Jump to content

araştırmacı21

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    62
  • Katılım

  • Son ziyaret

Topluluk Puanı

0 Neutral

araştırmacı21 Hakkında

  • Derece
    Advanced Member
  1. kuranı rezil eden matematiksel hata nihayet yanıtlandı..

    ''Ama yukarıdaki ayette ''Allah'ın açığa çıkaracağı şey'' derken Muhammed'in kafasından geçen bu evliliği nasıl gerçekleştireceğini ve müslümanlara nasıl sevimli göstereceğinin izahı pekala mümkündür. (sizden alıntı) ------ Ahzap-37.ayetin açıklamaılı doğru meali aşağıdadır. Ahzap-37: Hani Allah’ın kendisine (islam nimetini) lütfettiği ve senin de kendisine iyilik ettiğin (hürriyetine kavuşturduğun) kimseye ‘’Eşini yanında tut,(sakın boşama !) ve bu hususta Allah’tan sakın’’diyordun.Allah’ın ortaya çıkaracağı bir durumu (Zeyd’le Zeynep arasındaki geçimsizlik ve Zeyd’in boşama talebi) içinde saklıyor ve (duyulması halinde bu geçimsizliği daha da alevlendirebilecekleri hususunda bazı münafık) insanlardan korkuyordun.Halbuki (her konuda) Allah,kendisinden korkmana daha layıktır. Zeyd,eşiyle ilişkisini kestiğinde,biz seni ona eş kıldık ki,EVLATLIKLARI İDDİA EDİLENLERİN eşleriyle ilişkisini kesince,(boşayınca) onlarla evlenmelerinde müminler üzerine bir güçlük olmasın.Allah’ın emri ise her zaman gerçekleşir.’’ Allah’ın açıklayacağı nedir? İşte hem ayette,hem de aşağıdaki tefsirlerde de yazıldığı gibi hz.peygamberin açıklamadığı ve içinde gizlediği şey Zeyd’in Zeyneb’i boşama isteğidir.Yani hz.Peygamberin Zeynep’le ilgili hiçbir evlilik düşüncesi yoktu. Bu durum tamamen Zeyd’in boşama talebi ile ilgilidir. (زاد المسير ) والثالث : إيشارة لطلاقها، قاله قتادة، وابن جريج، ومقاتل قوله تعالي وتخفي في نفسك ما الله مبديه: إشارة لطلاقها ، قاله ابن جريج (تفسير الماوردي) Ayrıca Zeyd,hz.peygamberin evlatlığı değildi, bu evlatlık sadece kuru bir iddia idi. Bunun gerekçeleri aşağıdadır. ZEYD,HZ.PEYGAMBERİN EVLATLIĞI MIYDI ??? Zeyd bin Harise’nin hz.peygamberle evlatlık iddiası sadece bir kuruntudur,bunun hz.peygamberle gerçek bir evlatliği söz konusu olmamıştır,İşte aşağıdaki gerekçelerle bunun ispatı ! a) Zeyd ,gerçekten hz.peygamberin evlatlığı mıydı ? b ) Evlatlık olabilmesinin koşulları yerinde miydi ? c) Hz.peygamber ile Zeyd arasındaki yaş buna müsait miydi.? d) Zeyd,hz peygamberin kucağında veya evinde mı büyüdü.? Bu sorulara doğru yanıt verildiği zaman görülecektir ki,Zeyd’in hz.peygambere olan evlatlık iddiasi sadece bir kuruntuydu. Bunun izahını yapalım: Hz.Zeyd,islamiyeten önce köle olarak hz.Hatice’nin eline geçiyor,dul ve kırk yaşında olan hz.Hatice 25 yaşında olan hz.Muhammed’le evleniyor.O zaman Hatice’nin kölesi olan Zeyd'in yaşı 21 ve hz peygamberin de yaşı 25 idi. Yani Zeyd hz.peygamberle çocukluk dönemini hiç geçirmemiş ve onun evinde de büyümemiştir. Peki 25 yaşındaki bir adam,21 yaşındaki bir adamı nasıl evlatlık edinir.? İkisi de neredeyse yaşıt sayılırlar. Böyle bir evlatlığın hukuki,ahlaki ve dini bir izahı var mı? Evlatlık edinmek küçük yaştan başlıyor.21 yaşından sonra evlatlık olamaz?.Birinin başkasına evlatlık olabilmesi için küçük yaştan beri onun himayesinde yetişip büyümesi gerekir. Halbuki Zeyd için böyle bir durum söz konusu değildir. Çünkü,Hz.Muhammed’in doğum tarihi 571,Zeyd’in doğum tarihi ise,575 miladı.Peki bu yaştan sonra bir evlatlıktan nasıl söz edilebilir? -21 yaşında olanZeyd bir bebek veya çocuk muydu.? Hz.peygamber ona süt mü emzirtmiş.? Onu kendi evinde mi büyütmüş ki evlatlığı olsun? İşte bunların hiç biri gerçekleşmiş değildir. Bu nedenle Kur’an da da ifade edildiği gibi bu sadece kuru bir iddia idi. kur’an buna ”ادعياء ”ed’iya’’evlatlığı iddia edilen,böyle çağırılan’’diye şeklindeki ifadeyi kullanmıştır.Yani kur’an,”تبني ” tebenni,”gerçek evlatlıktan hiç söz etmemiştir. Mesela: Kur’an da gerçek evlatlık olan (تبني) ‘’tebenni’’ değil de,evlatlığı iddia edilen ve böylece çağrılan kişiler için (ادعياء)’’ ED’İYA’’ çağrılan,iddia edilen’’ anlamındaki ifade de,bunun gerçek bir evlatlıkla ilgisi yoktu. Çünkü (ادعياء)’’ ED’İYA’’ çoğul bir kelime olup bunun mazi/geçmiş ve muzari /hal ve gelecek fiil kipleri şöyledir. (ادعي ) ‘’idde’a’’ iddia etti veya idia etmiş, (يدعي ) ‘’yedde’i’’ iddia eder veya ,ddia edecek. (ادعياء) ‘ediya’’iddialar veya bununla çağrılanlar anlamında olur.İşte kur’an’ın bu ifadeyi kullanmakla da Zeyd’in hz.peygamberle gerçek bir evlatlığı söz konusu değildir. Konuyla İlgili rivayetlerin de,kur’an’ın bu kullandığı bu ifadeyle uyumlu değildir.İşte bu nedenlerle Zeyd’in evlatlığı bir iddiadan öteye geçmez. Çünkü bizim için kur’an’ın ifadesi esastır,asırla sonra yazılan uyduma rivayetler vs. değil. Özetle, Bu evlatlık kuru bir iddiaden ibarettir.Bu evlatlık için hiçbir koşul gerçekleşmiş değildir.Ve dolayısıyla Zeyd hz.peygamberin evlatlığı sayılmadığından ondan boşanmış ve dul kalmış olan Zeynep ile evliliğinde örfe aykırı bir şey de yoktur. ------------------------- ‘’Peki evlatlıkların eşi ile yapılan evlilikte hiçbir sakınca görmeyen Allah, babaların boşadığı kadınlarla evlatlıklarının evlenmesini neden, hangi akla hizmet yasaklar? (sziden alıntı) Burada gösterdiğiniz bu vb.mealler eksik ve hatalıdır.Zira ayet o dönemden kalanları da yasaklıyor. Doğru meal ise,aşağıdadır. Nisa-22: Babalarınızın daha önce (cahiliye döneminde) evlenmiş olduğu kadınlarla evlenmeyin/bundan vazgeçip,nikahlı bulunduklarınızdan da ayrılın.Ama geçmişte (o döneminde) olmuş olanlar geçmişte kalmıştır.Bu (durumda kalmak ise), kesinlikle utanç verici bir fiildir,çirkin bir şeydir ve kötü bir yoldur.’’şeklindedir. İşte aşağıda gösterdiğim tefsir metinlerinde de bu durum açık ve net bir şekilde ifade ediliyor.Ayrıca aynı zamanda bu ayette o dönemde bu nikahı yapıp ölmüş olanların yaptıkları geçmişte kalmıştır,deniliyor.Yani (الا ما قد سلف) ‘’Ancak geçmişte olmuş olanlar,o dönemde kalmıştir,anlamındadır.Yani onların yaptıklarından siz sorumlu değilsiniz,diye bir mesaj verilmiştir. İşte burad da görüldüğü üzere KUR’AN da hiçbir sorun olmadığı halde,hatalı meal ve uydurma rivayetlere dayalı yorumlar onu sorunlu gibi yapmaktadır. والنهي يتعلق بالمستقبل ، والفعل المضارع مع النهي مدلوله إيجاد الحدث في المستقبل ، وهذا المعنى يفيد النهي عن الاستمرار على نكاحهن إذا كان قد حصل قبل ورود النهي و الناس قد بادروا إلى فراق أزواج الآباء عند نزول هذه الآية . (التحرير والتنوير) : قوله تعالى : إلا ما قد سلف أي تقدم ومضى . والسلف ؛ من تقدم من [ ص: 92 ] آبائك وذوي قرابتك . وهذا استثناء منقطع ، أي لكن ما قد سلف فاجتنبوه ودعوه (تفسير القرطبي ) . قوله : إلا ما قد سلف هو استثناء منقطع أي : لكن ما قد سلف فاجتنبوه ودعوه (تفسير فتح القدير) : إلا ما قد سلف فدعوه فإنكم تؤاخذون به (تفسير الماوردي ) وقوله - تعالى - ، وقال بعضهم معناه : إلا ما قد مات منهن (تفسير المنار ) Saygılar.
  2. kuranı rezil eden matematiksel hata nihayet yanıtlandı..

