Jump to content

ck789

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    524
  • Katılım

  • Son ziyaret

Topluluk Puanı

0 Neutral

1 Takipçi

ck789 Hakkında

  • Derece
    Advanced Member

Güncel Profil Ziyaretleri

475 profil görüntüleme
  1. ck789

    ATEIZMIN ALTERNATIF TANIMI....

    ateizmin varlığını teizm tehtide bağlamak ateizmin temelsiz, tepkisel bir duruşa indirger. böyle bir söylem ateizmi belli argümanlar üzerine kurulu bir düşünce değil, tepkisel bir politik duruş olarak tanımlamış olur. varsayımlar ve fantaziler üzerine kurulmamış düşünce de ateizmin de tekelinde değildir. bilimsel çalışma yapmak için ateist olmak ön koşul değildir. dinlerin kurumsal yapıları ayrı bir konu dinlerin kendileri ayrı bir konudur. merkezi bir kurumu reddedip dini reddetmeyenler de vardır. en bariz örnek protestanlık. kurumsallaşmaya karşı olmak da ateistlerin hem fikir olduğu bir konu değil. kurumsallaşmanın zıttı ateizm değil anarşizmdir. ateizm ile anarşizm arasında da bir korelasyon bulunmuyor. ateist çoğunluğun iktidarında bu yönde bir dayatma da söz konusu olabilir. örnek sovyet rusya. quantum fiziği yoktan var oluşu açıklamaz. fizik zaten felsefi anlamda bir yokluk veya hiçlik kavramıyla ilgilenemz. fiziğin böyle felsefi bir sorumluluğu da yoktur. bilimi politize etmeye çalışmak felsefi sorumluluk yüklemek bilimsel düşüncenin bilgisiz kişiselce marjinal olarak değerlendirilmesine, bilimsel düşünce kosununda bilgisiz kişiselin bilimsel düşünceden uzaklaşmasına sebep olur. fizik bardağın yere düşüşünü nasıl açıklıyorsa enerji/madde dönüşümünü de öyle açıklar. işin içine varlık/yokluk/hiçlik vs. katmaz. neyi ölçüp neyi biçiyorsa, teorik olarak neyi temellendiriyorsa onu açıklar. Teizm, deizm, agnostisizm gibi akımları formel bilimler ya da doğa bilimleri ile incelemek mümkün değildir. Bu nedenle "parazitik eğilim" gibi kavramlar "delil" niteliğinde ele alınamaz. Bunlara en fazla sosyal bilimlerdeki ateist "yorum" diyebiliriz. akademik anlamda da böyle tabirlerin kabul gördüğü bir çalışma yoktur çünkü bu kavram "parazitik eğilim" bilimsel bir tabir, teşhis değildir. Dinlerin ahlak anlayışı elbette eleştirilebilir. Bunun tanrı kavramıyla doğrudan bir ilgisi yoktur. Ateistlerin de ortaya mutlak doğru bir ahlak koyabilmesi mümkün değildir. Çünkü ahlak bilimin değil felsefenin konusudur ve görecelidir. Bağnazlık, gericilik, tutuculuk, yobazlik, mantıksızlık, ahlak eksikliginin karşısında olmak için de ateist olmaya gerek yoktur. Akıl ve vicdan sahibi olan bu kavramlara değer veren her insan bunların karşısındadır. Bu değerler de ateizm tekelinde değildir. Tanrı, inanç, ahlak dinlerin tekelinde değildir. Akıl, vicdan, bilim de ateistlerin tekelinde değildir.
  2. ck789

    Fizik Kanunları Nedir?

