Jump to content
Ateistforum

RadikalKemalist

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    184
  • Katılım

  • Son ziyaret

İletiler bölümüne RadikalKemalist kullanıcısının eklediği dosyalar

  1. Çok eşliliğin yaygın bir şekilde uygulanması zaten mümkün olamaz ki. Kadın-erkek oranı "neredeyse" birbirine eşit iken sadece erkeğin çok eşli olması nasıl mümkün olabilir? Bu ancak elitist ve azınlık bir kesim için mümkün olabilir. Bir erkeğe 4 kadın düşmüyor ki her erkek 4 tane kadınla evlensin. Anca kadın da çok eşli olur, yani herkes gavat olur öyle mümkün olur.

     

    Şahsen aşık olduğum zamanlar gözüm cidden de başkasını görmüyor. Tek bir kadını düşünmek, sadece ona ilgi duymak beni fazlasıyla tatmin ediyor zaten. Yani çok eşliliğe ihtiyaç duymuyorum. E ben de sonuçta diğerleri kadar erkeğim. Benim de cinsel dürtülerim var. İsterse her erkek benim gibi kendini kontrol altına alabilir. Yani tek eşlilik erkeğin doğasına aykırıymış, erkektir yapar falan hepsi hikaye... Bunlar abazan ve sapık erkeklerin uydurduğu bahaneler.

  2. 26 dakika önce, Googler yazdı:

     

    Sosyalist dediysek kelimenin Marksist anlamıyla demedik. Sosyalist aslında toplumcu demektir. Sosyal eşitlik, fırsat eşitliği adil ücret paylaşımı demektir. 

     

    Atatürk de zaman zaman sosyalizmden bahseder: "Evvela sosyalist olmalı, maddeyi tanımalı" sözü ona aittir. 

     

    Atatürk'ü en iyi bu saydıkları mı idrak etmiş? Pek sanmam. Ben Celal Şengör'ü severim. Her şeyden önce onun cesaretine ve bilim aşkına hayranım. Yıllar önce ShowTV gibi çok izlenen bir TV kanalında adam açık açık ateist olduğunu söyledi, evrim kuramını uzun uzun anlattı. Milyonlarca insanımız izledi bu programı. Yani C. Şengör bizlerin burada yapmaya çalıştığından belki de fazlasını yapmış oldu. Ben onun başka konuşmalarını da izledim. O kadar bilgili ki, bilgileri o kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor ki insan onu dinlerken gerçekten gurur duyuyor. Ne var ki Şengör'ün kimi siyasi yorumları, hele hele Atatürk hakkındaki bazı görüşleri ciddi yanlışlar içeriyor. Şengör 12 Eylül darbesinin kaçınılmazlığını doğru bir biçimde tespit ediyorsa da 12 Eylül'de yapılan faşistçe insan hakkı ihlallerinden, dinci grupların devlet içindeki garı meşru yapılanmasına yol verilmesinden tek kelime etmiyor. Terörle hiçbir biçimde ilişkisi olmayan Atatürkçü aydınlara yapılan haksızlık ve zulümden hiç söz etmiyor. Gasp edilen haklardan hiç bahsetmiyor. "Bok yedirmek işkence değil" diyerek de tümden sapıtıyor...

     

    Ve yine Şengör Atatürk hakkında yazılmış en iyi biyografi Armstrong'un Bozkurt'udur diyor. Oysa bu kitap O'nun hakkında yazılmış en kötü, en yanlış kitaptır. Atatürk bu kitaba Akşam gazetesinde sayfalar dolusu yanıt vermiş, Armstrong denen Türk düşmanını rezil etmiştir. Ki zaten bu kitabı referans alan hiçbir tarihçi yoktur. 

     

    Yani maalesef C. Şengör'ün bu tür kafa karışıklıkları da var. 

     

    Diğer yandan Atatürkçülüğün ne olduğu bir sır değildir. İlkeleri, yaptıkları, söyledikleri, yazdıkları ortadadır ve açıktır. Bunun için kimsenin yorumuna ya da yol göstericiliğine ihtiyaç da yoktur. 

    "Evvela sosyalist olmalı" sözünü yanlışım yoksa 19 yaşındayken defterine yazdığı iddia ediliyordu. Ama o sözü de araştırdığım zaman Atatürk'ü komünist gibi göstermeye çalışan taraflı birkaç site dışında bir yerde kendisine rastladığımı hatırlamıyorum. 

