Jump to content

Salvolimpos

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    41
  • Katılım

  • Son ziyaret

Salvolimpos kullanıcısının paylaşımları

  1. Salvolimpos

    Doğar doğmaz çeşme gibi akan süt

    Bı am yağsa iyi, ibrahime de koç yagdirmisti. Ama orda ibrahime oğlunu kurban et demek yerine " İbrahim sana cimcif yapacağım yavrum. "deseydi, acaba İbrahim kabul edermiydi ? Kabul etti diyelim, gökten tanrı dölü yağarmiydi ? Yada "cimcicifle seni sinadik al sana memesi yeni çıkmış karı" diyip karı mi yağdırirdi. ? Aklımda deli sorular .
  2. Salvolimpos

    Doğar doğmaz çeşme gibi akan süt

    İslamiyet öncesi ayilar yavrularını diri diri yerdi, diri diri mideye gömerdi, ama İslamiyet sonrası müslüman ayilar bu cahiliye ayı geleneğini bozdu. Kuranla beraber kutup ayılari; sadece ölü ve doğada yasayamayacak şekilde hasta olan yavruları yiyor. Buda Kur'an'ın bir kanıtı, işte Kur'an'ın mucizesi. Aklını bulandırmalarina izin verme.
  3. Kivirmanin manası yok , gün gibi ortada karı kocasini bosayamaz. Neden anlamak istemiyorsunuz bilmiyorum. Ayrıca İslamiyet öncesi Arap toplumunun kadına verdiği değer İslam sonrası Araplardan kat ve kat iyidir. Örnekleri önceki postlarda verdim tekrar yazmaya gerek yok. Herseyden önce kadın hükümdarları vardır. Türklerde de böyledir . İslamin karı dan annelik dışında bekledigi hicbirsey yoktur. Bunu yap cennete gideceksin der. Sosyal yaşantı için de yasakları vardir. Giyinmeyeceksin ,gezmeyeceksin, okumaya aksin. İslamda karının Hakim , Savcı olması caiz değildir. Karar verme organlarında görev alamazlar. Ama İslam öncesi Araplar kariyi devlet başkanı yapmış. Asıl Cahiliyye dediğiniz dönem Arap peygamberi dönemidir. ! Koca evliliğe son vermek istediğinde bunu, bir yetkili makama başvurmadan yapabilir. Kadının evliliği sona erdirme kararı ya karşılıklı rıza ile ya da hâkime veya hakeme başvurarak gerçekleşmektedir.
  4. Salvolimpos