    Rahman suresindeki tekrarların hikmeti ! Öncelikle kur’an,herhangi bir beşer kitabından farklı olduğunu bilmeniz lazım. O insanın ihtiyaç duyabileceği her konuya değindiği gibi,özellikle ( ان هو الا ذكر للعالمين ) ‘’in hüve illa zikrun lil alemine’’O kur’an bütün insanlığa ancak bir öğüt,bir rehber ve yol göstericidir.’’ şeklindeki ayetle de bu hususa vurgu yapılmıştır. İşte Rahman suresinin tekrar yapaıldığı yerlerde dini emirler,hükümler,farz ve helal konularına değinilmediği ve sadece insanları Yaratıcının varlık delillerine yönlendirmek ve bunların üzerinde düşünüp, yaratıcının kudret delillerini hatırasında tutabilmek için burada öğüt mahiyetinde tekrarlama sanatı söz konusu olmuştur,zaten insan unutkan bir varlık olduğundan,ona yönelik öğütlerde tekrarın yapılması önemli bir anlatım sanatıdır. Ayrıca Rahman suresinde bu tekrar edilen ayetlerin mealleri de hatalı olduğunu belirtmek isterim !! Yani, 77. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz? (şeklindeki meal hatalıdır) Bunun doğru meali aşağıdaki gibidir. 77: Öyleyse (gerçekten) Rabbinizin (kainattaki yaratılış gücü ve azametinin) hangi delillerini yalanlayabilirsiniz.’’ şeklindedir. Yani burada nimet ifadesi yok,burada yapılan tekrarlarla yaratıcının varlığını ve kudretini gösteren deliller üzerinde insanı düşünmeye ve öğüt almaya bir davet vardır. İşte bu davet öğüt şeklinde olduğu için,öğütlerde yapılan tekrarlama sanatı burada da işlenmiştir.Bu nedenlerle bir anlatım sanatı olan tekrarların burada yapılması önemli,gayet mantıklı ve doğaldır. Ayrıca bu tekrarlar art arda değil,belki her birinden önce,yani aralarında farklı bir konu anlatılıyor, ayrı bir bilgi veriliyor,ondan sonra da bununla insanın dikkatti söz konusu bilgi ve konu üzerine çekilmek,düşünmesini ve öğüt almasını sağlamak isteniyor. Bi de burada tekrarlanan ayetlerin arasındaki farklı konuları anlatan ayetleri cımbızla çekerek sadece tekrar edilen yerleri göstermek ise saçmalıktan başka bir şey değildir. Mesela: Bir adam bir sürü konuştuktan sonra,konuştukları içinde nerede bir tekrar varsa, sadece orayı başkasına gösterirseniz,bu yanlış olur,hepsini birlikte göstermeniz gerekir ki ona göre söz konusu kişiler o tekrarları sağlıklı ve doğru bir şekilde değerlendirebilsinler !! ---- Bu nedenle bize hitap eden bu ayetin mesajını biraz daha açalım ! “Febi-eyyi âlâ-i rabbikumâ tukezzibân”; “Yaratılış gayenden, yaratılış yapından uzaksın. Biz seni bu kadar ilimle donattık, seni kâinatta yaydık. Sana Rahmân halimiz ile istiva ettik ve seninle beraber Rahmân halimizle varlık âleminde yürüyoruz. Bu halde yapman gereken şeyler varken sen bütün hayatını iğne deliğinden baktığın hal ile gördün. Varlık âleminde zerre bile etmeyen varlıklar biriktirdin, onları bir araya koydun ve onlarla avunmaya çalıştın. O yüzdendir ki Rabbinin sana öğrettiği büyük ilimleri ve İnsan-ı Kâmil hallini, Halife halini fark etmedin, görmedin ve o görevlerini yapmadın.Peki bu varlık ve kudret delillerimizi yalanlayan kimselerden mi olacaksın,diye üzerinde düşünmemizin gerekliliğine vurgu yapılmaktdır. Rahmân Suresi içerisinde de göreceksiniz ki tekrar olarak algılansa da ayet hiç bir zaman kendini tekrarlamamakta,mutlaka yeni manalarını açmakta ve ortaya koymaktadır. Rahmân Suresi’nde 31 kez tekrarlanan “Febi-eyyi âlâ-i rabbikumâ tukezzibân” ayetini daha iyi anlamak için ilk tekrar olan 13’ncü ayeti açalım. Ayete manasını vermemiz için Rahmân Suresi 12’nci ayetini hatırlayalım; “Vel habbu zul asfi ver reyhân”; “Bütün tohumların içerisindeki o kokulara, o yapılara, o dizaynlara sahip bir İnsân-ı Kâmil vardır” Bu ayetten sonra gelen “Febi-eyyi âlâ-i rabbikumâ tukezzibân” ayeti ile Allahü Teâlâ bizlere suredeki ilk uyarısını, hatırlatmasını yapıyor; “Varlık alemine geldin ve o ilimler senin hayal aleminden silindi ama senin içindeki çekirdekten o çekirdeği elinde tutan Asfi'nin yani İnsân-ı Kâmil’in haberi var.Allahü Teâlâ size bu ilimleri öğrettiği halde hâlâ kendi habbenizi çoğaltma gücünü elde edemediniz mi? Size öğretilen bu ilimleri unutuyor musunuz? Örtüyor musunuz, gizliyor musunuz?” Gördüğünüz gibi tekrar gibi görünen ayet bir çok derin manayı habbe gibi içinde taşımaktadır. Bir sure içerisinde aynı ayeti Allahü Teâlâ 31 kez söylüyorsa bunu kopyala yapıştır mantığıyla “Öyleyse (gerçekten) Rabbinizin (kainattaki yaratılış gücü ve azametinin) hangi delillerini yalanlayabilirsiniz.?” olarak ortaya koymak ne kadar doğru olabilir? Rahmân Suresi sırlarını yavaş yavaş açıyor. Bu sırlar sizin varlık aleminize ayette buyrulduğu üzere İnsân-ı Kâmil’in sahip olduğu tohum gibi düşer ve içinizde büyür. Anlatır büyür, anlatır büyür, gelir sizi kucaklar. Anlatır büyür, alır götürür, geri getirir, alır götürür, geri getirir. Sever yaratır, yeniden getirir, Zatına katar, çok hoşlanır; Zatına katar "sen benimsin" der, alır zatına katar. O içinde dayanamaz; “bir daha göreyim, bir daha zahir alemde bakayım, bir daha ona tecelli edeyim, bir daha halifem olarak onu göreyim” der ve tekrar varlık alemine gönderir. Bu böyle sürer gider... İşte Rahmân Suresi içerisindeki “Febi-eyyi âlâ-i rabbikumâ tukezzibân” ayetlerine genel bir bakış ile farklı boyutlardan yansıyan haller anlatılmaktadır. ‘’alıntı’’ Saygılar.
  3. kuranı rezil eden matematiksel hata nihayet yanıtlandı..

    Allah kendi eserleri olan yaratıklarına yemin edebilir,bununla o dikkatimizi yaratmış olduğu bütün varlık aleminin önemine çekmek ve bunları araştırıp hikmet ve mahiyetlerini öğrenmemizi istemektedir.. Ayrıca Yaratıcı, kendi eseriyle yemin etse de,yaratılan eser, kendi yaratıcısından üstün ve kutsal sayılamaz,çünkü söz konusu yaratık onun eseridir.
  4. kuranı rezil eden matematiksel hata nihayet yanıtlandı..

    Sayın Güven,bu gösterdiğiniz meal eksik ve hatlıdır. HAKKA- 38-40: Görebildiklerinize ve göremediklerinize yemin ederim ki,o (Kur’an),elbette değerli bir elçinin tebliğ ettiği söz/mesajdır.'' şeklindedir. Peki,elçi kimin sözünü tebliğ eder,kendisini görevlendirenin söz ve mesajlarını değil mi? Neden elçidir? işte ilgili ayetin mealinde hata vardır. Ve 43.ayete de O (kur’an), Alemlerin Rabbi tarafından indirilmedir.'' deniliyor. demek ki gösterdiğiniz meal eksik ve hatalıdır. İşte Hakka-43.ayet,40.ayette geçen kur'an kimden indirildiğine/kimin söz ve mesajı olduğuna net bir şekilde vurgu yapılmaktadır. Ayrıca nerede hatalı bir meal varsa,hemen ona sarılıyorsunuz !!! Çünkü elinizde hatalı meal ve yorumlardan başka bir malzeme yoktur. تَنزِيلٌ مِّن رَّبِّ الْعَالَمِينَ ﴿٤٣﴾ HAKKA- 43: O (kur’an), Alemlerin Rabbi tarafından indirilmedir '' deniliyor. Yani 43.ayet açık ve net bir şekilde ''o söz,mesaj/ yani kur'an, Alemlerin Rabbi tarafından indirilmedir.''dediği halde, bir hatalı meali kendinize malzeme yapmanızın hiçbir anlamı yoktur.!!!!!
  5. kuranı rezil eden matematiksel hata nihayet yanıtlandı..