     

    Medeni Bilgiler'de bir yerde "devlet sosyalizmi" ifadesini kullanıyor. Aynı ifadeyi Mahmut Esat Bozkurt da kullanmış. Kemalizm'i Nazizm ile kıyaslarken "Biz de Naziler gibi devlet sosyalistliğini kabul ediyoruz..." gibi bir şey söylüyordu. Yani burada devlet sosyalizminden kasıt aslında sosyal adalet ilkesi, benim anladığım budur. 

     

    Atatürk'e nasyonal sosyalist demek mantıki olabilir ama sosyalist denmesi çok büyük bir hata. Sosyalizm denince genelde insanlar Marksizm diye anlıyor çünkü.

     

    Atatürk de Marksizm'e net bir şekilde karşıdır. Atatürk asla sosyal demokrat birisi de değildir. Zaten sosyal demokrasi de Marksist kökenli bir ideolojidir. 

     

  3. Bir de işlerine gelince hümanist takılmaları yok mu ölüyorum gülmekten...

     

    Adamlar Dersim Harekatı'na katliam der. Veyahut Ülkücülerin ya da faşistlerin yaptıklarını eleştirir. Ama bir yandan da ellerinde milyonların kanı bulunan sapık sosyalist diktatörleri savunurlar. Aslında sadece kendilerine gelince hümanistler. Çünkü sadece kendilerini insan olarak görüyorlar. Kendilerinden olmayanları öldürmeyi ise mübah görüyorlar. Tıpkı radikal İslamcılar gibi.

     

    Deniz Gezmiş gibi çapulcuları sevip demokrasiden dem vuracak kadar da ikiyüzlülerdir. Sanki Deniz Gezmiş'in getirmek istediği rejim demokratik bir rejimmiş, bireysel özgürlüklere çok saygılıymış gibi.

     

     

  4. Komünistler tıpkı Fetullahçılar gibi omurgasız, dönek ve şekilden şekile giren tiplerdir.

     

    Günümüzdeki komünistler genelde komünizmin ne olduğunu bilmeyen cahil ergenlerle sınırlıdır. Dibine kadar liberal yaşayan, en ufak bir bireysel özgürlüğü kısıtlansa ortalığı ayağa kaldıracak tipler sosyalist-komünist olduğunu iddia ediyor. Aslında bugün kendilerini komünist olarak tanımlayanların çoğu komünist değil liboştur.

     

    Zaten liboş olarak tabir edilen Cihangir solcuları da aslında 1980 öncesinin klasik komünistleridir. Bunlar 1980 İhtilali ile devletin demir yumruğunu yiyince liboş olmuşlardır. 

     

     

     

  5. On 24.10.2020 at 23:57, Googler yazdı:

     

     

    İzmir'de.

     

    Canım İzmir!

     

    İzmir sapına kadar sosyalist, sapına kadar Kemalist!

     

     

     

     

     

     

    İzmirliler Ecevit'in CHP Genel Başkanı olduğu dönem ve 1999 sonrası hariç hiçbir zaman sol partilere oy vermemiştir. Daima DP, AP, ANAP ve DYP gibi merkez sağ partilere oy vermişlerdir. Hatta 1961 Anayasası'na en yüksek hayır oyu da yanılmıyorsam İzmir'den çıkmıştı. 

     

    Yani İzmirliler gayet de sağcı insanlar. Sadece son 20 yılda halk iyice kutuplaşıp dincilik=sağcılık, sekülerizm=solculuk gibi salakça bir algı oluşunca İzmirliler de solcu gibi görülmeye başlandı. 

     

    İlber Ortaylı da mesela bir dönemler hükümete aşırı muhalefet edince çomarlar tarafından "solcu" olarak lanse edilmişti. Halbuki İlber Hoca da gayet sağ görüşlü birisidir.

     

    Küçükken ben de solculuğu dinsizlik ya da sekülerlik, sağcılığı ise dincilik ve muhafazakarlık gibi algılıyordum. Çünkü toplumda öyle bir algı var. Ben de sol karşıtı söylemlerde bulunduğum zaman cahil solcular tarafından dinci olmakla suçlandığım çok olmuştur. Halbuki ben gayet ateist birisiyim. 

     

    Ne Atatürk sosyalisttir ne de Kemalizm soldur. Bana göre Atatürk'ü en iyi idrak etmiş ve özümsemiş adamlar tarihten örnek vermek gerekirse Turhan Feyzioğlu, günümüzden örnek vermek gerekirse Celal Şengör'dür.

  6. Kemalizm'in Atatürk ile ilgisinin olmadığı ve sonradan uydurulduğu iddiası Atatürk düşmanlarının uydurduğu bir yalandır.

