Jump to content
Ateistforum

Magnesia

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    330
  • Katılım

  • Son ziyaret

İletiler bölümüne Magnesia kullanıcısının eklediği dosyalar

  1. Tolonbey gerçek Mevlana'yı anlatmış Okuyunca şamar yemiş gibi olduğunuzdan, nasıl cevap vereceğinizi bilememişsiniz. Sizin hazret sıfatı verdiğiniz Mevlana arlanmaz bir oğlancıdır. Şems-i tebrizi isimli erkek sevgilisine yazdığı aşk şiirlerini divan-ı şems-i tebrizi isimli klitapta toplamıştır. Şems ile Mevlana'nın sapıklıkları ayyuka çıktığından, şems'i Mevlana'nın oğlu öldürmüştür. Neyse ki Mevlana isimli sapığın sapıklıklarını yazdığı Mesnevisi elimizde mevcuttur. Cevap verecekler önce Mesneviyi okumak zorundadır. Gelip öyle bilmeden, okuyup öğrenmeden yellenmek yasaktır, cevabı hak etmez...

  2. 12 saat önce, anibal yazdı:

     

    Bir sürü aptal salak iş yapıp, kabahatini orduya yüklemek kolaya geliyro elbette. Bugüne kadar herkesin yaptığı gibi. 

     

    Ordu doğuda kürtlere mezalim yapmadı. Ordu çaba gösterip şeriatçileri yükseltmedi. 

     

    Ama bu, ordunun iktidar olunca, 80 darbesi sonrası, ordu olma hüviyetinden çıkınca bir sürü yanlış işler yaptığı gerçeğini değiştirmiyor. Şimdi ikisi aynı şey di mi? İlk bakışta görünen o, ama gerçek bundan daha karmaşık.

     

    Bu bahsettiğin şeyleri yapan, ordu değil, darbe öncesi yerleşmiş bulunan faşizmdi. Bunlar, orduya bağlı konular değil, o olsada, olmasa da bu böyle olacaktı. 

     

    Darbe hükümetinin en büyük basiretsizliği, rabıta ile dini sermayenin ülkede cirit atabilmesine meydan vermesidir. 

     

    Bak anlaman için toparlayayım. Ordu, kürtlere zulm, şeriatçılara destek falan verip etmiş değildir. Ordu yükselen faşizmi bir nebze yavaşlatmıştır hepsi o. 

     

    28 Şubat ise, kaç defa söylüyorum, ordunun yaptığı hiç bir şey olmayan sıradan bir günden ibarettir. Erbakan'ın, Çiller'in iktidardan kaçtı denmesin diye uydurduğu bir martavaldan ibarettir. Eğer o günün propagandalarına bakarsan, bunların, özellikle Çiller'in, "amanda mesut yılmaz korkak, kaçtı iktidardan" diye zırladığını görürsün. 

     

    Şunu bir kafana sokman lazım. Ordu, bir detaydır. Bugüne kadar özellikle şeriatçı faşizmin önünde durabilmeyi bir yere kadar becermiştir. Ama daha fazlası da zaten ordudan beklenemez. Asıl mesele, bir sürü beceriksizliği, rezilliği falan kapatmak için ordunun günah keçisi olarak kullanılıyor olmasıdır. 

     

    Bunlar laf salatası... Ordunun doğu'da uçakla köy bombalamalarının AİHM'de sonuçlanıp, Türkiyenin mahkum edilme davasının belgeleri ortada. Ordu doğuda dışkı yedirmek da dahil her türlü mezalimi yapmıştır. PKK'nın yükselmesindeki en önemli nedenlerin başında ordu gelir. Tansu şıllığının başbakanlığı dönemi ülkenin ve ordunun en karanlık dönemidir. Her türlü halt yenmiş, üzerleri de itinayla örtülmüştür.

     

    Yine aynı şekilde şeriatçı holdingler 80 darbesinden sonra pıtırak gibi ortaya çıkmış, bizzat darbeciler tarafından desteklenmiştir. 80 darbesi faşizme karşı değil, direk sol kesime karşı yapılmış, bu sayede Türkiye solu yok edilmiş, yozlaşmış gitmiştir. Aha da ara bakalım sol bulabiliyormusun memlekette.. Bak burayı anlamadıysan tekrar ve uzun uzun izah ederim...

