ogzygt

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    23
  • Katılım

  • Son ziyaret

Topluluk Puanı

0 Neutral

ogzygt Hakkında

  • Derece
    Member
  • Doğum Günü 03-10-1970

Profile Information

  • Gender
    Male

Güncel Profil Ziyaretleri

225 profil görüntüleme
  1. 19 mucizesine karşı 13 mucizesi
  2. Kurana göre allah insanı iki sebep için yaratmış; Cehennem için Araf 179 : Andolsun, biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır.... Kulluk için EsipSavuranRüzgârlar(Zariyat) 56 : Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.
  3. Görüşlerinize katılıyorum. Bu cemaatçi diye bilinen amerikancıların yaptığı bir darbedir, Kemalistler ve Tayyip birlikte bu darbeye karşı durdular. Ülkemiz için iyi neticelenmiştir ancak ''Tayyip bu işin kaymağını yer.''
  4. Evrimin gerçek olması, ''yaratıcıya ihtiyaç yoktur'' demektir. Doğal seçilim bir akıllı tasarımcı gerektirmez.
  5. hile-i şeriyye yani allah ile aldatmanın şeriat kılıfı...
  6. O iman eden altıncı kimse olmakla şeref buldu. O Müslüman olduğunda koca yeryüzünde sadece altı Müslüman vardı. İbn Hacer, el-İsâbe, VI, 374; Hâkim, el-Müstedrek, III, 354; Beğavî, Mu’cemu’s-sahâbe, III, 460. İbn Mes’ûd ve annesi, Rasûl-i Ekremin aile fertleriydi sanki. Hayber’in fethinden sonra Medine’ye gelen Ebu Mûsâ el-Eşarî ve arkadaşları, onu ve annesini sık sık Efendimizin evine girdikleri için ehl-i beytten zannetmişlerdi. Buhârî, “Fezâilü’l-ashâb” 27; Tirmizî, “Menâkıb” 38; İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 154. Hiç kimse Allah Rasûlüne İbn Mes’ûd kadar yakın değildi. O, Peygamber Efendimize hizmet ediyor, bir emri olur düşüncesiyle perdenin hemen gerisinde duruyordu. Efendimiz aleyhisselam perdeyi kaldırıp kendisini dinleme iznini yalnızca ona vermişti. İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 154; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ğâbe, III, 383; Ebû Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ, I, 126. Peygamberimiz bir yere gidip oturduğunda İbn Mes’ûd, Rasûl-i Ekremin ayakkabılarını alıp koltuğunun altında tutuyor, kalkıp gideceğinde ise hemen koşup ayakkabılarını giydiriyordu. Efendimizin misvağını, yastığını İbn Mes’ûd taşıyor; Allah Rasûlü yıkanırken havlusunu o tutuyordu. Efendimizin asası İbn Mes’ûd’un elindeydi. Peygamberin önünden yürüyüp odasına önce İbn Mes’ûd giriyor, Rasûl-i Ekremi uykusundan yine o uyandırıyordu. İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 153; Halebî, İnsânu’l-uyûn, I, 450; Kettânî, Hz. Peygamberin Yönetimi, I, 161, 168. Mekke’de kendisini yumruklayan Ebû Cehil’i Bedir’de öldürmek ona nasip olmuştu. Efendimiz, ümmetin firavununun âkıbetini gördüğünde Rabbine şükrederek İbn Mes’ûd’a dua etmiş ve Ebû Cehil’in kılıcını kendisine vermişti. Buhârî, “el-Meğâzi” 12; Vâkıdî, el-Meğâzi, I, 90-91; İbn Hişâm, es-Sîre, II, 288-289, İbn Abdülber, el-İstî’âb, III, 991. Abdullah b. Mes’ûd ahlakı ve yaşayışı ile Rasûlullah’a en çok benzeyen sahâbî idi.