Jump to content

Emre_1974tr

Üyeliğini Sildirmiş Kullanıcı
  • İçerik sayısı

    348
  • Katılım

  • Son ziyaret

Emre_1974tr kullanıcısının paylaşımları

  1. Emre_1974tr

    Her insan sorgulanmak için mi yaratılır?

    Çünkü toplamda cenneti hakkediyormuş. Aynı anda ailesi de o deneyimi hakkediyormuş. Yani kurtarılmayı. Fakat aynı zamanda da dünyada bir ızdırabı da... Bir hata yapacak olması veya bir dönem kötü olacak olması toplamda kötü yapmaz. Hepsini okumadan yorum yapmayın. Selam
  2. Emre_1974tr

    Her insan sorgulanmak için mi yaratılır?

    İşte anlattım okusana
  3. Emre_1974tr

    Kim demiş cennet yan gelip yatma yeridir diye?

    Bu arada arkadaşlar, cennet en az evrenimiz kadar büyük: http://emre1974tr.blogspot.com.tr/2016/05/goklerevrenler.html Selam
  4. Emre_1974tr

    Her insan sorgulanmak için mi yaratılır?

    Yahu bunları anlattım işte, okusana
  5. Emre_1974tr

    Her insan sorgulanmak için mi yaratılır?

    Şu 2 yazımı okursanız açıklıyorum: http://emre1974tr.blogspot.com.tr/2011/07/kader-ve-ozgur-irade.html http://emre1974tr.blogspot.com.tr/2013/11/kotuluk-problemine-cevap.html Selam
  6. Emre_1974tr

    Kim demiş cennet yan gelip yatma yeridir diye?

