Jump to content

Unholy

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    268
  • Katılım

  • Son ziyaret

İletiler bölümüne Unholy kullanıcısının eklediği dosyalar

  1. Dün Recep Tayyip Erdoğan Münevver Karabulut cinayeti ile ilgili müthiş fikirlerini bizim ile paylaştı.

    “Bu ülkede bir başbakan olarak, bir baba olarak çocuklarımızın yarınları için özellikle bir şey vurgulamak istiyorum. Hiçbir görsel medya patronu gençliğimizin ahlaki erozyonuna fırsat vermemeli. Yarın öyle bir bela olur ki bu bela onların başına da vurur. Anneler babalar olarak bizim de üzerimizde görevler var. Son zamanlarda bazı arzu edilmeyen cinayetler, katliamlar duyuyorsak anne baba olarak kendimizi hesaba çekmeliyiz. ‘Acaba biz nerede hatalar yaptık’ diye üzerinde durmalıyız. Sınırsız, kontrolsüz bir ahlaki erozyonun olduğu yapılanma gerçekten bizi dertlendiriyor. Onun için aileye sahip çıkacağız. Kendi başına bırakılan ya davulcuya ya zurnacıya. Davulcu, zurnacı kızmasın. Bununla ne demek istediğimi anlıyorsunuz.”

    http://www.aksam.com.tr/2009/07/20/haber/s...getirir___.html

    Cinayeti işleyip kaçana hiçbir sözü yok. "Kendi başına bırakılan ya davulcuya ya zurnacıya" diyor. Acılı bir aileyi daha çok yıkmak için bundan daha ağır bir söz söylenemezdi herhalde.

    Bu adamların düşünme şekli apaçık ortada. Erkek kadının koruyucusudur. Kadının başına bir şey gelirse sorumlu ya kadın ya da koruyucusu. Erkek istediğini yapar. Erkek isterse taciz eder, tecavüz eder, cinayet işler. Bunda sorumluluk erkekte değil tahrik eden kadındadır. Anlayışları işte tam olarak bu. Türban olayında da zaten karşılaştığımız zihniyet bu.

    Bu adamlardan adalet falan beklemek boşuna.

  2. 200 milyarı nereden biliyorsun? Saydın mı? Madem gözlemleyebildiğin kısmı o zaman neden gözlemleyemediklerinin sayısını biliyorsun?

    İkinci kısım tamamen kişisel yorum hiçbir bilimsel materyal yok...

    http://news.bbc.co.uk/2/hi/science/nature/3085885.stm

    Ben saymadım ama sayanlar var. Gözlemlenen uzayda yaklaşık 7 x 10 üzeri 22 yıldız (70,000,000,000,000,000,000,000) olduğunu tahmin ediyorlar.

    Kişisel yorum yaptım evet. İtirazını duymak isterim yorumuma.

  3. Sadece Samanyolu galaksisinde yaklaşık 200 milyar yıldız var. Samanyolu galaksisi benzeri 100 milyarlarca galaksi var. Her yıldız sisteminde de bir sürü gezegen var. Üstelik bu evrenin sadece gözlemleyebildiğimiz kısmı.

    Bu kadar büyük bir evrende, bir gezegende yaşamın başlangıcı için uygun koşulların oluşması çok küçük bir olasılık değildir. Muhtemelen bir sürü sistemde şu anda hayat var. Dünya da o gezegenlerden biri. Eğer dünya bu koşullara sahip olmasaydı, Mars, Venüs gibi hayatın olmadığı boş bir gezegen olurdu.

  4. "Sizin gibi fikir üretiyoruz diye ağızlarından sadece salya akıtanları gördükçe dinimin hakkaniyetine daha çok inanıyorum ve Müslümanlar da bunu çok iyi gördükleri için dinlerini değiştirmiyorlar. Ama bu salyaları başkalarına karşı akıtmaktan vazgeçin, çünkü sadece akıtanlara yani kendinize zararı oluyor. Kendi kendinize tatmin oluyorsunuz..." -- Ali Ünal

    Bu adamlar nasıl köşe yazarı olup maaş alıyor anlamıyorum. Bu mudur o kadar yazılana cevap? Ah Türkiye'de bir kaç ateist köşe yazarı yazacaktı böyle. O zaman işte bunlar böyle köşeye sıkışırdı. O günleri de göreceğiz umarım.

