Jump to content

Gizli Uye

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    132
  • Katılım

  • Son ziyaret

Topluluk Puanı

0 Neutral

2 Takipçiler

Gizli Uye Hakkında

  • Derece
    Advanced Member

Profile Information

  • Location
    :nedereN
  1. Gizli Uye

    Yürürken kollarımızı neden sallarız?

    Ben sizin gibi düşünmüyorum. O arkadaş "çok güzel" açıklamamış. Sadece ilk akla gelen şeyi söylemiş o kadar. Kolumuzu sallama olayı bilinçsiz olarak gerçekleştiği ve homo sapienlerde genel olarak gözlemlendiği için böyle bir konuya basitçe, "dengemizi sağlamak" için demek çok anlamsız. Benim düşüncemi soracak olursanız, açıklama konusunda "mamuli" arkadaşımız daha başarılı... Ayrıca aklıma takılan ikinci sorum şu olacak, Bir çok kuş türünde de yürürken "baş sallama" olayı gerçekleşiyor. Güvercin ve tavuk türünde bunları gözlemliyorum. Bunun nedeni ne olabilir? Bu türlerin atalarında ne gibi özellikler vardır? Esenlikler.
  2. Gizli Uye

    Yürürken kollarımızı neden sallarız?

    Esenlikler, Bu konuyu araştıracak bir site bulamadım. Türkiyedeki Bilimsel web siteleri sayısınının azlığı ve evrimsel konular üzerinde yetersizliği zaten gözler önünde. Google'da yaptığım araştırmada sitemizin arşiv bölümünü buldum. Orada konuya açıklık getirilmiş. Daha da etkili ve derin yazılar almak için konuyu güncelliyorum. Arşivimizden bazı iletileri alıntılayarak başlayalım; [Kaynak] NOT: Bu konuya katkıda bulunmak isteyen tüm arkadaşlara şimdiden teşekkür ederim.
  3. ya özel bir şey kullanmıyorum aslında ama badem yagı ayda bir kez dene bence :)

  4. Gizli Uye

    Hicbir insani ornek vermeden, Tanrini tanimlayabilir misin?

    Müslümanların o konuda kuyruğuna basmayalım lütfen. Akıllara durgunluk verecek şekilde özellikleri vardır. İki eli vardır, görür, duyar, işitir, sinirlenir, gücenir... Bunları şimdi söylesen tamamen "tasvir" amaçlı derler. İçlerinden bazıları ise "Tanrı herşeyi yapabilir, üstün güçlüdür o halde tasvir değildir" derler. Kendi içlerinde bile düzen sağlayamamış bir topluluğa bilgi aktarabilmek gerçekten zor...
  5. Gizli Uye

    Forum Düzeni...

    Yukarıdaki iletimi dikkate alacak bir forum yöneticisi yok mu?!
  6. Gizli Uye

    BANNED IN TURKEY!

    Öyle ise "ingilizce" diline sahipsin. Yukardaki iletide belirttiğim gibi, Türkçe'ye çeviri yapabilir misin?
  7. Gizli Uye

    BANNED IN TURKEY!

    Dawkins'in sitesinde yeni bir yazı yayınlanmış. Bu adresteki yazıyı Türkçe'ye çevirebilecek olan bir arkadaşımız var mı?! Emeği geçenlere şimdiden teşekkür ederim.
  8. Gizli Uye

    BANNED IN TURKEY!

