Jump to content

Emre Karaköse

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    269
  • Katılım

  • Son ziyaret

Emre Karaköse kullanıcısının paylaşımları

  1. Evet yanlış okumadınız, sahte Tevrat'a (hadis kitabı) göre bir baba borcuna karşılık kızını köle olarak satabiliyor ve işin daha da kötüsü, Köleliğe satılan bir kız, sıradan bir erkek kölede olduğu gibi altı yılın sonunda serbest de bırakılmaz. MISIRDAN ÇIKIŞ 21 7 “Eğer bir adam kızını cariye olarak satarsa, kız erkek köleler gibi özgür bırakılmayacak. 8 Efendisi kızla nişanlanır, sonra kızdan hoşlanmazsa, kızın geri alınmasına izin vermelidir. Kızı aldattığı için onu yabancılara satamaz. 9 Eğer cariyeyi oğluna nişanlarsa, ona kendi kızı gibi davranmalıdır. 10 Eğer ikinci bir kadınla evlenirse, ilk karısını nafakadan, giysiden, karılık haklarından yoksun bırakmamalıdır. Neyse ki elimizdeki tek kutsal kitap olan Kuran piyasadaki sahte Tevrat'ın (hadis kitabı) bu hatasını da düzeltir. Ne kız ne de erkek kimse köle olarak veya başka birşey olarak satılamaz. Bırakın kendisini, bir kimsenin kalemini bile izinsiz alamazsınız. http://emre1974tr.blogspot.com/2011/07/kuran-koleligi-kaldrmstr.html Selam ve sevgiler
  2. Emre Karaköse