[28] Onu bizzat Efendimiz yetiştirmişti. Huzeyfe radıyallahu anh, güzel ahlakı ve yaşayışıyla Efendimize en çok hangi sahabînin benzediği sorulduğunda, Abdullah b. Mes’ûd cevabını vermişti. İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 154; Hâkim, el-Müstedrek, III, 356;İbn Hacer ,el-İsâbe, VI, 376; Ebû Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ, I, 127; Rasûl-i Ekrem, Abdullah b. Mes’ûd’u pek severdi. “İstişare etmeden bir emir tayin etseydim İbn Ümmi Abd’i yani Abdullah b. Mes’ûd’u tayin ederdim''der, İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 154; İbn Hacer, el-İsâbe, VI, 376, 378;M. Hamidullah, İslam Peygamberi, II, 892. kendisinden sonra İbn Mes’ûd’un sözlerine sıkı sıkıya bağlı kalınmasını isterdi. Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, V, 385; Tirmizî, “Menâkıb”, 38;Ebû Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ, I, 128. Efendimiz aleyhisselam: “Kuran’ı şu dört kişiden öğreniniz.” buyurmuş ve en başta İbn Mes’ûd’un adını zikretmişti. Buhârî, “Fezâilü’l-ashâb” 27; Ebû Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ, I, 176; İbn Abdülber, el-İstî’âb, III, 989. Bir gece Allah Rasûlü, Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer ile birlikte yürürken mescitte Kur'ân okuyan İbn Mes’ûd’un sesini işitmiş, bir süre dinledikten sonra: “Her kim Kur'ân’ı nazil olduğu ilk tazeliği ile okumak isterse İbn Ümmi Abd yani İbn Mes’ûd gibi okusun.” buyurmuştu. İbn Mâce, “Mukaddime” 11; Ahmed, el-Müsned, I, 7, 26; Hâkim, el-Müstedrek, III, 360; İbn Abdülber, el-İstî’âb,III, 990. Abdullah b. Mes’ûd şöyle derdi: “Yemin ederim ki Allah’ın Kitabı’nda nerede nazil olduğunu bilmediğim bir sûre ve kimin hakkında indiğini bilmediğim bir ayet yoktur. Yine de Allah’ın Kitabı’nı benden daha iyi bilen birinin var olduğunu bilsem hemen ayağına gider, ondan faydalanırdım.” Buhârî, “Fezâilü’l-Kur’ân” 8; Müslim, “Fezâilü’s-sahâbe”, 115; Zehebi, A’lâmü’n-nübelâ, I, 471; Safedî, el- Vâfi,XVII, 325. Hz. Ömer’in Arafat’ta bulunduğu sırada bir adam kendisine ”Ey mü’minlerin emîri, Kûfe’den geliyorum. Orada Kur'ân’ı ezbere yazdıran bir adam var.” dediğinde Hz. Ömer oldukça öfkelendi ve “Kimmiş o? ” diye sordu. “Abdullah b. Mes’ûd.” cevabını aldığında ise öfkesi yatıştı ve “Böyle bir şeyi yapmaya ondan daha layık bir kimse yoktur.” dedi. İbn Abdülber, el-İstî’âb, III, 992; Ebû Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ, I, 124; Heysemî, Mecmeu’z-zevâid, IX, 287. Dört