     

    28 Şubat sürecinde yapılanlar sayfa sayfa internette mevcuttur. O günlerde her gün konuşan Genelkurmay sözcüsü Çevik Bir'in sözleri hala kulaklarımızda çınlıyor. Hepsi internette mevcut. Ordunun bizzat mağdur yaratma çabalarını ve bu çabalar sayesinde yobazların tek kalemde iktidar oluşlarını unutmadık. Taa o zamanlar Fetullahın köpeklerinin orduya doluştuğu işaret edilirken, orduda bir bok yapılmadığını bugün gibi o günde biliyorduk. 

     

    Ordu Faşizm için detay değil, faşizmin bizzat kaynağıdır.Her türlü faşizm ordunun ürünüdür. Faşizm ordunun desteği olmadan yükselemez, kalıcı olamaz. Bu en azından Türkiye'de böyledir...

     

    Özet; bugün Tayyip iktidarınının kurucu üyesi bizzat ordunun kendisidir. Taa 12 Mart 1971 muhtırasından beri ordu bunun inşaası ile uğraşmaktadır...

  3. On 10.03.2019 at 01:34, anibal yazdı:

     

    Evet, o günleri yaşadık. Ordu müdahil falan olmadı. Tanklar yürüyünce, yollar da aşınmaz hele. Dönemin medyası, rutin olarak olup duran şeyi, aldı büyüttü, hepsi o. 

     

    Ne darbesi, başımızda kalacak diye, Erbakan resmen bıraktı kaçtı, ateş gene gitti garibim Ecevit'in kucağında kaldı. Erbakan'ın var ettiği bu siyasal islam denen yalan dolan kaynağı da, amanda darbe falan diye, yedikleri pisliği örtmeye çıktı. Siz gibi enayilerde kandı. 

     

    Bir bak bakalım, bugün malum ekonomik çöküşün sebebi ne? Enerji bakanı çıkmış, amanda şu kadar kömürümüz var diye terane okuyor. 16 yıldır, kömür santrallerini kapatan, satan başkasıydı sanki. Ama onlara sorarsan dıj mihraglar falan. Köpeklerden pişman değillerse bende bilmem ne olayım, darbe yapacak bir ordu bırakmadıkları için. Ne güzel olurdu şimdi şöyle bir darbe, bıraksınlar batmış ülkeyi birilerinin kucağına. 

     

     

    Şu yazıyı okuyunca bir şey anlamadım. Yukarıdan aşağı "bu adam ne demek istiyor" diye baktım, yine anlamlı bir şey göremedim. Oysa ki ben bir çok sorunun (neredeyse tamamının) nedenini ordu ile ilişkilendiriyorum.

     

    BEN, 80 darbesinin sonrasında bizzat Ordunun çabalarıyla şeriatçı holdingler yükseldi ve o sayede şeriatçılar 90'ların ortasında iktidar oldular, yine ordu 90'ların ilk yarısı doğu'da Kürt'lere nefret saçıp mezalim uygulayarak PKK terörünü coşturdu, bu nedenle Kürtlerin ve Türklerin birbirlerine karşı kinini körükledi ve yine aynı ordu 90'ların ikinci yarısı yobazları mazlum ve ezilen hale sokup, diğer muhafazakarlar, milliyetçiler ve sağcıların da o kefede birleşmesine sebep olarak direk iktidara getirdi diyor, 28 Şubat'ta da bu işe yaramaz ordu son mühürü koydu diyorum, peki sen ne diyorsun? Ordu zinhar bunu yapmaz mı demek istiyorsun? Yoksa hala o beş para etmez orduyu savunmaya mı kalkıyorsun? Açıkça izah et, bilelim...

  4. 21 saat önce, anibal yazdı:

     

    Yahu 28 şubatta bir bok olduğu falan yok. İnanmayın şu götveren orospu çocuklarının laflarına.. 

