Jump to content

araştırmacı21

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    148
  • Katılım

  • Son ziyaret

Topluluk Puanı

0 Neutral

araştırmacı21 Hakkında

  • Derece
    Advanced Member

Güncel Profil Ziyaretleri

Güncel ziyaretçiler bloku aktif değil. Diğer kullanıcılar son ziyaretçilerinizi aktif edene kadar göremezler.

  1. araştırmacı21

    Allah istemiş, dilemiş

    Sayın Mohammed, Maalesef söz konusu ayetlerin mealleri hatalıdır, bunların doğru mealleri ise aşağıdaki gibidir. Nahl-93: NAHL- 93: Ve eğer Allah (size özgür bir irade vermeyerek hepinizi aynı inanç ve davranışa zorlamak) isteseydi sizi tek bir ümmet yapabilirdi.Ama o, DİLEYENİ (inkar ve sapıklığı tercih edeni) sapıklıkta bırakır, DİLEYENİ de (iman ve hidayeti tercih edeni) doğru yola iletir. Böylece sizler yaptığınız bütün işlerden mutlaka sorguya çekileceksiniz.’’ deniliyor. ------------------------------ EN’AM-39: En’am-39: Mesajlarımızı yalanlamış olanlar, karanlıklar içinde kalmış (gerçekleri duymak istemeyen) bir takım sağırlar ve (gerçekleri söylemek istemeyen) dilsizlerdir. Allah DİLEYENİ (inkar ve sapıklığı tercih edeni) sapıklıkta bırakır ve DİLEYENİ (hidayeti tercih edeni) de, doğru yola iletir. --------------------------------------- İBRAHİM-4: İbrahim-4: Oysa biz (senden önce mesajlarımızı tebliğ edip anlatmakla görevli olan elçileri son ve evrensel kılmadığımızdan) her elçiyi mutlaka kendi halkının diliyle (vahyedilmiş bir mesajla) gönderdik ki,(hakkı) onlara açık (ve dolaysız) bir biçimde anlatabilsin; artık bundan sonra Allah DİLEYENİ (sapıklığı tercih edeni) sapıklıkta bırakır,DİLEYENİ ( hidayeti tercih edeni) de doğru yola yöneltir.Halbuki o üstün ve güçlü olandır, Hüküm ve Hikmet sahibidir. ----------------------------------- EN’AM-125: EN’AM-125: Allah,her kimi (hadayeti bulmak için çaba göstermesinden dolayı) doğruya erdirmek isterse,onun gönlünü İslâma açar.Kimi de (inanmayıp sapıklığı tercih etmesinden dolayı) sapıklıkta bırakmak isterse,onun da kalbini göğe yükseliyor muş gibi,(oksijen eksikliğinden dolayı nefes darlığı çekiyormuş gibi) dar ve sıkıntılı kılar.Allah (gerçeğe karşı çıkıp) inanmayanların üstüne,işte böylece rezellik bırakır. ''şeklindedir. İşte hidayet ve dalaletle ilgili bu vb.bütün ayetlerin doğru mealleri bu şekildedir.. Bu nedenle ‘’ Yukarıda ki ayetlerden anlaşılacağı üzere ateistlerin ve diğerlerinin sapmasının sebebi Allah’mış.... Bu durumda Müslümanlar neden Allah'ın bu dileğine karşı çıkıp onları doğru yola sokmaya çabalar?’’şeklindeki yorumunuzun ne bir anlamı, ne de bir mantığı kalır !!!!!!!! - Konunun özeti şudur: Hidayeti tercih edip doğru yola ulaşmak isteyeni Allah ona karşılık verir ve doğru yoluna alır. Sapıklığı tercih edip,hidayete ermek istemeyeni de sapıklıkta bırakır. Yani Allah hiçbir kimseyi ne zorla hidayete erdirir, ne de doğru yoldan saptırır. Hidayet olmak veya sapmak tamamen insanın tercihine bırakılmıştır. Saygılarımla.
  2. araştırmacı21

    kuranı rezil eden matematiksel hata nihayet yanıtlandı..