    Doğar doğmaz çeşme gibi akan süt

    O değilde ben çeşme gibi akan memeye gelmistim ama ne çeşmeden eser var ne memeden
  5. Ayetlerde talak, hul’ ve iftida kararı diye üç ayrı boşanma şekli hükme bağlanmıştır. Talak, erkeğin tek taraflı kararı ile yaptığı boşamadır. Talâkın geçtiği ayetlerde kadına yetki verilmemiştir. Talakta bulunan erkeğin, eşine verdiği mehirden ve diğer mallardan bir şey alamaması (Bakara 2/229), kadının bekleme süresi (iddet) bitinceye kadar onunla aynı evi paylaşma mecburiyeti ve süre bitinceye kadar yine tek taraflı kararı ile talaktan vazgeçme hakkı (Talak 65/1-2) boşanmanın önüne konmuş tabii engellerdir. Hul’, evliliği yürütemeyeceklerine kanaat getiren kadın ile erkeğin, karşılıklı anlaşmalarıyla evliliğe son vermeleridir. Burada istek daha çok kadından geldiği için kadın evlenirken aldığı mehirden kocasına vermesi gerekir. Buna hul’ bedeli denir. Üçüncüsü iftidâdır. İftidâ, şartları gerçekleşdiği taktirde kadının tek taraflı iradesiyle evliliğe son vermesidir. Amra’dan gelen rivayete göre Sâbit’in eşi olan Habibe’yi Muhammed aleyhisseleam alaca karanlıkta kapısının önünde bulur ve ne olduğunu merak edip durumunu sorar. Habîbe eşi Sâbit’le bir arada bulunmasının mümkün olmadığını evliliğe devam edemeyeceklerini söyler. Sâbit geldiğinde Rasûlullah ona: “İşte Habîbe. Söyleyeceğini söyledi.” der. Habîbe: Sâbit’in verdiği her şeyin yanında olduğunu ifade eder. Rasûlullah Sâbit’e onu ondan almasını emreder. Sâbit, Habibe’ye verdiğini alır ve Habîbe ailesinin yanına döner. Talâkın gerçekleşmesi nasıl kadının onayına bağlı değilse iftidânın gerçekleşmesi de kocanın onayına bağlı değildir. Koca evliliğe son vermek istediğinde bunu, bir yetkili makama başvurmadan yapabilir. Kadının evliliği sona erdirme kararı ya karşılıklı rıza ile ya da hâkime veya hakeme başvurarak gerçekleşmektedir. İşte erkeklerin kadınlara karşı dereceleri budur.
  6. Evet güzel yazmışsın da neticede olan şeyler ortada. Üstelik uygulamasi ile . Muta nikahi sisteminde kocasıni boşama hakkı olan kadın. İslam nikahı sisteminde kocasıni boşama hakkı elinden alınıyor .Ayrıca dediğin gibi muta sisteminde iken aile kurumu dağılmış olsaydı o zamanın toplumunda hiç aile kavramı kalmamis olurdu. Ayrıca birde şöyle bak , İslam ülkelerindeki kadının yerine , toplum içindeki duruşuna , toplumun refah seviyesine bak, birde din den uzak yaşayan toplumlarin refah seviyesine bak. Problemin kaynağı akla, mantıga, modern hukuk a uygun olmayan dini kurallar, uygulamalar nihayetinde dinin kendisidir.
  7. (Sebe) melikesi örneği, ((cahiliyye)) olarak küçümsenmek istenilen dönemlerde kadının devlet başkanlığınagelebildiğinin kanıtı olmak üzere ortadadır. Kitabu'l Agani'cle adıgeçen Selma bint Amr, ki sadece şiirleriyle değil fakat güzelliğiyle de ün salmış bir kadındı, pek çok talipleri bulunmasına rağmen kendi kafasına ve gönlüne uygun birini bulana kadar evlenme-me kararında olduğundan sayısız taliplerini reddetmekle tanınmıştı. Evlenirken de, evlilik boyunca özgürlüğüne sahip kalacağına ve dilediği an kocasını boşayacağına dair şart koşmuştu. Yine aynı şekilde, kadın şairlerden Bint Amru'l-Harise bin el-Şarid, üç kocaya varmış ve kocalarının hepsini de kendi seçmiş ve boşama şartı ile evlenmişti,zikredilebilecek bir başka örnektir. Muhammed'in dayısı Abdü'l-Müttalib b. Haşim'in annesi Selma binti Amr, bu konuda verilecek nice örneklerden bir diğeridir ki, Cahiliyye döneminde Arab kadınının özgürlüğünü temsil eder. En sağlam Arab kaynaklarından öğrenmekteyiz ki Selma, öylesine şahsiyetine ve özgürlüğüne sahip bir kadındı ki, evleneceği zaman kendi işlerinin kontrolunu kendi elinde tutacağına ve dilediği zaman kocasını boşayacağına dair şartı, evlilik akdinin şartı kılardı.Hemen hatırlatalım ki İslamdan sonra Arap kadını, kocasını seçme hakkını yitirmiştir. Aynı şekilde ((Cahilliyye)) de kocasını boşama hakkına sahip iken, İslamdan sonra bu hakkından da yoksun kalmıştır. Zira Muhammed, muhtemelen kendi başına gelenlerden ders almış olarak, boşanma hakkını sadece kocanın hakkı olarak yerleştirmiştir. Çünkü daha önceleri kendi karılarından bazıları kendisini boşamişlardır. Örneğin Hazrec'in kızı Leyla ((aramızdaki akdi boz)) diyerek onunla ilişkisini bozanlardan biridir. Öteyandan «muta evlilik» sistemi, İslam'dan önce Arap kadınının özgürlüğünün bir başka örneğidir. Çünkü bu sisteme göre, belli bir süre boyunca birlikte yaşamak isteyen kadın ve erkek, hiç bir özel merasime gerek görmeden, aralarında imzalayacakları bir andlaşma ile evlenebilirdi. Evlilik, akdi sırasında ne kadının babası ya da velisi ve ne de başkaca bir tanık hazır bulunurdu. Sadece iki tarafın serbest iradesiyle evlilik oluşmuş olurdu. Fakat Muharnmed bu sistemi, kadının özgürlüğüne yer veren bir sistemdir diyerek, kaldırmıştır. Şunu da eklemek gerekir ki ((cahilliyye)) döneminde Arap kadını, sözünü geçiren ve erkeğini etkileyebilen, haysiyetine düşkün bir varlıktı. Kocasını saydığı kadar kocasi da karısını sayardı; çocuklar baba otoritesine olduğu kadar ana otoritesine de bağlıydı.Kadın için erkekten kaçmak, kapanmak diye bir şey yoktur. Kendisini güzel yapmak ve kocasının hayranlığını kazanmak için süslenir,gözlerini kaşlarını boyar, takıp takıştırırdi. -- Hem vakarınızla evlerinizde durun da önceki cahiliyet devrinde olduğu gibi süslenip çıkmayın. Namazı kılın, zekatı verin. Allah ve Resulü'ne itaat edin. Ey ehli beyt! Allah sizden kiri gidermek ve sizi tertemiz, pampak yapmak istiyor. (Ahzab Suresi 33. Ayet - Elmalılı Hamdi Yazır Meali ) --
