Jump to content

Düşünen Pilot

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    24
  • Katılım

  • Son ziyaret

Topluluk Puanı

0 Neutral

Düşünen Pilot Hakkında

  • Derece
    Member

Güncel Profil Ziyaretleri

Güncel ziyaretçiler bloku aktif değil. Diğer kullanıcılar son ziyaretçilerinizi aktif edene kadar göremezler.

  1. Düşünen Pilot

    şeytan neden var?

    Anlayışınıza sığınarak, "Bu varsayımı ortaya atan kişi; sizin gibi mantıktan dem vurmak..." şeklinde devam eden cümlemi, "Bu varsayımı ortaya atan kişi; sizin de belirttiğiniz, mantıktan dem vurmak..." şeklinde düzeltiyorum. Özetle son kısmı: "Allah'ın amacı bizi test etmek için bir dünya oluşturmaksa hayır.. yaptığını bozmaması gerekir. Allah yaptığını bozmaz.." varsayımına karşı verilmiş masum bir cevap sizi bu kadar rahatsız etmemeli. Bu varsayımı ortaya atan kişi; sizin de belirttiğiniz "mantıktan dem vurmak, mantığa gönderme yapmak ya da mantığı ölçmek-almak" gibi bir hakka sahip midir bilemiyorum (esasen sanmıyorum), lakin kendisine hususi olarak verilmiş cevapları siz hangi akla ve mantığa göre alıntı yapabiliyorsanız, düşüncelerini eleştirme hakkını kendinizde bulduğunuz kişilerin fikirlerini de benzer çerçeve dahilinde değerlendirmeyi deneyebilirsiniz." Şeklinde dikkate almanızı rica ederim. Yazdıklarımı gözden geçirecek fırsatım pek olmadı. 10 gün bekleyip de almış olduğunuzu düşündürebilecek bir yanıtı saatler içinde verince böyle hatalar yapabiliyorum. Neticede insanız. Lütfen kusuruma bakmayın. Tüm bunların ötesinde, sizi bilmeden kırıp incitecek bir söylemde de bulunduysam, ayrıca özür dilerim. Sevgiler.
  2. Düşünen Pilot

    şeytan neden var?

