Jump to content

Emre_1974tr

Üyeliğini Sildirmiş Kullanıcı
  • İçerik sayısı

    348
  • Katılım

  • Son ziyaret

Emre_1974tr kullanıcısının paylaşımları

  1. Emre_1974tr

    Maide 33'te Bahsedilen Nefsi Müdafaa ve Kısastır

    Hala ayet cımbızlama taktiğini uygulamaya çalışıyorsunuz zira başka çareniz yok. Eğer sureyi bütünlük içinde okusanız her zaman sadece nefsi müdafaanın istendiğini, karşı taraf saldırıyı bırakırsa Müslümanların da anında savaşı bırakmasının istendiğini göreceksiniz çünkü. Ve yukarıda örneklerini verdim, gördüğünüz üzere kimse kimseye tokat dahi atamaz. İnancında ve yaşantısında özgürdür ve imtihan dünyasının gereği de budur. Selam
  2. Emre_1974tr

    Kuran köleliği kaldırmıştır

    Yasakladığı net bir şekilde defalarca anlatılıyor gösterdiğim üzere. Selam.
  3. Bu arada Adem ve işinin içinde bulunduğu cennet imtihan evreninde, yani bizim evrende... Ölümlüler ve bu yüzden İblis onları ölümsüzlük vaadiyle kandırıyor ve meyveyi yediriyor. Ahiret Evrenindeki cennetlerde ise her birey ölümsüz, ayrıca vahiyle/ruhla destekli ve hatadan/günahtan uzaklar bu yüzden. Selam
  4. Emre_1974tr

    Kuran köleliği kaldırmıştır

    Kuran'da geçiyor. Rivayetleri bırakıp gerçeğe yönelme zamanı.
  5. Emre_1974tr

    Kuran köleliği kaldırmıştır

    Hayır, Müslüman yani peygamberin dönemindeki toplumun köleliği kaldırması hemen o andı. Ayetleri uygulamışlardı. Sonra Kuran'dan yani İslam'dan uzaklaşan halk yeniden köleliği topluma sokuşturdu. Bu arada Kuran'ı uygulayanlar reformist değil, tam tersine tutucu kesimdir. Buna karşılık başörtüsünü, tespih çekmeyi büyücülüğü, köleliği dine ilave etmeye çalışan sonraki grup reformist, yenilikçidir. Yalnız Kuran diyenler muhafazakardır. Buna karşılık hadis/mezhep öğretilerini dine yamamaya çalışanlar din alanında yenilikçidir. Selam
  6. Emre_1974tr

    Kuran köleliği kaldırmıştır

    Müslüman olmayan çok çünkü , bırakmıyorlar köleliği...
  7. Emre_1974tr

    Kuran köleliği kaldırmıştır

    Müslüman olmayanlar bırakmak istemeyecektir kölelerini, bu yüzden para vs. ile onlara bıraktırmak zaman alacaktır.
  8. Emre_1974tr

    Kuran köleliği kaldırmıştır

    Gelecekte değil, o andan itibaren, nokta.
  9. Hayır deliller sadece Kuran'ın şu an piyasada olduğunu, eski kitapların elimizde olmadığını gösteriyor. Hele ki İnciller adı altındaki hadis kitaplarının(bir ara dörde indirilmişti), rivayet-dedikodu kitaplarından pek bir farkı yok. Şu an piyasada İbrahim'in, Davut'un, İsa ve daha eski peygamberlerin ilettiği kitaplar yok. Sadece ve sadece Kuran dinin kaynağıdır. Selam
  10. Emre_1974tr

    Kuran köleliği kaldırmıştır

    Hayır, azaltarak değil birden kölelik yasaklanıyor. Sadece eldeki eski kölelerin bırakılması zaman alıyor birden sokağa atılmıyorlar, zaten ayrıca birçok köle Müslüman olmayan kişilerin elinde, onlar elindekileri bırakmayacağına göre para ödeyerek vs. ile azat ettirilecekler.
  11. Bu arada kader ve özgür irade ilişkisinin anlaşılmadığını görüyorum, bu yüzden ilgimi yazımı vereceğim: http://emre1974tr.blogspot.com.tr/2011/07/kader-ve-ozgur-irade.html
  12. Kuran'da insanların bizim imtihan evreni için yaratıldığı anlatılır, Adem ve eşi ve onlarla birlikte doğrudan yaratılan temel grup insanlar zaten dünyaya ineceklerdi. Bir zamanlar Rabb'in meleklere: "Ben, yeryüzünde bir halife atayacağım." demişti de onlar şöyle konuşmuşlardı: "Orada bozgunculuk etmekte olan, kan döken birini mi atayacaksın? Oysaki bizler, seni hamd ile tespih ediyoruz; seni kutsayıp yüceltiyoruz." Allah şöyle dedi: "Şu bir gerçek ki ben, sizin bilmediklerinizi bilmekteyim." (bakara 30). Şöyle yazmıştım: Adem ve Eşinden Sonra Başka Kimseler de Doğrudan Topraktan Yaratılmış Olabilir Bakara 36. Bunun üzerine şeytan onların ayaklarını kaydırdı da onları içinde bulundukları yerden çıkardı. Biz de şöyle buyurduk: "Bir kısmınız bir kısmınıza düşman olarak aşağıya inin. Belli bir süre kadar yeryüzünde sizin için bir bekleme yeri, bir nimet/bir yararlanma imkânı olacaktır." 37. Bunun üzerine Âdem, Rabbinden bazı kelimeler öğrenip belledi de O'na yöneldi. O da onun tövbesini kabul etti. Gerçekten de O, evet O, Tevvâb'dır, tövbeleri cömertçe kabul eder; Rahîm'dir, rahmetini cömertçe yayar. 38. Hepiniz oradan aşağı inin. dedik. Benden size bir yol gösteriş ulaşır da kim bu yol gösterişime uyarsa artık böylelerine hiçbir korku yoktur. Onlar kederle de yüzyüze gelmeyeceklerdir. 36. ayette ilk insan olan Adem ve eşinin yasak ağaca yaklaşması sonucu aşağıya inmelerinden bahsedilirken, 38. ayetteki ifadeler ise , bu dünya için yaratılan bazı diğer insanların da topluca inmesine işaret ediyor gibi. Çünkü 36. Ayette zaten emir veriliyor, 38 ayette ise tekrardan hem de bu sefer “hepiniz inin” denilmesi ve ayrıca onlara elçiler geleceğinin de söylenmesi bu düşünceyi kuvvetlendiriyor. Yani; 1- Ayetlerdeki ifadeler Adem ve eşinden sonra daha başka insanların da doğrudan topraktan yaratıldığını gösteriyor gibi. Eğer durum öyleyse, insanlığın çoğalmasının nasıl gerçekleştiği konusu da daha bir netliğe kavuşur. 2- İnsanların dünyada imtihan edilmelerinin nedeni Adem ve eşinin işlediği günah değil(sadece Adem ve eşi bu işledikleri günahın ceremesini çeker). Herkes kendinden sorumludur ve zaten en başından evrenimizde imtihan(yani kendimizle yüzleşme) için yaratıldık. Şu yazımda da bu konuya felsefi açıdan ve delilleriyle değinmiştim: http://emre1974tr.blogspot.com.tr/2013/11/kotuluk-problemine-cevap.html Şu çalışmamda yazmıştım yukarıda verdiklerimi: http://emre1974tr.blogspot.com.tr/2015/02/musa-peygamber-ile-buyuculer-arasndaki_6.html
  13. Bir de kölelik konusu sürekli sorulup duruluyor. Gerçi bazı yazarlar bu konuda gerekli açıklamaları yapmışlar ama ben de değineyim dedim. Kuran köleliği yasaklayıp insanların eşit olduğunu bildirmiştir. Kuran`da belirtildiği üzere peygamberlerin bile köle edinme yetkisi yoktur. Allah`ın dışında, yani yaratılmış bir şeye kulluk-kölelik en büyük günahlardandır: Zümer 29. ALLAH, çelişen ortaklara sahip bir adam ile bir tek kişiye bağlı olan adamın örneğini verir. Bu ikisinin durumu hiç eşit olur mu? Övgü ALLAH`adır. Ancak çokları bilmez. (İnsanın tek bir efendisi vardır o da Rabbimiz. Yüce Yaratan`dan başka bir kimseye kulluk-kölelik şirktir ve bu ayette de yalnız Allah`a kul olan ile, yaratılmışlara da kul olanlar bir örnekle karşılaştırılıyor. Ve bu ikisinin aynı olmadığı belirtiliyor. ) Din bilginlerini, din adamlarını ve Meryem oğlu Mesih`i ALLAH`tan sonra rabler (efendiler) edindiler. Oysa, yalnız tek Tanrı`ya kulluk etmekle emredilmişlerdi. O`ndan başka tanrı yoktur. O, eş koştukları kimselerden de çok Yücedir. (9: 31) De ki: `Kitaplılar! Bizimle sizin aranızda aynı olan bir ilkeye geliniz: ALLAH`tan başkasına kulluk etmeyelim ve O`na hiç bir şeyi ortak koşmayalım, birimiz diğerini ALLAH`tan sonra rabler edinmesin. ` Kabul etmezlerse, `şahit olun, biz müslümanlarız! deyin. (3: 64) Ali İmran Suresi 79. Ayet: Allah`ın kendisine kitap, bilgi ve peygamberlik vermiş olduğu hiçbir kişinin kalkıp da insanlara: "Allah`a değil bana kul olun" diyebilme yetkisi yoktur. Ancak: "Kitabı öğretmekte ve ders alıp vermekte olmanız sebebiyle Allah yolunun erleri olunuz!" der. Hud Suresi 2. Ayet: şöyle ki, Allah`tan başkasına kul olmayın! Ben size O`nun tarafından müjdelemek ve uyarmak için gönderilmiş bir peygamberim! Enbiya Suresi 98. Ayet: " Siz ve Allah`ın berisinden, kulluk/kölelik ettikleriniz, cehennem odunusunuz. Hepiniz oraya gireceksiniz. " İslam dininden sonra hiçbir Müslüman köle edinememiştir(Kuran`daki gerçek İslam’ın uygulandığı dönemler). Ama cahiliye döneminden kalma kölelerin bırakılması adım adım olmuştur. Ayetler en ufak bir şeyde eldeki kölelerin serbest bırakılmasını, onlara maddi yardım yapılmasını ve çağı gelmişse-istiyorsa evlendirilmesini emreder. Örneğin: 5 Maide Suresi 89 ALLAH rast gele ettiğiniz yeminlerden sizi sorumlu tutmaz. Ancak bile bile ettiklerinizden sizi sorumlu tutar. Yemininizi bozarsanız cezası, ailenize genellikle yedirdiğiniz yemeklerden on yoksulu doyurmak veya giydirmek veya bir köleyi salmaktır. Kim bulamazsa üç gün oruç tutmalı. Bu, bile bile ettiğiniz yeminlerinizin cezası. Yeminlerinizi tutun. ALLAH güzel karşılık veresiniz diye ayetlerini böyle açıklıyor. BELED 12. Zor yolun ne olduğunu bilir misin? 13. Köleleri özgürlüklerine kavuşturmaktır; Savaş esirlerinin bile köle edinilemeyeceği açıkça belirtilir. "Sonunda üstün geldiğinizde onları esir alın; onları ya karşılıksız veya fidye karşılığında salın. Savaş durumu kalkıncaya kadar bunu uygulayın. "(47-4) Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olan bir köle ile, kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak Allah yolunda harcayan kimseyi misal verir. Bunlar hiç eşit olur mu? Hamd Allah’a mahsustur, fakat onların çoğu bilmezler. (Nahl 75) Burada da yine Allah`tan başkasına kulluk eden bir kimse ile, yalnızca Allah`a kulluk eden özgür insan karşılaştırılıyor ve kölelik yeriliyor. Ayrıca zenginliğin de fakirlikten üstün tutulduğunu görüyoruz ayette. Bu ve benzeri ayetler kulluğun sadece Allah`a karşı olması gerektiğini belirtmekte. Ve asıl, hırsızlığın bile yasak olduğu bir dinde, kölelik yani insan özgürlüğünü çalma tamamen kalkmış demektir. Düşünsenize, bir insanın arabasını veya kalemini izinsiz almak bile yasakken, o insanın kendisini çalarak köle edinmek hayli hayli yasaklanmış demektir. Yani bir insanın bir eşyasını bile izinsiz alamıyorsanız, o kişiyi kendinize zorla köle hiç yapamazsınız demektir. Ve yine ayetlerde belirtildiği üzere tüm insanlar dilediği gibi inanmakta ve yaşamakta özgür olduğuna göre imtihan dünyası gereği, yine kölelik yasaklanmış demektir İslam dininde. Selam ve sevgiler.
  14. Emre_1974tr