     

    Kemalist kelimesi ilk kez İngilizler ve Yunanlar tarafından Kurtuluş Savaşı sırasında Kuvâ-yi Milliyecileri tanımlamak için kullanıldıysa da bu kavram Atatürk ve arkadaşları tarafından da benimsenmiş ve 1935 CHP Kurultayı'nda kullanılmıştır. 

     

    Atatürk'ün en yakın arkadaşlarından ve Kemalizm'in en önemli kuramcılarından birisi olan Mahmut Esat Bozkurt da eserlerinde bu kelimeyi sık sık kullanır. 

     

    Kemalizm değil tam aksine Atatürkçülük kelimesi sonradan uydurulmuştur. 

  7. 3 saat önce, Googler yazdı:

     

    Senin gibi picleri neden burada tutarlar ki?

     

    Ulan adam geldiği günden beri ben trolüm diye bağırıyor. Ve bizim yönetim hala uyukluyor. 

     

    Anlaşılan bu forumda değişen hiçbir şey yok. Yöneticiler kafasına göre takılıyor. 

     

    Bir daha böyle bir şeye tanık olmak istemiyorum. Bu pisliği derhal göndereceksiniz!

    Boşver kale alma şu Kürtçüyü.

  8. Türkler Osmanlı döneminde etrak-ı biidrak gibi sıfatlarla anılır ve üçüncü sınıf vatandaş olarak görülürdü. Osmanlı'da Araplar ve dönme devşirmeler daima el üstünde tutulurken Türkler sadece tarımla uğraşan ve askerlik yapan bir topluluğa indirgenmişti. Osmanlı'da "Türk'üm" demek bile ayıp karşılanırdı.

     

    Türklerin Arap dinini kabul edip milli benliğinden uzaklaşması Osmanlı döneminde zirveye ulaşmıştı. Asırlar boyu Arap dini için savaşmaktan Türklerin milli rabıtaları gevşemiş ve milli hisleri uyuşmuştu. Türkler, bir ümmet kişiliksizliğinin içinde eriyip gitmek üzereydi ki... Atatürk diye bir adam çıktı. Ümmetçiliğe ve Arap seviciliğine çok ağır darbeler indirerek Türkleri yeniden bir ulus yaptı. Unutulmaya yüz tutmuş Türklüğün büyük medeni vasfı ve kabiliyeti, Ulu Önder'in de dediği gibi âtinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğuyordu. 

     

    Asırlardır itilip kakılmış ve milli benliğini neredeyse tamamen kaybetmiş Türk ulusu, Atatürk'ün devrimi sayesinde yeniden milli şuur kazanmaya başladı. Artık Türk, yoksul ve ezik bir kul değil; ülkenin asli unsuru ve yegane efendisiydi. 

     

    Eğer Atatürk; cumhuriyeti Türk üst kimliği ve Türk kültürü üzerine kurmamış olsaydı, "Türkiye Türklerindir" demeseydi belki de Türk ulusu bugün asimile olmuş olacak yani dünyadan silinecekti.

     

    Bugün düşmanlarımız bizim Kemalizm'den kopmamız, Türk üst kimliği değil de alt kimlikler üzerine kurulu bir ülke haline gelmemiz, yeniden ümmet olup Türklük bilincimizi kaybetmemiz için devamlı propaganda yapıyor. Bu propagandalara asla aldanmamalı ve Kemalizm'e daha da çok sarılmalıyız.

     

  9. Eski hesabımla açtığım bu başlık bence hak ettiği ilgiyi görmemiş. Bana kalırsa üzerinde durulması gereken çok önemli bir konudur bu.

     

    Halen Batı dünyasında FETÖ eğitime ve bilime çok önem veren masum bir cemaat olarak biliniyor. Halbuki Fetullahçılar dünyadaki en gerici, en cahil ve en bilim karşıtı topluluklardan birisidir. Türkiye'de bugün çoğunluk evrimi inkar ediyorsa bunda Fetullahçıların çok büyük rolü vardır. Türkiye'de en çok evrim karşıtı propagandayı Fetullahçı yavşaklar yapmıştır.

     

    Benim de tanıdığım tüm Fetullahçılar ölümüne evrim karşıtı olan son derece cahil ve yobaz tiplerdi.