    Bakara-191.ayet,''onları...'' derken 190.ayette göre saldıran ve savaş açanlara vurgu değil midir? Onları derken kimler kast ediliyor? daha önceki ayette geçenler kast edilmeyecek mi? İşte siz,191.ayette geçen (ONLARI) zamiri nereye vurgu yaptığını anlamadığınız için parantez içinde bunu açıklıyoruz. Ayrıca ayette ( والفتنة أشد من القتل) ''vel fitnetü eşeddü minel katlı'' ifadesi geçiyor. ''el fitne'' Bu geniş bir ifadedir/ yani,inanca,insan haklarına saldırı,zulüm,şiddet vb.bütün bunları ifade eder.peki inanca zulüm ve saldırı vs. insan haklarına saldırı değil midir? Yani İnanç insanın temel haklarından biri değil midir? Allah yolundaki savaş ise, ''Allah'ın izin verdiği savunma savaşından başkası değildir'' Çünkü ayette (يقاتلونكم ) ''yukatiluneküm'' yani'' size savaş açanlara,size saldıranlara karşı...'' ifadesi vardır. Bak bakalım,Bakara-190. ayetinde ''size savaş açanlara/saldıranlara'' denilmiyor mu? Ayrıca ''..... size savaş açanlar diye bir şey de yoktur..'' diyorsunuz.'' İşte bu iddianızı yalanlayan Bakara-190.ayetin hem Arapça metni,hem de meali! وَقَاتِلُواْ فِي سَبِيلِ اللّهِ الَّذِينَ يُقَاتِلُونَكُمْ وَلاَ تَعْتَدُواْ إِنَّ اللّهَ لاَ يُحِبِّ الْمُعْتَدِينَ ﴿١٩٠ Bakara-190-Size karşı savaş açanlara,(saldıranlara) siz de (kendinizi savunmanız için) Allah yolunda savaşın.Ama (savunma amacınızı aşıp) saldırganlık yapmayın; Şüphesiz (kim olursa olsun) Allah saldırganları sevmez. HANİ NEREDE ‘’ İNSANLAR VEYA ONLAR İNANINCAYA,İMAN EDİNCEYE VEYA MÜSLÜMAN OLUNCAYA KADAR ONLARLA SAVAŞIN '' diyor? Madem ki öyle diyorsunuz,o zaman bu iddianızı ayetlerle ispat etmelisiniz !!!
  6. kuranı rezil eden matematiksel hata nihayet yanıtlandı..

