Jump to content

leonardo18

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    2.370
  • Katılım

  • Son ziyaret

leonardo18 kullanıcısının paylaşımları

  1. İslami Videolar

    Diğer Başlığa koyduğum için kusura bakmayın. Bu sıralar ilginç şeyler çıkıyor, onları paylaşacağım: https://www.youtube.com/watch?v=Nuuh_JK6xS0 https://www.youtube.com/watch?v=f39GLQnXInk https://www.youtube.com/watch?v=vSK67qNtxXM https://www.youtube.com/watch?v=CD8ywduj_hs Bu da biraz ciddiyet: (Bir Parkta Başörtülü bir kadının çantasına kimse göz kulak olmak istemiyor): https://www.youtube.com/watch?v=M0dMkFxIe4Y
  2. Resim/Avatar eklemek

    Merhabalar, Avatar nasıl ekleniyor? Profil ayarlarından resim ekleme seçeneği bulamadım. Teşekkürler.
  3. Forumdan Beklentimiz

    - Ben çok ciddi olarak herhangibir düşünceyi veya ideolojiyi yaymak veya açıkça söylemediğim bir amacı gerçekleştirmek için burada değilim. Daha çok sıkıldıkça, benzer görüşlü arkadaşlarla sohbet etmek / atışmak için buradayım. Dinci ve Dindar kesim arasındaki farka da önem veririm. Son zamanlarda saldırıların olmaması beni düşündürüyor. AKP'li kesim troll faaliyetlerine önem verir. Zaten Türkiye'de olsanız sizi kapatırlardı hatta neden siteye erişimi kesmediklerini tahmin etmek de kolay değil. Da ben olsam, AKP, MHP bağlantılı herkesi forumdan atarım. Bunlar şu veya bu nedenle geliyorlar, da ciddi konulardan hem hiçbir şey anlamıyorlar. Ciddi başlığı sulandırıp, gereksiz başlıkta aylarca fink atıyorlar. Benzer görüşlü adamların hepsi de forumdan kaçıyor. Zor bir şey de değil. Dürbünle bakmanıza da gerek yok. Da şu veya bu şekilde "ben buradayım" diyor adamlar. Öneri tabi. Yıllardır açık olduğunuza göre siz daha iyi bilirsiniz.
  4. Troll Başlıkları