    PİYASADAKİ SAHTE TEVRAT'A GÖRE BİR BABA KIZINI KÖLE OLARAK SATABİLİRMİŞ

    Bugün Tevrat ve İncil adı altındaki kitapların hepsi insan yazımı hadis kitaplarıdır. Ayetlerde belirtildiği üzere gerçek kitabı saklayıp, hadis kitaplarını insanlara yutturdu Yahudi ve Hıristiyanlar: http://emre1974tr.blogspot.com/2018/03/isa-peygamber-musa-ve-harun.html Buhari'nin söylemleri ne ise, Tırmizi'nin söylemleri ne ise, Matta, Markos, Luka , Yuhanna adı altındaki kişilerin yazdığı kitaplar da aynıdır. İnsan yazımı dedikodu kitaplarıdır. Keza yazarları bile belli olmayan Tevrat adı verilen sahte Tevrat'ın, durumu da aynıdır. Tevrat falan değil, hadis kitabının halka Tevratmış gibi yutturulması olayıdır kendisi. Selam
  3. Gerçi o bir Sufi. Ama olsun, Kuran'ın üstünlüğünü kabul ettiğine göre Kuran'daki gerçek İslam'a da birgün yönelebilir:
  4. Ruhçu öğreti-paganizm binlerce yıldır insanlara panteizmi, çok tanrıcılığı, çilekeşliği, kutsal insanları,kolektivizmi, evrimi ve komünizmi aşılamaya çalışıyor. Bu uğurda İncil gibi eski kutsal kitaplara bile sızıp pagan felsefeyi şırınga etmeye çalıştılar. İblis söz vermişti din yolu üzerine kurulup, insanları aldatacağına. A'raf Suresi 16 Dedi: "Beni azdırmana yemin ederim ki, onları saptırmak için senin dosdoğru yolun üzerine kurulacağım." İblis'in dini dejenere etmeye çalışacağı ve insanları yine din maskesiyle aldatmaya çalışacağı bilgisi Kuran'da verilmektedir: Fatır Suresi 5 Ey insanlar, Allah'ın vaadi haktır! O halde iğreti dünya hayatı sizi sakın aldatmasın! O yaman aldatıcı, o çok gururlu, sizi sakın Allah ile aldatmasın. İnsanların ayağını kaydırıp, onların dünya ve ahirette nimetlerden uzak kalmasını istiyordu bu cin, her zaman dini yozlaştırmaya çalışırken... Hıristiyanlık yine Hinduizm ve diğer dinlerde olduğu gibi sonradan ruhçu paganizmin egemenliği altına girip değişime uğramış, kaynağı bile değiştirilmiş, bugünkü halini almıştır. Hatta adı bile sonradan değişmiştir. Bu ruhçulukta zenginlik ve nimetler olumsuz şeyler olarak gösterilir.Ve durum böyle olunca da, olağanüstü zenginliklere sahip Davut ve Süleyman peygamberler birer günahkar gibi gösterilmeye çalışılmıştır Hıristiyanlıkta. Cinlerin öğretisi olan ruhçu öğretiye göre dünya güzellikleri ve madde kötüdür ve bir leştir. Bu yüzden dünya nimetleri ve zenginlik içerisinde yüzen kişiler bir şekilde "kirli" ve "günahkar" olarak gösterilmeye çalışılır. Değişmiş İncil'de de bu olmuş, çok zengin olan Davut ve Süleyman peygamberlere çeşitli iftiralar atılarak aslında zenginlik kötülenmek istenmiştir. Hatta bu peygamberler tam bir peygamber bile sayılmamış, birer günahkar kral gibi gösterilmeye çalışılmıştır. Yabancı filmlerde de görmüşsündür belki, Davut ve Süleyman peygamberler sözde günahkar ve isyankar birer kral olarak gösteriliyor. Etraflarında ise yarı çıplak, ellerinde asaları olan fakir ruhbanlar-kahinler dolaşıyorlar. Sözde asıl peygamberler bu sefil ruhbanlarmış gibi gösteriliyor ve sanki bu kahinler Tanrı'dan aldıkları ayetleri onlara iletiyor gibi bir hava yaratılıyor. Çünkü ruhçu öğretiye göre erdemli ve iyi olmanın yolu sefillikten ve dünya nimetlerinden el etek çekmekten geçiyor. Böyle olunca da Hıristiyanlıkta, çok zengin ve nimetler içerisinde yaşayan Davut ve Süleyman tam peygamberlerden bile sayılamıyor. Bu yüzden onlara büyük iftiralar atılıyor ve sanki gerçek elçiler onlar değilmiş de çevrelerindeki kahinler gerçek peygamberlermiş gibi sunuluyor. Kuran ise bu iftiraları yalanlar ve gerçekleri yazar. Bu elçiler hem çok zengin hem de en erdemli insanlardandır.Allah'ın en sevgili ve cennetlik kulları arasındadırlar. Hatta Kuran'da Süleyman peygamber, belki de en çok övülen ve cennetle müjdelenen insandır. Kuran'a göre elçilerin daha bu dünyada cennetimsi bir yaşama kavuşmaları,onların Allah'ın sevgili kulları olduklarını göstermektedir. İslam'a göre iyiler bu dünyada da güzellikleri yaşamaya başlarlar. Ruhçu öğreti de ise bu durum tam tersinedir. -Süleyman'ın mülk ve saltanatı konusunda onlar, şeytanların okuyup durduklarını uydurdular. Halbuki Süleyman küfre sapmamıştı. Ancak şeytanlar küfre sapmıştı; insanlara büyüyü öğretiyorlardı(Bakara 102'den alınmıştır) Sad Suresi 30 Davûd'a Süleyman'ı armağan ettik. Ne güzel kul! Hep Allah'a sığınır, yakarırdı. İncil'e komünist unsurların sokuşturulmasına Yahudi Essenlilerin aracı olmuş olması muhtemeldir. Essenliler mezhebinin kolektivist olduğu söylenmektedir. Marksist Yahudi yazar Max Beer de "Sosyalizmin ve Sosyal Mücadelelerin Tarihi" adlı kitabında benzer şeyleri söylemiş. İncil'de serveti kötüleyen ve sol felsefeyi şırınga eden ifadelere örnekler: "İsa şakirtlerine dedi: Ne yiyeceksiniz diye hayatınız için, ne giyeceksiniz diye bedeniniz için kaygı çekmeyin. Çünkü hayat yiyecekten ve beden giyecekten daha üstündür. Kargalara bakın, onlar ne ekerler, ne de biçerler, ne kilerleri ve ne de ambarları var, Allah onları besler, sizler kuşlardan ne kadar daha değerlisiniz?". "Eğer kâmil olmak istersen git, neyin varsa sat ve fakirlere ver, göklerde hazinen olacaktır ve gel, benim ardımca yürü". "Yine size derim: Devenin iğne deliğinden geçmesi zengin adamın Allah'ın melekûtüna girmesinden daha kolaydır". Tabii Kuran helal yoldan elde edilmiş zenginliği ve zenginleri överek değiştirilmiş İncil(ler)in bu sinsi propogandasını suratlarına çarpar. Ayrıca yukarıdaki değiştirilmiş incil sözünün de gerçeğini yazarak yine değiştirilmiş kitapların ipliğini pazara çıkarır: A'raf Suresi 40 Ayetlerimizi yalanlayan ve onlar karşısında büyüklük taslayanlar var ya, gök kapıları açılmayacaktır onlar için ve deve iğne deliğinden geçinceye kadar cennete giremeyeceklerdir onlar. Suçluları böyle cezalandırırız biz. Yani zenginler değil, büyüklük taslayanlar inkarcılar deve iğne deliğinden geçmedikçe cennete giremeyeceklerdir. Kuran, zenginliğin ve nimetlerin yanı sıra bilimi ve bu yolda çalışmayı da destekler. Ve gerçekleri sunar. Zaten bu sayede İslam'ın ilk dönemlerinde Müslümanlar birdenbire olağanüstü bir medeniyete ulaştılar. Ama ne yazık ki daha