    Merhaba Teflon. Yanıtınızın sadece çok küçük bir kısmı hariç, geri kalan kısmına katılıyorum. Katılmadığım kısmı açıklamayacağım. Çünkü biliyorum ki onu açıklarsam, konu gereğinden fazla uzayacak ve özellikle aramızdaki bu diyaloğu takip eden birileri varsa, bu durumun o'na hiçbir faydası olmayacak. Bu arada, ortada "akıllı tasarım" olarak nitelediğiniz iddiaya dair gerçek bir bulgu ve ona bağlı olgular olsa idi, Evrim'i, bu bulgu ve olgular çerçevesinde değerlendirme ve belki de bu iddianın nihai/doğal bir sonucu şeklinde kabullenme ihtimaliniz olabilir miydi? diye de, cevabını merak etmediğim bir soru aklımda belirmiyor değil. Bu açıklamanıza saygı duyuyorum. Evet, değiştirdim. Çünkü başta sizi yanlış anladım; sonra ise asıl vurgulamak istediklerimin, söylemlerimin ötesinde olduğunu... Sizin, "Sadece insan ilgileniyor. Çünkü sadece insan ilgilenebiliyor." cümleniz bu anlamda aktarmak istediklerime ışık tutuyor. Tam bu noktada size "neden?" diye sorsam, bunun sebebi olarak "neo-korteksi" örnek göstereceksiniz. "Beynin bu kısmı diğer canlılarda neden Homo Sapiens'deki kadar gelişmemiş?" diye sorsam, bu durumu evrimle ilişkilendireceksiniz. Ve son olarak da "ortada bir tercih olmadığı üzere, üzerine düşünülecek bir hikmet, imalı bir durum falan da yok" diyeceksiniz. Gelelim Homo Sapiens'e... Sizce insandaki neo-korteks'e ne oluyor da, nihai noktada bazı insanların dünyanın şekliyle, gezegenlerle, galaksilerle ilgilenmesini sağlayabiliyor iken, bazı insanlarda (daha az bile demeyeceğim), "hiç ama hiç" ilgilenmemesini sağlayabiliyor? "İnsan ister ilgileniyor, ister ilgilenmiyor" şeklinde kısaltılmış bir cevap, bu konuyu aydınlatmak için sizi tatmin edebilir lakin başkalarını neden tatmin edemesin? Burada sizin de tespit ettiğiniz üzere bir yanlış anlaşılma var. Sorunuzu şimdi detaylandırdığınız için konu benim nezdimde daha anlaşılır oldu. Evrim, insanlık için büyük bir buluş olabilir. Lakin benim için de öyle olmak zorunda mı? Tam bu noktada "siz insan değil misiniz?" diye sorabilirsiniz. Anlayabilirim. Esasen dünyanın şekliyle, gezegenlerle, galaksilerle ilgilenen ve bu yönde keşiflerde bulunan anlayışı, evrimi inceleyen ve bu yönde keşiflerde bulunan anlayıştan bir ölçü önde buluyorum. Sizin için böyle olmayabilir. Özetle, "Evrim dahi....." derken anlaşılmasını beklediğim anlam; "Evrim (gibi) (sanıldığı kadar mükemmelliyetin zirvesinde olmayan bir buluş) dahi insan keşfidir." şeklindedir. Orada bir şey vardı. Daha doğrusu yoktu... Sizin de tabirinizle, yaptığımı sandığım bu açıklamada aslen açıklamamış, yok'lamış oldum: "İradeyi"... Oysa o'na (irade) değer vermek; dünyada saygı duyulması gereken en önemli şeylerin başında gelirken, sizin ve benim, o'ndan yoksun olarak dünyaya gelmiş olmamız gibi determinizm ile açıklanamayacağını düşündüğüm bir tablo var ortada. Sizce olmayabilir... "İradeye daima saygılıyım..." Ben de iradenize değer verdiğim için sorunuzu cevaplamıştım zaten. Önermemi tekrar hatırlayalım lütfen: "Tek bir 'e' harfi dahi kişiyi farklı düşüncelere sevk edebiliyor, biliyorsunuz." Sonra da hemen yukarıda belirttiğim şu cümlemi hatırlayalım: "Çünkü başta sizi yanlış anladım; sonra ise asıl vurgulamak istediklerimin, söylemlerimin ötesinde olduğunu..." Yukarıda bana ait iki cümleden analiz edebileceğiniz üzere; algım beni yanlış yönlendirdi. Dolayısıyla ben de dahil olmak üzere, ortaya kişilerin uydurduğu sayısız senaryo çıkmasının bir hükmü kalmıyor. Sizin yönelttiğinizin de. Öncelikle size teşekkür ediyorum. Ne olduğundan ve kimin yazdığından ziyade, düşüncenin kendisine önem verip paylaştığım metni sonuna dek okumuş olmanız gerçekten örnek bir hareket. Sizin, söz konusu yazıyı dilediğiniz kadar sorgulama hakkınız var. Yerden yere vurma hakkınız var. Bu yönüyle size en ufak bir alınganlık yapmam mümkün değildir. İlginiz ve alakanız için tekrar teşekkür ederim. Alamaz, çıkamaz. Zira birisi de çıkar "Neden (x2), neden olmasın?" derse, mevzu döngüsel safsata (bkz.Petitio Principii) boyutu kazanır. Ben, bu durumun "endişelendirmediği" bireylerden bahsediyorum sevgili teflon. Kullandığım dil, sizin nezdinizde anlaşılır olmayabilir. Dilerseniz, cevap verdiğiniz kısmı tekrar mercek altına alabilirsiniz. Bu sorunun sizi niçin bu kadar meşgul ettiğini anlayamadım. "Kuranı kerim o coğrafyalarda zamanlarını farz kıldığı oruç ve namazın nasıl ifa edilebileceğini yazsın yeter." derken, bu cümlenin muhatabı olarak kimi kastettiğinizi ise hiç anlayamadım. "Kim için" yeter? Lütfen siz de kusura bakmayın lakin bu konudaki akıl yürütmenizin muhteşem olduğunu söyleyemeyeceğim. Anladığım kadarıyla siz, Adem ve Havva olarak anılan kişilerin homosapiens olmayan insan ırkının ilki olabileceklerini düşünmüyorsunuz. Neandertaller'in kendi türlerini yedikleri düşüncesi aklıma geldikçe, bu fikir bana da sıcak gelmiyor. Bu yazının ana düşüncesini merkeze alan, bilimsel bir dayanağının var olmadığını; daha ziyade subjektif çıkarsamalardan mütevellit bir düşünce olduğunu görüyorum. Yine de bilimsel verilerle bir ölçü örtüşebilecek ve felsefi olarak da kişiyi bir nebze olsun düşünmeye sevk edebilecek bir yazı olabileceği ihtimalini göz önünde bulundurarak "elinize sağlık" diyebilirim. "Allah'ın amacı bizi test etmek için bir dünya oluşturmaksa hayır.. yaptığını bozmaması gerekir. Allah yaptığını bozmaz.." varsayımına karşı verilmiş masum bir cevap sizi bu kadar rahatsız etmemeli. Bu varsayımı ortaya atan kişi; sizin gibi mantıktan dem vurmak, mantığa gönderme yapmak ya da mantığı ölçmek-almak gibi bir hakka sahip midir bilemiyorum (esasen sanmıyorum), lakin kendisine hususi olarak verilmiş cevapları siz hangi akla ve mantığa göre alıntı yapabiliyorsanız, düşüncelerini eleştirme hakkını kendinizde bulduğunuz kişilerin fikirlerini de benzer çerçeve dahilinde değerlendirmeyi deneyebilirsiniz. Selam ve sevgiler.
  3. Düşünen Pilot

    Şeytanın Suçu Nedir?