halifeden sonra ashâbın en faziletlisi ve fakîhi kabul edilen Abdullah b. Mes’ûd, pek çok talebe yetiştirmiştir. Onun görüşleri, talebesi Alkame vasıtasıyla İbrahim en–Nehaî’ye, ondan Hammâd b. Süleyman’a ve nihayet İmam-ı Azam Ebû Hanîfe’ye ulaşarak Hanefî mezhebinin temelini oluşturmuştur. Kettânî, Hz. Peygamberin Yönetimi, II, 493. Büyük bilginlerden olduğu herkesce bilinen Abdullah ibni Mes’ud az hadis rivayet ederdi. Bunlardan 64’ünü Buhari ve Müslim ittifaken, 21’ini Buhari ve 35’ini Müslim münferiden sahihlerinde rivayet etmiştir. Her biri ilimde ayrı birer şöhret olmuş Alkame, Esved, Mesruk, Ubeyde, Haris, Kadı Şüreyh gibi tabiin imamları başta olmak üzere birçok öğrencisi kendisinden ilim almışlar ve bize ulaştırmışlardır. Buhari'nin yer verdiği bir hadise göre; "dinden dönüş" (ridde) olayları ve bu olaylar nedeniyle savaş hali vardı. Kuran'ı ezber etmiş kişilerin bir bölüğü ölmüştü. Ölenlerin sayısı artabilirdi, bunların tümü ölüp gitmeden Kuran'ın orada burada yazılı ayetleri derlenmeli, tümü bir kitap haline getirilmeliydi. Hattaboğlu Ömer durumu ve konunun önemini Halife Ebubekir'e anlattı. Ayetlerin derlenmesini önerdi. Halife başlangıçta pek doğru bulmamıştı bu görüşü."Peygamberin yapmadığı şeyi yapmak nasıl doğru olabilirdi?" diye düşünüyordu. Ömer direndi ve önerisini kabul ettirdi. işin gerçekleşmesi için de Zeyd İbn Sabit'e görev verildi. Zeyd bin Sâbit o sıralar 20 yaş civarında bulunuyordu. Kuran'ın ikinci defa, Osman zamanında derlenmesi için içlerinde Hz. Zeyd bin Sâbit’in de bulunduğu dört kişilik bir heyet görevlerildi. Kur’an’ı derleyen komisyonun genç yaşdaki Zeyd bin Sabit’in olması ve konudaki yetkinliği ve önemi bilinen bin Mesud’un olmaması çok ilginçtir! İbn Mes'ud'un, Kur'ân istinsah hey'etine Hz. Osman tarafından alınmayışına kırıldığını ifâde eden rivayetler vardır: Hz. Osman mushafı Kufe'ye gelince "Ey müslümanlar! Ben mushaf yazımında uzak mı tutuluyorum? (Zeyd'i kasdederek) Ona bir adam tayin ediliyor ki, vallahi ben müslüman olduğum zaman o kâfir bir adamın sulbünde idi" demiştir. İbn Ebî Dâvud, s.17; Mukaddemetân, s. 20. Allah'ın kitabını en iyi bilen kişi olduğunu, bunu sahabenin de bildiğini ( Buhâri, Fezâil, 7.), bundan dolayı Zeyd'e ve onun istinsahına uymayacağını ima etmiştir. İbn Ebi Dâvud, s. 16-17 Hz. Osman, resmî mushaflardan başka ellerde bulunan özel sayfaların ve mushafların yakılmasını emretti. Buhâri, Fezâilu'l-Kur'ân, 2-3. Rivayetlere göre İbn Mes'ud kendi mushafını vermemiş ve Küfe mescidinde "Kufelîler, yanınızda bulunan mushafları saklayınız. Onları gizleyiniz" demiş ve "Kim gizlerse, Kıyamet günü gizlediği şeyle (hesap yerine) gelecektir” mealindeki Al-i İmrân suresi 161. âyetini okumuştur. İbn Ebi