    DÜŞÜNCEYE SALDIRMAK İNSANLIĞA SALDIRMAKTIR ! Bilindiği üzere dünyanın önde gelen bilim ve düşünce insanlarından olan Prof. Dr. Richard DAWKINS’in http://www.richarddawkins.net adresli internet sitesine Türkiye’den erişim bir mahkeme kararı ile engellenmiştir. Bu bağlantıya tıkladığımızda insanlarımız için artık bildik olan “Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir” yazısı ile karşılaşılmaktadır. Çocuk pornosu da dâhil olmak üzere pek çok internet suçunda önde giden ve internet korsanlığı yolu ile dolandırıcılık yapan dünyaca ünlü şahsiyetleri barındıran ülkemizde, bilim insanlarının internet sitelerinin engellenmesi hem son derece düşündürücü, hem de ülkemizin içine itilmeye çalışıldığı karanlığın boyutlarını gözler önüne serici niteliktedir. Her ne sebeple olursa olsun, nedeni dahi açıklanmadan, ilgili mahkeme kararına atıfta bulunma gereği bile görülmeden, üstelik de dünyaca ünlü ve saygın bilimcilerin bile bir şekilde “kitabına uydurularak” susturulması kabul edilebilir bir yaklaşım değildir. Roma Katolik Kilisesi Vatikan’ın ünlü “index librorum prohibitorum” yani “yasak kitaplar listesi” oluşturmasına benzer bir şekilde “yasak kitaplar”, “yasak internet siteleri” ve hatta “yasak kişiler” ülkesi olmaya doğru sürüklenmek, aklıselim sahibi hiçbir yurttaşımızın kabul edebileceği bir durum değildir. Prof. Dr. Richard DAWKINS kimdir? Prof. Dr. Richard DAWKINS kitapları ülkemizde de okunan yüzyılımızın en önemli bilim ve düşünce insanlarındandır. Biyoloji bilimine ciddi katkıları bulunan DAWKINS evrimsel biyoloji ve etoloji (hayvan davranışları bilimi) gibi alanlarda önemli yapıtlar vermiş bir bilimcidir. Aynı zamanda dünyanın en çok okunan (best seller) yazarlarından birisi olarak pek çok popüler bilim ve düşünce kitabının da yazarıdır. Kitapları 30’un üzerinde farklı dile çevrilmiştir. Halen Oxford Üniversitesi Charles Simonyi, Public Understanding of Science (Charles Simonyi, Bilimin Toplumsal Algılanışı) kürsüsü profesörü olan DAWKINS bilimsel ve akılcı düşüncenin yılmaz savunucularındandır. Prof. Dr. Richard DAWKINS, tüm dünyada çok tartışılan ve fikirleri sıklıkla gündeme gelen bir isimdir. Evrim teorisi ile ilgili akıl dışı ve çoğunlukla çeşitli Amerikan dini örgüt ve kiliseleri kökenli saldırılara verdiği kesin ve net bilimsel cevaplar, ayrıca açıkça belirtmekten çekinmediği ateist görüşleri nedeniyle bilim, özgür düşünce ve dolayısıyla insanlık düşmanı olan odakların sıklıkla boy hedefi olmaktadır. DAWKINS’in Türkçe’ye kazandırılmış eserlerinden bazıları TÜBİTAK tarafından yayınlanmış olduğundan lise ve üniversite gençliğine resmen tavsiye edilmiş durumdadır. Yazarın Türkçe olarak temin edilebilecek bazı kitapları; Gen Bencildir (Tübitak yay.), Kör Saatçi (Tübitak yay.), Cennetten Akan Irmak (Varlık yay.), Tanrı Yanılgısı (Kuzey yay.)’dır. Prof. Dr. Richard DAWKINS neden tartışılmaktadır? Bilimsel temelli bir biyoloji eğitimine karşı olan çeşitli dini gruplar ABD’de temel eğitim müfredatına yaratılış görüşünün adeta bilimsel bir gerçekmiş gibi eklenmesini istemişlerdir. 