Jump to content

sistematik

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    31
  • Katılım

  • Son ziyaret

Topluluk Puanı

0 Neutral

1 Takipçi

sistematik Hakkında

  • Derece
    Advanced Member

Güncel Profil Ziyaretleri

121 profil görüntüleme
  1. sistematik

    nasıl ateist oldum

    Ben gerçekte zaten cin falan görmedim. Rüyamda çok gördüm. Birilerine göründüklerini sanıyordum çünkü öyle şeyler anlatılıyordu ve inanıyordum. Bir gün bana da görünecekler zannederek yaşadım.
  2. sistematik

    nasıl ateist oldum

    Dindar çevrede, hurafeler öğretilerek, din kitapları, dini sohbetler içinde, cin gelmesin diye dua edip Allah’a yalvararak, uyumak için gözlerimi kapatamayarak, uykumda cin gelirse Kuran beni korur diye Kuranı başucuma koyarak büyüdüm. Öfkem bu yüzden.
  3. sistematik

    Diyanetten fetva ''sol elle şeytanlar yemek yer'

    Bu konular Osmanlı Devletinin yıkılma sürecini aklıma getiriyor; 1.Sınırları çok genişleyen devletin uzak eyaletleri denetlemede büyük güçlük çekmesi.2.İlk olarak 1535’te Fransa’ya tanınan ticari ayrıcalıklar (kapitülasyonlar) daha sonra bütün devletlere de tanınmıştır. Bunun sonucunda yabancı mallar çok az gümrükle Osmanlı ülkesine girmeye başlamıştır. Ayrıca azınlıklar askere alınmadıkları ve Osmanlı ekonomisi de onların elinde olduğundan Osmanlı Ülkesi Avrupalıların serbestçe ticaret yaptıkları açık bir pazar durumuna geçmiştir. 3.Uzun süren savaşlar ve halkın üzerindeki yüksek vergi yükü ve buna karşılık devlet harcamalarının artması 4.Yeniçeri ocağında meydana gelen bozulmalar ve Avrupa’daki askeri gelişmelere ayak uydurulmaması5.Avrupa’da yaşanan Rönesans(kültür ve sanat alanında yenileşme) ve reform(dinde meydana gelen bozulmaları önleme ve hurafeleri kaldırma) hareketlerinden olumsuz yönde etkilenilmesi ve olumlu yönlerine ayak uydurulamaması. 6.Devlet kurumlarında ve idareciler arasında rüşvetin ve iltimasın yaygınlaşması 7.Taht ve makam mücadeleleri, şahsî çıkarcılık ve bencillik 8.Liyakatli insanların yanlış intibalar ve bencillik ve çıkarcı ihtiraslarla engellenmeye çalışılması 9.Padişah ve devlet adamlarının otoritesinin ve kontrolünün zayıflaması 10.Üstlerine yaranmaların, yaltaklanmaların artması, fesatçılık, fırsatçılık, sinsîlik ve entrikaların çoğalması, dolayısıyla Türklerin ve Müslümanların birbirleri arasında güvensizliğin ve hatta endişelerin oluşması 11.Üç kıta üzerinde değişik din, mezhep ve milletlerden oluşması 12.Dar bir dünya görüşünün ve zihniyetin oluşması, kişiler üzerinde aşırı taassup. 13.Bilim ve teknik alandaki geriliğin ve batılılaşamamanın toplumun diğer katmanlarını olumsuz yönde etkilemesi 14.Türk Töresi’nden uzaklaşma, kültürel yabancılaşma 15.Osmanlı Devleti’ni kurtarma çabalarının isabetsizliği ve başarısızlığı. 16.Can, mal, namus emniyeti endişesi. 17.Aile ve devlet yapısının zayıflaması ve bozulması. 18.Bilgi, teknoloji ve medenî muasır anlayışın ülkeye aktarılamaması, becerilememesi ve bunun yerini kapatmak için şekilcilik ve görüntünün önem kazanması ve bunda ısrarın getirdiği cepheleşmeler. https://www.ebilge.com/13419/Osmanli_devletin_yikilis_nedenleri_nelerdir.html
  4. sistematik