    MUCİZELERİN DEVAMI...(2. BÖLÜM)

    Yazının birinci bölümü okunmamış: Mucizelerin devamı... Nuh Suresi 16 "Ve Ay'ı, bunlar içinde bir nur yaptı ve Güneş'i bir kandil haline getirdi." Bilindiği üzere bu ayette Güneşin ışık üreticisi bir kozmik lamba olduğu ve buna karşılık Ay'ın sadece gelen ışığı yansıttığı gerçeğine vurgu var. Ayrıca yine mucizevi şekilde, gökyüzündeki diğer yıldızların da birer ışık üreticisi devasa lamba olduğu söylenmekte Kuran'da: Mülk Suresi 5 Yemin olsun ki, biz en yakın göğü kandillerle süsledik ve onları şeytanlara ateş taneleri yaptık. O şeytanlar için çılgın ateş azabını da hazırladık. Saffat Suresi 6 Biz o yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsleyip donattık. Fussilet Suresi 12 Böylece onları, iki günde yedi gök halinde takdir edip her göğe kendi iş ve oluşunu vahyetti. Ve biz, arza en yakın göğü kandillerle ve bir korumayla donattık. İşler bunlar Azîz ve Alîm olanın takdiridir. Bu ve benzeri ayetlerde, gördüğümüz yıldızların da aslında birer güneş, veya tersine düşünecek olursak, Güneşimizin de bir yıldız olduğu söylenmekte. Ayrıca bu Güneş ve diğer yıldızların üzerinde "alev" olduğu bilgisi de açıkça sunulmakta.Hatta yıldızların üzerindeki ortamın cehennemi andırdığı bilgisine de gönderme var... Çok uzağımızdaki yıldızların da üzerinde alevler barındırdığı, cehennemi bir ateş yapısına sahip olduğu o günlerde insanlar tarafından pek bilinen birşey değildi. Bu arada Kuran'da yıldızlar için "necm", gezegenler için ise "kevkeb" ifadesi kullanılmaktadır. Ayrıca tıpkı bugün bilimadamlarının söylediği gibi kıyamette bu yıldızların ışıklarını yitirecekleri ve sonlanacakları bilgisi de yine Rabbimiz tarafından bize bildirilmişti: Mürselât Suresi 8 Yıldızların ışığı söndürüldüğü zaman Yıldızlarla ilgili bu bilgilerden sonra yine Kuran'ın dünyamızın yapısıyla ilgili olarak verdiği bilgiye tekrar bakalım: Naziat Suresi 30 Bundan sonra da yeri yayıp deve kuşu yumurtası biçiminde yuvarlattı. Bu ayetten dünyanın tıpkı yumurta gibi geoit şeklinde yaratıldığını anlamakla birlikte, işaret ettiği bununla da sınırlı kalmıyor. Çünkü dünya yumurtaya dış görünüşünün yanı sıra iç yapısıyla da benzemektedir. Evet yumurta ile dünya birbirine benzerdir. Öncelikle dış görünüş açısından ele alacak olursak; Her ikisinin de göbek kısmı yani ekvator bölümü, kutuplara nazaran daha geniştir. Şişkin kısımdan kutuplara doğru gittikçe küçülme görülür yine her ikisinde de . Yani şekil olarak kesinlikle parelellik vardır. Ve dünyanın bu geoid şeklini anlatmak için verilecek en iyi örneklerden biridir yumurta. Bunun dışında YUMURTA DIŞ YAPI KADAR İÇ YAPISI İLE DE DÜNYAMIZI ANIMSATIR. Bir yumurtanın ortasında koyu sarısı vardır. Bu merkez sarının etrafında iyice cıvık beyaz katman(akı) vardır. En dış kısımda ise ince kabuk vardır. Dünyamızın da merkezinde çekirdek vardır(ki yumurtanın sarısına denk gelir görünüm ve yapı olarak) Çekirdeğin etrafında eriyik(cıvık) manto tabakası vardır(bu da yumurtanın akına karşılık gelmektedir kabataslak) Ve en dış kısımda ise ince yerkabuğu vardır(Bu da yumurtanın ince kabuğuna denk gelmektedir) Selam ve sevgiler
  15. Emre_1974tr

