Jump to content

nogodbutAllah

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    927
  • Katılım

  • Son ziyaret

Topluluk Puanı

0 Neutral

nogodbutAllah Hakkında

  • Derece
    Advanced Member

Güncel Profil Ziyaretleri

Güncel ziyaretçiler bloku aktif değil. Diğer kullanıcılar son ziyaretçilerinizi aktif edene kadar göremezler.

  1. bir çok modern sandığımız şeylerin kökenine indiğimizde bayağı ilkel bir kök üzerinden geldiğini görürüz esasen bir çok kompleks şeyin kökü sade ve basittir sonra sonra gelişir değişir ancak temeli esası esasen ayndır misal saatler önce dikilen çubuğun güneşe göre gölgesinin dönmesi kısalması uzaması ile güneş saatleri doğdu sonra çinde japonyada yağ lambaları ve mum saatleri kullanıldı ki mumlar eşit düzeyde çizgi ile ayrılıyor her birimin yanma süresi zamanı ölçüyordu sonra kum saatleri mekanik su saatleri ve çarklı saatler sarkaçlı saatler derken quartz atomik saatlere kadar geldi ama temeli güneşin ayın hareketleri ayın şekil değişmesi 12 burç v.s dir biliyoruz ki kutsal metinlerde ayın güneşin hesaplayıcı özelliği ve 12 ay sayısı ifade edilir gerçi 60 ve 360 sayısı daha önce kullanılıyordu sanırım dairevi yörünge veya gök cisimleri şekli sebebi ile bu sistem oluştu.ama 60 ve 360 sistemi 12 li sistem ile de pekala uyumludur ** enterasan bir şey daha var https://tr.wikipedia.org/wiki/Karat_(ağırlık_birimi) https://en.wikipedia.org/wiki/Carat_(mass) https://culinarylore.com/food-history:carat-and-carob-seeds/ karat denilen elmas mücevher ölçüsünün kökü nerden gelir çok ilkeldir keçiboynuzundan gelir hayvan olanı değil tabii bitki olanı niye zira orta doğuda araplar arasında eskiden elmas mücevher gbi şeyler aynı büyüklükte çekirdek taşıyan keçi boynuzu çekirdekleri kullanılmış yani ortalama 24 çekirdek bir saf altın ağırlığına eşit olduğu için 24 ayarın da burdan geldiği söylenir zaten ölçüde temel olan uniform eşit aralık olmasıdır keçiboynuzu çekirdekleri de hem ağırlık hem büyüklük olarak eşit sayıldığı için tartmada kullanılmış etimoloji sözlükte carat un anlamı: https://www.etymonline.com/search?q=carat "also karat, late 15c., "a measure of the fineness of gold," from Middle French carat "measure of the fineness of gold" (14c.), from Italian carato or Medieval Latin carratus, both from Arabic qirat "fruit of the carob tree," also "weight of 4 grains," from Greek keration "carob seed," also the name of a small weight of measure, literally "little horn" diminutive of keras "horn of an animal" (from PIE root *ker- (1) "horn; arapça keçi boynuzu harub خَرُّوبٌ dır farsça harnub tur ki arapçadan alınmadır zaten harnub pekmezi filan da deniliyor malum batı osman diyemediği için ottoman diyor harub ta carob karata dönmüş .
  2. avrupa batıda bilim geliştiği halde hristiyanlık bahusus katolizm ortadan kalkmadı rusya da belli aradan sonra yeniden dindarlık arttı çin ve japonyada dahi yöneliş yükseldi islam ise en hızlı büyüyen din olarak tüm istatistiklerde gösteriliyor gerileme şöyle dursun ilerleme oldu bitme şöyle dursun yerini dahada sağlamlaştırdı nedir bunun sebebi? ** nacizane kanaatim bilim din yerine ikame edilecek bir şey değil dinin çok boyutlu ve de fıtri bir yeri var insan da insan var oldukça din iman devam edecektir ölüm var oldukça dirilme öteki hayat hep gündemde kalacaktır insanın maddi yapısı sınırlı iken manevi yapısı ruhu sınırsız bir mahiyete o yüzden bilim maddeyi bedeni temsil ederken din ruhu manayı temsil ediyor annesi ölmüş bir çocuğu hangi teknolojik oyuncak ile avutabilirsiniz?
  3. nogodbutAllah