    ZEYD,HZ.MUHAMMED’İN EVLATLIĞI DEĞİLDİ !!! Ahzap-37.ayetin doğru meali Ahzap-37: Hani Allah’ın kendisine (islam nimetini) lütfettiği ve senin de kendisine iyilik ettiğin (hürriyetine kavuşturduğun) kimseye ‘’Eşini yanında tut,(sakın boşama !) ve bu hususta Allah’tan sakın’’diyordun.Allah’ın ortaya çıkaracağı bir durumu (Zeyd’le Zeynep arasındaki geçimsizlik ve Zeyd’in boşama talebi) içinde saklıyor ve (duyulması halinde bu geçimsizliği daha da alevlendirebilecekleri hususunda bazı münafık) insanlardan endişe edip korkuyordun.Halbuki (her konuda) Allah,kendisinden korkmana daha layıktır. Zeyd,eşiyle ilişkisini kestiğinde,biz seni ona eş kıldık ki,EVLATLIKLARI İDDİA EDİLENLERİN eşleriyle ilişkisini kesince,(boşayınca) onlarla evlenmelerinde inananlar üzerine bir güçlük olmasın.Allah’ın emri ise her zaman gerçekleşir. ’’şeklindedir. Aşağıdaki tefsirlerde de ‘’içinde gizlediği şey Zeyd’in Zeyneb’i boşama talebidir,hz.Muhammed’in evlilik düşüncesiyle bir alakası yoktur. (زاد المسير ) والثالث : إيشارة لطلاقها، قاله قتادة، وابن جريج، ومقاتل ) قوله تعالي وتخفي في نفسك ما الله مبديه: إشارة لطلاقها ، قاله ابن جريج (تفسير الماوردي) ZEYD’İN HZ.MUHAMMED’LE EVLATLIĞI SÖZ KONUSU DEĞİL ! Zeyd,islamiyeten önce köle olarak hz.Hatice’nin eline geçiyor,dul ve kırk yaşında olan hz.Hatice 25 yaşında olan hz.Muhammed’le evleniyor.O zaman Hatice’nin kölesi olan Zeyd 21,hz Muhammed de 25 yaşında idi. (işte birbiriyle tanışmışları o zaman olmuştur.) Yani Zeyd hz.peygamberle çocukluk dönemini hiç geçirmemiş ve onun evinde de büyümemiştir. Peki 25 yaşındaki bir adam,21 yaşındaki bir adamı nasıl evlatlık edinir.? İkisi de neredeyse yaşıt sayılırlar. Böyle bir evlatlığın hukuki,ahlaki ve dini bir izahı var mı? Evlatlık edinmek küçük yaştan başlıyor.21 yaşından sonra evlatlık olamaz?.Birinin başkasına evlatlık olabilmesi için küçük yaştan beri onun himayesinde yetişip büyümesi gerekir. Halbuki Zeyd için böyle bir durum söz konusu değildir. Çünkü,Hz.Muhammed’in doğum tarihi 571,Zeyd’in doğum tarihi ise,575 miladı.Peki bu yaştan sonra bir evlatlıktan nasıl söz edilebilir? -21 yaşında olanZeyd bir bebek veya çocuk muydu.? Hz.peygamber ona süt mü emzirtmiş.? Onu kendi evinde mi büyütmüş ki evlatlığı olsun? İşte bunların hiç biri gerçekleşmiş değildir. Bu nedenle Kur’an da da ifade edildiği gibi bu sadece kuru bir iddia idi. kur’an buna ”ادعياء ”ed’iya’’ ‘’evlatlığı iddia edilen,böyle çağırılan’’diye şeklindeki ifadeyi kullanmıştır. Yani kur’an,”تبني ” tebenni, ”gerçek evlatlıktan hiç söz etmemiştir. Mesela: Kur’an da gerçek evlatlık olan (تبني) ‘’tebenni’’ değil de,evlatlığı iddia edilen ve böylece çağırılan kişiler için (ادعياء)’’ ED’İYA’’ çağırılan,iddia edilen’’ anlamındaki ifade de,bunun gerçek bir evlatlıkla ilgisi yoktu. Çünkü (ادعياء)’’ ED’İYA’’ çoğul bir kelime olup bunun mazi/geçmiş ve muzari /hal ve gelecek fiil kipleri şöyledir. (ادعي ) ‘’idde’a’’ iddia etti veya idia etmiş, (يدعي ) ‘’yedde’i’’ iddia eder veya ,ddia edecek. (ادعياء) ‘ed’iya’’ iddialar veya böyle çağırılanlar’’anlamında olur.İşte kur’an’ın bu ifadeyi kullanmakla da Zeyd’in hz.peygamberle gerçek bir evlatlığı söz konusu değildir. Konuyla İlgili rivayetlerin de,kur’an’ın bu kullandığı bu ifadeyle uyumlu değildir.İşte bu nedenlerle Zeyd’in evlatlığı bir iddiadan öteye geçmez. Çünkü bizim için kur’an’ın ifadesi esastır,asırlar sonra yazılan uyduma rivayetler vs.değil. Yani bu evlatlık kuru bir iddiaden ibarettir.Evlatlık için hiçbir koşul gerçekleşmiş değildir.Ve dolayısıyla Zeyd hz.peygamberin evlatlığı sayılmadığından ondan boşanmış ve dul kalmış olan Zeynep ile evliliğinde etik olmayan veya örfe aykırı hiçbir durum söz konusu değildir. ------------------------- Ahzap-51.ayetin açıklamalı doğru meali de şöyledir. Akzap- 51: Onlardan (o mevcut eşlerinden boşanmak isteyenleri tazminatlarını ödemek ve mağdur etmemek şartıyla) istediğini bırakabilir/ boşayabilirsin.istediğini de yanında tutabilirsin,(talaki reci ile ) bırakmış olduklarından da (kendileriyle anlaşarak) arzu ettiğini (tekrar nikahına) almanda sana bir vebal yoktur. Bu,onların gözlerinin aydın olması, üzülmemeleri ve kendilerine verdiğin şeylere razı olmaları için daha elverişlidir. Allah, gönüllerinizde olanı bilir.Ve Allah (her şeyi) bililen,Halim olandır. ''şeklindedir. (Not: Ahzab-28-29.ayetlerde hz.peygamberin hanımlarına onunla birlikte kalmak veya ayrılmak şıklarından birini seçmeleri teklif edilmiş,onlar da hz.peygamberle birlikte kalmayı tercih etmişlerdi. Ahzab-51.ayette de karşılıklı olarak aynı seçim hakkı hz.peygambere verilmiş,o da mevcut hanımlarından ayrılmamayı uygun görmüştür. Yani Ahzab-28-29 ve 51.ayetlerde hz.peygamber ve eşleri için verilen bu örneklerle,aynı zamanda evliliklerini sürdürmek istemeyen evli çiftlere de birbirlerinden ayrılma hakkı tanınmaktadır.Çünkü birbirlerini istemeyenlerin birlikte kalmanın bir anlamı yok.İşte söz konusu ayetler bunun içindir. İşte burada hz.peygambere tanınmış bir ayrıcalık söz konusu değildir.Zira ne bir kadın kendini peygambere hibe ediyor,ne de hz.peygamber dilediği şekilde eşlerine gidebilir. İşte Ahzab-51.ayette, hz.peygamberin dilediği şekilde eşleri arasında muamelede bulunma yetkisi verilmiyor. Belki burada onları mağdur etmeden tazminatlarını vermek şartııyla boşanmak isteyenleri boşayabilir, arzu etmeleri halinde de yine onları tekrar talakı reci ile nikahı altına alabilir hükmü vardır. Ahzap-53.Ayetin doğru meali de şöyledir. Ahzap- 53: Ey inananlar! Yemek için çağrılmaksızın ve yemeğin pişmesini beklemeksizin (rastgele) Peygamber’in evlerine (izinsiz) girmeyin,(yemek için) çağrıldığınız zaman girin.Yemeği yiyince de dağılın.