    Fiziğe felsefi sorumluluk yükleme nedense sürekli yapılıyor. Fiziğin neden-sonuç ilkesi sanki varoluşsal bir tasarımmış, fizik biliminin böyle bir iddiası varmış gibi varsayımlarda bulunup buradan bilime bok atma çabası içine giriliyor. Bilimin fiziğin böyle bir iddiası yok. Nurcu tayfa kelimeleri anlamlarından saptırıp kendileri farklı anlamlar yükleyerek bunu sistematik olarak yapıyolar, bilimsel düşünceyi yıpratmak için böyle bir yöntem benimsemişler fakat burada aynı tuzağa nasıl düşülüyor anlamak güç.Kullanılan sözcüklerin, terminolojinin ne anlamda kullanıldığını fark etmek, anlamak bu kadar zor bir şey değil. Fizk ve diğer doğa bilimleri yaptıkları gözlemleri anlatır. Bundan fazla bir iddia önesürmezler. Felsefi bir yorum yapmazlar. Fizik bir cismin yere düşmeni anlatırken bunu formülüze eder. Kütle çekim üzerinden anlatır. Bu ilişkinin içrek doğasının stokastik olması fizik için bir şey ifade etmez. Fizik için bu aşamada gözlemlerin tutarlılığı önemlidir. Fiziğin kanun tanımı da bunun üzerine kurulur. Felsefi anlamda bir kanundan bahsetmez burada. Gözlemlerindeki tutarlılık ve akademik anlamda kabul ile ilgili bir durumdur fiziğin kanunları. Bu fizik kanunlarını evrenin varoluşsal anayasası gibi düşünmek sizin fiziğe yüklediğiniz keyfi bir sorumluluktur ve tamamen kişisel görüşünüzdür. Fiziğin böyle bir iddiası yoktur. Böyle bir iddiası varmış gibi kendi fantezi dünyanızda varsayımlarda bulunup sonra yok evren kaotiktir aslında neden-sonuç ilizyondur vs. diyip fizik bilimine bok atmanız kendi bokunuzda oynamaktır. Çünkü ne fizikten ne fiziğin kanunların ne de fiziğin neden sonuç ilişkisinden bahsediyorsunuz. Kendi kendinize tanımlar uydurup onlar üzerinden bilimi eleştiriyorsunuz. Fizik kanun kelimesine de neden-sonuç ilişkisine de sizin bu felsefi sorgulamanzdaki anlamla aynı anlamı yüklemiyor. Fizik ayrı felsefe ayrıdır. Felsefeyi de gömmüyorum aksine bizi motive eden asıl insani güdüler varoluşsal sorgulamalarımızdır. Bu sorgulamaları bilimin sistematik yöntemi ile karıştırıp kendi yüklediğimiz anlamları bilimsel terminoloji ile karıştırmamaya dikkat etmeliyiz.
  3. Özet geçmek gerekirse yaklaşık 3 yıl önce "attention is all you need" başlıklı bir paper ile yapay zeka dil modelleri üzerine ciddi bir gelişme yaşandı. Dil modellerinin ilkel anlamda nasıl çalıştığını şu örnek videoda çok güzel anlatmışlar Kısaca özet geçmek gerekirse istatistiksel analize dayalı harflerin birbiri ardına gelmesini aşama aşama geliştiren katmanlı yapay sinir ağları üzerine kurulu bir yapıdan başlayarak yine bu temelden çok uzaklaşmadan bunu daha iyi hale getiren yöntemler ile youtube yorumu üreten bir sistem tasarlıyorlar. Yani kendi kanallarındaki yorumları çekip sisteme veriyorlar, sistem bunu öğreneip kendi yorum üretebilen bir hale geliyor. Bunu da temelde istatistik kullanarak yapıyor sistem. Yani şu harften sonra hangi harf gelir, bunun olasılığı nedir diye bakıyor. Ardından rastgele seçim yapıp o harfi alıyor. Ardından sonraki harf için aynı işlemi tekrarlıyor. Tabi ki kullanılan yönteme ve katman sayısına göre sadece bir önceki