    Ben kullarıma zulmedici değilim. Kaf 29

    Zulüm kelimesi bir şeyi yanlış yere koymak manasına gelir temelde. bir şeyin sınırını aşmak veya o sınıra erişememek ikiside zulumdür misal bir bebeğe et vermek zulumdür süt lazım ona veya ata et kelbe ot gibi fıtrata zıt paylaşım zulümdür fıtri olan ata ot kelbe ettir. misal:ellerimiz ile ayaklarımız yer değişse bu zulüm olurdu zira yanlış yerdeler ayaklar ile yüzümüzü yıkayamayız iş yapamayız zaten eller avuç olup su dolar tam yüzü kaplar yıkar temizler veya el parmaklarının hareket ve kavraması başkadır. bazen ellerini kaybedip ayak parmakları arasına kalem boya yerleştirip resim yapan yazı yazanları gördükçe Allahım sen ne rahimsin adilsin ki ellerimiz olması gereken yerde ayaklarımızda kendi yerinde bazen ayaklarını kaybedip elleri üzerinde sürünen insanlar görürüz yine şükrederiz Allahım bizi ayağa düşürme ele düşürme deriz. misal bir kolumuz uzun olsa biri kısa olsa yine denge bozulur kendi ölçüsünde olması adildir veya bir ayağımız kısa veya uzun olsa aksamaya başlarız hemen yürümede senkron kaybolur topalamaya başlarız yürüyüş dikkat çekmeye başlar hatta gözler dahi o yürüyüşü izlerken yorulur. kurdu kelb yerine sürüye koruyucu koymak tilkiye kümes bekçiliği vermekte zulümdür zira yanlış şey yanlış yere yerleştirilmiş her şey dengi dengine ** ayetlerde umumiyetler Allah zulm etmez insan nefsine kendine zulm eder ve insanın dünyevi uhrevi cezaları kendi kesbi ile hakkettiğini ifade buyurur. biri gidip hırsızlık yapsa ev sahibinide öldürse hem katil hem hırsız olur adil bir hakimin karşısına çıkarılırsa ve ceza verilip hapsedilse mahkum: ey hakim bana zulm ediyorsunuz beni habs ederek derse hakim: hayır size zulüm yapılmamıştır.siz kendinize zulm ettiniz ve bu cezaya kendi amelleriniz ile hakkettiniz. tam tersi size ceza vermek adaletin ta kendisidir şayet ceza verilemez ise soyduğunuz ve öldürdüğünüz mahsum ev sahibine zulüm olur derse yanlış demiş olmaz kitabın tam ortasında konuşmuş olur. ancak evi soyulan ve yaralanan ev sahibini tutuklayıp hapse atsa o zaman hakim zalim olur yaptığıda zulüm olur. işte o yüzden adalaet hak edene hakkını vermek zulüm ise bri şeyi yanlış yere koyma anlamına gelir Allahın kanunları belli kendin hangisini seçersen ona müstehak olursun Allah oksijen dolu bir atmosfer yaratmış insan da ise oksijeni alacak akciğer yaratmı solunum sistemi ile hayat bulur sen sigara içsen akciğerini karaciğer haline getirsen kanser olsan sen kendine zulm edersin Allah ise rahmet için verdi o solunumu. Allah temiz ve duru düşünmek için sağlam bir akıl verdi.sen haram olan içkiyi içip sarhoş olsan gidip bir çukura göle düşüp ölsen kendi nefsine zulm etmiş olursun Allah ebedi bir ahiret ve cennet yaratmasa idi ve insanı ölüm sonrası diriltmese idi şu fani kısa dünya hayatı zulüm olurdu Allah hastalığı verip derdi verip dermanını vermese idi o zaman zulüm olurdu sadece otla beslenen hayvanlar bu kadar fazla iken sanki tüm hayvanlar vahşi hepsi parçalıyor gibi umumileştirmek yanlıştır bitkiler bir kaç istisna hep topraktan beslenir kimseyi yemiyor onlar canlı değilmi otçul hayvanlar deve koyun keçi sığır manda inek hepsi otçul efendim aslan çakal kurt tilki etle beslenir bunlar vahşidir tabiatı gereği öyledir kartal doğan olmazsa kuşlar çok kalabalıklaşır başka sorun çıkar kocaman deniz de bir dünya balık kum ve sudan yosundan başka bir şeyle beslenmiyor ama velakin köpek balığı gibi bir kaç tür de o derya da düzeni sağlayacak bir nevi leşleri temizleyecek çöpçü balıklar misal pirana: " Güney Amerika nehir ve göllerinde sıklıkla rastlanan pirana, jilet dişli etoburlar olarak bilinmektedir. 60’dan fazla türe sahip olan pirana, bitki artıklarını yemeleri ile temizleyici olarak adlandırılmaktadır. Genellikle turuncu, siyah ve gümüş renklerinde görülen tür, maksimum 60 cm uzunluğu ile derin yaralar oluşturabiliyor." bakınız yırtıcı pirana temizleyici görevi de var bitki artıkları ile beslenir. şayet koyun et yiyen parçalayan bir canlı olsa idi zulüm olurdu oysa et yiyen parçalayan lar sadece vahşi tabir edilen hayvanlardır onların pençeleri dişleri gözleri sindirim sistemi ona göre yaratılmış esasen vahşi hayvanlar sadece ölmüş leş türü şeyler ile beslenir leşlerin temizlenmesi de elzemdir ancak denge değiştiği için mecburen canlı hayvanda yemeye başlıyorlar hatta bazen şehire inip çöplerden besleniyorlar misal hastalık yapan bakteri gibi yararlı olan bakterilerde var mutlak manada kötülük yoktur zehir var panzehiride var
  4. nogodbutAllah

