leonardo18

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    1.900
  • Katılım

  • Son ziyaret

leonardo18 kullanıcısının paylaşımları

  1. 1) oyunun Kuralları hiç adil değil. AKP bir sürü ev kadınına maaş bağlayarak, gençleri işe sokarak, insanları kadroya alarak, kömür vs. dağıtarak seçim rüşveti veriyor ve bu uygulamalara yıllardır engel olunmuyor. 2) Basın denetimi çok fazla. Demokrasilerde basını ele geçirmişsen ülkenin %90'ı senin demektir. Bizim basına gezi olayları bile yansıtılmamıştı. 3) Sistemi beğenmiyorum. Bize gerekli olan a) iki dereceli (Fransa gibi9 bir seçim sistemi. Böylece popülist bir parti gelirse, ikinci aşamada herkes diğer partiye oy verir ve facia önlenmiş olur. b- Seçim barajının düşürülmesi. Ben yıllardır sosyal demokrat filan değil, komple sosyalist veya çevreci bir parti istiyorum. "mecbur kaldığım için" bana uymayan partiye oy vermek istemiyorum. 4) Dünyanın nereye gittiğini anlamam gerek. Trum'du, Putindi, Brexitti derken kafayı yiyeceğim. Bir de Fransa'da Löpen seçildi mi tamam. Dünya çapında rezalet yaşanması seçim yapma gücümü etkilemeye başladı. 5) Hiçbir şey değişmiyor. 1997 Türkiye'si ile, 1977 Türkiye'si arasında neredeyse çağ farkı var. Sokaklar, insanlar, zihniyet, hiçbir şey birbirine uymuyordu. Ama 1997 ile Bugün arasında ne fark var? diye sorsanız: - Herkesin elinde akıllı telefon var - Otobüs bitti, millet ucuz uçakla geziyor. - TV ve Bilgisayarlar inceldi. - Kaset ve CD olayları bitti. Müziği internetten beleş indiriyorsun. O kadar, Ankara'nın kent merkezine insen, solucan deliğine düşüp 20 yıl geri gitsen, muhtemelen 3-5 saat geçmeden ne olduğunu anlayamazsın. 6) Gına geldi: 90'larda ben çocuk/gençtim, oy verme ehliyetim de yoktu. Tabi üzülüyordum ama bana G.ren Çıkan yoktu. Şİmdi bir çok şey batmaya başladı. Ben İstanbul'un merkez ve Turistik yerlerini çok gezdim. Metro sistemini ve vapurları filan çok severim. Buradaki otobüs/dolmuş olayı çok iğrenç. Her zaman çok kalabalık, bir sürü fakir insan var. Kimse yemeklerden sonra dişini fırçalamıyor. Gaz çıkartma filan çok yaygın. O kadar ki dolmuş mesafesini taksi ile gidiyorum (tıpkı 90'lardaki gibi). - Onun dışında AVM'ler yapılıyor, lüks araçlar ve lüks tüketim artıyor, "Kıro" tanımındaki adamlar gittikçe "sosyete Kıro" gibi yeni (ne kadar yeniyse o da) bir türe doğru evrimleşmiş. Da her şey aynı. Metro'nun bile Ankara metrosu olduğunu hemen anlarsın. 1997'de beri çok az büyüdü, ve her zaman çok kalabalık (ve pis). 7) Konuştuğum insanlar, özellikle halk kesimi. Ya AKP'lidir ya MHP'lidir. PKK'dan nefret ederler, Fetodan nefret ederler. Obama gibi liderleri sevmezler. Putin gibi birine hayran olurlar. ve daha da bilmek istemediklerim var. Mesela mezhepsel nefret duyalar, dini nefret duyarlar, etnik nefret duyarlar, bıraksan aşiretlere, kabile hayatına geri dönerler. - / Öyleyse dövüş adil değil. Sylvester Stalonne'nin öyle bir filmi vardı. Futbol takımının kaptanı idi ve Nazileri kendi ülkelerinde kötü koşullara rağmen yenmişti. Da ben 15 Temmuzdan beri benimle dalga geçildiğini hissediyorum. Şundan da bıktım. Gideceğim şimdi orada (bizim mahalle) çoğu güler yüzlü, CHP'Li filan, Mahallenin muhtarı filan orada, çoluk çocuk gelmişler. En çok da o yüzden katılmayacağım. 