Jump to content

Şövalye

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    38
  • Katılım

  • Son ziyaret

Topluluk Puanı

0 Neutral

Şövalye Hakkında

  • Derece
    Advanced Member

Profile Information

  • Gender
    Male
  • Location
    Balıkesir
  1. Geçtiğimiz günlerde AKP Fatih Gençlik Kolları Başkanı Tolgay Demir, gençlik kollarının sitesinde bir yazı yayımlayarak dünyanın yuvarlak olmadığını iddia ederek dünyanın düz olduğunu savunmuştu. Düz dünya zırvasından sonra şimdi de Müslüman yayınlar yapan İktibas adlı derginin kendi sitesinde "Dinozorlar uydurmadır" temalı bir yazı yayımlandı. Ancak yazıyı kaldırıp kaçmışlar. İktibas dergisinin dinozor yalanı isimli yazısını okumak isteyenler için şu linki vereyim: http://webcache.googleusercontent.com/search?q=cache:http://www.iktibasdergisi.com/dinozor-yalani/ Yazıdan bir alıntı: "… dinozorlar hayâli mitolojik varlıklardır. Dünyâ’da hiç-bir zaman bulunmadıkları gibi, yaşadıkları söylenen “eski çağlar” diye bir çağ da hiç-bir zaman olmamıştır. Gösterimde olan dinozor şekilleri ise, ya plastik-merkezli üretilmiş rekonstrüksiyonlardır, yada genelde, kısa bir süre önce yaşamış olan bildiğimiz-tanıdığımız hayvanların kemikleridir." Son zamanlarda bu tarz acayip haberler geliyor gündeme. Yine birileri perde arkasında bir şeyler çeviriyor ama hadi bakalım.
  2. Tayyip Erdoğan meydanlarda bu iddiayı savunsa ülkenin yüzde ellisini oluşturan seçmen kitlesi hemen evlerindeki, okullarındaki haritaları yırtıp çöpe atar kâfirler bizi kandırmışlar diye. Bir de demiş ki: “Dinsel inançlarımızda örneğin herkesin belli bir istikamete dönmesi küre dünyada imkansızdır, ama düz dünyada herkes aynı yöne örneğin Kabe'ye dönebilir.” Biz de yıllardır bunu söylüyoruz zaten. Küresel bir dünyada gerçekte Kâbe'ye değil uzaya yönelmiş oluyorsunuz. Ayağınızın bastığı yerden ileriye doğru dümdüz bir hat çizecek olsak bu çizgi uzay boşluğuna çıkardı.
  3. Kuran Sadece Arap Kavmi İçindir

    Kuran'da der ki: "Kuran'ı Arap toplumuna Arapça-olmayan bir dilde gönderseydik "Niçin onun ayetleri [kendi dilimizde] ayrıntılı olarak açıklanmıyor? Araba yabancı dilden kitap olur mu?" diyeceklerdi." Bunun Türkçesi İslamın aslen Arap-olmayanlara hitap etmiyor oluşudur. Biz de deriz ki Türke anlamadığı dilden kitap olur mu? Üstelik başka bir dile tam olarak tercüme edilemeyecek kadar harika olduğu şeklinde yaygın bir tabu ve sadece iyi derecede Arapça bilenlerin Kuran'ın gerçek güzelliğini tadabileceği inancı varken? Biliyorsunuz, İslam'ın iddiası Kuran'ın edebi bir mucize oluşudur. Sözde bilimsel mucizeler bile dil yeterliliğine dayanmaktadır. Öyleyse bir kişi, İslam'ın tek "mucizesi" olduğu düşünülen Kur'an'ı okuyamaması durumunda, İslam'dan ikna olduğunu nasıl iddia edebilir? İşin garip yanı, Arap-olmayan Müslümanların Araplardan daha fazla İslamcı olması, buna karşın hayatın diğer konularında Arapları sevmemeleri ve onlara güvenmemeleridir. İslam konusunda nasıl Araplara güveniyorlar merak konusu.
  4. Neden?