1987’de görülen “Edwards v. Aguillard” davasında, Amerikan Yüksek Mahkemesinin, “Yaratılışçılığın iddia edildiği gibi bilimsel değil, dini bir düşünce olduğuna” hükmetmesinden sonra kilise ve aşırı dinci örgütler tarafından bilimsel düşünce süsü verilmiş “akıllı tasarım” uydurmacası ortaya atılmıştır. Dini çevrelerin siyasi baskılar ile temel eğitim müfredatına sokmak istedikleri bu kavramın da bilimsel değil, dini bir olgu olduğu, hem de sağ görüşlü olduğu bilinen yargıçların baktığı davalarda ispatlanmıştır (Bakınız, Tammy Kitzmiller et al. v. Dover Area School District et al.). Bunun ardından söz konusu dini gruplar strateji değiştirip, kimi zaman propaganda çalışmaları ile kimi zaman da bazı açık sözlü bilim insanlarını hedef alan kişisel saldırılar ile inançlarını zorla kabul ettirme yoluna gitmişlerdir. Prof. Dr. Richard DAWKINS bu açık sözlü bilimcilerin önde gelenlerindendir. Ülkemizde de para kaynağı belirsiz bazı grupların sözüm ona İslamiyet adına Amerikalı Hıristiyan kuruluş ve derneklerin hazırladığı, evrim ve bilim karşıtı üstelik de deli saçması olduğu çoktan ispatlanmış bulunan iddiaları aynen kullandığını ve çeşitli dernek ve vakıflar aracılığı ile bu aşırı dinci hıristiyan odaklarla maddi ve manevi bağları bulunduğunu bir kere daha hatırlatmak isteriz. Yasaklamaların Mantığını Anlamak İmkansız Bazı odaklar Prof. DAWKINS’in din hakkındaki görüşlerinin inananlara hakaret olduğunu savunmaktadır. Buradan hareketle bilim insanlarının ve bilimsel düşünce savunucularının, “demokrasi” adına ve insanların “özgür düşüncelerine” ve inanışlarına hakaret etmiş olmaları gerekçesiyle yasaklanmalarını talep etmektedirler. Hemen her dinden inananların kendi inançları dışındakileri “lanetli”, “cehennemlik”, “suçlu”, “sapkın” ve hatta "sapık" gibi ifadelerle andıkları göz önüne alındığında, inançlara hakaret gerekçesiyle yapılması istenilen yasaklamaların, neredeyse tüm dini kitapları da kapsayacağı açıktır. Bunun din ve vicdan özgürlüğü açısından kabul edilemez olduğu su götürmez bir gerçektir. Hoş görünün evrensel değerlerini üretmiş olmakla övünen ülkemizde yaşanan bu engelleme olayının böyle mesnetsiz bir temele dayandırılmış olmadığını umuyoruz. Sonuç: Düşünce insanı insan yapan etkinliktir, dolayısıyla düşünceye saldırmak insanlığa saldırmaktır. Söz konusu düşünceyi beğenip beğenmememiz bu durumu değiştirmez. Benzeri şekilde “Bilim, beğenip beğenmediğimize bakmaksızın gerçeği bulmakla alakalıdır” (David Bohm, kuantum fizikçisi). Bilimsel gerçekleri sadece hoşumuza gitmediği için reddedemeyiz. Hatta reddetsek de durum değişmez, zira “Dünya yine de dönüyor” (Galileo Galilei). Bizler her türlü demokratik kanalı ve sosyal haklarımızı kullanarak yapılmaya çalışılan şeyin bir insanlık suçu olduğunu anlatmaya devam edeceğiz. Halkımızdan beklentimiz, yine demokratik teamüller içerisinde olmak kaydıyla, düşünce özgürlüğü olmaksızın din ve vicdan özgürlüğünün de sağlanamayacağının farkındalığı ve demokrasi ile temel hak ve hürriyetleri savunmanın hepimizin vazifesi olduğu bilinci ile, düşünce özgürlüğüne ket vurmaya çalışanlara karşı sesini yükseltmesidir. [Evrimçalışmagrubu]
  9. Gizli Uye

