Jump to content

Ya Sonra

Yeni Üye
  • İçerik sayısı

    15
  • Katılım

  • Son ziyaret

İletiler bölümüne Ya Sonra kullanıcısının eklediği dosyalar


  1. 8 dakika önce, antimuslim yazdı:

    affınıza sıgınarak diyorumkı yaşam ekonomıdır yaşam ekonomık güçtür yaşam paradır paran varsa mutluluk satın alınabilr. 


    Lafı hiç eğip bükmeye gerek yok, doğru katılıyorum. ''para mutluluk getirmez''  diyenler başka bir dünyada yaşıyor olmalı. Para mutluluk getiriyor çünkü istediklerimizi parayla satın alabiliyoruz. Artık parayla elde edilemeyen ne kaldı? Paran varsa sevgilin de oluyor, aşk da yaşıyorsun, hemen hemen her şey, dostluk, saygı, sevgi ve türlü ilişkiler. Hepsi parayla elde edilebiliyor. Ya istemeyeceksin, ya da para kazanacaksın. Mutluluğu bundan başka formülü bence yok. Ben ilkini seçtim. Siz ikincisinde ısrar edebilirsiniz. Ama değer mi, bence değmez sayın antimüslim. :) 


  2. 1 dakika önce, antimuslim yazdı:
    1 dakika önce, antimuslim yazdı:

    bir kağıt parçası için 4 yıl heba edersin, eline ne geçti? peki? hiçbirşey.;

     

     



    Bir ömür yaşarsın yersin içersin bu esnada zengin de olabilirsin, pahalı şeyler yersin, lüks yerlerde konaklarsın, her bir objenin en iyisi en kalitelisi sende olur ama niyetinde bir fakir kadar sen de ölürsün. Bu durumda geçmişe bakıp düşünelim: elimize ne geçti? Hiçbir şey. Zenginliği önemsiyorsan zenginliğin varlığımız için bir çay kaşığı bal tatmaktan daha değerli olmadığını görmelisin. İsteyip de elde ettiğimiz veya isteyip de elde edemediğimiz her şey sadece yaşamda sınırlı şeyler. Bu farkındalık isteme arzusunu reddetmeyi de getirecektir. Artık hayatın geçici arzularının kölesi olmuş, bedeninin bitip tükenmek bilmeyen isteklerine, doyumsuzluklarına karşı istemeyi reddetmiş insan kendini gerçekleştirmiş demektir.

    Doğa ne veriyorsa ölümle geri almıyor mu? O sebeple dostum eğer diplomam var, çalıştım ama neden işsizim diye kendi kendine sorular sorup üzülüyorsan bence buna hiç üzülme. Emin ol şu anda büyük bir firmada staj yapıyor olsaydın, yahut iyi bir statüde çok dolgun bir maaşla çalışıyor bile olsaydın başka isteklerin olacaktı. Onların tatminsizliği şu an hissettiklerinden farklı hissettirmeyecekti. Bana göre de ne Boğaziçi ne de Sütçü İmam Üniversitesi, fark etmiyor, yaşam başlı başına tek perdelik bir oyun, hiçbir şeyin önemi yok. Zaman hızla akıp geçecek ve geride binlerce tatmin edilmemiş isteğimiz, hayal kırıklıklarımız ve acılarımız kalacak. Biz de buruşmuş poşetler gibi solgun yüzümüzle bu geçmişi sorgulayacağız, değmezmiş diyeceğiz. O halde çırılçıplak geldiğimiz yaşama yine çıplak ve solgun bir şekilde veda edeceğiz. 


  3. Bir saat önce, melih007 yazdı:

    cennet çok sıkıcı bir yer olurdu demiş ilk konudaki arkadaş   can sıkıntısı hissi olmayacak güzel kardeşim

     

    Bir şeyden sonsuza kadar haz duymak mümkün değil.

    Bir şeyin yokluğu hissedilmeden varlığından nasıl haz duyulabilsin, yokluk hissedilemiyorsa sonsuz haz mümkün değil.


