyaseten tükenen menderes bu vasfıyla değil idam edilmesiyle mağdur sıfatıyla akıllarda yer etmiştir.

     

     

    Biz kimseyi korumuyoruz. Ben kimim ki Atatürk'ü koruyayım, biz kimiz? Atatürk ve yaptıkları orada koskocaman duruyor. Kafası olan görür, alır, kullanır, olmayan da işte bu başlıkta olduğu gibi zırvalar, hayaletlerle uğraşıp küfreder, dincinin kölesi olur.

     

    Bizim, benim yaptığımız, karşı devrimcilerin onlarca yılda uydurduğu adice yalanları yaymak için bu forumu, bizi kullanmalarını engellemek. Buna hakkımız var, değil mi? 

    Adamın iki kuruşluk bilgisi yok, bilgiyi verene teşekkür edip onu değerlendirmek yerine yeni yalanları taşıyor, yazılan her şeyi sabote edip kendi iğrenç propagandasını yapıyor. Neden susturmayayım onu? Kendime neden düşmanlık edeyim? Aptal mıyım ben?

     

    Dinci kafasıdır onların kafası. Yöntemleri aynıdır, senin de liberal damarın bunu engelleyen faktörlerden biri işte.

    İnsanlar 15 yıldır ülkenin her yanını cumhuriyet düşmanlığı içeren yalan propagandayla, Atatürk'e İnönü'ye küfürle, düşmanlıkla bezedi. Daha ne özgürlüğü istiyorsunuz acaba? 

     

    Siyasetçilerin iki yüzlü tavırları, bu dindar, geri kafalı, cahil insanlara ve onlardan ilk elden beslenen dinci politikacılara yeterince karşı koyamamak nedeniyle ortaya çıktı. Ne yardan ne serden dersen kaybedersin. Türban da gelir ve ilkokul, ana okul çocuğunun başına geçer işte böyle. 

     

    Atatürk'e, cumhuriyete, devrimlere ve onları sahiplenenlere dinci ağzıyla saldırmak alçaklıktır, gericiye hizmetten başka hiçbir şey değildir. Ben burada yetki sahibi bir yazarsam buna izin vermem. Hiçbir zaman vermedim, bundan sonra da vermem. Kimsenin de mağdura yatmasını, dinci gibi mağdur edebiyatı yapmasını takmam. Ben böyle bir özgürlük bilmiyorum, tanımıyorum. 

     

  11. 12 saat önce, Aspie yazdı:

    Ben ekmegi kesince biraz hafiflemis hissettim. Merdiven filan cikmak daha az yorucu geliyordu. Ama biraz tabi. Ekmek vucudu nasil yoruyor?

     

    Beyaz ekmek budayın endosperm denen ve neredeyse sırf nişastadan oluşan kıskından yapılıyor da ondan ağır geliyor. Tam buğday ekmeği çok daha hafif, günde iki üç dilim yiyince de hiç yormuyor ve tok tutuyor. Verdiğim linklerde açıklıyor.

    Sağlıklı, dengeli beslenmek kesin olarak çok fark hissettiriyor insana. Haftada bir iki gün et, ama hemen her öğünde az zeytinyağlı sebze (salata, domates salatalık söğüş de sebze yemeği sayılıyor) yemek lazım. Bu, herhangi bir hastalığı bulunmayan düz insan için geçerli tabii.  

     

    Genel beslenme biçimimiz bu olursa arada bir yediğimiz hamburgerin, içtiğimiz şekerli gazlı içeceğin, yediğimiz şerbetli tatlının da zararı olmaz, yeter ki  sık ve çok olmasın. Bir de tabii mutlaka biraz spor. 

    Bunları artık herkes biliyor ama sanıyorum uygulamak zor geliyor. 

     

    Tam buğday ekmeği, mevcutlar içindeki en iyisi gibi. Daha uygun bir tahıl, daha doğrusu karbonhidrat kaynağı var mı veya varsa bulunur mu bilmiyorum. Şimdilik durumumuz bu.

  12. @tolonbey

     

    Getirdiğiniz eski yazınıza forumun eski ve değerli yazarları Pante, Andromeda, Khalkedon gibi arkadaşlar gerekli ve doğru yanıtları vermişler. Siz her zamanki gibi abuk sabuk sitelerin abuk sabuk yazarlarının uydurmalarını getirip foruma asmışsınız, o zaman da.

     

    Khalkedon'un ilk cümlesi bile her şeyi açıklıyor.