    Okuma yazma bilmeyen insanlar var. Atatürk'ü bilmeyen insan da var. Da durum çok üzücüdür. Bu yüzden Wikipedia'yı bölüp bölüp çeşitli başlıklara dağıttım. yok "Annem okuma yazma bilmiyor", "Babam peygamberi tanımıyor", "Kardeşim Osmanlıyı Güney Amerika'da devlet zannediyor" gibi tipler için tek tek ekledim. Buyrun okuyun: Milli Mücadele (1919-1923) Ayrıca bakınız: Türk Kurtuluş Savaşı Örgütlenme Ayrıca bakınız: Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkışı, Amasya Genelgesi, Erzurum Kongresi ve Sivas Kongresi 9. Ordu Müfettişi Mustafa Kemal Paşa, 17 Nisan 1919 Mondros Mütarekesi'nden sonra Anadolu'da milisler (Kuvayı Milliye) şeklinde örgütlenen direniş hareketleri başlamıştı. Kendisi son görev yeri Adana'dan ayrılmadan Ulukışla'ya gelerek ilk örgütlenmeyi başlatmıştır. Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkışı 2 Şubat 1919 tarihinde Mersinli Cemal Paşa doğudaki Osmanlı ordularını mütareke koşullarına göre düzenlemek için müfettiş olarak Anadolu'ya gönderilmişti. İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe ve Fransız Yüksek Komiseri Amiral Amet, 1918 yılı Kasım ayında Osmanlı hükûmetine nota verdiler. Doğuda Türklerin silahlanıp Hristiyanları öldürdüğünü, buna karşı önlem alınmasını talep ettiler. Mustafa Kemal Paşa, Padişah Vahdettin tarafından işgal kuvvetlerinin Yüksek Komiserlerinin verdiği notalar gereğince olağanüstü yetkilerle donatılarak Vilayet-i Sitte (Altı Vilayet)'deki Hristiyan ahaliyi korumak ve işgal kuvvetlerine karşı yapılan ufak çaplı isyanları bastırmak için görevlendirildi. Atatürk, gazeteci Falih Rıfkı Atay'a Samsun'a hareket etmeden önce Vahdettin ile olan son görüşmesini anlatmıştır. Bu görüşmede Vahdettin, Samsun'a hareket etmeden önce kendisini ziyarete gelen Mustafa Kemal Paşa'ya "Paşa Paşa, şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin, bunların hepsi artık bu kitaba girmiştir, tarihe geçmiştir. Bunları unutun, asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden mühim olabilir. Paşa Paşa, devleti kurtarabilirsin!" demiştir. Ancak Atatürk, Vahdettin'in samimiyetinden emin olamadığını, onun İtilaf Devletleri'nin siyasetine uygun hareket ederek bu siyasete karşı gelen Türklerin yatıştırılmasını istediğini anlatmıştır.[55] Mustafa Kemal, 19 Mayıs 1919'da Refet Bey (Bele), Kâzım Bey (Dirik), 'Ayıcı' Mehmet Arif Bey, Hüsrev Bey (Gerede)lerle beraber Samsun'a çıktı.[56] Amasya Genelgesi Mustafa Kemal ve arkadaşları Havza'daki çalışmalarını tamamladıktan sonra 12 Haziran 1919'da Amasya'ya geçti. 22 Haziran 1919'da Rauf Bey (Orbay), Kâzım Karabekir Paşa, Refet Bey (Bele) ve Ali Fuat Paşa (Cebesoy) ile birlikte Amasya Genelgesi'ni yayınladı. Genelge hazırlandıktan sonra Erzurum'da bulunan 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir'e gönderilerek onayı alındı. Daha sonra bütün mülki amir ve askeri komutanlara telgrafla ulaştırıldı. Amasya Genelgesi İstanbul'da bulunan işgal güçlerinin tepkisi çekmiştir ve İngilizler Mustafa Kemal'i İstanbul'a geri getirmek için İstanbul Hükumeti üzerindeki baskılarını arttırmıştır. Bu sırada İçişleri bakanı olan Ali Kemal Bey bir genelge yayımlayarak Mustafa Kemal'in iyi bir asker olduğunu ancak İngiliz baskısı sonucu görevinden alındığını ifade etmiştir. Amasya Genelgesi'nde vatanın bütünlüğü ve milletin bağımsızlığının tehlikede olduğu, İstanbul hükümetinin üzerine aldığı sorumluluğu yerine getiremediği, bu durumun milleti yok olmuş gibi gösterdiği anlatılmıştır. Genelgede "Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararının kurtaracağını" ilan edilmiştir. Anadolu'nun her bakımdan güvenli bir yeri olan Sivas'ta bir kongre toplanacağı belirtilmiştir. Bu kongreye katılmak için her ilden 3 temsilcinin seçilerek gönderilmesi ve temsilcilerin seyahatlerini gizli tutmaları istenmiştir. Doğu illeri için de Erzurum'da bir kongrenin toplanacağı, daha sonra Erzurum Kongresi üyelerinin de Sivas'a katılmak üzere hareket edeceği belirtilmiştir.[57] Erzurum Kongresi Kâzım Karabekir Paşa tarafından Erzurum'da toplanan Doğu İlleri Müdafaa-i Hukuk Kongresine (Erzurum Kongresi) katıldı.[58] Kongre üyelerinin ısrarıyla Osmanlı ordusundan istifa etti ve Kongre başkanlığına seçildi. Bu kongrede milli sınırlar içinde vatanın bölünmez bir bütün olduğu, vatanı korumayı ve bağımsızlığı sağlamayı İstanbul hükumeti sağlayamazsa, geçici bir hükumet kurulacağı, Hristiyan azınlıklara siyasi hakimiyet ve sosyal dengeyi bozacak ayrıcalık verilemeyeceği, manda ve himayenin kabul edilemeyeceği kararlaştırılmıştır.