Jump to content
Ateistforum

Magnesia

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    330
  • Katılım

  • Son ziyaret

İletiler bölümüne Magnesia kullanıcısının eklediği dosyalar

  1. 3 saat önce, copyPaste yazdı:

     

    20 yaşında hangi ülkeye yerleşirsen yerleş aksanlı konuşursun. Sadece Türkçe için değil her dil için geçerli o dediğin.

     

     

    Hocam yüklemin sonuna özne ve zaman kipi eklemek (conjugation) zilyon tane dilde olan bir özellik. Sen sadece İngilizceyi baz almışsın. Almanca'da özneye göre çekim vardır örneğin.

     

     

    Türkçe genel kanaatle öğrenmesi zor olmayan diller arasında geçer. Senin dediğin tamamen farklı bir dil ailesine geçerken afallama.

    Sert ünsüzlerin yumuşaması consonant mutation adı altında birsürü dilde mevcuttur. Örn: confess - confession, son ünsüz değişti.

    Suffix kullanmama anadilini konuşurken sahip olduğu alışkanlıkları devam ettirme meyili sadece. Ayrıca batı dili derken Fince mesela Türkçe gibi agglutinative bir dildir.

     

    Bu söylediklerinin hepsi hatalı... Batılı ülkelerde 20-30 sene yaşarsan o dile hakim olur, ciddi bir konuşucu olursun. Kırıklık kalmaz, seni kendilerinden farklı saymazlar. Türkçe'de bu mümkün değildir.

     

    Ben İngilizceyi değil, tüm batı dillerini, hatta uzak doğu dillerini baz aldım. Dil bilimi okumuş biri olarak bunları görerek konuşuyorum...

     

    Sert ünsüzlerin yumuşaması kuralını bir cahile öğretmek için zarf olarak attım, Türkçe'de çok daha karmaşık ve zor Gramer kuralları var... Sen de aynı tuzağa düşüp konuşma... 

     

    Türkçe'deki suffix olayı, Türkçe öğrenemek isteyen yabancıların içinden çıkamadığı bir karmaşadır. Beceremezler...  

  2. 40 dakika önce, adalet123 yazdı:

     

    Yurt dışına gidecek param yok.Yaş 21.Bir sürü kurs mevcut,hangisi daha iyi nasıl bileceğim peki? İngilizce öğretmenlyim diyen bir sürü sahtekar var.  

     

    Teşekkürler 

     

    Olmaz, İngilizce öğretmenlerine böyle laf konuşmak yanlış... Onların elinde bir kitap var, o kitaba göre öğretiyorlar... Ne öğrendilerse onu aktarıyorlar... Sen tavsiye istedin, ben de tavsiye verdim...

  3. On 18.12.2018 at 11:30, fumes yazdı:

    5000 kelime TOEFL vermek icin yeterlidir. Eger bir kisi bu 800 kelimenin sifat, fiil, isim hallerini bilirse gayet rahat konusur ve anlasir. Bunu bu alanda uzman profesör soyluyor.

     

    "If you learn only 800 of the most frequently-used lemmas in English, you'll be able to understand 75% of the language as it is spoken in normal life."

     

    Metnin tamamina asagidaki adresten ulasabilirsin. Ayrica İngilizce kullanimdaki kelime sayisi 171.146. 

    https://www.google.com/amp/s/www.bbc.com/news/amp/world-44569277

     

    Uzman prof sıçmış... O alıntıladığın link'te de sıçmışlar... 

     

    Bir kere daha tekrarlıyorum; bir dili konuşmak için 4000 kelime+gramer yeterli olabilir. Ama 5000 kelime+gramer kelime daha iyidir... 10000 kelime+gramer ise süper olur. 800 kelimeyle dil konuşma iddiası soytarılıktır... 

  4. On 17.12.2018 at 23:03, adalet123 yazdı:

     

    Magnesia ıngilizce biliyorsun sanırım.Ben öğrenmek istiyorum.Ne tavsiye edersin?