    Tıpkı bu evrende de olduğu gibi... İşte bilim adı altında araştırıp öğrendiklerimiz Rabbimizin nasıl yarattığı, hangi yasaları koyduğu...vb. Bu arada İslam bilimi emreder: http://emre1974tr.blogspot.com.tr/2011/07/kurann-bilimi-emretmesi.html Ve arkadaşlar hazlardan kastedilen sağlıklı ve iyi olanlar tabii. Yoksa diğerleri haz değil ızdıraptır. Selam
  7. Kuran ayetlerinde dünya nimetlerinin benzerlerinin, artı, hiç bir kalbin bilmediği ve duymadığı cennete has nimetlerin de bulunduğu vurgulanır. Bu ayetlere bir örnek vermek gerekirse; "Orada nefislerin arzu ettiği ve gözlerin lezzet aldığı her şey var.ve siz orada süresiz kalacaksınız."(Zuhruf Suresi 71.) Bu ifade şu demek.Bu dünyada sizin için yaratılmış nimetlerin hepsi cennette de var. Bu ayet ve diğer ayetlerde belirtilen nimetler, yan gelip yatmayla, seksle, yeme içmeyle sınırlandıramayız. Tamam, bunlarda çok büyük nimetler ve cennette varlar. Ama bunların yanı sıra hareket etmek, sanatla uğraşmak, okumak, bilimsel araştırma ve çalışmalarda bulunmak, spor yapmak, satranç gibi oyunlar oynamak, gezmek ve daha sayısız dünyaya özgün nimetler de bu haz ve nimet kapsamına girer. Nefsimizin arzu ettiği her şey cennette olacaktır. Zaten sadece yan gelip yatmak eksik bir nimet olurdu. Ayetlerde anlatılan huriler, meyveler ise birer örnek, bütünün küçük bir parçasıdırlar(ama kesinlikle bunlarda vardır).asıl liste ise yukarıdaki ayette verilmiştir. Herhalde Kuran’da televizyondan satranca kadar sayfalar dolusu bir nimet listesi hazırlanacak değildi. Kısaca, orada nefsinin arzu ettiği her şey olacaktır denilmiştir. Bir de bu nimetlerin sembolik olduğunu iddia eden arkadaşlara iki ayet daha göstererek yazımı tamamlamak istiyorum. -De ki "Allah`ın kulları için verdiği süslenecek şeylerle rızık olarak verdiklerinin temiz olanlarını kim yasak edebilir?"yine de ki "bunlar dünyadaki inançlı kişilerindir. ahirette ise yalnız onlarındır".ayetlerimizi anlayanlara bu şekilde açıklamaktayız.(Araf süresi 32.ayet) Dikkat edin ayette bu dünya nimetlerinin tümü inançlı kimselerindir, ama cennette ise yalnızca onlarındır deniliyor. Yani bu dünya nimetlerinin benzerlerinin ahirette cennet halkına verileceği, dünya nimetlerinin tümünün orada da olacağı dolaylı da olsa belirtilmekte. Diğer ayet:"inanıp yararlı işler yapanlara, altlarından ırmaklar akan cennetlerin kendilerine ait olduğunu müjdele! Onlardaki herhangi bir meyveden rızıklandıkça: bu daha önce de rızıklandığımız şeydir, derler. Onlara o dediklerine benzer verilmiştir. Onlar için orada tertemiz eşler de vardır ve onlar orada ebedi kalacaklardır."2/25 Bu ayette de cennet ehli, cennet meyvelerinden yeyince, bu yediklerinin dünyadaki meyvelerle aynı, yani benzer olduklarını söylüyorlar. Ayrıca bazı ayetlerde cennet içeceklerinin formülünün hangi bitkilerden oluştuğu dahi söylenmektedir. Bütün bu apaçık ayetlere sembolik demek zorlama olacağı gibi, bunları sembolik saymak o ayetleri inkâra da yaklaştırır insanı. Ha bunlar saçmalıktır olamaz demişsin, ha bu böyle olamaz semboliktir demişsin. Ayrıca, Kuran bir semboller kitabı değildir : http://emre1974tr.blogspot.com.tr/2011/07/kuran-bir-semboller-kitab-degildir.html Selam ve sevgiler. http://emre1974tr.blogspot.com.tr/2011/07/kim-demis-cennet-yan-gelip-yatma.html
  8. Kuran'da israf haram kılınmaktadır. Bunu da Müslümanlar çok iyi bilir. Buraya kadar her şey çok iyi ama işin içine bir kelime katarak Kuran'da yasaklanmayan bir şey de çaktırmadan yasaklanmaya kalkılır pek çok kişi tarafından. Bu da "lüks”tür. Kuran’da övülen Davut ve Süleyman peygamberlerin anlatıldığı örnek hayatlarında bolca kullandıklarını gördüğümüz lüks ve konforu, Kuran’ın hedeflediği bu güzellikleri sanki israfmış gibi göstermeye çalışılmıştır ve bunda da başarılı olunmuştur. Hemen pek çok Müslümanın kafasına lüks=israf inancı yerleştirilmiştir ne yazık ki. Hâlbuki israfın lüks ile doğru değil ters orantısı vardır çoğu kez. Lüks ve kalitenin arttığı yerde, sağlamlık, kalıcılık artar ilk olarak. Örneğin çoğunlukla kaliteli ve pahalı eşyalar çok daha dayanıklı olur ve uzun vadede ucuz eşyalardan daha ucuza gelir. Çünkü o lüks malzeme veya eşyadan bir tane tüketinceye kadar, adisinden 2–3 tane tüketirsiniz çoğu kez(kaliteli ve pahalı ayakkabılarla ucuzlarını düşünün).Bu yüzden bir Çin atasözü " ben ucuz mal