    Allah'ın melekleri Adem'e secde ettirme çelişkisi

    Allah c.c. ademi topraktan yaratıp boş heykel gibi ruhsuz kalıba secde edin dese idi o zaman şirk olurdu ancak topraktan şekillendirip maddi bedenin içine ruhundan üfledi isimleri esmayı öğretti sonra secde edin dediği için bu şirk olmaz. ayetlerde yer ve gökte olan her şey ona secde eder veya tesbih eder denilir yıldızlar ağaçlar secde eder denir secde terim olarak insanın Allaha ibadet için alnını yere koymadır ancak geniş anlamda selamlama hürmet ve saygılarını sunma hayranlığını belirtmek için boyun eğerek selam ve saygısını sunma vardır yani ibadet etme manası yoktur bizde mecazen çok kere bir ressamın bir mimarın fevkalede bir şairin önünde saygı ile eğiliyoruz bu terim manasında secde değildir secde eğilme demektir misal arapçada سَجَدَتِ النَّخْلَةُ hurma ağacı yüklü ağır meyvelerinden dolayı yere doğru büküldü eğildi denir.secde lafzı kullanılır. السَّفِينَةُ تَسْجُدُ لِلرِّيحِ :sefine gemi veya yelkenli rüzgara secde etti yani boyun eğdi rüzgar gücü ve etkisi ile rüzgar yönünde hareket etti ona tabii oldu demektir. veya ağaçlar ayçiçekleri günebakanlar güneşe yöneldi yani boyunlarını güneşin olduğu tarafa eğdi büküldü yoksa ayetlerde geçen belkis kavmi güneşe tapıyordu anlamında secde değildir kaldı ki ayetlerde resule ulul emre itaat vardır bu secde demek değil ona tabii olma demektir. ayetlerde sihirbazlarda musaya tabii oldular üstünlüğünü kabul ettiler secdeye vardılar veya yusuf as kardeşleri secde ediyor yani onun üstünlüğünü kabul edip tabii oluyor. melekler adem as üstünlüğünü kabul ediyor zira esmayı bilemediler şeytan o topraktandır deyip maddesel kıyas yaptı asi oldu meleklerde manasına bakıp kan döken birisi mi dediler Allah esmayı öğretip ilmi aklı huviyeti ile bambaşka bir şekilde ademi yarattı ne meleklerin nede şeytanın dediği gibi oldu o yüzden melekler Allahım senin bize bildirdiklerin harici bir şeyi bilmiyoruz her şeyi bilen sensin deyip itaat ettiler. zati manada Allah aracılık kabul etmez o yüzden aradan peygamberi dahi çıkarır kullarım sana beni sorarlarsa bilsinlerkin onlara çok yakınım şah damarından da yakınım dua edenin duasını kabul ederim dua çağrı davet isteme demektir. peygamberlere itaat tebliğ yönündedir yoksa mutlak iman itaat noktasında değildir. kaldı ki teşbihte hata olmasın bir komutan diğer erlere kendi emir erine uyun dese buda komutanın emridir zira uyun diyen de o dur yoksa bizzat emir erine itaat değildir. zira o emir eri komutana yakınlık nisbeti ile onun emirlerini iletir.kendi şahsi emri değildir. hz adem aynı zamanda peygamberdir.
  5. aslında bazı ayetlerde tüm insanlar için buna benzer psikoloji resm edilir: 31:32:"Dağlar gibi dalgalar insanları kuşattığı zaman, dini tamamen Allah'a has kılarak O'na yalvarırlar; onları karaya çıkararak kurtardığında, içlerinden bir kısmı doğru yolda kalır. Zaten ayetlerimizi bilerek ancak hain nankörler inkar eder. " ** yani insanın başına büyük felaket gelince çaresiz Allaha yalvarır :Allahım şu belayı benden gider daha bir şey istemem hep seni anar yolundan çıkmam der sonra o bela savılınca unutur hiç bir şey olmamış gibi Allahı unutur heva ve hevesi peşinde gider insan kelimesinin unutma anlamında nisyandan türediği söylenir ilk insan hz ademinde unutarak hata işlediği söylenir. ** insan misal paraya çok sıkışır para olan dostundan parayı iştiyak ile ister ve alır alırken de en kısa sürede ödeyeceğini söyler gider ihtiyacını görür rahatlar o rahatlık esnasınd a bir sarhoşluk ve ağırlık çöker parayı vereni de borcunuda geri ödemeyei de unutur ta ki borç vereni gördüğünde ahanda hatırladım borcum vardı der para isterken karşı tarafın parayı vermesini isteme arzu ve şevkimiz parayı öderken de olacak ki samimiyet ve ihlas meydana gelsin düşmekte olan bir uçakta inkar eden bulunmaz aslında zorluk anında her kesin fıtratına döndüğü gerçeğini vurgular bunun zıddı ise uçak yere teker koydu rahatça yere indiğinde iman eden dahi unutur gibi bir hal var.
  6. Ayetlerde firavunu her taraftan deniz ve dalgalar sarınca artık kurtulamayacağını boğulacağını anladığı anda musa'nın rabbine iman ettim demesi veya kabirlerinden diriltilenlerin: eyvah yanıldık peygamberlerin dedikleri dirilme ve ahiret hakkmış demeleri bana göre gözlerimle görmeden inanmam mantığının bir neticesi dir ancak bu aşamada iman sahih kabul edilmiyor zira imanın gaybi perdesi kalkıyor ve imtihan sona eriyor insan gerçekten ilginç bir varlık sağlıklı zamanlarında küçük dağları ben yarattım havasında kibrinde bir dişi ağırmaya veya bir diken batmaya gör hemen feryada başlar acizliğini ilan eder tüm diğer şeyleri unutur ölüm gelmeden ölümsüz gibi davranır çalar oynar amansız bir hastalığa yakalanınca hemen öleceğini anladığı anda tüm kibir kanatları düşer hakikati görmeye başlar diğer her şeyi boş anlamsız görmeye başlar esasen izan iman sahibi kişi azap gelmeden iman edendir zira mecburi iman sahih değildir.
  7. nogodbutAllah

    MUCİZELERİN DEVAMI...(2. BÖLÜM)