sonra birçok Müslüman bile Kuran'ı değil, değiştirilmiş İncil'i hadis ve tasavvuf öğretileri aracılığıyla takip etmeye kalkmış ve bugün sefilliğin-ruhçuluğun pençesine düşmüştür. Ruhçuluğun diğer unsurlarındandan ruhlar alemi ve kutsal insanlar-ruhbanlar inançlarını yine Hıristiyanlıkta görüyoruz. Azizler(ermişler), rahipler yine tıpkı diğer ruhçu öğretilerde olduğu gibi Hıristiyanlığa da sokuşturulmuştur. Hadid Suresi 27 Sonra onların eserleri üzere, resullerimizi art arda gönderdik. Meryem'in oğlu İsa'yı da onların ardınca gönderdik. Ona İncil'i verdik; ona uyanların gönüllerine şefkat ve merhamet koyduk. Bir bid'at olarak ortaya çıkardıkları ruhbaniyeti, onlar üzerine biz yazmamıştık. Allah'ın rızasını kazanmak için ortaya çıkardılar. Ama ona gerektiği şekilde saygılı olmadılar. Onların, iman edenlerine ödüllerini verdik. Onlardan çoğu yoldan çıkmış olanlardır. Tevbe Suresi 31 Allah'ın yanında hahamlarını ve ruhbanlarını da rabler edindiler. Meryem oğlu Mesih'i de öyle. Oysa kendilerine, tek olan Allah'tan başkasına ibadet/kulluk etmemeleri emredilmişti. İlah yok o tek Allah'tan başka. Onların ortak koştuklarından arınmıştır O. Yine paganizmin temellerinden panteizm ilk bakışta Hıristiyanlıkta yok gibi gözükse de, aslında üçleme de kendi içinde parelel mantığı içerir. Tek Tanrının üçleme şeklinde tezahür ettiğine inanılır. Bu inancı, ruhçuluğun etkisi altındaki diğer din ve öğretilerde de görüyoruz. Örneğin Hindular da aslında tek tanrıya inandıklarını, sayısız tanrılarının ana Yaratıcının bir yansıması veya tek bir bütünün parçaları olduğunu ifade ederler. Yani çok tanrıcı olduklarının farkına dahi varamazlar panteist felsefe içerisinde, hatta en hakiki tek tanrı inancının bu olduğunu iddia ederler. Ama gerçekte tam bir şirk batağındadırlar. Maide Suresi 73 Yemin olsun ki, "Allah, üçün üçüncüsüdür!" diyenler de küfre batmıştır. Bir tek Tanrı dışında hiçbir ilah yoktur. Bu söyleyegeldiklerine son vermezlerse, onların küfre sapanlarına korkunç bir azap mutlaka gelip çatacaktır. Izdırabın övülmesi, evlilikten uzak durmak gibi unsurlar da yine pagan ruhçuluktan Hıristiyanlığa ve daha evvelki dinlere geçmiştir. Yine bu doğrultuda İsa'nın sefillik ve işkence dolu bir hayat yaşadığı yalanı benimsenmiştir. Sonra bu inançlar uydurma hadisler ve tasavvuf yoluyla İslam dünyasına da aşılanmak istenmiştir. Hatta reenkarnasyon inancı bile... Yine Hıristiyanlıktaki cennet inancı da ruhçuluk doğrultusunda şekillenmiştir. Belki ilk bakışta bedensel ve maddi ahiret dünyasını kabul etmektedir değiştirilmiş İncil, ama gerçekte pagan mistisizmdeki gibi, oradaki yaşam derviş-aziz yaşantısı gibi kabul edilir. Yeme içme ve cinsellik-evlilik gibi nimetler olmayacaktır değiştirilmiş İncil`e göre: Matta 22: 30 "Dirilişten sonra insanlar ne evlenir, ne de evlendirilir, gökteki melekler gibidirler. Luka 20: 34 İsa onlara şöyle dedi: "Bu çağın insanları evlenip evlendirilirler. 20: 35 Ama gelecek çağa ve ölülerin dirilişine erişmeye layık görülenler ne evlenir, ne evlendirilir. 20: 36 Bir daha ölmeleri de söz konusu değildir. Çünkü meleklere benzerler ve dirilişin çocukları olarak Tanrı`nın çocuklarıdırlar. Çünkü bilindiği üzere, ruhçuluğa göre maddi nimetler kötüdür ve insanoğlu dünya-ahirette bu nimetlerden uzak kalmalıdır. Bu kabuller yine tasavvuf gibi öğretilerle daha sonraları İslam dünyasına da aşılanmaya çalışılmış, insanın ahiret yaşantısında tanrısallaşacağı, birleneceği ve maddi nimetlerden ebediyen uzak kalacağı inancı ustaca işlenilmiştir. Ama gerçekte ise Kuran`a göre tam tersine, nimetler insanlar için yaratılmış olağanüstü hediyelerdir ve ahirette sonsuza dek insanlar bu hediyeleri deneyimleyecektir. İnsanoğlu sonsuza dek insan olarak kalacaktır: "Orada nefislerin arzu ettiği ve gözlerin lezzet aldığı her şey var. ve siz orada süresiz kalacaksınız. "(Zuhruf Suresi 71. ) Cinsellikten satranca kadar aklınıza gelebilecek tüm nimetler vardır cennette: -De ki "Allah`ın kulları için verdiği süslenecek şeylerle rızık olarak verdiklerinin temiz olanlarını kim yasak edebilir?"yine de ki "bunlar dünyadaki inançlı kişilerindir. ahirette ise yalnız onlarındır". ayetlerimizi anlayanlara bu şekilde açıklamaktayız. (Araf süresi 32. ayet) Ayrıca ruhçulukta kötülük ve günah tekamül için gerekli görülür. Ve yine bu hastalıklı görüşe göre ızdırap da gerekli olduğundan, biri sana kötülük yapsa bile karşı koymaman istenir. İşte yine ruhçuluktaki bu inanç da değiştirilmiş İncil'e eklenmiştir: Matta 5:38-44 38 "'Göze göz, dişe diş' dendiğini duydunuz. 39 Ama ben size diyorum ki, kötüye karşı direnmeyin. Sağ yanağınıza bir tokat atana öbür yanağınızı da çevirin. 40 Size karşı davacı olup mintanınızı almak isteyene abanızı da verin. 41 Sizi bin adım yol yürümeye zorlayanla iki bin adım yürüyün. 42 Sizden bir şey dileyene verin, sizden ödünç isteyeni geri çevirmeyin." 43 "'Komşunu seveceksin, düşmanından nefret edeceksin' dendiğini duydunuz. 44 Ama ben size diyorum ki, düşmanlarınızı sevin, size zulmedenler için dua edin. Bu ruhçu felsefenin gerçek amacı ise günahı ve kötülüğü masum göstermeye kalkmak, yeryüzünden iyiliği ve adaleti kaldırıp kötülüğün egemen olmasını sağlamaktır. Ayrıca yine insanların insanlara kul olmasınının yolunu açmaktır... Kısacası ilk bakışta sevgi dolu gibi gözüken bu İncil sözleri aslında tam tersine, ızdırabı, günahı ve şiddeti istemektedir. Bir tek Kuran korunmuştur bunlardan ve bu yüzden tek geçerli dini kaynak odur. İslam günahdan uzak durmayı ve birey haklarının korunmasını emreder. İncil ve Tevrat koruma altında olmadıklarından dolayı bugün bu değiştirilmiş halleriyle din dışıdırlar. Sadece Kuran Allah'ın gerçek öğretisini ve yolunu sunmaktadır. Eğer Kuran'ın tek dini kaynak olduğunu kabul edip gerçek İslam'a yönelirsek, ruhçuluğun tuzaklarından korunabilir ve Rabbimizin istediği gerçek bir mümin, doğruluk üzere bir tek tanrıcı, Müslüman olabiliriz. Her iki dünyada da güzelliklere ve kalıcı kazanca ulaşmanın yolu da buradan geçmektedir. Selam ve sevgiler. Emre_1974tr
  5. Emre Karaköse