harfe değil çok daha geniş bir alanda bu olasılık hesabı yapılıyor. "Attention is all you need" paperında 3 yıl önce yayınlanan ise bu yöntemlerin epey bir gelişmişi denebilir. GPT2 ise openAI grubunun bu yöntemi kullanarak geliştirdiği bir dil modeli. OpenAI şunu yapmış, reddit'ten tüm linkleri takip etmişler, yaklaşık 40gb lık bir veri çekmişler. Bunun içinde haber siteleri, akademik makaleler, yemek tarifleri vs. bir çok şey var. Tüm bunları akademik paperdaki yönteme göre makine öğrenmesi ile sisteme vermişler. Ardındandan bu 40gb veri ile eğitilmiş sisteme aşağıdaki videodaki başlangıç metnini verip buna göre devamını getir demişler. Burada etkiliyici olan şu. Makineye verilen orjinal başlangıç metninde haber metni formatında Andes dağlarında yaşayan ve çok iyi ingilizce konuşan Unicornların varlığından bahsedilyior. Sadece bunu veriyorlar ve devamını getir diyolar. Yapay zeka önceki verisetinden öğrendiklerine bakarak sanki bu bir haber metniymiş gibi kendi uydurduğu akademik isimlerle bu iddiaları temellendiriyor, Andes dağlarına yakın bölgelerde yapılan çalışmalardan vs. bahsediyor. Evrimsel biyolojiye gönderme yapıyor. Bunların hiçbiri orjinal metinde yok. Tamamen redditten takip ettiği haberlerden öğrendikleriyle bunu yapıyor. Ortada sistemeatik olarak oluşturulmuş bir veritabanı falan da yok. Buna rağmen bu ilişkilendirmeleri yapabiliyor. Burada etkileyici olan şu, eskiden dil modelleri kullanılacağı alana göre elle optimize edilirdi. Yani chatbotu için ayrı bir süreç, otomatik tamamlama için ayrı bir süreç el ile yapılırdı. Bir yerde yapay zekayı insan eliyle budanıp istenilen hale getirilmesi diyebiliriz. Bir yerde yapay zekaya güvenmeyerek yamalı bohça gibi iş yapmaya benziyor bu. Bu örnekte ise bu yok. Yapay zekaya öğrenme verisi verilip direkt kullanılıyor. Önceki dil modellerine göre çok daha genel bir yöntem. OpenAI sosyal sorumluluk vs bahane edip bu verisetiyle eğilitmiş veri setini paylaşmamış çünkü bunla çok güzel insan taklidi yapan botlar üretilebilir. Twitter'a salsanız normal insan ayırt edemezsiniz. Önceki tweetlere göre tweet üretebilir. Bunu da ne kadar inandırıcı yapabileceğini videodaki örnekte görüyoruz. Paper public indirip bakabilirsiniz. Çok daha etkiyici örnekler de var. Burada sizlere sormak istediğim şu. Bence tüm bunlar ne kadar etkileyici de olsa temelde istatistiksel analize dayanıyor. Yani bu şekilde üretilen metinlerle insanları sanki bu metinler insanlar tarafından oluşurulmuş gibi kandırabiliriz fakat ortaya yeni orjinal bir şey koyamayız. Yani yapay zeka ne kadar gelişirse gelişsin bence bilimsel anlamda, sanatsal anlamda bir eser ortaya koyacak bir olgunluğa erişemez. Elindeki verisetine uygun bunlarla örtüşen sonuçlar ortaya koyar. Yani antik yunan felsefesini buna benzer sistemlere yükleyip modern kıta felsefesini üretmesini bekleyemeyiz. Newton fiziğini yükleyip genel göreliliği üretmesini bekleyemeyiz. Sizce bu konuda ne düşünüyorsunuz?