  4. 17 dakika önce, yüpyücecik yazdı:

    Mübalağa yaparak bu kirli ideoloji ciddiye aldırmaya çalışıyor okuyucusunu ve okuyanın zihnini bükmeye çalışıyor, tek kelimeyle tüyler ürpertici, çocuk yaştaki bireylere böyle kitaplar okutulduğunu düşünmek bile korkunç ağacı yaş iken eğiyorlar.Bir şeye inanan biri herşeyin mümkün olduğuna mantıken inanabilme yeteneğine sahiptir.

    Elbette kurandaki tamamlanmamaış soru işaretleri gizemler düzenbazca merak uyandırıcılıktan başka bir şey değil.

    Buna mit-efsane tarzı anlatım denebilir.

    Arapça olarak tecvidle okununca verdiği hava korkunç.



    Gerçekten korkunç çünkü söz konusu tanrı (Allah) yarattığı insana bizatihi kendisinin yüklediği istekleri (beslenme, su içme, üreme vb.) tatmin ettirmeyerek, onu susuz ve aç bırakarak ya da bedensel acılar çektirerek cezasını bu şekilde vereceğini söylüyor. Ya da tam tersi bu istek ve arzuları en iyi şekilde tatmin ettirerek cennetine yerleştireceğini söylüyor.

    Aslında vereceği acı da vadettiği haz da tamamen bedensel acılarına ve hazlarına yönelik. 

    Eğer müslüman cennete ve cehenneme inanıyorsa, insanın doğmadan önce biyolojik anlamda nasıl var olduğunu sorgulamalı. 

    Müslümanlar insanın varlığını dünyada başlatıyorlarsa, şu soru çelişkilerini ortaya koyar: nasıl oluyor da başlangıcı olan bir varlık sonsuz olabiliyor?
    (sonsuz zamanda cennette veya cehennemde nasıl kalabiliyorlar?)


  5. 29 dakika önce, ahmet1405 yazdı:

    Allah'ın; insanların algılarının alabileceği şekilde dünyevi nesnelerle insanları tehdit ediyor olması gayet tabi bir durum.



    Evet.

     

    Fakat ben bu tehditlerin insan için sonuçlarından bahsetmiştim.

    Yukarıdaki ayetlerde gördüğümüz gibi dünyadaki yaşamından sonra tekrar diriltilen insanın biyolojik anlamda varlığı devam ediyor. Örneğin susuzluk duyabiliyor.

    İslam'a göre insan var olduğu her ''yaşam'' da biyolojik varlığını sürdürüyor (çünkü cennet ve cehennem ayetleri bedensel hazlardan söz ediyor).

     

    Böylece İslam'a göre insanın bulunduğu ortam Tanrı tarafından buna uygun olarak tasarlanıyor.

    Size göre (ya da İslam'a göre) insanın varlığı nerede ve ne zaman başladı, insan sonsuzdan mı geldi yoksa geçmişte hiç yoktu ilk kez dünyada mı yaratıldı?

     

    Eğer insan hep vardı ise dünyaya gelmeden önce neredeydi ve bu biyolojik ihtiyaçlarını nasıl karşılıyordu?
     


  6. Kur'an'da cehennemi hak etmiş insanlar için bazı besinlerden bahsedilmekte. En sık tekrar edilenler ise: irin, kan, zakkum ağacı ve kaynar su.
     

    • İbrahim Suresi, 16. ayet: (Böylesinin) Önünde cehennem vardır ve (orada) irinli sudan içirilecektir.
    • Sad Suresi, 57. ayet: İşte bu; tatsınlar onu: Kaynar su ve irin.
    • Hakka Suresi, 36. ayet: "İrin ve kan karışımından başka bir yemek yoktur."

     

    Kur'an'da insanları susamış bir şekilde cehenneme gönderileceği, bu susuzlukları da kaynar su ile gidermeye çalışılacağı söyleniyor.