    Kainatın 6 günde yaratılması ve sonradan insanın yaratılması ve dünyaya gönderilmesi ayetlerde yer yüzünde bir halife yaratacağım demesi insanın en son yaratıldığı ve yaratılmadan önce adeta onun yaşayacağı mekan olan yeryüzünün tamamen hazır olduğunu gösterir dolayısı ile hava su gıdalar bitkiler zaten yeryüzünün yaratılması ile onlarda hazırdı 6 gün eyam denmesi daha çok altı devir şeklinde geçer Allah indinde bir gün sizin indinizde bin gün gibidir denmesi Allah indindeki günün dünya günü olmadığını ve izafi olduğunu gösterir kaldı ki gün kelimesi orjinali dünyanın kendi etrafında dönme süresidir ki daha dünya yaratılmadan ve doğal olarak dönmeden gün kelimesinden bahsedilmez demek ki Allah zati yaratılışta kullandığı gün daha zaman ve dünya kainat yaratılmadan bahsedilen zaman üstü ve dünyevi olmayan bir kavramdır tefsirlerde bu dört gün tamamı dört gün şeklinde geçer esasen yer ve gök 6 günde veya devirde yaratıldı demesi 2 gün gök 2 gün yer ve 2 günde yer ve gök arasındakiler yani su dağlar bitkiler v.s yaratıldı manasındadır ha insanın yaratılması bu içindekiler arasında mıdır? ilk insanın yaratılması esnasında yeryüzünde bir halife yaratacağım demesi yeryüzünün yaratılıp hazır olduğu yani bitkisi ile güneşi ile ayı ile su yu ile hazırdır ve insanın yaratılması ise cennete ve hususi bir yaratılış ile olmaktadır.dünya ya gönderilmesi ise sonraki aşamadır. dolayısı ile bitki ister önce ister sonra yaratılsın fark etmez eninde sonunda 6 günde kainat ile beraber dünyada yaratılıp insan istifadesine hazırdır. daha insan ortada olmadığı ve sonra yaratılacağı için besin vb sıkıntısı çekmeyecektir. *** Allahın kainata devam eden yaratılışına bakıldığı vakit ve bu yaratılışın en mükemmeli olan insan yaratılışı bir yumurta hücresi içinde başlar.ve yumurta rahime inene kadar zaman geçer bu süre içinde zigot bölünür çoğalır ve rahime tutunması için belli ağırlığa ulaşması gerekir bu süre içinde gerekli besin enerji yumurta içinde mevcuttur tam o bittiğinde rahime ulaşmış ve yapışmış oluyor bu sefer anne kanından oksijen ve besini plesanta ile alıyor nasıl bir ağaç kökleri ile toprak ananın derinliğine inip ordan su ve besin alıyor o embriyo plesanta ile adeta ana rahmine kök salar ordan su besin oksijen alır zira daha kendi kalbi akciğeri kasları gelişmemiş ve oluşmamış ki kendi kendine oksijen alsın ve kanı devaran etsin sonra bu yavru tam akciğeri kalbi tüm hayati organları tamamlandığında kendi kendine yetmeye başlaadığında doğar dünyaya gelir bu esna da bu dişsiz zayıf yavru gözleri kapalı olduğu halde Rabbani bir sevk ile memeye yapışır ve emmeye başlar normal yetişkinin çiğneyerek bin türlü besinden aldığı temel besinler süt içinde adeta hepsi depolanmış vaziyette bu dişsiz yavruya sunulur yavaş yavaş dişleri kasları midesi geliştiğinde bu sefer sütten kesilir diğer ilahi besinler ler beslenmeye başlar bu ilahi mekanizma sıralı hikmetli zamanında vaktinde ince ve dakik dizayn edilmiş iken yaratılış sırasında insanın gıdası karıştırılabilir mi? kaldı ki bu beslenme umum türlerde farklı şekilde hep aynı şekilde işlemektedir balık suda kuş hava da yavrusu yumurtada arı larvası petek gözünde arı sütü ilebeslenir yumurta büyüklüğü besini petek gözünün büyüklüğü içindeki besinler hep dengeli ölçülü o yavrunun yumurtadan çıkma süresi ile orantılı ve hikmetli vaziyettedir.
  8. Bu kez ışık kırılmadı ve quantum paradigması ile fizikte kırılma meydana getirdi esasen quantumu doğuran da ışığın davranışıdır.zira madde altına inildikçe kütle kayboldu ve enerji ortaya çıktı.yani klasik madde tanımındaki madde parçacıklardan atomlardan oluşur tanımı değişti ışık fiziksel olarak kütlesiz idi ancak enerji paketleri fotonlar şeklinde idi. daha sonra acaba ışık klasik tanecikli madde yapısına uyuyor mu kısmı incelendiğinde şaşırtıcı dalga tanecik dualizmi çıktı.bazen tanecik gibi davransada ekseriyetle dalga gibi hareket ediyordu. peki klasik tanecik partiküle ve dalganın temel farkı nedir? tanecik yapıda hem tanecik kütle ve enerjisi ile beraber hareket ediyordu dalga da ise kütle değil sadece enerji yer değiştiriyordu buna misal olarak stadyumda ki taraftarların dalga hareketi gibi taraftar fiziki olarak yerinde oturuyor ancak enerjiel hareketi ile dalga oluşturmanın bir parçası oluyordu dalga adeta parçacıkları belli kanun altında birleştiren daha büyük ve büyülü bir şey midir? acaba : " “Kendini okyanusta bir damla sanma. Bir damlanın içinde kocaman bir okyanussun" diyen kişi doğru mu söyler. yani damla sandığımız tanecik partikül sandığımız acaba içinde dalgalanan bir derya mı taşır daha derine indikçe? veya damla idim deryaya karıştım derya oldum felsefesi quantumun değişik tanımımıdır? zira tanecik dalga ikilemi bundan fazla bir şey değilmiş gibi gözüküyor misal derler: tek başına ibadet ile toplu ibadet aynı frekansı doğurmuyor