    Sayın adeist, diyorsunuz ki, ‘’…Ancak ana akım islamda akılcılık yoktur.Örneğin İslamın en büyük alimlerinden biri olan Buhari, akılcılığı ve kıyası ŞEYTAN İŞİ olarak tanımlamış ve kıyas yapanları din dışı ilan etmiştir. (sizden alıntı) Ana akımın yanlışları kur’an’a mal edilemez.Çünkü dini kural koyan peygamberler de değil, sadece Allah’tır/yani bu konuda dini kayanak yalnız kur’an’ı kerimdir. Kur’an’ın yasaklamadığı,kötü saymadığı bir şeyi bırakın kulaktan dolma rivayetleri derleyen Buhari’yi hz.peygamber bile kur’an’ın yasaklamadıği veya kötü görmediği bir hz.peygamber bile yasaklayamaz ve kötü göremez.Çünkü ayette de geçtiği gibi( ان الحكم ) ‘’inil hükmü illa lillah‘’ Mealen ''Hüküm koymak yalnız Allah’a aittir.’’ Yani dini hüküm ve kuralları koymak,helal,haram ölçüsünü koymak,farz,iyi ve kötüyü belirlemek vs.bütün bunların yetkisi yalnız Allah’a mahsustur.Bu nedenle ne Buhari, ne de başka birileri kur’an’ı ve islamı temsil edemez.Bunlar da bizim gibi birer kuldur,yanılırlar,hata yapalar,onların bu kur’an dışı görüşleri de ne kur’an’a,ne de islama mal edilir. Zaten hz.peygamberin vefatından asırlar sonra kayıtlı bulunmayan rivayetlerin kulaktan dolma rivayetlerle yazıldığı ‘’Kütüb-ı Sitte,'' kur’an’a,akle,mantıka,bilime ve hatta hz.peygamberin sünnettine/kur’an’a uygun yaşam tarzına aykırı,birbiriyle tutarsız, çelişkili ve uydurma nice rivayetlerle doludur. Yüce Allah nice ayetlerde genel ifadelerle her konuda aklımızı kullanmamızı istiyorsa,bunların Akılcılığı ve kıyası reddedip şeytan işi olarak görmeleri hiçbir şey ifade etmez !!! Çünkü bu düşünce kur'an'ın değişik emirlerine aykırıdır. --------------------- ‘’Öyle olsa idi kuranın tanrısı önce yeri sonra da gökleri yaratıp göğe "süs"olsun diye yıldızları serpiştirmez vs….’’sizden alıntı''’ Kur’an,Allah önce yeri sonra gökleri yarattığını söylemiyor,ama bununla ilgili mealler hatalı olduğundan maalesef öyle algılanıyor,halbuki öyle bir anlatım yoktur,mealler da hatalar var. Bu ayetlerin açıklamalı doğru meallerini aşağıya alıyorum: Fussilet-9: De ki: “Gerçekten siz,yerküreyi iki evrede yaratmış olanı inkâr ediyor ve O'na birtakım rakip güçlerin bulunduğunu mu iddia ediyorsunuz? Hâlbuki o,âlemlerin/gözle görülen ve görülmeyen tüm kainatın Rabbidir.” Fussilet-10: Ve (o iki jeolojik yaratılış süreci içinde) orada üzerinden (kökleri derinliklere kadar inen) ağır baskılar/dağlar oluşturmuş ve orada bereket/bolluk meydana getirmiştir.Ve (yine) orada gıda arayanların tüm ihtiyaçlarına uygun olarak (her mevsime göre çeşit çeşit yetişen) gıdaları da dört evrede/mevsimde elde edilmek üzere planlamıştır. Peki burada dört evre,neden dört mevsim oluyor? Çünkü güneş sistemi ve onun bir uydusu olan dünya yaratıldıktan sonra üzerinde artık gece gündüzler, mevsimler, yıllar ve hayat için gerekli tüm koşullar oluşmuştur.Yeryüzü üzerindeki gıdalar da dört mevsim içinde elde edilmek üzere plana bağlanmıştır. Burada hem güneş sistemi,hem de dünyamız yaratılmış olduğundan artık zaman dilimleri ve evreler de yaratılış sürecindeki evrelerden farklı olabilmiştir,ilgili tefsir metinleri aşağıdadır. وهناك تفسير آخر للآية لعلّه أدقّ ، يَجعل الأربعة الأيام ظرفاً لتقدير الأقوات إشارةً إلى فصول السَّنة الأربعة ، حيث فيها تتقدّر أرزاق الخلائق والأنعام والبهائم والدوابّ ، ذَكَره عليّ بن إبراهيم القمي في تفسيره للآية ، قال : يعني في أربعة أوقات ، وهي التي يُخرج الله فيها أقوات العالم من الناس والبهائم والطير وحشرات الأرض ، وما في البرّ والبحر مِن الخَلق والثمار والنبات والشجر ، وما يكون فيه مَعاش الحيوان كلّه ، وهو الربيع والصيف والخريف والشتاء ... ثُمّ جَعَل يَذكر كيفية تقدير هذه الأقوات في كلٍّ من هذه الفصول 1 . وقد ارتضاه العلاّمة الطباطبائي واعتمده في تفسيره 2 . فمعنى الآية ـ على ذلك ـ : أنّ الله خَلق الأرض في دورتَين ، وجعل فيها رواسي وبارك فيها ، وقدّر أقواتها حسب فصول السنة ، وهكذا قضى السماوات سبعاً في دورتَين ، فهذه أربعة أدوار ذَكَرَتهُنّ الآية : دورتان لخِلقة الأرض ، ودورتان لجعل السماوات سبعاً ، وبقيت دورتان لخِلقة أصل السماء وما بينها و بين الأرض من أجرام كانت الآية ساكتةً عنهما ؛ ومِن ثَمّ فهي لا تتنافى وآيات أُخرى ذَكَرنَ ستة أدوار لخِلقة الأرض والسماء وما بينهما . Bu nedenle baştan sonuna kadar dünyanın yaratılış süreci 9.ayette belirtildiği gibi, sadece iki evrede gerçekleşmiştir,ki o da göğün yaratılmasından sonradır (bkz:NAZİAT-30) Naziat-30: Ve onun/göğün ardından da yeryüzünü yayıp yuvarlattı/ona geoit bir şekil verdi.Oradan da suyunu ve otlağını,bitki örtüsünü çıkarıp meydana getirdi. Fussilet-11: Bir de (daha önce) duman/gaz halinde bulunan semaya/uzaya yönelmiş, ona ve (henüz sema gibi gaz halinde bulunan) yere “İster istemez,(boyun eğerek) gelin!”diye buyurmuştu. (Onlar da kendilerine has bir iletişim şekliyle) bizler boyun eğerek/isteyerek geldik’’ demişlerdi. Burada da ilahi emir ve hitabı gereği önce gaz halinde bulunan semaya ve gaz halinde bulunan arza irad buyurulmak suretiyle evren yasaları oluşturulmuştur. Ayrıca 11.ayetinde sonra anlamında olan (ثم ) değil,tertibi ve tehiri zaman ifade etmeyen atıf edatı olarak gelmiştir.Bkz: Aşağıdaki tefsir metni ve (المعجم: اللغة العربية) ‘’el mu’cem,el lugatil arabiyye…) Eğer dünyanın yaratılışı Göklereden sonra olsaydı,aynı zamanda bir atıf edatı olan ( ثم ) değil بعد ذلك)) ‘’ba’de zalike’’gibi bir ifadenin gelmesi gerekirdi,ama büyle bir ifade yok,bu yüzden Meallerdeki ‘’sonra’’ ifadesi yanlıştır. Bkz: (NAZİAT-30) Burada da Arz,yani dünya semadan sonra yaratıldığı net bir şekilde بعد ذلك)) ‘’ba’de zalike’' ifadesiyle anlatılmaktadır. احدي معاني ( ثم ) حرف عطف يدل علي مطلق الجمع دون قصد الترتيب أوالتراخي في الزمن مثل قوله تعالي ( وان استغفروا ربكم ثم توبوا اليه المعجم: اللغة العربية المعاصر) Fussilet-12: Derken onları yedi (manyetik) sema olarak iki evrede düzenlemiş ve her birine kendi yasasını vahyetmiştir. Ve böylece (bu yedi semayı düzenledikten sonra) biz o dünya semasını/dünyanın içinde bulunduğu uzayı da ışık yansıtanlarla (gezegenlerle) donattık, (onları) bozmaktan da koruduk; işte bu,üstün olan ve her şeyi bilen Allah’ın takdiridir.'' şeklindedir. Peki neden burada ( مصابيح )‘’mesabih’tan’’ maksat ‘’ışık yansıtan gezegenlerdir? Cevap; Çünkü aynı konuyle ilgili Saffat suresi altıncı ayette ( مصابيح ) yerine ( الكواكب) ‘’Gezegenler’’ifadesi kullanılmıştır.Demek ki‘’mesabih’’tan maksat çiplak bir gözle semaya baktığımızda güneşten ışık yansıtmaları sebebiyle gezegenlerin de tıpkı yıldızlar gibi parlak görüldüğünden dolayıdır.Yani buradaki ( مصابيح) ‘’mesabih’ten maksat,’’kevakib/gezegenlerdir Zaten Lügat olarak Arapçada yıldızlara ( نجوم) ‘’nucum’’ Gezegenlere de ( كواكب) denir. İşte Enbiya-30.ayette de belirtildiği gibi evrenin ilk temel taşı tek ve bitişik bir madde (رتق ) ‘’kozmik yumurta’’ iken ( فتق - فلق ) büyük patlama ve bölme sonucunda uzay boşluğuna yoğun bir enerji/gaz ve toz bulutu yayılıyor ve bu gaz bulutu çok uzun zamanlar da fırıldak gibi uzay boşluğunda süratle dönmeye ve birbirinden ayrılmaya başlıyor. Sonradan birbirlerinden kopup ayrılan bu gaz kütlelerinden bütün gök cisimleri,yıldızlar vs. meydana geliyor. Bundan sonra da yedi manyetik sema/kuşak oluşur ve yine daha sonra birbirinden ayrı ve kopuk bir durumda olan bu gaz kütlelerinden bazıları soğuma ve yoğunlaşma sürecine girerek dünyamız ve gezegenler de oluşuyor ve en son soğumuş ve yoğunlaşmış olan yer gezegenin de yaşam için elverişli hale geliyor.İşte ilk maddenin/kozmik yumurtanın patlamasından sonra dünyamız dahil bütün gök cisimleri/evren altı uzun evre ve aşamada meydana gelmiştir.(الله اعلم )‘’En doğrusunu Allah bilir.’’ Bi de diyorsunuz ki, ''O zaman başta bu forumlardaki yazarların ardından da Prof.İlhan Arsel'in, Arif Tekin'in,yıllar ve yıllar önce Turan Dursun, Prof.Bahriye Üçok'un kitaplarındaki tespitlerine net cevaplar vermeniz gerekmektedir '' sizden alıntı'' Zaten Türkiye de ateizm vs.nin başını çeken,hz.peygambere ait olmayan yalan ve uydurma rivayetleri kendilerine malzeme yapan/referans gösteren bu şahıslara bir çok müslüman tarafından gereken cevap verilmiştir,aynı zamanda burada yazılanlar onlara da bir cevap niteliğindedir. Ayrıca Turan Dursunu'un yarım yamalak biraz klasik Arapça bilmesi dışında (ki o da ilk okulu bile okumamıştır, müftü olabilmek için dışarıdan ilk okul diplomasını almıştır.) diğerlerin hiçbiri de doğru ve düzgün Arapçayı öğrenmemişlerdir. Bunların referansları da uydurma ve yalan rivayetlerden başka bir şey değildir. Özetle, kur’an da hiçbir sorun yoktur,sorunların tek kaynağı ise,hatalı meal ve uydurma rivayetlere dayanan yorumlardır. Saygılarımla.
  7. kuranı rezil eden matematiksel hata nihayet yanıtlandı..

    Bakınız,Ümme kelimesinde elif bile yok,burada hemze var ve bu hemze de kelimenin kökündendır. İşte siz henüz hemze ve elifi birbirinden ayıramıyorsunuz,peki nasıl kur'an'a bakıyor ve Arapçayı anlıyorsunuz ??? Ayrıca benim karıştırdığım bir şey yok,asil siz Arapçada tekil olan veled ile çoğul olan evlad kelimesini birbirine karıştırmışsınız.Yani hatanı bana mal ediyorsunuz.... Yani ( القري ) ''el Kura' üzerinde istiğrak/umum edatı vardır. Ama ayetteki ifade tekil olan ''el karyet'' değil,çoğul olan ( القري ) '' el KURA'' yani, bütün şehirler,medeniyetler ve yerleşim alanları var ''Çünkü, ümm, ifadesi canlılar için annedir,ama buradaki ümm ifadesi canlılar için değil,cansızlar/şehirler,medeniyetler, yerleşim alanları için dini tebliğ yönünden her yerin ana merkezi anlamındadır.Bir yerin ana merkezi,ana çekirdeği kendisine bağlı diğer yerleri de temsil etmez mi? Yani diğer mealleri kabul etsek bile yine hiçbir sorun yok. Çünkü ayette Mekke ismi geçmez sadece Ümmül kura/ dini mesajlar yönünden bütün şehirleri,medeniyetleri ve yerleşim alanları temsil eden merkez geçer. Zaten (ومن حولها ) ifadesi de tefsirlere göre yine ''bütün insanları,bütün dünya'yı kapsıyor. Bununla ilgili tefsir metni de aşağıdadır. » أضواء البيان» سورة الشورى» : أن المراد بقوله : ومن حولها شامل لجميع الأرض ، كما رواه ابن جرير وغيره وعليه يصح أن يكون المقصود بمن حولها: مجموع البشريّة.
  8. kuranı rezil eden matematiksel hata nihayet yanıtlandı..

