Jump to content
Ateistforum

RadikalKemalist

Üyeliği Sonlandırılmış Kullanıcı
  • İçerik sayısı

    205
  • Katılım

  • Son ziyaret

İletiler bölümüne RadikalKemalist kullanıcısının eklediği dosyalar

  1. Türkler Osmanlı döneminde etrak-ı biidrak gibi sıfatlarla anılır ve üçüncü sınıf vatandaş olarak görülürdü. Osmanlı'da Araplar ve dönme devşirmeler daima el üstünde tutulurken Türkler sadece tarımla uğraşan ve askerlik yapan bir topluluğa indirgenmişti. Osmanlı'da "Türk'üm" demek bile ayıp karşılanırdı.

     

    Türklerin Arap dinini kabul edip milli benliğinden uzaklaşması Osmanlı döneminde zirveye ulaşmıştı. Asırlar boyu Arap dini için savaşmaktan Türklerin milli rabıtaları gevşemiş ve milli hisleri uyuşmuştu. Türkler, bir ümmet kişiliksizliğinin içinde eriyip gitmek üzereydi ki... Atatürk diye bir adam çıktı. Ümmetçiliğe ve Arap seviciliğine çok ağır darbeler indirerek Türkleri yeniden bir ulus yaptı. Unutulmaya yüz tutmuş Türklüğün büyük medeni vasfı ve kabiliyeti, Ulu Önder'in de dediği gibi âtinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğuyordu. 

     

    Asırlardır itilip kakılmış ve milli benliğini neredeyse tamamen kaybetmiş Türk ulusu, Atatürk'ün devrimi sayesinde yeniden milli şuur kazanmaya başladı. Artık Türk, yoksul ve ezik bir kul değil; ülkenin asli unsuru ve yegane efendisiydi. 

     

    Eğer Atatürk; cumhuriyeti Türk üst kimliği ve Türk kültürü üzerine kurmamış olsaydı, "Türkiye Türklerindir" demeseydi belki de Türk ulusu bugün asimile olmuş olacak yani dünyadan silinecekti.

     

    Bugün düşmanlarımız bizim Kemalizm'den kopmamız, Türk üst kimliği değil de alt kimlikler üzerine kurulu bir ülke haline gelmemiz, yeniden ümmet olup Türklük bilincimizi kaybetmemiz için devamlı propaganda yapıyor. Bu propagandalara asla aldanmamalı ve Kemalizm'e daha da çok sarılmalıyız.

     

  2. Eski hesabımla açtığım bu başlık bence hak ettiği ilgiyi görmemiş. Bana kalırsa üzerinde durulması gereken çok önemli bir konudur bu.

     

    Halen Batı dünyasında FETÖ eğitime ve bilime çok önem veren masum bir cemaat olarak biliniyor. Halbuki Fetullahçılar dünyadaki en gerici, en cahil ve en bilim karşıtı topluluklardan birisidir. Türkiye'de bugün çoğunluk evrimi inkar ediyorsa bunda Fetullahçıların çok büyük rolü vardır. Türkiye'de en çok evrim karşıtı propagandayı Fetullahçı yavşaklar yapmıştır.

     

    Benim de tanıdığım tüm Fetullahçılar ölümüne evrim karşıtı olan son derece cahil ve yobaz tiplerdi.

     

     

  3. 5 dakika önce, Googler yazdı:

    "Aslında ben bu iki kişinin siyasî çizgisindeki değişimi PKK'nın değişimine bağlıyorum. PKK kurulduğunda Marksist-Leninist bir terör örgütüydü. Bu dönemlerde Sovyet Rusya, İran, Irak, Suriye ve Filistin gibi ülkelerden destek görüyordu. Bugün ise herkesçe malumdur ki PKK'nın arkasında ABD ve diğer Batı ülkeleri var. İşte bence bu yüzden Doğu Perinçek dün Kürtçü iken bugün Türkçü, Nazlı Ilıcak ise dün Türkçü iken bugün Kürtçü kesildi."

     

    PKK'nun bahsettiğin ülkelerden gördüğü önemli bir destek yok. Ama ondan önce Perinçeğin çizgi değiştirmesinin PKKyı destekleyenlerin değişmesiyle ilgisi yok.

    Dahası bugün bile PKK'nın ABD'den vs'den esaslı bir destek aldığı iddia edilemez. ABD PKK'yı IŞİD'i yok etmek için kullanmıştır. Hepsi budur.  

     

    Perinçek, bugün siyasette esip gürleyen bir sürü sülük gibi tüm siyasi iddiasını Amerikan emperyalizmi yalanına bağlamış, bu yalandan ekmek yiyen ve tayibin ekmeğine yağ sürüp duran psikopat pisliğin tekidir.  

    Peki Fethullahçılar neden bu adamı bu kadar ciddiye alıp can düşmanları belliyorlar? 