(eğer sırf yemek için çağrılırsanız) Aranızda uzun uzadıya sohbete dalıp durmayın. şüphe yok ki bu davranış (sizin gibi bir beşer olan),Peygamberi (ve dolayısıyla ev halkını) de rahatsız edebilir de utanır sizden,Allah ise doğruyu söylemekten çekinmez.Ve eşlerinden bir şey istediğiniz zaman (odalarına girmeyin) perde ardından isteyin.Bu,hem sizin kalpleriniz,hem de onların kalpleri için daha nezih bir davranıştır.Allah’ın elçisine rahatsızlık vermeniz ve (irtihalinden) sonra (kendilerine birer anne gözüyle baktığınız) hanımlarını nikâhlamanız asla söz konusu olamaz.Doğrusu bu,Allah katında büyük şeydir.'' şeklindedir (Not: Bu ayet, evlere izinsiz girmemeyi tavsiye ediyor. Bu bir görgü kuralıdır.Cahiliye dönemi bu kurallardan habersiz insanlar her konuda olduğu gibi bu konuda da eğitilmektedir. Bununla hem hz.peygamberin gereksiz yere meşgul edilmemesi,hemde geç saatlere kadar evinde kalınarak ailesinin de rahatsız edilmemesi isteniyor ki bu sadece hz.peygamberin evi değil tüm evler için söz konusudur. Ayrıca bizzat hz.peygamber bu kurallara uymakta, izin almadan ve selam vermeden evlere girmemekte,izin gelmezse geri dönmekte idi. (Zâdu’l-Me‘âd , 2/381 , Rıyazu’s-salihin, 872) Zaten aynı surenin 21.ayeti bize hz.peygamberin bizim için ”Güzel bir örnek ” olduğu açıkça ifade edilir.O (sav) kendi yaşantısı ile bize örneklik teşkil etmektedir ve bu onun ilahi görevlerinden biridir...) ---------------------------- Hucurat-4-5.ayetler ! إِنَّ الَّذِينَ يُنَادُونَكَ مِن وَرَاء الْحُجُرَاتِ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ ﴿٤﴾ Hucurat-4.ayetin doğru meali! Tahrim-4: Gerçek şu ki Sana evinin dışından bağırarak seslenenler var ya onların çoğu, akıllarını kullanmazlar/anlamaya çalışmazlar. ‘’şeklindedir. Ayette ‘’Akılsızlar’’ değil, (لا يعقلون ) ‘’ La ya’u kılun’’ Böyle olanların çoğu akıllarını kullanmazlar’’ ifadesi geçiyor. Lütfen,ayette ki kırmızı yerlere dikkat edin! (Sana evinin dışından bağırarak seslenenler .) Sizce bu, görgüsüzce bir davranış değil mi ? Görgü kurallarına uygun mu? Bırakın hz.Muhammed’di, her hangi bir insana,böyle görgüsüz ve saygısızca evin dışından bağırıp çağırmak doğru mu??? Ayrıca akıllarını kullanmamak,akılsızlık anlamına mı geliyor ? Mesela size desem ki,aklınızı niye kullanmıyorsunuz ? Bununla sizin akılsız olduğunuzu mu söylüyorum? Bu ifademden böyle bir anlam çıkıyor mu? Lütfen mantıklı konuşun ! وَلَوْ أَنَّهُمْ صَبَرُوا حَتَّى تَخْرُجَ إِلَيْهِمْ لَكَانَ خَيْرًا لَّهُمْ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ ﴿٥﴾ Hucurat-5: Eğer onlar, sen yanlarına çıkıncaya kadar sabretselerdi, elbette kendileri için daha iyi olurdu. Bununla beraber Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir. İşte görüldüğü üzere ‘’akılsızlar’’ diye bir ifade yoktur! ------------------------------------------------------- TAHRİM-3-5.ayetlerin doğru mealleri şöyledir! Tahrim-3: Ve bir zaman peygamber eşlerinden birine,(Hafsa’ya) gizlilik şartıyla (benden sonra senin baban ile,Aişe’nin babası ümmetimin başına geçecek diye.) bir söz söylemişti. Fakat eşi o sözü (başkasına) haber verip,Allah da peygamberi, eşinin bu davranışına muttali kılınca (Peygamber, eşine) o (söylediği)nin bir kısmını bildirmiş (şunları şunları filana söyledin demiş), bir kısmından da vazgeçmişti.(Peygamber) bunu ona bildirince, o;“bunu sana kim bildirdi? dedi.(Peygamber,) “Bunu bana, hakkıyla bilen ve (her şeyin mahiyetinden) hakkıyla haberdar olan Allah haber verdi” dedi. Bu ayetlerde geçen olay aşağıdadır. (Bir gün hz.peygamber kendisinden sonra hz.Ebu Bekir ve hz.Ömer’in Müslümanların başına geçeceğine dair görüşünü eşi hz.hafsa’ya bir sır olarak açıklıyor,ama daha sonra hz.Hafsa bunu başkasına da (hz.Aişe’ye) anlatınca, yüce Allah bu durumdan elçisini haberdar ediyor.İşte ayet bunu anlatıyor.) Yani ‘’Hafsa ve Mariya’’olayı asla söz konusu değil,böyle bir şey olmamıştır,bu tamamen uydurmadır (الله اعلم ) Bkz: (Bağavi,Zadul Mesir,Fethul Kadir, Kurtubi.) Aşağıdaki tefsir metinlerinde de olay bu şekilde anlatılıyor. (İbni Abbas’tan said Bin Cubeyr, el Kelbi ve Meymun Bin Mirvan…) وقال سعيد بن جبير عن ابن عباس : أسر أمر الخلافة بعده فحدثت به حفصة . قال الكلبي : أسر إليها أن أباك وأبا عائشة يكونان خليفتين على أمتي من بعدي . وقال ميمون بن مهران : أسر أن أبا بكر خليفتي من بعدي . (تفسير البغوي ) فلما نبأت به ) أخبرت به حفصة عائشة ( وأظهره الله عليه ) أي أطلع الله تعالى نبيه على أنها أنبأت به ( عرف بعضه ) (أنه قال لها: " أبوك، وأبو عائشة ، واليا الناس من بعدي، فإياك أن تخبري أحدا " رواه سعيد بن جبير عن ابن عباس( زادالمسير وقال الكلبي : أسر إليها أن أباك وأبا عائشة يكونان خليفتي على أمتي من بعدي فلما نبأت به أي : أخبرت به غيرها وأظهره الله عليه أي : أطلع الله نبيه على ذلك الواقع منها من الإخبار لغيرها عرف بعضه أي : عرف حفصة بعض ما أخبرت به » تفسير فتح القدير وقال الكلبي : أسر إليها – أي الي حفصة أن أباك وأبا عائشة يكونان خليفتي على أمتي من بعدي ; (تفسير القرطبي ) Tahrim-4: Eğer ikiniz (Hafsa ve Aişe) Allah'a tevbe ederseniz (iyi olur); şüphesiz her ikinizin de kalpleri (gerçeğe ve eşinizle iyie geçinmeye) meyletmiştir! Ve eğer aleyhinde (olabilecek) bir şey yapmaya kalkarsanız, artık (bilin ki) Allah, Onun Mevla'sıdır (sahibi,hamisidir) ; Cibril ve mü'minlerin salihleri de (O'nun velisidir).Ayrıca bütün melekler de...'' Tahrim: 5: (Ey Peygamber eşleri!) Eğer o (bu tutumlarınızdan dolayı) sizi boşasaydı,Rabbi yerinize o'na sizden daha iyi eşler nasip edebilirdi.(Allah'a) teslim olan, gerçekten inanan,O'nun (Allah’ın) iradesine gönülden itaat eden, (günah işledikleri zaman) tevbe ederek (O'na) yönelen, (yalnız ona) kulluk eden ve (O'nun rızasını aramak için) yola koyulan,dul veya bakire kadınlar... ‘şeklindedir. İşte yukarıda anlattıklarınızın ne ayetlerin doğru mealleriyle,ne de iddia edilen Hafsa ve Mariye olayı ile hiçbir alakası yoktur !!! Not: Müsait olmadığımdan dolayı yorumları yazamıyorum. Saygılar.
  3. araştırmacı21

