Jump to content

HATEM

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    584
  • Katılım

  • Son ziyaret

HATEM kullanıcısının paylaşımları

  1. Her canlının çocuğu kendi cinsinden olur. Hakk Teâlâ nın oğlu olsaydı kendisi gibi olurdu. Halbuki O, mutlak Tektir. İkinci bir Mutlak tek olmaz. Varlıkta Mutlak Tek olup, Bütün varlığı kuşatan bir ikinci Varlık veyâ Zât yoktur. Olmaz, Olsaydı bu âlemler olmazdı. Hakk Teâlâyı Mutlak tek olarak anlayamayanlar, varlık düzeyleri müsâde etmediği için anlayamayanlar,, Hakk Teâlâyı ve Kâinâtı birbirinden ayrı olarak görmekten başka düşünemezler. Akıl, ikili ve çoklu düşünme kabiliyetine sâhiptir. İkilik (karşıt )ve çoklu düşünce kabiliyetiyle Kader mevzûsu nda çelişik gibi gözüken problemler çözülemez. Her şeyi Tek'in içinde değerlendirme irfânına erişmiş kişi bu konudaki bütün problemleri çözer. Bu noktada, kulların irâdesinin Hakk'ın irâdesinden ayrı görmemek gerekir. Kutsal ve Münezzeh olan Allah'ı nasıl, iyi ve kötü insânların irâdeleriyle ve fiilleriyle özdeştirebilirsin diye bir i'tirâz yapılırsa, Özetle, Allah'ın (c.c.) nâmütenâhî (sonsuz), isim ve şuunâtlarının açığa çıkmasının zorunlu iktizâsı (gereği) diyerek açıklayabiliriz. Allah ile âlemler arasındaki münâsebeti, Çömlekçi ve çömlekler veyâ Mütâhit ve apartman arasındaki münâsebet gibi sırf hâlik ve mahlûk münâsebetine indigeyenler, İkilikten çıkıp Tevhîdin özüne vâkıf olamazlar. İhlâs sûresini de lâyıkı vechiyle anlayamazlar. Çelişmek şöyle dursun,, İhlâs sûresi ile en uyumlu yorumlar bizdedir. Herşey "O" dur. Fakat hiçbir mukayyed varlık "O" değildir. O'nun parçası da değildir. "HÛ" vallahu "EHÂD"
  2. Akılsız atom gerçek bir kişi olsaydı Tesbîtin mantıklıydı. Bir nurs cunun (nogot) yaptığı bu basit tesbîtlere hiç bir nurs cu "ne saçmalıyorsun" demez. Ancak bir ateist bu tepkiyi verir. Akılsız atom tiyatrocusu şifreyi karıştırdı.
  3. HATEM

    Tanrının işleyişi...

    Şu yazdıkların ancak senin dangalaklığını gösteriyor.
  4. HATEM

    Tanrının işleyişi...

    Yukarıda açıklama yapmıştım Dikkat etmiyorsun. Teklik potasında düşündüğümüz zamân birey ortadan kalkmıyor. Çünkü Tek olan varlık. Tek olan varlıkta çok zât var. Meselâ Tek olan insânda brçok sistem birçok organ bir çok Hücre var. Her bir hücre bir birey. İnsân da bir birey. Çelişki var çelişki var diye anons yapmana gerek yok. Çelişkiyi göstermeye cesâretin varsa, her zamân olduğu gibi sizin anlayış kusurunuzu göstermek için Burada bekliyorum. İlkönce çelişki var diyeceğine, anlamadığın yereri sormalıın, ukalâ dümbelekliğinden bir türlü vazgeçemiyorsun. Elbette tâmm açıklamadım. Doğru soru bile soramayanlara Kitap mı yazayım. Yukarıda belirttiğim gibi, tâmm tersi olan açıklamayı göster, ben de sana senin mantığının kusurlu olduğunu fırsattan istifâde göstereyim. Ama sen sürekli nâra atıyorsun. Allah'ın Meşiyeti Siz Ateistlerin varlığını ister, diler, izin verir, onay verir. Allah'ın İrâde sıfatı ise Sizin varlığınızı istemez, râzı olmaz, onaylamaz. Allah'ın veyâ Rahmân'ın irâde sıfatı herkesin cennete girmesini ister. Allah'ın Zât'î irâdesi olan Meşiyeti ise Herkesin Cennetlik olmasını dilememiştir. Kader de gerçekleşen her şey, Zât'î irâde olan meşiyete uygun olarak işler, gerçekleşir. Meselâ bugün Dünyâ'da Arabistan ın değil de Amerika'nın hükümrân olması, süper maddî güç olması, Allah'ın meşiyetinin (Zât'i isteğinin) bir gereği ve netîcesidir. İrâde ve Meşiyet aynı anlama gelse de. Meşiyet, Hakk Teâlânın Zât'ına taalluk eder. İrâde sıfatı ise, Rahmân veyâ Allah ismine talluk eder. Her ismin de bir irâdesi vardır. Her ne kadar Allah ve Rahmân isimleri Zât'î isimler olsa da, Sırf Zât'a işâret etmezler, bir mertebeye izâfe edilirler. Sonuçta isimdirler. İsimlerin irâdesi bir temennîdir, gerçekleşebilir veyâ gerçekleşmeyebilir. Zât'ın irâdesi ise her zamân gerçekleşir. Veyâ şöyle demek daha doğrudur; "Gerçekleşen hep Zât'ın irâdesidir. Her Müslümân "İnşAllah" diyerek, meşiyetin sâhibi olan Zât'a ilticâ eder. Elbette Konu Kur'ânî... Âyet-i kerîmelerdeki lafızlar çok dikkatli incelenirse görülür. Şu linklerde güzel açıklamalar var. http://www.enfal.de/dogrubildigimiz/025.htm http://www.gulzarihacegandergisi.com/component/k2/irade-ve-mesiet-kavramlari.html Hiç bilmediğin bir konuda önce bir bilgi sâhibi oluver de daha sonra fikir sâhibi olmayı düşünürsün. Bak bu üç oluyor, mesnetsiz sepetsiz eleştiri yapıyorsun. Bir türlü neyin mantıksız olduğunu söyleyemiyorsun. Yediğin dayaklar gözünü korkutmasın, derdini açmayan devâ bulamaz. Bak dört oldu, neyin mantıksız olduğunu belirtmeyi unutmuşsun... İnkâr edecek argümân bile bulamıyorsun. Kuru gürültü...
  5. HATEM