    Ya varsa mantığının problemlerinden biri Müslüman Tanrı merkezli olması. Yani "Ya Müslüman Tanrı var ya da hiçbir tanrı yok" örtük varsayımına dayanması ve diğer tüm tanrı kavramlarını göz ardı etmesi. A priori olarak Müslüman Tanrı tek gerçek tanrıdır, başka seçenek yok diye varsayar. Bu peşin hüküm olmadan Ya varsa sorusunu ele alırsan bir sonraki soru "Hangi Tanrı?" olacaktır. İşte burada karşımıza binlerce dinin binlerce tanrısı çıkar. Peki hangi tanrıya oynayacaksın? Müslüman Tanrı (Allah), bu dinlerin çoğuyla uyumlu değil. Onun doğru tanrı olduğunu nereden bileceksin? Ya yanlış tanrıya oynarsan? Hadi diyelim Müslüman Tanrının doğru tanrı olduğunda karar kıldın, hangi "Müslüman Tanrı"ya bahse gireceksin? Çok sayıda İslamî mezhep ve akım var. Cübbeli Ahmet'in Allah'ı mı, Caner Taslaman'ın Allah'ı mı, Adnan Oktar'ın Allah'ı mı, Said Nursi'nin Allah'ı mı, Tayyip Erdoğan'ın Allah'ı mı, Mevlana'nın Allah'ı mı, Ebu Bekir el-Bağdadi'nin Allah'ı mı? Burada bile karşımıza birçok olasılık çıkıyor. Her biri Allah'ı kendi anlayışınca tanımlayan çok sayıda kişi var piyasada. Ya da belki de bir değil, birkaç tanrı vardır. Bu olasılığı da göz önünde bulundurmalı. O zaman ne yapacağız? Hepsini mi seçeceğiz?
  5. Furkan Suresi Isa'dan Bahsediyor (Şok)

    Daha çok Arap Yahudiliği. Yahudi mitolojisinden ve Tevrat'tan çok etkilenmiştir. Hıristiyanlık da aynı şekilde. O da bir çeşit Latin Yahudiliği olarak tanımlanabilir. Latin imparator Konstantin politik sebeplerle Roma'yı M.S. 325'de Hıristiyanlaştırdı. Hıristiyanlık, o dönemde Roma'da var olan çok sayıda pagan dinin mitlerinden de pek çok aşırma yaptı.
  6. Ateistleri karalama kampanyası!

    İnternette herkes her şeyle dalga geçiyor zaten. Çok takılmamak lazım.
  7. Türkiye İslamdan Kurtulabilirmi ?

    Aileler çocuklarına akılları ermeye başlamadan önce din aşılamaya kalkmasaydı her toplum dinden kurtulmuş olurdu.
  8. Amerika'nın Minnesota eyaletinde Somalili Müslüman göçmenler gey adamı taciz ediyor.
  9. FRANSA'DA OY KULLANMAYA GİDEN OSMANLI GİYSİLİ AKP'LİLER

    Belki de şeytanlaştırdıkları seküler Batı ülkelerinde Osmanlıcılık/İslamcılık oynamak daha aksiyonlu oluyordur onlar için. Kendi mahallelerinde kafa dengi kimseler arasında "Ben Osmanlı torunuyum" demek zevkli olmuyordur. Değişik bir psikoloji, bir felsefe idiyotloji.
  10. Piltdown Adamı Sahtekârlığı Üzerine