    Ruhçuluğun Hıristiyanlıktaki Tezahürleri

    Kutsal Kitap Kuran piyasadaki sahte Tevrat ve Sahte İncillerin(hadis kitaplarının) 200'den fazla hatasını düzeltiyor: https://quranbible.org/english.htm#_Toc96948618
  6. Emre Karaköse

    PİYASADAKİ SAHTE TEVRAT'A GÖRE BİR BABA KIZINI KÖLE OLARAK SATABİLİRMİŞ

    Petra İddiasına Dini Cevaplardan yanıt verilmişti, tekrar sunalım:
  7. Emre Karaköse

    Bir piyango biletinin düşündürdükleri

    Öyle bir piyango çekilişi yapılsın ki,her bilet 1 trilyon(1000000000000) rakamdan oluşsun. Tabii böyle anormal rakamlara sahip biletlerin olabilmesi için çok korkunç sayıda da biletin(sonsuz denilebilecek sayıda) basılması ve satılması gerekir. Ama hayal bu ya yapıldığını farzedelim.Ve tüm biletlerin de tükendiğini varsayalım. Yani bir kişiye çıkacak piyango başka çaresi yok. Ama bu nasıl olacak? Bir trilyon kez sizin biletinizdeki rakamlar kuradan çıkabilir mi? Birinci top tamam tuttu, ikinci top tamam bu da tuttu diyelim .Ama bunun böyle bir trilyon kez tekrarlanması imkansız gözüküyor. Fakat buna karşılık bu olay gerçekleşecek başka yolu yok. Bu sayıyı ne kadar çoğaltırsak çoğaltalım, yine piyango bir bilete çıkmak zorunda. BU OLAYIN BANA DÜŞÜNDÜRDÜĞÜ BAŞKA BİRŞEY DE.......... Rastgele,tesadüfü gibi gözüken şeylerin bile aslında böyle olamayacağı... Evet burada piyango bir bilete çıkmak zorunda ve çıkacak da... Ama bir biletin bir trilyon rakamının sırayla kuradan çıkması, yani bir trilyon kez o biletin rakamlarının kazanması kendiliğinden rastgele olması imkansız bir durum. Düşünün bir kere, bir şeyin rastgele olmadığını ispatlamak için deney ve gözlemlere başvururuz. Eğer o olay defalarca tekrarlanıyorsa bu tesadüfü bir olay değil, bir düzendir deriz. Bu olay şansa olmuyor deriz. Binlerce kez aynı olay tekrarlanıyorsa, artık bunun tesadüfle alakasız bir şey olduğunu kabul ederiz. Buna karşılık burada bu olay tam bir trilyon kez tekrarlanıyor. Hiç bir deney veya gözlem bu kadar çok tekrara sahip olmadığı halde sonuç kabul ediliyorsa, bu olayın da şansa olamıyacağı düşünülmelidir. Dediğim gibi biletlerin rakam sayısını bir trilyondan, katrilyona, hatta katrilyon kere katrilyona da çıkarabiliriz. Ama yine birşey farketmeyecek bir bilet kazanmak zorunda olacaktır. Yani sonsuz rakama doğru çoğaltılsa biletin üzerindeki rakam sayısı, şanslı bilet yine sekmeden kazanacaktır, numaraları torbadan sırayla çıkacaktır. Bunun şansa olması imkansızdır. *** Bu söylediğimi "bir trilyon adet biletle falan" karıştıran arkadaşlar oluyor. Onun için bu noktada tekrarlıyorum: Şu anda piyasadaki biletler 6 rakamdan falan oluşuyor. Yani her bir biletin üzerinde 6 rakam var. Çekiliş yapılınca, yani torbadan 6 top seçilince bu biletlerden biri mutlaka kazanıyor. Çünkü altılı tüm kombinasyonları içeren biletler basılmış durumda. Benim piyango örneğimde de bu biletlerin her birinin üzerinde tam bir trilyon rakam var. Yine bir trilyon rakamın oluşturacağı tüm kombinasyonları kapsayan biletler basılmış durumda. Yani kura makinasından bir trilyon top düşüp, sonuç açıklanınca, yine bir bilet kazanmış olacak. Evet bir bilet kazanacak. Ama kazanabilmesi için tam bir trilyon kez sırayla rakamlarının kuradan çıkması gerek o şanslı biletin. Yani birinci top makinadan düştü diyelim ki 5 rakamı. Tamam tutttu. İkinci top kura makinasından çekildi bu sefer mesela 8 numara, tamam bu da tuttu....Böyle böyle tam bir trilyon kez kazanacak olan biletin rakamları sırayla kuradan çıkacak. Bu şansa kendiliğinden olması imkansız birşeydir. Yani başka bir deyişle, bir yazı tura olayı bile şansa kendiliğinden olamaz. Ama yazı ve turada bir kerede olay sonuçlandığından mucizeyi kolay fark edemeyebilirsiniz. Buna karşılık böyle bir trilyon rakamlı bir bilette olayın şansa olmadığını kavrayabilirsiniz. Hatta bu bileti bir katrilyon, ya da seksilyon rakamlı da yapabiliriz. Yine bir bilet kazanacak. Ve bu sefer şanslı biletin rakamları bir seksilyon kez kuradan çıkacak. Hiçbir deney bir trilyon kez tekrarlanmadığı halde oradaki düzen kabul edilir. Bu bilette tam bir trilyon kez, sırayla numaraları kazanmış durumda. Onu bırakın, bir makinayı bile bir trilyon kez çalıştırmaya kalksanız, birinde makina çalışmaz veya değişik bir tepki verebilir. Ama burada aynı bilet, hiç sekmeden bir trilyon kez üstüste kazanıyor. Her bir topun çekilişi bir saniye bile sürse, tüm topların(1 trilyon adet) çekilişi asırlarca sürecektir ve "şanslı" bilet bu süre zarfında sürekli kazanmak durumunda olacaktır. Evet, kainatta şans diye birşey yoktur, şans dediğimiz şeyler bile aslında kaderin kendisidir. Selam ve sevgiler. http://emre1974tr.blogspot.com/2011/07/bir-piyango-biletinin-dusundurdukleri.html
  8. Emre Karaköse

    Bir piyango biletinin düşündürdükleri

    Hıristiyanların ve ateistlerin sözel alanı zaten zayıf olduğundan o haldedirler. Ama bu forumda görüldü ki sayısal yanları da o kadar kötü ki, bırakın çözümlemeyi, daha anlatılan şeyi anlamaktan acizler. Sıfır zeka gerçekten ... Selam
  9. Emre Karaköse

    Bir piyango biletinin düşündürdükleri

    Buradaki misyoner şaklabanları ve akılsızları bir kenara bırakalım. Samimi izleyiciler için yazmaya devam edeyim. Başka bir tartışmada şöyle demiştim: Burada kazanacak olan biletin numaraları yüzlerce ve hatta binlerce yıl , bir kere bile şaşmadan sürekli çekilişte kazanıyor. Bir programlanmış makina bile günde sadece bir iki kere çalıştırdığımız halde, bir kaç yıl sonra bu ayarlanmış komuta ters tepki veriyor, yani çalıştır düğmesine bastığımız zaman bambaşka bir sonuç veriyor. Ama burada bu piyango bileti binlerce , hatta binlerce yıl, her saniye mutlaka kazanıyor. Yüzlerce , binlerce yıl düzenli olarak tekrarlanan bu olayın şansla bir ilgisi olmadığını, bir kaderi takip ettiğini görmek çok kolay. Hatta bir trilyon rakam değil de, bir trilyon sayıdan oluşan bilet çekilişi de düşünebiliriz. Ve her sayı da, yani biletin her basamağı da bir katrilyon sayıdan oluşabilir. Yani bir trilyon sayı içerir biletimiz, ama her bir sayısı da bir ile bir katrilyon arası olabilir. bu sefer biletimiz bir trilyon kez, yani asırlar boyu 1 ile 1 katrilyon arası sayıdan yapılan çekilişi kazanacaktır.Ve bu rakam veya sayıları dilediğimiz kadar da arttırabiliriz ve hatta her bilete özgü ayrı sembolleri de işin içine katabiliriz vs.... Bu şuna benzer: dünyaya gökyüzünden birşey düşüyor ve tam sizin kafanıza denk geliyor, ilk saniye size isabet etti, ikinci saniye yine size isabet ediyor, kaçıyorsunuz ama üçüncü saniye ve daha sonra da yine her saniye size isabet etmeye devam ediyor. Ve bu olay asırlarca, hatta binlerce yıl boyunca hem de her saniye hiç bir kere bile şaşmadan tekrarlanıyor, sürüyor. İşte bu noktada bunun şansa, kendiliğinden falan olamayacağını, bir kaderin/planın gerçekleştiğini fark etmeye başlarsınız. Bir trilyon rakamlı veya daha da dehşeti bir trilyon sayılı piyango biletinin kazanmasında şansla ilgili bir durumun olmadığını kolaylıkla görebiliriz. Ama aynı şekilde yazı ve tura gibi sadece bir çekilişte gerçekleşen şeylerde bile şans yoktur. Sadece bunlarda olay bir veya birkaç kere tekrarlandığı için mucizeyi, planı göremiyoruz. Ama bir trilyon kez üst üste tekrarlanınca gerçeği keşfetmeye başlarız. Bir makina bile bu kadar uzun süre ve de üst üste sekmeden çalışamadı, böyle bir düzen sergileyemedi. Evrende şans diye birşey yoktur. Herşey bir yaratıcının planı doğrultusunda gerçekleşmektedir. Selam
  10. Emre Karaköse

    Bir piyango biletinin düşündürdükleri

    Zaten gram düşünebilme yeteneği olsaydı sizde, böyle Hıristiyan misyonercikler olur muydunuz?
  11. Emre Karaköse