    Maide 33'te Bahsedilen Nefsi Müdafaa ve Kısastır

    Yazımı açıp okuyamayanlar için: Kuran`da sadece nefsi müdafaya izin vardır İslam karşıtlarının yaptığı en güzel çarpıtma taktiklerinden biri de ayet cımbızlamadır. Bu yolla surenin bağlamından koparılan ayet alınır ve aslında sadece savunma savaşına izin veren söylemler sanki saldırı savaşını ve dinsel baskıyı emrediyormuş gibi gösterilir. Örneğin: 9 - Tevbe Suresi 1. Allah ve resulünden, kendileriyle antlaşma yapmış bulunduğunuz müşriklere bir ültimatomdur bu; 2. Yeryüzünde dört ay daha dolaşın ve bilin ki siz, Allah`ı âciz bırakamazsınız. Şu da bir gerçek ki, Allah küfre batanları rezil eder. 3. Bir de Allah ve resulünden insanlara Büyük Hac günü bir duyuru var: Allah da O`nun elçisi de müşriklerden kesinlikle uzaktır. O halde, tövde ederseniz bu sizin için hayırlırdır. Yok eğer yüz çevirirseniz şunu bilin ki, siz Allah`ı acze düşüremezsiniz. Küfre saplananlara acıklı bir azabı muştula! 4. Antlaşma yapmış olduğunuz müşriklerden size karşı bir eksiklik sergilemeyen ve aleyhinizde başka birine yardım etmeyenler müstesnadır. Artık, onlara verdiğiniz sözü belirlenen süreye kadar tam bir şekilde koruyun. Şu bir gerçek ki Allah, sakınanları sever. 5. O haram aylar çıktığında artık müşrikleri, kendilerini bulduğunuz yerde öldürün. Yakalayın onları, kuşatın onları, tüm geçit noktalarını tıkayın onların. Bunun ardından tövbe eder, namazı gereğince kılar, zekâtı verirlerse, yollarını açın onların. Kesin olan şu ki, Allah Gafûr`dur, Rahîm`dir. 6. Eğer müşriklerden biri senden güvence dilerse/senin yanına gelmek, sana komşu olmak isterse, ona güvence verip yakınlaşma isteğini kabul et ki, Allah`ın kel dinleyebilsin. Sonra da onu, güvenli gördüğü yere kadar götür. Böyle yapmanın gerekçesi şudur: Bunlar bilmeyen bir topluluktur. 7. Müşriklerin Allah katında, onun resulü katında ahitleri nasıl olabilir! Mescid-i Haram yanında antlaşma yaptıklarınız müstesna. Bu şekilde antlaşması olanlara, onlar size doğru-dürüst davrandıkça, siz de doğru-dürüst davranın. Allah, sakınanları sever -------------------------------------------- Şimdi burada açıkça antlaşmayı bozup saldıran inkarcılara karşı siz de onlara karşı savunma amaçlı savaşın emri vardır.Ama antlaşmaya aykırı davranmayan , saldırmayanlara siz de saldırmayın, size saldıranlar da bundan vazgeçerlerse hemen siz de barışa yönelin denmektedir ayetlerde. 9:12 Anlaşma yaptıktan sonra andlarını bozar ve dininize saldırırlarsa, o inkarcılığın önderleriyle savaşın; çünkü onların andı artık geçersizdir. Belki vazgeçerler. -------------------------------------------------------------------------------- 9:13 Andlarını bozan, elçiyi sürmeye yeltenen ve sizinle (savaşı) ilk defa başlatan topluluğa karşı savaşmayacak mısınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? İnanıyorsanız asıl çekinmeniz gereken ALLAH`tır. -------------------------------------------------------------------------------- 9:14 Onlarla savaşın ki, ALLAH ellerinizle onları cezalandırıp rezil etsin, sizi zafere ulaştırsın ve inanan toplumun göğsünü ferahlatsın, Yine aynı sürede saldıranlarla savaşın kendinizi savunun emri vardır. İşte tüm savaşla ilgili sürelerde istenen budur. Ama çarpıtma tekniğine başvurmak isteyenler bu nefsi müdafayla ilgili ayetlerden birini cımbızlıyor ve sanki durup dururken inkarcıları yakalayıp öldürün deniyormuş gibi bir hava yaratılıyor.) Ama aslında istenen tek bir şey vardır, sana saldırana karşı kendini savun,onlar vazgeçerlerse sen de barış yap. "Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda savaşın, (ancak) aşırı gitmeyin. Elbette Allah, aşırı gidenleri sevmez.Onları, bulduğunuz yerde öldürün ve sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne, öldürmekten beterdir. Onlar, size karşı savaşıncaya kadar siz, Mescid-i Haram yanında onlarla savaşmayın. Sizinle savaşırlarsa siz de onlarla savaşın. Kafirlerin cezası işte böyledir. Onlar, (savaşa) son verirlerse (siz de son verin); şüphesiz Allah, bağışlayandır esirgeyendir. (Yeryüzünde) Fitne kalmayıncaya ve din (yalnız) Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse, artık zulüm yapanlardan başkasına karşı düşmanlık yoktur. "(2 Bakara Suresi , 190-193) Evet bu savunma savaşıyla ilgili ayetlerden de biri cımbızlanırsa sanki inanmayanlara saldırın gibi bir ifade varmış gibi gösterilir ki bu strateji hep izlenmektedir. -------------------------------------------------------------------------------------- Kuran`da düşünce özgürlüğü temeldir. Çünkü imtihan dünyasının gereği insanlar dilediğine inanacak ki ahirette ondan sorumlu tutulabilsinler. Bu yüzden islam`da sadece tebliğ vardır. Kimse kimseye düşüncesinden dolayı bir tokat bile atamaz yoksa kendine yazık etmiş olur: -------------------------------------------------------------------------------- Mearic Suresi 42 bırak onları! Dalsınlar, oynasınlar kendileri için belirlenen günlerine ulaşıncaya kadar. ------------------------------------------------ En`am Suresi 112 İşte böyle, biz peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık. Bunlar aldatmak için birbirlerine lafın yaldızlısını fısıldarlar. Rabbin dileseydi onu yapamazlardı. bırak onları, düzdükleri iftiralarla başbaşa kalsınlar; -------------------------------------------------- Allah, sizinle din konusunda savaşmayan, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkarmayanlara iyilik yapmanızdan ve onlara adaletli davranmanızdan sizi sakındırmaz. Çünkü Allah, adalet yapanları sever. (60 Mümtehine Suresi, Herkes dilediğine inanmakta ve yaşamakta özgürdür ki, ahirette inancından dolayı sorumlu tutulabilsin: Bakara Suresi 256 Dinde baskı-zorlama-tiksindirme yoktur. Doğru bilgiye dayalı eriş, bozuk bilgiye dayalı sapıştan açık bir biçimde ayrılmıştır. Her kim tâğuta sırt dönüp Allah`a inanırsa hiç kuşkusuz sapasağlam bir kulpa yapışmış olur. Kopup parçalanması yoktur o kulpun. Allah, hakkıyla işiten, en iyi biçimde bilendir. 29. De ki, "Bu gerçek senin Rabbindendir." Dileyen inansın, dileyen inkar etsin. Biz zalimler için onları çepeçevre saracak bir ateş hazırladık. Onlar her ne zaman feryad ederek yardım isteseler, derişik asit gibi yüzleri haşlayan bir su sunulur. Ne kötübir içecek, ne kötü bir son! 10:99 Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin hepsi inanırdı. Öyleyse, sen mi halkı inanmaları için zorlayacaksın? Evet düşünce özgürlüğü ve dilediğin gibi yaşama serbestliği vardır. Ve nefsi müdafa dışında savaş yasaktır. Hatta tokat bile atamazsın. Sadece nefsi müdafaya izin veren ayetlerin dini bir konuda baskıyla yakından uzaktan alakasının olmadığının, amacın tamamen saldırganı durdurmak olduğunun en güzel kanıtlarından biri de şu ayettir: HUCURAT 9. Müminlerden iki zümre çarpışırlarsa, onların aralarında hemen barışı kurun! Eğer onlardan biri öteki aleyhine sınır tanımazlık edip saldırırsa, azgınlık edenle, Allah`ın emrine dönünceye kadar savaşın. Eğer vazgeçerse, yine ikisi arasını adalet ve dürüstlükle sulh edin. Kuşkusuz, Allah adalette titiz davrananları sever. Görüldüğü üzere saldıran taraf bir müslüman topluluk ise bile onlarla barışa yanaşıncaya kadar, başka bir deyişle saldırılarından vazgeçinceye kadar mücadele edin diyor. Her zaman ayetlerde istenen barışın sağlanması, saldırganın-zulmedenin durdurulmasıdır. Yoksa herkes dilediği inancı yaşamakta serbesttir. Selam ve sevgiler.
  16. Emre_1974tr

    Maide 33'te Bahsedilen Nefsi Müdafaa ve Kısastır

    Hayır, Kuran'ı bütünlük içinde okuyunca gerçek ortaya çıkmakta, tarihi delilleri ise Kuran'ın doğruluğunu göstermek için veriyorum Teflon. Selam
  17. Emre_1974tr

    kuranda neden allah ben demiyor da biz diyor ?

    Arapçada "biz" tıpkı "siz" gibi saygınlık ifadesidir aynı zamanda: http://www.kurandakidin.com/2012/03/kuran-ayetlerinin-bir-kisminda-hitap-edilirken-biz-ifadesi-kullanilmaktadir-allah-neden-biz-demektedir/
  18. EVRENİN YAŞI DÜNYAMIZIN YAŞININ ÜÇ KATI Yemin olsun, biz gökleri, yeri ve bunlar arasındakileri altı günde/evrede yarattık. Ve bize hiçbir yorgunluk dokunmadı.(Kaf Suresi 38. ayet) De ki: "Siz, yerküreyi iki günde/evrede yaratana gerçekten nankörlük edip O'na ortaklar mı koşuyorsunuz? Âlemlerin Rabbi'dir O."(Fussilet Suresi 9. ayet) Ayetler evrenlerin ve evrenimizin 6 günde/evrede, dünyamızın ise 2 günde/evrede yaratıldığını söylüyor. Yani evrenin yaşı veya yaratılış evresi, dünyamızın yaşından veya yaratılış evresinden 3 kat fazla demektir. Günümüzde bilim de benzer bir bilgi veriyor: evrenimiz 13,5 milyar yaşında iken dünyamız 4,5 milyar yaşında diyor.... Diğer bir deyişle bilim de evrenimizin yaşının dünyamızın yaşının 3 katı olduğunu belirtiyor (4,5 X 3 = 13,5 eder). Bana "ama bu oran sadece günümüzde geçerli" diyerek itiraz edenlere cevabım: Evrenimiz/evrenler 6 günlük evredeyken, dünya 2 günlük evredeymiş, Kuran'ın indiği dönemde evrenin yaşı dünyanınkinin 3 katı. Ve bilimin de aynı şeyi söylemesi yeni bir mucizeyle tanıştırıyor bizi. *** Bu arada, evrenlerin nasıl aynı anda/birlikte yaratıldığını Kuran ışığında anlattığım yazımı da tekrar paylaşayım: http://emre1974tr.blogspot.com.tr/2016/05/goklerevrenler.html Ve bu linkini verdiğim çalışmamda bahsettiğim ayetlerde anlatılan; yıldızların ışıktan/alevden atışlar yapması olayı da artık keşfedilmiş/görüntülenmiş olabilir: http://www.upi.com/Science_News/2016/10/06/Hubble-sees-star-shooting-cannonballs-into-space/9071475783632/ph2/ Kuran'ın mucizeleri/delilleri her geçen gün daha da artan bir etkileyicilikle ortaya çıkmakta ve gözükmekte. Selam ve sevgiler
  19. Emre_1974tr