  4. 19 dakika önce, Googler yazdı:

     

    Son paragrafa kadar güzel yazmışsın. Ama PKK'nin M-L olup olmasının böyle bir sonuç doğurması imkansız. PKK M-L çizgiye sahipken de bugünkü kadar iğrenç ve kahpeydi. M-L ideolojinin esasları arasında yer alan devrimci şiddet, yani bildiğin cinayet ve katliam meşru bir eylem olarak görülür. Bolşevikler Ekim devriminden sonra Çarın masum küçük çocuklarını, eşi ve yakın akrabalarının büyük bir kısmı ile birlikte asit havuzlarında eritmişlerdir. M-L'ler devrimci şiddet adına kan donduran katliamlar yapmaktan çekinmemişlerdir. Bu meczuplar kan dökmede oldukları kadar siyasi tutarsızlıkları ve ahlaksızlıklarıyla da iğrenç yaratıklardır. Aksarayda, medyada ve diğer mecralarda malum şahsın emrinde hizmet veren çok sayıda eski komünist var.

    Son paragraftaki sorun ne onu anlamadım. Ben PKK Marksist-Leninist iken daha iyiydi demedim ki. Sadece o dönemler Avrasyacı çizgide olduğu için Doğu Perinçek de Kürtçüydü dedim. 

     

    Ben zaten olaylara Washington ya da Moskova'dan değil Ankara'dan bakarım. Türk çıkarları hangi ülke ya da ülkelerle uyuşuyorsa onlarla ittifakı savunurum. 

     

    Stalin denen gavat zamanında Nazizm'e karşı ABD ile iş birliği yapmadı mı? Yaptı. Çünkü ortada ortak bir tehdit vardı.

     

    Bir zamanlar Türkiye'de ve dünyada da komünizm gibi büyük bir tehdit vardı. Bu tehdide karşı da NATO şemsiyesi altında toplanmak gerekiyordu. Dolayısıyla ben 12 Mart ve 12 Eylül'ü öyle komünistlerin iddia ettiği gibi Amerika'nın oyunu falan değil o dönemki şartların gerektirdiği harekatlar olarak görüyorum ve savunuyorum. O dönemler Türk çıkarları NATO'cu olmayı gerektiriyordu. 

     

    Ama şartlar çok değişti. Artık komünizm diye bir tehdit kalmadı. O yüzden NATO'cu olmaya da gerek kalmadı. ABD ve Batı hem PKK hem de FETÖ'yü desteklediği için ben Türk çıkarlarının artık Avrasya tarafıyla uyuştuğunu düşünüyorum. 

     

    Şahsen komünistlerden tiksiniyorum. Heriflerin işlemediği insanlık suçu kalmamış ama günümüzde utanmadan demokrat, özgürlükçü, hümanist falan takılıyorlar. Bir de faşistleri beğenmiyorlar. Halbuki bir faşist ile bir komünist arasında pratikte bir fark yoktur.

     

    Zaten günümüzdeki komünist olduğunu iddia edenler genelde kendini komünist zanneden özenti ergenlerden oluşuyor. Komünist olunca havalı olduklarını zannediyorlar. Beni ise hayatımın hiçbir döneminde sol düşüncesi cezbetmedi. Solun her türlüsüne kökten karşıyım. 

  5. 4 saat önce, bilgivehis yazdı:

    Kadınlar halen şiddet, tecavüz, ölüm, adaletsizlikle yaşamaya itilirken, halen bu başlıkta kadınlar yerin dibine batırılıyor.

    Alın işte sorgulanması gereken kadın mı yoksa kadından başka her şey mi?

    Yazar: Yılmaz Özdil

     

    Yanlış yaptın Kadir…

    Kadını döven herifi öldürdün, 12 yıl yedin.

    Halbuki, o herif yerine kadını öldürseydin, şimdi dışardaydın.

     Eşini sopayla döve döve öldürüp, taksirle, yani dikkatsizlikle öldürmekten yargılanıp, bir senede çıkanlar var bu ülkede.

     Eşini suratından pompalı tüfekle vurup, tüfeğimi inceliyordum, hay Allah, yanlışlıkla ateş aldı diyerek, sıyıranlar var.

     80 yaşındaki eşini bıçaklayarak öldürüp, 83 yaşındayım, yaşıma hürmet edin diyerek, cezai ehliyeti yok gerekçesiyle bırakılanlar var.

     17 yaşındaki kızcağızı kendisine aşık olmuyor diye 35 yerinden bıçaklayıp, kafasını testereyle kestikten sonra buzdolabına koyan manyağı, sadece beş yıl yatırıp bıraktılar bu ülkede!

     Boşanmak isteyen eşini delik deşik ederek öldüren, 26 santim boyundaki bıçağı 37 defa saplayan, sonra o 26 santimlik bıçağa “öldürücü boyutlarda değil” diye rapor alarak, ceza indirimi alan var.

     “Babam bana tecavüz etti” diyen kızını öldürüp, “babasını kamuoyunda mahçup etti” gerekçesiyle paçayı kurtaran var.

     Ormanda tecavüz ederken suçüstü yakalanıp, “suç henüz gerçekleşmedi, yarım kaldı” gerekçesiyle sokağa salınanlar var.

     Musallat olduğu hamile kadını boğarak öldürüp, mahkemeye takım elbise giyerek geldiği için “saygı”dan iyi hal indirimi alan var.