    Diyanetten fetva ''sol elle şeytanlar yemek yer'

    Her türlü saçmalık bu fetva. Sol el ile yemek yemenin ne sakıncası olabilir? Ve bu konu altına ilk yazdığım iletide belirttim, şeytana yemeği kim nerede nasıl hazırlıyor, yiyecekler nereden alınıyor nerede muhafaza ediliyor? Hiçbir yararlı amacı olmayan, insanları sınırlayan, yasak içeren ve gereksiz bulduğum bir açıklama.
  5. sistematik

    Diyanetten fetva ''sol elle şeytanlar yemek yer'

    Onun için sakıncası yok diyor ama buna kim nasıl karar veriyor. Yemek için hangi elini kullandığının ne önemi olabilir. Bu hafta yine diyanetle ilgili bir habere denk geldim. Galiba araştırma yapmışlar, halkın yaklaşık % 60’ı Kuran okumayı bilmiyor diye bir sonuç çıkarmışlar. Anladığım kadarıyla Arapçasını kastediyor. Çıkıp demiyor ki halkın müslüman kısmının büyük çoğunluğu Kuran’ın Türkçesini okumuyor.
  6. sistematik

    Diyanetten fetva ''sol elle şeytanlar yemek yer'

    Diyelim ki gerçekten şeytan var; Bu şeytan nasıl yemek yiyebiliyor? Şeytana yemeği kim nerede hazırlıyor? Yemek için malzemeleri nereden alıyor ve karşılığında para yerine geçebilecek ne ödeniyor ve para gibi birşey ise bunu kim nerede nasıl üretiyor? Sol eliyle yemeğini yedikten sonra bulaşıkları kim topluyor? Bu bulaşıklar nerede yıkanıyor? Hatta şeytana hazırlanan yemeğin malzemeleri nerede muhafaza ediliyor? Hadi tamam her şeye rağmen yemek yediğini kabul edelim hem de sol eliyle yiyor olsun ve şeytan sol eliyle yiyor diye tamam biz de sol elimizle yemeyelim. Ama bu şeytanın tek faaliyeti sol eliyle yemek yemek mi? Yani “sol eliyle yemek yediğini” söylediklerinde insana benzer bir yapı canlanıyor gözümde. O halde bu şeytan aynı zamanda “yürüyor” olmalı. Peki o zaman şeytan yürüyor ise biz yürümeyecek miyiz? Nasıl ki Kuran’ın tanrısı gözümüzde insana benzer canlanıyorsa şeytan da öyle canlanıyor. Ve bana göre Kuran’ın uydurma olduğunu bir daha kanıtlamış oluyorlar.
  7. sistematik

    Tanrı neden tek olmalı?

    Kuran’ın ayetlerde defalarca tekrarladığı en önemli iddialardan biri “apaçık olduğu, açık seçik olduğu, çelişki bulunamayacağı.” Sizin dediğiniz “kelimelere binbir takla attırmak” Kuran’ın “açık seçik” olması ilkesine karşı. Dolayısıyla boşuna uğraşıyorlar. Kolay değil dini reddetmek. Cesaret ve zaman gerekiyor.
  8. sistematik

    nasıl ateist oldum

    Üye olmadan önce de takip ediyordum. 2-3 gün önce karar verdim üye olmaya.
  9. sistematik

    nasıl ateist oldum

    Şu yaştaydım diye cevap veremem, bunu hatırlayamam. Geçmişe şöyle bakınca dine dair kendi kendime sorduğum soruları düşününce bunlar aklıma ilk gelenler.
  10. sistematik