    Gökler/Evrenler

    Teğabün 3. gökleri ve yeri hak/gerçek olarak yarattı; sizi biçimlendirdi ve görünüşlerinizi güzel yaptı. Yalnız O'nadır dönüş. Talak 12: Allah O'dur ki, yedi göğü ve yerden de onların benzerini/mislini yaratmıştır. Emir/iş ve oluş onlar arasında sürekli iner ki, Allah'ın her şeye kadir olduğunu ve Allah'ın bilgi bakımından her şeyi kuşattığını bilesiniz. Evvelki yazılarımda Kuran'da, Rabbimizin yarattığı birden fazla (ama sınırlı sayıda) gökten/evrenden bahsedildiğini , ve bunların arasından sonsuzluk/ölümsüzlük yurdunu içeren Ahiret Evreni'nin ise "Rabbin Katı” olarak isimlendirildiğini göstermiştim: http://emre1974tr.blogspot.com.tr/2011/07/zaman-zamanszlk-ve-rabbin-kat.html http://emre1974tr.blogspot.com.tr/2011/07/ahiret-evrenirabbin-kat-ve-ebedi-yasam.html Ve de şehitler veya elçiler gibi iyilikte çok ileri seviyede olan bir kısım insanın, şimdiden yani kıyameti beklemeden bu farklı fizik yasalarına sahip evrende tekrar yaratılarak nimetlerle dolu yaşamlarına başladıklarını anlatmıştım. http://emre1974tr.blogspot.com.tr/2011/07/islamda-canllarn-ruhu-hayaleti-yoktur.html Bu çalışmamda da hem ayetlerde yaratılan evrenler hakkında verilen diğer bilgileri sunacağım, hem de bu birden fazla ama sınırlı sayıda (zaten tüm sayılar sınırlıdır) evrenin var olduğunu gösteren farklı yeni delilleri de paylaşacağım. Öncelikle belirtmeliyim ki, "Rabbin Katı" adı verilen ahiret evreninin/mekanının da birden fazla evreni içinde barındıran bir yapı olabileceğini de gördüm. Yani cennetler ve de cehennem kendi içlerinde de ayrı ayrı evrenler olabilir , ya da gruplar halinde birkaç evrenin içinde olabilirler. Ve eğer öyleyse, Rabbin Katı bu alt evrenleri bünyesinde barındıran mekan/kat olmakta. -Gerçekten, senin Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir. (Hac Suresi, 47'den alınma) Melekler ve Rûh, miktarı ellibin yıl olan bir günde yükselirler ona. (Mearic 4) Ayetlerde bizim evrenimiz ve ayrıca ahiret evreni/evrenleri(Rabbin Katı) birçok ayrıntısıyla anlatılmakla beraber, diğer evrenler hakkında genel ifadeler kullanılmaktadır. Bu arada hatırlatmak gerekir ki, Arapçada 7 (yedi) ifadesi aynı zamanda çokluğu belirtir. Yani ayetlerde 7 gök denildiğinde rakamsal olarak yedi evrenden bahsediliyor olabileceği gibi, çok sayıda/birçok/birden fazla sayıda gök/evren de kastediliyor olabilir. Talak 12: Allah O'dur ki, yedi göğü ve yerden de onların benzerini/mislini yaratmıştır. Emir/iş ve oluş onlar arasında sürekli iner ki, Allah'ın her şeye kadir olduğunu ve Allah'ın bilgi bakımından her şeyi kuşattığını bilesiniz. Bu ayette de "yedi" kelimesini çokluk belirten ifade olarak ele alınca bize "birçok evrenin ve de mislince de yerin/gezegenin yaratıldığı" bilgisinin verildiğini görüyoruz zaten ("yedi göğü ve yerden de onların benzerini/mislini yaratmıştır"). Ve bu bağlamda yeryüzünün de gökteki gezegenlerden biri olduğu vurgusu da yapılmış oluyor tabiatiyle. Ama böyleyse bile, yani rakamla yedi evrenden değil de birçok evrenden bahsediyorsa bile ayetler, burada anlatılan asla günümüzde bazı bilimadamlarının inanmaya çalıştığı gibi "sonsuz paralel evrenler" değildir. Sınırlı sayıdadır ve aynı şekilde mislince olan içlerindeki gök cisimleri de belli bir sayıdadır. Zaten gerçekte sonsuz sayıda hiçbirşey olamaz. Sonsuzluk yurdunda da yaşımız hiçbir zaman sonsuza ulaşmayacak ama yaşam sürecimiz (her yıl bir yaş artarak) sonsuza dek durmadan sürecektir. Yani süreç sonsuza dek devam edebilir ama başlangıcı olan veya zaman mekan içinde olan sayı hiçbirzaman sonsuza ulaşmaz. (Bu ve ilgili ayetleri; dünyanın 7 kat katmanı ile yerküremizin etrafını saran atmosferin 7 katmanını anlattığı, veya atomların 7 katmanını, ya da galaksileri anlattığı şeklinde farklı farklı yorumlayanlar da vardır. Bana göre ise bu yorumlar ancak ayetin ikincil-üçüncül, yani yan anlamları olabilir). Ayetlerde "gök" kelimesinin hem bir gezegeni veya gökcismini sarmalayan gökyüzü, hem de evren anlamında kullanıldığı açık. Ama özellikle/çoğunlukla evren kastedilmektedir bu ifade ile... Yani "gökler" denildiğinde "gezegenler ve göklerini" kapsayan bir anlam da olmakla birlikte, daha çok "evrenler" anlatılmaktadır Kuran'da... Ayrıca "gökte" ifadesi ile bazen evrenimizin dışında olan şeyler de anlatılmaktadır. Çünkü "yön olarak" bizim için göğe denk gelmektedir kainatımızın dışındakiler de... Muminun Suresi 17: Yemin olsun, biz sizin üstünüzde yedi yol yarattık! Ve biz yaratılıştan/yaratılmışlardan gafil de değiliz. "Üstünüzde yedi yol yarattık" sözünü kimi yorumcular bedenimizdeki yollar (örneğin damarlar, sinirler, akupunktur enerji yolları vb.) olarak görürken, kimi ise vücudumuzdaki yedi çakrayı anlattığını iddia etmektedir. Ama tabii aslında yine yedi gökten veya "çok sayıda" evrenlerden/göklerden bahsetmekte ayet. Diğer görüşler ise yine ikincil-üçüncül anlamları olarak ele alınabilir... Nebe 12. Üstünüzde yedi sağlam/aşınmaz kurduk. 13. Bir de parıl parıl parlayan kandil yerleştirdik. *** AYETLER IŞIĞINDA "EVRENLERİN BİRBİRİNDEN AYRI OLDUĞU" VE "İÇİÇE OLDUĞU" 2 FARKLI MODEL AKLA GELMEKTE 1. Başlangıçta bu evrenlerin/göklerin birlikte ve bütünlük içinde yaratıldığını ve sonra ayrıldığını görüyoruz: Nuh 15: "Görmediniz mi, Allah yedi göğü ahenkli bir bütün olarak nasıl yarattı?İnkar edenler gökler ve yer birbirleriyle bitişik iken onları ayırdığımızı görmüyorlar mı? (Enbiya 30). Kuran'da anlatılan Big Bang ile yoktan yaratılma ve göğün genişlemesi sadece bizim evrenimizi kapsamıyor. Aynı zamanda diğer evrenler de yoktan yaratılıyor ve onlar da genişliyor. Bakara Suresi 117: O, gökleri ve yeri yoktan var edendir. Bir şeyi yaratmak isteyince sadece "ol!" der, oluverir. Enam 101. Gökleri ve yeri yoktan var edendir. Eşi olmadığı halde nasıl olur da çocuğu olur? Her şeyi O yaratmıştır ve O, her şeyi bilendir. Zariyat 47: Göğü gücümüzle biz kurduk ve onu biz genişletmekteyiz. Rahman 7: Göğü yükseltti ve ölçüyü/dengeyi koydu. Rad 2: Görebileceğiniz bir direk olmadan gökleri yükselten, sonra tüm yönetime egemen olan, güneşi ve ayı buyruk altına alan ALLAH'tır. Hepsi belli bir süre için akıp gitmektedir. Tüm işleri kontrol eder ve ayetleri detaylı olarak açıklar ki Rabbinizle kavuşma konusunda kuşkunuz kalmasın. Göklerin/evrenlerin yükseltilmesi ifadesi, onların genişletilmesi anlamına da gelmektedir. Ayrıca bu uzaklaşma evrenler arasında da gerçekleşiyor olabilir. Eğer böyle ise Big Bang ile sadece galaksiler yıldızlar değil, evrenler de ortaya çıktı ve birbirlerinden uzaklaşıyorlar, ve de ileride Big Crunch ile de sadece bizim içinde bulunduğumuz evren değil, tüm evrenler (ahiret evreni/evrenleri hariç) aynı tekilliğin içine kapanacaklar/çökecekler demektir. Ama elbette ki evrenlerin herbiri aynı anda ama ayrı ayrı içe kapanma tekilliğini yaşayıp ondan sonra da birbirleriyle bütünleşerek tek bir noktada yok oluş aşmasına geçecek de olabilir. Elbette ki tüm bu evrenler, Ahiret Evreni/Evrenleri de dahil olmak üzere maddidir. Bütün yaratılmışlar böyledir ve "madde ötesi alem, ruhlar alemi" gibi safsatalar ise ruhçu öğretinin zihinlere yerleştirdiği, tamamen İslam dışı kabullerdir. Ve yoktan varedilen bu alemlerin hepsi de gerçektir: ANKEBUT 44. Allah gökleri de yeri de hak/gerçek olarak yaratmıştır. Kuşkusuz, bunda, iman sahipleri için mutlak bir mucize vardır. http://emre1974tr.blogspot.com.tr/2011/07/madde-de-gercektir.html 2. Yedi kat gök ile ilgili ileri sürülebilecek bir diğer görüş de evrenlerin içiçe geçmiş tek bir bütün yapı oluşturduğu düşüncesi olacaktır. Yani bizim evrenimiz en içteki ilk kat, ikinci evren ise onu çevreleyen daha büyük boyuttaki ikinci kat, diğerleri de yine aynı şekilde hep bir önceki evreni (ve de daha öncekileri) içine alan bir yapı... Ama eğer böyle tüm evrenler içiçe aslında toplamda tek bir mega, hiper evreni oluşturuyorsa yine bu yapının çifti olarak, ondan ayrı bir başka yapının da olduğunu düşünebiliriz. Bu modelde de yine evrenler genişlemekte ve sonları bir kara delik tekilliğinde olmaktadır elbette. EVRENLER BAŞLANGIÇTA SIVI FORMDAYDI Yoktan varedilen evrenlerin öncelikle su veya su gibi sıvı bir aşamada var oldukları daha sonra ise diğer formlara ulaştıkları anlaşılıyor: Hud 7: O, odur ki, gökleri ve yeri altı günde yaratmıştır. O'nun arşı da su üzerinde idi. Böyle yapması, iş ve davranış yönünden hanginizin daha güzel olduğunu belirlemek için sizi denemeye yöneliktir. Sen, "Kuşkusuz, sizler ölümden sonra diriltileceksiniz!" dediğinde, küfre batanlar hemen ve kesinlikle şöyle derler: "Bu apaçık bir büyüden başka şey değildir." O küfre sapanlar görmediler mi ki gökler ve yer bitişik idi, biz onları ayırdık. Her canlı şeyi sudan oluşturduk. Hâlâ iman etmeyecekler mi? (Enbiya 30). Zaten son bilimsel bulgular da evrenimizin ilk halinin sıvı formda olduğunu göstermekte. Fussilet Suresi 11 Sonra buhar/duman halindeki göğe yöneldi de ona ve yerküreye şöyle seslendi: "İsteyerek veya istemeyerek gelin!" Onlar şöyle dediler: "İsteyerek geldik!" 