90'lardan beri bende bir bıkkınlık oluştu. Refah partisi / AKP gitsin. Melih gökçek gitsin, Tayyip gitsin. Tayyip gitsin diyorum, Çünkü Tayyibin başbakan olduğu dönemde doğanlar şim 16-17 yaşındalar, gelip bu tür forumlara filan yazıyorlar. Bu, bir de bu fakir "sürü" ile ne yapılacağı konusuna (ben değil) karar verilmesi lazım. Yani bu adamlar önce tüm bunlara çeki düzen verip şekle sokacaklar, sonra bana diyecekler ki "ey seçmen, görevini niye yapmıyorsun?" - Eğlenmek isteyen adama ben ne diyebilirim ki? Bir sürü işim gücüm var, zamanım da kıymetlidir. Seçim demek, demektir ki "ey vatandaş, bu ülkede ne yapılmasını istiyorsun?" Ben Maça gider gibi seçime gidemem ki. Doğru dürüst bir şey sor. Sonra beni sandığa çağır. Bu nedir 3-4 ayda bir iyice seçim manyağı olduk. Gören de bizi İsviçre sanacak. Özetle, niye gitmem gerekiyor onu anlamadım. Kimseye kötü örnek olmak da istemem. Da benim mesela bir imajım var. Bu adamlar imajımı zedeliyorlar. RP 5 sene 10 sene olsun. Anladık. Da adamlar bitmiyor. Gına gelmiş halde. 1995 filandı. %50 almışlardı. O zamandan bu zamana, %50, %50 gidiyor. Bu bence ciddiyet değildir. Hükümet ciddiyet gösteremiyorsa ben niye göstereyim? "Görev" ise, önce devlet belirli bir ciddiyeti sağlasın, sonra bende ciddiyet beklesin. Ben şu anda referandumda "Evet" bile diyebilirim. kafam o denli sulanmış durumda. Hele Temmuz ayından sonraki gelişmeler Afrika ülkelerini aratmıyor. Yani ben şu anda Hükümetin / meclisin referandum yapacak yüzü nerden bulduklarını zaten merak ediyorum. "Kitleye" gelince de, Onlar da bir karar versin artık. Çünkü 2037'de Refah Partisi, veya devamı yine birinci, MHP yine ikinci parti filan olacak. Bir de Putin de, Tıpkı Erdoğan gibi, 16-17 senedir başta ve gitmiyor. Yani bir "gelen gitmiyor" durumu da var. - O zaman bana ne soruyorsun? Gitmeyeceğini zaten söylüyor. demek istediği "Gelin de bana 'seni çok seviyoz, kalmanı istiyoz' deyin, ya da demeyin siz bilirisiniz" diyorlar. Kimse kusura bakmasın da S.rım böyle işe. Bu ne o zaman? Başörtülü, sosyete pazarı karıları ve onların kocaları ile ne yaparsa yapsın. Benim mahaleye komple seçmen kağıdı göndermesin. Böyle seçim de olmaz, böyle iş de olmaz, rezaletin de daniskası, Hiç hoşuma giden bir durum da değil. Seçim demek bana seçim hakkı verilmesi demek. şimdi referandum yapılacak. Sonuç zaten belli. Dünya da yıkılsa aynı sonuç çıkacak. BU dediğim de siyasetçinin işi. Yani şu anda bana sorulan bir şey yok. Peki bana bir şey sormuyorsa niye "seçim "yapıyor? Yaz yaz bitmez. referandum günü muhtemelen işim olacak. benden bu kadar.
  2. Olmuş şeyin ve Z.kilmiş götün davası olmaz demişler. ,Daha demin Euronews izliyordum. Bugün de casusluk suçlaması filan diyorlardı. Feto olayına dair kanıt da halen yok. 2) Ben eskiden de halama teyzeme oy verirdim. Varsa İşçi Partisi, Yoksa TKP, o da yoksa CHP. - Da beni illet bastı. 3 ayda bir bu yaşıma gelmişim ilkokullarda duvardaki saçma salak resimlere bakıyorum. Yani ben eskiden de uğraşmazdım. Şimdi de işim filan olabilir. Daha önce de anlattım. Sorun Atatürk öncesine kadar gidiyor. Geri kalan sorunun da %90'ı TR'deki polis devlet ve faşizm geleneğinde kaynaklanıyor. O imam hatipleri Kenan Evren açtı. Köy enstitülerini de Adanan menderes kapattı. Yani ben geldiğimde olay zaten bu haldeydi. - Oy verecek sosyalist parti ve komünist parti arıyorum (kaç da sene olmuş, benin lise 17 yıl önce filan bitti), vere vere İşçi partisine oy verebiliyorum. Ya ben siyasetten anlamıyorum, ya siyaset beni anlamıyor. Sizler de (troll olmayan %50 filan), relax yani, koyan koyacağını çoktan koymuş. Sokulmadık candan umut kesilmez