    nasıl ateist oldum

    16 yaşındaki cesaretinizi tebrik ediyorum. Benim o yaşlarda dinden çıkmam mümkün değildi. O yaşlarımda Kuran’ın tamamının Türkçesini zaten okumamıştım ancak okusam bile bunlar uydurma demem mümkün değildi. Sebebi ise, çevremdeki herkes müslümandı ve islam dininin tek gerçek olduğunu sanıyordum. Korkudan aklımın almadıklarından kaçınmaya çalışıyordum.
  11. sistematik

    nasıl ateist oldum

    Herkese Merhaba, Yazdıklarım biraz uzun gelebilir. İçerisinde örnek hadis ve ayetler de var. Dinin hayatımı nasıl etkilediğini, neden aklımın karıştığını anlatmaya çalıştım kısa kısa. Yıllarca sürdü din konusunda aklımdaki karışıklık. Son yıllarda ancak “ya varsa” hissinden kurtulup artık dinlere inanmadığımı söyleyebiliyorum. Yazı kısmen uzun olsa da özetin özeti gibi anlattım fazla sıkmamak için. Size sunduğum sadece bazı dönemlerin küçük bir kesiti. Zaman içinde yine bu sitede dinle ilgili eleştirdiğim konuları yazacağım. Çocukluğum kalabalık aile arasında geçti ve büyük çoğunluğu beş vakit namaz kılan, başörtülü kadınlardan oluşuyordu. Dolayısıyla dinle ilgili kavramları daha çok küçük yaşlarda içinde yaşayarak öğrenmiştim, ancak kendimi hiçbir zaman tam olarak içinde bulamadım. Henüz ilkokul çağlarında bile aklımı kurcalayan sorular vardı; Allah bütün bunları nasıl yaratabilmişti? Gerçekten ol demişti ve olmuş muydu? Bu nasıl olabiliyordu? Bana özgür irade verdiyse, neden Kuran'da itaatten bahsediyordu? İtaat varken nasıl özgür irademiz olabilirdi. Kuralları kabul etmezsek, kabul eder uygulamazsak neden cehennem azabı vardı? Bu şartlar altında nasıl özgür iradeden bahsedilebilirdi? Cennette sıkılmaz mıyız? (bu soruyu o beş vakit namaz kılan akrabalarıma çok küçükken sorduğumda hayır sıkılmayız çünkü orada öyle duygular olmayacak diye cevap veriyorlardı, ancak bu cevapta bana yetmiyordu.) İyi olup İslama inanmayanlar neden ebediyen cehennemde yanıyordu? Daha birçok soru vardı ama uzatmak istemiyorum bu kısmı. Çocuk aklımla bu gibi konuları sorguluyordum. 16-17 yaşlarıma kadar aşağı yukarı her yaz ailem tarafından camiye Kuran öğrenmeye gönderildim. Arapça'sını okumanın ne faydası olacağına hiç anlam veremedim. Okulda din derslerinde ihlas, fatiha ezberlemeye çalışırken Türkçe’lerini anlamaya çalıştım. Kendi evimizde, akrabalarda, komşularda kadınlar bir araya gelip sık sık Yasin okurlardı. Bir gün merak ettim bu kadar önem verdikleri Yasin suresi ne anlatıyordu? Anneme babama sordum “bilmiyorum” dediler. Kendim Türkçe'sini okumaya karar verdim. Okurken gözlerime inanamadım, neden bahsediyordu bu? Acaba Yasin’in Türkçe’si diye başka bir şey mi okuyordum? Kuran’da bunlar anlatılıyor olamazdı. Çünkü Kuran'ın mesajlarını bambaşka hayal etmiştim. Yasin suresi kafamı allak bullak etmişti. Böyle düşündüğüm için günaha girdiğimi düşünüp okuduklarımı unutmaya çalışmıştım. Yine bu akrabalar, tanıdıklar Kuran’ı sure sure bölüşüp okuyor hatim ediyorlardı, hemde ARAPÇA'SINI. Aklım almıyordu. Hem ne okuduklarını bilmiyorlar hem de aralarında bölüşüp anlamadıkları dilde anlamadıkları şeyleri okuyorlardı. Kendi kendime düşünürdüm, Allah kimin ne okuduğunu, ne