     Kuyuya atıp “tayt giyiyordu” indirimi alan var, tavana asıp “piercing takıyordu” indirimi alan var, döve döve öldürüp “zaten travestiydi” indirimi alan var, tabancayla vurup “tanımadığı insanlara sokakta saati sorarak cilve yaptı” indirimi alan var, benzinle yakıp “çok sık banyo yapıyordu, şüphelendim” indirimi alan var, gırtlağını kesip “benden izinsiz çarşıya alışverişe gitti” indirimi alan var.

     Bursa'da bir kadın, oğlu tarafından yastıkla boğularak öldürüldü, niye öldürdün diye sordular, ilk ifadesinde “rüyamda annemi öldürmem için işaret aldım” dedi, sonra “beni insanların yanında küçük düşürüyordu” dedi, en son itiraf etti, “uyuşturucu almak için para istedim, vermedi” dedi, bu herife “anne-oğul ilişkisi kopuk” gerekçesiyle indirim verildi iyi mi.

     16 yaşındaki kuzenini zorla kaçıran, imam nikahıyla kapatan, kıskanarak bıçakla öldüren, sadece dört yıl yatan, afla bırakılan, çıkar çıkmaz dul bir kadını evlenme vaadiyle kandıran, kadın kandırıldığını anlayıp ayrılmaya kalkışınca, baltayı kaparak, kadının kafasını harsss diye ikiye bölerek öldüren, sadece altı yıl yatıp, tekrar sokağa salınan, normalde insan içine çıkmaması gerekirken, “cazip damat adayı” diye televizyonlardaki evlilik programlarına çıkarılan herif var bu ülkede.

    Bu cazip damat adayının (!) televizyonlarda “yuva kurmak isteyen sevimli katil” olarak alkışlandığı gün… Kastamonu'da herifin biri eşini dövüyordu, tekmelerken belindeki tabancayı düşürdü, kadıncağız can havliyle kaptı, tetiğe bastı, herif öldü, kadına 17 sene verdiler!

    Silah zoruyla tecavüz eden, hamile bırakan, “çocuklarını öldürürüm” tehdidiyle tacize devam eden, “sevgilim olduğunu söylerim, seni rezil ederim, sana değil bana inanırlar” tehdidiyle tecavüzlere devam eden, olay gecesi zorla pencereden girmeye çalışan eniştesini av tüfeğiyle vurup öldüren kadına… Müebbet verildi bu ülkede!

    Erkek kadını öldürürse, artık ayıp bile sayılmıyor.

    Kadın erkeği öldürürse, idam olsa idam edecekler.

    Yanlış yaptın Kadir…

    Kadını döven herifi öldürdün.

    Bari akıl edip herifle beraber kadını da öldürseydin, hiç olmazsa iyi hal indirimi alırdın.

     

    Yazıyı okumadım. Ama Kadir'in öldürdüğü adamın sevgilisini(sevgilisi miydi karısı mıydı unuttum) suçlu buluyorum. Kadına şiddetten şiddet uygulayan erkek kadar "Kocam değil mi sever de döver de" kafasındaki aptal kadınlar da sorumludur. 

  6. 13 dakika önce, Türk Ateist yazdı:

     

    Aşırı değer görmek, etrafında pervane olan bir erkeğe sahip olmak kadında tam tersi etki falan yapmaz.

    Kadın için kendi kişiliği ve doğrularından ödün verebilen, kadına adapte olan, "senin için her şeyi yaparım" diyen erkek kadın üstünde ters etki yapar. Yapmalı da. 

     

    Özellikle Türkiye'de erkekler sekse çoktan razı, kadını ödül gibi gören bir görüntü çizdikleri için hemen maymun oluveriyor... Bu durumda da kadın ilgisini kolayca kaybediyor ve başka denizlere yelken açmaya hazır hale geliyor.

    Yani kadının ne istediğini bilmesi veya bilmemesi değil sorun. Bilmese de pratik ediyor, yaşıyor zaten. Kadınların büyük çoğunluğu zaten ne istediğini bilmez. 

    Aşırı değer verdiğin zaman kadın "bu zaten cepte" diye düşünmez mi? Bence kadınların ilgisini kadına değer vermeyen, "bir kadına sadık kalmak enayiliktir, ne kadar çok kadınla seks yaparsam o kadar kârdır" kafasındaki erkekler çekiyor. Çünkü onları ulaşılması zor ve değerli olarak görüyorlar. Duygusal, sadık ve fedakar erkekleri ise ezik ve kişiliksiz olarak görüyorlar.

     

    Keşke Tesla ve Newton gibi ben de aseksüel olabilsem. Her ne kadar artık kadınlara güvenmesem de ve aşka inanmasam da cinsel dürtülerim olduğu gibi duruyor. Ne kadar inkar etmek istesem de bir kadına ihtiyacım var.

  7. Belki başlık şaşırtıcı gelebilir ama bu birbirine zıt iki çizgideki kişiler arasında bir benzerlik görüyorum. O da siyasî çizgilerinin dönem dönem değişmesi.