     

     

  10. 5 dakika önce, Googler yazdı:

    "Aslında ben bu iki kişinin siyasî çizgisindeki değişimi PKK'nın değişimine bağlıyorum. PKK kurulduğunda Marksist-Leninist bir terör örgütüydü. Bu dönemlerde Sovyet Rusya, İran, Irak, Suriye ve Filistin gibi ülkelerden destek görüyordu. Bugün ise herkesçe malumdur ki PKK'nın arkasında ABD ve diğer Batı ülkeleri var. İşte bence bu yüzden Doğu Perinçek dün Kürtçü iken bugün Türkçü, Nazlı Ilıcak ise dün Türkçü iken bugün Kürtçü kesildi."

     

    PKK'nun bahsettiğin ülkelerden gördüğü önemli bir destek yok. Ama ondan önce Perinçeğin çizgi değiştirmesinin PKKyı destekleyenlerin değişmesiyle ilgisi yok.

    Dahası bugün bile PKK'nın ABD'den vs'den esaslı bir destek aldığı iddia edilemez. ABD PKK'yı IŞİD'i yok etmek için kullanmıştır. Hepsi budur.  

     

    Perinçek, bugün siyasette esip gürleyen bir sürü sülük gibi tüm siyasi iddiasını Amerikan emperyalizmi yalanına bağlamış, bu yalandan ekmek yiyen ve tayibin ekmeğine yağ sürüp duran psikopat pisliğin tekidir.  

    Peki Fethullahçılar neden bu adamı bu kadar ciddiye alıp can düşmanları belliyorlar? 

  11. 19 dakika önce, Googler yazdı:

     

    Son paragrafa kadar güzel yazmışsın. Ama PKK'nin M-L olup olmasının böyle bir sonuç doğurması imkansız. PKK M-L çizgiye sahipken de bugünkü kadar iğrenç ve kahpeydi. M-L ideolojinin esasları arasında yer alan devrimci şiddet, yani bildiğin cinayet ve katliam meşru bir eylem olarak görülür. Bolşevikler Ekim devriminden sonra Çarın masum küçük çocuklarını, eşi ve yakın akrabalarının büyük bir kısmı ile birlikte asit havuzlarında eritmişlerdir. M-L'ler devrimci şiddet adına kan donduran katliamlar yapmaktan çekinmemişlerdir. Bu meczuplar kan dökmede oldukları kadar siyasi tutarsızlıkları ve ahlaksızlıklarıyla da iğrenç yaratıklardır. Aksarayda, medyada ve diğer mecralarda malum şahsın emrinde hizmet veren çok sayıda eski komünist var.

    Son paragraftaki sorun ne onu anlamadım. Ben PKK Marksist-Leninist iken daha iyiydi demedim ki. Sadece o dönemler Avrasyacı çizgide olduğu için Doğu Perinçek de Kürtçüydü dedim. 

     

    Ben zaten olaylara Washington ya da Moskova'dan değil Ankara'dan bakarım. Türk çıkarları hangi ülke ya da ülkelerle uyuşuyorsa onlarla ittifakı savunurum. 

     

    Stalin denen gavat zamanında Nazizm'e karşı ABD ile iş birliği yapmadı mı? Yaptı. Çünkü ortada ortak bir tehdit vardı.

     

    Bir zamanlar Türkiye'de ve dünyada da komünizm gibi büyük bir tehdit vardı. Bu tehdide karşı da NATO şemsiyesi altında toplanmak gerekiyordu. Dolayısıyla ben 12 Mart ve 12 Eylül'ü öyle komünistlerin iddia ettiği gibi Amerika'nın oyunu falan değil o dönemki şartların gerektirdiği harekatlar olarak görüyorum ve savunuyorum. O dönemler Türk çıkarları NATO'cu olmayı gerektiriyordu. 

     

    Ama şartlar çok değişti. Artık komünizm diye bir tehdit kalmadı. O yüzden NATO'cu olmaya da gerek kalmadı. ABD ve Batı hem PKK hem de FETÖ'yü desteklediği için ben Türk çıkarlarının artık Avrasya tarafıyla uyuştuğunu düşünüyorum. 

     

    Şahsen komünistlerden tiksiniyorum. Heriflerin işlemediği insanlık suçu kalmamış ama günümüzde utanmadan demokrat, özgürlükçü, hümanist falan takılıyorlar. Bir de faşistleri beğenmiyorlar. Halbuki bir faşist ile bir komünist arasında pratikte bir fark yoktur.

     

    Zaten günümüzdeki komünist olduğunu iddia edenler genelde kendini komünist zanneden özenti ergenlerden oluşuyor. Komünist olunca havalı olduklarını zannediyorlar. Beni ise hayatımın hiçbir döneminde sol düşüncesi cezbetmedi. Solun her türlüsüne kökten karşıyım. 