Dâvud, s.17; Mukaddemetân, s. 20. İbn Mes'ud'un, özel mushafında Fatiha ve Muavvizeteyn (Felak ve Nas) surelerinin yer almadığı söylenmektedir. Bana Ali b. Abdullah anlattı, dedi ki: bana Süfyan anlattı, dedi ki: Ubade b. Ebi Lubabe ve Asım Zirr b. Hubeyş’ten anlattılar, dedi ki: Ubeyy b. Ka’b’a sordum ve dedim ki: “ya Eba Munzir! kardeşin Abdullah b. Mes’ud şöyle şöyle sözler söylüyor (muavvazateyn Kur’an’dan değildir diyor), sen ne dersin?” Ubeyy dedi ki: Bu iki sureyi ben de Rasulullah s.a.a’e sordum, bana dedi ki: «”Bunlar Kur’an’dandır, oku!” denildi. Ben de okudum”» sonra Ubeyy dedi ki: “İşte biz de Rasulullah’ın okuyup söylediği gibi okuyoruz.” Buhari, “es-Sahih”, 3/335, Tefsir kitabı, bab 114, hadis 4977 (hadisi, Buhari’nin hocası Humeydi “Müsned”, 1/367, hadis 378‘de; Ahmed b. Hanbel“Müsned”, 5/129, hadis 21224‘de; Buhari’nin bir diğer hocası ibni Ebi Şeybe el-Kufi“Musannaf”, 6/146, hadis 30202‘de rivayet etmiştir.) Ebul Ahvas bana Ebu İshak’tan, o da Abdurrahman b. Yezid’den anlattı, dedi ki:Abdullah b. Mesud’un muavvazateyni mushaftan sildiğini ve şöyle dediğini gördüm: “Kur’an’dan olmayanı ona karıştırmayın.” ibni Ebi Şeybe, “Musannaf”, 6/146, hadis 30205 (hadisi Ahmed b. Hanbel “Müsned”, 5/129, hadis 21226‘da Ebu İshak adlı raviye kadar değişik bir sened ile, ondan sonra ise yukarıdaki sened ile rivayet etmiştir. Ahmed’in rivayetinde ibni Mesud’un bu 2 sure hakkında “onlar Kur’an’dan değil” dediği geçmektedir.) Ahmed, Bezzar, Taberânî ve İbn Merduye'nin çeşitli tariklerden yap­tıkları rivayete göre : İbn Mes'ûd (R.A.) kendi mushafindan Muavvezeteyn'i silmiş ve «Kur'ân'dan olmayan sözleri ona karıştırmayın. Zira bu iki teavvüz Allah'ın Kitabından değildir. Peygamber (A.S.) Efendimiz bu ikisiyle şer ve kötülüklerden Allah'a sığınmayı emretmiştir» diyerek kendisi de bunları âyet niyetiyle okumaz ve o niyetle okunmasını tavsiye etmezdi.. Şevkanî, Fethü’l-Kadîr: 5/518; Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 13/7081
  7. Sözlük anlamı olarak şefaat: Arapça'da 'çift' anlamına 'şef' (شفع) kökünden 'bir şeyi ikileme veya çiftleme' anlamına gelir. Geniş anlamında ise 'bir işte başka bir kişinin yardımını, aracılığını isteme' gibi anlamları vardır. https://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Eefaat Sözlükte “tek olan bir şeyi dengi veya benzeriyle çift hale getirmek; birinin önüne düşüp işini görmeye çalışmak, işinin görülmesi için birinin aracılığını istemek” anlamlarındaki şef‘ kökünden türeyen şefâat, “suçunun bağışlanması veya dileğinin yerine getirilmesi için birine aracılık etme” mânasına gelir http://www.islamansiklopedisi.info/dia/ayrmetin.php?idno=380411 Şefaat kelime olarak; birinden, başkası adına bir ricada bulunma, kusurlarının