  4. Bu konu oldukça derin aslında bence başka bir başlık altında bile incelenebilir. Kısaca iddiam şu: insan hayatındaki sosyal, ekonomik yaşamı yani siyasetin temel konularını teknolojik ve bilimsel gelişmeler siyasi argümanlardan, partilerden, ideolojilerden çok daha fazla etkiliyor. Matbaanın karşısında Osmanlı üleması duramadı, rönanans'ın karşısında ortaçağ avrupası duramadı. Otomasyon sistemlerinin çok geliştiği, niteliksiz işçilikten çok daha maliyetsiz bir hale geldiğini düşünelim. Böyle bir ortamda mevcut ekonomik sistemden bağımsız düşünürsek refah seviyesinin çok yükselmesi gerekir. Fakat diğer yandan mevcut ekonomik sistemde bu işsizliğe sebep olup devasa işsiz insan yığınları oluşturur. Yani teknlojik gelişmeler üretimi inanılmaz arttırıp maliyeti minimuma indirmesine rağmen yani bolluk yaratmasına lazım iken mevcut ekonomi politikaları bunu karşımıza işsizlik olarak kötü bir şeymiş gibi çıkmasına sebep oluyor. Çünkü bu bolluğu topluma dağıtacak sistem yok. İdealde bu maliyetsiz bolluğun topluma vatandaşlık maaşı vs. politikalarla dağıtılması gerekir fakat ekonomi politikası bunun karşsıında olacaktır. Burada topluma bolluk getirenin bilim ve teknoloji gelişmenin karşısında olanın ise siyaset olduğunu görüyoruz. Matbaada da, rönesansta da olan budur. Siyaste hiçbir zaman kendini dönem koşullarından soyutlayıp vizyoner bir bakış açısı sunamamıştır. Bu nedenle siyasete enerji harcamaktansa bilim ve teknolojiye yönelmek bunları gündelik hayatta daha etkin kılmak toplumsal dönüşüme siyasi parti hareketlerine göre çok daha fazla katkı sağlayacaktır. Bu alanda çokça fikir üretilebilri ve sonuç elde edilebilir.
  5. Toplumsal dönüşüm için partilere gerek yok. Hiçbir siyasi hareket teknolojik gelişmeler kadar etki edemedi insan hayatına. Teknolojik gelişmeleri takip edip onun izinden ekonomi politikası uydurmaya çalışan idealojiler bile güncelliğini yitirdi. Sanayi, tarım toplumunun mekaniklerini analiz edip onun üzerine politika geliştiren fikirler bile bilgi toplumunun üretim ilişkilierini detaylı açıklayamıyor. Bence siyasi partilerle uğraşmaktansa teknolojik gelişmeleri daha katılımcı bir şekilde takip etmek hayatımıza faydalı olacak şekilde dahil etmek gerekirse yayılmalarında ön ayak olmak gerekir. Hiçbir siyasi parti, devlet politikası sözde sosyal medyanın son 10 yılda yaptığı kadar kökten bir toplumsal dönüşümü küresel düzeyde yapamadı. Sosyal medya insanların hayata bakış açısını değiştirdi. Sovyetler bile ortalama bir Amerikalı'nın hayatına bu kadar etki edememiştir. Soğuk savaşı iplemeyebilirsiniz ama sosyal medyayı çağımızda iplememek çok mümkün değil. Sosyal medya övücülüğü yapmıyorum hatta bence merkeziyetçi yapısından dolayı ve kendi içindeki yapısal sorunlardan dolayı internetin özgür ve dağıtık ortamına ve genel anlamda toplumdaki tartışma kültürünün gelişmesine zarar veriyor. Bahsettiğim toplum üzerindeki etkisi. Benzer şekilde muhtemelen elektronik paralar, bitcoin, eth, iota vs. uzun vadede ulusal ekonomi politikaları kadar etkili olacaklar küresel ekonomi de. En azından altın kadar etkisi olacağı kesin. Yani hayatımızı şekillendiren siyasi partiler değil teknolojik gelişmeler. Bunu matbaaya, tekerleğe, ateşe kadar götürebilirsiniz.
  6. ck789