    Değerli forum üyeleri, İnsanların bilgiye en kısa/kestirme yoldan ulaşma hakkını kimi zaman görmezden geliyor olabilir miyiz? İlk bir kaç cümlesini okuduğumuz veya hiç okumadığımız, buna karşın tamamını alıntı yaptığımız paylaşımlar nedeniyle forumda kalabalığa neden oluyor olabilir miyiz? Hepinize iyi geceler.
  4. Düşünen Pilot

    Şeytanın Suçu Nedir?

    Yanıtınız için teşekkür ederim. Selamlar.
  5. Düşünen Pilot

    Şeytanın Suçu Nedir?

    Merhaba fezadabirtürk Akılcı sorular bunlar. (Benim de sormak istediklerim var) "Bilmediğimiz çok şey olduğu kesin." demek istediğinizi varsayıyorum. Peki "yeterli" bir yol mu? Bilgi, iman etmek için yeterli bir yol olsa, bilginin sonunun birtakım hakikatlere aralandığını duyan/dileyen herkes bu bilgiye ulaşır ve böylelikle "iman etmek = kaçınılmaz son" gibi bir tablo ortaya çıkmaz mıydı? Eğer çıkarsa, bu durumda, bilgiye ulaşmayı "dilemeyen" kaç kişinin varlığından söz edilebilir ya da edilebilir miydi? Araç olmadığını kim söylüyor? Mutmain olmak için olabilir mi? Henüz size lazım olmadığı için olabilir mi? Teoride evet, fakat bir de pratiğe bakarak doğrulatmak gerekmez mi? Bilmeye hiç çalışmadan mı bu çıkarımı yapmaktasınız? Hiç "samimi olarak" bilmeye çalıştınız mı? Sevgilerimle.
  6. Düşünen Pilot

    Şeytanın Suçu Nedir?

    Tanrı, yarattığı varlığın alacağı muhtemel aksiyonları "mutlak hakimiyeti" dahilinde önceden öngöremiyor ya da bilemiyor mu? 1 no'lu maddede "Tanrı varsa her şeyi bilendir" önermesinin akabinde, 7 no'lu maddede "ya da Tanrı her şeyi bilmiyordur" önermesinin yapılabilmesi durumu, "Tanrı" olarak algılanan varlık ya da yapılan akıl yürütmelerde kusur olma ihtimalinden kaynaklanabilir mi? Bu arada "eğer" bir Tanrı varsa, Tanrı'da kusur olmaması gerekmez mi? Bu sonuca varılabilmesi için ilk 7 önerme hakkında sorulan yukarıdaki soruların cevap bulması gerekmez mi? Bu sonuca varılabilmesi için ilk 8 önerme hakkında sorulan yukarıdaki soruların cevap bulması gerekmez mi? Burada ilköğretim düzeyinde bir sınavdan mı yoksa akademik düzeyde bir sınavdan mı bahsediliyor? Kastedilen sınav dünyevi bir sınav değil ise, bu dünyaya ait olmadığı düşünülen ile bu dünyaya ait olduğu düşünülen iki olgu, hangi mantıksal zemine dayandırılarak kıyaslanabiliyor? Sınanan varlık ile sınavı yapan (her şeyi bildiği düşünülen) varlığın "aynı varlık" olması durumunda bu varsayım doğru olarak kabul edilebilir. Fakat varsayım; "Sınama (sınanma değil) düşüncesi ile her şeyi bilme düşüncesi aynı anda yürüyemez" şeklini alır ise, felsefe anabilim dalında "ordinaryüs" sıfatına sahip bir akademisyenin, bu alanda kariyer edinmek isteyen akademisyen adaylarını sınava tabi tutması örneği nasıl açıklanacaktır? "Eğer" bir Tanrı var ise, bahsi geçen önermenin vuku bulup-bulmadığı nasıl/hangi yolla ispatlanabilir? Bu soru, bir önceki önermede sorulan sorunun cevaplanabilmesine bağlı olarak cevaplanabilecek ya da cevaplanamayacaktır. Bu varsayım, 2 no'lu önermenin vuku bulduğu durumu ifade etmektedir. Tanrı'nın iradesinin "yok hükmünde" olduğu durumda, kendi içinde tutarlı görünmektedir. Tanrı'nın iradesinin "yok hükmünde" olması durumunda muhtemel bir sonuçtur. Saygılar ve sevgiler.
  7. Düşünen Pilot

    Şeytanın Suçu Nedir?