  3. Anlamadın dimi? İşte anlamadığın yerde üşenmeyip hemen sözlüğe bakacaksın. Biz öyle yapardık.
  4. Dün "Haksaw Ridge" filmini izliyordum. Filmde eline tüfek almak istemeyen bir askerin ikinci dünya savaşın Japonlara karşı nasıl mücadele ettiği anlatılıyor. O dönemdeki olaylar hiç de kolay değildi. Japonya'nın planı da hiç saçma değildi. Fanatik kişiler zeka bakımından bizimle aynı, hatta bizden daha zekidirler. Hitler Avrupa'da herkesi dize getirecekti. Japonlar da ABD'nin Avrupa'ya yardım edecek hali kalmamasını sağlayacaklardı. O Amerikan askerleri tek tek, ada-ada Japonlara karşı savaşacaklardı. Ve kayıpları da çok yüzsek olacaktı. Belki savaşı kazanamayacaklardı. Bir noktada askerleri/kaynakları kalmayacaktı, belki ülke tamamen iflas edecekti. Tabi Atom bombası icat edilmeseydi. + Atom bombasını ilk Japonlar veya Almanlar bulsaydı, savaşın seyri bile değişebilirdi. Bugünün uluslar arası dili belki Almanca olacaktı. / Uygulamada, Tıpkı İŞİD'in, Putin'İn planları gibi, gerçekleştirilme ihtimali düşük projeler. Ama dediğim gibi fanatik insanlar daima çok da zeki olurlar ve boş bırakılma durumunda, canımıza okuma kapasitesine de daima sahiptirler. Bu örnekler çoğaltılabilir. Mesela Birinci dünya savaşı da öyle. Monarşi / gerici rejimler, sömürgeci fakat demokratik ülkelere karşı. Çanakkale'nin biz bir yönünü biliyoruz (İyi ki de kazandık), ama kazanmasaydık belki Sovyetler birliği olmayacaktı. Birinci dünya savaşı da daha çabuk bitecekti. Ondan önce, Protestanlık çıktığında bir sürü insan gitti. Aydınlanma döneminde bir sürü insan gitti (Papalık ve monarşiler cumhuriyetçilere nefes aldırmadılar) Sonrasında belki demir-perde ülkeleri, Şimdilerde Siyasal İslam ve İslami terörizm: Bunun da şakası yoktur. Bıraksan Putin AB'yi parçalayacak. İnsanları korkutup, AB'nin genişlemesine engel olmaya çalışıyorlar. Bin Ladin de ABD'yi Afganistan'a çekip, İkinci Vietnam yaşatmak istiyordu. - Tabi ki bir de Mustafa Kemal var. Çanakkale Zaferi olmasa sömürge olup, şimdi Suriye gibi olacaktık (emperyalizm de böyle bir şey). Cumhuriyet kuruldu kurulmasına ama, şimdi de "demokrasi İslama uygun değildir" lafı ile ortaya çıktılar (bütün mesele çıkar / iktidar). Salafistler tüm İslam ülkelerini, artı Dünya'daki Müslüman cemaatlerini toplayıp, Şeytani düzen dedikleri, Batı demokrasilerine karşı kullanacaklar, Putin ve Çin de buna yardım edecek -Yine çok ciddi planları var, yine amaç demokrasileri yok etmek, yine amaç fanatizme, mistisizme ve orta çağdaki çıkarlar / yalanlar / cehalet ve fanatizm dünyasına dönmek. Ve bunlar (Japonya örneğinde olduğu gibi), biz onları nasıl görüyorsak, onlar bizden daha da beter nefret ediyorlar. Mantığa dayanmayan (ya da kısmen mantıklı olan) doktrinleri var. Ve sonunda bizi yok edeceklerine yürekten inanıyorlar. - Mesela İslamcılar dünyada "Masonik düzen" var diyorlar. Bütün mücadeleleri de kıyamet döneminin iblislerine karşı savaşmak için (yani bedava cinayet işlemiyorlar, kendi kafalarında şeytan ve günahkalık ile mücadele ediyorlar) ve 2. dünya savaşındaki, Japonlar gibi. Çok ciddiler ve sonuna kadar gidecekler, ve fırsat bulurlarsa demokrasileri yıkacaklar. - Bizim ömrümüzde bunların yenilerini de göreceğiz. hele Türkiye'de, Bu salafistler gider, başka bir şey gelir. Cumhuriyet her zaman bir numaralı hedef, mantık 1 numaralı hedef, felsefe/aydınlanma düşüncesi 1 numaralı hedef. - Doktor bir tanıdığım şöyle bir şey demişti: "Hastalıklar bitmez" demişti. "Bunlar Tanrı'nın insanlara insanlıkları hatırlatmak için araçlarıdır" demişti. "Bugün Aids'i Alzheimer'i tamamen tedavi etsek, yarın başka bir hastalık çıkar, bilim adamları bu kez onu çözmek için çaba harcarlar" demişti. - O yüzden oy vermeme konusunda fikir değiştirdim. Ankara/Kızılay'da bir sürü genç (bağımsız olarak) "Hayır" denmesi için broşür filan dağıtıyorlar. Seçim sonucunun da şimdiden Mına Kyıım. Ama oy kullanmayı düşünüyorum.