    Var mıyız?

    Şüphe edilemeyecek tek varoluşun hayat deneyimimiz kendisi olduğunu düşünüyorum. Bu soruları sorabilmemiz de, bu soruları soran bir öznenin var olduğunu gösterir. Felsefi bir sorgulamadan da bahsetmiyorum, hayata dair en basit deneyimleri bile yaşamamız tecrübe etmemiz bile hiçlikten bizi ayırır diye düşünüyorum. https://seyler.eksisozluk.com/descartes-dusunuyorum-oyleyse-varim-derken-ne-demek-istedi
  7. ck789

    Neden sonuç ilişkisi inançtır.

    Buradaki anlaşmazlığın en büyük nedeni kullanılan dilde uzlaşılamaması. Doğa bilimleri neden-sonuç kavramını felsefi bir anlamda kullanmıyorlar. Basitçe yaptıkları gözlemleri belirtmek için kullanıyorlar. Sizin bu kavrama irade atfetmeniz, sürekli bir yaradılışın sonucu olarak görmeniz vs. bilimsel açıdan bir şey ifade etmiyor. Fizik diyor ki iki kütle arasındaki kütle çekim kuralı şudur, kütlelerin çarpımı uzaklığı ile doğru orantılı, kütleleler uzaklığın karesi ile ters orantılıdır. Bunu da deney gözlemle inceledim, tutarlı olarak gözlemledim diyor. Bu noktada bu formule göre atomlar kendi iradeleriyle sürekli aynı davranışı gösterek hareket etmişler ya da iradeleri yok ama sürekli yaradılış vs. ile gitmişler falan fiziğin, bilimin konusu değildir. felsefenin, dinin, inancın konusudur. Doğa bilimleri çok daha pratik gerçekler ile ilgileniyorlar, bu gerçeklerin arkasındaki felsefi nedenler, varoluşsal motivasyonlar ile ilgilenmiyorlar. Bilimsel çalışmaların bir çok alanı var ve bu çalışmalardaki en önemli nokta kullanılan yöntem. Doğa bilimleri buldukları olguların doğruluğunu kabul etmek adına yöntem olarak deney/gözlemi kullanıyolarlar. Bu yöntem ile ilerleyerek teoriler, formuller ortaya koyuyorlar. Bu sistematik çalışma bir disiplin ve bilgi birikimi sağlıyor. Tüm bu yöntem ve bilgi birikimin de pratikte bir karşılığı var ve gündelik hayatta da kullanılıyorlar. Bu teoriler üzerine kurulu sistemler, cihazlar sürekli çalışarak bu formullerin, bilgi birikiminin tutarlılığını sürekli ispatlıyorlar. Doğa bilimleri insan tecrübesini ve düşüncesini değil, deney gözlem yoluyla nesnel çalışmalar yaparak ortaya kouyor bunu ve gayet de tutarlı sonuçlar üretiyor. Nesnel gözlem, teorik bilgi üzerine kurulu doğa bilimlerinin tutarlılığa bir diğer güzel örnek teorik fizik çalışmalarının pratikte karşılık bulmasıdır. Daha önce hiç gözlemlenmemiş görelilik kuramını Einstein teorik olarak öne sürmüştür. Bugün yapılan çalışmalarda bu teori ispatlanmıştır. Hızlı hareket eden cisimlerde zamanın daha yavaş geçtiği gözlemlenmiştir, bugün bunun pratik uygulaması da vardır. Yörüngede hareket eden uyduların dünya ile saat senkronizasyonunda kullanılır. Burada matematik ve doğa bilimlerinin birlikte ne kadar tutarlı sonuçlar ürettiğini görüyoruz. Neden sonuç ilişkisi ve deney gözlem temel anlamda fizik, kimya gibi doğa bilimlerinin yöntemidir. Tüm bilimi bundan ibaret olarak düşünüp bu anlayışı hedef alınca bilimsel düşünce yöntemini çökertmeyi hedeflemedek çok sığ bir yaklaşım. Matematik de bilimdir ve deney gözleme dayalı değil önceki aksiyomlar üzerine kurulu aksiyomlar ile ilerler. İspatlarını da bu şekilde ortaya koyar. Geometri de benzer şekilde çalışır. Doğa gözlemleriyle vs. işi yoktur. Tabi ki matematik de geometri de bilimin dalladıdır ve bu noktada araya sürekli yaradılış, irade vs. koymak son derece zordur. Bilimsel çalışmalarda kullanılan neden sonuç ilişkisi eleştirilirken içine düşülen kavram kargaşasını bu bile ortaya koyuyor. İddia edilen sürekli yaradılış, atomların iradesi gibi kavramların formel bilimlerde bir karşılığı olmuyor. Bunların dışında sosyal bilimler de bambaşka yöntemler kullanır. Tarihteki neden sonuç ilişkisi ile fizikteki neden sonuç ilişkisi aynı şey değildir. Biri analitik gözleme dayalı tutarlı deneyler ile ilgiliyken diğeri yoruma dayalı çok daha genel ve yüzeysel gerekçelendirmelerdir. Bu başlıkta bahsedilen irade ile yaradılış ile ilgili neden sonuç kavramı da tüm bu bilimsel tanımlardan farklı çok daha felsefi, varoluşsal bir kavramdır. Bunlar birbirine karıştırılıp sığ bir bilimsel düşünce eleştirisi yapılıyor. Fiziğin evreni gözlemlemesi ve buna bağlı kurallar ortaya koyması "evrende kurallilik var" gibi bir felsefi önerme üzerine kurulu değildir. Bu bilimsel açıdan net bir önerme bile değildir. Kimi bunun determinizme işaret ettiğini söyleyebilir. Bugün determinizim fizik dahil doğa bilimlerinde yaygın kabul