    Çalışacaksın, durmaksızın kelime ezberleyecek, gramer öğrenecek ve azmedeceksin; asla kaytarmayacaksın.. Mümkünse en az iki yıl ciddi kurslara gideceksin... Maddi durumun elveriyorsa, kursları tamamladıktan sonra bir-kaç yıl İngiltere ya da ABD'ye gideceksin. İngilizce kitaplar okuyacak, durmaksızın İngilizce TV'ler seyredeceksin... Paran yoksa, ya da yaşın 30'lardaysa hiç başlama...

  5. On 16.12.2018 at 02:42, fumes yazdı:

    Ingilizce de es anlamli sozcukler genellikle farkli durumlar icin kullanilr veya informal/formal dir. Ingilizcede Turkcenin 10 kati kadar kelime vardir. Yine de Ingilizce konusmalarin cogunu anlamak icin most common 800 kelimeyi bilmek yeterlidir. Dil ogrenmenin baslangici vardir ancak sonu yoktur. 

     

    800 kelimeyle hiç bir dili anlaman mümkün değildir. Özellikle 350 bini aşkın kelimesi olan İngilizce'de 800 sayısı komik kalır...  (Türkçe'de maksimum 35 bin kelime vardır, 800 sayısı Türkçe için bile mümkünü olmayan bir sayıdır)

     

    Senin bu söylediğin belki mümkün olabilir, ama sayı 800 değil, en az 5000'dir... 

  6. On 15.12.2018 at 22:03, jynx yazdı:

     

    Sert ünsüz yumuşaması kuralı çok basit. Sonu ç, k, p, t ile biten bir sözcüğe ek geldiğinde ç c'ye, k ve g ğ'ye, t d'ye, p b'ye dönüşür. Sadece bazı sözcüklerde istisna olarak bu yumuşama görülmüyor o kadar. Ama yumuşamanın olduğu sözcüklerde harf değişiminde, istisnasız tüm kelimelerde yukardaki kural geçerlidir. Yani ç her zaman c'ye dönüşür. İstisnası yoktur. Bence gayet basit bir kural.

     

    Ve ingilizcenin başka bir zorluğu telafuzu birbiriyle aynı ya da çok benzeyen çok fazla kelime var. Ve her bir sözcüğün onlarca eş anlamlısı ve yakın anlamlısı var. Ne kadar kelime ezberlersen ezberle, bir ingilizce yazı okuduğunda hep bilmediğin kelimeler çıkıyor.

     

    Mal, internetten baktın, sen de öğrendin.. Ben ne diyom? Ecnebiye öğret de götü*** çapını gör diyom... Kapiş?

     

    Yahu google'da aratıp bulunca kendini alim sanan bu yeni yetme tenekelere uyuz oluyorum... Küfür etmeyim diye kendimi zor tutuyorum... Şuna bak, google'dan buldu, bulduklarıyla bize sert ünsüz kuralını üğretmeye çalışıyor öküz... Lan mal herif, ben sert ünsüzlerin yumuşama kuralını sana bizzat yem diye attım. Çünkü biliyorum, bu kuralı bilen sayısı çok azdır... Sazan gibi atlayıp kuralın piri gibi yazdın...

     

    Ama not düşüyorum, Üniversite'de dil bilimi okurken biz bu kuralı google'dan öğrenmedik, direk kitaptan öğrendik... Zaten o zamanlar google, moogle yoktu...

  7. Kuran'da çatır çatır çok eşlilik vardır. Eş kah nikahlı (o dönemde nikah ne demekse?), kah er kişinin variyeti (cebinin gücü) ile orantılı olarak cariyelerle belirlenir. Er kişi zengin ise evini satın alınmış cariyelerle (İslami ticarette cariyeler para ile satın alınır, hala da öyledir) doldurur, bir-iki (ya da dörde kadar) nikahlı karı alarak ele güne karşı evliyim ayağı atar... 1400 yıllık köhne Arap kültüründen ibaret İslam'ı bize anlatmayın...  Hasan Akçay; yeter, sen de Şu arap kültürü İslamı kurtarmayı, yağlayıp ballamayı bırak artık... Müslülerden başka kimse yemiyor bunca yalanı...   

  8. Bir saat önce, jynx yazdı:

     

    Türkçe'nin gramer yapısının batı dillerinden farklı olması, onun zor olduğunu göstermez. Sadece o dillerden farklı olduğunu gösterir. O suffix'lerinde hepsinin kuralı var. Ayrıca sanki 30 yıl ingilterede yaşayan türklerin aksanı aynı ingiliz gibi mi oluyor hayır.