[59] Sivas Kongresi 4 - 11 Eylül 1919 tarihleri arasında toplanan Sivas Kongresi'nde alınan kararları uygulamak amacıyla bir Temsil Heyeti oluşturuldu ve başkanlığına da Mustafa Kemal Paşa seçildi.[60] Kongrede, Mondros Ateşkes Antlaşması'nın imzalandığı gün işgale uğramamış vatan topraklarının bir bütün olduğu ve birbirinden ayrılamayacağı vurgulanmıştır. Kuvay-i Milliye'nin tek kuvvet olarak tanınması ve milli iradenin egemen kılınmasının esas olduğu belirtilmiştir. Milli iradeyi temsil etmek üzere Osmanlı Mebuslar Meclisi'nin derhal toplanması ve hükumet kararlarının meclisin denetimine sunulması istenmiştir. Sivas Kongresi'nde bütün milli cemiyetler Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında birleştirilmiştir.[61] TBMM'nin Açılışı 27 Aralık 1919'da Ankara'da heyecanla karşılandı. Bu dönemde, Osmanlı topraklarının paylaşılması sürecinin son aşaması olup "Amerikan Mandası" olarak dile gelen dış politika sorunu da tartışılarak reddedilmiştir. Aralık 1919 tarihini taşıyan son ABD teklifinde[62] "geniş bir Ermenistan yanında bir Türk Devleti" kurulması] stratejik hedef olarak ortaya konmuştur. Osmanlı Meclis-i Mebusan'ın Mart 1920'de işgal güçlerince basılması ve önde gelen vatanperver mebusların tutuklanması üzerine 23 Nisan 1920'de Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılmasını sağladı. Erzurum mebusu sıfatıyla Meclis ve Hükûmet Başkanlığına seçildi. TBMM bir kurucu meclis gibi çalışarak Milli Mücadele'yi yürütecek olan Anadolu hükümetinin altyapısını kurdu. Hâkimiyetin sağlanması Ayrıca bakınız: Çerkez Ethem Ayaklanması, İnönü Savaşları, Kütahya-Eskişehir Muharebeleri, Sakarya Meydan Muharebesi ve Büyük Taarruz 24 Mart 1923 tarihli Time dergisinin kapağı Merkezi denetimden uzak bulunan Kuva-yi Milliye örgütleri dağıtılarak düzenli bir ordu oluşturuldu. Milli Mücadele'nin en kanlı çatışmaları, düzenli orduya katılmayı kabul etmeyen Kuva-yi Milliye gruplarına karşı verildi. İnönü Savaşları İngiltere başbakanı Lloyd George'a göre Yunanistan büyümeli ve İngiltere ile menfaatleri birleştirilmeliydi. Yunanistan boğazları Avrupa'ya açık tutmalı, Akdeniz'de İngiltere'nin çıkarlarına uygun davranmalıydı. Eğer böyle davranmazsa İngiliz donanması onu uslandırmak için yeterdi. Sevres Antlaşması'nın kuvvet kullanılmadan uygulanamayacağı anlaşılmıştı. İtilaf Devletleri ise kuvvet kullanacak halde değildi. İtilaf Devletleri, Yunanları yalnız Türk illerini alıp kendi vatanına katmak için değil, kendi davalarını da yürütmek için Anadolu'ya çıkardı. Ancak İtilaf Devletleri de Türkiye'ye karşı uygulanacak politikalarda artık beraber değildir. İtalya, Yunanların Anadolu'ya yerleşmesinden dolayı rahatsızdı. Fransa ise Suriye'deki toprak kazançlarını yeterli görmektedir. Artık Yunanlar kendi ordularıyla Anadolu'ya boyun eğdirmek zorundadır. Mustafa Kemal de Yunan ordusunu yenerse, Türkiye'yi kurtarmış olacaktır.[63] 6 Ocak 1921 günü Bursa’dan Eskişehir'e ve Uşak’tan Afyon'a doğru iki kol hâlinde ileri harekâta başlayan Yunan Ordusu, 9 Ocak'ta İnönü mevzilerine kadar ilerledi. Ancak Türk Ordusu'nun savunması karşısında ileri gidemeyeceklerini anlayarak, 11 Ocak 1921 sabahı İnönü mevzilerinden çekilmek zorunda kaldı. Birinci İnönü Muharebesi düzenli ordunun ilk zaferi olduğundan Kuva-yi Milliye'den düzenli orduya geçiş hızlanmış, halkın yeni kurulan orduya güveni artmıştır. Bu başarı bütün dünyanın dikkatini çekmiş; İtilaf Devletleri, 26 Ocak 1921'de Osmanlı Devleti’nin Londra’ya bir heyet göndermesini ve bu toplantıda Ankara Hükûmetinden de temsilci bulundurulmasını istemişlerdir.[64] Birinci İnönü zaferinden sonra İtilaf Devletleri Sevr Antlaşması'nda Türklerin yararına bir değişiklik yapılmasını görüşmek için Londra’da bir konferans toplanmasına karar vermişlerdir. 21 Şubat–11 Mart 1921 tarihleri arasında yapılan konferansta, Türkler yararına bir sonuç çıkmamış, mücadele devam etmiştir. Yunanistan, Londra Konferansı bitmeden, Anadolu’da yeni bir saldırı yapmak üzere hazırlıklara başlamıştır. 23 Mart 1921 günü sabah erken saatlerde, 3. Yunan Kolordusunun Batı Cephesinden, 1. Yunan Kolordusunun da Güney Cephesinden ileri harekete geçmesiyle muharebeler başlamıştır. 23 Mart–1 Nisan 1921 arasında meydana gelen İkinci İnönü Muharebesi tekrar Türk Kuvvetlerinin zaferiyle sona ermiştir. Bu zaferden sonra Fransızlar Zonguldak'tan, İtalyanlar da Güney Anadolu'dan askerlerini çekmeye başlamıştır.