    Tanrının işleyişi...

    Demişim. Sizin İlkel anlayışınızda zannettiğiniz gibi mahlûklar yaratılış esnâsında pasif değiller. Senin Bu İsyânların eleştirilerin "pasiflik algısı" üzerine kurulu olduğu için Zırvalıyorsun ve Yaratıcıya haksızlık yapıyorsun, hem yaratıcıya hem de kendine haksızlık yapıyorsun. Mantık sâhibi kişinin bu noktada soracağı soru şudur: Yaratılış esnâsında yaratılanın aktifliği nasıldır açıklar mısın? Hangi Coğrafyada Hangi târihte Hangi genetik özelliklerde doğacağımız konusunda biz nasıl aktif bir görev üstleniyoruz Açıklar mısın?
  6. HATEM

    Tanrının işleyişi...

    Evet Kendin (de) seçtin. Ve câhilliğin sebebiyle en berbat suçu işliyorsun. Asıl problem, Öğrenme meye kilitlenmişsiniz.
  7. HATEM

    Tanrının işleyişi...

    Yirmi yıl önce Kendini beğenip, Öğrenmeyi bırakıp ukâlâlığa mı başladın? Şimdi yaptığın gibi... Yirmi yıldır geriye gidiyormuşsun. İleriye gitmek istyorsan Bebekleri ve çocukları taklîd et, İlk fıtrat hâline dön. Öğrenmeye anlamaya çalış. Bebekler, çocuklar gibi...
  8. HATEM

    Tanrının işleyişi...

    Sehven yazmışım, düzeltiyorum. "Anlamamaya" kelîmesi "Anlanmaya" olacak. "Nerde tutarlı bir açıklama derin analizler var,, Anlamaya çalışmak yerine,, Korkak tavuk gibi ya kaçar ya da sersem tavuk gibi bağırırsınız."
  9. HATEM

    Tanrının işleyişi...

    Hakk Teâlâ her şeyi bilir ve görür. Kâinâtın maddî varlığı yaratılmadan önce (ki maddenin varlığından önce zamân da yoktur, lafın gelişi "önce" diyoruz) "Her şey"in hem görüntüsü hem de bilgisi mevcûd idi. Ya'nî her şeyin bilgisi ve görüntüsü ezelî olarak vardır. Daha yaratılmamışken vardır. Ve Hakk Teâlâ hepsini bilir.
  10. HATEM

    Tanrının işleyişi...