     

    Yanlış.. O günleri yaşadık... Ordu bizzat müdahil oldu, çok gerekliymiş gibi Sincan'dan tankları yürüttüğünü unutmadık. Çevik Bir denen göt her gün peşinde onlarca kamerayla dolaşıp, her gün ahkam kesiyordu. Bugün Tayyibi gördüğümüz gibi o gün de Çevik-mevik omuzu kalabalık onlarca "asker" gerdan buruyordu. Her gün 5televizyonlar asker haberi yapmak zorundaydı. Sanıyorum ABD ile ortak bir manevra yapıp, Tayyibin zeminini hazırladılar... Tıpkı 80 darbesinden sonra Kenan şerefsizinin şeriatçıların yolunu açması, şeriatçı holdingleri canlandırıp iktidara taşıması gibi...

     

    Ordu Tayyibin mimarıdır.. Öyle veya böyle çeşitli atraksiyonlarla bu işi kotarmıştır... 

  5. Piramitler hakkında durmadan birileri bir şeyler söyler durur. Bu da o söylentilerden başka biri, tümden uydurma... Bir iddian varsa ölçer-biçer kaydeder bilimsel olarak kanıtlarsın. Yoksa söylediklerin dedikodudan başka bir anlam taşımaz.

     

    Ayrıca Mısır'da (Kahire'de) Giza piramiti değil, Giza piramitleri var. Tam üç adet (Keops, Kefren, Mikerinos), peki hangisi yayıyormuş bu sinyali? 

  6. 18 saat önce, adalet123 yazdı:

     

    Anibal cevap için teşekkür ederim.

     

    Peki sen bir otele gidecek olsan güvenli,temiz ve huzurlu bir yer olduğunu nasıl anlardın? 

     

    Sence uzaktan birisene görmediği yerin temiz ve huzurlu olduğunu parasını hakettiğini nasıl düşündürebilirim ?

     

     

     

    Anlayamazsın, zor iş... 5 yıldızlı bile olsa temizliğine güvenemezsin. Bence otelde kalırken sık sık duş almak en iyisi... Parası ise kesene uygunsa, iyidir...

  7. 54 dakika önce, marechal1 yazdı:

    Dediklerimi okumuyorsun..Tezime cevap veremeyince ''değişmiştir, sonra eklenmiştir. vs.vs.'' yani bu sureye verebileceğiniz mantıklı bir karşı tez yok :)

     

    Başlık yazısını "bu adam ne demek istemiş" diye okudum, bir çuval masal anlatmışsın, çocuğum ne dedin de biz dediğini okumadık?

     

    Şöyle kendi ifadelerinle, adam gibi, anlaşılır cümlelerle ne demek istediğini yaz, okumazsak namerdim.. Bak aha da yemin ediyom, cevap bile vercem...

  8. Bir kaç ay önce İstanbul Florya'daydım. Küçükçekmece'de bir adrese gitmem lazımdı ama yolu bilmiyordum. Telefonumda adresi yazıp yolu sorduğumda gayet kısa güzel bir güzargah çizdi. Baktım olur gibi, tamam hadi gidelim dedim. Yan koltuğa sesi açıp bıraktım. Abartmasız söylüyorum, 15 dakikalık yolu tam 1 saatte götürdü. İstanbul trafiğinde 1 saat sağa dön, sola dön komutlarıyla perişan bir vaziyette tamamladım. Tamam, gideceğim yere vardım, ama o kalabalık bölgede per-perişan oldum... Bundan sonra çok gerekmedikçe kullanmam..

  9. 3 saat önce, bilgivehis yazdı:

    kendisi oldukça genç olmasına rağmen şimdiye kadar işi yeterince olgunlukla yürüttü.

     

    Katılıyorum. Geçmişte forum için yaptığı çalışmalar, gelecekte yapacaklarını aynası olacaktır. Ayrıca ben bir buçuk'un şucu ya da bucu değil de, kafasının karışık olduğunu düşünüyorum...

  10. Ne forumlar geldi geçti. Onlarca... İsimlerini bile unuttuk.. Sexy Huri bile forum açmıştı. Ateistforum'dan başka hiç biri kalmadı.. Zaten tamamına yakını Ateistforum'dan kopanlar tarafından açılmıştı. Dinci bir gurup Ateistforum'a kızdı, toptan forumdan ayrılıp kendilerine paralı bir forum açtılar. Fakat teknik admin olarak bir Ateist'i seçtiler, bir ay sonra foruma kendileri de giremediler. Hatırladığım en komik mevzuların başında gelir. Fikirsel'i de hatırlıyorum, CultureClub ha babam kendi yazar dururdu. Kemalistforum, cumhuriyet forum da Ateistforum küskünlerinin açtığı, bir süre sonra kapanan forumlardandı. Daha aklıma gelmeyen pek çok forum açıldı, yaşayamadı kapandı... Ama kapanmalarına da hak vermek lazım, çünkü forum işi ciddi özveri isteyen, yorucu ve oldukça kapsamlı bir iş. Herkesin yapabileceği bir iş değil...