[65] Kütahya-Eskişehir Muharebeleri İnönü Savaşları'nda savunma taktiği uygulayan Türk Ordusu, Aslıhanlar-Dumlupınar çarpışmalarında ise henüz saldırı gücüne ulaşamadığını göstermişti. Bu durumdan yararlanmaya karar veren Yunan Ordusu İnönü, Eskişehir, Afyon ve Kütahya arasındaki çizgide yer alan Türk mevzilerine yüklenerek buraları işgal etmek ve Ankara'ya kadar ilerlemek istiyordu. Takviye birliklerle iyice güçlenen Yunan Ordusu 10 Temmuz 1921'den itibaren saldırıya geçti ve 20 Temmuz'a kadar yaptıkları saldırılarla Türk Ordusu'nu geri çekilmeye zorladı. Mustafa Kemal Paşa, Türk Ordusunun Sakarya Irmağı'nın doğusuna kadar çekilmesini emretti. Böylece vakit kazanılacaktı. Bu savaşlar sonunda Eskişehir, Kütahya, Afyon gibi büyük stratejik bölgeler elden çıktı. TBMM'de moral bozukluğu yaşandı ve sert tartışmalar meydana geldi. Ancak Yunan Ordusu büyük ateş ve silah üstünlüğüne rağmen, Türk Ordusunu yok edememişti. Türk Ordusu, güvenli bir şekilde Sakarya'nın doğusuna çekilmişti.[66] Kütahya-Eskişehir Muharebeleri sonrasında Büyük Millet Meclisi içinde iktidara yani Mustafa Kemal Paşa'ya karşı tepkiler artmaya başladı. Bu muhalefeti yöneltenler ordunun başına geçmesi için Mustafa Kemal Paşa'ya baskı yapmaya başladı. Gerçek niyetleri ise O'nu Ankara'dan uzaklaştırmak ve Enver Paşa'nın iktidarını sağlamaktı. Mustafa Kemal Paşa, 4 Ağustos 1921 günü Büyük Millet Meclisi'nde yaptığı konuşmayla başkomutan olmayı kabul ettiğini ancak başkomutanlığın faydalı olabilmesi için Meclis'in ordu ile ilgili yetkilerini üç ay süreyle kendisinde toplayacak bir kanun çıkartılması gerektiğini açıkladı. Paşa'nın başkomutanlığını isteyenlerin bu şekilde hayalleri suya düşürülmüş oldu. 5 Ağustos 1921 günü oy birliği ile çıkartılan yasa ile Mustafa Kemal Paşa, TBMM Orduları Başkomutanlığı'na getirildi.[67] Sakarya Meydan Muharebesi Mustafa Kemal Paşa, Başkomutanlığa geçmesinin hemen ardından yayınladığı Tekâlif-i Milliye Emirleri ile halkı ordunun donatılması için seferberliğe çağırdı. 12 Ağustos'ta Polatlı'da teftiş yaparken attan düştü ve kaburga kemiği kırıldı.[68] 23 Ağustos-13 Eylül 1921 tarihlerinde yapılan Sakarya Meydan Muharebesi'nde Yunan Ordusu'nun hücum gücü tükendi.[69] Türk Ordusu ani bir taarruzla Yunan Ordusu'nu Sakarya Nehri'nin doğusundan çıkarmayı başardı. Bu zaferden sonra 19 Eylül 1921'de Büyük Millet Meclisi Başkomutan Mustafa Kemal Paşa'yı oy birliğiyle Mareşal rütbesine terfi ettirdi ve Gazi unvanı verdi.[70] Sakarya Meydan Muharebesi sonunda Türk ordusunun zayiatı; 5713 şehit, 18.480 yaralı, 828 esir ve 14.268 kayıp olmak üzere toplam 49.289'dur. Yunan ordusunun zararı; 3758 ölü, 18.955 yaralı, 354 kayıp olmak üzere toplam 23.007'dir.[69] Sakarya Meydan Muharebesi'nden sonra, 13 Ekim 1921'de Ankara Hükümeti ile Güney Kafkas Cumhuriyetleri arasında Kars Antlaşması imzalandı. Böylece Türkiye'nin doğu sınırı tamamen güvenlik altına alındı. Fransa ise TBMM Hükümeti ile 20 Ekim 1921’de Ankara Antlaşması'nı imzaladı. Bu antlaşma ile Fransa TBMM Hükümeti'ni tanımış ve Hatay-İskenderun dışında, Türkiye'nin bugünkü güney sınırı çizildi. Antlaşma sayesinde güney cephesi güvenli duruma geldiğinden buradaki Türk birlikleri de Batı Cephesi'ne kaydırıldı. İtalyanlar ise, Sakarya Meydan Muharebesi'nden sonra Güney Ege ve Akdeniz bölgelerinde tutunamayacaklarını anlayarak 1921 yılı sonuna kadar işgal ettikleri yerlerden çekildi. Sakarya Meydan Muharebesi sonrasında İngiltere de Ankara'yı tanıyarak TBMM ile, 23 Ekim 1921 tarihinde tutsakların serbest bırakılması konusunda antlaşma yapıldı.[69] Büyük Taarruz Başkomutan Mareşal Gazi Mustafa Kemal Paşa Kocatepe'de. (26 Ağustos 1922) Tam 1 yıl süren taarruz hazırlıkları sonucunda, 26 Ağustos 1922 sabahı büyük bir dikkatle hazırlanan taarruz planı uygulamaya konuldu. 26-30 Ağustos 1922’de yapılan Büyük Taarruz, Kurtuluş Savaşı'nın son aşamasıdır. 30 Ağustos günü Başkomutanlık Meydan Muharebesi'nde bir gün içinde Yunan Ordusunun büyük bir bölümü imha edildi. 31 Ağustos'ta Mustafa Kemal Paşa komutanlarını Çalköy'deki karargâhında toplayarak kaçabilen Yunan kuvvetlerinin hızlı bir şekilde takip edilmesini ve İzmir ile civarındaki kuvvetleriyle birleşmemesi için üç koldan Ege'ye doğru ilerlenmesini emretti. 1 Eylül günü Başkomutan Mustafa Kemal bir bildiri yayımlayarak ordulara şu emrini verdi: “Bütün arkadaşlarımın Anadolu'da daha başka meydan muharebeleri verileceğini göz önüne alarak ilerlemesini ve herkesin akıl gücünü, yiğitlik ve yurtseverlik kaynaklarını yarışırcasına esirgemeden vermeye devam eylemesini isterim. Ordular ilk hedefiniz Akdeniz'dir. İleri!”