satın alacak kadar zengin değilim" der. Ucuz ve kalitesiz malın zararı her zaman mal kaybıyla da sonuçlanmaz. Bu mallar insan sağlığı ve veya hayatına da mal olabilir. Kalite ve lüksün arttığı yerlerde ise güven daha fazladır. Bunun yanı sıra lüks olan şeyler, daha az tüketime başka yönlerden de vesile olurlar. Örneğin halka açık bir tuvalette son teknolojinin kullanıldığını düşünelim. Her şey otomatik, elinizi musluğun ağzına uzattığınızda su otomatik olarak akıyor, elinizi çektiğinizde yine lazer sistemi sayesinde otomatik olarak suyun akışı kesiliyor. Bu su israfını engellediği gibi, elinizi değmediğiniz için hijyen de sağlanıyor ve oradan mikrop kapma ihtimaliniz azalıyor. Aynı şekilde sabunluktan sıvı sabun da otomatik olarak elinize dökülüyor, yine el değmeden ellerinizi makinede kurutuyorsunuz... Bütün bunlar israfı ve hastalığı engelliyor. Ama bu konfor ve lüksün olmadığı bir tuvalette ise hem israf hem hastalıklı ortam artıyor. Özellikle buradan sarılık virüsü olan hepatit b kapma ihtimaliniz söz konusu... Kuran'da lüks ve konfor kesinlikle israf veya haram olarak gösterilmez, tersine bir güzellik olarak görülür ve hedeflenir. Dediğim gibi peygamberlerin Kuran'daki hayatlarında bunun örneklerini görebiliriz(saraylar, köşkler, heykeller, sanat eserleri, bilimsel ve teknolojik yenilikleri teşvik etmek, her iş ve hizmette iyiyi, kaliteyi, sağlamlığı ve kolaylığı hedeflemek, hayatı kolaylaştırmak ve güzelleştirmek...). İnsan ihtiyacı bir tek yaşamı devam ettirecek şeylerden ibaret değildir. Yeme içme, barınma ve cinsel ihtiyaçlarının yanı sıra, sanat, bilim ve vb. ihtiyaçları da vardır. Bu da Allah'ın kullarında görmek istediği lüksü ve zenginliği doğurmaktadır. Bu yüzden pahalı da olsa bir sanat eseri satın almak(eğer maddi durumunuz buna müsaitse) israf falan değildir. Veya hayatı kolaylaştıracak kaliteli ve sağlam teknolojik eşyalar satın almak da günah değil tersine sevap listesine girer. Ayrıca altın gibi lüks maddeleri kullanmak da israf değildir.Yine tersine bunları kullanmamak israftır.Tabiatta insanın hizmetine sunulmuş bir güzelliği kullanmamak bu zenginliğin bir işe yaramaması, yani heba edilmesi demektir.Düşünün, bir meyvenin tüketilmesi mi israftır yoksa o meyvenin tüketilmeyip çürümeye bırakılması mı…? Allah bir Kuran ayetinde evrende yarattığı bütün güzellikleri bizim için yarattığını ve bunlardan yararlanmamızı ister. Ve yine ayette bu helal nimetleri size kim haram kılabilir der. Zaten lüks malzeme veya hizmet tüketimi olmasa üretim diye bir şeyin olması mümkün değil. Eğer insan sadece hayatta kalmasını sağlayacak şeyleri satın alsaydı o zaman, ne beyaz eşya, ne otomobil ne de diğer konfor üretim fabrikaları olacaktı. Sadece tarım ve küçük işletmeler var olacak, bu da sadece güzelliklerin israfına değil, aynı zamanda fakirlik ve işsizliğe de yol açacaktı. Yine insanlar sadece hayatta kalacak kadar tüketseydi ne güzelim oteller, ne de tatil köyleri olacaktı. Bu da yine işsizliği ve fakirliği arttıracaktı. Bugün söylendiği gibi, sadece turizm potansiyelimiz bile bizi olağanüstü zengin bir ülke yapabilir... İşte bu güzellikleri değerlendirmek değil, değerlendirmemek israftır. Onlardan bolca yararlanmamak yazık etmektir. Onları çöpe atmaktır. İsraf bir şeyi tüketmek değil, tersine tüketmeyip heba olmasını, boşa gitmesine neden olmaktır. Örneğin suyu boşa akıtırsanız bu israftır. Ama onu kullanırsanız israfın tam karşıtı bir hareket yapmış olursunuz. İslam dünyasında yeniden Kuran'a yöneliş sayesinde bu lüks-israf ilişkisi yeniden yorumlanmalı ve gerçek görülmelidir. Uydurma hadisler ve kökeni İslam dışı olan öğretiler yüzünden bugün Müslüman ülkelerin çoğu sefillik, gerilik ve israfın pençesindedir. Buna karşılık değiştirilmiş kutsal kitaplara sahip olan Yahudi ve Hıristiyanlar, o değiştirilmiş kitaplarının değil de Kuran'ın prensipleri doğrultusunda yaşayarak bilimin, teknolojinin, konforun, sanatın, doğal güzelliklerin kısaca lüksün tadını çıkarmaktalar. Tüketim ve üretim had safhada… Diğer yandan da tüketimin olmadığı ülkeler zenginleşmek bir yana gittikçe daha da kuruyor ve fakirleşiyorlar. Zaten lüksün günah olarak görüldüğü bir yerde sefillikten başka bir şeyin oluşması da söz konusu değildir. Selam ve sevgiler. http://emre1974tr.blogspot.com.tr/2011/07/luks-israf-degildir.html
  9. Emre_1974tr