12 Böylece onları, iki günde yedi gök halinde takdir edip her göğe kendi iş ve oluşunu vahyetti. Ve biz, arza en yakın göğü kandillerle ve bir korumayla donattık. İşler bunlar Azîz ve Alîm olanın takdiridir. Her evrenin farklı işlevi ve özellikleri var. Ayrıca evrenlerin yaratılması/düzenlenmesi sonucunda dünyaya en yakın göğün, yani bizim evrenimizin yıldızlarla donatıldığını görüyoruz burada. Bu bilgi başka ayetlerde de verilmektedir: Saffat 6. Biz o yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsleyip donattık. Mülk 5: Yemin olsun ki, biz en yakın göğü kandillerle süsledik ve onları şeytanlara ateş taneleri yaptık. O şeytanlar için çılgın ateş azabını da hazırladık. Ve, içinde yaşadığımıza evrene özgü bir durum gibi gözüküyor, yıldızlar içermesi... Diğer evrenlerde (en azından bazılarında) ise bambaşka bir yapı sözkonusu olmalı. Zaten Ahiret Evreni'nde, özellikle cennette ışık ve ısı için Güneş'in, yani yıldızların kullanılmadığını şu ayet doğrultusunda düşünebiliriz: İnsan Suresi 13. Koltuklar üzerine yaslanarak otururlar orada. Ne bir güneş görürler orada ne de kavurucu bir soğuk... (Tabii burada sadece kavurucu sıcak görülmeyeceği de kastediliyor olabilir. Buna karşılık yıldızların üzerindeki ateş ortamının cehennemi andırdığına vurgu vardır bazı ayetlerde). Rabbin Katı adı verilen Ahiret Evreninde fizik yasaları da bizim evrenimizden biraz farklı, ayetlerde anlatıldığı üzere...(bu konuya yukarıda linklerini verdiğim yazılarımda değinmiştim). *** YARATILIŞIN ÇİFTLER HALİNDE OLMASI DA EVRENİN TEK OLMADIĞINA İŞARET EDER Bilindiği üzere Kuran'da herşeyin çiftler halinde yani birden fazla sayıda yaratıldığı anlatılmakta: Yasin 36: Şanı yücedir o Allah'ın ki toprağın bitirdiklerinden, onların öz benliklerinden ve nice bilmediklerinden bütün çiftleri yaratmıştır. Zariyat 49: Öğüt almanız için de herşeyi çiftler halinde yarattık. Bu bağlamda; evren de yaratılmış bir kul olduğuna göre, tek ve eşsiz olmamalı zaten. Tüm yaratılmış varlıklar eşlidir. Kıyamet sonrası geriye sadece "Rabbin Katı”, yani Ahiret Evrenleri kalacak ama yine birden fazla evren içindekilerle yaşıyor olacaktır (ayetlerde "ahiret göklerinin" ve de "yerkürelerinin" sonsuza dek varolacağı vurgulanmakta). Kısacası; birden fazla evren yaratıldığının dolaylı da olsa bir başka anlatımını da bu ayetler sunmaktadır. Eşi ve benzeri olmayan bir tek yüce Allah'dır. Yarattığı kulların ise eşleri(aynı veya zıt), yani kendilerinin birden fazla sayıda olmaları sözkonusudur. *** EVRENLER "BÜYÜK ÇATIRTI/BİG CRUNCH" İLE SONLANACAK Evrenimizin ve diğer evrenlerin (Ahiret Evreni/Evrenleri hariç, çünkü o daima var olacaktır) sonlanışı aynı anda yani birlikte gerçekleşecektir. Daha önce de söylediğimiz üzere, Kutsal Kitabımızda belirtildiğine göre içe çökerek, "Big Crunch" ile meydana gelecektir bu durum: Enbiya 104. O gün Evren’i kitabın sayfalarını katlar gibi düreriz.Ve onu yaratılışa ilk başladığımız duruma iade ederiz. Bu, üzerimizdeki bir vaattir. Elbette, gerçekleştireceğiz. Zümer 67. Allah'ı, kadrine/şanına yaraşır şekilde tanıyamadılar. Oysaki kıyamet günü, yeryüzü tamamen O'nun avucudur/avucundadır; gökler de O'nun sağ elinde/kudretinde dürülmüş haldedir. Şanı yücedir O'nun; arınmıştır onların ortak koştuklarından. Kasas Suresi 88: Allah'ın yanında diğer bir tanrıya daha kulluk etme. İlah yok O'ndan başka. O'nun yüzü dışında herşey helâk olacaktır. Hüküm yalnız O'nundur ve O'na döndürüleceksiniz. Enbiya 104. ayette bizim evrenimizin çöküşü/preslenmesi anlatılırken, Zümer 67. ayette ise başka göklerin/evrenlerin de aynı akıbeti yaşayacağı belirtilmekte. Buna karşılık Kasas Suresi 88. ayette ise bizim evrenimizdeki her şeyin (evrenin kendisiyle birlikte) mutlaka yok olacağı vurgulanmakta. Hac 65: Görmedin mi, Allah yeryüzündekileri ve denizde O'nun emriyle akıp giden gemileri sizin hizmetinize verdi. O'nun izni olmaksızın yerkürenin üstüne düşmemesi için göğü O tutuyor. Allah, insanlara karşı elbette Raûf, Rahîm'dir, Fatır 41. Allah, gökleri ve yeri, yok olup gitmesinler diye tutuyor. Yemin olsun, eğer çöküp giderlerse, O'ndan başka hiç kimse onları tutamaz. Halîm'dir O, Gafûr'dur. Hac 65. ayette evrenimizin, Fatır 41. ayette ise tüm evrenlerin Big Crunch'a, yani içe çökerek yok olmaya karşı Allah tarafından korunduğu belirtilmekle birlikte, dilediğinde bu içe kapanmayı gerçekleştirebileceği de hatırlatılmakta. *** Zümer 68. Sura üflenmiştir; Allah'ın dilediği kimseler dışında göklerde kim var, yerde kim varsa çarpılıp yere yıkılmıştır. Sonra sura bir daha üflenmiştir. İşte hepsi ayağa kalkmış bakıyorlar. Bu 68. ayette bahsedilen "istisna kimseler", yani o anda ölmeyecek veya bu dehşeti deneyimlemeyecek kişiler listesine, cennette şimdiden yaşamakta olan kullar da dahildir. Onların içinde bulunduğu evren sonsuza dek var olacaktır, belirttiğimiz üzere. Neml 87: Sûra üfürüleceği gün, Allah'ın dilediği dışında herkes, göklerdekiler, yerdekiler dehşet içinde kalacaktır. Hepsi boynunu bükmüş bir halde O'nun huzuruna gelir. *** "ARZU DELİLİ" DE AHİRET EVRENİNİN ÇOKTAN YARATILMIŞ OLDUĞUNA İŞARET EDER Ayrıca, Allah'ın varlığını ve sonsuz yaşamın gerçekliğini gösteren meşhur "Arzu Delili" de Ahiret Evreninin ve de yaşantısının şimdiden var olduğuna kanıt oluşturur diye düşünüyorum. Çünkü insanlar yaşamlarının hemen/kesintisiz devam etmesini ister. Genlerinde, programlarında bu arzu kodlanmış gibidir. Kimse tekrar dirilmek için binlerce veya milyonlarca yıl beklemek istemez. Bu bağlamda ölümünden hemen sonra cennet yaşamına kavuşan bir kısım da olsa kulların olduğunu kabul etmek daha rasyoneldir arzu deliline göre. Arzu Delili'nin ne olduğu ve de ayrıntıları için Caner Taslaman'ın ilgili kitabı şuradan ücretsiz okunabilir: http://www.canertaslaman.com/2012/08/arzu-delili-arzulardan-allaha-ulasmak/ Dediğim gibi Arzu Delili ahiretin yaşamının şu anda da var olduğunu gösteriyor bence. Bunu da şöyle maddelendirelim: 1- İnsanların doğal ve sağlıklı arzularının genelde karşılığı olduğunu görüyoruz (örneğin su içme arzusunun karşılığı olarak suyun bulunması/var olması vb...). 2- Hemen hiç kimse binlerce veya milyonlarca yıl yok olmuş vaziyette kalmak/beklemek istemez, ara verilse bile yaşantısına en kısa zamanda devam etmek ister, özellikle cennet hayatına hemen kavuşmak ister. 3- Bu bağlamda en azından hakeden bazı kullar hiç bekletilmeden cennette şimdiden yaratılarak sonsuz yaşamlarına başlamışlardır . (ve dolayısıyla bunun gerçekleştiği bir mekan/mekanlar mevcuttur). Bunun yanı sıra, arzu deliline göre insanların arzu ettiği nimetler çoğunlukla evvelden yaratılmış yani hazır durumdadır. Bu açıdan da arzu deliline göre yine cennetin gelecekte değil de şimdiden var olduğunu düşünmek daha mantıklı olandır. Ayrıca bu bakış açısı/sorgulama, dünyadaki nimetlerin benzerlerinin cennette de olduğunun bir başka ispatını da sunmakta. * * * Enbiya 19: göklerde ve yerde kim varsa O'na aittir. Ve O'nun katındakiler, O'na ibadet etmekten ne çekinirler ne de yorulurlar. Rahman 29. göklerde ve yerde kim varsa O'ndan ister. O, her an yeni bir iş ve oluştadır. Nahl 49: göklerdeki ve yerdeki canlı şeyler de melekler de yalnız Allah'a secde ederler ve hiç de büyüklük taslamazlar. İsra 55: Rabbin, göklerdeki ve yerdeki kimseleri de daha iyi bilir. Yemin olsun biz, peygamberlerin bir kısmını bir kısmına üstün kılmışızdır. Davûd'a da Zebur'u verdik. Bu ve benzeri diğer ayetlerde tekrar ve tekrar gördüğümüz üzere, diğer evrenlerde de canlı kimseler var. (Tabii bu ayetler bizim evrenimizin dünyamız dışında başka alanlarında da canlı varlıkların olduğunu anlatıyor olabilir ayrıca). Bunların bir kısmını melekler oluşturmakla birlikte, bir kısmını ise şehitler ve peygamberler gibi cennette şimdiden yaratılarak yaşamaya başlayan özel insanlar/kullar oluşturmakta (bunların dışında başka kimseler de sözkonusu gözüküyor). İsra 44. Yedi gök, yerküre ve bunların içindekiler O'nu tespih ederler. Hiçbir şey yoktur ki, O'nu överek tespih etmesin; fakat siz onların tespihlerini fark edemezsiniz. O Halîm'dir, Gafûr'dur. *** Şura 5. gökler, üstlerinden çatlayacak gibi titreşiyor. Melekler de Rablerinin hamdiyle tespih ediyorlar ve yeryüzündekiler için af diliyorlar. Gözünüzü açıp kendinize gelin! Allah'tır ancak hep