    Sayın democrossian, "Din Allah'ın olana kadar savaşın" yazan bir betikten bahsediyorsak, durum net ve kesin. Allaha tapmayan kimse kalmayana kadar savaşacaksınız anlamı bundan daha açık nasıl olabilir? (sizden alıntı) 1-Peki neden ayetin mealini eksik veriyorsunuz? Burada,Müslümanlara uygulanan ( فتنة),‘’Yani dinden dördürme olayı, şiddet,baskı,zulüm,ve Müslümanlara saldırmak gibi genel bir ifade geçmiyor mu? Neden aynı ayetin bir cümlesini cımbızlayarak gösteriyorsunuz? 2-Burada aynı konuyu işleyen ve birbirinin devamı olan ayetleri neden birlikte göstermiyorsunuz? İşte BAKARA-190-194.ayetleri hep birlikte değerlendirelim. Bakara-190-Size karşı savaş açanlara,(saldıranlara) siz de (kendinizi savunmanız için) Allah yolunda savaşın.Ama (savunma amacınızı aşıp) saldırganlık yapmayın; Şüphesiz (kim olursa olsun) Allah saldırganları sevmez. Bakara-191: Onları (o size karşı savaş açanları,saldıranları sizinle savaş halinde iken) nerede yakalarsanız/siz de öldürün.Sizi sürgün ettikleri yerden siz de onları sürgün edin.İnanca (ve insan haklarına) yönelik zulüm ve baskı ölümden beterdir. Mescidi-i Haram civarında onlar size savaş açmadıkça siz de onlara savaş açmayın.Eğer onlar size savaş açarlarsa,siz de (kendinizi savunup korumak amacıyla) onları öldürün! İşte (barış anlaşmasını bozup saldıran) inkarcıların cezası böyledir. Bakara-192-Eğer onlar,(savaşa,saldırıya) son verirlerse (siz de son verin) : Şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. Bakara-193: Fitne (saldırı,baskı,şiddet,zulüm ve işkence) ortadan kalkıncaya ve (özgürce) yalnızca Allah'a kulluk edilebilinceye kadar onlarla (saldırganlarla) siz de savaşın.Eğer bunlara son verirlerse,artık zulüm/saldırı yapanlardan başkasına karşı düşmanlık yoktur. Bakara-194: Saldırmazlık örfünün geçerli olduğu (haram) aylarda size saldıranlara siz de karşılık verin: zira saldırmazlık örfünün/hukunun ihlali,adil karşılık yasasına tabidir. Böylece, eğer bir kimse size saldırıda bulunursa,siz de ona saldırdığı gibi karşılık verin; ancak (bu konuda) Allah'a karşı gelmekten (saldırgan olmaktan) sakının ve Allah'ın, kendisine karşı sorumluluk bilinci taşıyanların yanında olduğunu bilin…’’ İşte bu ayetlere göre yapılan savaş savunma amaçlı olup,saldırganlara yöneliktir. Bunun din ve inançla hiçbir ilgisi yoktur.Kişinin inancı ve dini ne olursa olsun,o inacında özgürdür. Ayrıca buna dair Bakara-256.ayet aşağıdadır. لا إكراه في الدين قد تبين الرشد من الغي فمن يكفر بالطاغوت ويؤمن بالله فقد استمسك بالعروة الوثقى لا انفصام لها والله سميع عليم ( 256 ) Bakara-256: Dinde (inanç,fikir,düşünce ve dini kabul etme hususnuda baskı ve) zorlama yoktur/olamaz.Artık doğru ile yanlış,birbirinden ayrılmıştır: O halde,kim tağüta (şeytani güçlere ve düzenlere) uymayı red edip Allah'a inananırsa,muhakkak ki o hiçbir zaman kopmayacak en sağlam mesnede tutunmuştur:Zira Allah her şeyi işitendir,her şeyi bilendir. Yani cımbızlayarak gösterdiğiniz ayetin hükmü,müslümanlara saldıran, şiddet,baskı,zulüm vs.uygulayan müşriklere yöneliktir.Her inkarcıya değil,bu sadece müslümanlara karşı bu tür eylemlerde bulunan ve saldıran kesim söz konusudur!!! İşte art arda gelen ve birbiriyle bağlantılı olan bu her dört ayeti birlikte değerlendirdiğimiz de bu hüküm savunma savaşı ile ilgili olduğu net olarak ortaya çıkar,bu nedenle saldırmayan hiçbir kimseyle savaşmak meşru değildir. Sonuç; Kur’an’a göre avunma savaşı dışında hiçbir savaş meşru değildir,çünkü ayetlerde geçen savaşların tümü savunma savunmayla ilgilidir. Saygılar.
  9. kuranı rezil eden matematiksel hata nihayet yanıtlandı..

    Sayın democrossian, diyorsunuz ki, '' Tabii ki doğrudan Arapça Kuran'a bakıyorum.Arapça okuyabilir yazabilir ve anlayabilirim.’’ (sizden alıntı) Mademki doğrudan Arapça kur’an’a bakıyor,Arapça okuyabiliyor,yazabiliyor ve anlayabiliyorsunuz.Öyleyse aşağıda vereceğim Arapça metninin hem tercümesini,hem de latin harfleriyle nahv ilmine (dil gramerine) tam uygun bir şekilde yazabilir misiniz? bekleyeceğim. الناظر في كتاب اصل الانواع لداروين لا يلاحظ فيه ان الرجل قد انكر فيه وجود رب الخالق انه لم يقرر فيه فكرة التطور الذاتي ولا التولد الذاتي بل فيه ما يشعر بان فكر ة التطور التي يقول بها انما هي من القوانين واللسنن التي بثها الخالق في المادة وجاء في اخر كتابه المذكور قوله اني فيما يظهر لي ان الاحياء التي عاشت علي هذه الارض من صورة واحدة اولية نفخ فيهاالخا لق نسمة الحي .. كيف دبت الحياة في المادة غير الحية. ان العقل والمنطق والبحوث العلمية والنصوص الدينية تكشف لنا ان الحياة سر من اسرار الخالق ونفخة ربانية روحية في المادة فالحياة ليست نتاج المادة بل المادة وعاء لها فالقرار العلمي الاخير ان الحياة لاتتولد الا من حياة وذلك لان القرار الذي انتهي اليه علماء الاحياء اليولوجي بعد تجارب كثيرة ومتنوعة يجزم بان المادة الميتة لايمكن ان تتحول ذاتيا الي مادة حية وان الحي لابد ان يتولد من حي ... العلم والتكنولوجية عاجز عن ايجاد الحياة ...القرار الصادر عن علماء السوفيت وعلماء امريكا عام – 1969 – هكذا ,العلم عاجز عن ايجاد الحياة وليس للعلوم قدرة علي اثبات ان الحياة نتيجة تفاعل كيميوي وليس في مستطاع الوسائل العلمية ايجاد الحياة الا عن طريق الخلايا الحية التي لانستطيع ان نوجدها من المادة غير الحية وكذلك النبات االخ وقد اثبت الباحثون الرياضيون وغيرهم من العلماء ان مثل هذالاتقان العجيب في الكون وما فيها من الاحياء من المستحيل بالمصادفة والتطور الذاتي والمصادفة في الكون امر مرفوض حتما علميا وعقليا ومنطقيا وفلسفيا وهذالكون اثر ذي عقل مدبرة ذي ارادة حرة خالقة وراء المادة وهو الله الخ
  10. kuranı rezil eden matematiksel hata nihayet yanıtlandı..

    Ümül veled,ifadesi elbette tekil olup,çocuk annesi demektir. Yani Veled kelemesi tekildir,çoğul değil. Bunun çoğulu Ümmül evlad’dır. Ama kur’an da da ümül kura,yani karyetin çoğulu geçiyor? Ümmül karyet,tekil olarak geçmiyor... Eğer kur’an da ‘’ümmül karyeti’’ şeklinde olsaydı,o zaman şehirler,mediniyetler şeklinde olmazdı.Yani kur’an da bu ifade çoğul olarak geçiyor,tekil olarak değil,ama siz Arapça olan bir kelimenin çoğul mu veya tekil mi? bile maalesef öğrenmiş değilsiniz! Yani ayetin metni (أم القرية ) ‘’ümmül karyeti’’ tekil şeklinde olsaydı,o zaman size hak verirdim. Ama ayet öyle değil, (أم القري ) ‘’Ümmül kura‘’ yani çoğul şeklindedir. Peki bu ayetin meali diğer meallerdeki gibi olsun,yine de bir hiçbir sorun olmaz. Çünkü zaten (القري ) ‘’el kura’’ kelimesi çoğuldur,yani ayetin anlamı, ''bütün şehirlerin,medeniyetlerin,yerleşim alanlarının ana merkezi'' şeklinde olur. Ayrıca insanlığı ilgilendiren bir mesaj, çocukların anasına,yani çocukları kollayıp idare eden,yetiştiren anneye gönderilse bu mesaj çocuklar için de geçerli olmaz mı? Veya bir ülkeyi yöneten kişiye veya bir ülkenin başkentinde bulunan yöneticilere gönderilen bir mesaj söz konusu ülkenin tümü için geçerli değil midir? Mesela: Avrupa Birliğinin başkenti konumunda olan Brüksel’e bu birliği ilgilendiren bir mesaj gittiğinde,Avrupa Birliğine üye olan bütün ülkleri kapsamıyor mu? İşte ümmül kura,yani bütün şehirlerin,medeniyetlerin ve yerleşim alanlarının dini ana merkezi konumunda olan Mekke bile olsa aynı durum bunun için de söz konusu olur. İşte söz konusu ayette Mekke’nin ismi değil de’’ümmül kura’’şeklindeki çoğul bir ifadenin geçmesi nedeniyle bütün şehirleri,medeniyetleri,yerleşim anlanlarını da kapsamaktadır. Çünkü burada geçen ( قرية) ‘’Karyet’’şehir,yerleşim alanı,medeniyet’’gibi tekil bir ifade değildir. Ayette (القرية ) ‘’el karyet’’in çoğulu olan ( القري) ‘’el kura’’ yani,bütün şehirler, medeniyetler ve yerleşim alanlarının ana merkezi ’’şeklinde bir ifade kullanılmıştır. Ama söz konusu göstermiş olduğunuz‘’ümmül veled’’ ise,tekildir,çoğul değil,bunun çoğulu ümmül evlad’dır. Bi araştırın bakalım,ayette geçen kelime ( القرية) ‘’el karyet’’tekil mi,yoksa (القري ) ‘’el kura’’çoğul mu? Ayrıca bana karşı kullanmış olduğunuz o hakeret içerikli sözünüze karşılık veremem,çünkü bana hakaret etseniz bile,yine siz de benim gibi yüce yaratıcının kulusunuz,insansınız !!! Kişinin inancı ve düşüncesi ne olursa olsun,inandığım dine göre kutsal bir varlıktır,işte bu nedenle size aynen karşılık veremeyeceğim.Bilakis size sevgi ve saygılarımı sunmak istiyorum !!!
  11. kuranı rezil eden matematiksel hata nihayet yanıtlandı..