    GOD ⊂ SI (Symbol of Units) Tanrı, ne X ne de Y'dir. Tanrı, X ve Y'yi yoktan var eden, basit matematiksel simgelerle ifade edilemeyecek kadar "kusursuz ve yüce" olandır. Tanrı, yarattığı kusurlu varlık olan X'in mükemmel olmasını, kendisine benzemesini istemektedir. Bununla beraber X, asla ve asla kusursuz olamayacaktır. Bu, Tanrı'nın kendi tahtından yoksun kalabileceğini iddia edebilecek "kusurlu" hikayelere figüran olabilmesini engellemek için değil, yaratılan varlığın yaratan statüsünde (kusursuz) olamayacağındandır. Tanrı, X'i o kadar çok sevmektedir ki, onun kusurlarını örtmek, kendisine benzetmek istemektedir. Fakat X'in gelişebilmesi için bir "neden"e ihtiyacı vardır. Bu gereksinim, Tanrı için değil, yoktan var ettiği "X"in gelişimi içindir. Bu vesileyle Tanrı "Y"yi yaratır. CREATION OF "Z" Tanrı, "Büyük Oyun"un (The Great Play) oynanabilmesi için X ve Y ile birlikte Z'yi de yaratır. Z, X ve Y'nin içinde rollerini sergileyebilecekleri koca bir platform; X ve Y ise bu platformun bir dekoru konumundadırlar. Z'nin en büyük rolü; X'in gelişim süreci içerisinde ihtiyaç duyacağı optimum şartları kendisine sunarak ona basamak olmak; bu vesileyle en yükseğe (mükemmellik makamına) sıçramasını sağlayabilmektir. Büyük Oyun'da yer alan hiçbir varlık boşuna yaratılmamış olup her ünitenin bir görevi (rolü) bulunmaktadır. Herkes görevini yapar, rolünü oynar. Hangi rolü oynamak üzere yaratılmış ise o rol ona kolaylaştırılır. "Y" bile "kaderin memuru" olarak görevlendirilmiştir ve oyunu zenginleştiren önemli figürlerdendir. Kusurlu ünitelerin (X, Y) tamamı "Ana Ünite"den yani "Yüce Yaratıcı"dan geldiler ve rollerini oynadıktan sonra yine O'na döneceklerdir.
  8. Düşünen Pilot

    Şeytanın Suçu Nedir?

    "Many know how to flatter, few know how to praise." sözünü anımsattınız. Selam.
  9. Düşünen Pilot

    Şeytanın Suçu Nedir?

    Merhaba democrossian, Nasılsınız? İyi hafta sonları dilerim.
  10. Düşünen Pilot

    Şeytanın Suçu Nedir?