  8. Cahiliyye dönemi diye bahsettiğiniz dönemde kadın sosyal haklara sahiplerdi. Söylediğiniz gibi bir yozlaşma yoktu. Bu yalan yıllarca size İslamcılar tarafindan yutturuldu. Azıcık ufkunuzu açın ve farklı kaynaklara bakın . Kindi ayrıca kadının ticari konulara aşina olmaması demişsin de Hatice neyle uğraşıyordu ? Ayrıca Hatice Muhammed e evlilik teklifi etmiştir. Buda o dönemde kadının es seçme özgürlüğüne kanıttır . O dönemde kadın toplumda eş secebiliyor, eşini bosayabiliyordu. Ticaret yapabiliyor , mirastan pay alıyordu. Toplum içinde rahatça dolaşabiliyor erkeklerden korunmasına çarşaf giymesine gerek duyulmuyordu. Ve en önemlisi diri diri toprağa gömülmüyordu !
  9. Cahilliyye'de Arap Kadınının Özgürlüğü : Tarihi gerçek o'dur ki İslam öncesi dönemde Arap kadını, toplumun şerefle sayar olduğu, siyasal ve sosyal haklarla donattığı bir varlıktı; mal değil aksine hak süresi durumundaydı. Erkeğini kendi seçer ve dilediği takdirde boş edebilirdi. Giyim ve kuşammda olduğu gibi dilediği işleri görmede (örneğin ticaret)serbestti. Bunun böyle olduğunu Arap kaynaklardan öğrenmek mümkündür. Saba (Sebe) melikesi örneği, ((cahiliyye)) olarak küçümsenmek istenilen dönemlerde kadının devlet başkanlığına gelebildiğinin kanıtı olmak üzere ortadadır. (( Kitab al-Muhabbarıı yazan Muhammed İbn Habib (el-Bağdadi) , İslam'­dan önce Arap kadınının sosyal ve ekonomik haklara sahip olduğunu, evleneceği erkeği seçmekte yada dilediği işleri görmekte özgür bulunduğunu kanıtlayan nice örnekler verir. Bunlara eklenebilecek en ilginç örnek, hiç kuşkusuz, muhammed'in ilk karısı Hatice'dir. Bazı yazarlar, Cahilliyye'de Arap kadınınin şahsiyet sahibi olmadığını, mal-mülk edinemediğini kanıtlamak gayretkeşliğiyle Hatice'nin işlerinin babası tarafından yürütüldüğünü ve fakat babasının bir savaş esnasında ölümü üzerine güç durumda kalıp ne yapacağını bilemediğini sırf işlerini yürütebilmek maksadıyla Muhammed'i işe aldığını ve Muhammed sayesinde kurtulduğunu iddia ederler. Oysaki gerçek bu değildir; zira Hatice, babasının ölümü üzerine ticarete başlamamıştır; çok daha önceden beri ticaretle meşgul olmuştur. İbn İshak ve İbn Hişam ya da Taberi gibi en sağlam kaynakların bildirdiğine göre Hatice Kureyş kadınları arasında neseb bakımından üstün, şeref ve servet bakımından yüksek, akıl ve idrakle iş gören, zeki bir kadındı: Ticaretle uğraşırdı ; başkalarına mal ve para vererek ticaret eder, onlara kardan belli bir pay ayırarak karları paylaşırdi. Kureyş kavminden her erkeğin onda gözü vardı. Dul kaldığı andan itibaren her erkek onunla evlenmek için can atar, maksadına erişmek için paralar harcarlardı. Fakat o gönlüne yakın birini bulamadığı için hiç kimseye kulak asmazdı. Fakat Muhammed'in ((güvenilir))bir kimse olduğunu işitince ona adamlarını göndererek Şam'a gidip alış verişte bulunmak üzere para Ve mal verecegini ve kölesi Meysere'yi de kendisine yardımcı katacağını bildirdi. Muhammed onun bu teklifini kabul etti. Hatice'den mal alarak ve yanında Meysere de olduğu halde Şam'a gitti. Malları satıp, paraları topladıktan sonra Mekke'ye döndü. Getirdiği malları Hatice'­ye teslim etti. Hatice bu malları bir kat fazla fiyata sattı ve karı paylaştı. Hatice Meysere'den bilgi istediğinde, Meysere kendisine, Şam'da bir Rahib'in muhammed hakkında «Bu zat bir peygamberdir» dediğini ve yolda gelirken iki meleğ'in Muhammed'i gölgelediğini söyledi. Bunun üzerine Hatice, adam göndererek kendisiyle evlenmek istediğini Muhammed'e bildirdi. Muhammed bunu amcalarına açıkladı. Ve amcası Hamza bin Abdülmüttalib, Hatice'nin babasının katına giderek ondan Muhammed için Hatice'ye talib oldu. Böylece Muhammed Hatice ile evlendi. Vakidi'nin anlatışına göre Hatice'nin Mubammed 'le evlenmesi şöyle olmuştur. Hacice Muhammed'e aracı göndererek ona evlenme teklifinde bulunur. Bu arada kendi babasına bolca şarap içirterek onu sarhoş kılar ve sonra Muhaınmed'e, amcasıyla birlikte gelmesini ister; İstediği gibi olur. Muhammed amcasıyla birlikte Hatice'nin babası Huvaylid'ten, kızına talib olduğunu ve onu Muhammed'le evlendirmesini söyler. O da kızını Muhammed'e verir. İslam öncesi dönemde Arap kadınının kendi başına ticaretle uğraşabilecek, ya da erkeğe evlenme teklif edebilecek kadar açık fikirli olduğunu kanıtlayan bu örneğe benzer daha niceleri burada sıralamak mümkündur. Kitabu'l Agani'cle adıgeçen Selma bint Amr, ki sadece şiirleriyle değil fakat güzelliğiyle de ün salmış bir kadındı, pek çok talipleri bulunmasına rağmen kendi kafasına ve gönlüne uygun birini bulana kadar evlenme-me kararında olduğundan sayısız taliplerini reddetmekle tanınmıştı. Evlenirken de, evlilik boyunca özgürlüğüne sahip kalacağına ve dilediği an kocasını boşayacağına dair şart koşmuştu. Yine aynı şekilde, kadın şairlerden Bint Amru'l-Harise bin el-Şarid, üç kocaya varmış ve kocalarının hepsini de kendi seçmiş ve boşama şartı ile evlenmişti,zikredilebilecek bir başka örnektir. Muhammed'in dayısı Abdü'l-Müttalib b. Haşim'in annesi Selma binti Amr, bu konuda verilecek nice örneklerden bir diğeridir ki, Cahiliyye döneminde Arab kadınının özgürlüğünü temsil eder. En sağlam Arab kaynaklarından öğrenmekteyiz ki Selma, öylesine şahsiyetine ve özgürlüğüne sahip bir kadındı ki, evleneceği zaman kendi işlerinin kontrolunu kendi elinde tutacağına ve dilediği zaman kocasını boşayacağına dair şartı, evlilik akdinin şartı kılardı.Hemen