     

    Alıntı

    Tolonbey, Pante'nin de dediği gibi her duyduğun palavraya, dönemin yalama liboşlarının yalanlarına inanıp buraya getiriyorsun. Adından söz ettiğin Nuri Demirağ isimli şahıs Türkiye havacılığında zurnanın son deliği bile değildir. Bir iki atölye kurup, bir kaç pilot yetiştirmek Türkiye havacılığının temelini oluşturmaz. Bu zat zortlamadan çok önce Kayseride uçak fabrikası vardır.

     

    Liberal, dinci, ülkücü vb kafaların, Atatürk'e direkt laf söylemekten çekinmek nedeniyle İnönü'ye alabildiğine saldırdığı çağlardayız, sizin de daha evvel söylediğim gibi İnönü'nün kişisel/ailesel çıkarınıza çomak sokması nedeniyle duyduğunuz nefret bu saldırıları çılgınca sahiplenmenize neden oluyor.

    Anlattıklarınız akıl alır gibi değil. Hep çok sevdiğinizi söylediğiniz Atatürk'ü de pedofil, pislik falan yapmışsınız üstelik. Atatürk'ü İnönü'nün, Atatürk'ün doktorlarını ayartarak öldürttüğünü söylemeniz falan gerçekten deli işi artık. Daha da kötüsü, bunlara gerçekten inanıyor olmanız. 

  13. 13 saat önce, bidonadam2 yazdı:

     

     

     

    İletini sildim. Senin gibi böyle abuk sabuk tipler yıllar evvel forumun her yerini sarmış, Atatürk'ü alabildiğine seven ve sahiplenen kitleye ki bu forumda daima çoğunluk olmuştur bu kitle, tıpkı senin gibi "Aman da peygamberiniz olmuş Atatürk, Kemalistler dincilerden farksızdır" deyip duruyordu. Sonra biz baktık bunlar gerçekten çöp ve sadece ortalık kirletiyor, dedik ki özgürlük anlayışımızı adice istismar ediyor bunlar, yalan ve yanlışı özellikle, bile isteye yaymak için bu forumu propaganda alanı olarak kullanıyor, tek tek atmaya başladık da biraz rahatladık. 

    Umarım anladın...

    Yani seni bu iletin nedeniyle atmak istemediğimden sildim. Devamı gelmesin. Liberallerden çokça iğreniriz burada, Atatürk ve Atatürkçülere saydırsınlar diye alan açmayız. 

    Ben uyarımı yapayım. Gerisi sana kalmış.

     

     

  14. On 28.10.2020 at 02:28, illusion_ yazdı:

     

    En çok rasyonel olmaması can sıkıcı bu düşüncenin... 

     

    Kurtulmaya çalışıyorum bir şekilde ama işler istediğim gibi gitmeyince aklıma geliyor ve tanrı var da benle dşk geçip gülüyor mu ne yapıyor diye düşünüyorum... 

     

    Sanki işler yolunda gidince morali bozulup müdahale eden bir güç var tepemde...

     

    Bu çok saçma bir durum, böyle bir varlığın olması onu adi bir yaratık yapar, ama bu durumdan çıkan sonuçlar arasında bu yok desem yalan olur. 

     

    Ben senin yerinde olsam hiç üstünde durmaz, Tanrı'ya inanmaya devam ederdim. Bu çok kötü, çok yanlış, korkunç bir şeymiş gibi davranmak o kadar anlamsız ki.

    Bu konuda sürekli bir mücadele, gel-git içindesin. Kendine neden böyle yükleniyorsun bilmiyorum ama bence gereksiz.

    İnanç işi pek öyle mücadele falan tanımıyor, akıl ve mantıkla birlikte çalışmıyor. Tanrı'ya inanan insanlar akıl ve mantığı tatile gönderiyor da değil. Din tehlikeli, gerçekten dayanılmaz biçimde sıkıcı ve aptalca ama diğeri o kadar değil.

    Nasıl daha huzurlu, daha rahat hissedecek ve yaşayacaksan öyle inan. Yoksa paranoyaya doğru gidiyorsun gibi; valla garip şeyler düşünüyorsun.

  15. On 29.10.2020 at 19:22, bilgivehis yazdı:

     

    Bu valla kelimen beni illa güldürüyor:)

     

    Şimdi arkadaşımız şu iki görüşü savunduğunu söylüyor, birinci görüşü "Toplumlar hak ettiği gibi yönetilir" ikinci görüşü kendi belirlediği gücün mutlak güç olduğunu savunuyor, bunu da "Toplumlar üzerindeki güç" olarak belirliyor.