    X, kusurlu bir varlık olduğundan, kendi paylaşımında bazı eksikler, yanlış anlaşılmaya meğilli noktalar görmektedir. Bu vesileyle paylaşımını güncellemektedir: İYİLİK-KÖTÜLÜK, YERYÜZÜ VE İÇİNDEKİLERİN YARADILIŞ SEBEBİ HAKKINDA Konuya giriş yapılmadan evvel biraz ruhtan ve özelliklerinden bahsedilmesi gerek. Ruh'un ne olup-olmadığı açıklanamaz ancak sahip olduğu niteliklerden bir ölçü bahsedilebilir. Akıl, nefs, irade ve inanç (iman) olarak bilinen kavramlar ruh'un özellikleri konumundadırlar. Akıl: Ruhun “+” kutbu. Hakikate dönük, hakikati arzulayan yüzü Nefs: Ruhun “-” kutbu. Dünyevi istek ve arzulara dönük yüzü İrade: Ruhun herhangi bir 3.etkene bağlı kalmaksızın + ve – kutuplar arasında pozisyon alabilme yetisi İyilik: İradenin akıl yönünde kullanılmasıyla ortaya çıkan eylemler Kötülük: İradenin nefs yönünde kullanılmasıyla ortaya çıkan eylemler (Bu noktada inanç ve vicdan devreye girer) İnanç: İradenin nefs yönünde kullanılmasını dizginleyen, o'nun akıl yönünde kullanılabilmesini kolaylaştıran mekanizma Vicdan: İradeyi denetleyen ve bu vesileyle kişinin eylemlerini sorguya çekmesini, kendiyle hesaplaşmasını sağlayan mekanizma İrade, inanç olmadığı takdirde çoğu kez nefse yem olur. Nefs, iradeyi tek başına kendi yönüne çekebilme konusunda akıldan baskın iken, aklı bulmak ve hakikate ermek noktasında tek başına vicdan yeterli değildir. Bazı inançsız ama vicdanlı insanlar “biz zaten iyi yaşıyoruz, din’e ihtiyacımız yok” diyebilmekteler. Vicdansız bir insan aynı zamanda inançsız olabilir, ancak inançlı bir insanın normal şartlar altında vicdansız olması beklenemez. Bilinç ve zeka kavramları ruha ait fonskiyonlar olmadığı için tanımlarına yer verilmemiştir. Yaradılışın amacı; iradenin akıl yolunda kullanılması, bu vesileyle ruhun olgunluğa erişiminin (tekamülünün) sağlanmasıdır. Peki ruh, Tanrıya ait ve Tanrı her türlü eksiklikten beri ise nasıl oluyor da üfürdüğü ruhu gelişime (tekamüle) açık olabiliyor? Bu soruyu cevaplayabilmek için Tanrının doğasını anlayabilmek gerek. Bu noktada Yard.Doç.Dr.Metin YASA'nın "Panenteizmin Tarihsel Ardalanı Üzerine" adlı yazısındaki aşağıda tırnak içinde belirtilen paragraf yol gösterici olabilir: "Tanrı, evren ile olan ilişkisinin dışında, kendi olarak da ikili görünüme sahip bir varlıktır. İbn Arabi, bu ikili görünümün bir ayağına 'Rab' der, ve bununla Tanrı'nın değişmeyen doğasını kasteder; 'Rab için sübut vardır'. İlgili görünümün ikinci ayağına ise İlah der; bununla da Tanrı'nın değişen doğasını kasteder. Çünkü, İbn Arabi'ye göre, kendinde olan Tanrı, isim ve nitelikleriyle değişmektedir. İbn Arabi'nin, ötekine atıfta bulunmaksızın sözünü ettiği tanrısal ikili görünüm, çağdaş din felsefesinde Tanrı-evren ilişkisini en az sorunla açıklama amacında olan panenteizm ya da Mehmet Aydın'ın ifadesiyle, 'çift kutuplu uluhiyet anlayışı'nın belki de en erken habercilerinden biri durumundadır. Çünkü en genel anlatımıyla panenteizme göre, 'Tanrı'nın her türlü değişmenin ötesinde olan bir veçhesi, bir de değişen, sürecin içinde olan ve dolayısıyla oluşmakta olan veçhesi vardır.' İbn Arabi, Tanrı'nın değişen doğasına kanıt olarak, 'her gün bir iştedir' içerikli ayeti gösterir." Yukarıdaki paragraftan, evrenin ve içindekilerin Tanrı'nın doğasından meydana geldiği, onun özelliklerini taşıdığı ancak “o” olmadığı; nitekim "o" denilen şeyin her türlü değişmenin ötesinde “mutlak” bir varlık olduğu anlaşılmaktadır. Burada anlaşılmakta güçlük çekilen kısım; bir varlığın aynı anda hem mutlak hem de nasıl değişime açık olabileceğidir. Çünkü değişim varsa ihtiyaç, ihtiyaç varsa eksiklik vardır; “öyleyse Tanrı eksiktir” düşüncesi ortaya çıkmaktadır. Peki ya değişebilir (oluşmakta olan, mutlak olmayan) veçhesini (yönünü) kendisi yaratıyorsa? Bu veçhe “ruh” olarak kabul edildiği takdirde, Tanrı’nın yarattığı iddia edilen şeyin, yine Tanrıya ait bir yan-yön olarak değil, “onun yarattığı ayrı bir varlık” olarak izole edilebilmesinin önünde yatan engel nedir? Bu vesileyle “Tanrının kendisinde değil, yarattığında kusur vardır” demek, mümkün olmuyor mu? Tanrı, yarattığı ruhunda tekamül vesilesi ile minimum düzeylere inmesi beklenen kusurluluğu, kendi kusursuzluğuyla örtmeyi irade etmiş olabilir mi? Diğer yandan, Tanrı’nın oluşmakta olan veçhesinin özünde “yarattığı ruh” var ise, mutlak yönünün de “özünde ruh özelliği taşıyabileceği” (tekamüle muhtaç bir ruh değil) düşünülebilir mi? Bu noktadan hareketle “Tanrı içimizdedir” şeklinde bir benzetme neden yapılamasın? Bir üst paragraftaki anlatımı kolaylaştırabilmek adına bir senarist hayal edilir. Bugüne kadar bir çok film yazmış, yönetmiş. Hepsi Oscar almış, başyapıt filmler. Gel gelelim bu senarist yukarıda bahsedilen "sebebinin bilinemeyeceği 3.