    kuranı rezil eden matematiksel hata nihayet yanıtlandı..

    Herhalde yazdıklarımın tamamını okumuyorsunuz! 1-Bakınız bir yerde şöyle demişim,‘’ Ayrıca bunların zamanı da geçmiş olup gelecekte,yani kıyamete yakın ortaya çıkacakları da yoktur.Bunlar Zülkarneyn zamanında yaşadıkları için o zaman onlara karşı bir set yapılmıştır.’’ 2-Sonunda ise yine şöyle demişim, ‘’ Özetle,Yecüc ve Mecüc’ün Türkler olduğunu doğrulayan bir belge,delil ve kanıt olmadığı gibi,bunların gelecekte,yani kıyamete yakın ortaya çıkacaklarına dair rivayet ve söylentilerin de bir temeli yoktur.’ Peki buraları okumadınız mı ? YECÜC VE MECÜC YAŞAMIYORLAR,ÖLÜP GİTMİŞLERDİR !!! Zülkarneyn’in, Ye’cüc ve Me’cüc denilen bozguncu, fitne ve fesatçı, mütecâviz, vahşî, saldırgan, yağmacı, yıkıcı ve zâlim iki kabilenin şerrinden ve saldırılarından medenî ve mazlûm kavimleri korumak için bir sed binâ ettiğini, yine Kur’ân beyan ediyor. İlgili ayetlerde Yecüc Mecüc’ün gelecekte,yani kıyamete yakın ortaya çıkacaklarına dair hiçbir işaret yoktur.Zira Yecüc ve Mecüc Zülkarneyn zamanında yaşamış olup,tarih seyri içinde çoktan yok olup gitmişler.kıyamete kadar yaşamaları söz konusu değil.Yani onlar yaşamıyorlar.Bu nedenle onların kıyamet alametlerinden olup sonradan ortaya çıkacaklarına dair rivayet ve söylentilerin tümü temelsiz olup uydurma ve yalandan başka bir şey değildir. ------------------------------. Konumuzla ilgili ayetler. Enbiya-95-97.ayetlerin doğru mealleri ! Enbiya-95. Kendisini helâk ettiğimiz bir ülke halkı (eski hallerine gelmsinden) mahrum kalır,katiyen onlar (dünyaya) bir daha geri dönemezler! Enbiya-96. Nihayet (kıyamet miadi geldiğinde daha önce ölmüş olan) Yecüc ve Mecüc (ün de medfun bulundukları yerler) açıldığında; işte onlar (Yecüc ve mecüc dahil ölmüş bütün insanlar yeniden diriltilip,sorguya çekilmek üzere) her bir taraftan mahşer yerine akın edecekler!''deniliyor. Ayrıca (Kıyametin miadi geldiğinde Arzın şiddetli sarsılacağı,yer altı yer üstüne geleceği ve yeniden diriliş gerçekleşeceği konular Zilzal-1-2, Adiyat-7 ve İnfitar-4.ayetlerinde de geçiyor.) Aşağıdaki tefsir metinlerinde de anlatıldığı gibi ilgili ayette,Yecüc ve Mecüc’ün kıyamette yakın dünyaya yayılıp saldıracaklarından değil,kıyamet koptuktan sonra Yecüc ve Mecüc dahil ölmüş olan bütün insanların yeniden diriltilip bulundukları yerlerden mahşer yerine akın edeceklerinden söz ediliyor. Ama maalesef söz konusu ayetle ilgili mevcut mealler çok hatalıdır !!! وأما قوله ( وهم من كل حدب ينسلون ) فإن أهل التأويل اختلفوا في المعني به ، فقال بعضهم : عني بذلك بنو آدم أنهم يخرجون من كل موضع كانوا دفنوا فيه من الأرض ، وإنما عني بذلك الحشر إلى موقف الناس يوم القيامة حدثني محمد بن عمرو ، قال : ثنا أبو عاصم ، قال : ثنا عيسى ، وحدثني الحارث ، قال : ثنا الحسن ، عن ابن أبي نجيح ، عن مجاهد ، في قوله ( من كل حدب ينسلون ) قال : جمع الناس من كل مكان جاءوا منه يوم القيامة ، فهو حدب (تفسير الطبري) ) كل حدب ينسلون قال ابن عباس : من كل شرف يقبلون ؛ أي لكثرتهم ينسلون من كل ناحية (تفسير القرطبي ) والاقتراب على هذا اقتراب نسبي على نسبة ما بقي من أجل الدنيا بما مضى منه كقوله تعالى اقتربت الساعة وانشق القمر . ويجوز أن يكون المراد بفتح ياجوج وماجوج تمثيل إخراج الأموات إلى الحشر ، فالفتح معنى الشق كقوله تعالى يوم تشقق الأرض عنهم سراعا ذلك حشر علينا يسير ويكون اسم ياجوج وماجوج تشبيها بليغا (التحرير والتنوير ) وَاقْتَرَبَ الْوَعْدُ الْحَقُّ فَإِذَا هِيَ شَاخِصَةٌ أَبْصَارُ الَّذِينَ كَفَرُوا يَا وَيْلَنَا قَدْ كُنَّا فِي غَفْلَةٍ مِنْ هَٰذَا بَلْ كُنَّا ظَالِمِينَ Enbiya-97: Artık (bilin ki) o gerçek vaadin (hesap ve sorgulama) vakti yaklaşmıştır.Birde bakarsın ki inkar etmiş olanların gözleri fal taşı gibi açılmış“Yazık oldu bize,bunu hesaba katmamıştık,aslında yanlış yapıyorduk” diyorlar. Bu ayetleri en başından ele alırsak Allah helak edilen bir ülke halkının geri dönemeyeceğini söylüyor. Bu Ad, Semud, Hud vb kavimlerin helaki gibidir. Onlar yok oldular ve dünyaya geri dönmeyecekler. Doksan altıncı ayete dikkat edilirse yok edilen o ülke halkları bir daha dünyaya geri dönmeyeceklerdir, Kıyamet koptuğunda daha önce ölmüş olan Yecüc ve Mecüc’ün medfun bulundukların yerlerin de açıldığında; işte onlar,yani Yecüc ve mecüc dahil,ölmüş bütün insanlar yeniden diriltilip,sorguya çekilmek üzere her bir taraftan mahşer yerine akın edecekleri anlaşılıyor.Bu dönüş dünyaya değildir,hesap günü yeniden dirilmedir..Yani yeniden diriliş ölmüş olan herkesin medfun bulundukları yerin açılmasıyla başlayacak. Daha önce ölmüş olan Yecüc ve Mecüc’ün medfun bulundukları yerler açıldıktan sonra,yani yeniden diriliş gerçekleştikten sonra inkar etmiş olanlar ne diyecekmiş; inkârcı kişilerin gözleri donup kalmıştır: Vah vah, yazıklar olsun bize! Biz bundan gaflet içinde imişiz.İnkarcılar yeniden dirildiklerinde gerçekleri anlayacaklar. Bunların hesap/ahiret günü olacağı şüphe götürmez. Diğer kıyamet alameti hadisi diye anlatılanlar doğru değildir. Orada yecüc mecüc diye bir kavim dünyayı istila edecek deniyor. Halbuki üstteki ayetlerden Yecüc Mecüc'ün dünya ile alakası olmadığı,hesap günü yeniden dirilmeyle alakalı olduğu açıktır. ----------------------- BU SED NEREDEDİR ? Kur’an seddin yerini bildirmediği için nerede olduğu hususunda farklı görüşler vardır.Ama kimi araştırmacılar bunun Kafkasya’da/Dağıstan da bulunan Derbent’teki Demir kapı olduğunu, kimileri Buhârâ’nın ortasında yer alan Kokya Dağı bitişiğinde bulunduğunu, kimileri de bu seddin zamanla höyük şeklinde örtülerek bir dağ şeklini alıp kaybolduğunu nakleder.Ayrıca Tirmiz şehri yakınlarında Bâbü’l-Hadîd (Demirkapı) diye bilinen bir sed keşfedilmiş bulunuyor.Miladi beşinci asrın başlarında Alman bilgin Scheilt Berger, bunu kitabına kaydetmiş ve ondan söz etmiştir. Aynı şekilde İspanyol tarihçi Glafigo 1403 yılındaki seyahatinde de bundan söz ederek şöyle demektedir: “Babül Hadid” şehri Semerkant ile Hint arasındaki yol üzerindedir. Bunun Zülkarneyn’in yaptığı sed olması ihtimali de düşünülebilir. Kaynak: [24] Kutub, C.16, s.2292. Hülasa; Kur’an da bahsi geçen Yecüc Mecüc ,yani bozguncu, fitne ve fesatçı, mütecâviz, vahşî, barbar, saldırgan,yağmacı, yıkıcı ve zâlim iki insan topluluğun sıfatları olup,Zülkarnayen zamanında yaşamışlar ve tarihin seyri içinde onlar da yok olup gitmişlerdir.Nasıl ki bugün Zülkarneyn yaşamıyorsa, onlar da yaşamıyor ve kıyamete yakın bir zamanda da ortaya çıkmayacaklardır,çünkü onlar da Zülkarneyn gibi ölüp gitmişlerdir.Ancak Kıyamet koptuktan sonra,yani ahirette onlar da diğer bütün insanlar gibi, dünyada yaptıklarından sorguya çekilmek üzere yeniden diriltilip mehşer yerine akın edeceklerdir.İşte ilgili ayette bu durum anlatılmaktadır.Ama maalesef konuyla ilgili uydurma rivayetler yüzünden söz kunusu ayetlerin mesajları bile yanlış algılanmaktadır.Bu nedenle onların hala seddin arkasında bulundukları ve kıyamet kopmadan önce ortaya çıkıp saldırıya geçeceklelerini aktaran rivayet ve söylentilerin tümü temelsiz olup yalan ve uydurmadan başka bir şey değildir. Kur’an’ı Kerim, genel bir ifadeyle sık sık bütün insanlara hitaben, ( افلا تعقلون – افلا تتدبرون – افلا تتذكرون ) ‘’ Ey insanlar! Aklınızı kullanmaz mısınız,beyninizi işletmez misiniz,araştırıp düşünmez misiniz ?‘’ şeklindeki nice ayetlerle bizden aklımızı kullanmamızı,araştırıp düşünmemizi istenmektedir. Öyleyse, binlerce sene önce yaşamış olan Yecüc ve Mecüc’ün hala yaşadıklarını veya ölmüşlerse tekrar yaşayıp dünyaya geleceklerini söylemek,başta kur’an olmak üzere, aklen,mantıken ve ilmen mümkün değildir !!! Saygılar.
  4. araştırmacı21

    kuranı rezil eden matematiksel hata nihayet yanıtlandı..

    Daha önce bu adamın kur'an dışı masallar,hurafeler,uydurma rivayetler anlattığını size söyledim,ama inanmadınız !!!
  5. araştırmacı21

    kuranı rezil eden matematiksel hata nihayet yanıtlandı..

    YECÜC VE MECÜC KİMLERDİR ?. Kur'anı Kerim Ye'cûc ve Me'cûc'ün kimler olduğu, nerede ve ne zaman yaşadıkları hakkında bilgi vermemiştir. Ancak tarihçiler bunların Hz.Nuh'un oğlu Yafes'in soyundan gelmiş iki kabile olduğunu söylemişlerdir.Bununla birlikte "Yeryüzünde fesat çıkarıyorlar"mealindeki cümle, bunların birçok kabilelerden kalabalık bir kitle olduklarına delâlet eder. Hintli âlimlerden M.Enver Keşmîrî, Rusların Yecuc, İngiliz ve Almanların da Mecuc soyundan geldiklerini ileri sürmüştür. (Kamil Miras Tec.Sarih Terc.IX.101) Kaşgaralı Mahmud ‘’Divan-ı lugat-it Türk’’ eserinde ise Türklerin Yecüc ve Mecüc olmadıklarını kaydetmektedir. Bu bakımdan seddin Türkleri korumak için inşa edildiği sonucu çıkarılabilir.Bu nazariyede olan teoriler de zaten mevcuttur. (alıntı) Yani buna göre Yecüc ve Mecüc Türkler değildir,bilakis Yecüc ve Mecüc'lerin saldırısına uğramış olanlar Türklerdir. Bu nedenle Yecüc ve Mecüc Türkler olduğunu söyleyenlerin elinde bir delil,bir belge,bir kanıt yoktur, bunlar başka milletlerden de olabilir.Çünkü kur’an, Ye’cüc ve Me’cü’cün cinsiyetleri,kavmiyetleri hakkında bir bilgi vermemiştir,Yecüc ve Mecüc zaten bozguncu millet anlamındaki vasıflarıdır.Yani bunların kesin Türk olduğunu kimse söyleyemez. Ayrıca bunların zamanı da geçmiş olup gelecekte,yani kıyamete yakın ortaya çıkacakları da yoktur.Bunlar Zülkarneyn zamanında yaşadıkları için o zaman onlara karşı bir set yapılmıştır. -------------------------------------------------------------------------------------- Ayrıca, Kur'anı Kerimin iki ayetinde zikredilen Ye'cüc ve Me'eücü, rivayet meftunu olan ekseri miifessirler, Kitabı Mukaddesin ve Onların müfessirlerinin sözlerini, kahin ve şairlerin hayal kuvvetiyle ortaya koyduklarını,halkın korku vehmiyle uydurdukları masalları, İsrailiyat namı altında nakletmişleridir.. İslamiyetin zuhurundan itibaren ihtida eden Yahudiler ve diğer din salikleri, Kitabı Mukaddesin, Kur'anı Kerimle müştereken behsettikleri neseh ve tarihi hadiseler de ve bilhassa tefsirde derin tesir etmişler, bunun neticesi olarak ta pek çok müfessir, israiliyatı aşırı bir şekilde tekrarlamışlardır. Ahdi Atik nebilerinin sözleri, Yuhannanın rüyaları, Yahudilerin vehimleri, Hristiyanların cehaletleri gibi haIIer, Kur'anı Kerim ayetlerine hakim olup,onları izah edemez, böyle bir durum Kur'ana tecavüzdür. Zaten Ye'cüc ve Me'ecücün geçtiği iki ayet dikkatle tetkik edilecek olursa, sıfat olarak fesadın anlamını açıklamaktadır. Ye'ecüc ve Me'ecüc’ün cinsiyetleri, zamanları ve mekanları tayin edilmediğine göre, Bunlar yer yüzünde her yerde ve her ınilletten olabilir. Bunu Türklere hamletmek hata, gaflet ve eehaletten başka bir şey değildir. (alıntı) ----------------- “Yecuc Mecuc” Kuran'da adı geçen bozgunculuk çıkaran kavmin adıdır. Yecuc Mecuc'ün durdurulması için Zulkarneyn'den yardım istenir.Zulkarneyn de bir set çekerek onları durdurmuş ve artık o setti aşamaz duruma geldiler.. Özetle, Yecüc ve Mecüc’ün Türkler olduğunu doğrulayan bir belge,delil ve kanıt olmadığı gibi,bunların gelecekte,yani kıyamete yakın ortaya çıkacaklarına dair rivayet ve söylentilerin de bir temeli yoktur.
  6. araştırmacı21