     

     

     

    Türkçe'nin gramer yapısı batı dillerinden farklıdır ve daha zordur. Suffix kavramını anlayamamışsın, sana kolay emme ecnebi için bir kabus. Suffix kullanımının çok da net bir kuralı yok. Sert ünsüzlerin yumşaması kuralını bir yabancıya öğret de göreyim... Dediğim gibi bir fiilin arkasına ekler yaparak cümle kurulabilir, batı dillerinde böyle bir şey yok. Bunu öğrenmek ancak ana dil öğrenirken kolaydır.. Sonradan Türkçe öğrenmiş birini bulursan incele , bak bakalım ne kadar suffix kullanıyor...

     

    30 yıl İngiltere'de kalmış eğitimli bir Türk'ün konuştuğu İngilizceyi, İngiliz'den ayırdedemezsin. Ancak dili öğrendiği yöreye göre aksan farklılıkları görürsün. Belli ki yaşın genç ve bunu deneyimlememişsin...

  9. 8 saat önce, jynx yazdı:

    Bence türkçe en kolay dillerden biri. Eril-dişil kavramı yok. Düzensiz fiil diye bir şey yok. %99 yazıldığı gibi okunuyor. Gramer kuralları son derece mantığa uygun. İstisna çok az sözcük var. Ve telafuzu da kolay. 

     

    Ama bazen yanlış anlaşılmalara sebep verebiliyor. Ya da kimden bahsedildiği belli olmayabiliyor. Örneğin "Yalanını ortaya çıkaracağım." dediğimizde, sözü söylediğimiz kişinin yalanı mı yoksa başka bir kişinin yalanından mı bahsettiğimiz belli değil. Çünkü ikinci tekil şahıs iyelik eki + hal ekinin çekimiyle üçüncü tekil şahıs iyelik eki + hal ekinin çekimi aynı.

     

    ikinci tekil şahıs: -ın (iyelik eki) + ı (hal eki)

     

    üçüncü tekil şahıs: ı (iyelik eki) + n (kaynaştırma harfi) + ı (hal eki)

     

    O yüzden bu tür durumlarda yanlış anlaşılmayı engellemek için "senin" "onun" kişi zamirlerini kullanmak gerekiyor.

     

    Yok o kadar da kolay bir dil değil Türkçe.. Örneğin suffix (son ek) zenginidir Türkçe. Bir kelimeye suffix'ler ekleyerek tek kelimelik cümle haline getirebilirsiniz. Bir Avrupalı bu durumda dumura uğruyor, çözemiyor dili... Batı dilleri SVO (özne+fiil+nesne) kalıbındayken, Türkçe SOV (özne+nesne+fiil) kalıbındadır. Yani terstir... Batı dillerine göre onlarca gramer farklılığı içerir. 30 yıl Türkiye'de yaşamış bir yabancının Türkçe'si kırıktır, ana dili Türkçe olanlardan hemen ayrılır. Geçenlerde 90 kusur yaşında bir Yahudi kadını ziyarete gittim. Kendisi İspanya'da yetişmiş, 18-20 yaşlarında Türkiye'ye gelmiş. Yani 70 yıldır Türkiye'de yaşıyor, ama hala Türkçesi kırık, oturmamış... Kısacası, Türkçe öyle kolay öğrenilebilecek bir lisan değil, zor bir lisan...

  10. Konuştuğumuz dile direk Türkçe değil de, Türkiye Türkçe'si demek daha doğru olur kanısındayım. Çünkü Türkiye Türkçesi Yunanca, Rumca, Farsça, Arapça, Avrupa dilleri ve kadim Anadolu dilleri ile karışarak değişik bir gramer ve şekil almış bir dil durumundadır. Öyle ki Türkiye Türkçesi konuşanlar, Türki ülkelerde konuşulan Türkçeyi anlamazlar, anlayabilmeleri için Tercümana ihtiyaçları vardır.