bağışlanmasını dileme, bir suçlu veya ihtiyaç sahibinin af ve iyiliğe kavuşması için diğeri tarafından vâsıtalık etme, kayırma, iltimas ve yardım isteme mânâlarına gelmektedir http://www.mumsema.org/vaaz-ve-sohbet-konulari/19835-sefaat-nedir-kac-turludur-sefaat-konulu-vaaz.html Şefaat, sözlükte: tek olan bir şeyi dengi veya benzeriyle çift hale getirmek, bir başkası adına ricada bulunmak, bir suçlunun af edilmesi için aracı olmak, birinin önüne düşüp işini görmeye çalışmak, birinin aracılığını istemek, maddi ve manevi bir imkanı elde etmek için yetkilisi nezdinde aracılık yapmak” gibi manalara gelir. http://www.ihvanlar.net/2012/04/27/sefaat-var-midir-sefaat-hakkinda-ayet-ve-hadisler/ Buraya kadar anlaşmazlık yok. Dini anlamda şefaat: Yüce bir makam sahibinin, dileğini kabul etmesini veya suçunu affetmesini sağlamak için bir kimsenin o yüce makam sahibine daha yakın olduğuna inandığı bir şahsı aracı yapması. Yüce makam sahibinin, aracı şahsın hatırı için onun dileğini kabul etmesi veya suçunu affetmesi. https://tr.wiktionary.org/wiki/%C5%9Fefaat Âhirette peygamberlerin ve kendilerine izin verilen kimselerin müminlerin bağışlanması için Allah katında niyazda bulunmaları anlamında bir terim. http://www.islamansiklopedisi.info/dia/maddesnc.php?MaddeAdi=%C5%9Fefaat Şefaatin İslâmî literatürdeki anlamı, "kendisine şefaat götürülen makamdan birisinin yaptığı günah ve suçtan geçmesini istemek'' veya "kendisine şefaat götürülen kimseden şefaat edilecek olan kimse hakkında bir şey istemek"tir. http://www.islamkutuphanesi.com/turkcekitap/online/sefaat_adanzye/sefaat.html İslâmî ilimler ıstılâhında ise şefâat, buna ehil olan bir zâtın, Allah Teâlâ’dan, günahkâr bir mü’minin affını niyaz etmesi demektir. http://www.mumsema.org/vaaz-ve-sohbet-konulari/19835-sefaat-nedir-kac-turludur-sefaat-konulu-vaaz.html Dini bir terim olarak ise: “ahirette peygamberlerin ve kendilerine şefaat yetkisi verilen kimselerin, bir müminin günahlarının affedilmesi veya daha yüksek derecelere ulaşması için Allah’a yalvarmaları, dua etmeleri, aracı olmaları” demektir. http://www.ihvanlar.net/2012/04/27/sefaat-var-midir-sefaat-hakkinda-ayet-ve-hadisler/ Bütün bunlara bakarak şefaat = aracı olmaktır. Neye aracı oluyorlar? Allah ile kul'a. Yani Allah şefaat etmez, başkaları şefaat eder. Allah şefaata cevap verendir. Şefaat eden: Peygamber, alimler, şehitler vs. Şefaat edilen: Allah'ın affetmesi istenilen kişi Şefaat götürülen(veya cevap veren) : Allah ''Kuran'da bu konuda çelişki var'' diyenler de var, ayetler yanlış tercüme edildiği için çelişki gibi gözüküyor, aslında çelişki yok diyenler de var. ''Allah şefaat kabul eder'' diyen de var, kabul etmez diyen de var. Bunlar da ayrı tartışma konuları...