    Değişimi amaç yapma yanılgısı

    Pardon ya, bu sizin sürekli haliniz, sadece nuanslarında fark ortaya çıkıyor.
  10. Emre_1974tr

    Değişimi amaç yapma yanılgısı

    Ne oldu yine gerçeklerden kaçma ve aptal moduna girme taktiğine başvurdunuz ate arkadaşlar....
  11. Emre_1974tr

    Değişimi amaç yapma yanılgısı

    Ama bak ne demiştim sana Desert Wind, oynadığın karaktere biraz gerçekçilik ve derinlik katmazsan böyle karikatür gibi bir tipleme oluyor.
  12. Emre_1974tr

    Değişimi amaç yapma yanılgısı

    Antibiyotiğe dirençli bakteriler de sanılandan eski çıkmış bu arada: http://www.haberturk.com/saglik/haber/1495659-antibiyotige-direncli-mikroorganizmalarin-gecmisi-sanilandan-daha-eski
  13. Emre_1974tr

    Değişimi amaç yapma yanılgısı

    Şöyle demiştim eski bir iletimde ; Hayır değişen bir şey yok , belli döngüler var ve onlar da dışarıdan bakıldığında sabit. Mesela küp veya üçgen biçiminde bir gezegen asla oluşmaz. Ya da gezegen, yıldız , karadelik, pulsar vs. gibi günümüze gelmiş gökcisimlerinin dışında başka bir gök cismi türü muhtemelen kıyamete kadar çıkmayacak. Sizin değişim olarak gördüğünüz şeyler de kendi içlerinde belli döngüler. Evrenlerin doğması, büyümesi ve sonra da ayetlerde anlatıldığı üzere içine çökmesi bile kendi içinde evreler. Kısaca evrim falan yok. Öyle kaos falan yok, tabloya bütün içinde bakarsan yaratılan herşey planlı ve sınırlı. Utanmadan bu pagan ve dogmatik inancı yani evrimi savunmaya devam etmeyin. Selam
  14. Emre_1974tr