.[71] Türk Ordusu 2 Eylül’de Uşak’ı geri aldı. Burada Yunan Ordusu Başkomutanı General Nikolaos Trikupis esir edildi. 9 Eylül'de Türk Süvarileri İzmir'e girdi. 18 Eylül 1922'ye kadar yapılan Takip Harekâtıyla tüm Batı Anadolu’daki Yunan birlikleri sınır dışına çıkarıldı. Türk ordusunun kazandığı bu başarı, Mudanya Ateşkes Antlaşması’na giden süreci başlattı.[71] Karşıyaka'da Mustafa Kemal'in kalması için yakınları Yunanların elinde esir olan bir baba-oğul evlerini hazırlamıştır. Bu evde daha önce Yunan Kralı Konstantin de kalmış, eve merdivenlerde ayakları altına serilen Türk Bayrağı'nı çiğneyerek girmiştir. Bu kez baba-oğul merdivenlere Yunan Bayrağı'nı sermiştir. Mustafa Kemal Paşa eve girecekken "Lütfedin, bu karşılıkla bu lekeyi silin!" denilmiştir. Mustafa Kemal Paşa da "O, geçmişse hata etmiş; bir milletin onuru olan bayrak çiğnenmez, ben onun hatasını tekrar etmem. Bayrağı kaldırın yerden." diyerek bayrağı kaldırtmıştır.[72] İzmir kurtarıldıktan sonra asıl sorun, İstanbul ve Boğazlar Bölgesi'nde sürmekte olan müttefik kuvvetler işgalinin sona erdirilmesidir. Türk Kuvvetleri derhal Çanakkale'ye yönelerek buraların Trakya dahil boşaltılmasını talebederler. İngiltere buna ek Donanma (ki içlerinde zamanın en modern 2 adet Uçak Gemisi bulunmaktadır) ve Kara Kuvveti göndererek cevap verir.[73] Aynı şekilde ABD başkanı da 28.9.1922 günü 13 yeni savaş gemisinin Türkiye'ye komşu denizlere gönderilmesini emredecektir.[74]1908-1923 arasında komutanı Amiral Bristol olan USS Scorpion gemisinin, istihbarat yapmak suretiyle Lozan Antlaşması yapılana kadar devamlı İstanbul'da bulunduğu da anlaşılmaktadır. Barışa giden yol ancak bu ciddi askeri ve politik baskılarla mücadeleye devam sonucu kazanılmıştır. Mudanya Ateşkes Antlaşması Büyük Taarruz'dan sonra Mudanya Ateşkes Antlaşması'nın imzalanmasıyla savaş sona ermiştir. Antlaşma 11 Ekim 1922 tarihinde imzalanmıştır. Antlaşma TBMM, İngiltere, Fransa ve İtalya arasında imzalanmıştır. Yunanlar görüşmelere katılmamış, İtalya vekaleten onları temsil etmiştir. Bu antlaşmanın hükümlerine göre Türk ve Yunan orduları arasındaki savaş bitmiştir. Doğu Trakya TBMM'ye teslim edilmiş ve barış antlaşması imzalanana kadar TBMM'nin burada en fazla 8000 kişilik bir jandarma kuvvetini bulundurmasına onay verilmiştir. Boğazlar ve İstanbul TBMM hükümetinin yönetimine bırakılmıştır. Barış antlaşması yapılana kadar İtilaf Devletleri'nin İstanbul'da kalması karara bağlanmıştır.[75] Lozan Barış Antlaşması Mudanya Ateşkes Antlaşması'ndan sonra barış görüşmelerinin yapılması için tarafsız bir ülke olan İsviçre'nin Lozan şehri seçilmiştir. Türkiye'yi İsmet İnönü temsil etmiştir. Konferans 20 Kasım 1922 günü toplanmış ve anlaşmazlık sonucu 4 Şubat 1923'te görüşmeler kesilmiştir. 23 Nisan 1923'te görüşmeler tekrar başlamış ve 24 Temmuz 1923'te Lozan Antlaşması imzalanmıştır. Lozan Antlaşması'nda 20 Ekim 1921'de Fransızlarla yapılan Ankara Antlaşması'ndaki güney sınırı aynen korunmuştur. Irak sınırı çizilememiş ve 9 ay zarfında çözülmesi kararlaştırılmıştır. Meriç Nehri Yunanlarla olan sınır kabul edilmiştir. Karaağaç ve çevresi savaş tazminatı olarak Türkiye'ye verilmiştir. Ege Denizi'ndeki Bozcaada ve İmroz Türkiye'ye verilmiş, Yunanların elinde kalan Anadolu'ya yakın adaların silahsızlandırılmasına karar verilmiştir. Kapitülasyonlar tamamen kaldırılmıştır. 1845'ten Birinci Dünya Savaşı'nın sonuna kadar olan Osmanlı İmparatorluğu'nun borçları sermaye üzerinden yeniden hesaplanarak azaltılmıştır. Borçlar Osmanlı'dan ayrılan devletlere gelirlerine orantılı olarak bölüştürülmüştür. Türkiye'nin borçları Türk parası veya Fransız frangı üzerinden ödeme teklifi kabul edilmiştir. Lozan Boğazlar Sözleşmesi ile Boğazlardan serbest geçiş sağlanmış, Boğazlar Komisyonu kurulmuş, Boğazlar ve civarının askersiz hale getirilmesi sağlanmıştır. İstanbul'da yaşayan Rumlarla Batı Trakya'da yaşayan Türkler hariç Türkiye'deki bütün Rumlarla Yunanistan'daki bütün Türklerin yer değiştirmesi onaylanmıştır.[76] Böylece Kurtuluş Savaşı, 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'yla sonuçlanmıştır.[77] Bu antlaşma ile Sevr Antlaşması yürürlükten kalkmış, Türkiye Cumhuriyeti Lozan Antlaşması temelleri üzerine kurulmuştur.
  5. Bir süredir bende böyle. Ben mi bulamıyorum?
  6. Sınırlı zihin