    Kuran`da sadece nefsi müdafaya izin vardır

    İslam karşıtlarının yaptığı en güzel çarpıtma taktiklerinden biri de ayet cımbızlamadır. Bu yolla surenin bağlamından koparılan ayet alınır ve aslında sadece savunma savaşına izin veren söylemler sanki saldırı savaşını ve dinsel baskıyı emrediyormuş gibi gösterilir. Örneğin: 9 - Tevbe Suresi 1. Allah ve resulünden, kendileriyle antlaşma yapmış bulunduğunuz müşriklere bir ültimatomdur bu; 2. Yeryüzünde dört ay daha dolaşın ve bilin ki siz, Allah`ı âciz bırakamazsınız. Şu da bir gerçek ki, Allah küfre batanları rezil eder. 3. Bir de Allah ve resulünden insanlara Büyük Hac günü bir duyuru var: Allah da O`nun elçisi de müşriklerden kesinlikle uzaktır. O halde, tövde ederseniz bu sizin için hayırlırdır. Yok eğer yüz çevirirseniz şunu bilin ki, siz Allah`ı acze düşüremezsiniz. Küfre saplananlara acıklı bir azabı muştula! 4. Antlaşma yapmış olduğunuz müşriklerden size karşı bir eksiklik sergilemeyen ve aleyhinizde başka birine yardım etmeyenler müstesnadır. Artık, onlara verdiğiniz sözü belirlenen süreye kadar tam bir şekilde koruyun. Şu bir gerçek ki Allah, sakınanları sever. 5. O haram aylar çıktığında artık müşrikleri, kendilerini bulduğunuz yerde öldürün. Yakalayın onları, kuşatın onları, tüm geçit noktalarını tıkayın onların. Bunun ardından tövbe eder, namazı gereğince kılar, zekâtı verirlerse, yollarını açın onların. Kesin olan şu ki, Allah Gafûr`dur, Rahîm`dir. 6. Eğer müşriklerden biri senden güvence dilerse/senin yanına gelmek, sana komşu olmak isterse, ona güvence verip yakınlaşma isteğini kabul et ki, Allah`ın kel dinleyebilsin. Sonra da onu, güvenli gördüğü yere kadar götür. Böyle yapmanın gerekçesi şudur: Bunlar bilmeyen bir topluluktur. 7. Müşriklerin Allah katında, onun resulü katında ahitleri nasıl olabilir! Mescid-i Haram yanında antlaşma yaptıklarınız müstesna. Bu şekilde antlaşması olanlara, onlar size doğru-dürüst davrandıkça, siz de doğru-dürüst davranın. Allah, sakınanları sever -------------------------------------------- Şimdi burada açıkça antlaşmayı bozup saldıran inkarcılara karşı siz de onlara karşı savunma amaçlı savaşın emri vardır.Ama antlaşmaya aykırı davranmayan , saldırmayanlara siz de saldırmayın, size saldıranlar da bundan vazgeçerlerse hemen siz de barışa yönelin denmektedir ayetlerde. 9:12 Anlaşma yaptıktan sonra andlarını bozar ve dininize saldırırlarsa, o inkarcılığın önderleriyle savaşın; çünkü onların andı artık geçersizdir. Belki vazgeçerler. -------------------------------------------------------------------------------- 9:13 Andlarını bozan, elçiyi sürmeye yeltenen ve sizinle (savaşı) ilk defa başlatan topluluğa karşı savaşmayacak mısınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? İnanıyorsanız asıl çekinmeniz gereken ALLAH`tır. -------------------------------------------------------------------------------- 9:14 Onlarla savaşın ki, ALLAH ellerinizle onları cezalandırıp rezil etsin, sizi zafere ulaştırsın ve inanan toplumun göğsünü ferahlatsın, Yine aynı sürede saldıranlarla savaşın kendinizi savunun emri vardır. İşte tüm savaşla ilgili sürelerde istenen budur. Ama çarpıtma tekniğine başvurmak isteyenler bu nefsi müdafayla ilgili ayetlerden birini cımbızlıyor ve sanki durup dururken inkarcıları yakalayıp öldürün deniyormuş gibi bir hava yaratılıyor.) Ama aslında istenen tek bir şey vardır, sana saldırana karşı kendini savun,onlar vazgeçerlerse sen de barış yap. "Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda savaşın, (ancak) aşırı gitmeyin. Elbette Allah, aşırı gidenleri sevmez.Onları, bulduğunuz yerde öldürün ve sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne, öldürmekten beterdir. Onlar, size karşı savaşıncaya kadar siz, Mescid-i Haram yanında onlarla savaşmayın. Sizinle savaşırlarsa siz de onlarla savaşın. Kafirlerin cezası işte böyledir. Onlar, (savaşa) son verirlerse (siz de son verin); şüphesiz Allah, bağışlayandır esirgeyendir. (Yeryüzünde) Fitne kalmayıncaya ve din (yalnız) Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse, artık zulüm yapanlardan başkasına karşı düşmanlık yoktur. "(2 Bakara Suresi , 190-193) Evet bu savunma savaşıyla ilgili ayetlerden de biri cımbızlanırsa sanki inanmayanlara saldırın gibi bir ifade varmış gibi gösterilir ki bu strateji hep izlenmektedir. -------------------------------------------------------------------------------------- Kuran`da düşünce özgürlüğü temeldir. Çünkü imtihan dünyasının gereği insanlar dilediğine inanacak ki ahirette ondan sorumlu tutulabilsinler. Bu yüzden islam`da sadece tebliğ vardır. Kimse kimseye düşüncesinden dolayı bir tokat bile atamaz yoksa kendine yazık etmiş olur: -------------------------------------------------------------------------------- Mearic Suresi 42 bırak onları! Dalsınlar, oynasınlar kendileri için belirlenen günlerine ulaşıncaya kadar. ------------------------------------------------ En`am Suresi 112 İşte böyle, biz peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık. Bunlar aldatmak için birbirlerine lafın yaldızlısını fısıldarlar. Rabbin dileseydi onu yapamazlardı. bırak onları, düzdükleri iftiralarla başbaşa kalsınlar; -------------------------------------------------- Allah, sizinle din konusunda savaşmayan, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkarmayanlara iyilik yapmanızdan ve onlara adaletli davranmanızdan sizi sakındırmaz. Çünkü Allah, adalet yapanları sever. (60 Mümtehine Suresi, Herkes dilediğine inanmakta ve yaşamakta özgürdür ki, ahirette inancından dolayı sorumlu tutulabilsin: Bakara Suresi 256 Dinde baskı-zorlama-tiksindirme yoktur. Doğru bilgiye dayalı eriş, bozuk bilgiye dayalı sapıştan açık bir biçimde ayrılmıştır. Her kim tâğuta sırt dönüp Allah`a inanırsa hiç kuşkusuz sapasağlam bir kulpa yapışmış olur. Kopup parçalanması yoktur o kulpun. Allah, hakkıyla işiten, en iyi biçimde bilendir. 29. De ki, "Bu gerçek senin Rabbindendir." Dileyen inansın, dileyen inkar etsin. Biz zalimler için onları çepeçevre saracak bir ateş hazırladık. Onlar her ne zaman feryad ederek yardım isteseler, derişik asit gibi yüzleri haşlayan bir su sunulur. Ne kötübir içecek, ne kötü bir son! 10:99 Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin hepsi inanırdı. Öyleyse, sen mi halkı inanmaları için zorlayacaksın? Evet düşünce özgürlüğü ve dilediğin gibi yaşama serbestliği vardır. Ve nefsi müdafa dışında savaş yasaktır. Hatta tokat bile atamazsın. Sadece nefsi müdafaya izin veren ayetlerin dini bir konuda baskıyla yakından uzaktan alakasının olmadığının, amacın tamamen saldırganı durdurmak olduğunun en güzel kanıtlarından biri de şu ayettir: HUCURAT 9. Müminlerden iki zümre çarpışırlarsa, onların aralarında hemen barışı kurun! Eğer onlardan biri öteki aleyhine sınır tanımazlık edip saldırırsa, azgınlık edenle, Allah`ın emrine dönünceye kadar savaşın. Eğer vazgeçerse, yine ikisi arasını adalet ve dürüstlükle sulh edin. Kuşkusuz, Allah adalette titiz davrananları sever. Görüldüğü üzere saldıran taraf bir müslüman topluluk ise bile onlarla barışa yanaşıncaya kadar, başka bir deyişle saldırılarından vazgeçinceye kadar mücadele edin diyor. Her zaman ayetlerde istenen barışın sağlanması, saldırganın-zulmedenin durdurulmasıdır. Yoksa herkes dilediği inancı yaşamakta serbesttir. Selam ve sevgiler.
  12. Emre Karaköse