hatırlatalım ki İslamdan sonra Arap kadını, kocasını seçme hakkını yitirmiştir. Aynı şekilde ((Cahilliyye)) de kocasını boşama hakkına sahip iken, İslamdan sonra bu hakkından da yoksun kalmıştır. Zira Muhammed, muhtemelen kendi başına gelenlerden ders almış olarak, boşanma hakkını sadece kocanın hakkı olarak yerleştirmiştir. Çünkü daha önceleri kendi karılarından bazıları kendisini boşamişlardır. Örneğin Hazrec'in kızı Leyla ((aramızdaki akdi boz)) diyerek onunla ilişkisini bozanlardan biridir. Öteyandan «muta evlilik» sistemi, İslam'dan önce Arap kadınının özgürlüğünün bir başka örneğidir. Çünkü bu sisteme göre, belli bir süre boyunca birlikte yaşamak isteyen kadın ve erkek, hiç bir özel merasime gerek görmeden, aralarında imzalayacakları bir andlaşma ile evlenebilirdi. Evlilik, akdi sırasında ne kadının babası ya da velisi ve ne de başkaca bir tanık hazır bulunurdu. Sadece iki tarafın serbest iradesiyle evlilik oluşmuş olurdu. Fakat Muharnmed bu sistemi, kadının özgürlüğüne yer veren bir sistemdir diyerek, kaldırmıştır. Şunu da eklemek gerekir ki ((cahilliyye)) döneminde Arap kadını, sözünü geçiren ve erkeğini etkileyebilen, haysiyetine düşkün bir varlıktı. Kocasını saydığı kadar kocasi da karısını sayardı; çocuklar baba otoritesine olduğu kadar ana otoritesine de bağlıydı.Kadın için erkekten kaçmak, kapanmak diye bir şey yoktur. Kendisini güzel yapmak ve kocasının hayranlığını kazanmak için süslenir,gözlerini kaşlarını boyar, takıp takıştırırdi. İslam öncesi dönemi kötü göstermek için başvurulan yalanlardan biride eskiden Arapların kız çocukları öldürme geleneğini sürdürür oldukları ve bu geleneğin Muhammed tarafından kaldırıldığıdır. Oysaki gerçek böyle değildir, çünkü kız çocukları öldürme geleneği, Muhammed'in yaşadığı dönem itibarıyla yaygın olmayıp pek nadir görülen seylerdendi. Ve bu gelenek kız çocuklarını ((uğursuz)) görme alışkanlı­gin da doğmuş değildir; öte yandan Muhammed bu geleneği kadı­na değer verme mülahazasıyla kaldırmış değildir. Şöyleki:Araplarda, tıpkı diğer bazı toplumlarda olduğu gibi, yeni doğan çocuklari öldürme geleneği diye kötü bir uygulama olmuştur. Bu gelenek çeşitli nedenlerden doğmuştur. Bir kere aşiretler arası savaşlar yuzunden erkek nüfusunun telefe uğraması ve kadın sayısının erkeğe nazaran fazla olması nedeniyle kız çocukları öldürmek gerekli görülmüştür; böylece nüfus dengesi sağlanmak istenmiştir. Bundan başka bir de yoksulluk yüzünden kız çocukları beslemek bir sorun olmuş ve bu sorunu bu yoldan çözümlemek kolay görülmüştür. Nitekim Kur'an'­ da " Yoksulluktan ötürü çocuklarını öldürmeyin" (6 En'am 151;17 İsra 31) diye yazılıdır. (Kur'an'da geçen «çocuklarınız» şeklindeki sözcük genel olarak «Kız çocukları» anlamına ·alınmıştır.) Fakat her ne olursa olsun şu muhakkaktır ki kız çocuğunu öldürme geleneği ((dişiye karşı düşmanlık)) duygularından doğmuş değildir. Eski Araplar dişiyi aşağı görmez aksine kutsal nitelikte görürlerdi.. örneğin Tanrı'nın meleklerini bile dişi olarak kabul ederlerdi. Nitekim Kur'an'da «..doğrusu ahirete inanmayanlar, meleklere dişi adını takarlar.. » (53 Necm21,27-28) diyerek Cahilliyye Araplarını yeren ayetler vardır. Tanrı'nın meleklerini dişi kabul edecek kadar kadını kutsallaştıran bir toplumun, kadına düşmanlık duygusu ile kız çocuklarinı öldürtmesi elbette ki düşünülemez. Öte yandan Muhammed'in yaşadığı dönemlerde bu gelenek, tüm Arap kavimlerine şamilolmaktan çıkmıştı. Meydani'nin yapıtlarından öğrenmekteyiz ki o tarihlerde bu gelenek sadece Temim kavminde,peknadiren uygulanmaktaydı.Bu uygulamaların azalması,çocuk öldürme geleneğine karşı bu kavimlerde beslenen husumetin giderek artmış olmasındandır. Halktan kişilerin, ve özellikle şairlerin tepkisiyledir ki, çoğu kavimlerde bu tür uygulamalara son verilmiştir. Örneğin ünlü şair Farazdak'ın büyük babası Şa'Şa'a, Temim 'kavminde sürdürülen bu usülü durdurmak amacıyla, öldürülecek olan kız çocukları satın alma ve böylece ölümden kurtarma yolunu açmıştı. Ve hiç kuşkusuz bu işi insancıl duygularla yapmıştır. Onun yaptıklarını duyan Muhammed, kendisine ((iyi bir iş yaptın)) diye iltifatta bulunmuştur. Fakat bulunurken düşündüğü şey Müslüman nüfusunun azalmamasını sağlama amacı olmuştur. Daha başka bir deylmle kız çocukların öldürülmesi geleneğine son verirken bunu kadına değer düşüncesiyle değil fakat Müslüman sayısının azalmaması düşüncesiyle yapmıştır. Bu itibarla Kur'an'a koyduğu "Çocuklarınızı yoksulluk nedeniyle öldürmeyin. Biz onlara da, size de rizık veririz ..."(17 İsra 31) şeklindeki fayetlere bakarak kız çocuğunu erkek çocuğuna eşit gördüğü kanısına kapılmak doğru olmaz. İlerde de göreceğimiz genellikle, çocuk yetiştiren ve neslin üremesini sağlayan bir ((makine)) olarak görmüştür. Fakat hemen ekleyelim ki bunu yaparken dahi ((dişiyi)) hakir görmekten geri kalmamıştır. Gerçekten de, bir yandan Kur'an'a:Kız çocuğunu hangi suçtan ötürü öldüğüldüğü kendisine sorulduğu zaman . . . (K. 81 Tekvir 8-9) ve yine Putlara hizmet edenler, çocuklarını öldürmeleri onlara iyi gösterilmiştir (6 En'am 137) şeklinde hükümler koymak suretiyle insancıl bir davranış içerisinde imiş gibi görünüp, nüfusu çoğaltma siyaseti güderken, diğer yandan da ((kendilerine erkek çocuklar alıp kızları da Allah'a mal ediyorlar (Allah) bundan münezzehtir...)) (16 Nahl 57, 62) demek suretiyle dişilerden ((melek))olamayacağını ve çünkü Tanrı'nın dişileri melek yapmaya layık bulmadığını anlatmak istemiştir. Oysa ki eski dönemlerde