    Bu arada iki cevabın da süper ludwig. :lol:

  5. Agnostiksin öyleyse.

    Düşüncelerinizde tanrı olma ihtimali var ise bu inancın olabileceği anlamına gelmez mi? İnancı olmayan bir insan nasıl inancımın olma ihtimali var der.

    Agnostik değilim. Agnostik tanrının varlığı ispat edilemez ya da çürütülemez der. Ben araştırıyorum. Kanıtlamaya çalışanları da, çürütmeye çalışanları da. Örneğin "Tanrıyı kim yarattı?" sorusu şu anda beni bir ateist yapıyor. Ama ileride başkası çıkar buna şu anda aklıma bile gelmeyecek çok mantıklı bir açıklama yapar. Şu anda duruşum ateizm. Ama orada bırakmadım. Araştırıyorum.

  6. Ruhun varlığını ,varmı ,yokmu diye düşünüyorsan,ateist deyilsin demektir.

    Alakası yok. Ben bir ateistim ama hala tanrı var mı yok mu düşünüyorum. Bu sorulara insanlık yüzyıllardır noktayı koyamamış ve hala bu sorular üzerine düşünüyoruz. Şüpheci olmakta her zaman fayda vardır.

  7. Ruh konusu sanırım bilimin dışında kalıyor. Bu ölüme yakın deneyimler ve beden dışı deneyimler de revaçta şu sıralar ve sürekli araştırma konusu. Her ne kadar bir ruhumuzun var olduğuna inanmayı çok istesem de maalesef bunu destekleyecek elimizde hiçbir kanıt yok.

  8. islamda her mesele cözulmustur ee o zaman demezlermi ne luzumsuzluk pesinde bu ateistler...islama hakaret veya islamin suyu yanlis buyu yanlis diyerek hic bir yere ulasilmaz...amac islami yok etmekse tek caresi var ki oda imkansizdir...allahin olmadigini ispat edin bizde ateist olalim....

    Sen Allah'ın varlığını ispat edersen ben de müslüman olurum. Ama varlığına bir ispat yok. Örümcek Adam'ın gerçekten var olduğunun ispatı da yok. Ama var olmadığını ispatlayamam. Belki de gerçekten Örümcek Adam var. Aynı şekilde belki İsa gerçekten Tanrı. Hatta belki Zeus gerçekten var. Hiçbirinin var olmadığını ispatlayamam. Sanırım kendini güvence altına almak için hepsine az da olsa inanman gerekecek.

  9. mezardan dönulmez ama hatadan dönulur...imanli bi insanin halini sen nerden bileceksinki kalkmis ona aciyorsun...kendi kendinizi kandirip oyalamak yerine insallah aklinizi calistirida hatadan dönersiniz...niye?cunku....hatadan dönulur ama mezardan dönulmez..ona göre mezarin yolu görunmeden kardesler.....

    Ölümden sonra bir cennet, cehennem olmayacak alican. Kandırılma meselesi de aslında tam burada. Maalesef öldükten sonra kandırıldığını da anlamayacaksın. İşin trajik kısmı da bu. Cehennem gibi ne doğrulanabilir, ne yanlışlanabilir bir iddia ile insanlar korkutuluyor. Kızlar evlere kapatılıyor, zorla birileri ile evlendiriliyor. Hayat boyu kocasının kölesi oluyor. Anadolu'nun köylerinde, büyük şehirlerin varoşlarında ne dramlar yaşanıyor. Fakirlik, cehalet, hoşgörüsüzlük. İmanlı insanlar mutlu değil. Mutlu olsalardı akın akın Avrupa'ya, Kuzey Amerika'ya, Avustralya'ya göç etmezlerdi.