    Bir piyango biletinin düşündürdükleri

    Şimdi yazımı bir daha okuyun, daha olayı bile anlamadığınızı görüyorum. Olasılıktan bahseden kim...
  13. Emre Karaköse

    Kuran`da sadece nefsi müdafaya izin vardır

    Hadi misyonercikler, şimdi "robota sormuşlar, 1500 farklı imza görüyorum sankim demiş" şeklinde ağlaşın bir de... Artık maskeniz düştü nasıl olsa, sıkılma falan da yok zaten ...devam..:)
  14. Emre Karaköse

    Kuran`da sadece nefsi müdafaya izin vardır

    Tam tersine ,yazımda delilleriyle köleliğin yasaklandığını gösteren benim. Buna karşılık cevap vermeyen sizsiniz. Ondan sonra "ama o dönemde Arabistan'da İngiliz Sterlini" kullanılıyordu diye yine alakasız şeyler yazarsınız. Ve bu cevap veremeyen ağlak ifadelerinize bir de sıkılmadan karşı cevap beklersiniz. Gelmeyince de ağlaşmaya devam edersiniz böyle Evet görüldüğü üzere İslam'da kölelilik tamamen yasaktır. Selam
  15. Emre Karaköse

    DEEPAK CHOPRA YENİDEN MÜSLÜMAN OLMUŞTUR KENDİSİNİ KUTLARIZ

    Kesinlikle eminim.
  16. Emre Karaköse

    DEEPAK CHOPRA YENİDEN MÜSLÜMAN OLMUŞTUR KENDİSİNİ KUTLARIZ

    Kader ve özgür irade çözümünü de tam vermiştim arkadaşlar, unutanlar için: http://emre1974tr.blogspot.com/2011/07/kader-ve-ozgur-irade.html Selam
  17. Emre Karaköse

    DEEPAK CHOPRA YENİDEN MÜSLÜMAN OLMUŞTUR KENDİSİNİ KUTLARIZ

    Bu arada dünyada en hızlı inanırı artan dinin İslam olduğunu artık kabul ediyorlar. Ateizm falan değil, dünyanın en hızlı yayılan ve tüm dünyaca benimsenmeye başlayan dini islam'dır. Zaten tek ve gerçek ilahi din var evrende, tüm evrenlerde. Rabbin Katı adı verilen Ahiret Evreninde de.... Selam
  18. Emre Karaköse

    DEEPAK CHOPRA YENİDEN MÜSLÜMAN OLMUŞTUR KENDİSİNİ KUTLARIZ

    Öyle Ateist olan eden yok müslüman ülkelerde , Hıristiyan misyonerlerin algı operasyonundan ibaret ortaya konan sahte tablo. Tıpkı forumlarda ve Facebook'da ateist kılığında yazanların çoğunun Hıristiyan misyonelerin yarattığı sahte karakterler olması gibi.
  19. Emre Karaköse

    Kuran`da sadece nefsi müdafaya izin vardır

    http://emre1974tr.blogspot.com/2011/07/kuran-koleligi-kaldrmstr.html
  20. Emre Karaköse

    Kuran`da sadece nefsi müdafaya izin vardır

    Ve: http://emre1974tr.blogspot.com/2012/12/maide-33te-istenen-nefsi-mudafa-ve.html Selam
  21. Emre Karaköse