  12. 4 saat önce, bilgivehis yazdı:

    Kadınlar halen şiddet, tecavüz, ölüm, adaletsizlikle yaşamaya itilirken, halen bu başlıkta kadınlar yerin dibine batırılıyor.

    Alın işte sorgulanması gereken kadın mı yoksa kadından başka her şey mi?

    Yazar: Yılmaz Özdil

     

    Yanlış yaptın Kadir…

    Kadını döven herifi öldürdün, 12 yıl yedin.

    Halbuki, o herif yerine kadını öldürseydin, şimdi dışardaydın.

     Eşini sopayla döve döve öldürüp, taksirle, yani dikkatsizlikle öldürmekten yargılanıp, bir senede çıkanlar var bu ülkede.

     Eşini suratından pompalı tüfekle vurup, tüfeğimi inceliyordum, hay Allah, yanlışlıkla ateş aldı diyerek, sıyıranlar var.

     80 yaşındaki eşini bıçaklayarak öldürüp, 83 yaşındayım, yaşıma hürmet edin diyerek, cezai ehliyeti yok gerekçesiyle bırakılanlar var.

     17 yaşındaki kızcağızı kendisine aşık olmuyor diye 35 yerinden bıçaklayıp, kafasını testereyle kestikten sonra buzdolabına koyan manyağı, sadece beş yıl yatırıp bıraktılar bu ülkede!

     Boşanmak isteyen eşini delik deşik ederek öldüren, 26 santim boyundaki bıçağı 37 defa saplayan, sonra o 26 santimlik bıçağa “öldürücü boyutlarda değil” diye rapor alarak, ceza indirimi alan var.

     “Babam bana tecavüz etti” diyen kızını öldürüp, “babasını kamuoyunda mahçup etti” gerekçesiyle paçayı kurtaran var.

     Ormanda tecavüz ederken suçüstü yakalanıp, “suç henüz gerçekleşmedi, yarım kaldı” gerekçesiyle sokağa salınanlar var.

     Musallat olduğu hamile kadını boğarak öldürüp, mahkemeye takım elbise giyerek geldiği için “saygı”dan iyi hal indirimi alan var.

     Kuyuya atıp “tayt giyiyordu” indirimi alan var, tavana asıp “piercing takıyordu” indirimi alan var, döve döve öldürüp “zaten travestiydi” indirimi alan var, tabancayla vurup “tanımadığı insanlara sokakta saati sorarak cilve yaptı” indirimi alan var, benzinle yakıp “çok sık banyo yapıyordu, şüphelendim” indirimi alan var, gırtlağını kesip “benden izinsiz çarşıya alışverişe gitti” indirimi alan var.

     Bursa'da bir kadın, oğlu tarafından yastıkla boğularak öldürüldü, niye öldürdün diye sordular, ilk ifadesinde “rüyamda annemi öldürmem için işaret aldım” dedi, sonra “beni insanların yanında küçük düşürüyordu” dedi, en son itiraf etti, “uyuşturucu almak için para istedim, vermedi” dedi, bu herife “anne-oğul ilişkisi kopuk” gerekçesiyle indirim verildi iyi mi.

     16 yaşındaki kuzenini zorla kaçıran, imam nikahıyla kapatan, kıskanarak bıçakla öldüren, sadece dört yıl yatan, afla bırakılan, çıkar çıkmaz dul bir kadını evlenme vaadiyle kandıran, kadın kandırıldığını anlayıp ayrılmaya kalkışınca, baltayı kaparak, kadının kafasını harsss diye ikiye bölerek öldüren, sadece altı yıl yatıp, tekrar sokağa salınan, normalde insan içine çıkmaması gerekirken, “cazip damat adayı” diye televizyonlardaki evlilik programlarına çıkarılan herif var bu ülkede.

    Bu cazip damat adayının (!) televizyonlarda “yuva kurmak isteyen sevimli katil” olarak alkışlandığı gün… Kastamonu'da herifin biri eşini dövüyordu, tekmelerken belindeki tabancayı düşürdü, kadıncağız can havliyle kaptı, tetiğe bastı, herif öldü, kadına 17 sene verdiler!

    Silah zoruyla tecavüz eden, hamile bırakan, “çocuklarını öldürürüm” tehdidiyle tacize devam eden, “sevgilim olduğunu söylerim, seni rezil ederim, sana değil bana inanırlar” tehdidiyle tecavüzlere devam eden, olay gecesi zorla pencereden girmeye çalışan eniştesini av tüfeğiyle vurup öldüren kadına… Müebbet verildi bu ülkede!