  5. Bence asıl ateizmde Tanrı'dan/Dinden nefret etme yoktur. Daha çok bilime / pozitivizme / felsefeye / somut gerçeklere yakın hissedip, mistik şeylerden uzak olmak vardır. - O yüzden bazı başlıklara biraz kızıyorum. Mesela bazıları, İslam'ı çarpıtanları yüceltip daha da dinde olmayan şeyleri (kendileri çarpıtıp) ıslama yüklüyorlar. Bence Harbi ateistin buna ihtiyacı yoktur. Bu daha çok "ben Tanrı'ya inanmıyorum", "Neden?", "Bu yönde bilimsel kanıt yok." gibi bir şeydir. O yüzden burada "Ateistim" diyen bazılarından da biraz şüpheleniyorum.
  6. Kafirlerle mücadele eden balıklarımız tabi ki:
  7. Konuyu biraz genişlettim evet. Benim söylediğim bizim dünya algımız ile geçmiş toplumların dünya algısı bir değil. Oğlancılık, mesela eski-yunanda (ve Osmanlı'da) "soylu" bir davranış olarak kabul edilirdi. Oldukça da yaygındı. Yani illa ki İslam dini ile alakası yok. Kendi mekanizmaları olan toplumsal bir olgu. Hatta bugünkü kadar "çirkin" bir şey olarak da anlaşılmazdı. Bizler değiştik / medenileştik. Bugün öyle bir şey duyunca yapan kişi hapse atma gereği duyuyoruz. Toplum evrimleşiyor. / Siz dini kötülemek için bir şey yazacaksanız yazın. Ben karışmıyorum. Ama İşid / Talibanın yaptığı hangi iş insanlıkla uyuşuyor ki bu yaptıklarını din ile bağdaştırıyorsunuz. Demek istediğim bunlar zaten Kuran tanımına göre "bozguncu" kişiler. ve dediğim gibi Pakistan'daki Oto'nun arkasında birbirlerini dürtmeleri dahil, benim algımda hepsi bu tür insanlardan beklenecek davranışlardır.
  8. Molla / Taliban / İşid'ci. - Eski dönem insanını bunlarla kıyaslamayı ben ret ediyorum. -Neden? Mesela asla beklemezsin. Böyle bir şey yapan doktor olmaz dersin. Adamın biri benden bayağı yüklü bir para alıp diş tedavisini yapmamıştı. Bu tür insanlar çocukluktan itibaren hırsızlığa, düzenbazlığa alışacak şekilde yetiştiriliyor. Sizde/bende olduğu gibi "yalan söyleme, arkadaşını sev-kolla, yaşlılara öncelik ver" yok. Çocukluktan itibaren dayak, kötek, aşağılama ve hırsızlığı, yalancılığı, sahtekarlığı teşvik etme var. Halk içinde O. Çocuğu fahişeliğin kötü meslek olduğu anlamına gelmez. Bu kişinin belki doğuştan itibaren sevgisiz ve acımasız yetiştiği anlamına gelir. Molla / Taliban böyle bir şey. Yani "Pakistanda otobüsün arkasın Z.şiyolar" da diyebilirsin. Benim için aynı şey. Haci: Bence yaramaz bir durum yok ama patron sizsiniz.
  9. - olabilir. Dediğim gibi eskiden bunlar varmış. Bir akıl bir insan'ın 2015 yorumunu da okudum. Ben öyle düşünmüyorum. Sebebini bilmiyorum. (Bilmek de istemiyorum). Ama "kadına yakın" diye değildir. Dediğim gibi. O zamanlar TV, İnternet, Spor kanalı filan yok. Bize göre çok daha "fiziksel" insanlar. Seks bence o zamanlar şimdiye göre daha önemli idi. Büyük ihtimalle çeşitlilik istiyorlardı. Bizdeki gibi sadece kadın (veya sadece erkek) yetmiyordu. Şimdi bile Batı'da bir çok insan "öyle olmasalar da denemek isterler". Gladyatör filmini hatırlayalım. Adam Gladyatör'e önce "kız ister misin?" sonra, "oğlan ister misin?" diye soruyor. Vardır bir mantığı da "kadın yokluğu" değildir. Her dönemde (her toplumda) kadına erişim gayet var. Katolik papazlarında dediğiniz olay da mutlaka vardır. Ama orta çağda bile gizlice köylere filan gidip iş gördükleri bilinir.