  11. 4.Murat 1639'da Amsterdam'a bir adamını gönderip matbaa'ları inceleyip bir tanesini almasını ve İstanbul'a getirmesini emreder. Gönderilen eleman o dönem en iyisi kabul edilen ahşap bir matbaa'yı beğenir ve bin altın vererek satın alır. Gemiye yüklenen matbaa deniz yoluyla İstanbul'a getirilir. Fakat 4.Murat, matbaa İstanbul'a geldiğinde genç yaşta ölmüş, yerine kardeşi Deli İbrahim geçmiştir. Matbaa'ya karşı olanlar ve matbaa karşıtı guruplar hemen kulis yapmaya başlarlar ve İbrahim'i etkileyerek matbaa'yı imha etmeye ikna ederler. Baskılar sonunda İbrahim "tiz bu ucube eritile" diye emir verir. Matbaa'nın ahşap olduğunu bilmediklerinden matbaa demirciye gönderilir, ama ahşaptan yapıldığından demirci matbaayı eritemez. 3 altına bir Yahudi'ye satar. Osmanlı coğrafyasına adım atma cüreti gösteren matbaa'nın başına gelenler, Yahudi'ye satılma olayından sonra da devam ederek uzun bir makaleye konu olur. Makale bir İstanbul gazetesinde 1920'de yayınlanmıştır. Bu hikayenin doğruluğunu bilemeyiz, ama matbaa karşıtı gurupların var olduğunu gayet iyi biliyoruz. Çünkü matbaa icat edildikten tam 200 yıl sonra Osmanlı coğrafyasına girmiştir.

     

    Düşünün bir kere; matbaa'nın ancak 200 yılda (1720'ler) girebildiği bir ülkeyi konuşuyoruz. Kitap yok, yazar yok okuma yazma bilen yok, bunu değiştirmek için çaba gösteren yok. Matbaa Osmanlı coğrafyasına girmesin diye kulis yapanlar, matbaa karşıtı guruplar var. Devamlı engelliyorlar matbaa'nın ülkeye girmesini. Oysa ki matbaa'nın hayati önemi var; matbaa gelecek kitaplar çoğaltılacak, çoğalan kitapları daha çok insan okuyacak, insanlar okudukça aydınlanacak. Ama olmuyor, insanların aydınlanması 200 yıl öteleniyor.

     

    Bizim atalarımız matbaa'ya set koyarken batılı ülkelerde aydınlanma çağı çoktan başlamış durumda. Dünyanın çehresini değiştirecek kitaplar peş peşe patlıyor. Büyük düşünürler düşüncelerini insanlarla paylaşıyor. Bu nedenle kısa zamanda teknoloji ve sanayinin alt yapısını kuracaklar, 1800'lerin başından itibaren sanayi devrimini gerçekleştirmeye başlayacaklar. Almanya'da Daimler isimli şahıs otomobil yapmaya kafa patlatırken, Osmanlı hala Şeyhülislam fetvalarıyla yönetilmeye devam ediyor olacak. Zaten bu kafayla kısa zamanda yarı sömürge haline gelip, Avrupa'lı ülkelerin oyuncağı olacak.

     

    Hiç tartışmasız bunun temel sebebi dindir. Bu konular üzerine yaklaşık yirmi yıldır yazdığımdan, yeniden yorum getirmeye çalışmayacağım. Ama aynı temel sebebin ülkenin başına hala bela olmaya devam ediyor olması insanın canını acıtıyor...