    kuranı rezil eden matematiksel hata nihayet yanıtlandı..

    İşte başta söylediğim gibi islam dinin tek kaynağı Kur'an'ı Kerimdir,bu gerçeğe inandın mı hiçbir sorun kalmaz.Ne uydurulmuş kutsi hadislere,ne de başka rivayetlere önem verirsin. Zaten kur'an'ın kendisi bile kutsi hadisleri yok sayıyor.Çünkü söz konusu uydurulmuş o kutsi hadisler eğer vahiy olsaydı,onların da kur'an da yer alması gerekirdi !!! İşte İnsanlar kur'an dan başka bir takım uydurma rivayet ve söylentilere inandı mı,o zaman sorunlar ortaya çıkıyor,bu sorunları üreten de yine insanlardır.Bu nedenle bazı insanların uydurdukları veya söyledikleri yanlışlar islama ve kur'an'a mal edilemez. Özetle,din hususunda vahye,yani kur'an'a dayalı olmayan ve kur'an dan onay almayan hiçbir şey kabul edilemez,hepsi de reddedilir...Yani kur'an'ın öngördüğü islamda hiçbir sorun yok,ama kur'an'a dayalı olmayan,kur'an dışı bugünkü geleneksel dini anlayışta sorunlar var,ki bu anlayış ve ona dayalı uydurulmuş din kur'an'ın öngördüğü İslam dini ile bir alakası yoktur !!!
  7. araştırmacı21

    kuranı rezil eden matematiksel hata nihayet yanıtlandı..

    Peygamberler gaybı ancak VAHİY YOLU ile öğrenirler. İslam dinin kaynağı,yanı hz.Muhammed'e gelen VAHİY KAYNAĞI ise yalnız kur'an'ı kerimdir.Eğer Türklerle ilgili bir bilgi verilseydi, vahiy kaynağı olan KUR'AN'ı kerimde bulunması gerekirdi.Kur'an da böyle bir bilgi olmadığına göre,demek ki Türklerle ilgili söz konusu rivayetlerin tümü uydurma ve yalandır.
  8. araştırmacı21

    kuranı rezil eden matematiksel hata nihayet yanıtlandı..

    Gaybı bilen sadece Allah'tır,ama Allah dilerse elçiye ancak vahiy yolu ile gayba dair bilgi verir,vahiy kaynağı ise sadece kur'an'dır,peki Türklerle ilgili vahye dayalı bilgi kur'an da var mı ??? Elbette yoktur,demek ki,yüce Allah ona bu konuda vahiy göndermemiştir.Yani Cin 26-27.ayetlerde belirtilen durum vahye vurgu yapılıyor,Allah dilerse vahiy yolu ile elçisine gaybı bildirebilir,ama bakıyoruz ki,kur'an da Türklerle ilgili öyle bir bilgi yok,demek ki,Türklerle ilgili söz konusu gaybı haber hz.peygambere bildirilmemiştir,bu nedenle onun bu olayları bilmesi asla mümkün değildir.Yani eğer kur'an da Türklerle ilgili böyle bir haber varsa,ona vahiy yolu ile bildirilmiştir demek,eğer yoksa,bildirilmemiştir. Oysa siz hala vahyin ne olduğunu,gaybı haberlerin bildirilmesi ancak vahiy ile olabileceğini henüz anlamış değilsiniz.Halbuki VAHİY= KUR'AN'DIR... Yani Türklerle ilgili bu olay vahiyle bildirilmiş olsaydı,bu bilgiler kur'an da da olması gerekirdi,kur'an da olmadığına göre,demek ki,Allah tarafından vahiy yolu ile elçiye bu konuda bir bilgi verilmemiştir. Bu nedenle elçi (peygamber) bu tür gaybı olayları bilemediğinden onlar hakkında açıklamalarda bulunmuş olması da söz konusu değildir.. CİN-26-28.ayetlerin mealleri ! (26-28) O, gaybı bilendir. Hiç kimseye gaybını bildirmez. Ancak/vahiy ile bildirmeyi dilediği resuller bunun dışındadır. Şüphesiz O, bunun önünden ve ardından gözcüler salar.Ki böylece onların; Rablerinin gönderdiklerini hakkıyla iletmiş olduklarını (fiilen) açığa çıkarsın.O, onların yaptıklarını kuşatmış ve her şeyi inceden inceye hesaplamıştır.'' deniliyor. Yani yüce Allah dilediğinde bazen elçilerine vahiy yolu ile gaybı bildirebilir.İslamda ise VAHİY kaynağı sadece Kur’anı kerimdir.Kur’an da Türklerle ilgili söz konusu bir ayet/vahiy olmadığına göre,demek ki bu konuda hz.peygambere bir bilgi verilmemiştir.Bu nedenle hz.peygamberin gayıp ile ilgili böyle bir açıklamada bulunması asla söz konusu değildir. Hülasa; Türklerle ilgili söz konusu rivayetlerin tümü uydurma ve yalandır..!!!!
  9. araştırmacı21

    kuranı rezil eden matematiksel hata nihayet yanıtlandı..