    PİLTDOWN ADAMI SAHTEKÂRLIĞI ÜZERİNE Piltdown aldatmacasının temeli Charles Dawson adında bir köy avukatı ve amatör bir paleontolog ile başlar. Charles Dawson, Güney İngiltere'de, Sussex kontluğu yakınlarında yaşayan bir avukattı ve aynı zamanda hevesli bir amatör paleontolog, arkeolog ve jeologtu. Bir fosil ve antika kolektörüydü. 1912'de Charles Dawson, Pierre Chardin ve Arthur Woodward'ın da bulunduğu bir ekip, fosil arayışı içinde İngiltere'nin Piltdown şehrine gitti. Piltdown çakıl çukurunda kazı yaparken dik durma yeteneğinin büyük beyinlerin gelişmesinden sonra geldiği iddiasını destekleyen bir dizi fosil kalıntıları keşfettiler. Bu keşif, Arthur Keith'in öne sürdüğü bir hipotezi desteklediği için ekip adına harika bir haber oldu ve Piltdown Adamı, insanları maymun atalarına bağlayan kayıp halka olarak takdim edildi. Dawson ve Woodward, kafatası ve çene parçalarının Alt Pleistosen döneminde, yani 500,000 ila 1 milyon yıl önce yaşamış ilkel bir insana ya da insan atasına ait olduğunu açıkladı. Fosilin rekonstürüksiyonu yapıldı ve bulgular 1912'de yapılan Jeoloji Derneği toplantısında ilan edildi. Piltdown Adamı için sonun başlangıcı, 1949 yılında flor emilim testi olan yeni bir tarihleme tekniği ortaya çıktığında geldi. Doğal Tarih Müzesi'ndeki bir jeolog Dr. Kenneth Oakley, flor testlerini kullanarak Piltdown kalıntılarının sadece 50.000 yaşında olduğunu keşfetti. Bu, Piltdown Adamının insanlarla maymunlar arasındaki kayıp halka olma olasılığını ortadan kaldırdı, zira bu zaman noktasında insanlar zaten Homo sapiens formuna dönüşmüşlerdi. Piltdown Adamı daha yakından incelendiğinde bilim adamları, varsayılan hominid'in kafatası ve çenesinin aslında bir insan ve maymun (muhtemelen orangutan) olmak üzere iki farklı türe ait olduğunu bulmuştur. Mikroskop analizi, çene içindeki dişlerin onlara daha çok insansı görünüm vermek için törpülendiğini ve bulundukları iddia edilen çakıllığın yanı sıra, Piltdown sitesinde yer alan kalıntıların birçoğunun birbirlerine uyacak şekilde boyandığını ortaya koydu. Fosil, daha yaşlı görünmesini sağlamak için potasyum dikromat ile boyanmıştı. Kasım 1953'te İngiliz Doğal Tarih Müzesi yetkilileri bu bulguları açıkladı ve halka açık olarak, Piltdown Adamını bir sahtekârlık olarak nitelendirdi. Peki, neden Piltdown Adamı daha erken ifşa edilmemişti? Neden bu kadar uzun süre dayandı? Nasıl bu kadar çok bilimci kandırılmıştı? Kuşkusuz bunda hem insanın evrimiyle ilgili yanlış varsayımların hem de Avrupa-merkezli önyargıların ve İngiliz emperyalizminin payı vardı. O dönemlerde insanlar insan-olmayan maymunlar ve insanlar arasındaki kayıp halkanın büyük bir beyin geliştireceğini, ancak hala nispeten ilkel bir çenesi olduğunu düşünüyorlardı. Ancak 1920'lerin ve 30'lu yılların başında, dünya çapında keşfedilen (Pekin Adamı ve Taung çocuğu gibi) diğer fosillerin fizyolojisi insan bedeninin beyinden önce geliştiğini gösteriyordu. Diğer taraftan zamanın kültürel önyargılarına uyması nedeniyle bilim toplumunda kabul görmeye hazırdı. İngiltere, endüstriyel devrimin doğum yeri ve dünyanın çeşitli yerlerindeki milyarlarca insanın hükümdarı olan süper güçtü. O zamanki kişilere göre İngiltere'nin 'akıllı' adamın doğum yeri olması gerektiği açıktı. Piltdown Adamı fosili insanlığın Afrika’dan çıktığı teorisini çürütmek için kullanılıyordu. Avrupa'da üstün bir insan türü veya ırkı fikrini desteklediği için kafatasının nispeten büyük boyutu sorgulanmadı. Bu açıdan Piltdown vakası, ırkçı ve milliyetçi faktörlerin o sırada bazı bilimleri nasıl şekillendirdiğine iyi bir örnektir. Piltdown Adamı sahtekârlığı, insan evrimi üzerine erken araştırmaları önemli ölçüde etkiledi. Özellikle, bilim insanlarının, “insan beyni, çene yeni yiyecek çeşitlerine adapte olmadan önce büyüdü” inancıyla çıkmaz bir sokağa sapmasına neden oldu. Raymond Dart'ın 1920'lerde Güney Afrika'da bulduğu Taung çocuğu gibi Australopithecin fosilleriyle ilgili bulgular, insanlığın evriminde beynin yol gösterici olmadığına işaret ediyordu. Ancak "eksik bağ" olarak Piltdown Adamına verilen destek nedeniyle göz ardı edildi ve insan evriminin yeniden inşası on yıllardır karman çorman edilmişti. Piltdown Adamı üzerinde yapılan incelemeler ve tartışmalar, konuyla ilgili yaklaşık 250+ makale yazılmasıyla fosil üzerinde büyük bir zaman ve emek harcanmasına neden oldu. Piltdown Adamı keşfi ilk kez bilim dünyasına sunulduğunda birçok bilimciler büyük bir heyecana kapılmış, Darwin'in eksik halkasını bulduklarına inanmışlardı. Piltdown kalıntılarının, Homo sapiens'in bilinen en eski atasını temsil ettiğine inanan bilimcilerin yanı sıra, bazı bilimciler bundan o kadar emin değildi. Örneğin Londra Kraliyet Koleji'ndeki David Waterston, 1912'de Dundee'de yapılan İngiliz Bilim İlerlemesi Derneği'nin bir toplantısında iki numunenin aynı kişiden gelebileceğine inanmanın çok zor olduğunu belirtmiş ve 1913'ün başlarında, Nature dergisinde örneklemin bir maymun çene kemiği ile insan kafatasından oluştuğu sonucunu yayımlamıştı. Benzer görüşler başka kişiler tarafından da dile getirildi. Alman antropolog Franz Weidenreich, 1923'te fosili inceler incelemez kafatası ve çeneyi yapıştırmayı yanıltıcı bir kurgu olarak nitelemişti. Amerikalı zoolog Gerrit Smith Miller 1915’te Piltdown fosillerinin dökümlerini (orijinalleri hiç görmedi), yirmi iki şempanze, yirmi üç goril, yetmiş beş orangutan ve bir dizi insan kafatasının karşılık gelen kısımları ile karşılaştırmış, ve 'Tek bir kişinin bu çene ve kafatasını taşıması beklenemez' sonucuna varmıştı. Miller şöyle demiştir: "Fosil –sanki kasıtlı olarak zarar verilmiş gibi– o kadar parçalanmış ki, her keyfe göre birleştirme olanaklıdır." Aynı şekilde, Fransız paleontolog Marcellin Boule de 1915'de kanıtları değerlendirmiş ve Piltdown Adamının bir kompozit (farklı parçaların bir araya getirilmesiyle oluşturulmuş bir fosil) olduğu sonucuna varmıştı. Çenenin bir şempanzeden, kafatasının ise Neandertallerden oldukça farklı ve modern insana yakın bir ırk grubuna ait olduğunu söylemişti. 1925'de jeolog F. H. Edmonds, Dawson'un fosillerin bulunduğu çakılların tarihlemesinde hatalı olduğunu tespit etti. Ancak raporu görmezden gelindi. Piltdown Adamı kalıntılarını oluşturmada asıl şüpheli olan Charles Dawson üzerinde soruşturmalar yapıldıkça adının başka sahtecilik ve eser hırsızlığı olaylarına da karıştığı tespit edildi. Dawson, Sussex Hastings Kalesi'nin tarihçesini daha erken bir yayımlanmamış el yazmasından intihal etmişti. Bournemouth Üniversitesi'nden Arkeolog Miles Russell, Dawson'un antika koleksiyonunu analiz etti ve örneklerinin en az 38'inin sahte olduğunu tespit etti. Bunların arasında, 1891'de "bulunmuş" bir sürüngen / memeli melezi Plagiaulax dawsoni'nin dişleri vardı; dişleri, tıpkı Piltdown Adamının dişlerinin yaklaşık 20 yıl sonra törpüleneceği şekilde törpülenmişti. Dawson, üç inçlik bir demir heykelcik satın aldı ve bunun dökme demirden yapılmış bir Roma sanat eseri olduğu iddia etti. Dökme demir, iddia edilen üretim zamanında İngiltere'de bilinmediğinden, bu büyük bir tartışma konusu haline geldi. Daha sonradan bu dökme demir parçanın eski bir Roma heykelinin Viktorya dönemine ait kopyası olduğu saptandı. Piltdown adamı tüm zamanların en zararlı bilimsel aldatmacalarından biri olarak kabul edilir. Çünkü evrim teorisinin gelişimini yıllarca geciktirirken, bilimciler sahte bir fosili fosil kayıtlarına entegre etmek için anlamsız bir gayret gösterdiler. Yararlanılan kaynaklar: http://hoaxes.org/archive/permalink/the_piltdown_man/ https://en.wikipedia.org/wiki/Piltdown_Man
  11. Ateistler neden ahlak felsefesi geliştiremez