Araplar, Tanrı'nın meleklerini dişi olarak kabul ederlerdi. (Nitekim bunun böyle olduğu Necm Süre'siin 21, 27-28 ayetlerinde yazılıdır) . Muhammed ise kadın sınıfını aşağı gördüğü için, meleklerin dişilerden olabileceği şeklindeki Arapi inançlarını Tanrı'ya hakaret saymış ve bu nedenle Kur'an'a ((...Tanrı bundan munezzehtir...)) nahl 57,62 hükümlerini yerleştirmiştir.Görülüyor ki, ((Cahilliyye)) diye kötülenmek istenen dönemlerde Arap kadını hak ve özgürlükler bakımından pek kötü durumda değildi. Tanrı'nın melekleri olma şerefine bile erişmişti. Oysa ki Şeriat ile birlikte tüm değerini yitirmiş ve ((dinen ve aklen eksik)) bir yaratık kertesine indirilmiştir. Yazı Prof. İlhan Arsel in Kadın ve Şeriat kitabından alıntı yapılmıştır. Yazıya ilişkin gösterilen kaynaklar ; IZZ ETTİN,age, (195:l) 29. Kur'an'da Sebe' Melikesi diye <ı dı geçen Belkıs, ilk Arap kadın hükümdarı sayılır. Güya şeytana kanmış ve Allah'ı bırakmıştır. Hüdhüd kuşu bunu Süleyman peygambere bildirmiş ve o da Sebe melikesine mektup yazarak muhteşem köşküne davet etmiş ve bunun üzerine Sebe Melikesi : «Rabbim, şüphesiz ben kendime yazık etmişim. Süleyman'la beraber alemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum. (Kur'an , 27 Nemi 20 5) diyerek inananlardan olmuştur. Bu hususlar Faymu'l-Arab'da açıklanmıştır.' Ayrıca bk. Ilse LIECHTENSTADTER Women in the Aiyyaın al-Arap (London 1935) 1 1-28. Arap kadınının İslam öncesi özgürlüğü konusunda başvurulabilecek Arap kaynakları arasında şunları zikredelim:İBN Abd RABBİHİ, el Ikucl'ul-Fericl, ( Kahire 1361 Hicri); 860-940 yılları arasında yaşayan yazsisin 25 kitaptan oluşann bu yapıtında kadın konusundaki bölümler için Eyyaıuu'l Aralı başlığına bakınız. Bu bölümlerin Fransızca çevirisi için bk. TOURNEL, Lcttres Sur Historie des Arabes Avant İslamisme(Paris 1836 1 838). İngilizce çeviriler için bk. Ilse LICHTENSTADTER. age :Ayrıca bk. İbnül Esir, Macd al-Din AbuI Saadat al-barak B. Muhamnead, El Kamil Fi'i-Tarih, (Edition Tornberg, Leiden 1867-74) ; Ayrıca bk. İbn Hişam kitabu Resulillah (İbn İshak'ın Siyer adlı kitabını tadil ve ıslah etmiştir ; Kitabın İngilizce çevirisi için bk. Life of Muhammed ; translation of İbn Islıaq's Siretıı ResuIillah byA.Guillaume. Printed in Karnchi, Published by Oxford Unlversity Press, 1980 ) ; Ayrıca bk. İbn İSHAK. KHab alimabdava Kısas'ul-Enbiya, İbn İSHAK, Kitabu'l-magazi (İbn Hişam tarafından tadil ve ıslah edilmiştir).Arap peygamberi Muhammed'in ilk eşi Hatice hakkındaki bilgileri bu kitapta bulmak mümkündür. Abu'l Farac AliB. Al-Husayn Al iş-BAHANİ , Kitalı-alAgani (Bulak 1285). Bütün bunlardan gayrı 7 ve 3. yüzyılın ünlü Arap ozanlarından, Arap kadınının İslam öncesi yaşamlarındaki özgürlüğünü öğrenmek mümkündür. Özellikle FARAZDAK (ya da Ferezdck), If ammam B. Galib ŞA'ŞA'a (60-733), ki Emeviler döneminin ünlülerinden olup hicivleriyle tanınır ve bedevi Araplanrın yaşamlarını dile getirmiştir. Aynı şckilde Cerir B. Atiya Bal·HATAFA (? - 733). Naka'id adlı yapıtında bu konular işlenir. Taberi, Milletler ve Hükümdarlar Tarihi ( Milli Egin Bakanlığı Yayinları, İstanbul 1966 : 2 cild
  10. İslamdaki kölelikten demek istedin heralde. İslamdaki cariye hukukuymus Mürtedlerin karıları size helal midir fıkıh hocam ? Şimdi bir murtedi katlettikten sonra onun karısını cariye diye alabilirmisin fikiha göre ?
  11. Ahagshhabs emrinin altındaki cariyesi fahise değil mi ? Türkiye'de olduğu süre boyunca fahişenin parasını verir, cariyesi yapa,r gidene kadar kanını emer, giderken de cariyelik ten azad eder. Al sana cariye.
  12. Kumar yasak ayeti Maide 90 onu biliyoruz. Ama Araf 33 ayeti o zaman gelmişti. Başkasının malına göz dikmek haram kilinmisti. Ebubekir , Übeyy in 10 devesine göz diktiği vakit peygamber 10 az sen 100 deveye göz dik demesine ne diyorsun . Neden araf33 u hatırlayıp başkasının malına göz dikmek haramdır demedi ? Yoksa Muhammed Araf 33 ayetini inkâr mi ediyor ?
  13. zina yasak degilken peygamberin zina yapmasında sakınca görünmez o zaman , içki yasak değilken peygamberin içki icmesinde sakınca görülmez o zaman. Kumar yasakken allahla ortak kumar oynayinca sorun yok mu diyorsun yani. Nerde kaldi peygamberin gunahsizligi, melekligi, ? Al işte kumar oynamış? Hani hiçbir abes işi olmamist bu peygamberin ?
  14. Bende onu diyorum , kumar yasak değilken Allah bahis oynatiyor. Tüyo yu kendi veriyor. Peygambere oran yutturuyor. Ebubekiri kazandırıyor. Hem bahis oynatiyor hemde şike yapıyor. Bu arada şike ne zaman haram kilinmisti yahu ?
  15. Yasanan olayı aktarıyorum : Hz. Ebû Bekir ve Übey bin Halef Hz Ebû Bekir, bu âyetleri Resul-i Kibriya Efendimizden (a.s.m.) dinler dinlemez onları, Mekke'nin bir tarafında yüksek sesle okudu. Sonra da o sevinen müşriklere, "Rumlar, birkaç sene sonra İranlılara muhakkak galebe çalacaklar." dedi. Müşrikler şaşırdılar. Bahsettiğimiz gibi büyük bir hezimete uğramış, âdetâ yerle bir olmuş bir imparatorluk bir daha nasıl canlanacak ve İranlılara galebe çalacaktı! Bu durumu havsalalarına sığdıramadıklarından içlerinden Übey bin Halef, "Yalan söylüyorsun," dedi. "Haydi, aramızda bir müddet tayin et, seninle bahse girelim." Hz. Ebu Bekir kabul etti. On deve üzerinde bahse girip üç sene müddet tayin ettiler. Hz. Ebû Bekir gelip durumu Peygamber Efendimize haber verdi. Peygamber efendimiz de : "Âyetteki "bid"den (yani bir kaç seneden) maksat, üçten dokuza kadar olan seneler demektir. Develerin sayısını artır. Müddeti de