     

    Doğu Perinçek bilindiği gibi bir zamanlar Kürtçü, Atatürk düşmanı ve komünist bir şahsiyet iken 2000'lerden sonra ulusalcı, Türkçü ve Kemalist kesildi. Öyle ki bugün, 30 yıl önce söylediklerinin tam tersini söyleyebiliyor. Mesela 1991'de televizyonda katıldığı açık oturumda açıkça milliyetçiliği eleştirirken, devleti en büyük terörist ilan ederken, Kürt sorununun silahla değil siyasetle çözülebileceğini iddia ederken, Kürt federasyonu önerirken; bugün milliyetçiliği savunuyor, orduyu ve devleti sonuna kadar destekliyor, terörün ancak silahla bitirilebileceğini söylüyor, HDP'nin kapatılmasını şiddetle savunuyor, federasyona şiddetle karşı çıkıyor vb...

     

    Doğu Perinçek'in Kürtçü ve terör sempatizanı olduğu dönemlerde Nazlı Ilıcak ise tam aksine milliyetçi, Türkçü ve orducu bir çizgideydi. 

     

    Sonra ne olduysa her şey değişmeye başladı. 12 Eylül'ü desteklemiş olan Nazlı Ilıcak 28 Şubat'a şiddetle karşı çıktı. Keza 12 Eylül'e karşı çıkmış olan Doğu Perinçek de 28 Şubat'ı sonuna kadar destekledi. Günümüzde de savunmaya devam ediyor.

     

    Aslında ben bu iki kişinin siyasî çizgisindeki değişimi PKK'nın değişimine bağlıyorum. PKK kurulduğunda Marksist-Leninist bir terör örgütüydü. Bu dönemlerde Sovyet Rusya, İran, Irak, Suriye ve Filistin gibi ülkelerden destek görüyordu. Bugün ise herkesçe malumdur ki PKK'nın arkasında ABD ve diğer Batı ülkeleri var. İşte bence bu yüzden Doğu Perinçek dün Kürtçü iken bugün Türkçü, Nazlı Ilıcak ise dün Türkçü iken bugün Kürtçü kesildi.

  8. 34 dakika önce, Expecto yazdı:

    Görüşlerin aşırı radikal çünkü. Aşırı milliyetçi ve cinsiyetcisin. Bence şengör ile olan benzerliğin kemalizm ve düşüncelerini empati kurmadan pat diye söylemenden ibaret. Gerçekten tamda radikal bir kemalistsin ama belkide böyle olman kemalizme aykırıdır (hatta aykırı olduğuna eminim). Bu şekilde yazı yazman kemalizme zarar verir.

    Cinsiyetçi değilim bilakis cinsiyet eşitliğini sonuna kadar savunan bir insanım. Sadece kadınlara topluca sitem ediyorum bazen.

  9. Günümüzde milliyetçiliği Kemalizm'den ayırmak moda oldu. Aslında 1960'lardan beri var olan bir şeydi ama son yıllarda daha da arttı. 

     

    Türk milliyetçiliği, Kemalizm'in omurgasıdır. Dolayısıyla Kemalizm'den milliyetçiliği çıkardığınız zaman geriye zaten bir şey kalmaz. 

     

    Kemalist sözcüğü zaten ilk kez İngilizler-Yunanlar tarafından Kurtuluş Savaşı yıllarında Kuvâ-yi Milliyecileri tanımlamak için kullanılmıştır. Kuvâ-yi Milliye yanlısı direnişçiler için "Kemalistler" ya da "Kemal'in milliyetçileri" gibi ifadeler kullanılmıştır. Yani Kuvâ-yi Milliye ruhu dediğimiz şeyin temelinde Türk milliyetçiliği düşüncesi vardır. 

     

    Milliyetçiliği ilkel bir düşünce olarak gören birisi için Ankara'da ha Türk bayrağı dalgalanmış, ha İngiliz bayrağı dalgalanmış; İzmir'de ha Türkçe konuşulmuş, ha Yunanca konuşulmuş bir şey fark eder mi? Milliyetçilik karşıtı birisi için ulusal bağımsızlık kavramı bir anlam ifade eder mi? Bence etmez. 

     

    Dolayısıyla milliyetçiliğe karşı olan birisi Kuvâ-yi Milliye ruhuna da düşman demektir. Türk milliyetçiliğini düşman olarak görenler Atatürk'ün değil; anca Vahdettin'in, Damat Ferit'in, Seyit Rıza'nın, Şeyh Said'in, Said Nursi'nin ve İskilipli Atıf'ın safında olabilirler.

  10. Şimdi, Googler yazdı:

     

    Çok yanılıyorsun. 

     

    Orada daha da çok dışlanırsın. Azerler bizden daha tutucu. Aliyev'in Tayyipten farkı yok. 

     

    Bırak şu saçma sapan takıntıları. Türkiye'de de kafa dengin birçok insan var. Ortam değiştirerek farklı insanlar, sana yakın insanlar bulabilirsin. 

    Benim kafa dengim varsa bile çok çok nadir bulunur. Celal Şengör ile mesela görüşlerim %95 uyuşur. Görüldüğü gibi de herkes ona düşman. Muhtemelen ünlü olsam benden de herkes nefret eder.