    Sonradan senin seçmen ile Önceden (Kaderde) Allah'ın senin adına seçmesi arasında bir uyumsuzluk yoktur. Allah'ın senin adına seçtiğini sen de zorlanmadan seçiyorsun. Allah'ın kaderine uymaya mecbursun fakat zorlanmıyorsun. Küllî irâde ile cüz'î irâde arasında uyuşmazlık yok. Zâten, kül ile cüz' birbirinden ayrılmaz. Şimdi bak,, Burada Ateistler var, Onlar Allah'ı hür irâdeleri ile hiç zorlanmadan inkâr ediyorlar. Ve Cenneti istemiyorlar, Ve Allah (c.c.) da, ezelde, onlar için Cenneti istememiş. Ortada bir zorlama yok. (Ateist şöyle i'tirâz edebilir: "Hayır, zorlama var. Çünkü ben kendi aklım ve kendi varlık kapasitem ile ateist inanca sâhip olabiliyorum, eğer farklı bir donanımda olsam, şu ân bana kolay gelen inkâr konumunda olmayabilirdim" Evet doğru. Fakat, her insânın bulunduğu konumun sorumlusu da yine kendisidir. Çünkü Allah'ın yaratmasında zannedildiği gibi mahlûklar pasif değil, aktiftirler.) Bir kişi namaz kılıyorsa, Allah onu huzurunda görmek istediği için namaz kılar. Namaz kılmayan başka kişiyi ise Allah,, o ân için huzurunda görmek istememiştir. Ama bizler kendi hür irâdemizle namaz kılarız veyâ kılmayız. Hangi tercîhi yaparsak yapalım. Bizim tercîhlerimiz ile kader (Allah'ın meşiyeti) (Veyâ Hakk'ın (Hakedişlerin) tercîhi) arasında bir uyumsuzluk olamaz. Burada uyumsuz gibi gözüken konular vardır. (Allah herkesin müslümân olmasını irâde eder (ister, diler) Fakat insânlar bu irâdeye karşı gelir (gelebilir),, bunun gibi...) Uyumsuzluk, Allah'ın irâde sıfâtının (Kulları hakkındaki dileğinin) Kulların fiilleriyle uyumsuzluğudur. Halbuki Allah'ın Zât'î irâdesinin ki buna Meşiyet denir,, kulların iilleriyle hiç bir uyumsuzluğu yoktur. Bu meşiyet ve irâde arasındaki fark,, Anlaşılırsa, Muhteşem konulardan biridir.
  11. HATEM

    Tanrının işleyişi...

    Hakk Teâlâ tarafından olacak olan herşey Önceden belirlenmiştir. Buna Kazâ' ve Kader diyoruz. Kazâ' ve Kaderi inkâr edilirse Allah inkâr edilmiş olur. Özgür irâde inkâr edilirse sorumluluklar inkâr edilir ve zındıklığa götürür. Kader de Haktır, Özgür irâde de Haktır. Evet, Kader ile özgür irâde zıd ve birleştirilemezmiş gibi gözüküyor. İkilikte kalan hiç kimse ve hiçbir akıl bunu birleştiremez. Fakat, Varlıkta ikilik olmadığını bilen ve Varlığın gerçek sâhibinin Hakk teâlâ olduğunu bilen ârifler ancak mes'eleyi çözebilirler. Kâinâtları, Hakk Teâlâdan ayrı mahlûklar olarak görenler bu mes'eleyi çözemez, bu zıddı birleştiremezler. Kâinâtı Allah'ın gölgesi mesâbesinde görebilenler ve İnsânları da Allah'ın esmâsının tecellîleri olarak bilenler bu mes'eleyi Teklik potasında birleştirip çözebilirler.
  12. HATEM

    Tanrının işleyişi...

    Şu forumda bu konuları belki yıllardır tartışıyorsunuz, Amerikan film senaristlerinin kılı kadar bile bir anlayışa ulaşamamışsınız. Akılsız atom gibi nerde bir denyo var kendinizi tatmîn için dalarsınız. Nerde tutarlı bir açıklama derin analizler var,, Anlamamaya çalışmak yerine,, Korkak tavuk gibi ya kaçar ya da sersem tavuk gibi bağırırsınız. O yüzden ma'lumat furuşluktan öte anlayışınızı genişletemiyorsunuz. 50 kitap bitiren üniversite mezunu oluyor. Öğrenmek için forumu kullansanız, Ordinaryus olmanız gerekir. İnanmayabilrsiniz (Zâten Allah istemezse inanamazsınız Çünkü îmân, Allah'ın bir lûtfudur.) Fakat ufkunuzu ve hayâl gücünüzü normal şartlarda geliştirebilmeniz gerekir di fakat çakılı yerinizde sayıyorsunuz.
  13. HATEM

    Ateizmi çökertiyorum.