affeden, hep merhamet eden. Meryem 90: Bu söz yüzünden neredeyse gökler çatlayacak, yer parçalanacak, dağlar yıkılıp çökecek. Rahman 33. Ey cin ve insan toplulukları! göklerin ve yerin bucaklarından/köşelerinden geçip gitmeye gücünüz yeterse, hadi geçin gidin. Bilgi ve güç dışında birşeyle geçip gidemezsiniz! Gerek göklerin üstlerinden çatlayacak gibi titreşmelerinden bahseden ayetlerdeki ifadeler, gerekse Rahman Suresi 33. ayette evrenlerin ve dünyanın çaplarından/köşelerinden bahsedilmesi , gerekse de Talak Suresi 12. ayette “Allah O'dur ki, yedi göğü ve yerden de onların benzerini/mislini yaratmıştır" denmesi, evrenlerle gezegenlerin küremsi, yani şekilsel olarak benzer yapıya sahip olduklarını da vurgulamakta. Ayrıca bu bucakları yani gezegenlerin ve evrenlerin sınırlarını geçebilmek için özel bir güce veya teknolojiye, ilme veya imkana sahip olmak gerektiği de anlatılmakta. Başka bir deyişle gezegenler ve hatta evrenler arası yolculuğun aslında mümkün olduğu, ama bunun insanlar ve cinler açısından hiç de kolay olmadığı bilgisi veriliyor. İnşikak 19: Ki, siz, mutlaka tabakadan tabakaya bineceksiniz/geçeceksiniz! Tabakadan tabakaya geçmek ifadesi de hem gezegenler arası, hem de evrenler arası yolculuğu (Ahiret Evreninde yaşamaya başlamak da diğer evrene geçiştir) anlatmakta. *** Mumin 57: Göklerin ve yerin yaratılışı, insanın yaratılışından daha büyük bir şeydir. Ne var ki halkın çoğu bilmez. (Evrenlerin ve gezegenlerin yaratılışı insanların yaratılışından daha görkemli bir şeydir). Taha 4: Yeri ve o yüce mi yüce gökleri yaratandan bir vahiy olarak indirdik. (Ve Evrenlerin yaratılışı da dünyanın/gezegenlerin yaratılışından daha görkemlidir). Hadid 21. Rabbinizden bir affa ve Allah ile resulüne inananlar için hazırlanmış bulunan, eni de yerle göğün eni kadar olan bir cennete doğru yarışarak koşun. Bu, Allah'ın dilediğine vereceği bir lütuftur. Allah, o büyük lütfun sahibidir. Ali İmran 133. Rabbinizden bir bağışlanmaya ve eni göklerle yer kadar olan cennete doğru yarışır gibi koşuşun. O, takva sahipleri için hazırlanmıştır. Hadid Suresi 21. ayetten Cennetin en az evrenimiz kadar büyük/geniş olduğunu anlıyoruz. Başka bir deyişle sonsuzluk yurdunun kendisinin bir evren olduğunu...Zaten içinde muhtemelen trilyonlarca ve belki de daha fazlada sayıda kulu barındıracak(ve bir kısmını şimdiden barındırmakta) olan ve aynı zamanda onların (içindeki insanların ve diğer canlıların) sonsuza dek sıkılmadan çeşitli nimetler ve mutluluklar içinde yaşamasına vesile olacak mekan bir evren büyüklüğünde/genişliğinde olmak durumunda. Buna karşılık Ali İmran 133. ayette ise "eni göklerle yer kadar olan" ifadesi kullanılmakta. Bilindiği üzere Kuran'da birden fazla cennetin olduğu anlatılır ve hatta onların bazı farklı özelliklerine de kısaca değinilir. Ama aynı zamanda bu cennetlerin toplamına da yine cennet denilir. İşte bu ayette de tek bütün halinde tüm cennetlerden/toplamlarından bahsedildiğini düşünüyorum. Muzzemmil 12: Bizim yanımızda bukağılar var, cehennem var! Kalem 34: Takva sahipleri için, Rableri katında nimetlerle dolu cennetler vardır. Cehennem ve cennetin çoktan yaratılmış vaziyette olduğunu bu ve bunun gibi ifadeler içeren ayetlerden tekrar tekrar anlıyoruz. Ahiret evrenlerinde haz ve ızdırap, iyiler ve kötüler tamamen birbirinden ayrılmış durumdadır. Buna karşılık bizim evrenimizde ise haz ve ızdırap içiçedir.Zaten imtihan dünyası hedefleri gereği cennet ile cehennemin karışımı bir yapıya sahiptir ve de sonludur kainatımız. Fakat ahiret alemi ölümsüzdür ve cennet ile cehennem birbirine uzaktır... Gerek dünyamızda gerekse ahiret yurdunda canlıların formları sabit olmakla birlikte, cennette yaşlanma ve ölüm de olmadığına göre orada canlı formları bu açıdan da, hem de sonsuza dek sabittirler. Ve yine Ahiret Evreninde zamanın bizim evrenimizden farklı aktığını ayetlerden öğreniyoruz: -Gerçekten, senin Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir. (Hac Suresi, 47'den alınma). *** Mülk Suresi 5 Yemin olsun ki, biz en yakın göğü kandillerle süsledik ve onları şeytanlara ateş taneleri yaptık. O şeytanlar için çılgın ateş azabını da hazırladık. Bizim evrenimizin yıldızlarla donatıldığını ve bu yıldızların üzerinde cehennemi andıran bir ateş ortamı olduğunu ayetlerin anlattığını belirtmiştik: http://emre1974tr.blogspot.com.tr/2012/01/mucizelerin-devam.html Burada şuna dikkat edilmelidir; yıldızların üzerindeki bu ateş ve ışınların, içinde bulunduğumuz imtihan dünyasında bile şeytanlara azap edici ve engelleyici olduğu açıklanmaktadır. Yani bazı kimselerin iddia ettiği gibi yıldızlar taşa falan benzetilmiyor veya meteorlardan bahsedilmiyor, yıldızların üzerlerindeki ateşten, sıcaklıktan ve ışıktan bahsedilmektedir. Ayrıca yıldızların üzerindeki bu ateş ortamının Cehennemi andırdığına da vurgu var . Zaten konuyla bağlantılı diğer ayetlerde olay açıklığa kavuşmakta: CİN SURESİ 8. "Biz göğe gerçekten dokunduk da onu titiz ve güçlü bekçilerle ve kayıp giden ışınlarla/alevlerle doldurulmuş bulduk." 9. "Biz eskiden, onun, dinlemek için oturulan yerlerinde otururduk. Ama şu anda kim dinlemeye kalksa kendisini gözetleyen bir alev/ışık bulur." Saffat Suresi 6. Biz o yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsleyip donattık. 7. Ve her türlü inatçı-âsi şeytandan koruduk. 8. Onlar ne kadar çırpınsalar da o yüce konseyi dinleyemezler. Ve her taraftan atışa tutulurlar; 9. Kovulurlar. Ve onlar için, yakalarını bırakmayan bir azap vardır. 10.Bir söz kapan olursa, onu, delici bir ışın izler. Görüldüğü üzere atıştan kastedilen ışık/alevdir. *** Tekvir Suresi 11 Göğün örtüsü soyulup indirildiğinde, 12 Cehennem kızıştırıldığında, 13 Cennet yaklaştırıldığında, Kıyamet döneminde Evrenimizle Ahiret Evreni arasında geçiş kapıları açılmıştır ve bu sayede cennet ve cehennem görünür hale gelmiş, çünkü yaklaştırılmıştır. Bu aşamada bizim evrenimiz yok olma, Big Crunch aşamasını yaşamaktadır. *** EVRENLER/GÖKLER ARASI GEÇİŞİ SAĞLAYAN "GÖK KAPILARI" Nebe 19: Gök açılmış, kapı kapı oluvermiştir. Hesap günü , uzun zamandır cennette yaşamakta olan istisna kulların dışında kalan diğer kimselerin cennetle veya cehennemle tanışma vaktidir. Ve yine, bu anlatımlarda da cennet ve cehennemin kıyamet günü yaratılmadıklarını, çünkü zaten var olduklarını (daha evvelden yaratıldıklarını) tekrar ve tekrar görüyoruz, anlıyoruz.Evrenler arası geçişi sağlayan "gök kapılarının" yine burada işbaşında olduğunu da görüyoruz. Araf 40: Ayetlerimizi yalanlayan ve onlar karşısında büyüklük taslayanlar var ya, gök kapıları açılmayacaktır onlar için ve deve iğne deliğinden geçinceye kadar cennete giremeyeceklerdir onlar. Suçluları böyle cezalandırırız biz. Cennete girebilmek için o evrenin kapılarının (gök kapıları) açılmasının gerekli olması... Hicr Suresi 14 Üzerlerine gökten bir kapı açsak da oradan yükseliyor olsalardı. 15 Kesinlikle şöyle diyeceklerdi: "Bizim gözlerimiz döndürüldü, bakışlarımız sarhoş edildi. Belki de biz büyüye çarptırılmış bir toplumuz." Muhtemelen burada, inkarcıların, günümüzde Cennet ve Cehennemin var olduğu diğer evren veya evrenlere geçişleri gök kapılarından sağlansa ve bu kişiler gözleriyle tanık olsalar bile ahirete inanmayacakları söylenmekte. İbrahim 48: O gün yerküre başka bir yerküreye dönüştürülür. Gökler de öyle. Hepsi o Vâhid ve Kahhâr olan Allah'ın huzurunda dikilir. Kıyamet döneminde dünya ve bir çok evren yok edilmeye başlanmıştır. Önce ayetlerde anlatılan felaket sahneleri gerçekleşir ve bu tablo yerküre ve evrenlerde çöküş döneminin sancılarıdır. Dolayısıyla da hızlı bir değişimdir yaşananlar. Ama kullar mahkemeleri sonrası , ölümsüz olan (Big Crunch'ı yaşamayacak olan) ahiret evrenlerinde ve onların içindeki başka bir yeryüzünde yaşamaya devam edeceklerdir. Yani artık başka bir yeryüzünde ve de başka bir evrendeler (veya evrenlerdeler...). Aktarım gerçekleşmiştir. Ama elbette ki, cennete girmek için kıyameti beklemeyen istisna kullar, iyilikte önde gidenler ise zaten çoktandır bu ölümsüzlük yurdunda yaşamaktaydılar. Hud 107. Gökler ve yer durduğu sürece orada kalıcıdırlar; ancak Rabbin dilerse başka. Rabbin, dilediğini Yapandır 108. Mutluluğu hak edenler ise, gökler ve yer kaldığı sürece cennette kalıcıdırlar. Rabbin dilerse başka. Kesintisiz bir ödüldür bu. Yine buradaki gökler "ahiret evrenleri", yer ise cennet ve cehennem halklarının üzerinde yaşadığı yeni yerkürelerdir. Yani burada dünyamızın kıyamette yeniden yaratılmış, evrimleşmiş halinden falan bahsedilmiyor, zaten şimdiden var olan ahiret evrenleri ve içlerindeki gezegenlerden bahsediliyor. Bunun başka bir delilini şu ayette de görüyoruz: Zumer 74. Onlar da şöyle derler: "Hamd olsun o Allah'a ki bize vaadini yerine getirdi, bizi yeryüzüne mirasçılar yaptı. İşte cennetten istediğimiz yerde konaklıyoruz. İş yapıp değer üretenlerin ödülü ne de güzelmiş!" Cennettekiler Allah'a hamdederken "bizi yeryüzüne/yere" mirasçılar yaptı demekte, çünkü cennetteki yeni bir yerküredeler (veya cennetteki diledikleri gezegende konaklıyabiliyorlar). Zariyat 22.Sizin, rızkınız da göktedir, tehdit edildiğiniz şey de. (cennetin de cehennemin de hazır vaziyette ve dünyanın dışında/gökte olduğu anlatılmakta yine). Şehitler ve peygamberler gibi yarışta önde gidenlerin cennet yaşamına çoktan kavuştuklarını gösteren ayetlerin birkaçını burada da paylaşalım: -Sakın Allah yolunda öldürülenleri ölmüşler sanmayın! Aksine onlar hep hayattadırlar, Rablerinin katında rızıklandırılırlar. -Allah'ın kendilerine lütfundan verdiği mutlulukla sevinç duyarlar ve arkalarından şehit olarak kendilerine katılmamış olan mücahitler hakkında: "Onlara hiçbir korku yok ve onlar üzüntü de duymayacaklardır." müjdesinde bulunurlar. (Ali imran suresi 169-170) Meryem 56. Kitap'ta İdris'i de an. Çünkü o, özü-sözü tam uyuşan bir kişiydi, bir peygamberdi. 