  8. Bazı islami sitelerde gördüğüm bir kaç komik savunma tezini (kıvırtma) paylaşmak istiyorum. ''Zaman, mesela, ilk çağlarda genişleme gösterip durgun akabildiği gibi, asrımızdaki şekliyle de daha hızlı bir seyir takip edebiliyor. İlk çağlardaki iri hayvan ve bitkilerin, şimdikilere oranla on kat daha fazla yaşadıklarına bakılacak olursa, o çağlarda zamanın on kat daha yavaş aktığı söylenebilir. Bu durumda yaş hesaplamalarını, şimdiki zaman akışına göre yaklaşık onda bir (1/10) ölçüsünde küçültmek mantıklı olur. Buna göre Güneş Sistemi'nin dört milyar değil dört yüz milyon, hayat başlangıcının bir milyar yıl değil yüz milyon yıl önce ortaya çıktığı ve yüz bin yıl olduğu farz edilen insanlık tarihinin on bin yıl olduğu sonucu ortaya çıkar.'' Bir diğeri: ''Radyoaktif elementler, “yarı ömür” denen sırlı bir olayla, belli bir zaman sonra, esrarını bilemediğimiz bir şekilde enerji denen mahiyete çevrilir. Mesela, bir kg. uranyum, 1620 sene sonra yarım kiloya iner.Radyoaktif elementlerin belli bir zaman sonra yarıya inmesi, canlıların özellikle yakın geçmişleri ile ilgili ipuçları vermektedir. Ne var ki, biz, hesaplamaları hep madde konusuyla ele alıyoruz. Bu hesabı enerjinin ölçülerine göre yaparsak: Yani neredeyse ışık hızı dediğimiz ışık hızının yüzde doksan dokuz küsuru ile ele alırsak (Elektron gibi birçok atomaltı ve kozmik parçacıklar bu hızda seyrederler. Tabii ki bu hızda parçacık değil ışın halindedirler), hesaplarımızda düzeltme yapmak zorunda kalır ve kâinatın yaşının on altı-yirmi milyar yıl değil, bunun on dörtte biri olduğu sonucuyla karşılaşırız. Dünyanın yaşı ise dört milyar yıl yerine üç yüz milyon yıl bulunur. Yüz bin yıl önce ortaya çıktığına inandığımız insanlık tarihi ise, aniden yedi bin yıla iniverir.'' Bir diğeri: ''Eğer insanlık tarihinin on beş bin yıldan bu yana devam ettiği ve bu tarih boyunca ortalama ömrün hep yetmiş yıl olduğu kabul edilirse, dünya nüfusu yapılan hesaplamalara göre şimdi bir trilyon civarında olmalıydı. '' Son olarak: hala gülmekten devam edebiliyorsanız: “Deccal dünyada 40 gün kalacak, bir günü 1 yıl gibi, diğer 1 günü 1 ay gibi, diğer 1 günü 1 hafta gibi, ve geri kalan diğer 37 gün bizim normal günlerimiz gibi olacak.” (Hadisi Tirmizi) Eğer “Adem’den kıyamete kadar insanlığın ömrü yedi bin senedir.” hadisini yukarı da geçen hadise göre yorumlarsak, bir günü bir yıl olan kutuplardaki günlere göre insanlığın yaşı: 365*365=133.225 yıl eder. Onunla da 7000 çarpılırsa= 932.575.000 yıl eder.. En eski insan fosili olduğu varsayılan insan fosili ise yaklaşık 2.300.000 yıl civarında olduğu tespit edilmiştir.. Tabi ki, bunlar takribi hesaplamalardır. Doğrusunu Allah bilir.'' Doğrusunu ''bilim mi'' yoksa ''allah mı'' bilir?
  9. Foruma yeni katılanlar için bence iyi oluyor. Forumda eskiden tartışılan ancak hala ilgi çekebilecek yüzlerce konu var ve binlercesi içinden bu gibi konuları bulmak zor olabiliyor. Kendi adıma, günlerdir konu konu okuyorum ama daha forum konularının çok az bir kısmını gözden geçirebildim. Çok değerli bazı düşüncelerden faydalanmak adına bazı konuların güncellenmesi iyi olur.. örnek:
    • Dünya'da her şey için, medeniyet için, hayat için, muvaffakiyet için en hakiki mürşit ilimdir, fendir. İlim ve fennin haricinde mürşit aramak gaflettir, cehalettir, dalâlettir.
  10. ''ateistler mi zeki, dindarlar mı'' diye google'a sorunca yüzlerce sayfa bilimsel araştırma çıkıyor, bi incelemek lazım.. Bu arada, ateistlerin zekasını bilmem ama bazı doktorların zekası konusunda çok büyük sıkıntı olduğunu çok iyi biliyorum. Yıllardır aralarındayım.