kadar içten okuduğunu, hangi bölümleri okuduğunu nereden bilecek, ve okuduklarını anlamadıkları için bunun ne anlamı ve ne sevabı olacaktı. Kendi dillerinde okusalar bu kadar kafamı karıştırmazdı bu konu. Kuran’ı hatim etmekle ilgili bazı hadisleri paylaşmak istiyorum. Kur’an-ı Kerimi hatmedenin duası kabul olunur. Kur’an-ı Kerimi hatmedene, altmış bin melek istigraf eder. Kur’an-ı Kerimi hatmedenin, kabul edilen bir dua hakkı olduğu gibi kendisine cennetten bir ağaç da verilir. Hatmi okuyan ve dinleyenlerin duası kabul olur. Kuran’ı bölüşerek ya da tek başına arapçasını hatim eden tanıdıklarımın duaları da kabul olmadı. Ama bu dünyada kabul olmayan duaların karşılıklarını öteki alemde alacaklardı değil mi? (insan kandırmanın başka bir yolu bu da sanırım) Yine çocukluğumda dini korkutmalar içerisinde büyüdüm. Çoğu zaman şu cümleler direkt yakınlarım tarafımdan onlara göre günah olduğu için gözlerimin içine baka baka söylendi (resmen travma). Günah (belki yüzlerce binlerce kez) Allah çarpar, Allah yakar Cehennemde yanarsın, Cin çarpar, Cin gelir vs. Beni en çok etkileyen, korkutan, bütün hayatımı resmen mahveden “cin korkutması” oldu. Bir gün onunla karşılaşacağımı sandım ve bana kötülükler yapacağı hissiyle yaşadım yıllarca. Geceleri uykusuzluktan çok defa perişan oldum. Din konusunu ilk, üniversitede rüya konusunun bilimsel yönünü öğrendiğimde araştırmaya başladım. Çünkü dine göre rüyalar hayırlı ya da hayırsız, Allah’tan ya da şeytandan olabiliyordu. Şeytandan ise kimseye anlatılmaması gerekiyordu. Rüya ile ilgili bazı hadisler; İlk ayetteki rüyaya özellikle dikkat çekmek istiyorum. Çok tartışmalı olan 9 yaşındayken mi evlendi denilen Hz Ayşe ile ilgili Hz. Muhammed’in gördüğünü söylediği bir rüya! 5574 - Urve (radiyallahu anh) , Hz. Aişe (radiyallahu anha)'dan şunu nakletmiştir: "Hz. Peygamber aleyhissalatu vesselam bana dedi ki: "Rüyamda sen bana üç gece gösterildin: Melek seni bana bir ipek parçası içerisinde getirdi ve "Bu senin zevcendir, aç onu!" dedi. Ben de açtım, içindeki sendin. Ben: "Bu rüya Allah katından ise, onu gerçekleştirecektir" dedim." Buhari, Nikah 9, 35, Ta'bir 20, 21; Muslim, Fezailu's-Sahabe 79; Tirmizi, Menakib (3875). 7129 - Ebu Hureyre radiyallahu anh anlatıyor: "Rasulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Rü'ya üç kısımdır: Biri Allah'tan bir müjdedir. Biri nefsin konuşmasıdır. Biri de şeytanın korkutmasıdır. Biriniz hoşuna giden bir rü'ya görecek olursa, dilerse onu anlatsın. Eğer hoşuna gitmeyen bir şey görürse onu kimseye anlatmasın, kalkıp namaz kılsın." Bunlar aklımı kurcalamaya devam ederken derslerde evrim teorisi anlatılmaya başlandı. Araştırmayan çoğu kişi gibi bende evrim teorisini Darwin diye birinin çıkıp “insanlar maymundan geliyor” dediğini sanırdım. "E şimdiki maymunlar neden insan olmuyor" diye dalga geçerdim. Bilmiyordum ki Darwin’in bununla ilgili uzun yıllar kapsamlı araştırma yaptığını, kitap yazdığını ve bu kitabın içeriğini. Böylece evrim teorisine ilgim oluşmaya başladı ve beni bu konuda özellikle internetten araştırma yapmaya sevketti. Evrim teorisindeki her şey mantıklı geliyordu, sadece yaşamın ilk