     

    Türkçe güzel bir dil midir sorusu ise görecelidir. Geçmişte bir süre Almanya'da yaşadım, bir vesile ile hastahaneye gitmiştik. Doktorun sorduğu soruları arkadaşım bana tercüme ediyor ben de ona cevap veriyordum. Biz konuşurken doktor dikkatle bizim konuşmamızı dinliyordu. Daha sonra doktor arkadaşıma "Türkçe dinlemeye bayılıyorum, müthiş ahenkli ve şiir gibi bir dil, Türkçe konuşulurken sanki şarkı dinliyor gibi hissediyorum" demişti...

  11. Bir saat önce, Yeni Üye yazdı:

     

    Eski kitaplarda peygamberimiz Hz. Muhammede (a.s.m) işaretler var mıdır?

    Kur'an'ın dışındaki mukaddes kitaplara, zamanla insan elinin karıştığı halde Peygamber Efendimizin (asm.) bu mukaddes kitapların değişik nüshalarında yer alan isim ve sıfatlarında, büyük bir benzerlik mevcuttur.

    Kur'an-ı Kerim, Cenab-ı Hakk'ın zaman zaman tebliğciler veya peygamberler gönderdiğini ve onlara vahiy suretiyle kanunlar, emirler veya kitaplar indirdiğini bildirir. Kur'an, bu ifadeye bağlı olarak Hz. İbrahim (as)' in sahifelerinden, Hz. Musa (as)'a gönderilen Tevrat'tan, Hz. Davut (as)'a indirilen Zebur'dan ve nihayet Hz. İsa (as)a gönderilen İncil'den bahseder. Kur'an'da beyan edilen “zuhurul-evvelin”, yani “eskilerin kitapları” şeklindeki ifade ise, Zerdüştler veya Brahmanların bazı kitaplarına (kesin olmasa bile) işaret eder denilebilir.

    Eski İran mukaddes metinlerindeki işaretler:

    İran dini, Hindu dininden sonra dünyanın en eski diniydi. Mukaddes yazıları, desatir ve zend-avesta adını taşıyan iki kaynakta toplanıyordu. Bunlardan Desatir numara 14'de, İslam dinine ait bazı prensipler dile getiriliyor ve Efendimizin (asm.) geleceğine dair şu ifadeler yer alıyordu:

    “İranlıların ahlak seviyesi düştüğünde, Arabistanda bir nur doğacaktır. Takipçileri onun tahtını, dinini ve her şeyini yükseltecektir. Bir bina inşa edilmişti (Kâbe'ye işaret ediyor) ve onun içinde, ortadan kaldırılacak pek çok putlar bulunmaktaydı. hâlk, yüzünü ona doğru dönüp ibadet edecektir. Takipçileri, İran, Taus ve Belh şehirlerini alacak ve İranın pek çok akıllı adamı, onun takipçilerine katılacaktır.”

    Yukarıdaki satırlardan açıkça anlaşıldığı gibi, asırlar sonra doğacak İslam güneşi ve onun yüce Peygamberi (asv), son derece net bir şekilde tarif edilmiştir. Ve bu Peygamberin ( a.s.m), “ziyadesiyle övülmüş”, “Ahmet” ve “alemlere rahmet” unvanlarıyla, putları kaldıracak birinin olduğu yazılıdır.

    Bu kitabın hâlen mevcut olan kısımlarından Yasht 13 ün 129. bölümünde, aynı hakikatler bir daha dile getirilir ve putları kıracak olan zattan, “herkese ve âlemlere rahmet” ismiyle bahsedilir. Bilindiği gibi efendimizin bir ismi de, rahmeten-lil-alemin (alemlere rahmet olan) şeklindedir.

    Hind mukaddes metinlerindeki işaretler:

    Paru 8, Khand 8, Adhya 8 ve Shalok 5-8 gibi hind mukaddes metinlerinde, Efendimizden (a.s.m) şöyle bahsedilmektedir:

    “Arkadaşlarıyla birlikte bir mellacha (yabancı dil konuşan veya yabancı bir ülkenin mensubu) olan ruhi bir terbiyeci gelecek ve ismi Muhammed olacaktır. Onun gelişinden sonra raja, pencap ve ganj nehirlerinde yıkanır... Ona der ey sen! Beşeriyetin iftiharı, arap ülkesinin sakini, şeytanı öldürmek için büyük bir güç topladın.” (Prof. Dr. Muhammed Hamidullah, Kur'an-ı Kerim Tefsiri)

    Yukarıdaki ifadede Efendimizin (asm.) has isminin aynen belirtilmiş olması, son derece dikkat çekicidir. Aynı satırlarda geçen “beşeriyetin iftiharı” kelimeleri ise, Peygamberimiz (asv)'in "fahr-i âlem" şeklindeki ismiyle aynı manadadır.