    Olmayan bir varlık çökemeyeceği için Keçi zortlatması demek daha uygun olur. Başarılı bir örneklendirme.
  14. HATEM

    YUSUF

    Yûsuf Kıssâsı, ibretli ve faydalı öğütler içerdiği için Kur'ân da da etraflıca zikredilmiş... Objektif bakan kişi, Geçmiş kitaplarda anlatılan bir hâdise (hâdîseler bütünü -kıssâ) hakkında Kur'ânın, Geçmiş ümmetlerin de bilmediği detay bilgiler vermesini/verebilmesini Çok ilginç bulmalıdır. Kur'ânın, Semavî dîn kitaplarındaki bilgiler hakkında tashîh yapması ve yaşanmış vâkıalara dâir ilâve detâylar vermesi, Müslümânlar için ilginç değildir. Çünkü müslümânlar, Kur'ânın ilâhî ve mu'cîze kelâm olduğunu biliyorlar. Fakat ateistlik veyâ misyonerlik iddiâsında olanlar bu Kur'ânda, geçmiş hâdiseler hakkında verilen ilâve bilgiler ve muazzam detayların Ya Geçmiş kitaplar ile arasındaki çelişkiyi ya da mantık kuralları bakımından tutarsızlığını ortaya koymaları gerekir. Olmayan çelişki de ortaya konamaz. Böyle Nutuk atmakla olmaz. Yûsuf Kıssâsının Hem Tevrat'ta hem de Kur'ân'da genişçe zikredilmesi, Kur'ân'ın ilâhî kitab olmasıyla çelişmez. Bilâkis Kıssâ hakkında hiçbir beşerî kaynakta olmayan ilâve bilgiler, Kur'ânın ilâhîliğine mantıken delîll olur. Tevrat'taki, Hz. Yusuf'un Gömleğinin Züleyhâ'da (Oda da) kalması bilgisi İle Kur'ânda Gömleğin yırtılması bilgisi arasında hiç bir çelişki yok. Bilâkis bu iki bilgi birbirini tamâmlıyor ve hâdiseyi daha iyi anlamamızı sağlıyor. Nane nin en baştaki soruları burada cevap buluyor. Oda da kimse yoksa, Bağırışma sesleri duyuluyor. Ve Hz. Yusuf'un Gövdesi çıplak olduğu için Gömleğin incelenmesi Öneriliyor. Gömleğin yırtılma sesi de duyulmuşsa veyâ Gömlek hakkında "Bu gömlek yırtılmış" denmişse,, Gömleğin önden veyâ arkadan yırtılması hakkında bir mantık önermesi yapılıyor. Gömlek Yırtılması, Tevrat'taki bilgileri tamâmlayıcı bir mu'cîze bilgidir diyorum. Gömlek yırtılması hakkında,, "Kur'an Yazarlarının fantazisi" iddiâsında bulunmak için hâdisede,, Gömlek yırtılmasının neyle çeliştiğini ortaya koymalısın. Nutuk çekmekle olmaz. Gömleğin Yırtılması mevzûsunun Tevrat'tan tahrîf yoluyla silinmiş olabileceğini düşünmek çok bozuk bir mantık yürütmedir. Tevrat'ta Gömlek yırtılması bilgisinin verildiğini veyâ verilmesi gerektiğini nerden çıkartıyorsun? Bu detayın, Tevrat'ta anlatılmamış, Kur'ânda anlatılmış olması gâyet normaldir. Gömlek yırtılmasının gizemli olduğunu düşünmen senin fantazi âleminde yaşadığını gösteriyor. Gömlek yırtılması, vakıayı açıklayan bir detay. Fantezi Dünyânın iğrençliği burada açıkça kendini belli ediyor. Beyinsiz, Yûsuf'un sarkıntılık edebilecek bir insân olduğuna dâir geçmiş kitaplarda tek bir emâre göstersene. Sâhibi, bütün mülkünü, güzel ahlâkı sebebiyle ve hem de köle olmasına rağmen Hz. Yûsuf'a emânet etmiş. Bir kadın, sarkıntılık eden kişiyi yakalayıp ne yapacak? Yakalamak için arkadan koşması sana normal mi geliyor, Kapkaççıdan Cüzdânını mı alacak? Üret de beyinsizliğin daha çok ortaya çıksın. Niye saçma? Geri zekâlı mısın? Niye saçma olduğunu söyle? Adam Yûsuf'u tanıyor, Karısını da biliyor. Kendisini de biliyor. Yûsuf'un Güzel ve Ahlâklı olduğu herkesin ma'lumu. Züleyhâ'da Yûsuf'a yakışıklılığı sebebiyle âşık... Adam Kendisini biliyor dediğim, Belki Züleyha'yı ihmâl ettiğini v.s. biliyor. Bunun neresi saçma? Geri zekâlı, Çevremizdeki insânların kocalarını o peygamberle mi kıyâs ediyorsun? Çelişmemiş. Bak, Benim yapacağım yorum, önceden yapılmış. Potifar, Yûsuf’un suçsuz olduğunu anlamıştı, fakat onu cezalandırmadığı takdirde karısı hakkında dedikodu yapılacağını düşünerek Yûsuf’u hapse attırmıştır (Tora, I, 319). Karısına ne diyor ne demiyor, Karısı ile münâsebeti nedir? Burada müneccimlik yapacak değiliz. Karısına nasıl bir tepki vermiş bilmiyoruz. Sonuçta bir cinsel ilişkinin olmadığı ayan beyan ortada. Zâten biraz kafan çalışsa, Züleyhâya bir cezâ veremeyeceğini de çıkartman gerekir. Olayı örtbas etmek için Yûsuf'u haksız şekilde zindâna atan koca, Kadına alenen cezâ verebilir mi? Verirse Halka boynuzlandığını belgelemiş olur. Karısına alenen tepki verirse mi Dile düşer yoksa Yûsuf'u zindana atıp sessiz kalırsa mı? Bunları düşünemiyor musun? Kur'ânda Züleyhâ Halk nazarında dile düşmüyor. Kur'ân Züleyhâ'yı da bir vechile ma'zur gösteriyor. Züleyha Arkadaşlarını çağırıyor, Bakın diyor, gönlümü kaptırmakta haksız mıyım? Eşşşşşek gibi okumayın bu kitabı, İnsân gibi okuyun. Zâten eşşekleri yaklaştırmıyorlar. O da ayrı mes'ele...
  15. Vahdet-Kesret ilişkisi, Bütün insânların aslında tek bir insân olmasının sonuçları. Büyük âlem ve küçük âlem (insân) birlikteliğinin bir iktizâsı...
  16. HATEM