    Erkek kadını öldürürse, artık ayıp bile sayılmıyor.

    Kadın erkeği öldürürse, idam olsa idam edecekler.

    Yanlış yaptın Kadir…

    Kadını döven herifi öldürdün.

    Bari akıl edip herifle beraber kadını da öldürseydin, hiç olmazsa iyi hal indirimi alırdın.

     

    Yazıyı okumadım. Ama Kadir'in öldürdüğü adamın sevgilisini(sevgilisi miydi karısı mıydı unuttum) suçlu buluyorum. Kadına şiddetten şiddet uygulayan erkek kadar "Kocam değil mi sever de döver de" kafasındaki aptal kadınlar da sorumludur. 

  13. 13 dakika önce, Türk Ateist yazdı:

     

    Aşırı değer görmek, etrafında pervane olan bir erkeğe sahip olmak kadında tam tersi etki falan yapmaz.

    Kadın için kendi kişiliği ve doğrularından ödün verebilen, kadına adapte olan, "senin için her şeyi yaparım" diyen erkek kadın üstünde ters etki yapar. Yapmalı da. 

     

    Özellikle Türkiye'de erkekler sekse çoktan razı, kadını ödül gibi gören bir görüntü çizdikleri için hemen maymun oluveriyor... Bu durumda da kadın ilgisini kolayca kaybediyor ve başka denizlere yelken açmaya hazır hale geliyor.

    Yani kadının ne istediğini bilmesi veya bilmemesi değil sorun. Bilmese de pratik ediyor, yaşıyor zaten. Kadınların büyük çoğunluğu zaten ne istediğini bilmez. 

    Aşırı değer verdiğin zaman kadın "bu zaten cepte" diye düşünmez mi? Bence kadınların ilgisini kadına değer vermeyen, "bir kadına sadık kalmak enayiliktir, ne kadar çok kadınla seks yaparsam o kadar kârdır" kafasındaki erkekler çekiyor. Çünkü onları ulaşılması zor ve değerli olarak görüyorlar. Duygusal, sadık ve fedakar erkekleri ise ezik ve kişiliksiz olarak görüyorlar.

     

    Keşke Tesla ve Newton gibi ben de aseksüel olabilsem. Her ne kadar artık kadınlara güvenmesem de ve aşka inanmasam da cinsel dürtülerim olduğu gibi duruyor. Ne kadar inkar etmek istesem de bir kadına ihtiyacım var.

  14. Belki başlık şaşırtıcı gelebilir ama bu birbirine zıt iki çizgideki kişiler arasında bir benzerlik görüyorum. O da siyasî çizgilerinin dönem dönem değişmesi.

     

    Doğu Perinçek bilindiği gibi bir zamanlar Kürtçü, Atatürk düşmanı ve komünist bir şahsiyet iken 2000'lerden sonra ulusalcı, Türkçü ve Kemalist kesildi. Öyle ki bugün, 30 yıl önce söylediklerinin tam tersini söyleyebiliyor. Mesela 1991'de televizyonda katıldığı açık oturumda açıkça milliyetçiliği eleştirirken, devleti en büyük terörist ilan ederken, Kürt sorununun silahla değil siyasetle çözülebileceğini iddia ederken, Kürt federasyonu önerirken; bugün milliyetçiliği savunuyor, orduyu ve devleti sonuna kadar destekliyor, terörün ancak silahla bitirilebileceğini söylüyor, HDP'nin kapatılmasını şiddetle savunuyor, federasyona şiddetle karşı çıkıyor vb...

     

    Doğu Perinçek'in Kürtçü ve terör sempatizanı olduğu dönemlerde Nazlı Ilıcak ise tam aksine milliyetçi, Türkçü ve orducu bir çizgideydi. 

     

    Sonra ne olduysa her şey değişmeye başladı. 12 Eylül'ü desteklemiş olan Nazlı Ilıcak 28 Şubat'a şiddetle karşı çıktı. Keza 12 Eylül'e karşı çıkmış olan Doğu Perinçek de 28 Şubat'ı sonuna kadar destekledi. Günümüzde de savunmaya devam ediyor.

     

    Aslında ben bu iki kişinin siyasî çizgisindeki değişimi PKK'nın değişimine bağlıyorum. PKK kurulduğunda Marksist-Leninist bir terör örgütüydü. Bu dönemlerde Sovyet Rusya, İran, Irak, Suriye ve Filistin gibi ülkelerden destek görüyordu. Bugün ise herkesçe malumdur ki PKK'nın arkasında ABD ve diğer Batı ülkeleri var. İşte bence bu yüzden Doğu Perinçek dün Kürtçü iken bugün Türkçü, Nazlı Ilıcak ise dün Türkçü iken bugün Kürtçü kesildi.