    Buda (gautama buddha) kendisinin ölümünden sonra dünyayı şereflendirecek olan bir yüce kişiden bahseder. Palice lisanında adı “matteya”, sanskritçede “maitreya”, burmacada ise “armidia” olarak geçen bu kişi müşfik ve iyi kalpli olup, insanları doğru yola çağıracaktır. Budanın çok önceden vermiş olduğu bu haberde geçen isimlerin manası da, ”rahmet” demektir. Bilindiği gibi peygamberimiz için, Kur'an'da Enbiya Suresi'nin 107. Ayetinde, “Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.” buyurulmaktadır.

    Bu yazmalardan birinde, şu ifade geçer:

    “Buda şöyle dedi. Ben dünyaya gelen ilk buda (yol gösterici) değilim, son da olmayacağım. Belli bir zamanda dünyaya bir başka kişi gelecektir. O da kutsi, aydınlanmış ve idarede fevkalade kabiliyetli olan biridir. O benim size öğretmiş olduğum aynı ebedi gerçekleri öğretecektir... Ananda sordu: o nasıl bilinecek? Buda cevapladı: o, maitreya (rahmet) olarak bilinecek.”

    Pali ve sanskrit yazılı metinlerinde, ileride gelecek olan o yüce kişinin isimleri Maho, Maha ve Metta olarak geçer. Bu isimlerden ilk ikisi, “yüce aydınlatıcı” sonuncusu ise “inayetli” manasına gelir ki, bunlardan her ikisi de peygamberimizin sıfatlarıdır. Zaten dikkat edilecek olursa, başka kutsi metinlerde geçen Efendimiz (asv)'in has ismini gösteren Mohamet veya Mahamet adının, Maha ve Moha kelimelerinden teşekkül ettiği açıkça görülecektir.

    Araştırmamızı, şimdi de Tevrat, İncil ve Zebur üzerinde sürdürelim. Bu konuda yapılan en detaylı inceleme Hüseyin-i Cisri'ye aittir. Hicri 1261-1327 yılları arasında yaşayan ve anne ile babası ehlibeyit'ten olan bu Suriye'li alim, söz konusu mukaddes kitaplardan Efendimizl'e (s.a.v.) alakalı 114 işaret çıkartmış ve bunları Türkçe'ye de çevrilen Risale-i Hamidiyye'sinde neşretmiştir.

    Eski mukaddes metinler arasında en çok tahrif edilmiş olma özelliğini taşıyan Tevrat'ta bile, Peygamberimize (asm.) ait şu işaretler vardır:

    “O, iki binici gördü, biri merkep üzerinde, diğeri deve üzerindeki binicilerdi. O, dikkatle dinledi.” (İşaya xxı, 7)

    Burada peygamber İşaya tarafından bildirilen iki biniciden merkep üzerinde olanı Hz. İsa dır (a.s.). Çünkü İsa peygamber, Kudüs'e bir merkep üzerinde girmiştir. Deve üzerinde olan kişiyle de, Peygamber Efendimize (s.a.v.) İşaret edildiği açıktır. Efendimiz (asv) Medine'ye girişte devesinin üstündeydi.

    Yeri gelmişken şunu da belirtelim ki, İncil tercümelerinde faraklit veya paraklit (perikletos) kelimeleri aynen muhafaza edilirken, yakın zamanlarda basılmış olan İncil tercümelerinde bu kelime değiştirilerek Arapça tercümelerinde “muazzi”, Türkçe tercümelerinde ise “teselli edici” şeklinde verilmiştir.