    YUSUF

    Ne demek istiyorsun? Ne iddiâ ediyorsun? Neye i'tirâz ediyorsun? Kekeleme... İlk mesajında şâhitlik konusunda yürüttüğün mantığın, zırvalamak olduğunu gösterdim. Kur'ânla alay ederken ben senin düşünce bozukluğunu gösterdim ve Kur'ân seninle alay ediyormuş meğer... Atlı süvârî olduğunu iddiâ ediyorsun ama Tozlar dağılınca Altındakinin eşşek olduğu görülüyor. Sizin zırvalamalarınızı hayra dönüştürmek benim çok hoşuma gidiyor. Çünkü yaptığınız her i'tirâz Allah'ın izniyle Kur'ânın muc'îze kelâmının açığa çıkmasına vesîle oluyor.
  17. HATEM

    YUSUF

    Duyarak mı anladı gömleğin yırtıldığını? Çarşaf yırtılmış olamaz mı? Çarşaf yırtılmış olamaz. Kapıdan çıkıldığında zâten herkes gömleğin yırtıldığını görüyor. Burada ben, işitmenin verdiği bilgiyle şâhitlik (tanıklık) yapıldığını söylemiyorum. Muhtemelleri sıraladım. Dikkat edilmesi gereken asıl önemli husûs şudur: Şâhitlik eden kişi, Mısır Azîzinin eşi Züleyhâ'nın yakınlarından (ehlinden) birisi... Dikkat, Hz. Yûsuf'un yakınlarından değil, Züleyhâ'nın yakınlarından... Çok Dikkat,, Bu kişi Züleyha'nın aleyhinde şâhitlik yapacak. Âyet-i kerîmeleri okurken, Mühimm ses efektleri ile uyarılmadığımız için veyâ onlarca yıllık bir hâdise tek bir cümlede ifâde edildiğinde Anlatılan konunun cesâmetini idrâk etmemiz zor oluyor hele bir de İlâhî kelâmı, Ahmed'in Mehmed'in kelâmı gibi okursak vay hâlimize... Böyle bir konuda, yakınının aleyhinde şâhitlik yapabilmek cesâret, fedâkârlık, hakşinaslık gerektirir. Çok Zor bir görev. Âyet-i kerîmede şâhitliğin iki defâ zikredilmesinin mu'cîzevî sebeblerinden birisi bu olsa gerek. Ya'nî bu zor görevi yerine getirmek için şâhidin hâdiseyi görmesi yetmiyor. Tabir-i Câizse Ayrıca bir tanıklığa karâr vermesi lâzım. Bu Tanık, Züleyha'nın bayan kölelerinden birisi de olabilir. Ve tanıklığı esnâsında Azîz'i inandırma bağlamında Azîz'e sığınması gerekir. Böyle olunca, bu zayıf kölenin olayı görmüş olması yetmez. Bunun kendisi de farkındadır... Gördüğünü, inkâr edilemez bir delîl ile isbatlama ihtiyâcı belki kendisi için ölüm-kalım mes'elesidir. Netîcede şâhidin olayı görmüş veyâ görür gibi duymuş olması kendini güvende hissetmesi için yetmemektedir. Yine bu durumda "Gömlek Önden Yırtıldıysa" veyâ "Gömlek arkadan yırtıldıysa" önermelerini mantık sâhiplerine sunmak, Şâhidin vâkıayı gözleriyle görmediği anlamına gelmemektedir.
  18. HATEM

    "Düzen varsa tanrı vardır"