  15. 34 dakika önce, Expecto yazdı:

    Görüşlerin aşırı radikal çünkü. Aşırı milliyetçi ve cinsiyetcisin. Bence şengör ile olan benzerliğin kemalizm ve düşüncelerini empati kurmadan pat diye söylemenden ibaret. Gerçekten tamda radikal bir kemalistsin ama belkide böyle olman kemalizme aykırıdır (hatta aykırı olduğuna eminim). Bu şekilde yazı yazman kemalizme zarar verir.

    Cinsiyetçi değilim bilakis cinsiyet eşitliğini sonuna kadar savunan bir insanım. Sadece kadınlara topluca sitem ediyorum bazen.

  16. Günümüzde milliyetçiliği Kemalizm'den ayırmak moda oldu. Aslında 1960'lardan beri var olan bir şeydi ama son yıllarda daha da arttı. 

     

    Türk milliyetçiliği, Kemalizm'in omurgasıdır. Dolayısıyla Kemalizm'den milliyetçiliği çıkardığınız zaman geriye zaten bir şey kalmaz. 

     

    Kemalist sözcüğü zaten ilk kez İngilizler-Yunanlar tarafından Kurtuluş Savaşı yıllarında Kuvâ-yi Milliyecileri tanımlamak için kullanılmıştır. Kuvâ-yi Milliye yanlısı direnişçiler için "Kemalistler" ya da "Kemal'in milliyetçileri" gibi ifadeler kullanılmıştır. Yani Kuvâ-yi Milliye ruhu dediğimiz şeyin temelinde Türk milliyetçiliği düşüncesi vardır. 

     

    Milliyetçiliği ilkel bir düşünce olarak gören birisi için Ankara'da ha Türk bayrağı dalgalanmış, ha İngiliz bayrağı dalgalanmış; İzmir'de ha Türkçe konuşulmuş, ha Yunanca konuşulmuş bir şey fark eder mi? Milliyetçilik karşıtı birisi için ulusal bağımsızlık kavramı bir anlam ifade eder mi? Bence etmez. 

     

    Dolayısıyla milliyetçiliğe karşı olan birisi Kuvâ-yi Milliye ruhuna da düşman demektir. Türk milliyetçiliğini düşman olarak görenler Atatürk'ün değil; anca Vahdettin'in, Damat Ferit'in, Seyit Rıza'nın, Şeyh Said'in, Said Nursi'nin ve İskilipli Atıf'ın safında olabilirler.

  17. Şimdi, Googler yazdı:

     

    Çok yanılıyorsun. 

     

    Orada daha da çok dışlanırsın. Azerler bizden daha tutucu. Aliyev'in Tayyipten farkı yok. 

     

    Bırak şu saçma sapan takıntıları. Türkiye'de de kafa dengin birçok insan var. Ortam değiştirerek farklı insanlar, sana yakın insanlar bulabilirsin. 

    Benim kafa dengim varsa bile çok çok nadir bulunur. Celal Şengör ile mesela görüşlerim %95 uyuşur. Görüldüğü gibi de herkes ona düşman. Muhtemelen ünlü olsam benden de herkes nefret eder.

  18. 4 dakika önce, Googler yazdı:

     

    Kitap işleri çok çetrefilli, yorucu, zor masraflı işler. HACI epey uzun bir zaman önce Türkiye'de bir kitap çıkarmak istemiş ve bazı girişimlerde bulunmuştu. Perinçek tayfasına yakın bir yayınevi peşin para talep etmiş ve adamcağızın yüklüce parasını alıp dolandırıvermişti. Şu anki medya, yani yurtsever aydın geçinen medya bile çoğunlukla tüccar mantığıyla çalışıyor. İnsanlara, hitap ettikleri kitleye gerçeğin tamamını değil, sadece pazarlayabilecekleri kısmını iletiyorlar. Çıkarılan yayınların bir çoğu bilimsellikten uzak, ticari kaygılarla yazılmış paçavralardan ibaret. Toplumun istisnasız her kesimi aptallaşmış, uyuşmuş durumda. Yani senin yazacağın kitabın satması zaten mümkün değil...