  11. 4 dakika önce, Googler yazdı:

     

    Kitap işleri çok çetrefilli, yorucu, zor masraflı işler. HACI epey uzun bir zaman önce Türkiye'de bir kitap çıkarmak istemiş ve bazı girişimlerde bulunmuştu. Perinçek tayfasına yakın bir yayınevi peşin para talep etmiş ve adamcağızın yüklüce parasını alıp dolandırıvermişti. Şu anki medya, yani yurtsever aydın geçinen medya bile çoğunlukla tüccar mantığıyla çalışıyor. İnsanlara, hitap ettikleri kitleye gerçeğin tamamını değil, sadece pazarlayabilecekleri kısmını iletiyorlar. Çıkarılan yayınların bir çoğu bilimsellikten uzak, ticari kaygılarla yazılmış paçavralardan ibaret. Toplumun istisnasız her kesimi aptallaşmış, uyuşmuş durumda. Yani senin yazacağın kitabın satması zaten mümkün değil...

     

    Diğer yandan, kendini Atatürk biyografisi ya da siyasi felsefesi hakkında kitap yazabilecek kadar bilgili buluyorsan, öncelikle kendini tarafsız gözlerle tartıp analiz etmende fayda var derim. Önce fikirsel olarak olgunlaşman, fanatik - sığ görüşlerinden kurtulman, kendini daha iyi geliştirmen gerek. Özellikle komplo teorilerinden kurtulmak zorundasın. 

     

    Ayrıca sen yurtdışında da yapabilecek bir tip değilsin. Yurtdışında Türkleri sevmiyorlar ve dışlıyorlar artık. Gidenlerin çoğu hüsrana uğrayıp geri dönüyor. 

     

    Sen bi kendini dinle, ne istediğini, kim olduğunu sor. İnsanın kendisini tanıması, ne istediğini net olarak tespit etmesi zaman alabiliyor. 

    Zaten yurt dışına gideceksem de Azerbaycan'a falan giderim. Orada beni dışlayacaklarını düşünmüyorum. 

     

  12. 1 saat önce, Googler yazdı:

    Yazarsın tabii neden yazamayasın. Sanki Atatürk hakkında  kitap yazanların hepsi tarihçi mi? Kaldı ki tarihçilerimizin yazdığı kitapların kalitesi de ortada. 

     

    Ama devlet arşivlerine girebilmen için basın kartın olması lazım. Bunun için Atatürkçü gazetelere bizzat gidip kendini tanıtır, meramını anlatır ve şansını bir denersin. Ricayla olmazsa, para teklif edersin. Bir yol bulunur gibi. 

     

    Kitabı yazdın diyelim. Bastırmak ve dağıtmak da büyük bir sorun olarak karşına dikilecek. Senin yazacağın o kitap muhtemelen birçok yayınevinin basmaya korkacağı cinsten bir şey olacak. Ayrıca senin de artık can güvenliğin olmayacak. Hedef gösterileceksin. Hakkında iftiralar yayılacak; linç edileceksin. Kimse sana iş vermek istemeyecek. 

     

    Tüm bunları göze alırım diyorsan, öncelikle iyi düzeyde İngilizce öğrenip yabancı tarih kitaplarını okuman gerek. Atatürk'ü en iyi onlardan öğrenebilirsin. 

     

    Bu arada Kemalizimin bir ideolojisi yoktur. İdeolojisi olmadığı için ölümsüz olabilmiştir. 

    Yani önce yazacağın şeyi de iyice bir öğrenmen gerek. 

    Benim siyasî görüşlerime uygun bir yayınevi olduğunu zannetmiyorum zaten. Ülkedeki düşünce özgürlüğü seviyesi benimkiler kadar radikal fikirleri kaldırmaz. Kendi yayınevimi kurmak da muhtemelen çok pahalıya patlar.

     

    Acaba şu Edip Yüksel denen zat gibi yurt dışına kaçıp video çekerek uzaktan propaganda yapsam mı diye düşünüyorum bazen.

     

     

  13. Ben mühendislik okuyan birisiyim. Ama politik, tarihi, felsefi ve teolojik konularda bir şeyler kaleme almak en büyük hayallerimden birisi. En başta Kemalizm'i savunmak ve bir nevi onun kuramcılığını yapmak hayalim.

     

    Acaba kendi çapımda belge ve arşiv araştırması yapıp Kemalizm düşmanlarına cevap niteliğinde kitaplar yazamaz mıyım? Bu devlet arşivleri tarihçi, gazeteci ya da televizyoncu olmayıp sadece kendi çapında araştırma yapmak isteyen her vatandaşa açık mıdır? Veyahut yabancı arşivlere erişebilir miyim?

     

    Amacım sadece Atatürk düşmanlarının yalanlarını belgelerle çürütmek de değil. Aynı zamanda Kemalizm ideolojisini savunmak, anti-Kemalist tezlere ve eleştirilere cevap vermek, Kemalizm'i özüne uygun bir şekilde yorumlamak. 

     

     

  14. Her zaman söylüyorum yine söyleyeceğim. Kadın mazoşist yapılı bir varlıktır. Kadınların hemen hemen hepsi aşağılanmaktan ve acı çekmekten zevk alır. Onlar fedakar, sadık ve seven erkekleri ezik ve cepte olarak görürler. Ancak yaşları ilerlediği zaman gençliklerinde beğenmedikleri o erkeklere yamanmaya çalışırlar. 

     

    İşte bu yüzden kadınlar erkeklere nazaran daha dindardır. Çünkü din de kadını aşağılar ve ikinci sınıf insan olarak görür. 

     

    Atatürk'e bile düşman olabilen milyonlarca kadın var.