    Umarım sen bu hatadan dönersin ve bu İslam yalanını çocukların vasıtasıyla devam ettirmezsin.

  10. Elbette çoğu müslümana göre ne suçlu ne de mağdur. Bu soruyu müslümanlara sormuyorum elbette. İslam'ın yıkıcı, insanlık için zararlı bir din olduğunu düşünen ateistlere yönelttiğim bir soru. Genel olarak ateistlerde iki bakış açısı görüyorum. Bazı ateistler müslümanları gerçekleri reddetmek ve ahlaksız olmak ile suçluyor. Bazı ateistler ise sorunu bir düşünce olarak İslam'da görüyor, müslümanları kandırılmış insanlar olarak görüyor.

    Bana göre ikinci tavır daha gerçeğe yakın. Müslümanlar insan olarak gerçekten mağdur. Ama o zihinlerindeki virüs çok tehlikeli. İnsanları zombiye çeviren o virüs bütün bu ilkelliği yaratıyor. O virüsü çocukluğunda ne zaman kaptığını hatırlamayan ve kurtulmak için çok çaba göstermiş bir insan olarak söylemeliyim, ben müslümanlara kızmaktan çok onlara acıyorum. Kızgın olduğum ise insanın bütün sorgulama, kuşku duyma yeteneklerini bastıran, insanların zihinlerinde bir virüs gibi dolaşan İslam'dır.

    Bence bu ayrımı hepimizin yapması gerekiyor. Sizin bu konudaki düşünceleriniz nedir?

  11. Gemi örneğinde, Çin'den kalkıp Amerika'ya giden gemi, Amerika'ya vardığı anda aynı gemi olmaması, Pasifik adasındaki parça değişiminden kaynaklanmıyor; o gemi, daha limandayken bile sürekli değişiyordu. Yani Pasifik adasında parçalarını değiştiren gemi, zaten Çin'den kalkan gemi değildi. Herşey, her an değişim içindedir. Herakleitos bile 2400 yıl önce "Aynı dereye iki kez girilemez" demiş.

    Sen, 5 dakika veya bir an önceki sen değilsin tabii; ama seni sen yapan da, bir an önceki sendi. Sen de, bir an sonraki seni oluşturuyorsun aslında şu an.

    Sahip olduğun hafızanın sana ait olduğundan emin olabilirsin. Eğer öyle olmasaydı, şu an okuduğun kelimeden öncesini yabancısayacağın için, şu ve bir sonraki kelimelerin de bir anlamı olmazdı.

    Eğer öyle olmasaydı, kocasıyla sevişen bir kadın, bir an "Kocacım" derken, hemen ardından "İmdat" diye bağırıp, hemen ardından da kocasını aldatan bir kadın haline bürünebilirdi. Kadın, aslında o an varolmuş, geçmişi ve hafızası olmayan bir kadın olabilir de, o sırada kocayı bir düşünsene...

    Hayat, sence bu tür manyak triplerden oluşabilir mi?

    Ben zaten (tekrar ben kelimesini kullanıyorum) benlik kavramını kullanmanın sosyal varlıklar olduğumuz için faydaları olduğunu söylüyorum. Bugün bir suç işleyip yarın "onu yapan ben değildim" diyemem. Herşey zaman ile değişir, değişirken bazı kısımlar aynı kalır ama ne kadar uzun süre geçerse o kadar başkalaşır.

    Sahip olduğum hafızaya güveniyorum. Çünkü yaratılışa inanmıyorum. Eğer şu açıdan düşünürsek genlerimiz de bir hafızadır. Evrimin hafızasıdır. Ama aslında evrimleşmiş gibi tanrı tarafından yaratıldığı iddia edilirse, o zaman bir anlamsızlık yaşarım. Çünkü kendi hafızama bile güvenemem.

  12. Benzer hatayı şu başlıkta da yapmış ve devamını getirememiştin:)

    http://forum.ateizm2.org/index.php?s=&...st&p=409893

    Ahiret hayatı, milyarlarca sene geçse dahi sadece içinde bulunduğu tek bir anın yaşandığı ve tüm yaşanmışlıkların hafızadaki veriler olduğu koşulda anlamsız oluyorsa; dünya hayatının bundan ne farkı varki daha anlamlı ve değerli oluyor?