  10. - İşler böyle yürümüyor. Nüfus veya askeri güç de değil. Büyüyen medeniyeti çöküşte olan medeniyetten ayıran kıstaslar şunlardır: 1) Aklın üstünlüğü. İnsanlar neye göre davranıyor? sürü psikolojisi, medya, siyasal propaganda, sahte bilgiler içeren eğitim sistemleri ve popülizm mi? - Yoksa mantıklı siyaset düzeni, mantıklı hukuk sistemi, mantıklı güçler ayrılığı, insanların dürtüden çok akıl ile karar alabildikleri siyasal yapılaşmalar, dış ilişkilerde akla/mantığa dayalı söylevler, tarikatçılık ya da etnikçilik yerine mantığa dayalı dış politikalar. (Bu dediklerim eski çağlarda da böyledir) Her zaman her durumda aklı, mantıklı olanı üstün tutan yaklaşım mı var? yoksa her konuda duygusallık, sürü psikolojisi, yanlış bilgi almış başını gidiyor mu? 2) En zayıf olanlara nasıl davranılıyor? - Kanada'daki gibi alkolik insanlara karşılık beklenmeden kalacak ev ve yemek sağlanıyor mu? (buna benzer şeyler Türk medeniyetinin güçlü olduğu dönemlerde vardı). Sokaktaki insanlara, öksüzlere, yaşlılara yardım ediliyor mu? Akıl sağlığı bozuk olanlara yardım ediliyor mu? /Sadece bu iki kriterle puanlama yapabilirsiniz. Ayrıca hukuk üstünlüğü konusu vardır. Eski Mısırda Firavun bile Maat yasasına tabiydi ve yasa karşısında hesap vermek zorundaydı (ki firavun aynı zamanda Tanrı idi). İlk ülkelerin ilk işi sağlam bir hukuk sistemi oluşturmak ve buna uymak olmuştur. Bu demokrasiden bile daha önemli bir konudur. Millet yapacağını yapıp ortalıkta gezebiliyorsa, o ülkeyi / medeniyeti geçiniz. - Lider diye bir şey yoktur. kendinin lideri olacaksın. Ama bunun olması için sistemi oturtman lazım. Bizde oturtulan bir sistem vardır. Ama gelen giden (kendi menfaatine veya görüşüne göre) bu sistemde esneklikler icat etmiştir. Böyle bir şey olamaz. Atatürk / İnönü döneminde olup da kaldırılan bir sürü şey (Mesela "insan haklarına dayalı anayasa gibi) geri getirilmelidir. + AB ile laf yarıştırmak yerine, dedikleri şeyleri çabucak yapsaydık şimdi hem AB'ye girip bir sürü para alıyorduk, hem de Tayyibin zibidilikleri ile uğraşmıyorduk. Lider filan yok. her şey Akla uygunluk, mantıklı yaklaşabilme, iyi bir sistem bulup o sistemi %100 uygulamak, bunu yaparken insani özellilerimizi daha da arttırmak. iyice tayyip gibi konuşuyoz ama. Olay bu kadar basittir.
  11. - Tarih bilginiz sıfır arkadaşlar. Tarihsel olarak "Oğlancılık" apayrı bir dünya görüşünü yansıtan bambaşka bir olay. Tecavüz gibi de değilmiş. Bazıları genç erkekleri bu şekilde himayelerine alırlarmış. Bu toplum tarafından da gayet normal karşılanırmış. Günümüz şartlarında geçerli değil. Ama eskiden bu varmış.