     

    • Meryem Suresi, 86. ayet: Suçlu-günahkarları susamışlar olarak cehenneme süreceğiz.

     

     

     

    Nebe Suresi 24. 25. ve 26. ayetlerinde ise insanın susuzluğunu ve açlığını yine kanla irinle ve kaynar suyla gidermeye çalışacağını söylüyor.



    Bu durumda insanın cehennemde tıpkı dünyadaki gibi canlı bir yapıda, tüm biyolojik ihtiyaçlarıyla var olacağını anlıyoruz.

    Cehennemin bu yapısından şu sonuçlar çıkarılabilir:

    1-) Öldükten sonra insanın yeniden olduğu gibi ''canlı'' olarak diriltirileceği.
    2-) Yeniden diriltilen insanın bütün bedensel faaliyetlerinin ve iç güdülerinin süreceği. (açlık, susama ve diğer ihtiyaçlar)

    3-) Cehennemin aslında dünyadaki gibi yaşamsal koşulların oluştuğu, algılarla duyumsanabilen hissedilebilen bir yer olacağı.
    4-) Cehennemde, tıpkı yaşamda olduğu gibi istek ve arzuların devam ettiği ve sürdüğü, aslında İslam'a göre insanın bu istek ve ihtiyaçların insan için hiçbir zaman sonunun gelmeyeceği.
    5-) Cehennemin sadece bedensel acılar için tasarlanmış bir yer olması. Bedensel ihtiyaçların tatminsizliği karşısında dünyadaki gibi hayal kırıklığı, öfke, üzüntü, bunalım gibi duygusal süreçleri de ortaya koyacağı.

    6-) Acıyı çeken beden olduğu için metafizik anlamda ruhun varlığının gereksiz ve anlamsız oluşu.
    7-) Salt bir kötülük ve işkence mekanı olan cehennemde ''iyi'' nin olamayacağı, iyi olmadan kötülüğün de ortaya çıkamayacağı ve bu halde sonsuza dek cehennemde kalan bir insanın zamanla acıya tahammül düzeyinin artmasının kaçınılmaz oluşu, acıya alışması, dolasıyla acının ve ıstırabın artık anlamsız hale gelmesi.
    8-) Biyolojik varlığı devam ettiği halde sürekli kan, irin ve kaynar suyla beslenen bir insanın bir süre sonra tekrar ölmesi gerektiği, ölse bile yeniden yeniden diriltilip tekrar işkenceye devam edilmesi.

     

    Bu sonuçlarla birlikte cehennemdeki insan tüm biyolojik ihtiyaçlarının ve tatmin edilmesi gereken güdülerinin varlığı ile hala canlıdır.

    Şimdi o halde cehennemle ilgili şu sorular sorulmalı:

     

    İnsan için doğa dışı bir yerde, doğanın var ettiği istekler (besin almak, üremek, oksijene ihtiyaç duymak vb) nasıl oluşuyor?

    Bu koşulların oluşması için, cehennemdeki dinamik fiziksel yapının dünyadaki koşullarla  birebir aynı olması gerekmez mi?
    Üreme gibi türümüzü sürdürme iç güdüsünün cennette ve cehennemde de yeniden ortaya çıkmasının anlamı nedir?

    Cennette veya cehennemde açlık duymamımızın sebebi yaşamda kalmak mıdır?

    Açlık duyuyorsak enerjiye ihtiyacımız var demektir, o halde bu enerji ihtiyacı neden ortaya çıkıyor?
    Eğer beslenmezse kişinin cennet veya cehennemde tekrar ölmesi gerekir, öldüğü halde yeniden diriltilip önceki konumuna tekrar mı gönderiliyor?