üncü bir nedenden dolayı" yönettiği bir filmin aynı zamanda oyuncusu da olmak isteyemez mi? Bir şekilde bunu murat etmiş olması onun senarist vasıflarında bir eksikliğe yol açar mı? Ya da diğer bir ifade ile bunu yapmak istemesi neden ona ille de bir eksiklik atfedilmesini gerektirir? İnsanoğlu kendi yazmadığı bir şiiri ya da şarkıyı bile seslendirirken, kendisini o eserin içeriğine kaptırabiliyor, onu yaşıyormuşçasına bir eda ile icra edebiliyor iken; bütün bir senaryoyu yazan olarak, Tanrı neden kurguladığı sahneyi bir de oyuncu gözüyle görmek isteyemesin? Neden yazdığı senaryonun baş kahramanı olamasın? Aşağıdaki varsayımlar, yukarıda verilen bilgiler doğrultusunda iyilik-kötülük, insan, şeytan ve yeryüzünün neden yaratılmış olabileceği konularına açıklama getirmektedir. Varsayım 1: Tanrı, yarattığı değişime açık yönünün (ruhunun) tekamülünü sağlayabilmek için her bir ruhunda cüzi akıl, cüzi irade, nefs, iman gibi özellikleri var etmiştir. Varsayım 2: Tanrı, yarattığı ruhunda tekamül vesilesi ile oluşması beklenen minimum kusurluluk halini, kendi kusursuzluğuyla örtmeyi irade etmiştir. Varsayım 3: Şeytan'ın lambanın fitilini ateşlemesi sonucu “kötülük” kavramının ortaya çıktığı biliniyor. Ancak Tanrı için, "şeytan'ın bu asi tavrı sergileyeceğini bilmiyordu" denilemez. Bu da Tanrı’nın yönlendirmesi olan “iyilik” kavramı ile şeytan’ın start verdiği “kötülük” kavramının ne olup ne olmadığının Tanrı nezdinde çok daha önceden bilindiği ya da yaratıldığı anlamını taşır. Varsayım 4: Bir önceki varsayımdan hareketle, iyiliğin ve kötülüğün her ikisinin de bir misyon taşıdığı; iyiliğin ruhların gelişimine katkıda bulunduğu, kötülüğün ise ruhların tekamülünü engellediği söylenebilir. Aşağıdaki sorular, yukarıdaki varsayımlar neticesinde ortaya çıkmaktadır. Soru 1: Kötülük eyleminin hiç var olmadığı bir ortamda iyilik kavramı da vücut bulamayacağı için kötülüğün de dolaylı olarak ruhların tekamülünde bir pay sahibi olduğu söylenebilir mi? Cevap 1: Neden söylenemesin? Soru 2: Kötülüğün, dolaylı olarak da olsa ruhların tekamülünde bir pay sahibi olduğu söylenirse, bu durum ruhların tekamülüne uygun ortama neden olduğu gerekçesiyle Şeytan'ın Tanrı tarafından affedilmesine olanak tanır mı? Cevap 2: Bkz. Kur’an-ı Kerim Soru 3: Tanrı, şeytanın insana secde etmeyeceğini bile bile meleklere secde etme emri verdi. Bu durumda şeytanın, önceden yazılmış rolünü oynamaktan başka ne suçu olabilir? Cevap 3: Suçu olması gerekiyor mu? Ruhların tekamülü için bir suçluya ihtiyaç duyulmuş olamaz mı? Bu suçlu, Tanrı’nın direkt kendi ihtiyacı değil, İnsanın “beni neden yarattın” sorusuna cevap verebilmek için kasten kusurlu yaratılmış bir varlık neden olamasın? Soru 4: Şeytan asilik yapmasa idi, ruhların tekamülü gerçekleşebilir miydi? Cevap 4: Neden gerçekleşemesin? Gerçekleşemeyeceğini iddia etmek, Tanrı'nın mutlak iradesine sınır getirmek anlamına gelmez mi? Soru 5: Tanrı hangi nedenden şeytana kıyamete kadar izin vermiştir? Cevap 5: Yarattığı ruhların tekamülünün sağlanabilmesi, dolayısıyla mükemmelliği yakalayabilmeleri için olabilir mi? Soru 6: Şeytan, sonunda en büyük cezayı çekeceğini bile bile ne tür bir motivasyonla mücadelesini sürdürebiliyor? Cevap 6: Kasten kusurlu yaratıldığı için olabilir mi? Soru 7: Amaç insanın sınavı ise Tanrı neden durup dururken insanı sınavdan geçirme gibi bir fikre kapılmıştır? Cevap 7: Bkz. Cevap 5 Soru 8: Onun gibi kudretli bir varlığın (Tanrı) bundan (insanı yaratmaktan) ne gibi bir beklentisi vardır? Cevap 8: Bkz. Cevap 5 Soru 9: Şeytanı var eden, insanı var eden, sonra secde etmeyeceğini bile bile şeytana insanın önünde secde etmesini söyleyen, şeytan secde etmeyince de onu lanetleyen bir Tanrıdan bahsediyorsak, bugün şeytana atfedilen kötülüklerin arkasındaki asıl ve gizli güç Tanrı olmuyor mu? Bir başka deyişle şeytan'ı saptıran, yani onu itaatsizliğe iten Allah’ın ta kendisi değil midir? Cevap 9: Neden olamasın? Soru 10: Tanrı kendi düzeni içerisinde şeytana ihtiyaç duymakta mıdır? Cevap 10: Bkz. Cevap 3 Soru 11: Kendi uydurduğu bir sınavın sonunda insanların çıkıp "benim ne suçum var da beni cehenneme atıyorsun?" diye serzenişte bulunmalarını önlemek için mi şeytanı kullanmaktadır? Kısaca şeytan, Tanrının bir bahanesinden mi ibarettir? Cevap 11: Bkz. Cevap 3 Soru 12: Tanrı tüm melekleri mutlak itaatkar varlıklar olarak yaratırken, niçin şeytanı kendisine başkaldırabilecek potansiyele sahip olarak yaratmıştır? Cevap 12: Bkz. Cevap 3 Soru 13: Şeytanın suçu nedir? Cevap 13: Bkz. Cevap 3 Tez: Şeytan, Allah'ı görmüş, onunla konuşup iddiaya bile girmiş, demek ki Allah o kadar muhteşem değil yani görünce etkilenmeden onunla zıt gidilebiliyor, Allah'a sinirlenilebiliyor. Anti tez: Şeytan’ın kasten kusurlu yaratılmış bir varlık olduğu kabul edilecek olursa, Tanrıya neden zıt gidemeyeceği açıklanabilir mi? Saygı ve sevgiler.
  11. Düşünen Pilot