  12. Hepsini okumadım. İlk mesajla ilgili şöyle bir şey var: - Ben Avrupa'da olsam solcu takılırdım. Polise düşmanlık duyardım, cumhuriyet ilkelerinin zaten 1 asırdır sağlam olduğu yerde cumhuriyet düşmanlığı yapar, toplumsal adalete, sosyalizme, anarşizme, daha fazla sosyal devlete, daha çok sağlık reformu, öğrenci hakları ve özgürlüğe gidilmesi yönünde (sosyalist olduğum için) burjuva devrimi ürünü cumhuriyetçiliğe sürekli muhalefet olurdum. Burada Polise/askere çok bir şey diyemiyorsun: Hepsi kelle koltukta geziyorlar zaten. Cumhuriyeti pek eleştiremiyorsun, çünkü milletin yarısı anlamamış "cumhuriyet kaldırsak mı acaba?" filan diyorlar. Düşünüp düşünüp, geçmişte yaşanan onca şiddet olayına rağmen, yine kendini cumhuriyetçilerin yanında buluyorsun. -Da ben normal koşullarda sosyalistim, Yani cumhuriyet ilkelerini ve devrimlerini gerekli bulan, fakat bunların da ilerletilmesi gerektiğini düşünen insanlardanım. Tabi insanların Tofaş arabasının arkasına tüm camı kaplayan bozkurt resmi koyup "Reis dedin mi biter" yazıları yazdıkları ülkede, hem cumhuriyet ilkelerinin anlatılması sorunu olduğunu anlıyorsun, Hem de adam daha onu anlar mı, onu bile tam kestiremiyorsun. - Ben cumhuriyet ilkelerini savunuyorum. Ama ülke siyasetinden buna rağmen uzaklaştığımı hissediyorum.
  13. 6 Kalp nakli nasıl olabilir yaw. Millet 1 tanesini bulamıyor. Onu anladık. Ama bu adam 6 defa ölüme yakın deneyim yaşamış demektir. Kimisi bu deneyimlerde bir şeyler yaşarlar, geri gelince " Bundan sonra insanlığa hizmet edeceğim" filan derler. Demek ki herkeste olan bir şey değil.
  14. (Tabi ki de geyik yapıyorum. Mına K.dumun katilleri)
  15. Her şeyi birbirine karıştırmayalım. DAEŞ'i desteklemek amaçlı olduğu sürece ben de Kuran'ı Kerim yolundan ayrılmam. Benim söylediğim şudur: Sebebini bilmiyorum, Ama cinselliğin en fazla baskı altında olduğu dönem yaşadığımız çağdır. Bugün için tabu olan birçok şeye eskiden "gayet normal" gözü ile bakılırdı. Kadın kadına / Erkek ereğe, toplu halde, Özellikle genç oğlanlarla... Bunlar olağan sayılan şeylerdi. Evli kadınların ilişkiye girmesi Orta çağ arap uygarlığında bile olabilen, Bilinen ama bazen göz-yumulan bir şeydi (Özellikle köleler bu amaçla kullanılırdı). Bizler zamanla entelektüeleştiğimiz için böyleyiz. Kitapta'ki uyarılar ne boyuttadır onu da bilmiyorum. Ama demek ki ihtiyaç duyuluyormuş ki hemcinsinizle, evli insanlarla yapmayın, cezası budur denilmiş. - Diğer konuda ne söylediğinizi bilmiyorsunuz. Ben eski toplumlarda erkek çocuklarına ilgi duyulmasını işittim. Fakat sürekli gündeme getirdiğiniz şeyi daha çok Mollalar ve diğer sapıklarla özdeşleştiriyorum. Yani hiç duymadım.
  16. Bu tür zengin-ülke / fakir-ülke yaklaşımları hem vardı. Eski Mısırlılar güneydeki Afrikalılardan sürekli almışlar, Persler sürekli Batıya doğru genişleyip Doğu-Yunanlıları kendilerine bağlamışlar. Osmanlı herkesten haraç toplamış. Bir tek Arap medeniyeti daha çok ticaret ile gelişmiş, Sovyetler, en azından kendi müttefiklerine yardım etmeye çalışmışlar. - Günümüzde o kadar İnternet var. Dünyanın her yeri her yeri ile bağlantılı, Benim sorduğum soru, tek dünya olma yolunda gerçekten ilerliyor muyuz? Kapitalizm bunu tek başına başarabilir mi? Yoksa sosyalizm'den bu konuda yardım alması zorunlu mu?