    Cennette her şey varsa, var olan her şeye insan sonsuz kez bir arzuyu sonsuz kez tatmin edebilir, bu durumda da cennet sıkıcı bir yer haline gelir.
    Dünyadaki yaşamımızda ölüm olmasaydı ve sonsuza dek yaşasaydık bu gerçekten sıkıcı olmaya başlamaz mıydı? Tam tersi acı için de geçerli. (7. madde)


    Son tahlilde yeniden diriltilmiş insan için, cennetin ve cehennemin dünyadaki yaşamdan pek bir farkı kalmaması sonucu çıkıyor.

    Bu sonuç karşısında düşünceleriniz neler?


  7. Ulusalcılar komünist değil. Ulusalcı deyince aklımıza komünistlerin gelmesinin sebebi kanımca Perinçek'in bir dönem komünist olmasından kaynaklanıyor. Saydığınız isimler kendilerini Atatürk devrimlerine bağlı, milliyetçi olarak tanımlar. Cumhuriyetçidir onlar. 

     


  8. Bilincin yok olması durumunu bazı materyalistlerin ''doğmadan önce nasıl hissediyordunuz, 1800'lü yılları hatırlıyor musunuz mesela?'' diye örneklediğini gördüm. 
    Evet 1800'lerde neler olup bittiğini bilmiyorduk çünkü yoktuk, ama bir kere yaşam pınarından tattık ortaya bir yaşanmışlık çıktı, bilinç gelişti, bilinç yaşanmışlıklarına rağmen son bulabilir mi?


  9. 6 dakika önce, Sütlü Kase yazdı:

     

     

    Görüldüğü gibi hiç bir şey yeterince siyah ve beyaz değil. Buradan oturup da içinde bulunmadığımız ve olasılığını göremediğimiz şartlar için yorum yapmak çok zor. Ancak ak ve kara kesinse yorum yapabilirsin. Bizde öyle yaptık. Gerçekte böyle olmaz. 

     

     

     

     


    Katılıyorum haklısınız. Savaş durumu sosyolojik bir olay olmasından dolayı insan etkisiyle ortaya tek bir durum çıkmıyor. Bu başlıkta galiba daha çok iki ülke askerlerinin savaşmasından böyle bir sonuca varılmış. Savaşın daha karmaşık durumlarını ele alırsak kişinin pozisyonu ve olası sonuçlarla birlikte verilen cevap değişebilir. 


  10. 5 dakika önce, Sütlü Kase yazdı:

    Çok felsefe yaptık, sadede gelirsem benim için yukarıdaki sorunun cevabı hayır oluyor. Burada hayatı riske edecek kadar korumaya değer bir şey yok.

     

     

     


    Peki, maddi şeyleri bir kenara bırakalım, hayatınız ya da özgürlüğünüz söz konusuysa, bu durumda da savaşmak boşuna mıdır?


  11. Savaşın gelişimine nedenlerine bakarsak belki fikrimiz değişebilir. Herhangi birisi size ait olan bir şeye el koyuyorsa yahut size hak etmediğiniz şekilde davranıyorsa tepki göstermez misiniz ve bu durumda bir savunma biçimi geliştirmez misiniz? Savaşta da ekonomik ve siyasi sebeplerle çıkarılan savaşları saymazsak, yaşadığınız şehre olası bir işgal halinde, hakkınızın gasp edildiği bir durumda mücadele etmek, kendinizi, ailenizi ve diğer yakınlarınızı ve mallarınızı korumaya çalışmak olması gereken bir savunma biçimi değil midir? Ya da uzak bir şehirde düşman askerleri şehri ele geçirip yavaş yavaş sizin bölgenize gelmeye başladıklarında kendi şehrinizin de işgal edilmemesi için size uzak olan şehre gidip düşmanı durdurmaya çalışmak akıllıca değil mi? 

    Belgesellerde bile sürü halinde yaşayan canlılara, aynı canlı türünden başka bir sürü saldırdığında birlikte mücadele edip karşı koyuyorlar. 

    Canınız ve mallarınız risk altındaysa ve eğer savunma amacıyla yapılıyorsa ve yaşamak istiyorsanız savaşmak boşuna değil gibi geliyor bana.

     

     
×
×
  • Yeni Oluştur...