    Ben ise her ikisinin yanlış olduğunu ve aynı zamanda kendi yazdıklarıyla dahi çeliştiğini söylüyorum.

    Çelişkili tarafı şudur, hem toplumlar üzerindeki gücün asli güç olduğunu söylüyor hem kadının erkek üzerindeki gücünden bahsediyor. Yani ortada kadının erkek üzerindeki gücü gibi ciddi bir güç olduğunu söyleyen kendisi (ki bunu ben de onaylıyorum) ama diğer taraftan kadının gücünden bahsetmemiş gibi toplum üzerindeki gücü esas güç olarak göstermiş.

    Bu çelişkiye ben de şu cevabı veriyorum, her şey potansiyel güçtür, işte Atatürk'ün zaferi ortada.

    Toplumlar hak ettiği gibi yönetilir savunması ise koskoca bir aldatmaca. Hem toplumu din ile uyutacaksın, toplumun irade gücünü elinden alacaksın sonra da tayyip gibilerin sürüsü olunca işte öyle hak ettiler diyeceksin. Bir çocuk bile daha doğduğunda din ile afyonlanıyor, afyonlu çevre ortamında yetişiyor, bu çocuğun kötü yönetimi hak ettiğini söylemek gerçeği yansıtmıyor. Hani çocuğu bilinçlendirirsin, kendi karakterini kazanır ama buna rağmen kötü yönetimi tercih eder o zaman hak etti dersin ama ülke gerçekleri böyle değil.

     

     

    Anladım biraz...

    Ben de toplumların hak ettiği gibi yönetildiğini düşünüyorum. Potansiyel güç falan pek bir şey ifade etmez, onu ortaya çıkarıp kullanmadıktan sonra önemi kalmaz. Hani bizim oğlan çok zeki ama çalışmıyor demek gibi bir şey bu.

     

    Kadınların toplumları değiştirme hatta dönüştürme gücü vardır. Bir toplumu ele geçirmek istiyorsanız kadınlarını ele geçireceksiniz. Bu çok net.

    Şimdi kadın bunca güce sahip bir tür iken, İslam alemini nereye koyacağız? O kadar kadın toplaşıp bir karar alsa diyelim, İslam pisliğini bir gecede atar üstünden. Bunu yapamıyor, yapmıyor. Tek nedeni, erkeğin kadının doğasını istismar etmesi değil, ancak başlangıçta öyle olduğu açık. Dinin ortaya çıktığı dönemde kadınların örtünmesinin en önemli nedeni, çok kadınca, çok basit dinamiktir mesela.

    O çağda çölde ancak zengin kadınlar kumaş alabiliyor ve kum ve güneşten kendilerini örtünerek koruyabiliyor. Kumaş çok pahalı bir şey, ticaret zor, gelse bile alabilmek ancak zengine nasip oluyor. Zengin kadın kumdan da güneşten de korunduğu için eli yüzü daha bir pak-beyaz vs.

    O çağda kafasını yüzünü, vücudunu örtebilmek lüks bir şey, ancak üst sınıfın sahip olabildiği bir ayrıcalık. İslam'la birlikte bütün kadınlar bu anlamda eşitleniyor ve fakir bedevi kadın da artık kendini güneşten ve pislikten koruyabiliyor.

    Çok kadınca, çok masum bir istek ama nelere yol açtığı aşikar... Korkunç bir istismarlar dizisi başlıyor bildiğin gibi.

     

    Üstünden 1500 yıl geçti, ancak o rezil dini kurallar güçlü biçimde devam etti. Çok yavaş da olsa değişim başladı aslında.

    Ama hala korkunç, ve bu kadınlar, az önce söylediğimiz gibi doğalarından gelen müthiş bir güce sahipler. İsterlerse çıkarıp atarlar üstlerinden. Ama yapmıyorlar. Çünkü diğer yandan bu sefil dediğimiz dini sistem onlara konforlu bir alan da yarattı. Bir dolu hakları gaspedildi, ama aynı anda çalışmadan, uğraşmadan yaşayıp üreyebildiler. Düşünmelerine, sorumluluk almalarına ihtiyaç olmadı. Bunlar da gerçekler.

     

    Seninle geçmişte de benzer bir konuda tartışmıştık, hatırlıyorum. Beyni yıkanan, manipüle edilen bir toplumun irade kullanamayacağını, onun verdiği oyun gerçek oy olamayacağını düşünüyordun. Sanıyorum hala öyle düşünüyorsun.