    Mallık Külliyen sende... Bilinen 150 milyar ışık yıllık Evrenin her iki ucundaki birer hidrojen atomunun aynı şartlarda aynı tepki ve tepkimeleri vermesindeki farksızlığı, hatâsızlığı ben, Tek olan Allah'ın Zât'ının (veyâ bilincin) Bütün Evreni ihâta etmiş olmasına bağlıyorum. Ya sen Bir ateist olarak bunu nasıl îzâh ediyorsun diye sana sormuyorum elbette. Çünkü senin Man kafa olduğunu gâyet iyi biliyorum. belirli bir Erik ağacı mevcûd olmadan erik ağacını bilebilir misin? Erik ağacı mevcûd olmadan erik ağacını görebilir misin? Hiç bir sûrette varlığı olmayan cehennemlik bir insân nasıl olur? Bir şekilde bir varlığı olacak ki o bilinebilsin veyâ görülebilsin veyâ yakılsın. Olmayan bir şey bilinmez man kafa. Bilgi de Ya da Bilen de bir Öncelik yoktur. Bilinen varlık önceliklidir. Mantık Hatânızın kaynağı burası. Senin gibi ârızalarla konuşulacak konu mu bunlar. Sanki bir iddiâsı varmış gibi soru üfürüyor. Bir iddiân yok, Havlamaktan başla bir şahsiyetin yok, sürekli sorular, sözde çelişkiler, üfürüp duruyorsun.
  19. HATEM

    "Düzen varsa tanrı vardır"

    Aferin, Elbette Kaos diye bir şey yok , Her yerde bir düzen var. Veyâ bir yerde bir kaos veyâ bir bozunma varsa, o bozunma tek bir tabiat için geçerli. Yoksa bozunma ile aynı anda yeni bir yaratılış gerçekleşiyor. Evrenin her yerinde bir düzen olmasa meselâ elementler evrenin en uzak noktalarında aynı tepkiyi vermemiş olsalar Ve dikkat edin hatâsız tepkiler vermemiş olsalar, yeni oluşumlardan ve bu oluşumların kaynağı olan Tek Tanrı dan bahsetmek zorlaşır. Varlık, Allah'ın kendisi... Ben varlık derken senin anladığın maddî varlığı kasdetmiyorum. Biz varlık derken Mutlak varlığı ya'nî sırf varlığı veyâ öz varlığı kastediyoruz. Senin Anladığın anlamdaki varlık, ya'nî maddî varlık veyâ Görünen Kâinat,, Allah'ın mutlak varlığına nisbetle, Gölge mesâbesindedir. Ya'nî Görünen Kâinât, Allah'ın gölgesi gibidir. İşte bu gölge varlıkta Düzenler ortaya çıkması için Tanrı'ya ihtiyâç yok demen, İyice bir zırvalamaktır. "Oh ben ne güzel nefes alıyorum yiyorum içiyorum benim Allah'a ihtiyâcım yok" Diyen de seninle aynı şapşallık içinde... Geminin kendi kendine gittiğini zanneden avanaklarsınız... Bu Kâinâtın her yerinde aynı düzen ve itâatin vâr olması, Evrenin her yerinde bir Bilincin olduğunu gösterir. Bu öyle bir bilinçtir ki varlığın ta kendisidir. Ölünceye kadar imtihân maksatlı yaşatılıyoruz. Yaşâmımızın her ânında Allah'a muhtâcız. Ve her ân yardım görüyoruz. Emâneten yaşıyoruz. Bu duruma alıştığıımız için Sürekli yardım içinde olduğumuzu, ayakta tutulduğumuzu, Bir gemi gibi yüzdürüldüğümüzü anlamıyoruz, Her ânımız aslında bir mucîzedir fakat gafletten ve şapşallıktan üzerinde olduğumuz mu'cîzeleri yadırgamıyoruz. Bu mu'cîzeleri inkâr ettin ve varlığın (Maddî varlığın), maddenin kendisine bağladın diyelim. Maddeye bu düzen nerden geldi bu düzenin kaynağı olan enerji nerden geldi, enerjide bu düzen ne arıyor? Açıklayamıyorsunuz. Çok ilginç, Neyinle ukâlâlık yapıyorsun? Fakat biz her şeyi Allah ile açıklayabiliyoruz Üzerindeki Bu yardım kesildiği zamân Emâneti devretme vakti geldiğinde yanlışını anlayacaksın. Sen neyi doğru anlamışsın ki ne söyleyecen. Bir kuyuya taş atınca taş düşüyorsa. Evrenin her yerinde aynı şartlar altında bu taş aynı şekilde düşerse, Meselâ herbir hidrojen atomu aynı hatâsız tepkileri veriyorsa Bu durum, Allah'ın varlığının en önemli kanıtlarındandır. Anlayabilirsen. Evrenin her yerinde meselâ hidrojen, aynı şartlar altında aynı tepkiyi nasıl verebiliyor? Aynı tepkiyi vermesi gerektiğini nereden biliyor? Bu kurallar evrenin her yerine nasıl dağılmıştır ve olaylar nasıl olup da bu kuralların dışına çıkamıyor? Bildiğimiz 150 milyar ışık yılı çaplı evreni kuşatan tek bir bilinç olmasaydı evrenin her yerinde işleyen aynı kurallardan ve düzenden, Hidrojenin belirli kurallara uymasından bahsedilebilir miydi? Aslında Evrende ve atomda Hükümrân olarak, Allah dediğimiz tek bir bilinç olmasaydı, Hidrojen atomunun kuralsız hareketini boşver hiç bir şey olamazdı.
  20. HATEM