     

  12. 2 saat önce, haci yazdı:

    Magnesıa'nın iletilerini zevkle ve heyecanla okudum. Akla hitabediyor. Ayrıca bilimsel ve bazı tarihsel gözlemlerle de bağdaşıyor.  Ama Osmanlı'nın geri kalmasında neden olabilirler mi? Pek emin değilim. Yine de dikkate alınmaları gerekiyor. Magnesia'ya göre Osmanlı'nın geri kalmasından İslam direkt olarak sorumlu değil. İslam az çok sorumlu olabilir belki ama  Padişahların ve yönetimin ahlaksız, beceriksiz, çocuk ve cahil olması daha önemli. Saray entrikaları ülkenin yönetimini önemli ölçüde aksatıyor.

    Bu gözlemlerin Osmanlı'nın geri kalmasında ne gibi bir önemi olabillir? Yeterli bir neden midir? Emin değilim. Nedenlerden biri olabilir.

    Çünkü çöken ve geri kalan yalnız Osmanlı değil. Bütün İslam  ülkeleri ve İslam imparatorlukları....

     

     

    Sevgili Haci,

     

    Ben bu başlık altındaki yazılarımı Piri Reis ve Osmanlı'nın neden uzak denizlere açılamadığı konusuna odaklanarak yazdım. Osmanlı'nın geri kalması, geri kalmasının İslamla ilişkeleri başka bir başlık konusu olduğundan, o noktalara değinmedim. Ama çok tarih okuyan, tarihe çok meraklı biri olarak, tarih bağlamında o konulara da değiniriz... Seninle beraber...

  13. 15 saat önce, mantik yazdı:

    Magnesia'nın dedikleri okuduklarım arasında bence hedefe en çok yaklaşan açıklama. Osmanlı geç kalmıştır, doğru. Ama dönemin diğer büyük güçlerini düşünelim. Bunlar arasında keşifler konusunda en erken davrananlar İspanyol ve Portekizliler iken, sonraki yüzyıllarda ekonomik ve askeri açıdan en fazla gelişen onlar değil, İngiliz, Fransız ve Almanlar olmuştur. Yani keşifler tek faktör değil belli ki. Dolayısıyla, geç de olsa Osmanlı'nın da başlamasını ve bu konuda birşeyler yapmasını beklerdim. Fransızlar mesela, ilk başlayanlardan olmamışlar, ama sonradan onlar da okyanuslara açılmış. Kanada'nın Quebec kısmını, bugünkü Amerika'nın Louisiana bölgesini ele geçirmişler. Okyanuslarda çeşitli küçük adaları egemenlikleri altına almışlar. Hatta uzak doğuya kadar gidip sömürge kurmuşlar. İskandinav ülkeleri o kadar değil. Onlar muhtemelen Almanya gibi keşiflerin Avrupaya getirdiği zenginlikten dolaylı etkilenmiş olmalılar. Okyanusa uzak İtalya gibi, ya da sıcak denizlere kıyısı olmayan Rusya gibi ülkeler ise ekonomi açısından geriden takip etmek zorunda kalmışlar diğerlerini.


    Yani önce davranmak veya önce davrananlardan biri olabilmek belli ki önemli bir faktör. Ama dengeler değişebiliyor. Mesela en önce davranan İspanyollar iken, tüm dünyayı en fazla kolonize edip güneşin batmadığı bir imparatorluk kuranlar İngilizler olmuş. Neden olmuş bu? Çünkü o ilk dönemlerde büyük bir deniz savaşında İspanyolları mağlup etmişler de ondan.


    Yani dengeler değişebiliyor. Ayrıca, sonradan davrananlar da pastadan payını alabiliyor. Hatta doğrudan bu kafilede yeri olmayan Almanya ve İskandinav ülkeleri gibi ülkeler bile keşifler çağının sonuçlarından faydalanabiliyor.


    Peki Osmanlı niye faydalanamıyor?


    Geç kalmayı bırakalım, hiç başlamıyor bile. Veya başlayamıyor.


    Bunu sadece Hint okyanusunda Portekiz direncini kıramamalarına bağlayamayız.


     

     

    Tamam doğru diyorsun, ama Fransa ve İngiltere yükselişe geçerken, Osmanlı da düşüşe geçiyor. Kanuni'den itibaren Osmanlı artık o güçlü Osmanlı olmaktan çıkmaya başlamıştır. Kanuni ile başlayan bu düşüş 350 yıl sonra Dünya savaşıyla noktalanmış. (Unutulmamalı ki Piri Reis'in kellesini isteyen de Kanuni'dir. Ona muhteşem derler, ama o kadar da muhteşem bir padişah değil, tam tersi çöküşün başlamasını tetikleyen padişahtır. Nedenleri başka bir tartışma konusudur.)