başlangıcı konusuna katılamıyordum. “Darwin açıklayamamış” bunu Tanrı yarattı diyemeyeceği için "tesadüfi" gibi şeyler söyledi sanıyordum. Ta ki organik maddelerin dünyaya nasıl geldiğini öğrenene kadar. Bunu öğrendikten sonra araştırmalarım sonucu ancak ikna olabildim ilk yaşamın nasıl başladığına. (Din kesinlikle evrimi kabul edemez. Çünkü ademin çamur vs. gibi maddelerden yaratıldığını, ona her şeyin öğretildiğini söylüyor. Adem çocukluk dönemi geçirmemiştir, direkt konuşur halde ve dünyada yaşamını sürdürebilecek zihinsel ve yaşamsal becerilerle donanımlı olarak gönderilmiştir. Diller de Adem’e öğretilmiştir. O da bildiğim kadarıyla çocuklarına öğretmiş ve diller böyle ortaya çıkmıştır dine göre. Çocuklarına da dilleri hangi yöntemle öğrettiyse artık. Farklı deri renkleri Adem’in çocuklarının farklı deri renkleriyle doğması ile ortaya çıkmıştır. Bu konuyla ilgili buraya araştırdıklarımdan aklımda kalanları yazdım, yanlış ifade etmiş olduğum şeyler varsa da din aşağı yukarı bunu söyler. Merak eden araştırabilir bunu. Bu konular beni evreni daha iyi anlamaya, öğrenmeye teşvik etti, çünkü merakımı yenemiyordum, “nasıl olduysa oldu bilmeden yaşa” diyemiyordum kendime. Big bang’i araştırdım, evreni tanımaya çalıştım. Birçok belgesel izledim, makale okudum. Kuran’ı daha fazla araştırdım. Bu süreci özellikle son 2 yılda yoğun yaşadım. Ve bazı çıkarımlarda bulundum. Şimdi bunları açıklayacağım. Öncelikle Kuran’ın bence en önemli iddiası olan “apaçık gönderilmesi” yle ilgili ayetlere bakalım (zaten bu ayetleri bilenler bu kısmı hızlıca geçebilirler ki daha çok aynı şeylerin tekrarı zaten bu ayetler); "Apaçık kitaba andolsun ki, akledesiniz diye Kur'an'ı Arapça okunan bir kitap kılmışızdır" (Zuhruf Suresi, ayet 2-3). "Apaçık olan kitaba andolsun ki, biz onu kutlu bir gecede indirdik... " (Duhan Suresi, ayet 2-3). "Ey Muhammed... Kur'an'ı senin dilinde indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık" (Duhan Suresi, ayet 58-59). "Bunlar apaçık kitabın ayetleridir" (Kasas Suresi, ayet 2). "(Ey Muhammed!) Andolsun ki, sana apaçık ayetler indirdik" (Bakara Suresi, ayet 99). "Allah'tan başkasına kulluk etmeyesiniz ve Rabbinizden mağfiret dileyesiniz diye ayetleri kesin kılınmış, sonra da uzun uzadıya açıklanmış bir kitaptır" (Hud Suresi, ayet 1-4). "Kur'an, kendilerine ilim verilenlerin gönüllerinde yerleşen apaçık ayetlerdir" (Ankebut Suresi, ayet 49). "Andolsun ki, biz, bilmediklerinizi size açık seçik bildiren ayetler indirdik..." (Nur Suresi, ayet 46). Ey kitap ehli! Artık size elçimiz (Muhammed) gelmiştir. O, kitabınızdan gizleyip durduğunuz gerçeklerden birçoğunu sizlere açıklıyor, birçoğunu da affediyor. İşte size Allah’tan bir nur ve apaçık bir kitap (Kur’an) gelmiştir. (maide suresi, ayet 15) Öyleyse Allah’a itaat edin, peygambere itaat edin ve Allah’a karşı gelmekten sakının. Şayet yüz çevirirseniz bilmiş olun ki, elçimize düşen sadece apaçık tebliğdir. (Maide, 92) İnkar edenler, “Kıyamet bize gelmeyecektir” dediler. De ki: “Hayır, öyle değil, gaybı bilen Rabbime andolsun ki, Kıyamet size mutlaka gelecektir. Ne göklerde ve ne de yerde zerre ağırlığında bir