  11. Tahrim suresi 1. ayet iniş sebebi şudur: Birgün Hz. Peygamber (asm), Hz.Hafsa'nın odasına gelir ve O'nu bulamaz. Bunun üzerine Hz. Mariye Rasulüllah'ın (asm) yanına gelir ve birlikte Hz. Hafsa'nın odasında bir süre kalırlar. Hz. Hafsa (ra) bundan çok gücenir ve öfkeyle Hz. Peygamber (asm)'e çatar. Bunun üzerine Hz. Peygamber (asm) de O'nu memnun etmek için, bir daha Hz. Mariye ile mübaşerette bulunmayacağına söz verir. (İslami bir siteden alıntıdır. Yüzlercesini internette bulabilirsiniz.) Bu ayeti buraya koymuşsunuz da, bu neyi ispat ediyor acaba????
  12. müslümanlar bunun için şöyle bir savunma yapıyor; Nisâ suresinin 22. ayetinde de “Babalarınızın nikahladığı kadınları nikahlamayın” buyurulmuştur. Bu, kişinin kendi babasının nikahladığı kadınları kapsadığı gibi dedesinin nikahladığı kadınları da kapsar. Buna göre dedesinin nikahladığı babaannesi de kendisiyle evlenilmesi haram olan kadınlar sınıfına girmektedir. Nitekim bu husus fıkıh kitaplarında da bu şekilde izah edilmektedir. Mesela Hanefi mezhebinin temel kitaplarından el-İhtiyâr‘da konuyla ilgili olarak şu bilgiler yer almaktadır: “Ne kadar yukarıya çıksalar da (anne ve baba tarafından) babanın ve dedenin boşadığı kadınlar, oğul ve toruna haramdırlar. Çünkü Allah Teala şöyle buyurmuştur: “Geçmişte olanlar bir tarafa babalarınızın nikahladığı kadınları nikahlamayın.”(Mevsılî, el-İhtiyâr li Ta’lîli’l-Muhtâr, c: 3, s: 85) Ancak; burada anneanne de yok! Demek ki babaanne ve anneanne, muhammed için pek çekici gelmediğinden olsa gerek, bahsetme gereği duymuyor.
  13. İşin garip tarafı, aynı kelimeleri, aynı kişi farklı kelimelerle tercüme ediyor ve farklı anlamlar çıkarıyor. Örneğin diyanetin çevirisinden bir örnek: Hicr 5 ve Mü'minun 43 MU'MİNUN-43 Mâ tesbiku min ummetin ecelehâ ve mâ yeste’hırûn(yeste’hırûne). 1. mâ tesbiku : öne geçmez, erkene alamaz 2. min ummetin : (ümmetlerden) bir ümmet 3. ecele-hâ : onun eceli, onun süresi 4. ve mâ yeste'hırûne : ve ertelemez, erteleyemez, tehir edemez Hiçbir ümmet, kendi ecelinin önüne geçemez, onu geciktiremez de. HİCR-5 Mâ tesbiku min ummetin ecelehâ ve mâ yeste’hırûn(yeste’hırûne). 1. mâ: olmaz 2. tesbiku: öne geçer, öne alır 3. min ummetin: ümmetlerden biri (hiçbir ümmet) 4. ecele-hâ: onun eceli, onun için tayin edilen zaman dilimi 5. ve mâ: ve olmaz 6. yeste'hırûne: tehir eder (erteler, geciktirir) Hiçbir toplum ecelini geçemez ve ondan geri de kalamaz.