    Şeytanın Suçu Nedir?

    Tanrı, ne X ne de Y'dir. Tanrı, X ve Y'yi yoktan var eden, basit matematiksel simgelerle ifade edilemeyecek kadar "kusursuz ve yüce" olandır. Tanrı, yarattığı kusurlu varlık olan X'in mükemmel olmasını, kendisine benzemesini istemektedir. Bununla beraber X, asla ve asla kusursuz olamayacaktır. Bu, Tanrı'nın kendi tahtından yoksun kalabileceğini iddia edebilecek "kusurlu" hikayelere figüran olabilmesini engellemek için değil, yaratılan varlığın yaratan statüsünde (kusursuz) olamayacağındandır. Tanrı, X'i o kadar çok sevmektedir ki, onun kusurlarını örtmek, kendisine benzetmek istemektedir. Fakat X'in gelişebilmesi için bir "neden"e ihtiyacı vardır. Bu gereksinim, Tanrı için değil, yoktan var ettiği "X"in gelişimi içindir. Bu vesileyle Tanrı "Y"yi yaratır. De ki: "Hak geldi, batıl yok oldu. Şüphesiz batıl, yok olmaya mahkûmdur." | 17.81
  12. Düşünen Pilot

    şeytan neden var?

    Ben Allah olmadığım için bu sorunuza cevap veremeyeceğim. Siz istiyorsunuz ki, verilen bir bilgi, açık kapı bırakılmadan herkesi tatmin edebilsin. Herkes tatmin olsa, zaten inanan ve inanmayan diye bir ayrım olmazdı ve ben şu an sizin gibi saygılı bir beyefendi ile tanışmış olamazdım kim bilir? Allah, ortalama 70 yıl ömrü olan insanların herbirinin önüne birbirinden farklı 25 bin 550 adet gerçek bırakmış olsa ve 15 yaşından 50 yaşına gelene kadar her birey günde 1 adet olmak üzere önünde duran gerçeklerin yarısını bilimsel çalışmalar neticesinde doğrulamış olsa, bu insanlar, kalan 20 yıllık ömürlerinde kişi başına düşen 12 bin 775 adet gerçeği çürütebilmek uğruna çaba sarfeder miydiler sizce? Gerçeklik tanımınız nedir acaba? Size göre gerçek nedir-ne değildir? Düşüncenize sonuna kadar katılmakla birlikte şu soruyu sormadan edemeyeceğim: Buna rağmen, bir birey Allah'ın kelamını açıp okuduğunda yanlış anlayabiliyorsa, suç Allah'ın mıdır? Farklı bir başlıkta, "Şeytan'ın suçu nedir?" diye soran akıl, "Allah'ın suçu nedir?" diye sormayacak mı??? Saygı ve sevgiler.
  13. Düşünen Pilot

    şeytan neden var?