    "Düzen varsa tanrı vardır"

    Anlamaman daha iyi... Ya bu yahûdîleri Târih boyunca birçok farklı millet katletmiş sürgün etmiş, asimile etmeye çalışmış. Bütün bunca farklı milletlerde mi bir problem var, yoksa bu yahûdî ırkında mı bir problem var diye sorsam? Olasılık hesâbına vursak, Birçok farklı milletin bir yanlışta birleşmesi imkânsızdır. Doğru da birleşilir ama insân katline varan bir yanlışta birleşilmesi mümkün değildir. O halde bu yahûdî toplumunda bir bozukluk olmalı ki birbirini tanımayan birçok millet bu topluluğa düşmânlıkta birleşebilsin. Tarîh okuyan mantıklı birisi, Yahûdîlerin târihteki katliam ve sürgünlerini okuyunca, nedir bunlardaki bozukluk diye araştırır. Bu bağlamda ve aynı mantık dâiresinde derim ki; Bu animalin birbirinden taban tabana zıd Dünyâ görüşündeki insânlara "aynı" dikkat edin "aynı" iğrenç küfürleri sarfetmesi Küfredilen farklı kişilerin bu küfürleri haketmesi ile mi îzâh edilebilir yoksa animalin bu küfürlerin gerçek mazharı olduğunu mu gösterir? Elbette animalın kendi iğrençliğini gösterir. Önceki mesajımı anlamakta zorlanacaklara, mantık çerçevesinde bu isbâtı yapıyorum.
  21. HATEM

    "Düzen varsa tanrı vardır"

    Sen en iyi kendini bilirsin ve en doğru bilgiyi de kendin hakkında verebilirsin. Başkası hakkında verdiğini zannettiğin bilgiler değişik yönlerden senin ile ve sülâlenle ilişkilidir. Verdiğim bu bir gıdım teknik bilgi, sırf senin için değil herkes için geçerlidir. Ya'nî her insân her konuşuşunda kendini ifşâ eder. Fakat ifşâ edilen dil,, herkesin bildiği bir dil olmadığı için ârif olmayan bu deşifreyi anlamaz. Animalin diğer forum üyelerinden ayrılan enteresanlığı,, mukayyed varlığının kerhâneye çevrilmiş olmasıdır. Başkalarına küfrederek sürekli bize kendisi ve sülâlesi hakkında iğrenç bilgiler taşımakta... Seni bilmeyen kalmadı zâten... İrfân diline vâkıf olmayan herkes bile seni tanıyor. Meselâ herkese rü'yâ anlatılmaz. Niye? Rü'yâ anlatıldığında aslında Kişi kendi hâlini sırrlarını açığa vurmuş olur. Nasıl? Rü'yâyı dinleyen bir ârifse, Rü'yâyı anlatan kişi çiçekten böcekten bahsettiğini sansa da aslında iç dünyâsını deşifre etmektedir, kendi hâlini anlatmaktadır. Meselâ o,, rü'yâda düğün görür, düğünün ölüm olduğunu bilmez. Veyâ içki içer, içkinin aşk olduğunu veyâ para görür paranın îmân olduğunu bilmez. Ama Rü'yâyı dinleyen ârif,, Rü'yâ gören kişinin hâline ve belki sırrlarına vâkıf olur. Bu Dünyâ hayâtı da aslında bir rü'yâdır. (Burası hakikat vatanı değildir, ağızdan her çıkan söz gerçek olsun.) Bir kişi hakkındaki en doğru bilgiyi yine kendisinden alırsın. O kişi başkası hakkında konuştuğunda yalan veyâ zann veyâ bâtıl konuşuyorsa O konuşulan söz'de mutlaka bir vechile kendisi hakkında doğruluk vardır. Çünkü âlemde hatâ yoktur. Âlemde, Mutlak yanlış ve mutlak bâtıl yoktur. Ve Bu şekilde elde edilen bilgi en doğru en kesin bilgidir. Diyelim O... Çocuğu olmayan B. Kişisine A Kişisi "O... Çocuğu" dedi. Ben diyorum ki, âlemde hatâ olmadığı gibi, söz de de mutlak anlamda hatâ olmaz. Bu söz de mutlaka bir doğruluk yönü vardır. B kişisinde O... Çocukluğu olsa da olmasa da söz kötü olduğu için sâhibine dönmek zorundadır. Peki bu sözü söyleyen A kişisinin bu durumda, Annesinin O... olması şart mıdır. Genetik anlamda bildiğimiz annesinin yanısıra bir annesi daha vardır. Her insânın nefsi onun annesi, Rûhu da Babasıdır. Mes'elenin bir üçüncü boyutu daha vardır girmeyeyim. Kıllı beyniniz daha çok karışmasın. Haksız olarak bu sözü söyleyen A kişisinin, genetik olarak annesi O... değilse, asıl annesi olan nefsi şüphesiz O... dur. Bu konu da deryâ bir konudur. İzdivâç, âlemlerin her yerinde gerçekleşir. Kimyâsal reaksiyonlar bir izdivâç olduğu gibi. Yağmurun Toprakla buluşması da bir izdivâçtır. Söz erkek, işitmek dişidir. Anlamak ise evlât. Muhteşem konu. Kimsenin Animale küfretmesine ve hâlini beyân etmesine gerek yok Bu işi en iyi şekilde kendisi hakkında animal yapmaktadır. Kendi aşağılık hâlini en iyi kendisi bilir ve kendi hâlini de en iyi kendisi izhâr etmektedir.
  22. HATEM