şey bile ondan gizli kalmaz. Bundan daha küçük ve daha büyük ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.” (Sebe suresi, 3. ayet) Ey insanlar! Size Rabbinizden kesin bir delil (Hz. Muhammed) geldi ve size apaçık bir nur(Kur’an) indirdik. (Nisa suresi, 174. ayet) Elif Lâm Râ. Bunlar, apaçık Kitabın âyetleridir. (Yusuf suresi, 1. ayet) Elif Lâm Râ. Bunlar, kitabın ve apaçık olan Kur’an’ın âyetleridir. (Hicr suresi, 1. ayet) Böylece biz Kur’an’ı apaçık âyetler halinde indirdik. (Hac suresi, 16. ayet) Bunlar, apaçık Kitab’ın âyetleridir. (Su’ara suresi, 2. ayet) Ta-Sîn. Bunlar Kur’an’ın, apaçık bir kitabın âyetleridir. (Neml suresi, 1. ayet) Bunlar apaçık Kitab’ın âyetleridir. (Kasas suresi, 2. ayet) Biz o Peygamber’e şiir öğretmedik. Bu ona yaraşmaz da. O(na verdiğimiz) ancak bir öğüt ve apaçık bir Kur’an’dır. (Yasin suresi, 69. ayet) Apaçık olan Kitab’a andolsun ki, biz onu mübârek bir gecede indirdik. Şüphesiz biz insanları uyarmaktayız. (Duhan suresi, 2,3. ayetler) Çelişmez olduğuyla ilgili bir ayet; Hâlâ Kur’an’ı düşünüp anlamaya çalışmıyorlar mı? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından (indirilmiş) olsaydı, mutlaka onda birçok çelişki bulurlardı. (Nisa, 82) Şimdi bu ayetleri burada belirtmemin sebebini açıklayacağım; Kuran’ın kendi iddiası ve defalarca farklı surelerde vurguladığı konu Kuran’ın apaçık olduğu, açık seçik olduğu, çelişki bulunamayacağı. Şimdi soruyorum; apaçık ve çelişmez olduğu bizzat Allah tarafından söyleniyorken hala neden tartışmalı ayetler, hadisler var. Eğer apaçık olsaydı herkes tarafından aynı anlaşılmalı ve tartışmaya girmemeliydik. Ben şöyle düşünüyorum; Din tarafından bize söylenen, her şeyi Allah yarattı ve bizim için yarattı, aklı herkese Allah verdi, bir takım kurallar koyup buna uymamızı istedi, insanlar ne geçmişte ne şimdi bu kurallara uymuyor, geçmişte de gönderdiği kitaba uymayanlar fazla oldu, gelecekte de öyle olacağı görünüyor. İlk mesajlarını dünyaya iletti, insanlar uymadı, uymadığı gibi içeriğini değiştirdiler, Allah ilettiği mesajları koruyamadı, sonra tekrar gönderdi yine koruyamadı yine aynı şeyler yaşandı, bir daha falan derken hiçbir zaman insanlar uymadı ve hep değiştirdiler ve bu hala böyle devam ediyor. En son diyor ki “bu defa son, Hz. Muhammed’i elçiniz yaptım, bunlar da son mesajlarım daha mesaj göndermeyeceğim, islamı kabul edip söylediklerime uymayanları cehennemde yakacağım sonra cennete göndereceğim, bana hiç inanmayanları ya da eski gönderdiğim ama değiştirdiğiniz kitaba inananları ebedi yakacağım, iyileşecekler tekrar tekrar yakacağım, daha önceki gönderdiğim mesajları koruyamamış olabilirim ama Kuran’ı koruyacağım. Öncekileri de korurdum ama sizi denemek istedim, seçenek sundum, eğer değiştirilene inanır islamı seçmezseniz yakacağım sizi ebediyen.” Özgür irade mi demişti Kuran’da? Hacıların hocaların ayetlerle ilgili ne söylediği umurumda değil (ki buna rağmen çok okudum anlam veremediğim konularda bilenler ne demiş diye). Çünkü Kuran’ın söylemesine göre aklı bize Allah verdi, Kuran’ı da apaçık ve çelişmez olarak indirdi (herkes okusun diye Arapça indirmiş bunu söyleyen ayet bence