    Bazı insanların yaptığı düşünsel hataları ayıklamamak olmaz. Biraz düzeltmek gerek. - En büyük hata benzer unsurları aynı kefeye koyup aynı şey olarak ele almaktır. Mesela TÜBİTAK'ın yeni kitapçıklarında insandaki cinsel organlar "Üreme organı" olarak adlandırılmıştır. Sınırlı/basiretsiz zihin böyle çalışmaktadır. Onlar için Sex = Üreme = evlilik = Sevgi = Aşk denklemi vardır. Bu matemetiksel bir hatadır. Adam bana x = Y = Z = y = l demektedir. Gerçek: Sex: herkesle olabilir, geçici olabilir, ihtiyacın vardır olmuştur, Bir kere yatıp bir daha yüzünü görmeyebilirsin. Üreme: Tek başına bile olabilir. Hele medeni ülkede kadınsan, kazara hamile kalıp sonra o çocuğu çok da sevebilirsin. Olmuşsa olmuştur. Çocuk bu durumdan hiçbir şey kaybetmeyebilir. Evlilik: Yaşam arkadaşı seçmişsindir. "Ben bununla ölünceye kadar beraberim" demişsindir. Sex belki hiç olmayabilir. Çocuk hiç olmayabilir. genelde de buna aşk derler. Aşk konusuna hiç girmeyelim. Sevgi: En iyi arkadaşını / kankanı da seversin. Anneni / Babanı da seversin. Demek ki bu da ayrı bir konudur. Dinde de aynı şeyi yapıyorlar. Din bilimsel gerçekleri, matematiği, astronomiyi, evrim teorisini, genel göreceliği, Galileo'yu açıklamaz (ne ret eder ne de onaylar) Din felsefe demek değildir. Felsefe kitapları ayrıdır. Din kitapları ayrıdır. Dİn sanat demek değildir. Şiir / edebiyat ayrıdır, dini metin ayrı bir şeydir Din siyaset ile ilgilenmez. Siyaset bilimi bölümünde din kitabı okutulmaz. Liberalizm, komünizm, filan bunları öğrenirsin. Din parapsikoloji bile değildir. Bana göre cinleri / ruhları / büyücüleri filan bile açıklamaz. Din nedir? Bana göre mitostur. Bazı şeylerin kendi sınırları dahilinde açıklamasıdır. O yüzden bilim ile çatışabilir (özellike dar kafalı insanlarda). Ama modern dinde, örneğin modern Hinduizm'de Tanrı ve Tanrıçalar bile vardır. Modern Hindular buna rağmen şimşeğin şimşek Tanrısından kaynaklanmadığını bilirler. Burada ince bir ayrım vardır. Yobaz insanı modern insandan ayıran da budur. Adam inancını korur. Şimşek Tanrısına inanmak istiyorsa inanır. Ama kalkıp da kibirli bir şekilde "elektrik yoktur, hepsi şimşek Tanrısının işi" demez. Burada ince bir zeka / insan zekası vardır. Gider ölüsünü Ganj nehrinde kendi yıkar (din öyle emrettiği için) ama beyni modern insan beyni gibi çalışmaya devam eder. Bu önemli bir konudur. Asıl din denir? Bence: çocukluktan itibaren çalmayacaksın / haram yemeyeceksin / içkiyi, dünyevi zevkleri hatta cinselliği çok abartmayacaksın / yılda bir kere bedenine söz geçireceksin, gibi tamamen kişisel/bireysel (kendin inanmayı seçtiğin) önerilerdir. 2) Yukarda saydıklarımın bittiği yerde dinin getirebileceği açıklamalar: Öldükten sonra ne olur? Ruh nedir? Tanrı nedir? İnsan (felsefe dışında, madde dışında) insan nedir? gibi mistik konulardır. Bu da akademik olmaya yakın bir konudur. İlahiyat fakültesinde bile öğretilmeyen konular. Mesela "neden çalmayacaksın?" Felsefe buna "Çalmak istersem çalarım" filan der. Böyle mistik konuların ele alınması durumu vardır. /Adam evrimi ret ediyor: - Tamam. ya delinin tekidir. ya çok cahildir. ya da dediğim gibi, dar kafalı her şeyi birleştiren (ve bu yüzden hata yapan / yanlış yapan) çarpık, yanlış zihniyetlidir. Düşünce /mantık hatası yapıyordur 1) - İlk paragrafta sözünü ettiğim ince ayrımı yapamıyordur. "Tamam öyle ama..." diyemiyordur, "ben bu kadar biliyorum" diyemiyordur. "Allah insanı topraktan yarattı diyor, demek ki evrim yok" gibi sığ zihniyetlidir. O da şöyle: Kimsenin kimseyi düzeltme mecburiyeti yok. "O kafaya sokam" der geçerim. Sorun. Tıp metninde evrim var diye tezi kabul etmemişler. Burada felsefi / siyaset bilimsel alana girdik. Laik ülkede böyle şey olmaz. Fanatik / kökten dinci ülkede olur. Yani hep dediğim gibi, yapılan iş iş değildir.
  7. Sınırlı zihin