    Bü kütüb-ı Sitte dediğimiz sözde hadis kitapları hz.peygamberin vefatından asırlar sonra kulaktan dolma bilgilerle yazılmış olup,uydurma ve yalan rivayetlerle doludur.Kur'an dan başka muteber ve sahih bir kaynak da yoktur. Ayrıca bu kıyamet alametleri gaybi haberler olup,bunları hz.peygamber de bilemez,çünkü kur'an'a göre gayip ile ilgili bütün bilgiler sadece Allah'a mahsustur.Yüce Allah vahiy yolu ile herhangi bir peygambere gayip ile ilgili bir bilgi vermedikten sonra,söz konusu peygamberin onun hakkında bilgi vermesi asla mümkün değildir. İşte hz.peygamberin vefatından sonra meydana gelebilecek herhangi bir olay,kıyamet alametleri,ahir zaman fitneleri vs.gibi olayların tümü de gaybi olaylar olduğundan hz.peygamberin de bunları bilmesi ve hakkında açıklamalarda bulunması söz konusu olamaz. Ayrıca burada gösterdiğiniz bu uydurma ve yalan rivayetler/söylentiler kur'an'ın verdiği mesaja da aykırıdır.Çünkü kur'an'a göre peygamberler dahil Allah'tan başka kimse gaybi olayları bilemez. Yani burada gösterdiğiniz rivayetlerin tümü gaybi olaylarla ilgili olduğundan,hz.peygamber bunları bilemezdi ki bunlar hakkında bilgi versin.!!! İşte bu gösterdiğiniz rivayetlerin tümü de hz.peygamberin vefatından yıllar sonra uydurulmuş rivayetlerden/söylentilerden başka bir şey değildir..Ayrıca muteber ve sahih görmediğim,uydurma ve yalanlarla dolu bu kaynakları (Buhari,Müslim vs.) bana göstermenizin ne anlamı var ??? Ben İlk başta ,benim tek inandığım ve doğru bulduğun dini kaynak sadece Kur'an'ı Kerim olduğunu söylemedim mi? Neden nice uydurma rivayet ve yalanlarla dolu bu kaynakları bana gösteriyorsunuz??? Aşağıdaki rivayete de bir bakın,burada hz.peygamber hadislerin yazılmasına müsaade etmiyor ve yazılanların imha edilmesini emrediyor. Peki bunu yazan kütüb-ı Sitte yazarları neye dayanarak hadisleri yazıyorlar? Bu rivayet bile kendileri için bir çelişki değil midir? Bu Kütüb-ı Sitte dediğimiz hadis kitaplarının yazarlarına göre hz.peygamber hadislerin yazılmasına izin vermemiştir,ama buna rağmen kendileri hadis kitapları yazmışlardır !!! Bu kendileri için büyük bir çelişki ve tutarsızlık değil midir? İşte çelişkilerle,yalan ve uydurma rivayetlerle dolu söz konusu hadis kaynakları güvenilir ve sahih olamaz !!! Hz.peygamber buyuruyor! “Benden Kur’an dışında hiçbir şey yazmayın. Kim benden Kur’an dışında bir şey yazmışsa imha etsin.” (Müslim, Sahihi Müslim, Kitab-ı Zühd, Hanbel, Müsned, 3/12, 21, 33) Peki buna rağmen bu hadis kitapları neden yazılmıştır ? Buna göre Hadis kitaplarının yazılması hz.peygamberin talimatine ve iradesine aykırı değil midir? Neden Buhari,Müslim vs.diğer hadisçiler hadis kitaplarını yazdılar? Bunlara göre hadislerin yazılmasına izin verilmemiş,ama yine de kendileri hadis kitaplarını yazmışlardır,bunlara nasıl inanılır? Ebu Hanife ve İmam Malik'e göre Hadisler ! -Ebu Hanife ‘’ sikka ‘’ yani güvenilir ve mütevatir hadislerin sayısı sadece 17 tane olduğunu söyleyerek,hem kendisi,hem de İmam Malik gibi zatların kendi zamanlarında sözlü olarak anlatılan ve daha sonra Buhari ve Müslim tarafından derlenen hadislerin bir çoğuyla hz. peygamberin sünnetine aykırı olduğu gerekçesiyle amel etmemişlerdir... Kaynak :Tarihul İslam / Dr.İbrahim Hasan .../ C / 3 / sayfa 330’da geçen konuyla ilgili metin aşağıdadır.... a ) ‘’وروي ان ابا حنيفة لم يثق الا بسبعة عشر أحاديث من بينهن .. الامام مالك وابو حنيفة لم يعملا بكثير من الاحاديث التي وردت في البخاري ومسلم حيث انها تخالف السنة ...الخ ‘’....فان ابا حنيغة لم يثق الا بسبعة عشر حديثا ومن ذلك تبين لنا ما وصل اليه التحريف في الحديث ... الخ Kaynak: ‘’تاريخ الاسلام – دكتور ابراهيم حسن - ج – 3 – ص - 330 İşte dinin temel kaynağı yalnız kur’an olduğundan hz.peygamber kur’an’ı kerimi hem kendisi yazıyor,hem de vahiy katiplerine yazdırıp kayıt altına alıyordu.Ama hadisler için böyle şey yapmamıştır,bilakis hadislerin yazılmasına bile müsaade etmiyordu.İşte hadisler hz.peygamber zamanında yazılıp kayıt altına alınmadığı için bir kaç mütevatir hadis dışında bugün Kütüb-ı Sitte de bulunan rivayetlere sahih ve muteber diyemeyiz. Özellikle,burada Türklerle ve kıyamet alametleriyle ilgili rivayetlerin tümü gaybi haberler olduğundan,hz.peygamberin bunları bilmesi ve hakkında açıklamada bulunması asla mümkün değildir,yani bu gösterdiğiniz rivayetlerin/söylentilerin tümü uydurma ve yalandır. Hülasa; Kur’an, tek başına yeterli bir kitaptır. Kur’an, kendini açıklayan ve (aklını işlettiği sürece) herkesin anlayabileceği bir kitaptır. Kur’an, tamamlanmış bir kitaptır, eksiği yoktur. Kur’an’dan başka bir kaynağa ihtiyaç yoktur. Bu nedenle bize kur'an dan başka bir kaynak göstermeyin !!!
  10. araştırmacı21

    kuranı rezil eden matematiksel hata nihayet yanıtlandı..