    Tek yaptığın hafızandaki verileri değiştirmek.Tüm bu yaşanmışlıkların tanrı müdahalesi olmaksızın maddenin neden-sonuç ilişkisinin zorunlu bir ürünü olarak hafızana kaydedilmiş olması -zaten sadece içinde bulunduğun anı yaşıyabildiğine göre- neden önemli bir fark yaratsın?

    Dahası en sonunda hepsini kaybediceksen ve üstelik zihninin dışında hiçbir anlamı yoksa, ahiret hayatını hangi mantıkla eleştirebiliyorsunuz hayret!

    Orada o konunun devamını getirememiştim doğru. Hem benliğin ilüzyon olduğunu, hem de pratik açıdan kullanılabileceğini açıklayamamıştım. Ama güzel bir analoji buldum şimdi. Başlık ile alakalı değil ama hemen açıklayayım. Bir gemi düşün. Çin'den kalkıyor ve Amerika kıtasına yola çıkıyor. Pasifik adasında her adada parçalarını değiştiriyor. Amerika'ya vardığında orjinal hiçbir parçası yok. Bu durumda Çin'den kalkan gemi ile Amerika'dan kalkan gemi aynı mıdır? Pratik manada açıklayıcı olmak için aynı olduğunu varsayabiliriz. Ama artık o gemi aynı gemi değildir. Benlik de böyle bir mesele. Sosyal hayatta kullanılmasında faydalar var fakat eğer insan benliğini derinden incelersen ancak bir ilüzyon olduğunu görebilirsin.

    Benim burada anlatmak istediğim, yaratılış düşüncesi ile hiçbir şeyin kanıtlanamayacağı. Eğer bu evrende bir yaratılış, doğaüstü müdahale varsa bu her an olabilir. Beş dakika önce olmuş bile olabilir. Ahiret hayatını da eleştirmemin nedeni gerçekten milyarlarca yıl boyunca bir cehennemde yansam da sonunda çekeceğim cezanın bir sene yanmaktan bir farkı olmayacağıdır. Zaten bu düşüncede kendi içinde bir sürü sakatlık var. Yanıyorsun ama sonra tekrar diriliyor musun? Acıya bu dünyada uyum sağlayıp, duyarsızlaşabiliyoruz orada da durum aynı mı olacak? Aynı olmayacaksa oradaki biz nasıl buradaki biz olabiliriz.

    Her şeyin nedensel olmasının şöyle bir farkı var. Bulunduğumuz an geçmişin bir toplamıdır ve sonucudur. Hafızamız da geçmişin zihnimizdeki izleridir. Eğer sahip olduğum hafıza gerçek değilse, bu bana anlamsız gelir. Yaratılış inancının da bu tür kapıları açık bıraktığını düşünüyorum.

  13. Benim bir agnostik değil de ateist olmama neden olan "tanrıyı kim yarattı?" sorusudur. Yaşadığımız evrendeki düzene ve canlıların kompleksliğine, insanların zekasına bir neden ve anlam bulmaya çalışıyoruz. Fakat aynı soruyu tanrı söz konusu olunca tanrıyı muaf tutuyoruz. Bu soru saçma bir soru değil üzerine düşünülmesi ve cevap verilmesi gereken bir sorudur.

    Bu soru sonunda insanı ya ateizme ya da panteizme götürüyor.

  14. sevgili kardeşim;

    galiba senin, cennetin de seviyeleri olduğundan haberin yok.

    100 sene yaşayıp cennete gidenle, hemen ölen aynı ikrama tabi tutulmayacak.

    Burada da bir adaletsizlik var. Belki ölen çocuk yaşasaydı çok iyi bir müslüman olacaktı ve cennetin daha üst bir seviyesinde olacaktı.

    Her yönden bu ölümden sonra ödül - ceza kavramında sakatlıklar var. Daha Çin'de, Afrika'da İslam'dan haberi bile olmamış insanlara gelmedik.