    Sevgili kardeşim, Bu olay insanın normal yaratılış fıtratına aykırı olduğundan,cennete böyle bir duygu ve istek söz konusu bile olamaz.Mesela,dünyada bazı insanların ruhunda yalan söylemek,kötü işleri yapmak vs.olduğu halde cennete bu tür duygu ve düşünceler söz konusu olmayacaktır.Çünkü o gün insan bu tür duygu,düşünce ve isteklerden tamamen arınmış,tertemiz ve yepyeni bir yaratılışla ebedi mutluluk yurdu olan cennete girecektir. ( الله اعلم) Saygılar.
  12. kuranı rezil eden matematiksel hata nihayet yanıtlandı..

    Ben demiyorum ki,meal eleştirisini yapıyorsunuz,zira kur’an’ın Arapçasını anlamayanın bir ayetin ilgili mealleri yanlış olup olmadığını da anladığını hiç sanmıyorum,bu nedenle mealdeki hatanın hemen kur’an’a mal edilmemesi gerekir. Ayrıca bir eserin eleştirilir yanı olup olmadığını anlayabilmek için, ilgili tercümesine değil,direk o eserin yazarı tarafından yazıldığı dildeki orijinal metnine bakmak lazım.Peki siz kur’an’ın yazıldığı dildeki metne mi bakıyorsunuz? Bence hayır. Ama acizane kur’an’ın Arapçasını anladığım için,her şeyden önce direk kur’an’a bakıyorum,benim için kur’an’ın kendisi esastır,mealler değil,ama siz ise kur’an’ın orjinal Arapça metnine değil,ancak meallere bakıyorsunuz,halbuki tercümeler,mealler = kur’an değildir. Ayrıca kur’an’ın insan haklarına,bilime aykırı tek bir ayeti yoktur,ama bunlara aykırı bazı ayetlerle ilgili hatalı meal ve yorumlar vardır,ki kur’an bu tür hatalardan tamamen beridir.
  13. kuranı rezil eden matematiksel hata nihayet yanıtlandı..

    Sayın adeist, Dininiz size cihat edin diyorsa gidip ışid, el kaide saflarında savaşa katılın. (diyorsunuz) 1-Önce dinimize göre CİHADIN ne olduğunu araştırıp doğru anlamaya çalışmanızı öneririm. Dinimize göre cihadın savaşla hiçbir alakası yoktur,kur’an da savunma savşlarıyla ilgili bütün ayetlerde bile ( قتال) ‘’KITAL’’ kelimesi geçiyor. Cihat asla bu anlamda değildir.İşte cihadın tanımı aşağıdaki gibidir. جاهدَ الشَّخصُ : سعى وحاول بجِدّ ، بذل وسعه (تعريف و معنى جاهد في معجم المعاني الجامع) ‘’ Cahedeş şahsu,sa’a ve havele bi ciddin bezle vus’ihi..(Bkz: Mu’cemul Meani) Anlamı, ‘’Kişi ciahat etti,var gücüyle çalışıp gayret gösterdi. // Arapça lugatında cihadın tanımı! O zaman kur’an’da ‘’Allah yolunda cihad edin’’ ne demketir? Allah’ın emrettiği şekilde,çabalayın,gayret gösterin,emrine uygun yaşamaya çalışın. Peki onlarla cihad edin,ne demektir? ‘’Allah’ın dinini doğru ve düzgün yaşayarak, var gücünüzle dininizi anlatmaya çalışın’’ ama (وجادلهم بالتي هي احسن ‘’ve cadilhum billeti hiye ahsen’’ tartışırken de en güzel bir şekilde tartışın,bu konuda gereken çaba ve gayreti gösterin,..’’ şeklindedir. Yani cihat kelimesinin KITAL/savaş ve çarpışma ile hiçbir ilgisi yoktur. Kim bunu KITAL/yani savaş ve çarpışma olarak değirlendirirse,kur’an’ın bu konudaki mesajını hiç anlamamıştır. 2-Işid, (bana göre) Irak,Şam,İsrail Devleti ‘’demektir. Çünkü İşid ve el kaide gibi örgütler münafık olup islamla hiçbir alakası olmayan ve emperyalist güçler tarafından kullanılan terör örgütleridir. Bunların İslam dini ile hiçbir alakası yoktur. Sayın democrossian, 3- Cennet hurileriyle ilgili rivayetlerin tümü de asılsız,uydurma ve yalandır. 4-Kur’an da geçen hurilerin de,kadın ve cinsellikle bir ilgisi yoktur,bunlar da vildan gibi cennet ehline hizmet veren/onlara cennetin nimetlerini servis yapan melek gibi farklı yaratıklardır,onlarla evlilik söz konusu değildir. Yani cennete giren erkek ve kadınlar birbirlerine eş olurlar.İşte maalesef,bu konu asılsız,uydurma ve yalan rivayetler yüzünden hep yanlış algılanmaktadır !!!
  14. kuranı rezil eden matematiksel hata nihayet yanıtlandı..