    Hazreti Şuayb (asv)'ın suhufunda, Efendimiz (asv)'in ismi Müşeffeh şeklinde geçer ki, kelime olarak tam karşılığı “Muhammed”dir. Tevrat'ta geçen Münhemenna isminin karşılığı da, yine Muhammed'dir. (Bilindiği gibi Muhammed kelimesinin lügat karşılığı da, “tekrar tekrar methedilmiş” şeklindedir.) Bunların dışında, Efendimizin (s.a.v.) İsmi, Tevrat'ta çoklukla “Ahyed”, İncil'de ise, ”Ahmet” olarak geçmektedir.

    Konumuzu, bir hadis-i şerifle noktalıyoruz.

    “Benim ismim Kuranda Muhammed, İncilde Ahmet, Tevratta ise Ahyeddir.” 

    Bilgi için bk. Doğu Kutsal Metinlerinde Hz. Muhammed (Zerdüşt, Hindu, Budist), A. H. Vidyarthi; Çeviren: Kemal Karataş, İnsan Yayınları; İstanbul, 1997.

     

    Tümü yalan, tümü sahte, tümü uydurma bilgidir ve tamamı bir takım sahtekarlar tarafından oluşturulup piyasaya sürülmüştür. Müslümanlar 1400 yıldır yalan üretir, birbirlerini kandırırlar. Zaten İslamın tamamını yalanlar üzerine inşa edilmiş bir yalanlar abidesidir.

     

  12. Bir saat önce, Yeni Üye yazdı:

    "Mesih şöyle dedi: Artık ben sizinle çok söyleşmem. Çünkü bu alemin reisi geliyor.Bende asla onun nesnesi yoktur..." Yuhanna İncili bab:14 ayet 30

     

    "Eğer beni seviyorsaniz emirlerimi tutarsınız. Ben Rabbe yalvaracağım ve o size başka bir tesellici, hakikat ruhunu verecektir; ta ki daima sizinle beraber olsun..." Yuhanna bab:14 ayet:15-16:

     

    "Ben size hakkı söylüyorum. Benim gitmem sizin için hayırlıdır. Çünkü ben gitmezsem Faraklit size gelmez..." yuhanna bab:16 ayet:7:

     

    "Faraklit geldiğinde benim için şahitlik edecektir ve siz de bana şahitlik edersiniz..." yuhanna bab:15 ayet:26-27

     

    "Faraklit geldiğinde cümle alemin hatalarını kınar" (Yuhanna Bab 16, Ayet ?

     

    ""Bununla beraber ben size hakikati söylüyorum; benim gitmem sizin için hayırlıdır, çünkü, gitmezsem, Tesellici size gelmez; fakat gidersem, onu size gönderirim. Ve o geldiği zaman, günah için, salâh için, ve hüküm için dünyayı ilzam edecektir. Günah için; çünkü bana iman etmezler. Salah için; çünkü Babama gidiyorum, ve artık beni göremezsiniz. Ve hüküm için; çünkü bu dünyanın reisinde hükmedilmiştir. Size söyleyecek daha çok şeylerim var; fakat şimdi dayanamazsınız. Fakat o, hakikat Ruhu, gelince, size her hakikate yol gösterecek; zira kendiliğinden söylemeyecektir; fakat her ne işitirse söyleyecek; ve gelecek şeyleri size bildirecektir."(Yuhanna, 16/7-13 )

     

    Ve o, hevasından (kendiliğinden) konuşmaz.(O’nun söyledikleri), sadece O’na vahyolunan vahiydir.(NECM 3-4)

     

    "Bir vakit Meryem oğlu İsâ şöyle dedi: 'Ey İsrailoğulları! Ben size Allah'ın Resulüyüm, önümdeki Tevratın doğrulayıcısı ve benden sonra gelecek bir Resulün müjdecisi olarak geldim ki onun ismi Ahmed'dir'. Sonra o onlara açık delillerle gelince 'Bu apaçık bir sihir.' dediler."(Saff, 61/6)

     

    Müslüman deyince aklıma sahteciden başka bir şey gelmiyor. nasıl da elalemin dinindeki mevzuları kendilerine göre eğip büküyor, canlarının istediği gibi yorumlıyorlar. Direk sahtekarlık...