  15. Ben de sunniydim. Ben biraz dindar sayılırdım. Her ramazan 30 gün oruç tutardım, hiçbir cuma namazını kaçırmazdım. Evrim teorisini reddediyordum, ateistlerin komplo teorisi olduğunu düşünüyordum.

    Benim dinden kopmamın İslam'ı anlamak ile hiç alakası olmadı. Üniversite yıllarında psikolojiye çok merak salmıştım, çünkü kendim de sorunlar yaşıyordum. O dönem çok kitap okudum psikoloji ile ilgili. O zaman bizim bir ruhumuzun olmadığını, düşüncelerimizin, davranışlarımızın nedensel olduğunu fark ettim. Ödüllendirici ve cezalandırıcı bir Tanrı inancı uçup gitti. Ne Muhammed'in hayatı, ne İslam'daki çelişkiler. Beni koparan bu olmuştu.

    Aleviler de biraz bilim ile haşır neşir olursa, onlar da inançlarından kopuyor. Bu yönden Sunni ve Alevi arasında bir fark yok. Bana göre sadece kendi dinini araştırıp inanmayı bırakacak insan zor. Bilimsel düşünce gibi inancını çürütecek düşüncelere ihtiyacı var insanların.

  16. Başlığın da içine etmiş.. Unholy talep ederse, hangimizin eli değerse, bu iğrenç herifin başladığı noktadan itibaren ayırıp, Tavanarasında açılacak bir başlığa aktararak temizleyelim.

    Gerçekten konuyu tamamen saptırdı. Temizleme kararını size bırakıyorum. Ama ibretlik olarak kalabilir de. :)

  17. Kur'an'da bunun tam tersi vardır.

    Müslüman'ların dinlerini deklare edince çıkar sağlamalarının mümkün olmadığı koşullarda takiye yapmasına izin verir İslam.

    İslam ayrıca Müslüman olmayanların aynı hak ve imtiyaza sahip olmadığını öğretir ve onlara hükmetmek için ne yapılması gerekirse yapılmasına göz yumar.

    Cinsel olarak da Müslüman ahlakı şaibelidir. Eksiktir. Henüz adet görmeyen kızlarla evlenmelerinin başka nasıl açıklayabilirsiniz.

    Bu gözlemler bizi ateist ahlakını iyi anlamaya ve değerlendirmeye zorlamaktadır.

    Ateizmin ahlakla ilişkisi yoktur, ateizmde ahlaksal kurallar yoktur diyemezsiniz.

    Çünkü eleştirdiğiniz kesimin ilkelerinin temeli ahlaktır.

    Siz o ilkelerdeki sapkınlıkları ortaya koyarken, kendi ahlaksal değerlerinizi de ortaya koymak zorundasınız.

    Bir Müslüman'ı ahlak bazında eleştiren bir ateistin ahlak anlayışının ne olduğunu yalnız eleştirilen Müslüman değil, herkes bilmek ister.

    Ben de bilmek isterim.

    Görüldüğü üzere bu konu ateistler tarafından çok yanlış değerlendirilmektedir.

    Ateizmin ahlak bazında bir seçenek olduğunu kimse ihmak etmemelidir.

    Ateistlerin ortak ahlak ilkeleri olmadığını düşünüyorum. Ahlak konusu zaten yüzyıllardır tartışılan bir konu. Örneğin pragmatik ahlak anlayışı var, Kant ahlakı var, ahlaki görecelilik görüşleri var. Bana göre herkesin yapabileceği kendi ahlaki ilkelerini ortaya koymak. Devlet, din gibi otoriteler ortak bir ahlak anlayışı oluşturmaya çalışırlar ama dünyaya baktığımız zaman da hepsi birbirinden farklı, bazılarının arasında uçurumlar var.

    Bir ateistin de ahlak ilkeleri vardır ve bunları savunabilir. Ama ateistin farkı ahlak ilkelerini otorite kaynaklı değil akıl ile dayanaklarını ortaya koyarak savunmasıdır.