     

    Diğer yandan, kendini Atatürk biyografisi ya da siyasi felsefesi hakkında kitap yazabilecek kadar bilgili buluyorsan, öncelikle kendini tarafsız gözlerle tartıp analiz etmende fayda var derim. Önce fikirsel olarak olgunlaşman, fanatik - sığ görüşlerinden kurtulman, kendini daha iyi geliştirmen gerek. Özellikle komplo teorilerinden kurtulmak zorundasın. 

     

    Ayrıca sen yurtdışında da yapabilecek bir tip değilsin. Yurtdışında Türkleri sevmiyorlar ve dışlıyorlar artık. Gidenlerin çoğu hüsrana uğrayıp geri dönüyor. 

     

    Sen bi kendini dinle, ne istediğini, kim olduğunu sor. İnsanın kendisini tanıması, ne istediğini net olarak tespit etmesi zaman alabiliyor. 

    Zaten yurt dışına gideceksem de Azerbaycan'a falan giderim. Orada beni dışlayacaklarını düşünmüyorum. 

     

  19. 1 saat önce, Googler yazdı:

    Yazarsın tabii neden yazamayasın. Sanki Atatürk hakkında  kitap yazanların hepsi tarihçi mi? Kaldı ki tarihçilerimizin yazdığı kitapların kalitesi de ortada. 

     

    Ama devlet arşivlerine girebilmen için basın kartın olması lazım. Bunun için Atatürkçü gazetelere bizzat gidip kendini tanıtır, meramını anlatır ve şansını bir denersin. Ricayla olmazsa, para teklif edersin. Bir yol bulunur gibi. 

     

    Kitabı yazdın diyelim. Bastırmak ve dağıtmak da büyük bir sorun olarak karşına dikilecek. Senin yazacağın o kitap muhtemelen birçok yayınevinin basmaya korkacağı cinsten bir şey olacak. Ayrıca senin de artık can güvenliğin olmayacak. Hedef gösterileceksin. Hakkında iftiralar yayılacak; linç edileceksin. Kimse sana iş vermek istemeyecek. 

     

    Tüm bunları göze alırım diyorsan, öncelikle iyi düzeyde İngilizce öğrenip yabancı tarih kitaplarını okuman gerek. Atatürk'ü en iyi onlardan öğrenebilirsin. 

     

    Bu arada Kemalizimin bir ideolojisi yoktur. İdeolojisi olmadığı için ölümsüz olabilmiştir. 

    Yani önce yazacağın şeyi de iyice bir öğrenmen gerek. 

    Benim siyasî görüşlerime uygun bir yayınevi olduğunu zannetmiyorum zaten. Ülkedeki düşünce özgürlüğü seviyesi benimkiler kadar radikal fikirleri kaldırmaz. Kendi yayınevimi kurmak da muhtemelen çok pahalıya patlar.

     

    Acaba şu Edip Yüksel denen zat gibi yurt dışına kaçıp video çekerek uzaktan propaganda yapsam mı diye düşünüyorum bazen.

     

     

  20. Ben mühendislik okuyan birisiyim. Ama politik, tarihi, felsefi ve teolojik konularda bir şeyler kaleme almak en büyük hayallerimden birisi. En başta Kemalizm'i savunmak ve bir nevi onun kuramcılığını yapmak hayalim.

     

    Acaba kendi çapımda belge ve arşiv araştırması yapıp Kemalizm düşmanlarına cevap niteliğinde kitaplar yazamaz mıyım? Bu devlet arşivleri tarihçi, gazeteci ya da televizyoncu olmayıp sadece kendi çapında araştırma yapmak isteyen her vatandaşa açık mıdır? Veyahut yabancı arşivlere erişebilir miyim?

     

    Amacım sadece Atatürk düşmanlarının yalanlarını belgelerle çürütmek de değil. Aynı zamanda Kemalizm ideolojisini savunmak, anti-Kemalist tezlere ve eleştirilere cevap vermek, Kemalizm'i özüne uygun bir şekilde yorumlamak. 

     

     

  21. Her zaman söylüyorum yine söyleyeceğim. Kadın mazoşist yapılı bir varlıktır. Kadınların hemen hemen hepsi aşağılanmaktan ve acı çekmekten zevk alır. Onlar fedakar, sadık ve seven erkekleri ezik ve cepte olarak görürler. Ancak yaşları ilerlediği zaman gençliklerinde beğenmedikleri o erkeklere yamanmaya çalışırlar. 

     

    İşte bu yüzden kadınlar erkeklere nazaran daha dindardır. Çünkü din de kadını aşağılar ve ikinci sınıf insan olarak görür. 

     

    Atatürk'e bile düşman olabilen milyonlarca kadın var.

×
×
  • Yeni Oluştur...