     

    Hıristiyan dininde  Teslis (üçlü birlik) inancı vardır. Buna göre tanrı tek olmasına rağmen kendisini insanlara 3 kişide açıklamıştır: Baba-oğul-kutsal ruh... Yani bu inanca göre babanın dışında oğul ve kutsal ruh da tanrısal bir kişiliğe sahiptir. Kısacası ilahi kişilikler çoğuldur. (mevzu uzun, merak eden ayrıntısını araştırabilir) Yuhanna kitabının 14-15 ve16. Bap'larında kutsal ruh açıklamaları yapılmaktadır. Sahtekar müslülerin dediği gibi Muhammed'den falan söz edildiği yoktur.

     

    Kuran'da güya İsa'nın söylediği sözlermiş gibi aktarılanlar (Saff-6) "kendin çal, kendin oyna" mevzusudur, iddia edilen konuya kanıt olarak gösterilmesi laubaliliktir...

  13. Bir saat önce, Emre Karaköse yazdı:

    Ses nerelerinden çıkarsa çıkar , bilimadamları karıncalar sesli konuşuyor diyor, tıpkı ayetlerin ifade ettiği gibi. Nokta.

     

    Gerisi teknik detaydır. Ve dikkat ederseniz bu yıllarda bilim dünyasında en dikkat çekici ve inceleme altına alınan konulardan biri karıncaların muhabbetleri. Özellikle de dişi kraliçe karıncanın sohbeti kayıt altına  alınıyor vs...

     

    Selam

     

    Hee diyom Emre, ama sen bir akıl doktoruna görünsen? Nokta...  

     

    Şalom...

  14. Geçen akşam arka bahçedeki karıncaları ziyarete gittim. Abi bir misafirperveler aklın durur. Hizmet ve ikram bitmiyor, işçi karıncalar durmadan servis yapıyorlar. Misafirperverliklerini bir kenara bırak, bir muhabbetleri var aklın durur, tadından yenmiyor muhabbetleri. Anlata anlata bitiremiyorlar maceralarını, biri bırakıyor öbürü başlıyor. Hepsi delikanlı, mert çocuklar. Bir de litrelik rakı açtılar, yağ gibi gitti karınca muhabetiynen. Kız karıncalar azcık göbek attı eğlendirdi bizi. Biz de bahşiş verdik. Sabahı ettik muhabbet, alem-malem derken vesselam. Kendi kendimi tebrik ettim "ne iyi etmişim de Süleyman peygamber gibi karınca dili öğrenmişim" diye...

  15. On 26.11.2018 at 22:55, Emre Karaköse yazdı:

    Dişi sivrisineklerin üzerinde onlardan kan emen, küçük parazitler keşfedilmiş: https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC3833289/figure/F1/?report=objectonly

     

    Belki bu Bakara Suresi 26. ayette anlatılan canlı olabilir: "Şu bir gerçek ki Allah, bir dişi sivrisineği hatta onun da üstündeki bir varlığı örnek göstermekten sıkılmaz."

     

    Selam

     

    Ha sektör...

     

  16. Forum ne yazık ki çoluk çocuğun eline düştü. Biri mastürbasyonu nasıl bırakırım diyor, biri de Ateist kız nasıl bulurum diyor... Hepsinin aklı cinsel organında, ya da forumu manuple etme peşindeler... 

     

    Şıklar iki; ya forumu manuple edip trollük işi yapıyorlar, ya da elleri kuşağında gezen abaza ergenler forumu canımın istediği gibi kullanırım diyorlar...

     

    Her iki şıktaki kişilerin de forumdan atılması gerekir, onlara fikir vermeye çalışıp, onların ipinde oynamak değil... Bu forum abazanın da, çoluk çocuğun da, trolün de at oynatması için kurulmadı.. Bu tür kişilerin forumdan atılması, bunların canının istediği gibi yazmasına engel olmak gerekir... Benim yıllardır deneyimlediğim Ateistforum bunu yapar ve yapmalıdır... 

  17. 1 dakika önce, emretemelkuran yazdı:

     

    üz beni de öleyim bunu mu istiyon?