     

    Bu 350 yıllık süreç içinde Osmanlı tamamen çürümüş, her türlü ahlaksızlığın, soygunun, talanın yaşandığı bir periyoda girilmiş. Neredeyse senede bir ya da iki kere yaşanan isyanlar, saraydaki kepazelikler ve güç kavgaları, durmaksızın gerileyen ve artık savaşları birer birer kaybeden Osmanlı'nın kafasını kadırıp etrafına bakmasına engel olmuştur.

    O dönem en uzun yaşayan padişah 30-40 sene yaşamış, ölüm yaş ortalaması 20-25'lerdedir. Padişahlar gencecik ölüyor, çünkü sarayda güç kavgası var, zehirleyip duruyorlar padişahları. Mesela Fatih'in çocuklarının tümü genç yaşta ölüveriyor (2.Beyazıt hariç). Hatta Fatih bir sefere çıkmışken çadırında aniden fenalaşıp ölüyor. Neden öldüğü hala sır, bilinmiyor. Başa geçen padişah tüm erkek kardeşleri katlediyor, bazen erkek varis bile kalmıyor. Çocuk padişahlar başa geçiyor, onların vasileri canının istediği gibi ülkeyi yönetiyor. Bu şekilde on yıllar süren karanlık dönemler var... Bazı padişahlar uçkurunun peşinde, haremden dışarı çıkmıyor; bazısı oğlancı küçük erkek çocukların peşinde, halkın erkek çocuklarını zorla toplatıyor; bazıları pedofili, küçük kız çocuklarının peşinde; bazıları ise kadehlerin peşinde, ayık gezmiyor. Yeniçeriler isyan etmek için hazır kuvvet bekliyor. Her isyan ülkeyi daha da batırıyor, çünkü isyanlar padişahların değişmesiyle son buluyor ve tekrar toparlanmak zaman alıyor. Padişah değişince tüm yeniçerilere cülus bahşişi adı altında para dağıtmak zorunlu. Zaten isyanlar da çoğunlukla bunun için yapılıyor. Hazine tamtakır, parayı nereden bulup verecekler? Ya borç alınıyor, ya da eldeki değerli madenler eritilip (hatta saraydaki şamdan falan gibi değerli süs eşyaları bile) para basılıyor. Dağıtmaya yetsin diye basılan paraların gramajından, basılmış mevcut paraların köşelerinden kırparak paralar eksiltiliyor. (Sırf bu gramaj kırpılmasına bağlı olarak yapılmış bir isyan bile var) Ülkede düzenli bir yönetim yok. 30 yıl oda hapsinde kalmış, gök yüzünün rengini bile unutmuş yarı deli bir şehzade birden bire tahta oturtuluyor, bu herif ne halt yesin? Hatta bazen direk deli, kendi adını bile bilmeyen, altın sikkeleri balıklara yem diye atan zır deliler tahta oturtuluyor. Kendi keyfinde, boş vermiş padişahlar yönetimde. Mesela deli İbrahim'in oğlu Avcı Mehmet (4.Mehmet) 7 yaşında padişah olmuş, yetişkinliğe geçtiğinde avcılığa merak sarmış. Bu herif devlet işlerini bırakır, aylarca sürek avlarına çıkarmış. Memlekette isyanlar almış gitmiş. Tahttan indirmişler. Oğlu 2.Mustafa, babasından 8 yıl sonra tahta geçiriliyor, bu da avcılıkta meşhur, babası gibi sürek avlarına çıkıyor. Avcılık yapmamaya yemin ettirilerek tahtta kalmasına izin veriliyor. Bu şartlar altındaki Osmanlı'nın uzak denizlere açılıp yeni koloniler kurması, bırak koloni kurmasını, bunu düşünmesi mümkün mü?