  15. 7 dakika önce, Türk Ateist yazdı:

    Bu onu şımartmak,  her istediğini yapmak, maymuna dönmek demek değil tabii. Kadını memnun edeyim diye maymuna dönen erkekler en önce aldatılanlar oluyor zira. Biraz erkek ol diyoruz biz onlara. Bunu da anlayabilen pek az gerçi..

    Aman ne yaparsanız yapın, n'apiyim...

    Tam da beni tarif etmişsin. Ben baya kılıbık ruhlu birisiyim maalesef. Sevdiğim kadının etrafında pervane olmak hoşuma gidiyor. Ama bu aşırı değer verme hali de kadınlar üzerinde ters etki yapıyor. Kadınlar bence ne istediğini bilmiyor. 

  16. 58 dakika önce, Latte yazdı:

     Sorun tamamen sevgili,  seçme becerimizle ilgili. 

     

    Ahlaksız insanlar olduğu gibi, ahlaklı olan insanlar da var elbette etrafımızda. Bu kişilere bir şekilde denk gelmek, tanımak vs. biraz da şans aslında ama, yanlış insanlarla oyalandıkça ve onların dümen suyunda döndükçe bu şans hepten azalıyor, kalmıyor.

     

    Biraz da özgüvenli olmak, aklı başında davranmak gerekiyor. Önüne gelene tanımadan etmeden güvenmenin, yelkenleri suya indirmenin anlamı yok. Çantada keklik olduğunuzda, bu tiplerin gözünde adam yerine koyulmuş olmanız dahi  mümkün değil… Bir sonraki aşamada da, bir güzel sağılıp, sömürülüp, sizden daha iyisini -onların tabirlerine göre daha iyisi nasıl oluyorsa artık- buldukları anda da tekmeyi yemeniz de mümkün... Kadını, erkeği yok bu işin. Maalesef art niyetli, pislik insanlar her iki cinste de var görüyoruz, duyuyoruz.

     

    Düzgün insan, kalitesine dair ipuçlarını zaten size verir, sorun yaşamazsınız onunla ve güvenli, sağlam bir ilişkiniz vardır.  Ha bir de düzgün biriyle ilişki yaşamak için, sizin de onun gibi doğru düzgün olmanız gerekiyor.  Aldatan kişiler de hemen hemen birbirinin aynısıdır zaten. Kişilik problemi olan, sıkıntılı, “ne istediğini bilmeyen tiplerdir” çoğunlukla. İleri derecede kendini kamufle edenleri de vardır elbette, ama çekirge bir sıçrar iki sıçrar mutlaka kendini ele verir. Yeter ki algılarınız açık olsun.

     

    Aldatılıp, kötü şeyler de yaşamış olabilirsin. Ne yani dünyanın sonu mu? Herkes kendi yoluna, selametle diyebilecek kadar cesaretin, kendine saygın olacak evvela… O beni kaybettiğine yansın, gitsin kimle nerede mutluysa orada olsun, benim ayağıma bağ olmasın... Böyle bakmalısınız olaya... 

     

    İşte nereden bileceksin birisinin gerçekten seni hiç aldatıp aldatmadığını? Bana göre 1 dakikalığına bir başkasını düşünerek fantezi kurmak, hatta porno izlemek, hatta ve hatta bir an için bile olsa bir başkasına ilgiyle bakmak bile boru gibi aldatmaktır ve o ilişkiyi koskoca bir yalana çevirmeye yeter.

     

    Aldatmak derken sadece bedensel birlikteliği kastetmiyorum yani. 

  17. Farkında mısınız bilmiyorum ama Türk varlığı belki de hiç olmadığı kadar ciddi bir tehdit altında.

     

    Dışarı çıkın bakın. Her taraf Suriyeli Arap ve Afgan mülteci kaynıyor. Bir sürü ne idüğü belirsiz tip bizim sokaklarımızda fink atıyor. Üstelik doğum oranlarının Türklerden yüksek olduğu da bilindik bir gerçek. 

     

    Sadece onlar değil ki, Kürtler de Türklerden hızlı çoğalıyor. Üstelik her tarafa göç edip duruyorlar, her tarafı yavaş yavaş ele geçiriyorlar. 

     

    Diyarbakır'ı ya da diğer Doğu illerini zaten geçtim, İstanbul'u ele alalım mesela. Sizce İstanbul'da PKK ve Kürtçüler mi daha hakim ve etkin yoksa Türkçüler mi? Tabii ki de PKK'nın ağırlığı çok daha fazla hissediliyor.

     

    Artık kendi adayımızı bile kendimiz belirleyemiyor, Kürtlerden icazet almak zorunda kalıyoruz. Türk milliyetçisi olarak kurulmuş olan kurucu partimiz bile artık Kürt milliyetçisi bir parti haline gelmiş durumda. Doğru dürüst PKK karşıtı açıklama bile yapamıyorlar.

     

    Şu anda Türkiye'de Kürt ve Arap milliyetçiliği Türk milliyetçiliğinden kat ve kat güçlü durumda. Mesela Türkiye'de şu anda Türkçülerin bir medya gücü bile yok. Kimse Türk milliyetçiliğini savunamıyor, Kürtçüleri ve Arapçıları eleştiremiyor. Ama Arap milliyetçileri havuz medyası aracılığıyla ve Kürt milliyetçileri de sol medya aracılığıyla gayet etkin bir şekilde propaganda yapabiliyorlar.