    Sadece 1400 yıl öncesine mi hitap etmeliydi? Senelerin adedini ve hesabını bilmeniz için geceyi ve gündüzü iki âyet (vasıta, alâmet) kıldık. Gecenin âyetini (belirtisini) (gecenin içindekileri) görünmez kıldık. Rabbinizden fazl istemeniz için gündüzün âyetini (belirtisini) (gündüzün içindekileri) görünür kıldık. Ve herşeyi detaylı olarak tafsil ettik (açıkladık). ayetinden sonra sizce şöyle mi demeliydi: "bir tek farkla! Çünkü İzlanda'da durum farklı işlemektedir..." Herkesi düşünerek gönderildiğinden dolayı herkesin farklı bir çıkarım yapabildiği düşüncesine ne diyorsunuz? İnsan farklı düşünebilen bir varlık değil midir? Tam da şu an bile ikimiz aynı şeye bakıp farklı şeyler görmüyor muyuz? 1 tane siyah kuğu bulunduğunda, kuğuların geri kalanının da mutlak mertebe siyah olabileceği söylenilebilir mi? Ne değişmiyor ki? Dediğiniz gibi bu da değişir elbet. Bilgi için teşekkür ederim. Detaylı araştırmam gerekecek. Bu soruma cevap vermediniz. Bu arada sorularımla sizi boğmadığımı umuyorum. Sevgiler.
  14. Düşünen Pilot

    şeytan neden var?

    Sizin tabirinizle Allah'ın izlanda'daki insanları düşünmemiş olması, İzlanda'da zaman kavramını yok mu etmiş oluyor? (henüz yanıt alamadım) Güneş ve ay, günümüzde hala zaman hesabı yapabilmek için kullanılmıyor mu? Bu anlayış, ismini verdiğiniz kişinin anlayışı olmasın? Kesinlikle. Rakamlar, hala var olduğuna inanıldığını gösteriyor olsa da, aşağıda daha farklı noktalara değinmeye çalışacağım. 1 tane siyah kuğu görebilme azmiyle, 1 milyon tane beyaz kuğu'nun varlığı önemsenmemeli ya da daha mı az önemsenmelidir? Pek tabi. Bahsedilen 2 kişi ya vardır, ya yoktur. Bilim, Afrikalıların diğerlerinden genetik ayrımını açıklayabiliyor mu? Yapılan bu muazzam araştırmaların din ile çeliştiği düşüncesi, din'in anlatmaya çalıştıklarının tam olarak kavranamamış olmasından ileri gelebilir mi? Bütün problem, Adem ve Havva'nın "insan türünün atası" olduğunun düşünülmesiyle ortaya çıkıyor olabilir mi? Bir üstte sorduğum soru, bu kısmı da kapsamakta. İnançlı ya da inançsız olmanızın benim açımdan bir önemi yok. Ben de size saygı duyuyorum. En az sizin bana duyduğunuz kadar. Henüz 1-2 yıllık bir açıklama olduğundan dolayı Google Akademik'de bulunmuyor. Standart Search'e "Universe shouldn't exist" yazarsanız ilgili resmi açıklamalara ulaşabilirsiniz.
  15. Düşünen Pilot

    şeytan neden var?

    İzlanda'da olağan dışı gelişen gündüz-gece oluşumu o coğrafyadaki zaman kavramını yok mu etmiş oluyor ki bu durum Kur'an-ı Kerim'deki gece-gündüz oluşumu ile ilgili ifadelerin hatalı bulunmasına neden olsun? Estağfurullah. Ben de bilmeden bir kusur işliyorsam siz de kusuruma bakmayın lütfen. "İslam alimleri" dediğiniz kişi ya da grup kim bilmiyorum. Ancak kendisini "alim" olarak niteleyen bir kişi var ise, onun alim olamayacağını belirtmek isterim. Sizin de vesilenizle Nuh tufanı'nın küresel bir tufan olamayacağını öğrendim, teşekkür ederim. Aynı linke "adam and eve" yazınca verdiğiniz rakamın yaklaşık 4 katı sonuç çıkmasını neye bağlamalıyız? Copy-paste yaptığınız metni baz alarak bir karşılaştırma yapıyorsanız haklısınız. "Bilim, ipuçlarını kullanarak ve bunları sağlam temellere dayandırarak bir şeyleri açıklayabilir. Mesela dünyanın yaşı.." "Bilim bundan 50 yıl sonra 'aaa yanlış hesaplamışız 10 milyar yılmış' diyebilir" Yukarıdaki ifadeler size ait. 50 yılda dünyanın yaşını 2'ye katlayıp 1 milyar yıl ekleyebilme potansiyelinde bir anlayışı ne düzeyde rasyonel buluyorsunuz? CERN'in 2017 yılında yaptığı Higgs Bozonu deneyi neticesinde "Evren aslında var olmamalıydı." şeklinde yaptığı açıklamalar hakkında ne düşünüyorsunuz? Eğer var olduğunu "farzettiğiniz" tanrıya aslında "inanmayan" bir karakter olarak bu düşünceyi savunuyorsanız, yanılıyor olma ihtimaliniz mevcut. Çünkü tanrının varlığına "inanmayan" birisinin, tanrının doğasını doğru şekilde anlayıp, onun bakış açısına benzer bir açıyla olaylara bakabilmesi ve durum değerlendirmesi yapabilmesi mantıklı bir düşünce gibi durmuyor. Neandertaller'in Ademin oğulları olduğu nereden biliniyor?
×