  14. Piri Reis dünya haritasını çizerken yukarıdan bir vahiy almadı. Mevcut bilgilerden faydalanarak haritayı çizdi. Bazı kesimlerin haritayı mucizevi bir çizimmiş gibi gösterme çabaları bilindik Müslüman yalanlarındandır. Bazı kaynaklarda Kristof Kolomb ile doğrudan görüştüğü aktarılmaktadır. Bu konu ile ilgili bir kaç sene önce uzunca bir makale okumuştum, yanlış hatırlamıyorsam makale "Atlas" dergisinde yayınlanmıştı. 

     

    Piri Reis denince her nedense ha babam dünya haritasını gündeme getirirler. Oysa ki Piri Reis'in en önemli eseri Kitab-ı Bahriye isimli kitaptır. Neyse ki bu kitabın orjinali elde mevcuttur ve hatta günümüz Türkçe'sine çevrilerek basımı yapılmıştır. Kitapta çok önemli coğrafi bilgiler ve bu bilgilere ek olarak mükemmel haritalar mevcuttur. Şöyle bir göz attığımda internette pek çok yerde bu kitabın satışı yapılmaktadır. Ayrıca Piri Reis ile ilgili pek çok kaynak kitap da mevcuttur.

     

    Osmanlı kıtalararası mesafelere donanma göndermiş, Hindistan'a kadar uzanmıştır, ama daha önceden tüm okyanuslarda yayılmaya başlayan İspanyol ve daha çok Portekiz hegemonyasını kıramadığından, uzak mesafelere açılamamıştır. Piri Reis'in kellesini götüren de Hürmüz boğazında kıramadığı Portekiz direncidir. Buna rağmen Kızıldeniz'de ciddi bir Osmanlı donanma gücü bulunuyordu. Ama bu deniz gücü Osmanlı'nın kontrolündeki Arap ticaret limanlarını özellikle Portekiz yağmacıların saldırılarından korumak amacıyla orada bulunuyordu.. Osmanlı donanması bir kaç denemenin dışında Hindistan üzerinden uzak doğuya uzanamamış, Amerikaya gitmeyi ise hiç denememiştir... Osmanlı'nın okyanuslara ve uzak topraklara açılamamasının en büyük nedeni, bu işi Osmanlı denemeden çok önceleri başarmış, uzak doğuda koloniler kurmuş ve geçiş yollarını kesip tahkimat yapmış olan Portekiz ve İspanyol (özellikle Portekiz) deniz güçleri nedeniyledir. Kısacası Osmanlı okyanuslara açılmakta geç kalmıştır...

  15. On 07.01.2019 at 17:18, Bir Buçuk yazdı:

    İnsan demek, özne demektir, bilinç demektir.

    Bilinci açıklayamayan insan nasıl ateist olabilir ki?

    Henüz kendi varlığını açıklayamayan biri nasıl ateist olabiliyor?

     

    Aynı dincilerin mantığı.. Onlar da sanki mal bulmuş mağribi gibi "allah yok, olsa görürdük diyon ama aklımız da görünmüyor, peki aklımız yok mu" şeklinde yaklaşımda bulunurlar. Bu da aynı yöntemle geliştirilmiş bir mantık... Zayıf Ateizm (negatif Ateizm) yaklaşımı bile değil bu yaklaşım, olsa olsa Deistik bir yaklaşım olur... Diğer deyişle tanrıcı bir yaklaşım... Belki kafası karışmış bir gencin görüşü...  

  16. Alman kadınları dengesizdir. Neye, ne şekilde tepki vereceklerini tahmin edilemez. Bir anda fırtınalı bir havaya döner, ya da aylarca sakin-sessiz olabilir. İşin ilginç tarafı Almanya'da doğmuş, ya da küçükken gidip o kültürü almış Türkiye'li kadınlar da aynı durumdadır. Net bir şekilde söylenecek söylenecek şey şudur; bizim Almancı kadınlar, ya da Alman kadınlar (yiyelim-içelim muhabbeti dışında) uzak durulması "er kişinin" yararınadır... 

     

    Bunu yazan tosun değil, Almanya hakkında biligisi olan biridir...

  17. On 04.01.2019 at 02:02, adalet123 yazdı:

    Merhaba,bir yakınım daha 16 yaşında iken adam yaralamıstı.Karşı taraf şikayetçi olmamıştı .Hagb kararı verilmis.Bu hagb kararı kaç yıl sürüyor 3 mü yoksa 5 yıl mı? Olay 2014 te olmuş.