     

    Türkiye'de Türk milliyetçiliğini savunan bir parti bile yok. Bir HEPAR vardı, onun da oyu %0,001 miydi neydi. O da kapandı gitti. Ama Kürt milliyetçiliğini savunan parti var ve oyu da %10 civarı. Türkiye'de bırakın Türk milliyetçiliğini savunmayı, "Türk'üm" ya da "Türk milleti" diyebilen siyasetçi bile kalmadı gibi. 

     

    Türkiye'de Türk faşizmi diye bir şey zaten hiçbir zaman olmamıştı. Bu Arapçıların ve Kürtçülerin uydurmasıydı. Ama şimdi gayet bariz şekilde Arap-Kürt faşizmi mevcut.

     

    Ama bakınız benim gibi azınlık olanlar dışında bu tehlikeye dikkat çekmeye çalışan var mı? Yok tabii ki çünkü biz gittikçe azalıyoruz, güç kaybediyoruz. Türklük yavaş yavaş eriyor, asimile oluyor. Eğer gereken önlemler alınmazsa 100 yıl içinde belki de Türk diye bir şey kalmayacak. 

     

    Peki nedir o önlemler? Bir kere Arap ve Afgan mültecileri mutlaka şutlamamız gerekir. Sonra daha önce de bir başlığımda söylediğim gibi ülkeye Türk asıllı mülteciler alıp bunları en başta Doğu illerine yerleştirmek gerekir. Bu mutlaka gerekiyor çünkü Türkiye'de Türk asıllı insan oranı aslında sanılandan çok daha düşük. Hatta belki de şu an bile Kürtlerden az olabiliriz.

     

    Uyanın artık, sıyrılın şu hümanist safsatalardan. Tek bir kurşun atılmadan ülkemiz işgal ediliyor, asimile oluyoruz ama siz hala Arapçılar-Kürtçüler yerine Türkçülerle uğraşıyorsunuz. 

  18. İnsanların ne kadar çıkarcı, ikiyüzlü ve hain olduğunu gördükçe; sürekli birbirlerini aldatan, kullanıp atan, boşanan ya da kavgalı gürültülü bir evlilik sürenleri gördükçe aşktan iğreniyorum. 

     

    Artık dünya o kadar iğrenç hale geldi ki sevgiline/eşine arkanı dönsen bıçağı yiyorsun sırtına. Fırsatını bulan aldatıyor, aldatmamak neredeyse enayilik ve salaklık olarak görülüyor bu dünyada. 

     

    En kötüsü de ne biliyor musunuz? Diyelim 50 sene sürmüş bir ilişkiniz var. Bu 50 sene boyunca bir kere bile aldatılmadığınızdan nasıl emin olabilirsiniz? O 50 sene içinde eşiniz/sevgiliniz 5 dakika bile bir başkasıyla bir şeyler yaşamışsa o 50 sene koskoca bir yalandan ibaret demektir. 

     

     

  19. Bu başlıkta Atatürk milliyetçiliğini tanımlayamaya çalışacağım.

     

    Atatürk milliyetçiliği kavramı ilk kez 1982 Anayasası'nda yer almış ve değiştirilemez niteliklerden birisi olarak kabul edilmiştir. Bu kavramın kullanılma sebebi devletin benimsediği Türk milliyetçiliği anlayışının Ülkücülük ya da Atsızcılık gibi farklı ideolojilerle karıştırılmamasıdır. Yani Atatürk'ün savunduğu Türk milliyetçiliği ve Türkçülük anlayışının esas alındığı ifade edilmektedir.

     

    Atatürk'ün savunduğu Türkçülük; İttihat ve Terakki'nin, Ziya Gökalp ve Mehmet Emin Yurdakul gibi Türk aydınlarının savunduğu kafatasçılık yerine üst kimlik bilincine dayanan, ilerici, barışçıl, modern ve insan haklarına saygılı bir Türk milliyetçiliği anlayışıdır. 

     

    Atatürk milliyetçiliği Ülkücülükten kesin olarak ayrılır çünkü laiklikten yanadır. Dini ve mezhebi ne olursa olsun kendini Türk kabul eden herkesi eşit kabul eder. Ülkücülük ise Türk-İslam sentezi gibi yapay ve temeli çürük bir fikri savunur. Ülkücü olabilmek için mutlaka Müslüman olmak ve hatta Sünnî Müslüman olmak gerekir. Bana göre Ülkücülük ümmetçiliğin ve Arap milliyetçiliğinin Türklük maskesiyle yumuşatılmasından başka bir şey değildir. 