    Sayın democrossian, diyorsunuz ki, ‘’Kuran İslam'ı eleştirmek için fazla fazla yetip artan bir malzemedir. Herhangi bir sayfasını rasgele aç. O sayfada eleştirilecek elli konu bulursun… ‘’sizden alıntı’’ Evet,mevcut mellerde bir sürü hatalar olduğundan,maalesef eleştirilecek konuları bulmak mümkündür.Yani bu durum kur’an dan kaynaklanmıyor,bu tamamen hatalı meal ve yorumlardan kaynaklanıyor.Çünkü kur’an’ın kendisinde ve çevirisi doğru yapılmış bir mealde eleştirilecek bir konuyu bulmak mümkün değildir. Yani kur’an da hiçbir sorun yoktur, kur’an’ı sorunlu gibi yapan ise yalnız hatalı meal ve yorumlardır. Bu nedenle,size göre hangi ayet eleştirilecek durumda ise veya bir sorunu varsa,yazarsanız zamanım müsait olduğundan (çünkü her zaman müsait değilim.) yüce Allah’ın izni ile onun doğru mealini sizinle paylaşmaya çalışacağım. Yine diyorsunuz ki, Kitap dediğin şeyin giriş, gelişme, sonuç bölümleri, anlam bütünlüğü olur. Bunda bunların hiç biri yok….’’ Sizden alıntı’’ Cevap: Kur’an herhangi bir beşer kitabına benzemez.Çünkü Kur’an,insanları düşünmeye,aklını kullanmaya,araştırıp öğrenmeye ve sorgulamaya davet ettiği gibi,evrenin yaratılışı,insanın varlığı ve dünyadaki konumu,nasıl ve niçin dünyaya geldiğini,onun yaratıcıya,insanlara,çevreye, doğaya karşı sorumluluğu vs.hepsini bidirir. İnsanlar arasında adalet, istikamet, tevâzu’, sevgi ve şefkat, ihsan, afv, edeb ve eşitlik gibi ahlâkî değerleri tavsiye eder.Kur’an bütün insanları Yaratıcının/Allah’ın varlığına, birliğine îmana, yani, tevhid inancına dâvet eder. Zihinlerde Allah’ın kudret ve azametini tespit edip yerleştirir.İnsanları batıl düşüncelerden şiddetle men’eder. Yalnız ve yalnız, tek olan Yaratıcıya/Allah’a ibâdet etmeye ve O’na hiçbir şey’i şerik koşmamaya dâvet eder.İnsanları zulümden,insan haklarını ihlal etmekten,adam öldürmekten,hırsızlık yapmaktan,haklara tecavüz etmekten, bilgisizlikten,hıyanetten, kibirden,intikam duygularından,katı yüreklilikten, fuhşiyattan, haramdan men’eder. Allah’ın kâinata koymuş olduğu kanunların değişmeyeceğini, muvaffakıyet için bu kanunlara riayet etmenin lüzumunu anlatır. İnsana kendi gayret ve çalışmasından başka hiçbir şey’in fayda vermeyeceğini bildirir.O aynı zamanda insanlara öğüt verir,ilahi hükümleri bildirir, ahlakı değerleri,haram ve helalleri,ibret alınacak kıssaları,dua ve ibadetleri,ölüm ötesi,bu geçici dünyanın yok oluşuyla başlayacak berzah hayatı, kıyametin kopmasından sonra yeniden dirilişi,insanın dünyada yapıp ettiklerinin karşılığını mutlaka bulacağı ahiret ve ebedi yurdu vs. bir çok konuda bilgi verir ve bunları bir bütün olarak ele alır. İşte Kur’an bu yönü ile bir beşer kitabına benzemediği gibi,birbirinden bu farklı konuları art arda/iç içe zikretmekle,insan aynı anda bir çok konuda hem bilgi edinme imkanı bulur,hem de okumaktan yorulup usanmaz.Zira insan farklı konularla, farklı bilgilerle karşılaştığı sürece okumaktan pek usanmaz,ama art arda aynı konuyu okudu mu,insan hemen yorulup usanır. Bu nedenle bir insan yüzlerce defa kur’an’ı okuyur, hatmediyor, ama yine de okumaktan usanmıyor. İşte bunun bir nedeni de kur’an’ın art arda/iç içe farklı konulara değinmiş olmasıdır. Eğer böyle olmasaydı,bir insan bir kere kur’an’ı okudu mu,bir daha okumak istemeyecekti.Oysa kur’an dan başka hiçbir eser aynı kişi tarafından defalarca okunamıyor.İnsan bir kere okudumu,usanır ve bir daha okumasını istemez. Şöyle bir örnek daha verelim, Mesela: Her öğünde insanın canı aynı yemekleri mi yemek ister,yoksa değişik yemekleri mi? Her öğünde aynı yemeği yiyen bıkmaz mı? İşte ayrıca kur’an’ın art arda/iç içe farklı konulara değinmiş olması yüzünden insan defalarca onu okumaktan ve dinlemekten usanmaz ve feyz almaya devam eder. .. Çok sevdiğiniz bir kitabı kaç defa okuyabilirsiniz? 3 defa mı? 5 defa mı? 10 defa mı? Yoksa 100 defa mı? Ya da sevdiğiniz bir yemeği kaç gün üst üste yiyebilirsiniz? 3 gün? 5 gün? Ya da 10 gün mü? Evet, en tatlı ve en hoş şeylerde bile tekrar sebebiyle bir usanç ve bıkkınlık vardır. Hâlbuki Kur'an bu vb.nedenlerle öyle hoş bir tatlılık göstermiş ki, en tatlı bir şeyden dahi usandıran çok tekrar, Kur'an'ı okuyanlar için değil usandırmak, belki kalbi çürümemiş ve zevki bozulmamış insanlara tekrar tekrar okunması lezzetini artırmış ve bu hakikat okuyan ve dinleyenler tarafından da tasdik edilmiş. Evet, ardarda farklı konulara değinen Kur'an ayetleri binler defa tekrar edilse yine usandırmıyor,belki lezzet veriyor. Bir Müslüman namazlarında, günde en az 40 defa Fatiha suresini okur. Bir yılda aynı sureyi 14.600 defa, bir ömürde ise en az 1.000.000 küsur defa okur ama bıkmaz ve usanmaz.Her okuyuşta, sanki yeni nazil olmuş ve ilk defa okuyormuş gibi heyecanla okur.Kur'an'dan başka hiçbir kitapta bu özellik yoktur. Ayrıca Kurân-ı Kerim'in ifadelerinde, art arda farklı konulara değinilmesinde,manasında, üslubunda, nazmında yani ölçü ve ahenginde hayret verici bir farklılık ve üstünlük vardır. Okunuşundaki akıcılık sebebiyle ağır gelmez.Az bir sesten rahatsızlık duyan hasta insanın kulağına Kur'ân hoş gelir, sıkıntı vermez ve asla usandırmaz. Kurân'ı inceleyen dâhi edebiyatçılar "Kurân'ın öyle bir tatlılığı ve tazeliği var ki, insan sözüne benzemez." demişlerdir. Çok meşhur bir yazarın dahi, kıymetli bir eserini ikinci defa okumak çoğu zaman usanç verir. Hâlbuki Kur'ân yaklaşık 15 asırdır usandırmaksızın tekrar tekrar okunmakta ve hakikatli bir tatlılık, hayret verici bir tazelik ve harika bir gençlik ortaya koymaktadır. Böyle olduğu için Kur’an usandırmaz dedik.Mesela latin harfleriyle yazılmış,okuyabildiğiniz ama anlayamadığınız Fransızca bir kitap düşünün. Sıkılmadan sonuna kadar okuyabilir misiniz? Mümkün değil okuyamazsınız.Ama çoğu Arapça bilmediği ve okuduğu Kur’an’da nelerden bahsedildiğini anlamadığı halde defalarca Kur’anı hatim ediyor.Ve bu insana asla bıkkınlık vermiyor. İşte elbette bu vb. nedenlerle bile her an kendisinden istifade edilen ve ifade tarzındaki özelliklerini şu an inmiş gibi muhafaza eden ve usandırmayan bir kitap bir beşer sözü olamaz. Kur’an-ı Kerim’in İ’caz Yönü. a-) Kur’an-ı Kerim‘in aynı anda değişik insan gruplarına hitap etmesi yönüyle arz ettiği i’cazdır.Bu sayede sıradan insanlar,kendi bilgi ve tecrübelerine göre sathi bir manayı anlarken,ihtisas ehli lafızların köklerine inerek daha değişik manaları kavramaktadırlar.Bu şu anlama gelir;Kur’an’ı Kerim kendi dilini anlayanlarla birlikte,anlamayanlara da hitap etmekte ve bu muhatapların içerisinde yer alan her tabaka yine kendi kapasitesine göre ondan istifade etmektedir.Bu gerçeğe bağlı olarak muhataplar ilmi seviyelerine göre Kur’an ayetlerini az çok farklı şekillerde anlarlar. b-) Malum olduğu üzere Kur’an ayet ve süreleri uzun bir zaman diliminde parça parça nazil olmuşsa da,birbirinden bağımsız ve kopuk değil,bilakis hem lafız hem de mana itibariyle aralarında sıkı bir ilişki ve bütünlüğe sahiptirler.Çünkü bu ayet ve sürelerin dizilişi büyük ölçüde tevfikidir.Kur’an ayet ve süreleri arasında farklı yönlerde bağlantı kurulmuştur.Örneğin;Kur’an’ın ilk süresi olan Fatiha ile son süresi olan Nas süresi arasında bir münasebet görülmüştür.Şöyle ki;Fatiha da Allah’ın sıfatları sayıldıktan sonra hidayetten söz edilmiş, Nas süresinde de hidayete ermenin ancak şeytanın şerrinden Allah’a sığınmakla mümkün olabileceği ifade edilmiştir. c-) Pozitif bilimlerin gözlem ve deney yöntemlerine dayanarak tabiatın oluşum ve işleyişi hakkında ortaya koyduğu bazı bilgilerle, Kur’an’ın Allah’ın varlığı,birliği ve ahiret hayatının mevcudiyetine dikkat çekmek için tabiatın oluşumu ve işleyişine dair verdiği kısa bilgilerin uygunluk arz etmesi,bu i’cazın esasını teşkil eder.Dünyanın ve bütün gök cisimlerinin hareket etmesi,dünyanın canlı ve cansızları kendine çekmesi/kütle çekim,dünyanın geoit şeklinde yaratılmış olması,atmosferin koruyucu özelliği,güneşin bizzat ısı ve ışık kaynağı olması,ayın ise ışık yansıtıcı olması,yerkürenin üzerinde canlıların yaşamasına elverişli bulunması,uzayın genişlemesi,göğe doğru yükseldikçe oksijenin azalması,insanın uzaya çıkabileceği,atom ve ondan daha küçük olan nesnelerin (elektron,nötron,proton.vs.) varlığı, bugünkü nakil vasıtalarının icat edileceği vs.gibi modern bilimin kur’an dan asırlar sonra keşfettiği konulara Kur’an’da kısaca veya işaret yoluyla temas edilmesi ilginç i’caz örnekleri arasında zikredildiği gibi,bu bilgilerin 1400 sene önce yaşamış bir insana ait olamaycağının da bir göstergesidir.. Saygılar.
  15. kuranı rezil eden matematiksel hata nihayet yanıtlandı..