    / Daha doğrusu ateist olacan o zaman. en kolayı o. Bu nasıldır? Bu satranç gibidir. ben mesela 2 hamleden ötesini düşünemem. Ama 5 hamle / 10 hamle sonrasını düşünen adam var. Demek ki ben gerçek anlamda satranç bilmiyorum. Bu da öyle. Bunlar adı üstünde, derim mevzudur. Kafan basmıyorsa (ki bunu kabul etmek bile bi şeydir), Ateist ol işte kardeşim.
  8. Sınırlı zihin

    Benim dediğim. Bu kafaya ateist de olamazsın. Daha doğru hiçbir şey olmazsın.
  9. Tayyit yine kandırıldı

    Peki senin eşin / Kız arkadaşın buna veriyo mu vermiyor mu? onu söyle sen.
  10. Kemal Kılıçdaroğlu Adalet yürüyüşü

    http://www.haberturk.com/gundem/haber/1532355-kilicdaroglu-nun-adalet-yuruyusunde-2-gun
  11. Kemal Kılıçdaroğlu Adalet yürüyüşü

    Kafayı yemişler herhalde. Dinin evrimi ret ettiği aslında doğrudur. Da benim açımdan bu 80'li yıllardaydı. 2000'lerde daha modern bir bakış açısı geliştirdim. Konunun dinle alakası olmadığı sonucuna vardım. ve bu uzun bir süreç oldu. Dİn maalesef çarpık inanç olarak ne varsa onlarla doludur. Anca yaşın ilerleyince bazı şeylerin alakasızlığını anlıyorsun (anlarsan o da). Da tıp metnini evrim karşıtlığı ile nasıl ret edersin. Genetik çağdayız. Bunlar genleri değişmiş soyayı da "Allah yarattı" deyip yer o zaman. Hepten şizofreni bu. Bence İran'da bile bu olmaz.
  12. Laik eğitim + Basın özgürlüğü

    İkililik olmaması için bu ikisi şart 1) Eğitim sistemin laik, bilimsel, siyasi olarak nötr olacak 2) Medya / Basın özgür olacak. Sonuç: Birey neye inandığına kendisi karar verecek. Propaganda'dan gözü dönmüş, çocukluktan itibaren şu veya bu ideolojide beyni yıkanmış tipler olmayacak. Bir yerde iki ülke, aynı ülkede 2-3 tane dünya olmaz. Batı böyle yapıyor. Özgür / bilimsel eğitim ve özgür medya. Sonra herkes farklı farklı çeşit çeşit inançta olabilir, Ama o aynı ülkenin vatandaşıdır. Hepsi birliktedir. herkes herkese düşman değildir. Siyaset de oturup eğitim sistemini, ekonomiyi filan düşünür. Yapılma şekli budur. Başka da bir yöntem yoktur. Allah Allah yaw.
  13. Kemal Kılıçdaroğlu Adalet yürüyüşü

    Evet ama Liberaller'e sor "serbest piyasadan çıkılır mı?" de. - Çıkılmaz derler. Laik Cumhuriyet de öyle bir şey. Cumhuriyet olmazsan, anca Çindeki gibi maoist olursun. Ki o da tavsiye edilen bir şey değil. Yoksa da Katarlı Bangadeşli filan olursun. Yani orası satılık değil. Para lazım anladık ama. O şekilde yürümüyor işte.
  14. Kemal Kılıçdaroğlu Adalet yürüyüşü

    - Bu da çok mantıksız. Ben Türkiye açısından değil İslam dünyası hatta üçüncü dünyanın geneli ve tabi dünya geneli açısından bakıyorum. Yıllardır "birşekilde gitmesi lazım" iyimserliği ile yaklaşıyorum ama adam gitmiyor (Partisi de gitmiyor)
  15. Asiri Hizli Jetlerin Calisma Prensibi

    - İşte atmosferin bittiği yere kadar o makinenin kazanmış olduğu hız (Mach 5 Mach 6 filan deniyor) onu yörüngeye fırlatır diyorum ben. Hatta ayar yapsalar, 1-2 saat uzayda gezip dünyaya geri iner bence bunlar.
  16. Asiri Hizli Jetlerin Calisma Prensibi

    Ben hala bunun uzaya çıkmanın en iyi yolu olduğunu düşünüyorum.
  17. Her önüne gelen sanatçıyı kemalist zanneden aptal CHP'liler

    - 63 iletinle abuk sabuk şeyler yazıp duruyorsun. Hakaret de edemezsin. Can Dündar senin gibi kaç kişi eder düşünmedin mi?
  18. Her önüne gelen sanatçıyı kemalist zanneden aptal CHP'liler