    Baştan şunu söyleyelim; o şeriat dini,islamda yeri olmayan bir takım fıkhi mezheplerin şeriatidir,gerçek İslam ve Kur'an'ın ön gördüğü şeriat değildir. Ama buna rağmen yine de İslam inancı Türkleri aşağıdaki hurafelerden kurtarmıştır,bugün Türkler söz konusu hurafelere inanmıyorsa,belki bunun yegane sebebi islamiyette inanmalarıdır. Ama şunu da bilin ki bugün ne fıkhi mezhepler kur’an daki islama dayalıdır,ne de Osmanlı hukuk sistemi kur’an’a dayalıydı.Çünkü İslamiyetten sonra ki Türk devletlerinin hukuk sistemi de kur’an’a göre değil,yine mevcut mezheplerin fıkhi görüşlerine göre idi. İşte İslamiyetten önce Türklerdeki dini inanış ve bazı hurafeler !!! - DİN VE İNANIŞ: İslam öncesi Türklerin din ve inanışlarını şu 4 grupta toplayabiliriz: 1- Tabiat Kuvvetlerine İnanma: Dağ,ağaç, göl, kaya gibi varlıkların gizli güçlere sahip olduklarına inanırlardı. 2- Atalar Kültü: Ölmüş büyüklere ve atalara ait hatıralar kutsal sayılır ve saygı gösterilirdi. 3- Şamanizm: Kam veya Şaman adı verilen kişilerin,kötü veya iyi ruhlarla temas sağladıklarını inanılarak, bunların büyücülük ve sihir özelliklerine başvururlardı. Bir kısım Şaman inançları Anadolu'da hala varlığını sürdürmektedir. Örneğin; Gelinlerin üzerine buğday veya para atmak, Eşikten atlamanın uğursuz kabul edilmesi, kurşun dökmek gibi... 4- Göktanrı Dini: Türklerin İslamiyetten önceki dini Göktanrı diniydi. Bu dine göre Türkler; * Tek bir Tanrının evreni yarattığına ve gökte oturduğuna inanıyorlardı. * Öldükten sonra dirileceklerine inandıklarından, ölülerini atı,eşyaları ve silahıyla birlikte gömüyorlardı. * Cennet'e UÇMAĞ, cehenneme ise TAMU diyorlardı. * Mezarlara ölünün,sağlığında öldürdüğü düşman sayısı kadar BALBAL adı verilen küçük heykeller dikerlerdi. İnanışa göre, yeniden dirilecek kişi atıyla cennete gidecek, ve öldürdüğ düşmanlar sonraki yaşamında ona hizmet edeceklerdir. * Ölüleri içöin YOĞ adı verilen cenaze törenleri yapar, ve ardından yas tutarlardı. -------- Demek ki,İlhan ARSEL'e göre İslamiyetten önce Türklere ait bu hurafeler de ''akıl verilerine uygun güzel geleneklerdi'' Ayrıca bu İlhan Arsel,yukarıdaki ifadeleriyle de o günden bugüne kadar yaşayan bütün Türkleri de akılsız sayarak onlara hakaret etmiş sayılır !!!! -------------------------------------------- Belgelerle Gerçek Tarih ! Tag Archives: türkler islamdan önce. Büyüklere Masallar… Türkiye’de uzun zamandır tekrarlanıp duran bir hikaye vardır: Islam öncesi Türkler gayet medeni ve kültürlü bir “millet” iken, Islam’la birlikte bu kültür gölgede kalmış, Şaman Türkler zamanla “Araplaşmış” ve bu yüzden de gerilemişlerdir. Söz konusu “Türkler Islam’dan once çok medeniydi” argümanına “masal” demek bile belki hafif kaçıyor; doğrudan “uydurma” demek daha isabetli olabilir. Çünkü, apaçık tarihsel bir gerçektir ki, Türklerin Islam öncesinde kayda değer bir medeniyeti yoktur. Islam öncesi dönemde bir “Türk sanatı”, “Türk mimarisi”, “Türk bilimi”nden söz edilemez. Orhun Anıtları haricinde, kayda değer bir “Türk ebediyatı” da yoktur. Olamaz da zaten. Çünkü Islam öncesi Türkler göçebe bir kavimdir ve göçebelerin “medeni” (yani şehirli) bir kültürü olmaz. Türklerin medenileşmesi, büyük ölçüde …Islam medeniyetinin sayesinde olmuştur. Liselerde okuduğumuz “Kitabu Dîvânü Lûgati’t-Türk”ün yazarı Kaşgarlı Mahmud, düşünür ve bilim adamı Ibn-i Sina gibi önemli Türk alimler, hep Islam sonrası döneme aittir ve Arap-Islam etkisiyle yetişmiştir. Islam öncesi dönemde dünyanın bilimine, kültürüne, sanatına katkıda bulunmuş tek bir ünlü Türk yoktur. Bu da hiç şaşırtıcı değildir; Türkler’in Islam’la tanıştığı 8, 9 ve 10. yüzyıllarda zaten dünyadaki yükselen medeniyet Islam’dı. Avrupalılar “karanlık” içinde iken, Islam medeniyeti bilim, felsefe, tıp, sanat, mimari, şehir düzenlemesi gibi alanlarda göz kamaştırıcı başarılar elde etmişti. Tarihçi (hem de Siyonist tarihçi) Martin Kramer’in ifadesiyle “eğer 1000’li yıllarda Nobel ödülleri dağıtılıyor olsaydı, neredeyse tümünü Müslümanlar alırdı.” Avrupa’da bilim ve felsefeyle uğraşmak için önce Arapça öğrenmek gerekiyordu. Türkler, işte bu yüksek Islam medeniyeti ile tanışıp onunla aydınlandıkları için ilerlediler. Daha sonra da Selçuklu ve özellikle de Osmanlı tecrübesiyle Araplar’ı geride bıraktılar. Bugün Türkiye Arap ülkelerinin tümünden daha gelişmiş durumda. Ama bu, “Islam’a rağmen” değil, büyük ölçüde “Islam sayesinde” varılmış bir nokta. (**** ) Eğer Islam’la tanışmasalar, Türkler bugün büyük olasılıkla Moğollar’dan pek farklı olmayacaklardı. Moğollar’ın bugün ne durumda olduğunu görmek isteyenler, dünyanın en geri ülkelerinden biri olan Moğolistan’a gidip biraz fikir alabilirler. “Türk’ün unutulmuş medeni vasfı” işte ordadır. Iyi ki de unutulmuştur… Kuşkusuz, Türklerin Islam öncesinde hiçbir kültürü olmadığını ileri sürmüyorum. Bilim, sanat, felsefe, mimari gibi alanlarda kayda değer bir medeniyet üretemediklerini vurguluyorum. Bu ise, daha önce de belirttiğim gibi, şaşırtıcı bir durum değildir; çünkü Islam-öncesi Türkler çoğunlukla göçebeydi ve göçebelerin yaşam biçimi bu yönde bir medeniyete izin vermiyordu. (Bedevi Araplar da aynı biçimde gayr-ı medeniydi. Zaten “medeniyet” kelimesi Arapça’daki “şehir” anlamına gelen “medine” kelimesinden türemedir.) Hem Türkleri hem de Arapları kültürel yönden yükselten ise Islamiyet’tir. Türk milliyetçiliğinin öncülerinden Ziya Gökalp de bu gerçeği teslim etmiş, “Islam’ın Arapları çadırdan, Türkleri ise bozkırdan kurtarıp medeni hale getirdiğini” yazmıştır. Öte yandan Islam-öncesi Türklerin başarılı bir ordu geleneğine sahip oldukları tartışılmaz bir gerçektir. Çinlilerin Türkleri durdurabilmek için dev bir “set” inşa etmesinin, Atilla’nın Avrupa içlerine kadar ilerlemesinin başka bir izahı yoktur. Ancak askeri yönden çok güçlü olup da yerleşik kültür yönünden zayıf olan medeniyetler, fazla uzun ömürlü olamazlar. Islam-öncesi Türkler işte bu açıdan Moğollara benzerler; Moğollar da Cengiz Han gibi liderlerin demir yumruğu altında büyük istilalar gerçekleştirmiş, ancak daha sonra ele geçirdikleri topraklarda kalıcı bir kültür üretememiş, aksine o topraklardaki güçlü kültürlerin içinde asimile olmuşlardır. (Onüçüncü asırda Islam dünyasının büyük bölümünü çok kanlı bir istila ile ele geçiren Moğolların bir-iki nesil içinde Müslümanlaşıp Islam toplumu içinde erimeleri, bunun en çarpıcı göstergelerinden biri olsa gerek. Moğollar Islam’ı askeri yönden fethetmişler, ama Islam onlara kültürel olarak galip gelmiştir.) (…) Islam medeniyetinin “gökten inen” çok önemli bir kaynağı da vardır: Kur’an-ı Kerim. Bunu, Kur’an’ın ilahi bir kitap olduğuna inanmayan pek çok seküler tarihçi de kabul eder: Islam medeniyeti, bu kitap sayesinde doğmuş ve büyümüştür. Kur’an öncesinde de Islam medeniyetine dahil olacak unsurlar vardı Orta Doğuda. Ama bu unsurlardan biri olan Araplara yazılı bir hukuk ve küresel bir vizyon getiren, kabileciliği fazlasıyla aşan bir “Islam milleti” bilincini kazandıran unsur, Kur’an’ı Kerim’dir. Dahası Kur’an, Hıristiyanlık ve Yahudiliği de meşru dinler olarak kabul ederek, bu “Kitap Ehli” inançların Islam çatısı altında yaşayabileceğini garanti etmiştir…… Özetle, Tükiye’de sıkça kullanılan “Türklerin Islam’la şereflenmesi” kavramı, sadece teolojik değil, aynı zamanda tarihsel bir doğruyu ifade etmektedir: Islam’la tanışmaları ve onu kabul etmeleri, Türkleri hemen her alanda yükseltmiştir. Buna karşı çıkan, aksine “Islam-öncesi Türklüğün daha ileri olduğunu” savunanlar, tarihsel gerçeklere değil, ideolojik kurgulara dayanıyorlar. 1930’lardaki Türk Tarih Tezi’nde olduğu gibi. Bu gerçeğe işaret etmiş olmam, söz konusu ideolojik kurguların sahiplerini, “Türklüğe ihanet” ediyor, olarak düşündürüp, öfkelendirmiş olabilir. Oysa ben “Türklüğe ihanet” bir yana Türk olmakla gurur duyuyorum. Ama bunun en büyük nedeni, Türklerin Islam’ı benimsemiş ve onun için büyük fedakarlıklarda bulunmuş bir millet olmasıdır…’’alıntı’’ ----------------------- KAYNAKLAR: [1] Franco Cardini, Europe and Islam (translated by Caroline Beamish), Blackwell Publishers, Oxford, 2001, sayfa 57. [2] A.K.S. Lambton, “Reflections on the Role of Agriculture in Medieval Persia,” The Islamic Middle East, 700-1900: Studies in Economic and Social History, (ed.) A.L. Udovitch, The Darwin Press, Inc., Princton, NJ, 1981, sayfa 300. --------------------- (*** ) Bugün halkı Müslüman olan ülkeler geri kalmışsa,Kur’an’daki gerçek islamdan uzak kalmış olmalarından dolayıdır.Çünkü Emevilerden başlayarak Osmanlılara kadar halkı Müslüman olan ülkeler kur’an da yeri olmayan ve bir çok konuda kur’an’a aykırı fıkhı mezheplerin görüşlerine göre yönetilmiştir. Bugün ise,halkı müslüman olan ülkelerin hukuk sistemlerinin hiçbiri de kur'an daki islamla hiçbir alakası yoktur.İşte bu ülkelerin geri kalmışlığın sebebi islam değil,bilakis bu ülkelerde uygulanmakta olan islam dışı mevcut rejim ve yönetimlerdir.
  11. araştırmacı21

    kuranı rezil eden matematiksel hata nihayet yanıtlandı..