gören bir görüş değildir. Kuantum teorisi ve modern fizik determinizmi büyük oranda sarsmıştır. Daha önce de basettim ana daha net bir şekilde söyleleyim. Fizik temelde çok basit olguları açıklar. Dünya üzerinde elimizdeki bardağı yere bıraktığımızda yere düşmesi gözleminin analitik olarak, sistematik olarak evrenin her yerinde tekrar tekrar gözlemlenmesi bu gözlemler üzerine yeni teoriler ortaya konulup bunların test edilmesidir fizik ve doğa bilimlerinin çalışma yöntemi. Felsefi söylemlerle vs. işi yoktur. Her şeyi açıklama, felsefi sorulara cevap olma vs. gibi bir amacı hedefi de yoktur. "Her şey kurallardır", "irade vardır yoktur", "yaradılış vardır yoktur" vs. fizikle ilgili doğa bilimleri ile ilgili sorular konular önermeler değildir. Fizik, doğa bilimleri bunları kabul etmez, reddetmez, komple konu olarak işlemez bunları. Edebiyat neyse fizik için bu sorular da felsefe de din de inanç da odur. Komple alakasız, konu dışı, bambaşka bir şeydir. Bu bilimsel düşünce eleştirisinin temelindeki motivasyon bilimi ilahlaştırmaya çalışan, bilimin tüm varoluşsal soruların cevabını ortaya koyacağını iddia edenler ise topun ucuna bilimsel düşünce değil bu kişiler konmalı. Bilimin böyle bir iddiası yoktur. Birileri çıkıp varoluşsal sancılarını bilim ile bastırmaya çalışması bilimsel düşüncenin kendisini tutarsız hale getirmez. Açıkçası ben bu bilimsel düşünce eleştirisinde de bunun tam tersini görüyorum. Felsefi, dini görüşleri yüceltmek için bilimsel düşünceninin kavram kargaşası yaratarak eleştirilmeye çalışılması söz konusu. Bilim felsefeye, dine, inançlara göre çok daha dar bir alanda çok daha tutarlı cevaplar üretmeye çalışırken nedense sanki her şeye cevap verme iddiasındaymış gibi tepkisel olarak hedef tahtasına konuyor. Temel olarak bilimsel düşüncenin felsefeyle, inançla falan hiçbir sorunu yoktur. Bilimin ortaya koyduğu her gözleme isteyenler "evet bunlar doğru çünkü öyle yaratılmışlardır, sürekli olarak öyle yaratılmaktadırlar, aslında tüm bu gözlemlere konu alan atomların vs kendi iradeleri vardır ama kendi aralarında fikir birliği sağlayıp fizik kurallarına riayet etmektedirler" vs. diyebilirler. Bunlar tamamen sizin keyfinize inancınıza kalmış şeylerdir. Bilimin konusu falan değildir bunlar. Bilimle çelişmeleri de gerekmez çünkü bilim böyle varoluşsal konularda yorum yapmaz. Bunlarla alakalı bir şey değildir bilim. Bu arada ön yargılı olmayın derken forum ateistleri bakalım ne dicek vs. diyerek ön yargının da kralını yapmışsınız. Sanki ateist olmayan insanlar bilimsel yöntemi, bilimsel düşünceyi reddetmek zorundaymış gibi.
  8. Çocukları acı çekecekleri bir dünyaya getirmenin doğrudan din ile alakası nedir? Dinsiz biri de çocuk yapınca sonunda ölüm ile biten içinde potansiyel bir çok acı barındıran bir dünyaya çocuk getirmiş olmuyor mu? Canlılık kişinin yaradılışçı, materyalist vs. olmasından bağımsız olarak ölümü ve potansiyel bir çok acıyı içeriyor buna rağmen her canlı çoğalma eğilimde. Dinsiz biri de çocuk yaptığında bu sürece çocuğu mahkum ediyor. Bu meselenin din ile temelde bir ilgisi yok.
  9. Bugün meclisten geçti biliyorsunuz. Temel olarak sosyal medya sağlayıcılarının Türkiye'de hukuki temsilci bulundurmasına, verileri de burada tutmasına yönelik bir düzenleme. Yani ip falan istemek, kimlik tespiti yapmak kolaylaşacak. Bu düzenlemeye yönelik forum yönetiminin duruşu nasıl olacak? Şu an sosyal medya dışında düzenlemeler yok ama suyu yavaş yavaş ısıtacakları ortada. Uzun vadede tüm siteleri kapsayacağını ön görmek zor değil Anladığım kadarıyla bu site abd üzerinden yayın yapıyor. yani teknik olarak bu kanunu tanımak zorunda değiller. tr'den erişim kapatılır, engellenir vs. çok önemli değil. forum yönetimi bu konuda net bir açıklama yapsın. eğer ip adresleri vs. kaydediliyorsa gönderilerin geçmiş yazıları silme hakkı tanınmalı. şu an eski yazılarımızı silemiyoruz. üyeliği silsek bile yazılar duruyor. insanlar bunları yazarken bu hukuki düzenleme yoktu bu nedenle kullanıcı sözleşmesine dayanarak eski yazıların silinmesinin engellemesi tutarlıydı. bugün ise yıllar önce yazdıkları yüzünden zor durumda kalabilirler eğer forum yönetimi hükümetin taleplerine uyarsa. Şu an insanlar doğal olarak sosyal medya hesaplarında patır patır mesaj silip hesaplarını kapatıyorlar. Bu veriler talep edilirse verilecek mi? Eğer böyle bir durum varsa eski mesajları silme özelliği açılacak mı?
  10. ck789