     

    Atatürk milliyetçiliği Atsızcılıktan da kesin olarak ayrılır. Çünkü ırkçı değildir. Yukarıda da bahsettiğim gibi üst kimlik milliyetçiliğidir. Kendini Türk sayan herkesi eşit derecede kucaklar. Ulu Önder Atatürk bilindiği gibi Nutuk'ta Turancılığı da eleştirmiş ve onu gerçekleşmesi mümkün olmayan bir hayal olarak gördüğünü ifade etmiştir. Yani Atatürk'ün Türkçülüğü, Atsız'ınki gibi Turancılık davası gütmez. Ayrıca Atatürk milliyetçiliği yayılmacılığı ve emperyalizmi de kesin bir dille reddeder. Savunma amaçlı olmadığı sürece savaşı cinayet olarak tanımlar. Türk ulusunun bağımsızlığına saygısızlık yapmadığı sürece her ulusun bağımsızlığına saygı duyar. Bu noktada da Atsızcılıktan kesin olarak ayrılır. 

    ***

    Atatürk ve Kemalizm düşmanları inatla Atatürk milliyetçiliğini anlamazlıktan geliyor. Sürekli Kemalizm'i ırkçılıkla suçluyorlar.

     

    Hatırlarsanız bundan birkaç sene önce eski CHP İzmir milletvekili Birgül Ayman Güler mecliste "Türk ve Kürt eşit değildir" gibi bir laf etmişti. Bunun üzerine AKP'lilerin, liboşların ve PKK'lıların baya bir tepkisini çekmişti. İlk bakışta ırkçı bir anlayışla söylenmiş gibi duran bu söz aslında ırkçı bir anlayışla söylenmemiş, hatta tam aksine ırkçılık karşıtı bir anlayışla söylenmiştir. 

     

    Öncelikle Atatürk'ün ve Birgül Ayman Güler gibi gerçek Kemalistlerin bahsettiği Türk kavramı ile Atatürk ve Kemalizm düşmanlarının kafasındaki Türk aynı değildir. Atatürk ve Kemalizm düşmanları Türk üst kimliğinden duydukları rahatsızlıktan dolayı Türk kelimesini bir etnik grup anlamında kullanırlar. Halbuki Kemalist bakış açısına göre Türk; Turanid ırktan olan kişi değil, kendi etnik kökeni ne olursa olsun o kültürü benimsemiş kişiye denir. Dolayısıyla Atatürk'ün bahsettiği Türk sadece bir ırkı ifade etmez, hiçbir etnik köken ayrımı yapmadan Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran bütün Türkiye halkını ifade eder. Ancak "Kürt" dediğiniz zaman ise tıpkı Laz, Çerkes, Abaza, Gürcü, Boşnak vb. dediğinizdeki gibi belirli bir ırkı yani etnik kökeni ifade etmiş olursunuz. Dolayısıyla elbette ki Türk ve Kürt eşit değildir. Çünkü Türk bir ulusun, Kürt ise bir etnik grubun ismidir. Ancak "Türk ırkı ile Kürt ırkı eşittir" derseniz dediğiniz mantıklı olur.

    ***

    Atatürk milliyetçiliği barışçıldır derken buradaki barışçıllıktan neyi kastettiğimi de açmak isterim.

     

    Atatürk'ün barışçıllığı ancak Türk milletinin bağımsızlığına ve egemenlik hakkına kastedilmediği sürece geçerlidir. Yoksa Atatürk'e göre Türk milletinin bağımsızlığı tehlikeye düştüğü vakit savaş bir cinayet olmaktan çıkıp bir zaruret haline gelir. Mesela Türkiye'nin sınırının yakınında bir terör örgütü yuvalanırken ve devlet kurmaya çalışırken "Bizim orada ne işimiz var" ya da "Savaşa hayır" sloganları atmak değildir Atatürk milliyetçiliği. Veyahut "Analar artık ağlamasın" bahanesiyle terör örgütüne karşı mağlubiyeti kabullenmek de değildir. Netekim Kurtuluş Savaşı yapılmayıp emperyalist işgal kabullenilmiş olsaydı o kadar şehit vermezdik. Ama bir milleti millet yapan bağımsızlıktan vazgeçmiş olurduk.

     

    Dolayısıyla Atatürk milliyetçiliği, milletin hayatı ve bağımsızlığı tehlikeye düştüğü zaman kalkıp da barışçılık oynamak değildir. Bu zaten tam da Vahdettin ve Damat Ferit gibilerin zihniyetidir. Savaş karşıtı olmak ancak savaş çıkmadan önce mantıkidir. Ancak savaş çıktıktan sonra savaş karşıtlığı yapmak bozgunculuktur.

     

    Dolayısıyla Atatürk'ün savunduğu barışı asla teröristlerin, terör sevicilerinin sahte barışıyla ya da Vahdettinlerin, Damat Feritlerin teslimiyetçi zihniyetiyle karıştırmamak gerekir.

  20. 2 saat önce, Smile Buddha yazdı:

    solculuğu yanlış tanımladığın için kendini solcu olarak görmüyorsun.

    karma ekonomiyi savunduğun için  uygun yerde çıkmışsın. :)

     

    Bazı sorular çelişkili karar vermeme sebep oldu. Bazılarınıda anlamakta zorlandım.

    Pek fazla demokratik değilim ama demokratik sosyalist çıktım.  :)

     

    8values?2&econ=67.3&dipl=51.1&govt=45.6&

     

     

    graph.png?3

     

    Karma ekonomiyi savunanlar solcu mu? Hitler ve Mussolini de solcu mu oluyor bu mantığa göre? 

     

     

×
×
  • Yeni Oluştur...