57. Onu yüce bir mekâna yükselttik. Ali İmran Suresi 55 Allah şunu da demişti: "Ey İsa, senin canını alacağım, seni kendime yükselteceğim; seni, inkar edenlerden uzaklaştırıp arındıracağım.Ve sana uyanları, inkar edenlerin, kıyamete kadar üstünde tutacağım.Sonra bana olacak dönüşünüz; tartışıp durduğunuz şeyler hakkında aranızda ben hüküm vereceğim." KIYAMET GÜNÜ CENNETTE ÇOKTANDIR YAŞAMAKTA OLANLAR DA MAHŞER MEYDANINA ÇAĞRILMAKTA Şu an cennette yaşayan peygamberler kıyamet günü tanıklar olarak mahkeme alanına çağrılacaklar: Mürselat 11: peygamberler bekleme yerlerine vardırıldığı vakit. Nahl 89: Her topluluk içinden, kendilerine karşı bir tanık gönderdiğimiz, şunlara karşı da seni tanık olarak getirdiğimiz gün... Biz sana bu kitabı, her şeyi açıklayan, bir yol gösterici, bir rahmet ve müslümanlara bir müjde olarak indirdik. Zümer Suresi68. Sûra üflenmiştir; Allah'ın dilediği kimseler dışında göklerde kim var, yerde kim varsa çarpılıp yere yıkılmıştır. Sonra sûra bir daha üflenmiştir. İşte hepsi ayağa kalkmış bakıyorlar. 69. Yeryüzü, Rabbinin nuruyla parıldamış, Kitap ortaya konmuş, peygamberler, tanıklar getirilip aralarında hakla hüküm verilmiştir. Onlar asla haksızlığa uğratılmazlar. 68. ayette yine istisna insanların, yok ediliş sürecinden etkilenmeyeceği belirtildikten sonra, 69. ayette de bu cennette korunmakta olan kullardan elçilerin tanıklar olarak çağrılacağı da yine açık bir şekilde anlatılmaktadır. İnşıkak Suresi 7. O zaman kitabı sağdan verilen, 8. Kolay bir hesapla hesaba çekilecek, 9. Ve sevinçli olarak ailesine dönecektir. Mahkemesi biten iyi kulun zaten cennette olan ailesine, yakınlarına geri dönmesinden bahsediyor gibi ayet. Buradaki kolay hesaba çekilen kişi cennette yaşıyorken, temsili (yani sonucu belli) kısa ve kolay bir mahkeme için kıyamet günü çağrılmış da olabilir. Tıpkı peygamberlerin tanıklar olarak, cennetten kısa bir süreliğine de olsa çıkıp kıyamet meydanına gelmeleri gibi... (bu aile/yakınlar cennette sonradan tanışılan kişileri de içerebilir, hatta sırf onlardan oluşuyor da olabilir). Ayrıca şu ayetlerin son peygamberin daha dünyada yaşarken Ahiret Evrenlerini ziyaretini anlatıyor olma ihtimali vardır: Necm Suresi 13 Yemin olsun ki onu bir başka inişte de görmüştü. 14 Son sınır ağacı, Sidretül Münteha yanında. 15 O ağacın yanındadır sığınılacak bahçe. 16 O vakit kuşatıp sarıyordu Sidre'yi kuşatıp saran, 17 Göz ne kayıp şaştı ne azıp haddi aştı. 18 Yemin olsun ki Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını gördü. Bu tespite itiraz edenler 13. ayetteki "onu başka inişte de görmüştü" ifadesinin vahiy meleğiyle ilk karşılaşmayı anlattığını gösterdiğini iddia etmekteler ama gerçekte ise buradaki ifadeden böyle ilk karşılaşma anlamı çıkmaz (sadece "böyle de olabilir" şeklinde bir zihin jimnastiği yapılabilir). Bu arada ilginçtir ki mezhepçilerin bir kısmı cennet ve cehennemin şimdi var olmadığını, kıyametten sonra yaratılacağını düşünmelerine karşın, Muhammed Peygamberin Ahiret Evrenlerini, yani cennet ve cehennemi ziyaret ettiğini de kabul ederler (Miraç inancı). Kuran'a göre ise sonsuzluk yurdu zaten çoktan yaratılmıştır görüldüğü üzere. Yani insanlar rivayetleri ve diğer kaynakları bir kenara bırakıp sadece Kuran'ı dinin gerçek kaynağı olarak görselerdi çoktan çelişkili kabuller ortadan kalkmış olurdu.. ARAF HALKI DA CENNETTE YAŞAMAKTA OLANLARDANDIR Kutsal Kitabımızda bahsedilen "Araf halkının" da, cennette şimdiden yaşamakta olan ve daha sonra bu sonsuzluk yurduna yeni girecek olan, yani kendilerine katılacak kimseleri karşılamak için sınıra gelen kişiler olduğunu düşünüyorum: Araf Suresi 46. İki taraf arasında bir perde ve A'raf üzerinde de hepsini (hem cennetlikleri hem de cehennemlikleri, yüzlerindeki) işaretleriyle tanıyan erkekler vardır. (Bunlar), henüz cennete girmemiş olan, fakat girmeyi bekleyen, cennet halkına: "selam size!" diye seslendiler. 47. Gözleri ateş halkı tarafına çevrildiği zaman da; "Rabbimiz, bizi şu -zalim toplulukla beraber bulundurma!" dediler. 48. A'raf halkı, yüzlerindeki işaretleriyle tanıdıkları birtakım adamlara da ünleyerek dediler ki: "Ne topluluğunuz, ne de büyüklük taslamanız, size hiçbir yarar sağlamadı." 49. Allah onları hiçbir rahmete erdirmeyecek, diye yemin ettiğiniz kimseler bunlar mıydı? (Cennetliklere dönerek): "Girin cennete, artık size ne korku vardır, ne de siz üzüleceksiniz!" dediler. (Hatırlarsanız Ali imran 170. ayette cennette yaşamakta olanlar, sonradan kendilerine katılacak olanlar için benzer bir şekilde konuşuyor "Onlara hiçbir korku yok ve onlar üzüntü de duymayacaklardır." diyorlardı). Vakıa Suresinde ahirette 3 sınıf olacağımız söylenmekte: Vakıa Suresi 7 Ve sizler, üç çift/sınıf oluvermişsinizdir. 8 İşte uğur ve mutluluk yâranı. Nedir uğur ve mutluluk yâranı? 9 İşte şomluk ve bunalım yâranı. Nedir şomluk ve bunalım yâranı? 10 Ve oluşta önde gidenler, yarışta önde gidenler... 8. ayette kıyamet sonrası nimet yurduna girecek, 9. ayette cehenneme girecek kullardan bahsedilirken, 10. ayette ise zaten cennette yaşamakta olan öncü sınıftan bahsediliyor. Böylece 7. ayette bahsedilen 3 sınıf tamamlanmış olmaktadır. Konuyla ilgili diğer ayetleri/delilleri yukarıda linklerini verdiğim yazılarımda vermiştim. Ayrıca şu çalışmamda da belirttiğim üzere hiç dünyada yaşamadan doğrudan cennette yaratılan kullar bile olabilir: http://emre1974tr.blogspot.com.tr/2013/11/kotuluk-problemine-cevap.html Şura Suresi 29. ayet: -Gökleri ve yeri yaratıp onlarda çeşitli yaratıklar yayması O'nun ayetlerindendir. O, dilediği zaman onları toplayabilir. Dikkat edilirse göklerde de , dünyamızda da yaratıkların yayıldığından bahsediliyor. Yani diğer evrenlerde de şu an yaşamın olduğu yine açıkça gözükmekte. Ve yine her evrenin içinde yerküreler/gezegenler olduğu da vurgulanmakta dolayısıyla. Meryem 93: Göklerde ve yerde bulunan herkes, Rahman'a kul olarak gelecektir. *** Maide 17: Yemin olsun ki, "Allah Meryem'in oğlu Mesih'tir" diyenler küfre batmışlardır. De ki: "Allah; Meryem'in oğlu Mesih'i, annesini ve yeryüzündeki insanların hepsini helâk etmek istese Allah'a karşı kimin elinde bir güç vardır!" Hem göklerin hem yerin hem de bunlar arasındakilerin mülk ve yönetimi Allah'ındır. Dilediğini yaratır. Allah her şeye Kadîr'dir. İyilikte ve sevapkarlıkta çok ileri seviyede olan kulların şu anda nimetler yurdunda yaşamakta olduklarını delilleriyle defalarca gördük. Dolayısıyla İsa Peygamber de tıpkı diğer elçiler gibi canlı durumda. İşte Maide Suresi 17. ayette de bu duruma farklı bir şekilde tekrar vurgu da var. Burada deniliyor ki: göklerde yani ahiret evreninde yaşamakta olan İsa Peygamberi, annesini ve de bunun dışında şu anda yeryüzünde var olan sizleri yaşatmaya devam eden Allah'dır, dilerse buna son verebilir ve bu yüzden yaratılmış hiçbir kulu ortak koşmayın, ilahlaştırmayın... Elbette İsa ve annesi Meryem şu an yaşamakta olduğu için bu ifade kullanılmıştır. Rad Suresi 15: Göklerde ve yerde kim varsa gölgeleriyle birlikte ister istemez ve sabah-akşam Allah'a secde eder.Nahl 49: Göklerdeki ve yerdeki canlı şeyler de melekler de yalnız Allah'a secde ederler ve hiç de büyüklük taslamazlar. Diğer evrenlerdeki (ve de dünyamızdaki) canlılar ve melekler ayrı ayrı anıldığına göre oralarda da meleklerin dışında başka canlı varlıkların olduğu bilgisinin bir başka sağlamasına, kanıtına daha sahip olmaya devam ediyoruz. Göklerin ve yerin melekutu (içyüzü/hükümdarlığı) ile ilgili tespitimi paylaşdığım yazımı da tekrar vereyim yeri gelmişken: http://emre1974tr.blogspot.com.tr/2014/10/goklerin-ve-yerin-melekutu-ve-diger-iki.html Son olarak; "alem" kelimesi "dünya, kainat, evren" anlamlarına da gelmekte. Ve Kuran'da "alem, alemler" ifadeleri birçok ayette geçiyor. Örneğin: Mümin Suresi64 Allah odur ki, yeryüzünü sizin için durulacak yer, göğü bir bina yaptı; sizi yaratıp donattı ve görünüşünüzü güzel yaptı, sizi temiz ve güzel nimetlerle rızıklandırdı. İşte bu Allah'tır sizin Rabbiniz! Âlemlerin (Evrenlerin) Rabbi olan Allah ne kadar yücedir! 65 Hayy O'dur! Tanrı yoktur O'ndan başka. Dini kendisine özgüleyerek dua edin O'na. Hamt olsun âlemlerin (Evrenlerin) Rabbi'ne! 66 De ki: "Ben, Rabbimden bana açık-seçik ayetler gelince, sizin, Allah'ın berisinden yakardıklarınıza kulluk etmekten yasaklandım. Ben, âlemlerin (Evrenlerin) Rabbi'ne teslim olmakla emrolundum." İşte ayetlerdeki bu "alemler" ifadesini "evrenler" şeklinde tercüme edenler de vardır. Evet "alem" kelimesi bildiğimiz evreni/kainatı da kapsayan geniş bir anlama sahiptir gerçekten. Selam ve sevgiler.