uzat."buyurdu. Bunun üzerine Hz. Ebu Bekir çıktı. Übey'e rast geldi. Übey," Galiba pişman oldun." dedi. Hz. Ebû Bekir, "Hayır" dedi. "Gel seninle bahsi arttıralım. Müddeti de uzatalım. Haydi, dokuz seneye kadar yüz deve yapalım." Übey de," Haydi yapalım." diyerek kabul etti. * Hz. Ebû Bekir, Mekke'den ayrılacağı sıralarda, Übey bin Halef yakasına yapıştı ve "Sen, Mekke'den ayrılırsan, bahisde kazanacağım develeri ödemeyeceğinden endişe ediyorum. Bana bir kefil göster." dedi. Hz. Ebû Bekir de oğlu Abdurrahman'ı kefil gösterdi. Übey bin Halef de Uhud Harbine çıkmak istediği zaman Abdurrahman, gidip onun yakasına yapıştı ve "Vallahi, bana bir kefil göstermedikçe, seni bırakmam." dedi. Übey bin Halef de kefil gösterdikten sonra Uhud Harbi için yola çıktı. Übey bin Halef, Uhud Harbinde Resûl-i Kibriyâ Efendimizin kılıcından aldığı bir yaradan öldü. Mağlubiyetlerinden 9 yıl sonra, Rumlar, birdenbire canlanarak hiç beklenmedik ve umulmadık bir saldırışla İranlıları dehşetli bir bozguna uğrattılar. Buna da Müslümanlar çok sevindiler, müşrikler ise son derece üzüldüler. Hz. Ebû Bekir, 100 deveyi Übey bin Halef'in kefilinden ve mirasçılarından alıp Peygamber Efendimize getirdi. Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, "Onları sadaka olarak dağıt." buyurdu. Kur'ân-ı Azimüşşânın istikbâlden haber veren ve Resûl-i Kibriyâ Efendimizin bir mu'cizesi sayılan bu haberin ortaya çıkması üzerine, Mekkeli müşriklerden bazıları Müslüman oldular.1 Dipnotlar: * O zaman kumarı yasaklayan ilahi emir henüz gelmemişti. 1. Tirmizi, Sünen, XII. 67-68; Taberi, Tarih, II. 141-142; Hamdi Yazır, Hak Dini, V. 3795-3800. Bir arkadaşıma Rum suresi üzerine tartışma yapıyorduk ve bana Rum süresinin kanıtı olarak bu olayı aktardı. Birçok İslam sitesine bakılabilir bu olay tamamen geçiyor. İlk olarak kumar ve içkinin yasaklanmasına dair ayetleri araştırdım ve bunlar Araf 33, bakara 219, Maide 90-91 . Araf 33 e dair ceviriler kuranmeali sitesinden alıntı yapiyorum Abdullah Parlıyan Meali: De ki: Doğrusu Rabbim; yalnızca açık ya da gizli, utanç verici davranışları, günahın her çeşidini, BASKASİNİN ELİNDEKİNE HAKSİZ OLARAK GOZ DİKMEYİ, Allah'tan başkasına hakkında hiçbir delil indirmediği halde, tanrısal nitelikler yakıştırmanızı ve bilmediğiniz şeyi Allah'a karşı söylemenizi haram kılmıştır. Ahmet Tekin Meali: “Rabbim, büyük günahları meşrû olmayan şehevî fiilleri, gayri meşrû ilişkileri, bunların açıktan yapılanını, alenîsini ve gizlisini bilerek günah işlemeyi; haklı bir sebep ortada yokken saldırmayı ve baskı yapmayı; HAK ETMEDEN BASKASİNİN ELİNDEKİNE GOZ DİKMEYİ VE ZULMU; hakkında ferman indirmediği, yetki vermediği bir şeyi, ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında Allah'a ortak koşmanızı; Allah adına bilemeyeceğiniz şeyleri söylemenizi haram kıldı, yasakladı." de. Cemal Külünkoğlu Meali: De ki: “Rabbim, ancak açık ya da gizli kötülükleri, günahın her çeşidini, ( BASKASİNİN ELİNDEKİNE) HAKSİZ YERE GOZ DİKMEYİ, hakkında hiçbir delil indirmediği bir şeyi Allah'a ortak koşmanızı ve bilmediğiniz şeyleri Allah'a izafe etmenizi yasaklamıştır.” Muhammed Esed Meali De ki: “Doğrusu, Rabbim, yalnızca, açık ya da gizli, utanç verici davranışları, günahı[n her çeşidini], [BASKASİNİN ELİNDEKİNE] HAKSİZ YERE GOZ DİKMEYİ, Allah'tan başkasına -hakkında hiçbir delil indirmediği halde- tanrısal nitelikler yakıştırmanızı ve bilmediğiniz şeyi Allah'a izafe etmenizi yasaklamıştır.” Mustafa İslamoğlu Meali De ki: “Benim Rabbim, yalnızca açık ya da gizli yüz kızartıcı davranışları, günahın her türünü, HAKSİZ YERE BASKASİNİN MALİNA GOZ DİKMEYİ, herhangi bir delil indirmediği hâlde Allah’tan başkasına ilâhlık yakıştırmanızı, hakkında bilginizin olmadığı şeyi Allah’a atfetmenizi yasaklamıştır.”[1180]* Araf 33. Mekke döneminde inmiştir. Yani Rum süresinden önce inmiştir. Ebubekir bahis olayında peygamberin yanına geldiğinde peygamberin Araf 33 ayetini gösterip: ' bak bize ayet geldi orda haksız kazanç hakkında haram var. Sen bu bahisten vazgeç nitekim Allah bunun hesabını sorar. Zaten Rumlar İranlıları yeninde sen haklı cikacaksin. ' Deseydi tutarlı bir yaklaşım olurdu. Ama Araf 33 te açıkça belirtilen haksız kazancın haram kılınmasına rağmen peygamber Ebubekir in bahis oynamasını yasaklamak yerine destekliyor . 10 deveyi 100 deye yap diyor. Oran verdirtiyor. Burda Ebubekir in kumar oynamasına mi , peygamberin bu kumara dahil olması mı, kehanet diye anlatılan olayda bunların kumar oynadığının ortaya çıkması mi daha komik ben karar veremedim. Ayrıca bu bahis olayının sonunda develer neden devlete bagislaniyor ? Kumar oynamak serbest ise Ebubekir kazandığı develere el koymak niye ? Adam develeri alsaydı ya sonuçta kazanmış. Yani kumarın doğru olmadığını bildikleri halde adamdan develeri almışlar ama dur yanlisimizi düzeltelim devlete bagislayalim demişler. Ayrıca kumarı Maide 90 da yasaklayacak olan Allah kumarı yasaklanmadan önce kendisi de kumar oynadığının bir kanıtı. Şimdi ilk başta.Allah tüyo veriyor Rum suresini gönderiyor. Bu tüyonun üzerine Ebubekir Ümmey isimli musrikle bahis e giriyor. Sonra peygamber aracılığıyla bu bahisin oranları arttırılıyor. Sonra Allah Rum suresi de verdiği tüyo sonucu savaşta Rumlara yardım ediyor. Ve Ebubekir bahisi kazaniyor. Allah , peygamber ve Ebubekir 3 vs 1 resmen Übeyy i darmadağın ediyorlar. Zavallı Übeyy in hiç şansı kalmamış. Allah Maide 90 da kumarı yasaklamadan önce kendisi de kumar oynamış .
  16. Salvolimpos