    Miras Ayetlerinin Çözümü

    Up , yukarı.
  22. Emre Karaköse

    Miras Ayetlerinin Çözümü

    Miras ayetleri olan Nisa 11, 12 ve 176'nın her biri, gerçekte ayrı ayrı ayrı durumlar için ayrı formüller sunuyor. Hatta bu ayetlerdeki her cümle de kendi içinde ayrı durum ve formülden bahsetmekte... İnternette araştırırken, bu 3 ayetin kendi içinde ayrı formül verdiğini farkedip söyleyenlerin olduğunu gördüm. Fakat dediğim gibi sadece ayet değil, ayetlerdeki her cümle de ayrıca kendi içinde farklı bir durum ve paylaşımdan bahsetmekte. Her cümle ayrı bir mirasçılar listesi ve alacakları oranları vermekte. Cümlede kimlerden bahsediliyorsa, sadece onlar mirasçı demektir.Yani ya sırf onlar varlar hayatta, ya da başkaları da olsa da yine de sırf onlar miras almaya hak kazanıyor durumdalar. Bundan dolayı da, aslında mezheplerin uyguladığı gibi birbirlerine karşı oran , ortak formül, avliye falan yok. Mesela Nisa 11'de " İkiden fazla kadın iseler ölenin bıraktığının üçte ikisi onlarındır. " ifadesi tek başına ayrı bir formül (sadece kız çocukları varis ise ve ikiden fazla kız iseler bu oran geçerli, yoksa diğer şık ve şartlarda sözkonusu değil). Ve böylece taşlar yerine oturuyor. Her durumda miras yetiyor. Sadece bazı durumlarda artan miras sözkonusu, ama yine ayetler ışığında bu artan miktarın kimlere verileceği de bulunur. (Mesela Nisa 8. ayet...) Şimdi bu bahsettiğimiz miras paylaşımını anlatan Nisa 11, 12 ve 176. ayetleri yazıp sonra da bir tanesi üzerinden çözümleme örneği sunalım: Nisa 11. Allah size çocuklarınızla ilgili olarak şunu öneriyor: Erkek için, iki dişinin payı kadar. İkiden fazla kadın iseler ölenin bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer çocuk sadece bir kadınsa, mirasın yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, geriye bıraktığından ana-babanın her biri için altıda bir hisse olacaktır. Ölenin çocuğu yoksa ve kendisine ana-babası mirasçı olmuşsa bu durumda anasına üçte bir düşer. Eğer kardeşleri varsa, anasının payı, yapacağı vasiyetten ve borcundan arta kalanın altıda biridir. Babalarınız var, oğullarınız var. Siz bunlardan hangisinin yarar bakımından size daha yakın olduğunu bilemezsiniz. Allah'tan bir buyruğu önemseyin. Hiç kuşkusuz Allah herşeyi bilir, tüm hikmetlerin sahibidir. 12. Zevcelerinizin geriye bıraktığının yarısı sizindir, eğer onların çocuğu yoksa. Eğer onların çocuğu varsa, vasiyet ettikleri ve borçları ödendikten sonra geriye bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Eğer sizin çocuğunuz yoksa bıraktığınızın dörtte biri zevcelerinizindir. Eğer sizin çocuğunuz varsa bu durumda, yaptığınız vasiyet ve borcunuz ödendikten sonra geriye kalanın sekizde biri zevcelerinizindir. Eğer miras bırakan erkek veya kadının ana-babası ve çocuğu yok da erkek kardeşi veya kız kardeşi varsa, bu kardeşlerden herbirine altıda bir düşer. Kardeşler bundan fazla ise bu takdirde onlar, yapılmış bulunan vasiyet ve borç ödendikten sonra üçte bire ortaktırlar. Kimseye zarar verilmemelidir. Allah'tan bir öneridir bu. Allah Alîm'dir, Halîm'dir. 176. Fetva istiyorlar senden. De ki: "Allah size, ana-babasız ve çocuksuz kişi hakkında şöyle fetva veriyor: 'Çocuğu olmayan, bir kız kardeşi bulunan kişi öldüğünde, onun terekesinin yarısı kız kardeşindir. Böyle bir kişi, çocuğu olmayan kız kardeşi öldüğünde, onun terekesinin tamamına mirasçı olur. Eğer ölenin iki kız kardeşi varsa terekenin üçte ikisi onlarındır. Eğer mirasçılar, kadın-erkek, birçok kardeşlerse bu durumda erkek kardeşe, iki kız kardeşin payı kadar verilir.' Allah size açık-seçik bildiriyor ki sapmayasınız. Allah, her şeyi gereğince bilmektedir. *** Örnek olarak mesela 11. ayetin verdiği bilgileri açalım. Bu ayetlerin her birinin, hatta onu da bırakın içlerindeki her cümlelerinin de ayrı ayrı durumlar içinde ayrı formüller sunduğunu söylemiştim. Çözümlemesini sunalım: Nisa 11. "Allah size çocuklarınızla ilgili olarak şunu öneriyor: Erkek için, iki dişinin payı kadar." Yani eğer mirasçılar sadece çocuklardan oluşuyorsa ve hem dişi hem de erkek çocuklar varsa , erkek çocuklar 2 birim alırken dişi olanlar ise 1 birim alacaklar. Kısaca bir örnekle 300 L. miras varsa ve bir erkekle bir kadın çocukları sözkonusu ise, erkek 200 L. alırken kadın 100 L. alacak. “İkiden fazla kadın iseler ölenin bıraktığının üçte ikisi onlarındır.” Yani eğer mirasçı olarak sadece kız çocukları varsa, ve sayıları da ikiden fazla ise mirasın üçte ikisi onlarınmış. Burada dikkatinizi tekrar çekmek isterim ki; burada istenen, kızların üçte iki alması sadece ve de sadece bu durumda geçerlidir. Yoksa diğer şart ve durumlarda böyle bir pay sözkonusu değil. (Bu arada 176. ayetteki ifadeyi de gözönünde bulundurunca, eğer varisler 2 kız çocuksa da yine üçte ikiye ortaktır bu 2 kişi). Yine 300 L. örneğinden devam edecek olursak, sadece kız çocukları var ve sayıları ikiden fazla ise 200 lirasını aralarında paylaşırlar. “Eğer çocuk sadece bir kadınsa, mirasın yarısı onundur.” Ayetin içindeki bu devam cümlesinde belirtildiği üzere eğer ölen geriye sadece tek bir kız çocuğu bıraktıysa (ya da başkaları olsa da mirasçı durumunda olan sadece o ise ), mirasın yarısını alabiliyormuş. Yine 300 Lira üzerinden gidersek 150 Lirası bu tek kız çocuğunun demektir. “Ölenin çocuğu varsa, geriye bıraktığından ana-babanın her biri için altıda bir hisse olacaktır.” Bu ifadeden anlıyoruz ki bu sefer mirasçının çocuklarının yanında anne ve babasını da geride bırakmış ve bu yüzden onlara da pay var ( her biri için altıda bir...). 300 Liranın 50 Lirası annenin, 50 Lirası babanın, geriye kalan ise çocuklarındır. “Ölenin çocuğu yoksa ve kendisine ana-babası mirasçı olmuşsa bu durumda anasına üçte bir düşer.” Nisa 11 ayeti içinde geçen bu cümlede ise “sadece anne ve babanın mirasçı olduğu” durumdan bahsediliyor. Yani bu sefer çocuklar falan yok, sadece vefat edenin anne ve babası mirasçıdır(eğer geride kardeşler falan kaldıysa bile onlar mirasçı durumunda değiller). Bu durumda anne üçte bir alıyormuş. Babadan cümle içinde bahsedildiği halde pay oranı verilmediğine göre geriye kalan yani üçte iki de babanın demektir. Bu vaziyette anne 300 Liranın 100 Lirasını alırken baba ise 200 Lira alır. “Eğer kardeşleri varsa, anasının payı, yapacağı vasiyetten ve borcundan arta kalanın altıda biridir.” Vefat edenin annesi var ama babası yoksa, ayrıca da kardeşleri varsa annenin payı altıda bire iniyor. Geriye kalanı kardeşler paylaşıyor. Ama tekrarlayalım, eğer baba da olsaydı , sadece anne ve baba terekeyi alacak, kardeşlere pay düşmeyecekti...(Ve ayetlerden anlaşıldığı üzere, eğer ölenin çocuğu varsa yine kardeşler pay alamaz). Aynı şekilde 12 ve 176. ayetlerde de cümle cümle ayrı özel durum ve formüllerden bahsedilmekte . Mesela 12. ayette ölen geriye eş bıraktıysa , 176. ayet ise geride sadece kardeş/kardeşler bıraktıysa taksimin nasıl olacağını anlatmakta ve dediğim gibi yine bu ayetlerin içindeki her cümle kendi başına birer mirasçı listesi ve de formül içermekte. Dilerseniz Nisa 176. ayeti de bu bağlamda kısaca inceleyelim: 176 Fetva istiyorlar senden. De ki: "Allah size, ana-babasız ve çocuksuz kişi hakkında şöyle fetva veriyor: 'Çocuğu olmayan, bir kız kardeşi bulunan kişi öldüğünde, onun terekesinin yarısı kız kardeşindir. Böyle bir kişi, çocuğu olmayan kız kardeşi öldüğünde, onun terekesinin tamamına mirasçı olur. Eğer ölenin iki kız kardeşi varsa terekenin üçte ikisi onlarındır. Eğer mirasçılar, kadın-erkek, birçok kardeşlerse bu durumda erkek kardeşe, iki kız kardeşin payı kadar verilir.' Allah size açık-seçik bildiriyor ki sapmayasınız. Allah, her şeyi gereğince bilmektedir. Burada da "sadece kardeşler mirasçı ise" oranların ne olduğu anlatılıyor ve tabii ki yine her cümle ayrı bir liste ve ayrı bir formül sunuyor : Eğer mirasçı sadece 1 kızkardeş ise mirasın yarısını, Eğer mirasçı 1 erkek kardeş ise mirasın hepsini alıyor, Eğer 2 kızkardeş mirasçı ise üçte ikisini almakta, Eğer yine sadece kardeşler mirasçı ise ve bunlar kadınlı erkekli yani her iki cinsiyetten ise terekenin tamamını bire(kadın) iki (erkek) şeklinde paylaşırlar. Bu arada geride kalan sadece birçok erkek kardeş varsa bu kardeşlerin mirasın tamamını alacağını, veya sırf ikiden fazla kız kardeş varsa (11. ayetten de işaret alarak) bu kızkardeşlerin mirasın üçte ikisini alacağını (kendi aralarında eşit bölüşerek) da dolaylı olarak anlamaktayız bu ayetlerden. Zaten Nisa 11 ve 176. ayetleri alt alta okursanız, 11. ayette sırf çocuklar mirasçı olduğunda erkek ve kız çocuklara verilen oranlarla, 176. ayette sırf kardeşler mirasçı olduğunda erkek ve kız kardeşlere verilen oranların birebir aynı olduğunu göreceksiniz. (Yeri gelmişken belirtelim; Nisa 12. ayetin bir cümlesinde bahsedilen kardeşlerle birlikte ölenin eşi de mirasçıdır. Ama bu 176. ayette ise “sadece kardeşler” mirasçıdır.) Özetle: 11. ayette eş yok, 12. ayette eş varken, 176. ayette ise yalnızca kardeşler varken taksimin nasıl yapılacağı anlatılmakta… *** Ve bilindiği üzere, ayetlere göre esas olan vasiyettir ve bu oranlar vasiyet yerine getirildikten ve eğer varsa borçlar ödendikten sonra geriye kalan malın paylaşımı içindir. Görüldüğü üzere mirasın yetmemesi , avliye gibi sorunların hiçbiri yok gerçekte. Ayetler kusursuz bir şekilde miras paylaşımını anlatıyor. Buradaki önemli nokta, her cümlenin ayrı bir mirasçılar listesine göre ayrı bir formül verdiğini görebilmektir. Yani ayetlerin içindeki her bir cümle, özgün bir mirasçı listesi vermekte ve bu durumda mirasçıların ne alacağını anlatmakta. Miras paylaşımıyla ilgili problemler çözülürken, kalan mirasçıların kim olduğuna bakılır ve bu tablonun mirasla ilgili ayetlerin hangi cümlesine denk geldiği belirlenerek miras taksimi yapılır. Bir örnek olarak şu meşhur 3 kız mirasçı içeren soruyu çözelim. “Bir adam ölür ve geride bir anne, bir baba, üç kız evlat ve bir de eş bırakır. Miras nasıl paylaşılacak?”. Burada hem eş hem de çocuklar miraçı olduğuna göre Nisa 12. ayetin dördüncü cümlesi ilgili taksimi anlatmaktadır (zaten bu ayetin her cümlesi, geride kalan eş varsa yapılması gerekenleri anlatmaktadır) : “Eğer sizin çocuğunuz varsa bu durumda, yaptığınız vasiyet ve borcunuz ödendikten sonra geriye kalanın sekizde biri zevcelerinizindir.” Adam geride eşini bırakıyorsa ve de çocukları da varsa sadece bu kişiler mirasçı olabiliyor bu cümleye göre. Eşi terekenin sekizde birini alır ve geriye kalan sekizde yedi de çocukların olur. Vefat edenin anne, babası veya kardeşleri varsa bile bu durumda pay alamaz. *** Dediğim gibi her cümle ayrı bir mirasçı listesi ve formül veriyor, ve her zaman miras yetiyor görüldüğü üzere. Sadece bazı durumlarda artan miras sözkonusu, yine yazımın başlarında belirttiğim üzere bu artan mirasın kimlere verilebileceğini gösteren işaretler içeren ayetler var... Örneğin: Nisa 8: Mirasın paylaştırılmasında hısım-akraba, yetimler, yoksul ve çaresizler de hazır bulunurlarsa, ondan onları da rızıklandırın ve onlara güzel ve hoş bir söz de söyleyin. Selam ve sevgiler Emre_1974tr
  23. Emre Karaköse