  18. Bu ahlaki farklılardan en çok dikkatimi çekenlerden biri de özellikle telif hakları konusu. O kadar emek verilip hazırlanmış kitapların, şarkıların, filmlerin, sanat eserlerinin sadece kopyalama maliyetini göz önüne alıp pahalı bulan ve korsan olarak kullanan insanlar Türkiye'de çoktur. Bu Türkiye'de bir ahlaksızlık olarak görülmez. Eser sahibinin emekleri tamamen gözardı edilir. Ama bu davranış ABD'de ve Avrupa'da ahlaksızlık olarak görülür ve halkın tabanında bile kınanır, sadece bu eserleri yayınlayan ve hazırlayan insanlar tarafından değil.

    Elbette Kuran'da böyle bir ayet olsaydı "eser sahiplerinin haklarını veriniz", belki farklı olurdu. İşte din ile ahlakı oluşturma çabaları böyle başarısız sonuçlar veriyor.

  19. demiştimm yokmu cvp verecek?

    Ben cevap vereyim. Bir kere böyle salakça bir olayın gelişmesi nasıl oluyor onu anlamadım. Karım gelecek eski arkadaşını eve çağıracak. Hani şu soruya benziyor: "Karın bir gün seni ip ile ayağından tavana asmak istese ne yaparsın?". Böyle salakça bir olay olabilir mi? Kim sorar kocasına böyle bir soru.

    İkincisi beni bir kız arkadaşım aldatmıştı. Bazı salaklar gibi elimi kana bulamadım, arayıp küfür bile etmedim. İki ay sonra başkasını buldum, unuttum gitti. Böyle saçma sapan küçük olaylar ile hayatları karartan sizin anlayışınız. Evlenirsem ve karım aldatırsa tavrım da aynı olur. Boşanırım, başkasını bulurum. Bu kadar basit. Sanki dindar kesimde bu tür haberleri duymuyoruz. Eniştesi kıza tecavüz ediyor, kız hamile kalıyor sonra kızı öldürüyorlar. Bu mu ahlak?

  20. Ben kız kardeşime, kız arkadaşlarıma her zaman şu uyarıyı yaparım. Müslüman mahallelerinden geçmeyin. Böyle Bağcılar, Esenler, Sultanbeyli gibi yerler. Çünkü burada cinsel açlık çeken, hayatında kadın görmemiş kırolar en çok taciz eden kesimi oluşturuyor. Aslında türbanlıları bu yönden anlayabiliyorum. Beşiktaş, Kadıköy, Bakırköy gibi ilçelerde büyümüş olsa bu tür bir ihtiyaç da duymazdı. Ama muhafazakar mahallede sürekli parklarda, sokaklarda başı açık kadınlara yapılan tacizleri, arkasından konuşulanları duyunca türbanı bir tür gerekli savunma olarak görmesi normal.

    Türban aslında kendisinin yol açtığı bir sorunu çözmek amaçlı. Bu kadar saçma aslında. Türban cinsel açlık yaratıyor, aynı zamanda bu cinsel açlığın tacizlerine karşı kadınları korumaya çalışıyor. Bu saçma döngü anlaşıldığı zaman türban da biter. Zaten ne Batı dünyasında ne Uzakdoğu'da kadınlar böyle bir kıyafaete ihtiyaç duyuyor. Çünkü orada böyle taciz yok. İnsanlar alışmış.

  21. Geçen hafta şu sözlüklerden birinde bir türban tartışması vardı. Ben de o başlıkta döktürdüm. Türban erkeklerin kadınların üzerinde kurduğu bir egemenliktir, kadınlara zorla taktırılıyor falan filan. Sonra benim bu yazdığıma cevap olarak bir yazar türbanı savundu. Kendi isteği ile taktığını, Allah'ın emri olduğunu, kendisini tacizlerden koruduğunu falan yazmış. Hemen nickinin başlığına neler yazıldığına baktım, gerçekten türbanlı bir kadınmış. Benim entry'e eksi oylar yağdı, o da artı oyları topladı. Sonra pazartesi günü haftanın en beğenilen ve en kötü entry'lerine baktım. Benim ki en kötülerde üstlerde, onunki de en beğenilenlerde üstlerdeydi.