toplu ibadet ve dua daha etkilidir derler acaba toplu vurdukça yürekler onu top sindirmez bu hakikate mi işaret eder. batının ferdiyetçiliği tanecik ve partikül ise doğu nun toplumculuğu dalga mıdır okyanusmudur? ışık yeni tanımlama kütlesiz bir enerji olması ile madde tanımına pek uymamaktadır.ancak enerjinin kesik foton şeklinde olması ve fotoelektrik olayı tam aksi yönde bazı açıklamalar yapar ışık hızının sabitesi ve hızda adeta sınır çizmesi ışığı daha da büyülü esrarengiz hale getirmektedir. ışık kütlesi olmadığı halde tanecikli kütleli maddeye derin nüfuz etmektedir x ışınlarının derininin derinine inip kırık kemikleri göstermesi bunu gösterir güneşten dünyaya ısı ve ışığı acaba ışık dışında hangi yapı kısa sürede ulaştırabilir? gözden içeri girip retinada görüntü renk oluşturmasından bitkinin klorofilinde besine dönüşmesi başka hangi şey ile başarılabilir? ışık adeta dünya hayatını sarmalamış kucaklamış ve devamını sağlayan sıcak bir anne kucağı gibidir acaba madde ve varlık saf ışıktan mı meydana geldi? yerin ve göğün nuru kavramının bununla ilgisi var mı? veya saf ışıktan meydana geldiği söylenen varlıklar o zaman kütlesiz görünmez varlıklar mıdır ki ışıkta esasen kütlesiz ve görünmez enerjidir bir nevi. bigbangda sıfır kütleden ve büyük hızdan bütün varlığın ani oluşması başka nasıl yorumlanabilir? adeta bir yıldırım çakması ile her varlık aydınlandı hayat hareket iledir ve hareket esasen dalgalanmanın da sebebidir ses ışık renkler enerji esasen birer dalgadır ve dalganın esası harekettir ancak kollektif bir harekettir hayat ışık ses dalga esasen enerjinin titreşimidir bir nevi hareketin titreşimidir eski deyimle ihtizaz denir titreşime ki oda canlanma ve hareket ile anılır.
  9. Kur'an Allahın kelamıdır ve peygamberin sözüdür kelam ile kavl farkı 40 ayette kavlin resulun kerim der اِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَر۪يمٍۚ 43 te تَنْز۪يلٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ancak "44,45,46. Eğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık." der Kur'an da kavl kelam ve nutk geçer hepsi konuşma yazma manasında anca aralarında fark var misal Kur'an a kelamullah denir kavlullah denmez kavl söyleme demek bir çok ayetee kul hüve Allahu ahed kul euzu bir rabbin nas yani kul kavl deki diyen hz peygamberdir zaten ancak kelam Allahındır nutk misal sesli cesedi konuşma demek hz ibrahim tüm putları kırar büyüğüne bırakır ona söyleyin der ken kavl kullanır konuşsun derken nutk kullanılır o konuşamaz ki denir kelam daha manevi bir şeydir misal bir ayette 31: 27 de: " وَلَوْ اَنَّ مَا فِي الْاَرْضِ مِنْ شَجَرَةٍ اَقْلَامٌ وَالْبَحْرُ يَمُدُّهُ مِنْ بَعْدِه۪ سَبْعَةُ اَبْحُرٍ مَا نَفِدَتْ كَلِمَاتُ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ ağaçlar kalem denizler mürekkeb olsa onlar tükenirAllahın kelimatı tükenmez " kelam kelimeden gelir. misal hz isa ve hz musa için kelamullah denir Allahın kelimesi veya tekellüm ettiği kişi hz musa çoğu tefsirde resulu kerime cebrail as diyende var zira tekvir süresi 19-20 de aynı ifade geçer 81:19-20:"اِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَر۪يمٍۙ ذ۪ي قُوَّةٍ عِنْدَ ذِي الْعَرْشِ مَك۪ينٍۙ " burda cebrail as manasında kullanılmış ancak hakka 40 ta şair kahin gibisıfatlarda var onlar cebraile değil hz peygambere söylenmiş şeyler olduğu içinçoğunluk hz peygamberdir der kelam daha çok kelime ve yazılı olan kitap suhufları içindir kavl de onu seslendirme söylemedir misal suç ve ceza kitabı yazılıdır biri onu sesli kitaba dönüştürse okuyan yani kavli diyen ayrıdır ancak kitabı yazan yani kelamı yazarı ise dostoyevskidir hz peygamber sade tebliğ edici bir nevi seslendirici dir. zaten ilk emrin oku olması da ikra olmasıda tesadüf değildir misal deki yani kavl kul demiyor oku diyor okunan şey kitabdır kelamdır kelamullahdır *** hz peygamber ikra yani okuyucudur kul yani deki yani söyleki kavl dir oysa kelam kelime ise Allaha aittir eskiden okuma yazma bilmeyen dedeler askerdeki evladından mektup geldiği vakit okuma yazma bilen lere götürür okuturdu burda kelamı yazan yani mektup sahibi ayrıdır okuyan ayrıdır zaten arapça da mektup risaledir mektubu götüren resuldur yani elçidir irsaliye de resul ile aynı köktür elçi yani resul risaleyi okur yani ikra eder kelamı yazan risale sahibi ise padişahtır elçiye zeval olmaz .