    Değişimi amaç yapma yanılgısı

    Kendi yazılarım bunlar , Sen para için misyonerlik yapıyorsun Hıristiyan Desert Wind. Çok tanrıcılığı yaymaya çalışıyorsun (Hindular da "333 in 1" der). Bizler ise sadece Allah rızası için , yani gerçek ve sonsuz çıkar için çalışan Müslümanlarız . Selam
  15. Evet değişiklikler güzeldir, insan hayatına yenilik ve çeşitlilikler katar. Hatta bazen ve veya bazı alanlarda mutlaka gereklidir de... Örneğin teknoloji ve bilimin sınırlarına henüz gelinmedi, bu alanda sürekli evrimleşilecek ve ilerlenecektir. Bu da yepyeni nimetler ve yaşam tarzı sunacaktır insana. Bunlar değişimin gerekli ve de faydalı olduğu taraflar. Ama bir de madalyonun öbür yüzü var. Değişimi mutluluğa götürecek araç değil de amaç olarak gören ,olumlu olumsuz demeden sırf değişiklik olsun diye değişim isteyen sağlıksız bir düşünce yapısı da hakim dünyada ne yazık ki.. Bunun bir benzeri noktaya "olumlu çeşitlilik ve olumsuz çeşitlilik" konusunda (ALTERNATİFORUM'DA) değinmiştim. Çeşitlilik ve farklılık ne kadar çok olursa o kadar iyi olur. Ama siz tutup, sakatlıkları, hastalıkları, ırkçı düşünceleri ve buna benzer çeşitli olumsuzlukları da sırf çeşitlilik olsun diye gerekli olarak görürseniz işte o zaman film kopar. Olumsuz çeşitliliğin fakirleştirici etkisini görmez ve onunla mücadele etmezseniz, bu zenginlik değil fakirlik olur demiştim. Yine sırf değişim olsun diye olumsuz değişimi kabullenirseniz aynı hataya düşersiniz. Yani sağlıklı halinizden sıkılıp hasta olmayı veya sakatlanmayı arzularsanız bu dediğim sağlıksız ruh haline bürünmüşsünüz demektir. Ya da başıma biraz üzücü ve sıkıntılı olaylar gelsin artık diyorsanız, yine sırf değişim olsun diye değişiklik olsun diyen, değişime tapan gruba girmişsiniz demektir. Hayat sonsuz denilebilecek olumlu değişimi yaratacak kombinasyonlara sahipken, olumsuz değişime yönelmek gerçekten trajediktir. Bu olumlu kombinasyonlar sonsuz bir süreç içerisinde insanın hayatına sonsuz bir zenginlik katacak potansiyele sahiptir. Ama olumsuzları ise zenginlik değil fakirlik katar. Bu yüzden her şeyde değişim istemek büyük bir hatadır. İyi olan, mükemmel olan değiştirilirse bu evrim değil dejenerasyon, güzellik değil çirkinlik olur. Ve evrim her şeyde değil bazı şeylerde vardır ve gereklidir, yoksa oluşacak olan gelişme değil bozulma olacaktır. Değişimi mutluluğa ve güzelliğe giden bir araç değil de amaç yapanlar, bu hatalı bakış açılarından dolayı güzelliklerin bile yıkılmasını, hatta yok olmasını isterler farkında olmasalar da. Çünkü onlara göre mutlaka daha güzel ve daha iyi vardır, bir şeyde mutlak mükemmelliğe, güzelliğe ulaşılmış olabileceğini düşünmezler bile, düşünecekler olsalar da kabule yanaşmazlar. Hatta bunu kabul etseler de sırf değişim için yine güzelliğin yıkılmasından yana oy kullanırlar. Her şey sürekli değişmelidir, yaşam şekli, hali, hatta evrensel yasalar, yaşam formatları bile (onların gözünde). Evrimciler ister ruhçu, ister materyalist olsun bunu hayal eder genelde. Eğer ahiret inancına sahipse ve cennete inanıyorsa bile onun sonsuz olmasını kabullenemez. Çünkü onların gözünde amaç güzelliğe ulaşmak ve muhafaza etmek değil, nasıl olursa olsun sürekli değişimi yaşamaktır. Bu yüzden ölümü ve yok oluşu sürekli ister ve tasvip ederler farkında olmadan. Dediğim gibi ölümsüzlüğe,cennet yaşamının bile daimi olmasına tahammülleri yoktur farkında olmasalar bile... O da miladını doldurup bambaşka oluşumlara geçilmelidir onlara göre... Bu inanç ruhçu öğretiden tüm dünyaya yayılmış durumdadır. Kendini safkan ruhçu olarak gösterebileceği gibi, materyalist veya Hıristiyan, Müslüman veya Yahudi şeklinde de gösterebilir bu inanç. Her inancın arasına sızmıştır. Hatta İslam gibi tam karşıt bir inancın içerisine bile... İslam dünyasına Tasavvuf, Musevi dünyasına ise Kabala öğretisiyle girmiştir bu öğreti. Tabii daha başka versiyonları da mevcuttur... Değişimi araç olarak değil de amaç olarak görenler çoğu kez kendi rüya ve idealleriyle bile büyük bir çelişki içerisindedirler. Örneğin birçok evrimci güzelliklere ulaşmayı hedefler. Hastalıklar, fakirlik hatta ölüm ortadan kalksın, savaşlar ve olumsuzluklar artık olmasın der. Ama bir yandan da inançlı bile olsa bu evrimciler, cennetteki sonsuzluğu bile kabullenemez bir ruh hali sergilerler. Birden bir bakmışsınız ki "acısız hayatın ne anlamı var, kötülük