    Ben de demiştim ki bu da açıkça irade kullanmaktır, tercihtir. İradenin, ancak ilerici ve modern motifler taşıdığında geçerli olduğunu düşünmek büyük yanılgı. Türk toplumun önemli bir kısmı AKP'ye oy veriyorsa eğer, iradesini açıkça bile isteye bu yönde kullanıyor demektir. Geri kalansa mücadelede başarısız olmuştur, bu da hazin gerçeğimizdir. Dolayısıyla evet, tam olarak hakettiğimiz gibi yönetiliyoruz. Atatürk'ün liderliğinde toplaşıp modern cumhuriyeti kuran, arı gibi çalışıp kendine yeten ve ihracat yapan toplum da onu hakediyordu. Şu anda aynı halk değil bu halk. Önemli bir bölümü ahlaksız, günlük yaşayan, kısa vadeli çıkarını kollayan insanlardan oluşuyor. Ben Türk toplumunun sorununun cehaletten önce ahlak olduğunu düşünüyorum. 

     

    Yoksa genel olarak bakarsak hiçbir toplum, hiçbir insan kötü yönetilmeyi, sefaleti, yoksulluğu, cahil kalmayı haketmez. Günahım kadar sevmediğim, iğrendiğim Arap toplumu için de bu böyle Türk için de. 

    Gel gör ki gerçekler böyle değil, özellikle de bu çağda kabaca da olsa doğru ve yanlışı, iyi ve kötüyü, zararlı ve yararlıyı ayırt etmek çok da zor değil. Sen sanıyor musun ki oy verenleri Tayyip'in ve saz arkadaşlarının ne olduğunu bilmiyor, olan bitenden haberi yok?

    Çocukları akın akın tecavüze uğrayan, dinci sapık hocalar tarafından karı koca badelenenler yine kendileri. Hiç sesleri çıkmıyor, şikayet etmiyorlar. Şu korkunç ekonomik kriz en çok onları vuruyor, ama devletten aldıkları ayda iki bin Lira yardım vs parası için kendini satıyor. 

    Hakediyoruz. 

    Benim kişi olarak vicdanım rahat. Küçücük bir hayatım var, o hayat içinde inandığım değerler için mücadele ettim, çok uğraştım. Olmadı. Oturur izlerim bu saatten sonra, yalnız kendi aileme, çocuğuma bakarım. Daha da yapacak bir şey yok artık.

  16. 8 saat önce, bidonadam2 yazdı:

     

    Kemalizm zaten atatürkten sonra çıkarıldı. Atatürk ilkelerini koymuş ama Kemalizm dememiş. Burası hassas bir nokta. Neden daha sonra Kemalizm icad edilmiştir diyelim. Bence Kemalizm de akp yi kuran zihniyetin ürünüdür. Devrine göre bir ideoloji yaratılmış ve üzerinden ekmek yenmiş. Örneğin şimdi tayyibizm denmeyebilir ama  birkaç 10yıl sonra buna benzer mezhepler ortaya atılır.

     

    Sebebini ise başından beri söylüyorum halkın gidişatına göre bir ideoloji bulup onları kapana kıstırmaktır. Ben bu ideolojiden kaçmanızı öneririm. Ülkenize iyi birşey yapmak istiyorsanız her zaman yapabilirsiniz.

     

    Yani siz iyi birşey yapmak için çevrenizin Kemalist olmasını ve onu savunmasını mı bekliyorsunuz. Bunun da dinden bir farkı kalmaz. 

     

    Eğer sen haklıysan Atatürkten önce elektriği , aşıyı , motoru bulan adamlara secde etmelisin. Çünkü sanayi devrimi onların eseridir. Aksi halde Atatürk de sanayi devrimini bu ülkeye taşıyamazdı.

     

     

     

    Al işte... Cahilliğin, aptallığın en ileri noktası.

    Adama akıl ve bilim diyorum, adam bana ideoloji diyor.

    Leş akıllı seni...

  17. 29 dakika önce, bidonadam2 yazdı:

     

    Ha bak bunu öğrendiğim iyi oldu . Sayende Atatürk'ü de bu yönüyle desteklemem artık.  Kendi adıyla dogmatik bir ekol başlatmış olması gerçekten de ilkeleriyle çelişiyor.

     

    O zaman dincilerden hiçbir farkınız yokmuş.  Bu Kemalizm de çalışmamış belli ki ülke çakalların eline düşüvermiş çabucak.