  10. klasik fizikte her şey kesindir formüle edilmiştir.köşeli ve kesindir ancak quantum ile belirsizliğin artması ve klasik fizik formülleri ile açıklanamaması yeni paradigma zorunlu olmuştur. ışığın tanecik yapısı yanında dalga yapısı ve gözlendiğinde tanecik ,gözlemlenmediğinde dalga gibi davranması ise hala açıklanabilmiş değildir klasik bilgisayarlarda verinin 1-ve 0 bitler ile ifadesi quantum bilgisayarlarda kubit denilen daha yoğun bilgi ve olasılık taşıma kapasitesi determinist fiziği hayli şaşırtmışa benziyor determinist fizik te her şey gözlemle hipotezle başlar deney ölçüm tekrar ile formüle edilir ve kesindir köşelidir oysa quantum da ölçmeye biçmeye gözlemlemeye başlandığında o bulut gibi kocaman veri ve olasılık deryası süzülüp koca gökten bir damla olarak iner yani gözlemlenmediği ve ölçülmediği vakit okyanus gibi geniş bir alan iken ölçü ve göze geldiğinde dar bir alana sıkışıp kalır *** eskilerin bir sözü var para altın vb değerli şeyler sayıldığında bereketi kaçar derler gerçekten klasik fizikte ki bu sayma kesin formüle etme acaba bilimi sınırlandırmakta mıdır? acaba dijital yerine analog ve belirsizlik daha mı iyidir. *** quantum adeta bulut gibi içinde çok miktarda su barındırır ve rüzgar ile uzaklara sevk edilir yığılır yoğunlaşır yağar ancak elimizle bulutu tutmak istediğimizde tutamayız elimiz ıslanmaz bile veya gök kuşağı altında geçmeye çalışmak gibi yakınlaştıkça o uzaklaşır sonra da bulut kuru bir şey içinde su yoktur demeye başlarız oysa su olması için yoğunlaşma gerekir quantum acaba bir nevi fizik ile metafizik arası bir sınır mıdır? o sınır geçilirse metafizik mi dünyaya mı geçiş yapılır. *** burda bulut atom altı parcacıklar gibi su zerrelerinden oluşur daha belirsiz ve dinamiktir yağmur ise bulutun sayılabilir su dolu gibi donmuş sayılır hale gelmesidir bu yüzden yağmur yerçekimine yenilir ağırlığı az olduğu halde bulut tonlarsa su taşıdığı halde rüzgar ile başka yerlere gidebilir madde küçüldükçe fiziki kanunlara uymamaya mı başlıyor? metafizik kanunlar mı devreye giriyor. *** bu nokta da yoksa nicola tesla haklı mı çıkıyor : "“The day science begins to study non-physical phenomena, it will make more progress in one decade than in all the previous centuries of its existence.” ― Nikola Tesla " *** nikola teslanın metafizik spirutial hayalci ve kurguculuğunun icatları üzerinde ciddi tesirleri vardır kişilik yapısı edison gibi değildir edison doğru akımcı bir nevi dijital kesik kopuk 1 0 mantığı arı eksi ,nikola tesla alternatif akım yani analogu hayatı realiteyi temsil eder.
  11. Allahın bilmesinin insanın fiilerine etkisi var mı? esasen bu konu islamda tartışılmıştır eşariler maturidiler mutezile hepsi ayrı ayrı tartışmışlar misal ibni sina Allah külliyatı bilir cüziyatı bilmez dediği için hoş karşılanmaz ilim zati bir sıfattır yani ayrılmaz bir sıfattır bu yüzden kula etkisi olmaz misal Allahta görür kulda görür ancak Allahın görmesi zatidir sonsuzdur kulun kusurlu ve sınırlıdır ve Allahın görmesi insanın görmesini etkilemez nasıl iki insan ayrı ayrı aynı nokta baksa aynı şeyi görse görmeleri birbirlerini etkilemez bilmek ilimdir irade ise kudret ile ilgilidir insan sigaranın zararlarını bilir ama içer burda ilmi iradesine mani olamıyor buda ilim ile iradenin bağımsız ve ayrı olduğunu gösterir. sigaranın zararlarını bilip sağlık açısından içmeyen biri ilmi ile iradesi örtüşür ancak bu kişiye cebren zorla sigara içirilse ilim ve iradesine rağmen içirilmiştir yani ilmi ve iradesi hiçe sayılmıştır kudreti yetse idi bu kişilere mani olabilirdi ancak acizkaldı yani kudret iradeyi gerçekleştirmede kilit rol oynar sigaranın zararlarını bilmediği belkide tam aksine faydalı sanıp içen kişi cehaletten içtiği için yani ilimsiz bir irade olduğu ve kudret buna destek olduğu için bir nebze cehaletin özrü vardır ilim ile aydınlatsa iradesi de o yönde değişebilir Allah yarattığı kullarına iyi ve kötüyü göstermiş yani ilmi vermiş aklı vermiş üstüne irade ve kudret te vermiş sonra istediğinizi yapmakta serbestsiniz ancak sonuçları şöyle şöyle olacak yani doktorun hastaya sigara içmeye devam edersen kanser olursun bırak demesine rağmen içmeye devam etmesi ve kanser olmasında doktorun bilmesinin hiç bir etkisi yok hatta kişinin bunu bilmesininde etkisi yok ki nefis arzu bağımlılık gibi nedenler ile bunu içmeye devam ediyor bir nevi iradesi ilme hikmete değil heva ve hevesinin kontrolüne girmiş adeta robot gibi olmuş ama sigarayı 20 senedir içip ramazanda sigarayı erteleyenler sonra azaltanlar görmekteler ki esasen insan iradesi ile bu içmekten kurtulabilir erteleyebilir içmeyebilir deyip sigarayı ramazan oruç dolayısı ile bırakanlar var demek ki orucun insan iradesini güçlendirici etkisi var bilmek ayrı yapmak ayrı irade ayrı kudret ayrıdır. Allah irade ve kuvvetiyle seni zorlamıyor ki senin ayrı ilmin ayrı iraden ayrı kudretin var hepsini kullanarak fiil amel işlersin ve bunlardan sorumlusun ** hukukta suç üstü kavramı var. suç ispatlanıncaya kadar her kes masumdur polis suçluyu ilim araştırması izleme ve takip ile bilir ancak suç üstü yapar ki delil tam olsun ve itiraza mahal kalmasın işte insan bir nevi bu dünya hayatında suç üstü olur deliller kamera çeker eller ve ayakların şahitlik etmesi bir nevi suç üstüdür kişinin tüm uzuvları suçları itiraf eder. ha iyiler de iyilikleri ile iyilik üstü olur
  12. nogodbutAllah