    "Düzen varsa tanrı vardır"

    Ben seni Deşifre etmiyorum geri zekâlı. Sen Kendi kendini her cümlende deşifre ediyorsun. Çünkü âlemde hatâ yok.
  23. HATEM

    "Düzen varsa tanrı vardır"

    Facebook sayfam herkese açık, ne eklemek istiyorsan ne söylemek istiyorsan git yaz ya da buradaki sayfada devâm ettir. Yobazlık yapma.
  24. HATEM

    "Düzen varsa tanrı vardır"

    Alzaymır olmuş Olabilirim, sonuçta daha kötüsü olacak, öleceğiz. Çok şükür sizin gibi ma'nevî (hakikî) alzaymır değilim. Müsâde et de konuya bakalım cevaplar birikti.
  25. HATEM

    "Düzen varsa tanrı vardır"

    Az bilgin ile Çok bilmişlik yapman bak seni her seferinde her fikir münâzarasında konu dışına atıyor, seni konu içinde tutacak bir fikrin yok. Konu; Kâinâttaki düzenin Tanrı ile olan ilişkisi... Konu seni pis kâbul etmiş ki, Konunun dışına süprülmüşsün. Sana birçok defa söyledim, Havlamak sizin tabiatınız olmuş ama burası havlama yeri değil. Benim Çok bilmediğimi "çok bilmiş olduğumu" Hırrlayarak zırlayarak gösteremessiniz. Hangi konuda tartışılıyorsa o konu çerçevesinde fikirlerinle mücâdele edersin varsa... Yoksa da Kıvranıp kıvranıp sataşmana gerek yok... Devirdiğim çam varsa göster, her sözümün arkasındayım. Koç gibi de savunuyorum. Paylaştığın fıkra ile beni kasdetmiş olmana rağmen halâ pis pis konuşman senin kan gurubunu gösterir. Senin kan gurubundan olmamakla övünürüm. Benim inancım hayâlî değil. Kendimden olmayanları öldürmek aklımın ucundan geçmez. Sizin beyniniz kıllanmış. Saçlarınız (Fikirleriniz) Ters yönde gelişmiş. Ağzımdan birşey kaçırmış değilim. Her kelîmemi onaylıyorum, açıklamasını da yaptım. Git dikkatli oku nerde yanlışlık görüyorsan biraz daha açıklayayım. Nerde bir mantıksızlık ve aptallık görüyorsan buyur koy ortaya fakat her seferinde ben sizin düşünce bozukluklarınızı gösteriyorum nedense... Kitapsız olmanız sebebiyle olabilir mi acaba? Sana karşı Özür dilenecek bişey yapmış olamam. Ne zırvalıyorsun sen? Senden özür dilenir mi? Bak en son cümlende, Fıkrayı bana ithâf ettiğini kanıtlamışsın. Bir de, "Kendi kendine böyle gelin güveyi olmak, senin pis kanında olsa gerek." demişsin ya. Demek ki ben kendi kendime gelin güveyi olmuyormuşum. O halde, Demek ki senin kan gurubunda bir uyuşmazlık var. Bence sen Türk de değilsin.
×
×
  • Yeni Oluştur...