    Sosyalizm nedir?

    sermaye birikimi kapitalizmin içinde matematiksel olarak mevcuttur ve birçok kötülüğün sebebi budur. bunu reddetmenin bir anlamı yok. sermayesi çok olan daha az riskle çok daha fazla kazanç elde edebilir. bu da finansal gücün merkezileşmesine yol açar. fakat bugünkü ekonomik sorunların sebebi kapitalizmin bu içsel sorunu değil sağlıklı rekabet ortamının yani kapitalizmin en önemli direği olan serbest piyasanın sağlanamamasıdır. tabi iki sorun birbiri ile ilişkili. bizdeki serbest piyasa algısı da çok çarpık. koca koca adamlar maske stoklayıp hastalık artınca satmayı yatırım yapma olarak görüyor. yatırım anlayışı karaborsacılık, tekelleşme, krizi fırsata çevirme olan bir ortamda sağlıklı bir serbest piyasa ve kapitalizmden bahsedemeyiz. banka reklamlarında bile altın almayı, ev almayı, döviz almayı yatırım gibi lanse ediyolar. gerçek sosyalizm sovyetler değilse çin değilse gerçek kapitalizm bu hiç değil. adam smith girişimcilikten bahsederken evler pahalanmadan ev almaktan bahsetmiyordu. teyze temsili türkiye ekonomi anlayışı. bu anlayış serbest piyasa kabul edilip bunun üzerinden kapitalizm eleştirisi yapılıyor. reel sosyalizmin sermaye birikimine cevabı nedir, sermayeyi devlet elinde toplamak mı? e baştan merkezileştirdin. herkes devletin eline bakıyor, bu mu finansal özgürlük? çözüm özel mülkiyeti kaldırmak değil, gücün yetiyosa zihinlerdeki mülkiyet kavramını kaldırmak. onu da milletin malına çökerek yapamazsın. böyle bir ortamda tek konu mülkiyet olur. odadaki fil de devlet olur. kendi vatandaşın ülkenden kaçmasın diye duvar örersin. sermaye birikimi kapitalizm için neyse berlin duvarı da reel sosyalizm için odur.
  11. ck789

    Sosyalizm nedir?

    savaş bitip ekonomi politikalarının ciddi anlamda ilk ele alınışı izmir iktisat kongresinde oluyor ve burada da devlet kontrolündeki bir ekonomiden çok yerli sermayenin ekonomiye katılmaya çalışıldığını görüyoruz. türkiye iş bankasının bizzat devlet eliyle (ya da parti eliyle) açılması bile bu politikaları doğruluyor. cumhuriyet dönemindeki devletçi politikaların bir numaralı sebebi yerli, bilinçli bir sermaye sınıfının olmamasıdır. sosyalizmdeki gibi burjuvazi karşıtı bir hareket yoktur bu dönemde. kalkıp saltanata karşı yapılmış devrimi sermayeye karşı yapılmış gibi değerlendiriyorsanız fransız ihtilaline kadar dönüp tarihteki sözde sınıf mücadelesini o açıdan değerlendirin. cumhuriyet devriminin belki de en önemli amacı, özelliği merkezileşen gücü halka, bireye dağıtmaktır. saltanatın elindeki siyasi gücü meclis ile dağıtırken yine saltanatın ve azınlıkların tekelindeki sermaye gücünü ise iş bankası ve izmir iktisat kongresindeki temeli atılan diğer çalışmalar yerel girişimler halka dağıtmayı hedefliyor. tamamen devlet kontrolündeki sözde sosyalist bir ekonomi olsaydı bugün stalin türkiyesini yaşıyor olurduk. bugün bile türkiye ayakta durabiliyorsa işte bu sermaye gücünün halka dağıtılması sayesinde var. siyasal güç merkezileşmesine rağmen dar da olsa bir yaşam alanı bulabiliyoruz. ha bu uğurda yapılan "devletçi" politika ise varlık vergisi olabilir. doğrusu yanlışı siyasi olarak tabi ki tartışılır fakat o dönem koşullarında bunu azınlık odaklı bir sermaye "sınıfı" oluşmasının engellenmesi için yapıldığını söyleyebiliriz. reel sosyalizm uygulamalarındaki gibi sermaye gücünün devletin tekelinde merkezileşmesini görmüyoruz bu uygulamalarda. cumhuriyet döneminde olası "sınıf mücadelesi" olarak değerlendiriebilecek politik zeminlerin böylece önüne geçilmeye çalışılmıştır. türkiyede toplumsal sınıf oluşmaması için çaba gösterilmiştir. böyle bir ortamda sosyalizmin temeli atıldığını söylemek mümkün değil çünkü sosyalist bakış açısıyla türkiyedeki yeni rejim toplumsal sınıf kavramını bile reddediyor. bu da yetmezmiş gibi kendi eliyle özel girişimciliğin önünü açıyor. bunların nesi sosyalizmin temel iddiaları, ilkeleri ile örtüşüyor?
  12. ck789