olmadan iyiliğin tadına varılabilir mi" gibilerinden tam tersi bir inancı açığa vurmaktalar. Hatta dediğim gibi dünyadaki acıları, ölümü bile istemez gibi görünürken, birdenbire cennetteki ölümsüzlüğü bile istemez bir yapıya bürünürler. Cennetin bile bir gün yok olmasını isterler. Farkında olmadan bu dünyadaki tüm kötülük ve olumsuzlukları över, yüceltir Ve de isterler. İşin trajik yanı, bu çelişkilerinin çoğu kez farkına bile varamazlar. Bu arada başka bir yazımda daha geniş bir bakış açısıyla değinmek istediğim bir konuya kısaca burada da değinmeden geçemeyeceğim. Bu dünyadaki acı ve ıstıraplar övülürken, buna kanıt olarak yanlış bir sembollendirme yoluna gidilir. Bu dünyadaki acı ve sıkıntılar, yiyeceklerdeki acı, ekşi gibi tatlarla sembolleştirilir ve buna karşılık yaşamdaki güzellikler de yiyeceklerdeki "tatlı" tadıyla özdeşleştirilir. Ve ondan sonra çıkıp da "sırf tatlı yenir mi biraz da acı ve ekşi tatları tadacaksın ki hayatını yaşayasın" derler. Ama buradaki temel hata bu eşleştirmede yatmaktadır. Çünkü acı ve ekşi de tıpkı tatlı gibi bir tattır, yani bir nimettir. Bunlar eşit derecede güzelliklerdir. Tatlı bir elma da, acı bir biber de Allah'ın bize sunduğu eşit derecede mükemmellikte güzelliklerdendir. Birinin diğerine bir üstünlüğü yoktur. Ama kimisi kişisel tercihinden dolayı tatlıyı, kimisi de tuzlu veya acıyı tercih edebilir. Yani acı tat hayattaki olumsuzluğa veya ızdıraba karşılık değildir. Tıpkı tatlı gibi ayrı bir nimet, ayrı bir hazdır. Hayattaki olumsuzluklar ise bir nimet çeşidi değil bir bela, üzücü bir durumdur. Aynı sembolleştirmeyi renklerde de yaparız. Örneğin siyah rengi kötülüğe, beyaz rengi ise iyiye, güzelliğe denk gelecek şekilde sembolleştiririz. Ama hâlbuki siyah ve beyaz eşit derecede güzellikteki 2 renktir. Ne siyah kötülüğü temsil eder, ne de beyaz iyiliği... SEMBOLLEŞTİRMEYİ DAHA DOĞRU BİR ŞEKİLDE YAPMALIYIZ Beyaz ve siyah aynı değerde birer renktirler. Eşittirler. Aynı şekilde yiyeceklerdeki tatlar da renkler gibi eşittirler. Bu yüzden bunlardan biri iyiliğe güzelliğe, bir diğeri ise kötülüğe, ızdıraba denk gelemez. Bunlar bizim hatalı ve /veya eksik sembolleştirmelerimizden kaynaklanmaktadır. Eğer illaki sembolleştirme istiyorsak bunu daha doğru ve dikkatli bir şekilde yapmalıyız. Örneğin bunu tatlarda yapacaksak hayattaki ızdıraba karşılık olarak herhangi bir tadı kullanmamalıyız. Çünkü dediğim gibi bütün renkler gibi tatlar da eşit derecede güzellikler(nimetler)dir. Bunlardan herhangibi birini çirkinliğe sembolleştiremeyiz, hepsi ayrı güzelliklerdir. Hiçbiri çirkin veya sıkıntı verici değildir. Hepsi de mutluluk ve haz vericidirler. Ama hayattaki üzücü olaylar, olumsuzluklar ise nimedin, güzelliğin tam tersi olan "bela”dırlar. Bu yüzden sembolleştirmemizi de bunu göz önüne alarak yaparsak daha sağlıklı sonuç elde ederiz. Mesela sıkıntının sembolü olarak bozulmuş, çürümüş veya zehirleme aşamasına gelmiş yiyecekleri kullanabiliriz. Yani "tatlı-acı" gibi güzel tatlar veya "siyah-beyaz" gibi güzel renkler değil de olsa olsa "bozulmuş, çürümüş, tatsızlaşmış, zehirleyici ve iğrelti hale gelmiş" şeyler kötülüğü, sıkıntıyı sembolize edebilirler. Bu açıdan bakıldığında da hayattaki ızdıraplar, üzüntüler, kötülükler hayatın tadı tuzu falan değildirler. Ya da hayatın renkleri değildirler. Olsa olsa hayatın bozulmuş, tatsızlaşmış, zehirleyici, istenmeyen deneyimleridir. Yanlış eşleştirme ve sembolleştirmelere dayanarak hayattaki olumsuzlukları övmek büyük bir hatadır. Bu yanlış inançlar yüzünden hayattaki kötülüklerle yeterince iyi mücadele edemeyebiliriz. Öyle ya madem sıkıntılar hayatın tuzu biberi, o zaman onlarla niye var güçle savaşılsın? Hastalıklar, felaketler, sakatlıklar, savaşlar, ölümler, yaşlanma, fakirlik ve tüm kötülükler... Bunlarla niye mücadele edilsin o zaman. Hatta bir insanın acı çekince değişik bir güzellik yaşayacağı veya onun ongunlaşacağı inancına sahipseniz, o kişiye kötülük yapma yolunu tercih bile edebilirsiniz. Çünkü bu yanlış inanç sonuçta bu kapıya çıkıyor. Öyleyse bir insana iyilik veya kötülük yapma arasında bir fark kalmıyor. Sadece değişik tatlar tatmasını sağlıyorsunuz. Bu düşünce kötülük yapmanın da aslında iyilik yapma olduğu yanlış inancına götürür insanı. Selam ve sevgiler http://emre1974tr.blogspot.com.tr/2011/07/degisimi-amac-yapma-yanlgs.html
  16. Emre_1974tr