     

    Hadi bakalım bir deyiverin hele 

     

    Kemalizm ülkeyi kurtarmış mı?????

     

    Atatürk öldüğü gibi ülkedeki bütün arkadaşları da buhar olup uçmadığına göre...Atatürk sağlığındayken bile Kemalizmin işe yaramadığının ispatı niteliğinde bir belge bu.

     

    Demek ki Kemalizm de işe yaramıyor vatandaş. Boşuna yormayın.

     

    Senin gibi çöp, leş, pisliklerle dolu ortalık. Liberal artıklarla...

    Cahil mi cahil, aptal mı aptal leşler. Foruma pek girmeyince kimin kim olduğunu bilemiyor insan, ben de bilemediğim için seni yanıtladım, açıklama falan yaptım ama sen gerçekten leşsin. 

     

    Uzatma artık, ortalığı kirletme. Bilgin yok, iki satır okumamışsın, AKP çağının cahilce kendine güven hastalığına tutulmuş kendini rezil ediyorsun. Dedim ya, yüzüne tükürsem utanmazsın. 

    Kimsenin senin dangalak gönlünü eylemek gibi bir görevi yok, burada saçma sapıtık yalanlarını ve fikir sandığın çöpleri yayma yeter.

  18. 11 saat önce, bidonadam2 yazdı:

     

    Bak patinaj çekiyoruz hep aynı yerde dönüyor tekerlek.  Atatürk sağlığındayken bile yakın arkadaşları tarafından ihanete uğramıştır. Mevzu etiket mevzusu değildir.

     

    Sana çok basit bir soru sordum cevap vermemişsin.

     

    Atatürk döneminde ittifak halinde olduğumuz Almanya ile Türkiye'yi düşün. Şimdi biri nerede diğeri nerede. Üstelik Almanya iki dünya savaşına da katılmış ve yerle bir edilmişken şimdi o nerede biz neredeyiz.

     

    Yardım ettiğimiz Japonya ve Amerika şimdi nerede.. 

     

    Evet Atatürk zamanında çok iş yapıldı  o dönemin tekniğine uygun işler yapıldı ama sonrasında geliştirilmedi. 1970 1980 lere kadar hep aynı teknolojide çakıldı kaldı. 

     

    Bunun sebepleri %50-50 dinci ve Kemalist tayfanın değişmez kafasıdır. 

     

    İki taraf da herşeyin en iyisini bildiğini iddia ediyor. Artık her iki tarafın da şansı tükendi bence. Türkiye bu gerçeği görmeli.

     

    Ne ilahi söylemekle ne dua etmekle ne de 10.yıl söylemekle olmuyor.

     

    Atatürk bu ülkeyi sömürge olmaktan kurtardı. Peki ya ondan sonra biri geldi ABD ye yaslandı , diğeri geldi Rusya'ya yapıştı , sonra öbürü geldi Avrupa'ya şirinlik yaptı, şimdi ise Çin'e yalakalık yapıp tavizler veriyoruz. Sebebini biliyorsun zaten.

     

    Ben diyorum ki nerede, hani bu Kemalistler, Atatürk'ten sonra Kemalist bir irade mi olmuş ülkede, sen diyorsun ki sebebin yarısı onlar.

     

    Bu bir hastalık. Kimin yarattığı hastalık bu, biliyor musun? bugün AKP denen çeteyi de yaratan o gerici, cahil, aptal kafaların ve o liberal miberal denen her devri adamların yarattığı hastalık. 

     

    Kemalizm, bu ülkeyi kuran aklın kendisi. Sağcı değil, solcu değil, dosdoğru akıl ve bilim diyen dinamik akıl bu. Çağ neyi gerektiriyorsa onu yapan ama onunla da yetinmemek gerektiğini bilip daha ilerisini görebilen akıl. Barışçıl, sosyal sınıf ayrımcılığını engelleyen, seküler bir toplum oluşturmak hedefiyle yanıp tutuşan ve bunu gerçekleştirmek için eğitimde de ekonomi de durmaksızın atılım yapmak gerektiğini bilen akıl.

     

    Bakıyoruz Atatürk'e, bunları ve çok daha fazlasını yapmış, yapabilmiş. Cumhuriyet dönemi kurulan fabrikaları biliyorsun, değil mi? Adam tüm dünyada eşi benzeri bulunmayan bir aşılama sistemi kurmuş, bugün hala çocuklarımızı doğdukları andan itibaren devlet aşılar. Dünyaya aşı satan, uçak satan bir ülkeden geldiğimiz nokta bugünkü nokta. Paramızla grip aşısı bile alamıyoruz, çünkü devlette para yok, aşı ithal edemiyor. 