    Çok sinirlendim ve bir daha orada yazmama kararı aldım. Bazen düşünüyorum da. Bana ne ya. Gerçekten böyle türbanı savunan, alkışlayan insanlar ile neden uğraşıyoruz ki. Aklıma bir de Hüseyin Üzmez'i cezaevinden gülerek araba ile alan karısı geliyor. Bunlar gerçekten ezilmeyi, hor görülmeyi hak ediyor sanırım. Ne dersiniz?

  22. unholy

    öncelikle ben ; senin "ölümü bir son olarak görmüyorum.. sadece var olan tek şey değişim" sözüne affeden , ölümden sonra seni nasıl bir hayat veya değişim beklediğini düşündüğünü anlayabilmek için bu soruları sordum..

    ama verdiğin cevaplara bakınca pekte bu konuda açık davranmamışsın... daha çok sorumu doğum ve ölüm arasındaki yaşamın içinde değerlendirmişsin gibime geldi..

    ayrıca şu yorumuna bir kaç şey demek istiyorum;

    Bana göre olumlu yönde ilerliyor. İnsanlık evreni, kendi doğasını daha iyi anlıyor. Bilinci zaman geçtikçe artıyor. Bir gelişme sürekli görüyoruz. Teknoloji bunun en açık göstergesi.

    şimdi sen kendini bir birey olarak mı görüyorsun, yoksa insanlık denen olgunun bir parçası olarak mı bunu tam çözemedim... sanki bu cevabında kendi bireysel hayatını değilde... insanlığın hayatı açısından bakmışsın..

    çünkü ben bireysel yaşamım açasından baktığımda olumlu bir yönde zincir göremiyorum.. evet bir zamanlar gelişiyordum, zekam, kavrama yeteneğim, bilgim, yeneteneklerim, kaslarım gelişiyordu.. ama birden bir noktadan sonra zincir tersine dönüyor..

    belin çökmeye başlıyor, dişlerin dökülüyor... kemiklerin küçülüyor... bünyen zayıflıyor.. zekan geriliyor. unutkanlaşamaya başlıyorsun.. birden herşey tersine dönmeye başlıyor...

    yani olumlu yönde gelişen zincir belli bir tepe noktasına ulaştıktan sonra bu seferde geriye ,tersine doğru hareket etmeye başlıyor..

    buna ne diyorsun????

    Konu biraz karışık evet. Aslında bunu anlatırken hep bu zorluğu yaşıyorum. Aynı anda hem birey olmak ama hem de bunun bir ilüzyon olduğunu açıklamak. Sana şu şekilde açıklarsam. Bir gemi örneği vardır ünlü. Bir gemi Çin'den Amerika kıtasına yol almaya başlar. Ama Pasifik okyanusunda her adada durur ve bir parçasını değiştirir. Amerika kıtasına geldiğinde bu gemi Çin'den kalkarken sahip olduğu hiçbir parçaya artık sahip değildir. İşte bireysellik de böyle bir konu. Çoğumuz aynı geminin oraya vardığını varsayarız ve böyle düşünmenin pratik faydaları vardır fakat o gemi Çin'deki aynı gemi değildir. Benliğin ilüzyon olduğunu söyleyip aynı zamanda pratik olarak benliği kullanmamın nedeni de bu.

    Yaşlılık ve gerileme dönemine henüz gelmediğim için bu söylediklerim gençlik hezeyanı da olabilir. Ama bana göre yaşlılıkta insan egosundan artık tamamen sıyrılabilmeli. Zaten çoğu yaşlıda gördüğüm artık gelecek nesillere, çocuklarına, dünyaya bir şeyler bırakabilme çabası oluyor.

  23. peki bu değişim zinciri ne yöne doğru hareket ediyor..

    olumluya mı? olumsuza mı??