    - La havleee... - Can Dündar, Fazıl Say demişsin. Fazıl Say müzisyen / Piyanist (ayrıca çok ünlü bir müzisyen) Müzik eserleri ile imada mı bulunmuş? / Psikolog konusunda haklı olabilirsin. Direkt psikiyatra da gidebilirsin. Öyle bir sürü tanıdığım var. Bir süre sonra ilaca da alışıyorsun. Daha normal düşünecek hale geliyorsun. - Siz akıldan / mantıktan uzaklaşmışsınız. Sevmediğiniz adam ya casus, ya Feto ya da PKK. CHP PKK için yürüyor demişsin. Bu kadar manyak mısınız? Bu sıcakta senle çıkalık da 1 saat yürüyelim hadi. Adam 70 yaşında, 25 gün boyunca, 450 km yol yürüdü. Sen yürüyebilir misin? - Sen de çık Reisin için yürü o zaman, alem delikanlı görsün. / Olmaz böyle yani. Sen beni / internettekileri iyice keklik yerine koyuyorsun. Senin reisin Feto'nun sağ kolu idi eskiden. CHP'den filan kimsenin Casuslukla filan ilgisi yok. HDP'yi de meclise sokan senin reisindir. Yani kafayı üşütmeyelim. Bana cumhurbaşkanın Atatürk hakkında bir tek olumlu sözünü alıntıla. Alıntılayamazsın. Bu da demek oluyor ki cumhuriyetin kuruluşunu filan da bilmiyorsun. Yani böyle olmaz. O zaman oto-kontrol diye bir şey vardır. Ona göre hareket edeceksin. İftira da dinimizde günahtır. Adam gazeteci, işini yapıyor (listedeki diğer isimler). 90'lı yıllarda biz sizin basınınızı / okullarınızı feto ilan etseydik (ki gerçekten öyleler) bugün bu hale gelmezdik. Yani resmen diyorsunuz ki "biz mantığı ezeriz" - Ymı ezersiniz. Firavun / nemrut kılıklı herifin peşinden yaw... ala ala
  19. Asiri Hizli Jetlerin Calisma Prensibi

    - Bende öyle tahmin ediyordum. - Sebep şu olabilir: Roketlerle nükleer başlık taşıyabiliyorsun. Mach 5 - Mach 10'larda Manifold'un dediği gibi, yörünge sınırına kadar gidebiliyorsun. Da birden fazla insan veya uzaya malzeme filan taşıyorsan Uzay mekiğinden başka çare olmayabilir.
  20. Her önüne gelen sanatçıyı kemalist zanneden aptal CHP'liler

    / Tabi ki şaka bir yana. Çok fazla zamanım yok. Ama ileride modluk filan verilirse, buranın ilkelerini ihlal etmemeye çalışarak, AKP'li / MHP'li kabul ettiklerimi, ya da ruhsal olarak dengesiz bulduklarımı uzaklaştırabilirim. Eski forumda yapmıştım. Yine yapabilirim.
  21. Asiri Hizli Jetlerin Calisma Prensibi

    Niye? Fİlmde silah bir jet uçağı vardı Mach 5 filan. 15 dakkada Rusyadasın. Yöründeye çıkıp geri iniyordu. Yok mu gizli uçakları filan bilen. Öyle bi MHP'Li arkadaşım vardı (sonradan kafayı üşüttü), da gizli silahları filan çok iyi bilirdi (Feto okulundaki arkadaşları / hocaları filan anlatırmış).
  22. Her önüne gelen sanatçıyı kemalist zanneden aptal CHP'liler

    Küfür etmeyelim tabi ama bakın kendi propagandalarını nasıl yapıyorlar. İyice serbest bırakın kendi İslam anlayışlarını filan da yaysınlar, "başörtüsü takmak suç mu?" gibi başlık da açsınlar. Adam delinin teki: Atilla Taş, Fazıl Say, Metin Uca, Fatih Portakal, Can Dündar, Nevşin Menü, Beren Saat ve Sezen Aksu ve Candan Erçetin Fetocu diyor. Ben küfür de etmeyip ciddi ciddi muhatap mı olayım? ne diyim? Candan Erçetin Feto değil KGB mi deyim? Deliyse atın işte, psikoloğundan ilaç alsın öyle gelsin. Bu ne kardeşim?
  23. Asiri Hizli Jetlerin Calisma Prensibi

    Peki bir filmde görmüştüm. Siz bilirsiniz. Bunların hızı ile uzaya çıkmak mümkün değil mi?
  24. Hangi Felsefi Dusunceye Mensupsunuz ?

    Felsefe bu şekilde işlemez. Ama cevap vermiş olmak için tabi ki aydınlanma dönemi derim. Platon okumuşluğum var. Bizim çağımız açısından biraz eski fikirleri var. Socrates'in yaşam hikayesi çok ilginçtir. Varoluşçuluk / Nihilizm gibi felsefeler bana çok teorik geliyor. Tam olarak anladığımı da sanmıyorum. Tabi bir de Marksizm, Yani Karl Marks'ın felsefi/hümanist yaklaşımları. Elbette de anarşizm var. Yani Felsefi Tolsoy, Phroudon filan. Bu sonuncuyu çok severim. ama 1 numara Rönesans ve aydınlanma dönemi. Descartes'ten başlayarak. Türkiye'de anlaşılmayan da bu sonuncusu. Millete zorla okutacaksın, + o dönemde sanatın yeniden doğuşu gibi konuları, resimlerle filan köylerde okutacaksın. bak o zaman AKP / Selamet partisi filan kalıyor mu.
  25. Matematik ve Cihat

    Bi Z.miş cihatçı var onu biliyor musun?
×