     

    Bunun nedeninin Kemalizm olduğunu söylemek için aptal, geri zekalı, cahil ya da dümdüz kötü niyetli olmak gerek. Diyorum ki Kemalizm Atatürk'ten sonra hayat bulmadı bu ülkede, Kemalistler öyle veya böyle susturuldu, öldürüldü. 

    Demirel mi Kemalistti? Erbakan mı? Özal mı? CHP mi? Kaldı ki bu CHP bile onlarca yıldır iktidara gelemiyor, türevleri gelse de Kemalist ol(a)madıkları için bir halt beceremeden iktidardan iniyor. Bu CHP değil mi Adnan Menderes haininin çarıklı kurnazı politikalarıyla baş edemeyip Köy Enstitüleri'ni kapatan, kitaplardan evrim teorisini yavaş yavaş kaldıran, bilimi (antropoloji başta olmak üzere) bu topraklara getiren Atatürk'e ve yaptıklarına aslında sahip bile çıkamayan?

    Biz senelerdir oylarımızı ona verdik diye her şeyini onaylıyor, aptallıklarını bilmiyor değiliz. Kafaları basmadı, anlayamadılar, pasif ve korkak davrandılar. 

     

    "Atatürkçülük iyidir ama Kemalizm gericiliktir, köhnemişliktir" algısı özellikle yerleştirildi bu ülkeye. O yerleşti, geldiğimiz nokta da işte bugünkü nokta.

     

    Git bugün neden bu halde olduğumuzu, getirenlere sor. Sana Kemalizm yüzünden olduk desinler, sen de böyle kendi ayağına sıkmaya devam et. 

     

    Bu arada, ülkeyi ayağa kaldıracak irade Türkçülük falan gibi saçma sapan, varlığını yalnız aidiyete bağlayan akıl olamaz, olması mümkün değil. Vatansever olmak için ırkçılığın sınırlarında dolaşmaya ihtiyaç yok. Kemalizm Türkçülüğü gerektirmez, hatta barındırmaz da. Atatürk'ün Türkçülüğe vurgu yapma nedeni açıktır, ancak ülkenin varlığı ve var olmaya nasıl devam edeceği konusundaki reçetesi ancak ve yalnızca akıl ve bilime dayanır. Ülkeyi yöneten akıllarda olmayan şey de budur, o yüzden Türkçülük hemen İslam'la flört etmeye başlamış ve sonraları Türk İslam sentezi gibi garabetler doğurmuştur. Ne kadar cahil, ipsiz sapsız, iki kelimeyi bir araya getirmekten aciz adam varsa bunlar içinden çıkar. Sorsan hem milliyetçi hem de koyu Müslümandır bunlar. İşte bugün de MHP, AKP gibi çetelere oy verir gider...

  19. On 28.10.2020 at 13:45, Googler yazdı:

    Bu mesele göründüğünden daha karmaşık. Tam buğday daha yararlı ya da daha az zararlı olabilir. Piyasada satılan ekmekler gerçekten rezalet. Çocukluğumuzdaki o buram buram kokan mis gibi ekmekler artık yok. Bu 15-20 senedir böyle maalesef. Fakat bunun gerçek nedenini tam olarak ortaya koyan bir çalışmaya rastlamış değilim. Tam buğday yarım buğday nedir, tam olamayanı neden kötüdür, nasıl sorunlara yol açar bilimsel bir çalışma göremedim.

     

    Üstelik ekmekte kullanılan maya ve hamurun mayalanma süresi ve şekli de bir o kadar önemli. Bir ara kendi ekmeğimi kendim yapıyordum. Piyasada satılan bildiğimiz beyaz undan, yaş maya ile uzun ve zahmetli mayalanmalar elde ederek güzel sonuçlar aldım. Özellikle patatesli ekmeklerimin tadına doyum olmuyordu.  

     

    Bu tam buğday meselesine ikna olmuş değilim ve şu büyük, top şeklindeki tandır ekmeklerini tercih ediyorum. 

    TVlerde konuşulanlar beni tatmin etmiyor. Ben duyularıma onlardan daha çok güveniyorum. Tat duyumun Canan Karatay'dan bin kere daha güvenilir olduğuna bahse girebilirim. 