  20. Bu çalışmamda; Maide 33'de bahsedilen "çaprazlama" meselesinin ne olduğundan bahsedeceğim, ama ondan önce kısaca başka bir konuya değinerek giriş yapmak istiyorum; Kuran'a göre hırsızlığın cezasının ne olduğuyla ilgili de çok soru gelmekte. Kitapta ifade edilen el kesme cezasının eli tamamen kesmek mi yoksa çizdirip işaretlemek mi olduğu konusu üzerinde duruluyor özellikle. Kuran'ı bütünlük içinde ele alınca genel olarak hemfikir olunan sonuç şudur; Kitapta hırsızlık vakalarıyla ilgili el kesme ifadesi 3 anlamı da içermekte: 1- Elini kesme 2- Elini çizdirme (işaretleme) 3- İmkanını kesme, yani hapsetme ve buna benzer kısıtlamalar getirme. Dikkat edilirse ayetlerde anlatılan, Yusuf Peygamberin öyküsünde de hırsızın alıkonulduğunu yani hapsedildiğini görüyoruz. Hırsızlığın büyüklüğüne/derecesine ve hırsızın durumuna göre bu 3 uygulamadan birinin yapılması isteniyor ayetlerde diye düşünmekteyiz. Ayrıca mağdur yani mal sahibi isterse hırsızı affedebilir veya başka özel durumlardan dolayı hırsıza hiç ceza verilmediği vakalar da olabilir (örneğin açlıktan/mecburiyetten dolayı çalma, kleptomani/çalma rahatsızlığı yüzünden bunu yapma vs...). Zaten ayetlerde, birey hakkına yönelik en büyük ihlal olan cinayet suçu için bile mağdur yakınlarına affetme yani cezayı hafifletme yetkisi verildiği dikkate alınırsa, nisbeten daha hafif bir suç olan mal/para gasbında yine aynı af kapısı her zaman açık demektir. Ama ben yazımın başında da dediğim gibi asıl Maide Suresi 33. ayette bahsedilen "çaprazlama " konusuna değinmek istiyorum ve bu konuda yeni birşey söyleyeceğim. Durum zannedilenin tam tersinedir. El ve ayakları çaprazlama kesme uygulamasını aslında putperestler kendilerine boyun eğmeyenlere/Müslümanlara uygulamaktaydı ve ayette bahsedilen de, peygamber döneminde bundan vazgeçmeyen zalimlere karşı aynı şekilde karşılık vererek savunma mücadelesi yapılmasıdır. Öncelikle iyi anlaşılmalıdır ki ilgili ayet saldırganlara karşı Müslümanların yaptığı savunma savaşıyla ilgilidir. Zaten şu yazımda da belirttiğim üzere İslam'da sadece nefsi müdafa, yani savunma savaşına izin vardır: http://emre1974tr.blogspot.com/2011/07/kuranda-sadece-nefsi-mudafaya-izin.html Ve işte yine nefsi müdafadan bahseden bu ayet, o zamanlar imanlılara zulüm yapanlara ve bunu inatla sürdürenlere yaptıklarının aynısıyla karşılık verme, onlara yaptıklarını tattırmakdan/iade etmekten bahsetmektedir: Maide Suresi 33: "Allah ve resulüyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuk yapmaya çalışanların cezası şudur: Öldürülürler yahut asılırlar yahut elleriyle ayakları çaprazlamasına kesilir yahut bulundukları yerden sürülürler. Bu onlar için dünyada bir rezilliktir. Âhirette de onlara büyük bir azap vardır. 34. Ancak onları ele geçirmenizden önce tövbe edenler bunun dışındadırlar. Artık Allah'ın çok bağışlayıcı, çok merhamet edici olduğunu bilin." Dediğim gibi, o dönemde durup dururken Müslümanlara saldıran ve bundan da, yani savaştan vazgeçmeyen, barışa yanaşmayan zalimlere karşı nefsi müdafa mücadelesi ve kısas istenmektedir sadece. Kuran'ın anlattığı üzere, Müslümanlara karşı putperestler bu çaprazlama uygulamasını gerçekleştirmekteydiler eskiden beri (özellikle Mısır Firavunları). Konunun anlaşılabilmesi için öncelikle şu çalışmam okunmalı: http://emre1974tr.blogspot.com/2011/07/msr-firavunlarnn-caprazlama-merak.html Texe Marrs'ın Codex Magica isimli kitabında da anlattığı üzere Antik Mısır dininde "X" yani "çaprazlama işareti" güneş tanrısı Osiris'in simgesiydi ve bu yüzden onlar için kutsaldı . Mısır kralları gömülürken elleri ve ayakları çapraz pozisyonuna getirilirdi. Eski Mısır medeniyetinden kalma yazıtlarda, tapınak ve piramitlerin duvarlarında da X sembolü sıkça görülmektedir. Ayrıca kendilerine karşı gelenleri cezalandırırken yine bu çaprazlama ritüelini kullanırlardı. Ayetler de; putperestlerin eski çağlardan beri, Müslümanlara karşı şiddet uygularken bile çaprazlama takıntılarını sürdürdükleri bilgisini vermektedir. Taha Suresi'nde anlatılan olayda, Firavunun Müslüman olanlara yönelik olarak el ve ayakları çaprazlama kesme yöntemine başvurmaya kalktığını görmekteyiz: Taha Suresi 63. Dediler ki: "Şunlar, iki büyücüden başka birşey değillerdir. Büyüleriyle sizi toprağınızdan çıkarmak ve sizin örnek yolunuzu silip yok etmek istiyorlar. 64. "Hemen hünerlerinizi birleştirin; sonra saf bağlamış olarak gelin! Bugün, üstün gelen kurtulmuş olacaktır. " 65. Dediler: "Ey Mûsa, ya hünerini ortaya at yahut da ilk hüner sergileyen biz olacağız. " 66. Mûsa dedi: "Hayır, siz atın!" Bir de ne görsün! Onların ipleri, sopaları, yaptıkları büyüler yüzünden, kendisine gerçekten koşuyorlarmış hayaline verdi. 67. Mûsa birdenbire içinde bir korku duydu. 68. Şöyle dedik: "Korkma, üstün gelecek olan sensin!" 69. "Sağ elindekini yere bırak! Onların, sanayi olarak ortaya çıkardıklarını yalayıp yutsun. Onların sanayi olarak ürettikleri sadece bir büyücünün hilesidir. Büyücü ise nereye gitse iflah etmez. " 70. Bunun üzerine büyücüler secdelere kapanıp şöyle seslendiler: "Hârun`un ve Mûsa`nın Rabbine inandık!" 71. Firavun dedi: "Ben izin vermeden ona inandınız öyle mi? O size, büyüyü öğreten büyüğünüzdür. Yemin olsun, ellerinizi, ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve yemin olsun sizi hurma ağaçlarına asacağım. O zaman iyice bileceksiniz, hangimizin azabı daha şiddetli ve sürekli. " 72 Dediler: "Biz seni, bize gelen açık-seçik kanıtlara ve bizi yaratmış olana asla tercih etmeyeceğiz. Verdiğin hükmü uygula. Senin hükmün olsa olsa bu dünya hayatında geçer. " Firavunların pagan, Spiritualist/Ruhçu temele dayalı, ve çapraz işaretini kutsal gören öğretisi antik Mısır dönemiyle sınırlı kalmadı elbette. Günümüze kadar varlığını çeşitli adlarla dünyanın dört bir tarafında sürdürdü( yahudi mistisizmi de bu öğretinin temeli üzerinde inşa edildi) ve hala da sürdürmekte(örneğin uzakdoğu meditasyonlarında bacaklar çapraz pozisyonuna getirilip transa geçilir vs.). Binlerce yıldır çeşitli versiyonlarıyla insanları şirke batırmayı sürdüren Ruhçuluk, elbette her dönemde olduğu gibi peygamberimizin döneminde de putperestler üzerinde etkiliydi. Ve dolayısıyla o zamanın çok tanrıcıları, Müslümanlara karşı aynı şiddeti ve yöntemi sürdürmekteydiler. Tıpkı daha önceki peygamberlerin dönemlerinde de olduğu gibi... Texe Marrs'ın Codex Magica isimli kitabından bazı resimler Ve tekrar belirtelim; böyle eskiden beri Müslümanların el ve ayaklarını çaprazlama kesen ve bu eylemlerini sürdüren paganlara/putperestlere karşı kısas olarak , yani onlara yaptıklarının aynısının uygulanması bir seçenek, bir savunma stratejisi olarak sunulmuş Maide Suresinde. Peygamberleri ve takipçilerini ülkelerinden çıkarınları aynı şekilde ülkeden sürmek, onlara saldıranlara aynı şekilde karşılık vermek, kısaca "göze göz, dişe diş" izninden bahsedilmiş. Ve dediğim gibi, kitabı bütünlük içinde okuyunca görmekteyiz ki bu, Müslümanlara verilen savunma savaşı izni, eğer saldıranlar müminlere bu yaptıklarından vazgeçip barışa yanaşırlarsa bitiyor. Başka bir deyişle burada bahsedilen çaprazlama olayının hırsızlıkla veya o kişinin inanıp inanmamasıyla hiçbir ilgisi yoktur. Sadece fiziksel olarak saldıranlara karşı savunma savaşı ve kısas isteniyor o dönemde hepsi bu. Yoksa herkes dilediği şeye inanmakta veya inanmamakta ve bu doğrultuda yaşamını yönlendirmede özgürdür. Kimseye inancından dolayı tokat dahi atılamaz Kuran'a göre. Selam ve sevgiler
×
×
  • Yeni Oluştur...