    Sizin dediğiniz İncil atom altı parçacıklardan söz ediyor veya işaret ediyor mu? Ben atom için değil,atom altı parçacıklar için bunu söyledim,elbette kur'an dan öncede atomdan söz ediliyordu,ama atom altı parçacıklardan o zaman kur'an dan başka hiçbir kimse söz etmemiştir.. Lütfen,okuduklarınızı doğru anlamaya çalışın...
  12. araştırmacı21

    kuranı rezil eden matematiksel hata nihayet yanıtlandı..

    Bir önce siz bir psikiyatriste görünürsen bence daha iyi olur.
  13. araştırmacı21

    kuranı rezil eden matematiksel hata nihayet yanıtlandı..

    ''Yevmil ahir ile yevmül kıyamet''dünyanın son günü değil,dünyanın harap olmasıyla başlayan,yeni ve ebedi bir alemin,yeni bir dirilişin,hesap,sorgulama vs.hepsini içine alan bir sürecin ifadesidir.Yani 24 saatlik bir zaman dilimi değildir.Yoksa sana göre Kur'an daki dünyanın harap olması,yeni ve ebedi bir alemin yaratılış süreci,24 saat bir zaman diliminde mi gerçekleşiyor,öyle mi? İşte asıl saçmalık,kur'andaki ahiret ve kıyamet gününü bu şekilde anlamak ve değerlendirmektir.. ---------------------- ''Yani siz güneş doğup batmasa da bir gün denilen zamanın ne kadar bir uzunlukta olduğuna dair bir fikre sahipsiniz. (diyorsunuz) Peki,güneş doğup batmasaydı günün ne kadar uzunlukta olduğunu nasıl anlayacaktık? Evet,biz bunu bugün biliyoruz,çünkü güneşin doğup batmasına şahit oluyoruz,yoksa bunu bilemezdik.Yani dünya ve güneş yaratılmadan önce bir günün ne kadar uzunlukta olacağını anlamak mümkün değildi.Çünkü dünya ve güneş olmadan zaman dilimi neye göre hesaplanacaktı? İşte kur'an,bu altı yevm ifadesiyle dünya ve güneş yaratılmadan önceki sürece vurgu yapıyor,sonraki sürece değil. ----------------------------------- Ayrıca''"Bir de benim gözümden bak" dersin adam gider ya çekmecenin gözüne girer ya pınarın gözüne girer ordan bakıyor bir bakarsın!'' şeklindeki ifadenizin de geçerli ve mantıklı bir anlamı yoktur,çünkü,''bir de benim gözümden bak diyen'' bir insanın sözünden ne çekmecenin gözü,ne de pınarın gözü anlaşılır!! Ama eğer siz öyle anlıyorsanız,kusura bakmayın sizde bir sorun var !!! Yani sarf edilen sözler zaten karinelerle anlaşılır.Bir ayet söz konusu olduğunda da,onun anlamı da yine hem karinelerden,hem de o ayetin siyak ve sibakından zaten anlaşılıyor.İşte madem ki yaratılışla ilgili altı yevm ifadesiyle,dünya ve güneş yaratılmadan önceki sürece vurgu yapılıyor,öyleyse o altı yevm dünya günü olamaz !!!
  14. araştırmacı21

    kuranı rezil eden matematiksel hata nihayet yanıtlandı..

    Kur’an da atom ve atom altı parçacıklar !!! Kur’an,1400 sene önce atom ve ondan daha küçük olan ve 19.yy.da keşfedilen proton,elektron, nötronlardan (اصغر ) ‘’ ASGAR’’ kelimesiyle ifade etmiştir.O zaman atom biliniyordu,ama atomdan küçük,atomu da oluşturan maddeler, alt parçacıklar (kuarklar) proton, elektron, nötronlar bilinmiyordu. وَقَالَ الَّذٖينَ كَفَرُوا لَا تَاْتٖينَا السَّاعَةُ قُلْ بَلٰى وَرَبّٖى لَتَاْتِيَنَّكُمْ عَالِمِ الْغَيْبِ لَا يَعْزُبُ عَنْهُ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ فِى السَّمٰوَاتِ وَلَا فِى الْاَرْضِ وَلَا اَصْغَرُ مِنْ ذٰلِكَ وَلَا اَكْبَرُ اِلَّا فٖى كِتَابٍ مُبٖين (٣) Sebe-3: Sebe-3: Ve inkar etmiş olanlar; «Kıyamet anı bize hiç gelmeyecek» dediler. Onlara de ki: «Hayır, gaybi/ insan kavrayışının ötesindeki her şeyi bilen Rabbimin hakkı için o an mutlaka gelecektir. Göklerdeki ve yerdeki zerre/atom kadar,bir nesne ya da zerrenin/atomun daha küçüğü (atom altı parçacıklar) ve daha büyüğü O'nun bilgisi dışında değildir, bunların tümü apaçık bir kitaptadır.» (“Bundan/atomdan daha küçüğü” ifadesiyle,atomdan daha küçük birimlerdeki bilginin,“Bundan daha büyüğü” ifadesiyle ise moleküller gibi bileşimlerin bilgisinin önemine de dikkat çekildiği anlaşılmaktadır. ) Yani Kur’an’ın iki ayetinde (Sebe-3 -Yunus-61) 1400 sene önce hem atoma,hem de (أصغر )‘’ifadesiyle atomun alt parçacıkları olan proton,elektron ve nötronlara işaret edilmiştir. ATOMUN EN KISA TARHİ! Atom, daha fazla bölünemeyecek en küçük madde parçası anlamında doğdu. Onun bölünebilir yapıda olduğu 19. yüzyıl sonunda J.J Thomson’un ELEKTRONU bulmasıyla ve H. Becquerel’in radyoaktifliği keşfiyle anlaşıldı. Atomdan küçük, atomu da oluşturan maddeler. En çok bilinenleri, alt parçacıklardan (kuarklardan) oluşan proton, elektron, nötrondur. J.J.Thomson 1897 yılında elektronu keşfetti. 1900'lü yılların başlarında Ernest Rutherfort(1871 1937) günümüz atom modelinin temelini teşkil eden esas yapıyı ortaya koydu. Atom’un; kütlesinin büyük bir kısmını oluşturan çekirdek ve bu çekirdek etrafında dönen elektronlardan yapıldığını ortaya koydu. Rutherfort çekirdeği oluşturan pozitif yüklü parçaya “proton” adını verdi. 1932 yılında Chadwick nötronu buldu. Daha sonra Kuantum teorisi doğrultusunda Niels Bohr(1883 1962) Bohr atom modelini ortaya attı ve elektronların belli yörüngelerde bulunabildiğini ve bunun plank sabiti ile ilgili olduğunu ifade etti. İşte 1897 yılına kadar da varlığı bilinmeyen ve henüz keşfedilmemiş olan atomdan daha küçük atomaltı parçacıklarının varlığından kur’an-ı Kerimin 1400 seneden beri söz etmiş olması,bu kitabın 1400 sene önce yaşamış olan bir beşerin/hz.Muhammed’in sözü ve ürünü olamayacağının açık bir göstergesidir.)
  15. araştırmacı21

    kuranı rezil eden matematiksel hata nihayet yanıtlandı..

    Ayrıca Kaf-38.ayetle ilgili meallerde geçen ''Yorgunluk'' ifadesi de yanlıştır,doğru meal ise aşağıdaki gibidir. Kaf-38. ayetin doğru meali de şöyledir. Kaf-38: Ve muhakkak biz gökleri/bütün gök cisimlerini, yeri ve ikisinin arasında/uzayda bulunan her şeyi altı evrede/aşamada yarattık.Ve (bunları yaratırken) bize zorluktan hiçbir şeyin dokunması da söz konusu olmamıştır/yani bunları yaratmak bize zor bir şey değildir.’’şeklindedir
×