    Tanrısız (seküler) bir ahlak anlayışı oluşturmak mümkün. Mesela şunları kendine ilke edinmekle başlayabilirsin: Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapma. Mutlu olmak için mutlu etmek, yaşamak için yaşatmak gerekir. Bunlar aklın, vicdanın ve sezginin onayından geçmiş, tecrübelerle haklılığı ispatlanmış ilkelerdir. Psikopat ve anti-sosyaller dışında her insanın üzerinde uzlaşabileceği önermelerdir. Kadim Uzak Doğu felsefesinin büyük kısmı da, tanrılara ya da ruhlara çok fazla önem atfetmeden insani iyilikle derinden ilgilidir. Onları da seküler ahlak felsefesi olarak kabul edebiliriz. Ki bunlar dinin sunduğundan çok daha sağlam bir ahlaki temel sağlar. Dinin mantığıyla gerçek anlamda ahlaklı olmuş olmazsın. Sadece "Emirlere itaat eden iyi bir kul/köle" olmuş olursun. Ödül-ceza motivasyonuyla insanlara iyilik yaptırmak ya da kötülükten uzak tutmak gerçek anlamda bir erdemli olma bilinci oluşturmaz. Burada iyilik yapma ve kötülükten kaçınma araçsallaşır. Gökte seni izleyen görünmez bir adamı kızdırmamak için kötü bir şey yapmaktan vazgeçme ya da onun aferinini almak için iyi bir şey yapma düşüncesi aslında ahlakı deforme eden bir şeydir. İnsan yaptığı iyiliğin tek başına, ödülsüz, karşılıksız, aferinsiz, bravosuz iyi bir şey olduğunu anlamadan yaparsa sağlıklı bir ahlaki gelişim elde edemez bana göre.
  12. Christianism