     

    Tam buğday veya tam tahıl ekmeğin beyaz undan çok daha sağlıklı olduğu kesin. Ekmek; kepek denen dış kabuk, endosperm denen ana gövde ve öz (ruşeym) denen tohum kısmından oluşur. Bunlar içinde en az yararlı olan bölüm, endosperm denen ve buğdayın %83 kadarını oluşturan bölüm. İşte beyaz un/beyaz ekmek, hemen hiç vitamin ve mineralin bulunmadığı ve neredeyse yalnız nişastadan oluşan bu bölümden, tam buğday ekmeği ise buğdayın bütününden yapılıyor.

    Beslenme uzmanı olan arkadaşım anlattıktan sonra biraz araştırmış ve öğrenmiştim. 

     

    https://www.hsph.harvard.edu/nutritionsource/what-should-you-eat/whole-grains/

     

    https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC6941730/

     

    https://academic.oup.com/jn/article/143/5/744S/4574537

     

    https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC5310957/

     

    Tandır ekmeği nedir, bilmiyorum ama ben lezzetten bahsetmedim. Ne kadar kötü olursa olsun fırında taze çıkmış beyaz ekmekten daha güzel yok bence ama sağlıklı değil, insanı inanılmaz yoruyor. 

    TV'lerde neler söylediklerini de bilmiyorum, ama tam buğday ekmeği yememizi söylüyorlarsa doğru bir şey yapıyorlar gibi görünüyor.

     

     

     

  20. @tolonbey,

     

    Eskiden olsa şaşardım ama özellikle son bir yıldır çok garip şeyler söyleyip savunduğunuzu bildiğim için şaşırmadım. İsmet İnönü'ne olan gıcığınız da zaten çoğunlukla kişisel, ailesel bir sorundan kaynak alıyor. Çocukluktan kalma bir nefret hani...

     

    Ama bu son iletiniz hakikaten artık acayip. Hani Yeni Şafak denen pis dinci/yandan medyanın "ulaştığımız belgeler" dediği yeni nesil bilgisaylarda üretip servis ederek milletin diline düştüğü zırvaları bize delil diye getirmeniz de... ...ne bileyim...

    Çoluk çocuk bile onlarla alga geçmiş, ciddiye almamış ama siz ciddiye almayı da aşıp bize kaynak diye getirmişsiniz.

    Çok ayıp. 

     

    https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/yeni-safak-1962nin-belgesini-2009da-cikan-windows-karakteriyle-yazdi-243945

     

    https://haber.sol.org.tr/medya/yeni-safaktan-tuhaf-belgeler-serisi-ataturku-inonu-oldurdu-112571

  21. 19 saat önce, bilgivehis yazdı:

     

    Her ne kadar böyle gelmiş böyle gitmez desen de yorumunun geneline baktığımızda senin bakış açına göre "böyle gelmiş böyle gider" sonucu çıkar.

    Uyumdan bahsediyorsun, uyum üzerinde gücün etkisinden de bahsediyorsun, buraya kadar güzel ama uyumu belirleyenin salt güç olduğunu belirtmen kendinle dahi çelişkiye düştüğünün farkında değilsindir. Zira uyum üzerindeki güç sadece sizin bahsettiğiniz güç değildir, güç gibi görünmeyen her şey potansiyel güç olduğunu gözden kaçırmışsınız.

    Kadının erkek üzerindeki bağlayıcı etkisinden bahsetmiştin, binlerce yıldır itilen-kakılan kadının demek bir gücü varmış. Hem bu gücü söyleyen sizsiniz hem bu gücü küçümseyen ve diğer söylediklerinizle çelişen farklı bir gücü asli güç göstermişsiniz ve bunu da toplumlar hak ettiği gibi yönetilir yanlışıyla örneklendirmişsiniz.

    Bu yanlışa örnek verelim, bugünkü yönetim toplum için bir hak ise bugünküne zıt olan Atatürk dönemindeki yönetim için ne demeliyiz, sizin bakış açınıza göre Atatürk dönemi "reklam arası" çıkıyor. Ne diyorsunuz, Atatürk dönemi sizin bahsettiğiniz gücün arasından kayıvermiş bir kaçamak mıydı, sizin asli gücünüz karşısında bir balondan mı ibaretti?.