  17. Dün izlediğim bir haberin detaylarına göre ülkelerin mutluluk sıralamasında, Finlandiya, İsveç, Norveç, İzlanda gibi ülkeler başta gidiyor. Fransa/Almanya/İngiltere gibi ülkeler 15-20'inci sıralarda yer alıyor. Üsteki ülkelerin belirleyici özelliği, demokrasinin çok gelişmiş olması, sosyal devletin yaygın olması ve çocuk sayısının düşük, aileden ayrılma yaşının erken olmasıdır. (yani 5 çocuk yaparak filan değil) Alttaki ülkelerde, ABD'de filan büyük sorunlar olabildiğini deneyim olarak biliyorum. Örneğin Fransa'da bu sıralar genç birinin kalıcı bir iş bulma sorunu vardır. İngiltere'de fakir insanların kamusal yardımlara erişimleri azdır ve bütün bu ülkelerde ciddi fakirlik vardır. Tabi bir de göç sorunu bu durumu kolaylaştıran bir etken olmadığı için, İngiltere AB'den çıkmaya kadar işi ilerletmiştir. Üçüncü dünyada, Feto gibi kişilerde, "Batının teknolojisini, ekonomisini aldık mı kurtarırız" anlayışı vardır. Birçok ülke (Çin gibi) Demokrasi, insan hakları, hukuk üstünlüğü, sosyal devlet gibi yapıları almadan, direk pastanın kremasını istemektedir. Ama eldeki veriler bunun işe yaramayacağı yönünde. Yani Çin, Hatta Japonya gibi sanayileşebilirsiniz. Ama sırf bunu yaptınız gibi mutluluk sıralamasında en üste çıkmazsınız. Bir de sosyalizme değineceğim. Bazı solcular Sovyetler birliğini kabul etmezler. Ben şahsen Leninizmi ve Stalinizmi çok katı bulurum. Stalin tabi ki "demir adadır" ama, Troçky'yi öldürmeseydi birçok şey farklı olabilirdi. - En çok kızdığım nokta da, Belki küba haricinde, gelişmemiş ülkeler için hiçbir şey yapmamış olmalarıdır. Dedikleri kadar iyi olsalardı, nükleer silahlanma yerine orta-doğu, Afrika, Güney-Amerika, Asya gibi ülkelere yardım edip onları emperyalizmin pençesinden kurtarsalardı ya. Bunun yerine bu yerleri ABD ile karşılıklı satranç tahtasına çevirip, silahlanma / uzay yarışı gibi şeylere girmişlerdir. (Gördüğünüz gibi, sosyalizmin bile farklı anlaşılma durumu diye bir şey var) /Bugünün küresel kapitalizminde de sorun aynıdır. Artık herkesin cebi var ve millet komple internete bağlanmış. Yine de fark dağlar kadar, özellikle ülkeler arası fark büyümeye devam ediyor. Kapitalizmin de turizm, veya yabancı yatırım haricinde bir aracı da yok. Tayyoş bu ülkede topu kapmış gidiyor, ve yaptıklarını durduracak uluslar arası mekanizma bile yok (AB adayı ve NATO üyesi olmamıza rağmen). - Kapitalizmin olumlu yönlerine inanıyorum. Ama durumu daha beter olan ülkelerde, belli bir sosyalist anlayış olmadan (mesela Afrika'da) küresel bir bütünlük sağlanabilir mi? bu "üçüncü dünya" denen konuda bir şey yapılabilir mi bilmiyorum. Hatta, mesela Cezayir açısında, Suriye açısından "keşke sömürge olmaya devam etselerdi" diyorum. Da o dönem de bitmiş, Çok büyük mülteci sorunları filan var. BM filan bunları aşabilir mi? aşamaz mı? tüm bunlar hep soru işaretidir.
  18. İki çok önemli unsur var: 1) Mantık 2) Doğaya, doğa kanunlarına, insan tabiatına uygunluk. Medeni olmayan ülkede yaşadığım için en çok bu gözüme çarpıyor. 1) Mantık, felsefe, akla uygunluk, ortak fayda, kamusallık çöpe atılıyor. Güçlü olanın sözü geçiyor. 2) Din ile veya başka araçlar ile, insan sürekli eğilip bükülmeye, değiştirilmeye çalışıyor, terbiye edilmesi gereken bir çeşit hayvan olarak görülüyor. BU baskının sonunca insanlar iyice bozuluyor. - Benim ve diğerlerinin en çok sorduğumuz soru şudur: 1) Gözünün önünde örnek var. Niye bakıp işe yarayan şeyi kendin için uygulamıyorsun? 2) Bilgi akışı çok arttı. Çin'e gidip Kung-Fu / Akupunktur bile öğrenebilirsin (biraz paran ve uçak biletin varsa), hiçbir şey sır değil (büyük askeri projeler haricinde), Bir ülkede kaynak var, mesela TV imal etmek istiyorsan, nasıl yapılacağı bilgisini de elde edebiliyorsun. Orta çağdaki gibi Çin'de barut icat edilmişken, Batı'da millet okla savaşmıyor. Yani ben ülke çapında olmaktan çok, uluslar arası düzeyde de çok daha kontrollü ve sosyalist anlayışa yakın zihniyetten yanayım. Liberalizmin bu dediklerimin çoğunu yaptığı doğrudur. Ama yapmadığı, asla da yapamayacağı şeyler var. Onun için biri çalışıyor, üretiyor, hammadde alıp ürün satıyor. Öteki TV / Araba alıp çocuk ve tarım üretiyor. Küresel kapitalizm 'de bu konuya eğilme eğilimi göremiyorum. "Z.kimde bile olmaz" deyip geçiyor. / Sudi Arabistan, Rusya, İran, Çin ondan da beter. "Bana da verin yoksa yakarım burayı" filan diyor. - Kapalı Çarşı'da esnafla aynı düzeyde adamı başbakan yapmak o açıdan gayet mantıklı. Cidden, anlamaya çalışmak lazım.:)
  19. - Tayyip'in 5 çocuk politikası haricinde en iyi öneri.