    All religions resembles one another. Islam or Christianity basically are no different from other religions. We therefore do not feel the need to examine all religions one by one to realize that they are false.
  13. Christianism

    İngilizcesi biraz kötü gibi geldi. Birçok imla ve gramer hatası göze çarpıyor.
  14. Tipik bir ateofobi örneği. Ekvator'un Yeteneksizsiniz'inde hakemler 16 yaşındaki bir yarışmacıya Tanrıya inanıp inanmadığı soruyorlar ve kız hayır cevabı veriyor. Sonrasında olan tam bir rezalet. Genç yarışmacının ateist olduğu için yarışmada hakkını yiyor ve kendisine hayır oyu veriyorlar. Nereden geldiğimize inanıyorsun, bize öldükten sonra ne olacak gibi yarışmayla alakasız ve kendilerini ilgilendirmeyen sorular sorup dinî görüşlerini açıklamaya zorluyorlar. "Seni yargılamıyoruz" demelerine rağmen açıkça yargılayıcı bir muameleye maruz bırakıyor ve genç yarışmacıya dinî inancı hakkında ders veriyorlar. Seyirciler de bunu alkışlıyor. En sonunda iki hayırla gönderiyorlarlar. Eski bir haber ama ben yeni duydum. Aramızda da duymayanlar olabilir.
  15. İslamî Terör: Allah Adına

    IŞİD “İnsanları küfürden çıkarıp İslam’ın sınırlarına getirmektan başka hiçbir sebeple savaşmıyoruz.” IŞİD Komutanı “İslam Devleti, El-Ezher’in bize öğretmiş olduğu şeyleri uygulamaya dökmektedir.” Süfyan el-Ömer, IŞİD’e katılan bir öğrencinin takma adı, IŞİD’in dünyanın en prestijli İslam üniversitesinde öğretilen şeyin doğal bir sonucu olduğunu açıklarken “Yaptığımız şey terör eylemleriydi. Bu benim vazifemdi. Kâfirler var ve Kuran’da bunu durdurma ve tüm inkârcılarla savaşma talimatı var. Casim Muhammed’ül Atıyya, IŞİD bomba imalatçısı “Her şeyden önce, inkârcı olduğunuz için sizden nefret ediyoruz. Farkında olsanız da olmasanız da ibadette ona ortaklar koşarak Allah’ın birliğini reddediyorsunuz, Ona oğul isnat ederek Ona karşı küfrediyorsunuz, Peygamberine ve resulüne karşı yalanlar uyduruyorsunuz ve her türlü şeytanî uygulamayı hoşgörüyorsunuz. “Sizden Allah’ın yasakladığı her şeye müsaade ederken Onun müsaade ettiği pek çok şeyi yasaklayan seküler, laik, liberal toplumlar olduğunuz için nefret ediyoruz. Çünkü siz dini devletten ayırıyorsunuz ve iktidara getirdiğiniz kanun yapıcılar yoluyla heva ve hevesatınıza azami yetki veriyorsunuz. “Gerçek şu ki, bizi bombalamayı bıraksanız bile, bizim sizden nefret etmemizin birincil nedeni siz İslam’ı benimseyene kadar var olmaya devam edecektir.” IŞİD’in Dâbık Dergisindeki “Neden Sizden Nefret Ediyoruz ve Neden Sizinle Mücadele Etmek İstiyoruz” başlıklı bir makale
×