    Kainattaki herşey O'nun yaratmasıyla...

    Cehennem bile bu doğrultuda yaratıldı. Allah'ın merhametinin, iyiliğinin ve mükemmelliğinin sonucu her şey. Selam
  17. Emre_1974tr

    Kainattaki herşey O'nun yaratmasıyla...

    Hepsini anlattım. Sistem açısından sadece hayır var, bireyler açısından ise hakettiği doğrultuda hayır ve şer var. Selam
  18. Emre_1974tr

    Kainattaki herşey O'nun yaratmasıyla...

    Yazımda onu da anlattım, bir de yine konuyla ilgili olarak şu çalışmamı okuyabilirsin: http://emre1974tr.blogspot.com.tr/2011/07/kader-ve-ozgur-irade.html Selam
  19. Emre_1974tr

    Kainattaki herşey O'nun yaratmasıyla...

    Hiçkimse nikli arkadaşa; Kötülük Problemine cevap yazım aşağıda: http://emre1974tr.blogspot.com.tr/2013/11/kotuluk-problemine-cevap.html Selam
  20. Denizde yüksek dağlar gibi seyreden gemiler O’nun ayetlerindendir. Eğer dileyecek olsa, rüzgarı durdurur, böylece onun üstünde kalakalırlar. Şüphesiz, bunda çokça sabreden, çokça şükreden kimse için gerçekten ayetler vardır. (42 Şura Suresi, 32-33) Ayette verilmek istenen mesaj açıktır. Eğer bu yaşantımızda birşeyler yapabiliyorsak, ya da birşeyler oluyorsa, bunun bir sebebi var. Eğer bunu sağlayan şey ortadan kaldırılırsa, o iş-oluş da kalakalır. Günümüzde gemiler isterse güneş enerjisiyle hareket etsinler. Yine değişen birşey yok. Bu sefer güneşin ışığı durdurulursa, dünyamıza ulaşmazsa gün ışığı, gemimiz kalakalır. Ya da gemi küreklerle hareket ediyorsa, bu sefer bu yolla hareketi sağlayan fizik yasaları ortadan kalkarsa, gemi hareketsiz kalır. Tabii burada anlatılan şey hayatın her alanı için de geçerlidir. Ya da yaşamın sürmesi için gerekli olan unsurlardan biri ortadan kalkarsa yaşam da kalmaz gezegenimizde. Bir uçağın veya kuşun havada kalmasını sağlayan fizik yasaları ortadan kalkarsa onlar uçamazlar. Nahl Suresi 79 Gök boşluğunda, bir emre boyun eğdirilmiş olan kuşlara bakmadılar mı? Onları Allah'tan başkası tutmuyor. Bunda, inanan bir topluluk için elbette ki izler-işaretler vardır. Kısacası Şura Suresindeki “yelkenli gemi” hem “yelkenli gemiyi”, hem “diğer tüm teknolojik araçları”, hem de hayatımızdaki “bütün gerçekleştirdiğimiz veya gerçekleşen işleri” anlatmaktadır. Bütünün bir küçük parçası verilerek, o bütün göz önüne getiriliyor. Yasin 42. Onlar için gemilere benzer, binecekleri başka şeyler de yarattık. Kendimizin yaptığını veya kendiliğinden gerçekleştiğini zannettiğimiz herşey, aslında Allah’ın yarattığı düzenle ve/veya yarattığı diğer şeylerle gerçekleşebilmekte. Ya da başka bir deyişle bunları doğrudan Rabbimiz gerçekleştirmektedir, yaratmaktadır. Vakia Suresi: 62. Andolsun, birinci yaratılışı(nızı) biliyorsunuz. O halde düşünseniz ya! 63. Ektiğiniz tohuma ne dersiniz?! 64. Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz? 65. Dileseydik, onu kuru bir çöp yapardık da şaşkınlık içinde şöyle geveleyip dururdunuz: 66. “Muhakkak biz çok ziyandayız!” 67. “Daha doğrusu büsbütün mahrumuz!” 68. İçtiğiniz suya ne dersiniz?! 69. Siz mi onu buluttan indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz? 70. Dileseydik onu acı bir su yapardık. O halde şükretseydiniz ya!.. 71. Tutuşturduğunuz ateşe ne dersiniz?! 72. Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz? 73. Biz onu bir ibret ve ıssız yerlerde yaşayanlara bir yarar kaynağı kıldık. 74. O halde, O yüce Rabbinin adını tesbih et (yücelt). 75, 76. Yıldızların yerlerine yemin ederim ki, -eğer bilirseniz, gerçekten bu, büyük bir yemindir- Gemilerin hareketsiz kalakalmasına bir benzer başka örnek de insana yönelik olarak verilmektedir Bakara Suresinde: 20. Şimşek neredeyse gözlerini çarpıp götürüverecek.Kendilerine her aydınlık sunduğunda, orada yürürler.Üzerlerine karanlık binince çakılıp kalırlar.Eğer Allah dileseydi, işitme güçlerini de gözlerini de elbette alıp götürürdü.Çünkü Allah herşeye Kadir'dir. 21. Ey insanlar!Sizi de sizden öncekileri de yaratan Rabbinize ibadet edin ki, korunabilesiniz. 22. O Rab ki, yeri sizin için bir döşek, göğü de bir bina yaptı.Ve gökten bir su indirdi de onunla si- zin için meyvalardan/ürünlerden bir rızık çıkardı.Artık bilip durduğunuz halde Allah'a ortaklar koşmayın. Bilim ve teknoloji denilen şeyi Allah'ın koyduğu fizik kanunları, bize verdiği akıl ve ilim sayesinde gerçekleştirebiliyoruz. Kısacası gerek doğal, gerekse teknolojik nimetler, hepsi Allah'ın eseridir. Geçmişteki, şu andaki ve gelecekteki... Nahl Suresi 8 Hem binesiniz diye hem de bir süs olarak atları, katırları, eşekleri de yarattı. Ve bilemeyeceğiniz daha neler yaratır O... Nahl Suresi 81 Allah, yarattıklarından sizin için gölgeler oluşturdu. Dağlardan sizin için sığınak evler yaptı. Sizin için, sıcaktan koruyacak elbiselerle savaşta koruyacak elbiseler de yaptı. İşte nimetini üzerinizde böyle tamamlıyor ki, O'na teslim olup esenliğe ulaşabilesiniz. Zaten kaderimizde de programlanmıştı insanların neyi ne zaman keşfedip kullanacakları. Aslında yine tüm bunlar, şu 2 günlük imtihan hayatımızda kendimizle yüzleşmemiz, ahirette neyi hakettiğimizi görmemiz ve de bazı ufak mükafat veya cezaları daha bu dünyada tatmamız için: Casiye Suresi 22 Ve Allah, gökleri ve yeri hak olarak yarattı. Ta ki her benlik, kazancının karşılığıyla, hiç kimse zulme uğratılmaksızın, yüz yüze getirilsin. Necm Suresi 31 Göklerde ne var yerde ne varsa Allah'ındır. Bu, Allah'ın; yaptıklarıyla kötülük sergileyenleri cezalandırması, güzel davranıp güzel düşünenleri de güzellikle ödüllendirmesi içindir. Allah'ın sürekli olarak birşeyi tekrar tekrar yaratması, insanlar tarafından sanki kendiliğinden oluşan mekanik bir düzen gibi algılanmasına karşın, aslında yine Rabbimizin doğrudan yaratışları söz konusudur: Neml Suresi 64 Yoksa yaratmaya başlayıp sonra tekrar tekrar yaratan ve sizi gözeten ve yerden rızıklandıran mı hayırlı? Allah'ın yanında bir ilah mı var? De ki: "Getirin susturucu kanıtınızı, eğer doğru sözlüler iseniz." Ankebut Suresi 19 Hiç görmediler mi, Allah, yaratmayı nasıl başlatıyor, sonra onu tekrarlıyor/yeni baştan yapıyor. Kuşkusuz bu, Allah için çok kolaydır. Kamer Suresi 3 Yalanladılar; kendi heves ve kuruntularına uydular. Oysaki her iş ve oluş karara, ölçüye ve düzene bağlanmıştır. Ama aynı zamanda Rabbimiz bunların kendiliğinden-değiştirilemez bir düzen falan olmadığını, dilerse farklı şekillerde yaratabileceğini,yani koyduğu yasaları da değiştirebileceğini, hatta bu düzenlerin sonradan var olduklarını da örnekleriyle gösteriyor. Örneğin yaratmak için anne+baba=doğuma yani cinsellik aracılığına ihtiyacı olmadığını delilleriyle sunuyor: Ali İmran Suresi 59 Allah katında İsa’nın durumu, Adem’in durumu gibidir.Onu topraktan yarattı, sonra ona “ol” dedi.Artık o, olur. (İsa da tıpkı Adem gibi cinsellik olmadan yaratılmıştır, birinde baba yoktur, diğerinde ise hem anne hem de baba yoktur, durumları benzerdir) Yine doğrudan(atasız) yaratmaya örnek: Maide Suresi 110 Hani, Allah şöyle demişti: "Ey Meryem'in oğlu İsa! Senin ve annenin üzerindeki nimetimi hatırla. Seni Ruhulkudüs'le desteklemiştim, beşikte iken ve erginlik çağında insanlarla konuşuyordun. Sana Kitap'ı, hikmeti, Tevrat'ı, İncil'i öğretmiştim. Benim iznimle çamurdan kuş görünümünde bir şey yaratıyor, içine üflüyordun da o benim iznimle kuş oluyordu. Doğuştan körü, abraşı benim iznimle iyileştiriyordun. Benim iznimle ölüleri çıkarıyordun. İsrailoğullarını senden uzak tutmuştum. Hani, sen onlara açık-seçik ayetleri getirdiğinde, küfre sapanları şöyle deyivermişti: "Açık bir büyüden başka bir şey değil bu." Bunun dışında ahiret evreninde insanların yine doğrudan topraktan yaratıldığını, hatta kainatın yoktan var edildiğini belirten ayetler de bu durumu güzelce tasvir eder. Selam ve sevgiler. http://emre1974tr.blogspot.com.tr/2011/07/kainattaki-hersey-onun-yaratmasyla.html
  21. Santa Maria bana bir soru sormuştu, ben cevap yazdıktan sonra sorusunu silip başka şeyler yazmış. Yani yukarıdaki, bir önceki iletimin nedeni budur. Selam
  22. Şurada temel olarak anlatıyorum: http://emre1974tr.blogspot.com.tr/2011/07/armagedon.html Ayrıca yazımda verdiğim diğer linklerde de bahsediyorum. Komünizm spiritüalizm kaynaklıdır. Bir de şurada güncel bilgilere de değiniyorum: http://vekilsizmeclis.com/viewtopic.php?f=23&t=726 Selam
  23. Emre_1974tr