çok ilginç, dünyada yaşayan milyarlarca insan Arapça öğrenip Arapçasından mı okumak zorunda, onu da geçtim okuma yazma bilmeyen insan sayısı da inanılmaz fazla onlar ne yapacaklar), dolayısıyla herhangi bir İslam bilginine ihtiyacım yok. Kuran’da ne yazıyorsa kendi aklımızla değerlendirip ne sonuca vardıysak çıkan anlam budur ve eğer farklı anlamlar çıkıyorsa bu da apaçık olmadığının resmen kanıtıdır. Bizim aklımız yetmiyor da İslam bilginlerine ihtiyaç varsa demek ki apaçık inmemiş ve Allah'ın insanlara verdiğini söylediğiniz akıl Kuran’ı anlamada yetersiz kalıyor, bu halde de Kuran’dan sorumlu olmamız beklenemez, kendi kendimize anlayamadıktan sonra. Merak ediyorum; neden İslam hukukuna uygun yönetilen örnek alınacak türden bir ülke yok? Bütün müslümanların bakıp imreneceği, işte gerçek islam bu, Allah’ın kurallarına göre Kuran’a göre yönetiliyor, herkes müslüman, herkes dürüst ahlaklı, hiç hırsızlık yok, tecavüz yok, çocuk gelin yok, adaletsizlik yok, herkes mutlu yaşıyor. Diğer ülkelerde yaşayan müslümanlar oraya göç etmek isteselerdi. Neden yok böyle bir ülke varsa da ben duymadım. En azından İslamın doğduğu topraklar olan Suudi Arabistan örnek gösterilebilmeliydi. Demek ki Kuran dünya yaşamı için gerçekte uygun değil. İnsanlar Kuran kalıbına sığamıyor. Benim çıkarımım bu. Gerçekten bu kurallara göre yönetildiğinde hiç sorun yaşamadan bir ülke yönetilebilecek olsa idi dünyada galiba 1 buçuk milyar müslüman var. Çok büyük bir nüfus bu. Muhakkak ki bir yerlerde böyle bir devlet görürdük. Ama maalesef yok. Olanların da hali ortada. Dinlerin uydurma olduğu gerçeğini kavrayınca kendimi uzanca bir süre kötü hissettim. Buna sebep olan Muhammed’in ta kendisiydi. Çok kızdım. Keşke dinler hiç olmasaymış dedim. Eğer dinler olmasaydı şunlara maruz kalmayacaktık; Allah tarafından yaratıldık, her şey bizim için yaratıldı, Kuran bizim nasıl yaşayacağımızı anlatan bir kitap, ona uymalıyız, Allah’a ve peygambere itaat etmeliyiz, Kuran sözünün dışına çıkmamalıyız, eğer Kuran’a uymazsak çok şiddetli cehennem azabı var, yanıp yanıp sonra iyileşip tekrar tekrar yanacaksın, Kuran’a uyarsan “altından ırmaklar akan cennetler” de yaşayacaksın, sevdiklerin yanında olacak, ailenden bile çok önce Allah’ı (ki bir günahında bile seni cehennemde cayır cayır yakacak olan Allah’ı) sonra peygamberi seveceksin sonra aileni vs. Beni bunalımın eşiğine getiren konu öldükten sonra yaşamın olmamasıydı. Çünkü yıllarca, öldükten sonra günahlarımızın cezasını cehennemde cayır cayır yanarak çeksekte sevdiklerimize kavuşup hiç ölüm olmadan yaşayacaktık. Buradakinden başka bir yaşamın olmaması fikrine alışmam en zor olanıydı. Bu da geçti, hatta ölüm eskisi kadar korkutmuyor artık. Yine ilk zamanlar o kadar öfkeliydim ki herkese anlatmak istedim her şeyin uydurma olduğunu. Ama bunu başaramazdım daha anneme, babama, eşime bile söyleyemezken. Sonra bu kızgınlığım azalmaya başladı. Hayata bakışım değişti. Kendimi daha iyi hissetmeye doğru gidiyor her şey şu an. Dinle ilgili şeyleri şu sıralar eleştirmek hoşuma gidiyor. Bu da sanırım bir süreç, bunun da zamanla azalıp geçeceğini düşünüyorum.
  12. sistematik