    Toplum hak ettiği gibi yönetilmesi için önce bilinçli toplum gerekir, toplumun bütün bilinç yollarını tıkayıp onları sürü yaptıktan sonra toplum hak ettiği gibi yönetilir demek bir yanıltmacadan ibarettir. Aynısını dinciler de yapıyor, daha çocuk doğar doğmaz din ile aşılanıyor, sana göre bu çocuk hak etmiştir.

     

    Burada ne demek istediğini pek anlamadım, o yüzden yazmış olmak için yazmak istemiyorum bilgivehis. Valla anlamadım.

  22. 22 saat önce, bilgivehis yazdı:

     

    @Türk Ateist

    "Bu konuda yıllardır çokça yazdın ama bence en açıklamalı ve doğru olanı bu. Kadını da erkeği de değerlendirmişsin, özetin özeti olsa da gerçekten çok önemli ipuçları var. 

    Eline sağlık."

     

     

    Yanıldığınız bir nokta var, orada haktan bahsedilmiş, bahsedilen hak sanki bir tanrı yapısı gibi sonuca bağlanmış.

    Oysa hak dediğimiz şey evrim koşullarına bağlı olarak kendi şeklini, kendi değerini oluşturur.

    Dün hak olan bugün haksızlık olarak karşımıza çıkabilir, bugün hak olanın yarın hak olarak devam edeceğinin de garantisi yok.

    Orada hak olarak ifade edilen şey bir hak değil, sadece sürecin bir işleyiş biçimidir, her zaman evrilir, şekli değişir ama mutlak hak olarak kalmaz. Eğer sürecin işleyiş biçimini hak olarak görürsek tayyibin diktatörlüğü de karşımıza hak olarak çıkar. Oysa biz biliyoruz ki, tayyip diktatörlüğü bir ihtiyaç sonucu değil, yüz yıllık yürütülen bir sürüleştirme projesinin sonucudur.

    Olaya bu örnek ile baktığımızda ve evrim koşullarını hesaba kattığımızda günümüze kadar süregelen cins ilişkisini elbette değerlendirebilir ve belirli bir kategoriye oturtabiliriz ancak bunu mutlak hak olarak belirleyemeyiz, aksi halde dincilerden bir farkımız kalmaz.

     

    Biz sosyal ya da ahlaki bir durumdan söz etmiyoruz; ki yukarıda bir yerde de söylediğim gibi bu kavram/olgular bile biyolojik temellere dayanarak ortaya çıkarlar. 

     

    Üremek, bizim var olmamızın ve varlığı devam ettirme güdümüzün yegane nedeni. Yarattığımız yaşamda istisnasız her şey buna hizmet ediyor, etmeyeni değilse bile zarar vereni bir şekilde eliyoruz.

     

    Kadın erkek ilişkisine bakınca gördüğümüz şey temel dinamiklerin değişmediği. Bu iki cins birlikte evrilmiş, evrilmeye de devam ediyor. Seksüel seçilim dediğimiz şey işte. Ne kadar evrilirsek evrilelim, kadının da erkeğin de temel ihtiyaçları aynı. Kadının erkeği manipüle etmede kullandığı araçlar çağa göre değişir, erkeğin doğayı. Bütün değişiklik aslen bunlardan ibaret. İki türün de temel biyolojik özellikleri, aynı anda onları tatmin etme hakkı doğuruyor. 

    Yani kadın, güçsüz, sümsük, güvenilmez bir erkekle bir şekilde birlikte olmuşsa, temel içgüdülerinden gelen "sağlıklı gen bul" sesini dinlemek hakkını kullanabiliyor. Biz buna aldatmak, adamı kandırıp başkasından döllenmiş yavruyu kocaya büyütmek ahlaksızlığı diyoruz sonra.

     

    Aldatmak dünyanın en pis, en lüzumsuz işlerinden biri. Bu kadar büyük kazıklar atmaya, hayatı karmaşık hale getirmeye lüzum yok, ayrılmak veya boşanmak diye bir çözüm var.

    Ancak bu herkes için her zaman mümkün olmuyor, bunun da ne kadar keskin bir gerçek olduğunu biliyoruz. Öyle evlilikler, öyle beraberlikler görüyoruz ki, bazen erkek için bazen de kadın için "Aldatılmayı resmen haketmiş, hatta iyi olmuş" dediğimiz durumlarla bile karşılaşıyoruz. Bilimsel, evrimsel nedenleri de bilince insan anlayabiliyor da.

    Bu konuda hayatı boyu hep net olmuş ve daima kurtulacak bir yol bulunduğuna inanmış biri olarak söylüyorum bunları.

×
×
  • Yeni Oluştur...