  20. Heriflerin Hepsi Hırsız Ayrı başlık olmasın dedim. Diğer üçüncü dünya ülkelerinde de sorunlar o kadar benzer ki. Örneğin din adamlarının siyasete girip kendi halklarını sömürmeleri Hindistan, Nepal gibi ülkelerde de var. Oralarda da "gerçek Budistler" tıpkı bizim gibi din ile siyasetin ayrılması gerektiğini söylüyorlar, kimseye dinletemiyorlar. - Bu ülkelerde yaşanan nüfus patlaması ve bütün bu ülkelerde herkesin derdinin Amerika'ya veya Avrupa'ya göç etmek olmasına da inanamıyorum. Çin'de yapılanları da mantıklı buluyorum. Mao Çin'e düzen getirmeseydi bugün halen Hindistan ile Türkiye arası bir şey olacaklardı. Nasıl olsa atış serbest. Ben A) Sömürgeciliğe dönülsün istiyorum. veya B ) bu ülkelerinin tamamına (Türkiye dahil) bağımsız olma koşulu olarak hukuk üstünlüğü, güçler ayrılığı, bir partinin 2 kereden fazla seçilememesi ve demokratik seçimler yapma koşulu getireceksin. Rusya/Çin/İran/Sudi Arabistan gibi ülkeleri de bu tür ülkeleri karıştıracak hareketler yapmamaları konusunda uyaracaksın. Bugünün dünyasının en büyük sorunu bence kim kime dum duma olması. Hiçbir düzenleme/denetim yok. Herkes kafasına göre takılıyor. Burada, kendi kentimde bile, 4-5 hepsi türk ama farklı dünya, farklı millet var. Mesela sosyetik bir AVM'ye gidiyorum. zengin yemenliler, Selçuklular var. Kent merkezine iniyorum, ayrı bir manzara, diğer bölgelerde aşırı fakirlik var, başka yerde aşırı zenginlik var, kimisi 21 yy insanı gibi, kimisi Orta çağda nasılsa öyle, kimisi çok idealist/modern, kimisi tamamen dejenere/ Araplaşmış. Bu işin içinden nasıl çıkılır?
  21. Kırmızı dev dedikleri. Kısa zamanda iflas ediyorlar. geriye (iyi ihtimalle) beyaz cüce / nötron yıldızı, kötü ihtimalle karadelik kalıyor. Yıldızlarda bile ölçü önemli
  22. - Ben Almanya ve Fransa'daki gibi fırsat eşitliğine dayalı eğitim sistemi istiyorum. Çünkü bu şekilde bir ülke gelişmez. Parası olanın çocuğu mühendis / doktor olur. Parası olmayan, çok zeki de olsa, gidip amelelik yapmak zorunda kalır. - Siyasette her şey sistem. Türkler bunu anlamıyor.
  23. Aynı şeyden bir de çıkışta olsun:
  24. - Taam kızmayalım. Tehdit ve hakaret edip, bir de "5 çocuk yapın" diyor. "Adam olun, akıllı olun, çocuklarınızı üniversiteye yollayın, iş kurun, girişimci olun, diğer dinlere/kültürlere saygılı, demokratik ilkelere bağlı kalın" demiyor. Ben de merak ediyorum sonunda ne olacağını
  25. - Yaşadıysan nasıl bilmiyorsun? senede 40,000 $ ödemen gerekiyor. Çoğu (normal) öğrenci, oradaki banka kredilerinin olumlu yönünden faydalanarak okuyor, ama bu bile gittikçe zorlaşıyor. ve 90'larda bu düzeyde değilmiş. O zamanlar 3000-5000 dolara okul varmış ama sonra iş raydan çıkmış. - iki kutup arasında da çekişme vardır. Olumsuz bir şey de değildir. ben, kendi ülkem için, Kıta-Avrupa modeli daha mantıklı diyorum.