    Sahte Tevrat'ta yaratılmışların Tanrı Zannedilmesi

    Yine karavana tutturamadın misyoner, Sadece Kuran kaynağım. Selam.
  24. Emre_1974tr

    Sahte Tevrat'ta yaratılmışların Tanrı Zannedilmesi

    İşte onlar sizlere İnciller ve Tevrat diye yutturulan hadis kitapları misyoner Desert Wind. Fena halde kandırıldınız derken anlattığım bu zaten. İncil ve Tevrat size sunulmadı. Allah'ın gönderdiği sözlere ulaşsaydınız sizi böyle kandıramazlardı pek. Hele ki üçleme gibi çok tanrılı, şirk batağındaki inançları benimsetmeleri daha zor olurdu.
  25. Emre_1974tr

    Sahte Tevrat'ta yaratılmışların Tanrı Zannedilmesi

    Daniken'e gelince, Kuran'ı iyi bir tercümeden okuyabilse ve Kuran'daki dini öğrense görüşleri çok değişecektir. Allah'ın tarih boyunca hep İslam dinini gönderdiğini , insanların ve cinlerin ise yozlaştırmaya çalıştığını fark edecektir. Zaten şimdiki bilgileriyle bile (yetmişlerde veya seksenlerde) bir kitabında "gerçek tek Tanrı inancını bir tek Kuran sunuyor, gerçekten farklı" demiştir. Ama dediğim gibi Kuran'daki gerçek dinle henüz tanışamadığı için şimdilik kendisi spiritualist yapıda, bir Tanrı inancında. Yani panteist maalesef. Selam
×
×
  • Yeni Oluştur...