    İSLAM VE EHEMMİYETSİZLİK

    reform şeklen değişiklik yani öz sabit zahir dış değişir hrstiyanlığı islamla kıyaslamak abestir. reformun motivasyonu günah çıkarma kilisenin mutlak otoritesi ve bunun halk üzerinde maddi manevi baskıya dönüşmesi islamda ise ruhbanlık yoktur hz peygamber dahi kızına seni ben kurtaramam güvence veremem kendi ameline bak demesi zaten başta ruhbanlığı keser atar ve ayetlerde mealen "kullarım sana beni sorarlarsa bilsinler ki şahdamarından daha yakınım dua edenin duasına icabet ederim" demesi zaten ruhbanlığı kaldırır direk lutherin ruhbablığı redd edip hakiki ferdi iman ile insan cennete gidebilir veya günahı affedilebilir mantığına götürür. ruhbanlar dine girmeye aforoz edip dinden çıkarmaya günah çıkarmaya kadar değişik mutlak kuvvete sahiplerdir zaten reform hareketleri buna karşıdır islamın kendisi zaten reformdur esasen devrimdir adeta islam zaten tahrif olmuş hristiyanlığın ve yahudiliğin reforme revolue edilmiş son halidir lutherin islami fikirlerden de reform yönünde etkilendiği söylenir islamda ictihad vardır mezhepler fıkhi ameli ictihadlardır yani lafız orjinal olup ortada yorumu ictihad imamına göre değişebilir şaffi de kadın eli değdiği vakit abdest gider hanefide gitmez ancak itikadi yani islamın değişmez muhkem ahkamında zaten reform olmaz diğer ictihatler bu sabit naslar üzerinde değişebilir bu şuna benzer: muhkem esaslar kök gövde gibi sabit ve kalındır ancak dallar yapraklar uzayıp ayrlıp çoğalabilir ve rüzgarda sallana bilir yani bir yönü ana gövdeye bağlı olup ondan ayrılmazken diğer ucu serbest olup uzayıp dalgalanabilir işte islam zaten kendi içinde bu hareket ve değişikliğe imkan verdiği için doğmatik değildir ve katolik ortodoks gibi kalıpları donmuş değildir islam da ıslah söz konusudur ve tecdid olabilir ıslah ise reform değil bozulan tarafları tamirdir aslına döndürmektir. tarikatler bir nevi katolik bir yapıya sahip buda yozlaştığı bozulduğu içindir ıslah edilip hurafeler giderilse aslına döner hristiyanlıkta mezhepler ayrı din gibidir yani farklı ayrı tür ağaçlar gibi o yüzden tevhid etmek birleşmek zordur islamda ise aynı kök ve gövde üzerinde farklı dallar gibidir mezhepler ayrışmalar daha çok siyasidir dini değidir bakınız şia ve sunni mezhepler veya halife kimin hakkı filan bunlar siyasi beşeri ayrışmalardır daha çokta emevilerin dini siyasileştirmesi ve etnik arap kavmiyetçiliğinden doğan yanlış uygulamalar ile diğer mezhepler doğdu. ** islamda tarihselciler bir nevi reformist olan tabaka onlarada tarih boyunca kimse itibar etmemiş bakınız fazlu rahman mevdudi abduh vb bunlar dahi muhkem de değişiklik değil yorumda tefsirde veya tevilde değişikliği savunur yani bir nevi ıslahcıdır reformcu değil ancak yer yer reforma kayan noktalarda vardır * esasen meraklı olanlara molla sadra felsefesini tavsiye ederim zira klasik islami düşüncede cevher durağan ve sabittir hareket arazda meydana gelir sadra esasen cevherinde hareket halinde olduğunu savunur fazlurahmanın her şeyi değiştirme reforme isteği biraz da bu felsefeden gelir sadra zihindeki varlık ile dışardaki varlığı ayırır dışardaki varlığa hakikat der zihindekine mahiyet der esasen zihindeki mahiyet yani varlığın bir nevi resmi tasavvuru ile dışardaki hakiki varlık ters orantılıdır der.dışardaki varlık ne kadar uzak ise zihinde o kadar yakındır zihinde ne kadar uzak ise hariçte o kadar yakındır İlahi varlığı ise saf ve katışıksız varlık olarak ele alır o sadece dışarda var olan gerçek hakikattir ve saf varlık olduğu için zihinde belirmez der gerçekten değişik ve sürükleyici bir felsefesi vardır huzuri ilim ile tahsili ilim diye bilgiyi ayrır misal bir hasta hastalığı bizzat yaşadığı için bu huzuri gerçek bilgidir der doktor ise hastadan aldığı bilgi ile hastalık hakkında malumat sahibi olur ancak hastanın yaşadığı ağrıyı yaşamadığı için onun bilgisi tecrubi değildir yüzeyseldir hastanın ise gerçek bilgidir bu yüzden tasavvuftaki seyrü sülük ve olayları bizzat yaşama tecrübe etmek ile hakikat daha net anlaşılır demektedir
  13. nogodbutAllah