  14. Kuran'da tekrarlanan ayetler: Bakara=47 - 122 Bakara=162 - Al-i imran=88 Bakara=1 - Al-i imran=1 - Şuara=1 - Rum=1 - Lokman=1 - Secde=1 Bakara=134 - 141 Al-i imran=182 - Enfal=51 Maide=10 - 86 En'am=10 - Enbiya=41 A'raf=78 - 91 A'raf=15 - Hicr=37 - Sad=80 A'raf=108 - Şuara=33 A'raf=107 - Şuara=32 A'raf=183 - Tahrim=45 Tevbe=33 - Saf=9 Tevbe=73 - Tahrim=9 Yunus=48 - Enbiya=38 - Neml=71 - Sebe=29 - Yasin=48 - Mülk=25 Hud=96 - Mü'min=23 Hud=110 - Fussilet=45 İbrahim=20 - Fatır=17 Hicr=38 - Sad=81 Hicr=30 - Sad=73 Hicr=5 - Mü'minun=43 Hicr=57 - Zariyat=31 Hicr=34 - Sad=77 Hicr=35 - Sad=78 Hicr=29 - Sad=72 Hicr=40 - Sad=83 Hicr=36 - Sad=79 Hicr=58 - Zariyat=32 Nahl=55 - Rum=34 Nahl=42 - Ankebut=59 Isra=48 - Furkan=9 Kehf=89 - 92 Ta-Ha=24 - Naziat=17 Enbiya=92 - Mü'minun=52(vav fazla) Mü'minun=31 - 42 Mü'minun=6 - Mearic=30 Mü'minun=7 - Mearic=31 Mü'minun=26 - 39 Mü'minun=5 - Mearic=29 Mü'minun=8 - Mearic=32 Şuara=9 - 68 - 104 - 122 - 140 - 159 - 175 - 191 Şuara=108 - 110 - 126 - 131 - 144 - 150 - 163 - 179 Şuara=109 - 127 - 145 - 164 - 180 Şuara=2 - Kasas=2 Şuara=153 - 185 Şuara=173 - Neml=58 Şuara=66 - Saffat=82 Şuara=172 - Saffat=136 Şuara=204 - Saffat=176 Şuara=8 - 67 - 103 - 121 - 174 - 190 Şuara=107 - 125 - 143 - 162 - 178 Şuara=164 - 180 Şuara=1 - Kasas=1 Şuara=171 - Saffat=135 Şuara=147 - Duhan=52 Neml=3 - Lokman=4 Neml=81 - Rum=53(okunmayan ye) Kasas=62 - 74 Saffat=40 - 74 - 128 - 160 Saffat=43 - Vakıa=12 Saffat=80 - 121 - 131 - Mürselat=44 Saffat=81 - 111 - 132 Saffat=17 - Vakıa=48 Saffat=78 - 108 - 129 Saffat=27 - Tur=25 Saffat=154 - Kalem=36 Saffat=174 - 178 benzer Sad=87 - Tekvir=27 Zümer=1 - Casiye=2 - Ahkaf=2 Zümer=48 - Casiye=33 benzer Mü'min=1 - Fussilet=1 - Şura=1 - Zuhruf=1 - Duhan=1 - Casiye=1 - Ahkaf=1 Zuhruf=2 - Duhan=2 Zuhuf=83 - Mearic=42 Casiye=2 - Ahkaf=2 Tur=41 - Kalem=47 Tur=40 - Kalem=46 Tur=19 - Mürselat=43 Kamer=17 - 22 - 32 - 40 Kamer=16 - 21 - 30 Rahman=13.16.18.21.23.25.28.30.32.34.36.38.40.42.45.47.49.51.53.55.57.59.61.63.65.67.69.71.73.75.77(31 defa) Vakıa=74 - 96 - Hakka=52 Vakıa=80 - Hakka=43 Vakıa=13 - 39 Vakıa=67 - Kalem=27 Haşr=1 - Saf=1 Kalem=15 - Mutaffifin=13 Hakka=34 - Maun=3 Hakka=22 - Gaşiye=10 Hakka=21 - Karia=7 Hakka=40 - Tekvir=19 Müzzemmil=19 - İnsan=29 Müddessir=54 - Abese=11(fazla elif) Müddessir=55 - Abese=12 Mürselat=15 - 19 - 24 - 28 - 34 - 37 - 40 - 45 - 47 - 49 - Mutaffifin=10 Naziat=33 - Abese=32 İnfitar=13 - Mutaffifin=22 Mutaffifin=23 - 35 Mutaffifin=9 - 20 İnşikak=2 - 5 Kafirun=3 - 5