    CHP Kurultayı

    Muharrem İnce'nin seçilmesi dileğiyle.
  13. sistematik

    Muhammed'in yaşamındaki (s)imgesel detaylar

    Bu konu çok ilgimi çekti, paylaştığınız için teşekkürler. Bizler artık dinlerin uydurma olmasına eminiz. İnanan 1 milyardan fazla insana dinlerin uydurma olduğunu anlatamıyorken Muhammed'in yaşayıp yaşamadığını onlara düşündürmek mümkün değil. Keşke dinler hiç ortaya çıkmamış olsaydı. Dinlerin uydurma olduğuna kendimi ikna etmem yıllarımı aldı, artık Muhammed yaşamış mı yaşamamış mı pek önemi kalmadı benim için. Yaşadıysa Kuran'da yazan her şeyi kendi günlük işleri için uydurmuş, yaşamadıysa kitap haline getirenler ya da sonrasında birilerinin uydurmuş olduğunu araştıran her insan anlayabilir. Ancak araştırma ve dinden çıkma aşamasında insanın önüne bence iki engel çıkıyor. Bunlardan biri cehennem korkutması, ikincisi öldükten sonra yaşam olmaması fikrini kabul edebilmek. Bunlar bana göre inanarak yetişen kişiler için aşılması zor konular.
  14. sistematik

    Kadir suresi.

    ödül ve ceza bağlamında cennet ve cehennem. bu konuyla ilgili bir yazı hazırlamayı düşünüyorum.
  15. sistematik

    Evrende tek mi yaşıyoruz?

    Pararel evrenlerle ilgili çok bilgim yok. Sadece bununla ilgili bir belgesel izlemiştim. Benim düşüncem eğer paralel evrenler varsa bile bizlerin doğmuş olma ihtimali bana göre sıfır. Çünkü her birinde evrim gerçekleşse de ilk canlı yaşamı başladığında farklı seçimler hatta öncesinde bile farklı gerçekleşen her şey, her evrende farklı olacak ve biz olmayacağız. Ancak akıl sınırlarımızı aşacak derecede bir sonsuzluk varsa belki o zaman bir yerlerde yine varolabiliriz.
×