     

    HAGB kararı (Hükmün açıklanmasını geri bırakmak) yetişkinler için 5 yıl,  18 yaşından küçükler için 3 yıldır.

  18. Muhammed mi uydurmuş, sonrakiler mi bilmem, ama tümden, akıllara zarar bir hikaye. Ayrıntıları çok daha uzun. Mesela Burak tarifi neredeyse bir sayfa sürer. Belli ki kısa bir hikaye asırlar boyu lastik gibi uzatılmış, çeşitli ilavelerle komik bir hale getirilmiş.

     

    Hadis kaynaklı bir aktarıma göre Muhammed gece yaşadığı bu olayı sabah Sahabe'ye anlatır. Sahabe Muhammed'e inanmaz ve gülüşmeler olur. O sırada Ebubekir gelir ve mevzunun ne olduğunu sorar, Muhammed bir kere de Ebubekir'e anlatır. Ebubekir "dinledim ben inandım, siz de inanacaksınız" der.  

  19. On 23.12.2018 at 20:36, acizlerdenbiri yazdı:

    Efendim bu platformda çeşitli fikirler okuma fırsatım oldu, üzülmemek elimde değil, siz vicdan sahiplerine sesleniyorum. Kendi vücudundaki hiç bir organın tasarımında , yaratılışında en ufak bir pay sahibi olamayan hatta dalağın, böbreğin, ciğerlerin, sindirim , solunum sistemlerinin ne olduğunu dünyaya geldikten seneler seneler sonra öğrenen bir insanın, " yav senin ilahın da ne vasat ilahmış, göz yaratıyor belli yaştan sonra bozuluyor, kulak yaratıyor duymaz oluyor, diş yaratıyor ama çürüyor, dökülüyor" şeklinde söylemlerine ne denilebilir? 

    Yapmayınız , etmeyiniz.. ALLAH 'ın  yarattığı azaları organları kullanıp bir de üzerine böyle sözler sarfetmek ne ayıptır ne densizliktir,onun verdiği gözü kullanıp o gözler ile görüp nasıl böyle konuşulur, o laflar nasıl söylenir. O dişler ile yemeğini ısırıp çiğniyorsun bir de üzerine laf söylüyorsun.

    _"EFENDİM BENİM DİŞLER DÖKÜLDÜ İMPLANT YAPTIRDIM ,BEN ALLAH IN YARATTIĞI DİŞLERİ KULLANMIYORUM, BEN BİLİMİN ÜRÜNÜ OLAN ÜRÜNÜ KULLANIYORUM "mu diyorsun?

    e akılsız adam bilimde kullandığın kafayı da o yarattı, beynini kim yarattı ? kendin mi yarattın beynini? onunla oturup kalkıyor onunla iş görüyorsun. Tıp bilimi implant tedavisini akılla bulmadı mı? İmplant ta kullanılan madenler, materyalleri dünya üzerinde kim var etti, demiri, elması, altını, azotu , karbonu kim var etti, insan kendi mi var etti onları yoksa hazır var olanı mı buldu ve zamanla keşfetti? neyle keşfetti, beyni olmasa yapabilir miydi implantı, uçağı, roketi.

    İnsanlık günümüz teknolojisine gelmeden önce atalarımız öküzü , atı, koyunu kullanarak bugünlere gelmedi mi? kim yarattı öküzü? öküzü tarlada kullanma fikrini ne ile buldu insan, beynini kullanarak bulmadı mı? Çıkar o beyni bakalım ne yapabiliyorsun, olur mu? olmaz, o zaman beyin zorunluluk insan için,  Kim koydu onu kafatasının içine, insan kendi mi koydu anasının karnında?

    Yapmayın kardeşim, çıkarın nefsinizi aradan, kitapta her yerde " hiç düşünmezler mi, akıl etmezler mi, akıllarını kullanmazlar mı " yazıyor  inkarcılar için, onun yarattığını kullanıp, onun yarattığını yiyip nankörlük etmeyelim , o kişilerden olmayalım yahuuu.

     

    Ossuruktan tayyare, selam söyle o yare...

     

     

×
×
  • Yeni Oluştur...