    Sayın adeist, Din dogmadır, hatta dogmanın bizzat tanımıdır. (diyorsunuz) Oysa İslam düşünce geleneğinin parametresi “dogma” değil,“nass”tır.Nas, tefsire,yoruma tevile, müzakere ve ictihada her zaamn açıktır.Düşünme ve ifade özgürlüğü de,nassın hikmetini ve maksadını anlamak bakımından kısıtlanması mümkün olmayan bir hakkın kullanımıdır Dinin esası vahiydir. Vahiy olmadan insanlar akıl ile dinin bazı hakikatlarına ulaşamaz,ama dünyevi hakikatlere ulaşabilir. Akıl ise bu vahiy mahsulu olan dini anlamada kullanılır. İşte din vahyin ve aklın birleşmesiyle anlaşılır ve yaşanır. Bu nedenle kur’an’ı Kerimde yaklaşık üç yüz ayet insanı,aklını kullanmaya,düşünmeye,araştırmaya,sorgulamaya ve öğrenmeye davet ediyor. Öyleyse sorgulamak,araştırmak,aklını kullanmak ve öğrenmeye çalışmak kur’an’ın da bir emridir.Kur’an’a göre körürü körüne hiçbir şeye taklit edilmemesi ve inanılmaması gerekir.Yani İslamda böyle bir inancın hiçbir anlamı yoktu. Bu yüzden kur’an nice ayetleriyle (افلا تعقلون – افلا تذكرون الخ )‘’efela ta’kılün,efela tezekkerün vs.’’ şeklinde insanı,her zaman aklını kullanmaya,düşünmeye,öğrenmeye,araştırmaya ve sorgulamaya davet ediyor. Eğer İslam dini sizin söylediğiniz şekilde doğma olsaydı,bunları emretmezdi !!! Burada şöyle bir soru sorulabilir: Madem ki Allah insana hayrı, faydalıyı ve hakkı şerden, zararlıdan ve batıldan ayırt etmeye yarayan bir akıl vermiştir, peygamber göndermeye ve kitap indirmeye ne lüzum vardır? İnsanlar akıllarıyla dünyada hayatlarını düzenleyip mutlu bir şekilde ve huzurlu olarak yaşayamazlar mı? Cevap: Vahiy gelmemiş olsaydı bile dinde emredilen şeylerin güzel, yasaklanan şeylerin çirkin ve kötü olduğunu akıl bilebilirdi, ama bunların tümünü bilemezdi. Mesela Yaratıcıyı bilirdi, fakat Onun sıfat, fiil ve isimlerini tam olarak bilemez, bu konuda herkes aklına göre farklı bir şey söyler, doğru ve gerçek olan bilinmezdi. İnsan yaartıcı’nın varlığını akılla bulur; ama Ona ibadet edip etmeyeceğini, ibadet edecekse hangi şekilde ibadet edeceğini kestiremez, herkes kendi aklına göre değişik bir ibadet şekli ortaya koyar, bu da çekişmelere ve karışıklıklara yol açardı. (bk. F. Razi, el Muhassal, Kahire, 1323. s. 156.) Razi, peygamber göndermenin vahiy ile bildirilmemiş olsaydı insanlar ölümden sonra yeni bir hayatın bulunduğunu tam ve kesin bir şekilde akılla bilemezlerdi. Nelerin ahirette ecir ve sevap almaya, nelerin ceza görmeye ve azab çekmeye vesile olduğunu akıl ve fikirle kavrayamazlardı. Özellikle Allah ve ahiret konularında akıl yetersizdir. Bu konuda Vahiyle aklın aydınlanması şarttır. Vahiy de, akıl da rehberdir. Kısacası akıl-vahiy ilişkisi şöyle ifade edilir: a) Aklı aşan ve akılla bilinemeyen ibadet ve ahiret konularında vahiy insana sağlıklı ve güvenilir bilgiler verir, ebedi mutluluğa giden yolu gösterir. Akılla bilinen ziraat, sanat, ticaret, iktisat, siyaset, hukuk ve ahlak konularında, vahiy akla yardımcı olur, onu destekler ve tamamlar. c) Sırf akılla bilinebilen aritmetik, geometri, fizik, kimya, mantık, astronomi, tıp gibi akli ve tecrübi ilimleri vahiy tavsiye ve teşvik eder. Daha önemlisi bu ilimlerin insanlığa zararlı olacak şekilde kullanılmasını önler. ’’alıntı’’ --------------------- ‘’Kitabınızın 6 bin küsür ayetini baştan sona 3 ayrı tercümeden 3 kez okudum. Hem iniş sırasıyla hem de osman dizilişiyle. İslamistlerin uygulamaları dışında bir şeye rastlamadım. (sizden alıntı) Değerli kardeşim, Üç ayrı tercümeyi okudum diyorsunuz,oysa bugün mevcut bulunan meallerde bir sürü hatalar vardır,bu hatalar yüzünden kur’an’ın bazı ayetleri sorunlu gibi algılanıyor.Ama ayetlerin doğru mealine göre kur’an’ın kendisinde asla bir sorun yoktur. Yani sorunların kaynağı kur’an değil,hatalı meal ve yorumlardır,o okuduğunuz tercümeler de bunların arasındadır!!! -------------------------- 1400 yıl önce "şehirlerin anası" olduğunu iddia ettiğiniz bir bedevi kasabasının halkına hitap eden….’’ (sizden alıntı) Kur’an, söz konusu ayetle sadece o dediğiniz yerin halkına hitap etmiyor,zira ilgili ayetin doğru meali aşağıdaki gibidir. Aynı aşağıdaki örneklerde olduğu gibi, -Ummun nucum = المجرة = أُمُّ النُّجومِ : الْمَجَرَّةُ . ( المعجم: الغني Bkz: El mu’cemul ğani’’ 1-Ummun nucum = Bütün galaksiler,yıldızlar,uydular,gezegenler vs. المجرة عبارة عن تجمعات هائلة الحجم تحتوي على مليارات النجوم والكواكب والأقمار والكويكبات والنيازك, وتحتوي كذلك على الغبار الكوني والمادة المظلمة, وبقايا النجوم, وتتخللها مجالات مغناطيسية مروعة, وكلمة مجرة مستقاة من الجذر اللغوي "مجر" وتعني الكثير الدهم. مجرة - ويكيبيديا، الموسوعة الحرة ‘’ Arapça https://ar.wikipedia.org/wiki/ 2-Ummul Kuran = Kur’anın tamamı, 3-Ummuş şer = dünyadaki tüm kötülükler, 4-Ummul heyr = dünyadaki tüm iyilikler vs. ( أم القري) 5- Ummul kura’’ Bütün yerleşim ana merkezleri ….’’ Buna göre EN’AM-92.ayetin doğru meali şöyledir. 92: İşte bu (Kur'an) ,kendinden önceki kitapları (aslî hallerini), doğrulayıcı ve Ummul kura’yı/bütün yerleşim ana merkezleri ve (doğudan batıya, kuzeyden güneye kadar) etrafta bulunan herkesi/bütün insanları uyarman için sana indirdiğimiz kutlu bir kitaptır. Ahirette iman etmiş olanlar da buna inanırlar. Ve onlar namazlarını da (özenle) koruyanlardır. ‘’şeklindedir. وعليه يصح أن يكون المقصود بمن حولها: مجموع البشريّة. 13551- حدثني محمد بن سعد قال، حدثني أبي قال، حدثني عمي قال، حدثني أبي, عن أبيه, عن ابن عباس قوله: " ولتنذر أم القرى ومن حولها "، و " أم القرى "، مكة =" ومن حولها "، الأرض كلها. ( تفسير الطبري ) » أضواء البيان» سورة الشورى» : أن المراد بقوله : ومن حولها شامل لجميع الأرض ، كما رواه ابن جرير وغيره ، كل مكان يتم الانطلاق منه لمخاطبة الآخرين ونشر الفكر فيهم هو أم القرى . Yukarıdaki lugat ve tefsir metinlerinde de geçtiği gibi (من حولها ) ‘’men havleha’’ dan maksat,tüm insanlar ve bütün dünyadır.. Bkz: أضواء البيان » Ayrıca, aşağıda gösterilen‘’Sebe-28,İbrahim-52,En’am-90,Enbiya-107,Furkan-1 ve daha nice ayetlere göre, kur’an’ın mesajı ve onu tebliğ etmekle görevlendirilen hz.Muhammed’in risaleti evrensel olup bütün dünya insanlarına yöneliktir. { وَمَآ أَرْسَلْنَاكَ إِلاَّ كَآفَّةً لِّلنَّاسِ بَشِيراً وَنَذِيراً وَلَـكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَعْلَمُونَ } [سبأ‏:28]. وقوله) وقوله تعالى: ﴿هَذَا بَلاَغٌ لِّلنَّاسِ وَلِيُنذَرُواْ بِهِ...﴾ (4) وقوله تعالى: ﴿.﴾ (5) وقوله تعالى: ﴿قُل لاَّ أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ أَجْرًا إِنْ هُوَ إِلاَّ ذِكْرَى لِلْعَالَمِينَ﴾(6) وقوله تعالى: ﴿وَمَا تَسْأَلُهُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ هُوَ إِلاَّ ذِكْرٌ لِّلْعَالَمِينَ﴾(7) وقوله تعالى: ﴿وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ﴾(8) وقوله تعالى: ﴿تَبَارَكَ الَّذِي نَزَّلَ الْفُرْقَانَ عَلَى عَبْدِهِ لِيَكُونَ لِلْعَالَمِينَ نَذِيرًا﴾(9 وآيات أخرى كثيرة صريحة في عالميّة الرسالة الإسلاميّ Saygılarımla.
×