    Kuran'da obruklardan da bahsediliyor

    28:81 Onu eviyle birlikte yerin dibine geçirdik. ALLAH'ın dışında kendisine yardım edecek bir bölüğü yoktu; kazananlardan olmadı.. 28:82 Bir önceki gün onun durumuna imrenenler, "Demek ki ALLAH kullarından dilediğine rızkı bol verir, dilediğine de kısar. ALLAH bize lütfetmeseydi bizi de batırırdı. Demek kafirler başarıya ulaşamazlar" demeye başladılar. Selam
  24. Emre Karaköse

    Kuran'da obruklardan da bahsediliyor

  25. Emre Karaköse

    Pi sayısı 3.1415 Sonsuzluk ve Kuran Ayetleri

    Pi sayısı sonsuzluk ile özdeşleştirilir genel olarak ve 3.1415 şeklinde gösterilir. Kuran ayetlerinde neye karşılık geldiğine bakayım bu sayıların dedim. Acaba sonsuzluk diyarı cenneti ve sonsuz yaşamı anlatan ifadeler mi çıkacak karşımıza diye. Evet gerçekten de öyle oldu: 3: 14-15 3:14 Kadınları, çocukları, yığınlarla altın ve gümüşü, eğitilmiş atları, davarları ve ekinleri sevmek gibi zevkler insanlara alımlı görünür. Bunlar dünya hayatının nimetleridir. Oysa gidilecek en güzel yer ALLAH katındadır. 3:15 De ki: "Bundan daha iyisini size haber vereyim mi? Erdemliler için Rab'lerinin yanında altlarından ırmaklar akan, içinde sonsuz kalacakları bahçeler, tertemiz eşler ve ALLAH'ın onayını kazanmaktan dolayı mutluluk vardır." ALLAH kulları görür. Selam
×