    Kimya değişirse mantıkta değişirmi?

    fizik doğdaki mutlak varlığın tespitiyle falan uğraşmaz. gözlemlediği varlığı var kabul eder. bu bir önkabuldür, bu konuya ektra kafa yormaz, üzerinde çalışma yapmaz. bu felsefenin işi. fizik ile matematik ile varlık kavramı incelemeye çalışmak mümkün değil. her varlık felsefesi akımı farklı bir metod kullanıyor. hegel ile marksı aynı kefeye koymak mümkün değil. temel aksiyomları farklı.
  13. ck789

    Kimya değişirse mantıkta değişirmi?

    böylece hegel in kant ın da salak olduğunu öğrenmiş olduk.
  14. ck789

    Tanrı iyi insanları sever, kötü insanları sevmez.

    En büyük sorun burada başlıyor. Eğer neyin doğru neyin yanlış olduğunu vicdanımızla karar verebiliyorsak dinlere temelde ihtiyacımız yok demektir. Vicdan göreceli olduğu için doğru yanlışı dinlerde aramıyor muyuz? Neyin doğru neyin yanlış olduğunu akıl vicdanımızla biliyorsak dinlere ne konuda ihtiyacımız var? Dinlerin varlığı, yokluğu aklı ve vicdanı ile doğru ve yanlışı bilebilen bir insanın hayatında nasıl bir önem arz ezebilir? Diğer yandan insanın doğru yanlışı dinler olmadan bilemeyeceğini düşünelim. Bu durumda hangi dinin doğru olduğunu neye göre tartıcaz? Önümüze konan bir sürü inanç anlayışı var, mantıklı bir insan doğduğu coğrafyada hakim olan, toplumun önüne koyduğu dini, inancı değil aklına vicdanına yatanı kabul edecektir. Vicdanımız bizi doğruya götürmüyorsa doğru dini neye göre seçeceğiz? Her türlü asıl karar verici din değil, insanın bireysel aklı ve vicdanı oluyor. Bir dini kabul ettiğimizde vicdanımızı bir yerde o dinin ahlak anlayışına teslim etmiş oluyoruz ama ilk aşamada bu kararı yine kendimiz verdik. İlk aşamada verilen vicdanın verdiği bu karar doğruysa, dinleri kabul etmeden her aşamada aynı vicdanın verdiği karara neden güvenemiyoruz? Neden illa ki bir dini kabul etmek durumundayız? Mutlak ahlak anlayışı bence dinlerin en önemli argümanıdır. İnsan matematiği, doğa kanunlarını incelediği gibi ahlak kavramını incelemiyor. Ahlak anlayışı her türlü kişisel ve göreceli kalıyor, zaman göre topluma göre bireye göre değişiyor. Dinler bu karmaşada çözüm olduğu iddiasında ama hangi dinin hak din olduğuna yine kendimiz göreceli vicdanımızla karar veriyoruz. Bence bu ciddi bir sorun.
  15. onluk sayma sistemi parmak sayımızdan gelebilir bunda bi gariplik yok. en ilkel çağlardan beri sayıları kullanıyoruz. sayma kültürü en köklü kültürlerimizden biri bu nedenle hiçbir alete dayanmadan her koşulda parmaklarla dahi kullanıbilecek bir sistem en "doğal" sistemdir. peki en "ideal" en iyi sistem midir? öyleyse neden düzine diye bir kavrama ihtiyacımız olmuş? demek ki onluk sistem her alanda en sonucu verememiş, daha işlevsel kavramlara ihtiyacımız olmuş. sayma ile ilgili beyinde soyut el canlandırılması yapılması durumu da muhtemelen çocuklarla ile ilgili bir durumdur. matematiğin tamamında böyle bir durum yoktur. türev integral ile uğraşan biri kafada böyle bir benzerlik yapmıyordur, soyut düşünme becerileri daha da gelişmiştir. benzer şekilde soyut düşünme becerisi gelişmiş bir yetişkinin de toplama çıkarma gibi saymaya yönelik işlemleri yaparken beyinde böyle bir görselleştirme yapan bölgeyi tetiklediğini sanmıyorum. Çocuklarda öğrenme aşamasında soyut düşünme yetenekleri henüz oturmadığı için böyle bir kafada el canlandırma durumu olabilir.
×
×
  • Yeni Oluştur...