    hayat kadınları cennet müslüman

    Hayat kadınlarından utanirsiniz ama hayal ettiğiniz cennette de memesi yeni irilesmis zeytin gözlü hayat kadını hayal edersiniz . Her tarafınızdan yuzsuzluk akıyor.
  17. Salvolimpos

    Herkesin Bir Kur-an'ı Var.

    Kur'an senin bakış acinla varolan birşey değil. Şeriatın kuralları katıdır, keskindir, nettir. Bu noktada ben kendi kuranima inanıyorum dediğin zaman zaten Müslümanlıktan çıkıp küfre girmiş oluyorsun. E bu noktada da Kur'an'ın ayetlerini savunmanın bir manası yok. Orda ne yazarsa yazsın sen kendi ahlaki sinirlarini çizip kendi ahlaki sinirlarinin içinde yaşayacaksın demektir. Buda bir başka insana zarar vermedigin sürece müslüman olmandan çok daha iyi bir durumdur bence. Nitekim müslümanlar zaten Allah var beni imanimdan dolayı cennete atacak iman etsem yeter cezami çeker cennete girerim diyip her türlü ahlaksızlığı yaparlar. Ama ben hayatımı pozitif ve mutlu yönde geçirmek istiyorum. Evrensel ahlak sınırlarına bağlı , toplumsal ahlak sınırlarına bağlı kaldığım sürece de benim için hayat güzel geçecek. Şeytanlarla, zindanlarla, azaplarla veya ırmaklara hurilerle hayatımı heder etmiyorum. Benim yaşantımın içinde benim kurallarım var. Çamurdan yaratanın kuralları benim hayatimda geçerli değil .
  18. Kur'an kurtaricilari bu mantiksizliga kadının duygusal olduğunu ileri sürerek haklı cikarmaya çalışır. Ama olayın duygusallık la alakası yoktur. Nitekim bir insanın duygu ve zeka durumu eğitimine ve yaşadığı çevreye göre değişkenlik gösterir. Cinsiyetine göre degil ! Bir erkeğin bir kadından daha duygusal olduğu da görülür . Erkek kadından güçlüdür deniliyor ya , powerlifting dünya sampiyonasindaki bayan yarışmacılara baksınlar bunu soyleyenler. Güçlü kadın görsünler . Kur'an'ın kadinin şahitliğinin yarım saymasının asıl nedeni Allah'ın kadını eksik yaratmasıdır. Bunuda çöl peygamberinin hadisinden anliyoruz : kadinlar aklen ve dinen dün (eksik) yaratılmışlardır . Bu hadiste geçen aklen eksik olması şahitliğinin yarım olmasını gerektirir. Dinen eksik olması da her ay adet gördüğü içindir . Çünkü adet gördüğü zaman namaz oruç ibadetini yerine getiremediği için kadını eksik olduğunu söyler. Ama Allah yaratırken adil ve eşit olması gerekmiyormuydu ? neden kadını eksik yarattı ? Vardır bir hikmeti diyip gececekmiyiz ? Ayrıca peygamberin kadınlar hakkında nefreti hiçbir zaman bitmemiştir . Bu nefretini hadislerinden görebiliyoruz . «İki kadının tanıklığı bir erkeğin tanıklığına bedeldir .(Kur'an 2 Bakara 282) «Kadınlar aklen ve dinen dün yaratıklardır . .. Uğursuzluk üç şeyde vardır: karı da eşya da at ' da. · Namazı kat eden şeyler köpek , eşek , domuz ve KADIN'dır . . . ıı «Kadınlar arasında saliha kadin yüz karga arasında alaca bir karga gibidir ... ıı «Benden sonra erkekler için kadinlardan daha zararlı bir fitne bırakmadım ... «Bana Cehennem halkı gösterildi çoğunluğu kadınlardı . Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yayınlaclığ·ı 12Ciltlik Sahih-i Buharl Muh-tasarı Tecrzd-i Sarih Tercemesi ve Şerhi adlı bir yapıt vardır ki yıllar boyu halkımız tarafından kapışılagelir. 1985 yılında 9 ncu baskısı yapılan bu yapıt Arap Peygamberi Muhammedin Kur'an olmayarak söy- lediği sözleri (Hadlis'leri) kapsar. Bu örnekleri 100 sayfa çoğaltabiliriz çünkü 3-4 tane değil yüzlerce vardır. Konu hakkında daha çarpıcı şeyler öğrenmek isterseniz size Prof. İlhan Arsel in Kadın ve Şeriat adlı kitabını okumanızı oneririm. İçindeki tüm hadisler ve olaylar İslam kitaplarından kaynak gösterilerek anlatılmıştır. Şeriatın kadına nasıl baktığını anlarsınız. İslam'ın kadını yucelttigi ve çok büyük haklar verdiği yalanlarının , gerçeklerin üstünü örtmek için kullanıldığını görürsünüz .
  19. Salvolimpos