     

    Bak çocuğum; belki de sizler doğmadan önce ben bu işlerin peşinde koşuyordum. Ciltlerle kitabı hatmettim... Yıllardır bu bilgileri aktarmayla uğraşırım. İstiyorsanız öğretmeye hazırım, ama artık 20 yıl önceki şevkim yok... O şevki siz verirseniz varım, yoksa uzaktan bakarım...

  18. 6 dakika önce, emretemelkuran yazdı:

     

    ben diyanetin veya devletin islamın köklerini araştıran bi mekanizma kurmasını çok isterdim. bu man kafalarla çok zor. milyarlarca lira cukkalıyor totolar. vuruyolar tizi en yüksek seviyeye allahuekbeerrrallaa

     

    sana ne İslamın kökeninden? Yemişim İslamın kökenini... Sen mevcut durumuna, mevcut durumuyla verdiği zarara bakacaksın.. İslam zararlı bir tufeyli ise sorun budur, yok Kybeleymiş, yok petraymış, yok kordobanın kıblesi zart-zurt bunlar çocukça isler.. Uğraşmam, çene yormam...  Şu söylediklerin de körpe olduğunun kanıtı... Sevmem cahille sohbeti... Dinleyeceksen birikim çok, yoksa ... Gönder memleketine...

  19. 3 dakika önce, emretemelkuran yazdı:

     

    İspanyadaki Kurtuba (cordoba) camiinde kıbleye dönmek için mihraptan faydalanamıyorsun maalesef.

     

    Al Musa olayı. Kaynakları bibliography kısmında. 

    https://tr.wikipedia.org/wiki/Akhenaton

     

    Sıçmışım Cordoba camisinin kıblesine... Sen genele bak, müslülerin mevcut inanç sistemini öğren... Boş geç,  ilginç soytarı mevzuatlarını...

  20. Şimdi, emretemelkuran yazdı:

     

    evlat sen de kaynaklarına bak. bu sitede edilen muhabbetlerin kaynakları muhtelif yerlerde.

     

    Kaynaklar mevcut bilinen kaynaklardır. Bilinmeyen, kanıtı olmayan, latif ama ilginç mevzular insanları çeker. Mesela Erich Von Daniken isimli şarlatan, bu tür soytarılıklarla milyon dolarları götürdü. Hep kandılırılmaya yatkın bilinçsiz beyinleri düdükleyerek...

     

    İslam tarihi var sayalım bilinmeyen daha eski bir tarihin üzerine inşa edilmiş, ya da sonra gelen Emevi ve Abbasi hanedanları tarafından ortaya atılmış bir din olsun... Bunu hangi müslüye kabul ettirebileceksin? Sen götünü de yırtsan, günümüzün inanırının tarih bilgisini değiştiremezsin.. Ee o halde neye çabalıyon?

  21. 9 saat önce, emretemelkuran yazdı:

     

    tarih, yeni bulgular geldiği sürece yenilenir. Bu bulguların bizim memlekete uğraması şart değil.

    Göbeklitepe yokken en eski mabed diye bi olay yoktu, bulundu yenilendi. resmi tarih ne reiz. Kur'an vahiyle inmiştir bu resmi tarih.

    Mısır hiyerogliflerini okuyamazken Musayı(Akhanaton Firavununu) bilmiyorduk, Aghamemnon efsanesini bilmezken Brahmanın oğlunu tanrıya kurban edişini bilmiyorduk. 

    Al şimdi en son bulgulardan 1) antik mısırda makara kullanılması , 2) isa'nın kıvırcık saçlı toparlak yüzlü tasviri .

    Bunları bilmediğimiz zamanlarda Mısırda rampadan halatla çektiler deniyordu. Bundan önce de çok sivri kesim yapabilen araçlar buldular.

     

    Tarih oyuncak değildir çocuğum, tarih canı isteyen tarafından değiştirilemez-yenileyemez. Tarih belgelere dayanır, dedikodularla tarih yazılamaz... Ne idüğü belirsiz mevzuları sanki belgeli tarih gerçekler gibi getirirsen, sana ya "yalancı, ya da soytarı" derler... Haa, elinde reddedilemez kanıtlar varsa, o başka... Ama sen birilerinden duyduğun şarlatanlıkları tarih sanıyorsun. 

     

    Hadi şimdi git kumda oyna...

×
×
  • Yeni Oluştur...