    İSLAM VE EHEMMİYETSİZLİK

    "Bazı Müslüman’ların indinde bal yemek harammış... Nedeni ise, arıların o balı yaparken, çiçek sahiplerinden izin almamış olmaları imiş...... Bu çok ince ve ahlaksal bir düşünce midir?" *** bu islam tarihinde olan bir durum değildir azınlık bir kısım kendi yorumlarını yapabilir islam tarihinde baldan öşür yani zekat alınmalı mı fikri tartışılmış bazı zayıf hadislere dayandırılmış şafii ve maliki zekata tabii değil demişler hanefi ve hanbeli öşür alınabilir demişlerdir zira öşür toprak mahsullerinden alınan zekatın adıdır balda bir nevi hammaddesi çiçek özü olduğu için çiçeklerde toprak ürünü olduğu için zekat alınabilir demişlerdir. esasen ticari amaçlı ekilen çiçeklere konan arılar dan ve baldan belkide alınabilir ancak alınan polen ve çiçek özü o bitkinin değerini yapısını bozmuyor düşürmüyor ki ondan pek ala hakk idda edilsin bu zor bir durumdur bir ineğin komşunun bahçesine tarlasına girip otlanması ve süt vermesi neticesinde o sütün helal olma durumuda tartışılabilir. nitekim bazı kimseler inekleri komşunun tarlasından geçerken tarladan çayırdan otlanmasın diye ineklerin ağızlarını bağlamışlar bu takvadır bireyseldir umuma ve islamın genel ahkamına mal edilmez. esasen en doğal bal yaban balıdır arılar dağlık erişilmez kayalarda petek örerler yabani el değmemiş organik çiçeklerden öz toplarlar bu ballar şifadır işte bakın anzer yaylası gibi insan eli değmemiş ilaçlanmamış o temiz doğal dağ yayla çiçeklerinin balı şifadır yine torosların el değmemiş yayla balları meşhurdur insan eli değdiği vakit hayvanı bozuyor.işte umum av hayvan etleri o yüzden şifadır zira yemle beslenen veya üretilen sığır tavuk benzeri etler sağlıklı değildir *** islamın kaynağı Kur'an dır oda iki şeyde şifa var der: 1: balda şifa var 2. Kur'an şifadır der adeta Kur'an manevi baldır bal maddileşmiş Kur'an dır Kur'an da bakıldığı vakit umum peygamberlerin bahçesinden umum ümmet ve kavimlerin tarlasından polen öz toplar bal yapar hz ibrahimden hz yusuftan hz isadan hz nuhtan hz musa dan ve diğer umum din ve kavimlerden hepsinden polen öz derlemiş ve onlar Kur'an kovanında islam balına dönmüş ve hz peygamber gibi bir hatemül enbiya balı insanlığa sunmuş ** hz peygamber balı çok severdi bal şerbetini içerdi bir gün hz peygamber bir eşinde fazla kalmış sebebi sorulunca orda bel şerbeti ikram edildiğini duymuş olan hz aişe şaka ile diğer bazı hanımları ile anlaşarak: " Hz. Peygamber’e ağzının koktuğunu, içtiği bal şerbetindeki megāfir denilen fena kokulu bir ağaç zamkının buna meydan verebileceğini söylemişler, o da bir daha bal şerbeti içmemeye yemin etmişti. Bunun üzerine âyet-i kerîme nâzil olarak Allah’ın helâl kıldığı bir şeyi kendine haram etmemesi hatırlatılmıştı (bk. et-Tahrîm 66/1)." olay bu kadar açık ve net iken bireysel marjinal kimler olduğu belli olmayan örnekler ile kitab ve sünnete açık bir konu ile islamı eleştirmek ne insafa ne izana ne adalete sığar.
  14. nogodbutAllah

    İSLAM VE EHEMMİYETSİZLİK

    bu ifadeler kendi içinde çelişik gibi hem aslı ilkel ve reform ile düzelmez hemde islamdan kendi içindeki değersiz şeylerden kurtulması temenni ediliyor ben anlamadım islam dışından başka bir el mi uzanıp islamı kurtaracak yoksa islam kendi içinde bu kurtulmayı yapacak cevhere sahip midir daha açıklayıcı olursa elbet yorum yapmayı düşünüyorum ** diğer açıklamalar klasik ontolojik ateizmin tezleridir onlara bir şey diyecek değilim.
  15. nogodbutAllah

    KÜRT TARİHİ

    daha önce zazacanın kürtçeden farklı bir dil olduğunu vurgulamış ve şöyle demişiz: " ancak misal zazaca da öyle kelimeler var ki modern farsça da yok misal pehlevicede var buda gösterir ki zazaca modern farsçadan bile daha eskidir " bunu destekleyen bir video: ** gerçi farsça zazacayı bilen pehlevice ile karşılaştıran zaten bu hakikati görür video da abdulkadir karahan ın iranda farsça bir konuşma yaparken otomaikmen anadili zazacaya kayıyor konuşmaya başlıyor konuşurken alkışlanıyor derken konuşulanın aslında sasani dönemi dildir demişler. elbet zazaca pehlevice de çok ortak var anlayabilirler birbirlerini.
×
×
  • Yeni Oluştur...