    Kuran'ın söylediği yine doğru çıktı

    Karıştırdın galiba ? taşlaşmış kalp gondercektin. Yada şarap akan ırmak. Şu fışkırtan suyu bir önceki gönderinde zaten gördük kabul ettik .
  20. Salvolimpos

    Tanrının işleyişi...

    benim değil senin allahinin dangalakligini gösteriyor .
  21. Salvolimpos

    Tanrının işleyişi...

    Şimdi biz özgür irademizle yaratıcıyı reddediyoruz ya. Buda mümkün senin gözünde. Peki bu durumda yaratıcı bir yerde hata yaptı. İbadet edecek insanlar yaratırken bı baktı ooo atı alan uskudari geçmiş. Yasak elmalar yenilmiş, birde tam istediğinin tam tersine insanlar isyan ediyor . Bu durumda aciz bir yaratıcı olduğu gerçeğini görebiliyormusun. ? Yoksa hala o çok yücedir herşeyi bilir falan mı yazacaksin
  22. Salvolimpos

    Kuran'ın söylediği yine doğru çıktı

    Taşlaşmış kalp görüntüsünü de paylasirsan ayeti tam olarak kanıtlamış oluyorsun. Bu arada bonus olarak şarap akan irmaklar videosu da gönderirsen oda ilaç gibi gelir.
  23. Salvolimpos

    Tanrının işleyişi...

    Beni özene bezene yaratan kim? sen Ne yapacağımı da yazmışsın önceden Demek günah işleten de sensin bana O zaman nedir o cennet cehennem? Kim senin "yasa"nı çiğnemedi ki söyle? Günahsız bir ömrün ne tadı kalır söyle. Yaptığım kötülüğü kötülükle ödetirsen eğer Seninle benim aramda ne fark kalır ki söyle Tanrı bizi çamurdan yarattığında Biliyordu bu dünyada ne işimiz olacak İşlediğim günahlar hep onun emriyledir O halde cehennemde beni niçin yakacak? İsyan edip karşında duracağım, neredesin? Karanlığı, ışığa yoracağım, neredesin? İbadete karşılık cenneti alacaksam "Bağış mı ticaret mi" diye soracağım, neredesin?
  24. Salvolimpos

    Kuran'ın söylediği yine doğru çıktı

    Burdaki suya fışkırıyor diyebiliyor san güzel. Birde şarap akan irmaklar vardı onu da görsek fena olmaz.
  25. Salvolimpos

    Tanrının işleyişi...

    Tabi canım hiçbir uyumsuzluk yok. Ben zaten Türkiye'de doğup büyümeyi doğmadan önce kendim seçtim. Sperm halinde olmadan önce dedim ki ben gidip Türkiye'de bir erkeğin tasaklarinda sperm olayım sonra Müslüman ülkede dogayim, sonra o müslüman ülkede ateist olayım. Sonra cehennemde yanarım bir güzel . Herşey benim elimde Allah bana hiç zorlama yapmadı sağolsun . Ama ne diyorum biliyormusun allahina : "al o cennet senin olsun. Onu istediğin gibi doldur. İstemiyorum senin o cennetini ! Napacaksin ? beni ateşle mi korkutuyorsun, yakacak misin? Yak ! Yakmassan tanrı değilsin ! Naparsan yap seni tanımıyorum ! Sana en korktuğun şeyle gelip, seni aciz bırakmanın tadını çıkariyorum ! Çünkü istediğin kadar yakabilirsin beni ama o verdiğin iradeyle seni düşürdüğüm aciz durumu geri ceviremeyeceksin. Ben de senin o acizliğini izleyip bedenim yanarken dahi keyif alacağım ! " Ve siz onun saksakcilari müminler de o herşeye kadir tanrinizi nasıl aciz duruma düşürdüğumu göreceksiniz. Ama bilmeyeceksiniz ki onu bu duruma düşüren kendi kuralları !
×
×
  • Yeni Oluştur...