    Bana göre olumlu yönde ilerliyor. İnsanlık evreni, kendi doğasını daha iyi anlıyor. Bilinci zaman geçtikçe artıyor. Bir gelişme sürekli görüyoruz. Teknoloji bunun en açık göstergesi.

    ölümden sonra dönüşeceğin yeni yaşam formu; şuankinden daha iyimi olacak, yoksa daha kötü mü???

    Ben tam olarak reenkarnasyona inanmıyorum. Çünkü ruha inanmıyorum. Ama şöyle bir gerçek var. Kendimizi parçalara bölersek, her bir parçamızın uzun bir geçmişi, evrimi vardır. İnsanın bir sürü varoluş boyutu var. Örneğin genlerimizin tarihi 4 milyar yıl. Konuştuğumuz dil Türkçe'nin yaklaşık 2000 yıllık bir evrimi olmuş. Zihnimizde bilim, felsefe, sanat adına var olan her türlü bilgi aslında bir birikim ve yılların bir birikimi var. Alışkanlıklarımız, sahip olduğumuz kültür de aynı şekilde. Şu anda hepimiz atalarımızın birer kombinasyonu sayılırız farklı varoluş boyutları açısından. Biz de farklı boyutlardan gelecek nesillere katılacağız.

    ayrıca şuan yaşadıkların, yaptıkların, ettiklerin, yapman gerekirken yapmadıkların bu değişimi etkileyecek mi???

    bunlarada cevap buldun mu bari....

    Elbette. Eğer çocuklarıma iyi bakarsam, çevreyi korursam, dünya için iyi şeyler yaparsam bu gelecekteki varoluşumu da etkileyecektir.

  24. Ben bir dönem ölümden çok korkuyordum. Tolstoy'un İtiraflarım kitabında hissettiklerine benzer duygular yaşıyordum. Hayatım ölüm düşüncesi ile felç olmuştu. Bu ölüm konusu üzerine çok düşündüm. Öncelikle Epikürcü anlayışın bana göre olmadığını anladım. "Ben varsam ölüm yok, ölüm varsa ben yokum". Bu düşünce bana göre insanın hayatına anlam katan bir düşünce değil. Ben anlamsız yaşayamam. Bu sonlu hayatımın sonsuzluk ile ilişkisini kurmam gerekiyordu. Ama Tolstoy gibi Tanrı ve ahiret inancına sarılmak da bana göre değildi.

    Sonra Budizm gibi reenkarnasyon inancı olan dinleri araştırdım. Fakat şunu söyleyim Budizm de en az diğer dinler kadar doğaüstü, inanması zor inançlar barındırıyor. Ruh ve karma gibi kavramlar ile kendimi kandıramazdım. Olaya daha bilimsel yaklaştım. Özellikle bilinç, benlik, hafıza gibi bilimsel yaklaşabileceğim konulara.

    Sonunda vardığım sonuç şu oldu. Benlik sadece bir ilüzyon. İnsan ömrü boyunca sürekli değişir. Bir insanın 10 yaşındaki hali ile 30 yaşındaki hali apayrı insanlardır. Tek ortak yanları genleridir. Ama genlerin aynı olması iki insanı aynı mı yapar? İkiz kardeşler aynı insanlar mıdır? Hayır. İnsan ömür boyu değişir, insanlık da ömür boyu değişir. İnsanlar hücrelerini, düşüncelerini değiştirir. Doğa da insanları. Doğa ve insanlığın bütünüyle güçlü ilişkiler kurmanın gerekliliğini anladım bu şekilde. Kendini doğa ve insanlık ile bütünleştirmenin. Buna da sanırım sevgi diyoruz. Bu anlamı yakaladıktan sonra ölüm ile ilişkim rahatladı. Ölümü bir son değil, bir değişim olarak görmeye başladım. Ayrıca benim vardığım sonuca varan çok insan olduğunu fark ettim. Benim görüşlerim panteizm ile oldukça benzerlik gösteriyor. Sanırım kendime bir panteist diyebilirim.

×
×
  • Yeni Oluştur...