    En iyi bildiğimiz şey nedir?

    Arkadaslar, Cevap yazan arkadaslara gercekten inanamiyorum. Birisi sosyal evrimden bahsetmis, digeri nefes almaktan, bir digeri ise ezberden! Bilge arkadasimizin bahsettigi sey ise bunlardan cok farkli. Anlayan bir tane arkadas yazmamis. Ben simdiye kadar ateist forumda boyle ilgic bir konu gormedim. Baslikla uzaktan yakindan alakasi olmayan iletiler ardi ardina siralanmis. En sonra konu bilmemnereye tasinmistir denmis. Cok ilginc. Bilge arkadasimizin anlatmak istedigi sey, tam olarak bu paragrafta; Yukarda kalinlastirdigim satirlar Bilge arkadasimizin ne demek istedigini gosteriyor. Forumdaki muslimlerin geneli bu sekilde. Adam noktalama isaretleri kullanmiyor, gerek duymuyor! Nokta yok, virgul yok, onemle belirtilmek istenen seyde egik yazi yok, tirnak ici yok! Benim sahsi fikrimi sorarsaniz bu insanlar sosyal hayatta da yazimda oldugu kadar kotu konusuyor. Bir insan konusurken dikkat edecegi en onemli sey, tonlama ve vurgudur. Eger bir insan yazarkende bunlara dikkat etmiyorsa konusurkende dikkat etmiyordur mutlaka. Iste bu kisilerden forumda oldukca var. Dikkat cekici olaraksa bunlarin geneli muslimler. Ateist arkadaslardan da var boyle kisiler, onlari gozden kacirmiyorum! Ayrica anlatmak istedigini cok cok iyi yazan muslimlerde var! Sonuc olarak basligin ve benimde belirmek istedigim sey, bunlara dikkat etmek! Eger karsimizdaki insanin bizi rahatlikla anlamasini istiyorsak bunlara dikkat etmeliyiz. Vurgulanmak istenen nokta budur.
  10. Gizli Uye

    SENiN DiNiN SANA, BENiM DiNiM BANA

    Bruce Lee, Hayir, desteklememis! Cunku o iletiyi CraftXrac adli arkadas kendisi yazmamis. O yazi, kopyala/yapistir urunudur, araklamadir. Artik sevimli muslimler baslik acarken konu araklamakla kalmiyor, baslik icerisindeki iletilere de araklama yazilar serpistiriyor. Altinada 'Bu yazim alintidir' yazmiyor... Ilgili kaynak: http://www.canlikuran.com/cizye/
  11. Gizli Uye

    Evrim kuramında çıkmaz sokak: Homo Sapiens

    Ben "Akhenaton" değilim. Adminsin bunu bilebilirsin. Ben sadece yazıyı okudum ve paylaşmak istedim. Altınada "bu yazı benimdir" diye bir şeyde yazmadım. Eğer alıntıladığım şeyleri eleştirmek, yanlış taraftarını söylemek istiyorsan, bu adreste tartışma devam ediyor: http://www.turan-dursun.com/forumlar/showt...7829&page=4 O adrese girer iddaları cevaplarsın. NOT: Lütfen evrimden anlamana gerizekalılar cevap yazmasın. Ben bu yazıyla kimsenin "yaratılış" varsayımını güçlendirmiyorum. Yazıyı okuyun öyle cevap yazın. Tekrar ediyorum ki evrimden anlayan insanlar yazsın.
  12. Gizli Uye

    Evrim kuramında çıkmaz sokak: Homo Sapiens

    Dünyadaki ilk sırlar insanoğlunun gerçek kökleriyle ilgilidir. Günümüzde kabul görmüş, “Evrim Kuramı” ve “Yaratılışçılık” varsayımı, insanoğlunun kökleri konusunda artık insanoğlunu ikna edememe noktasına gelmiş olmasına karşın, karşıt iki düşüncede teorilerine sıkı sıkıya bağlıdır. Farklı iki görüşe göre insanoğlunun kökeni ile ilgili düşünceler oldukça farklıdır. Farklı iki görüş, yüzyıllardır birbiriyle savaş halinde olup bugüne kadar kesin bir galibi olmamakla birlikte, kavganın süreceğini ve iki farklı görüşünde birbirine karşı üstünlük sağlayamayacağı şimdiden bellidir. Ateistler ve Teistler arasındaki bu yaratılış kavgaları asla sonuçlanamaz. Sebebi ise iki karşıt düşüncenin de doğruyu göstermediğidir. İki yanlıştan bir doğru çıkmaz. Bilim dalı olarak arkeoloji'nin kökeni 200 yıl öncesine dayanır. Elde edilen bilgiler ağırlıklı olarak dinsel anlatımlar doğrultusunda bir köken yaratmak ve insanlığa bilimsel bir görünüş kazandırılmak istenmiştir. Gerek insanın kökeniyle ilgili dinsel anlatımlar, gerekse kurumsal sistemle yönetilen bilim mekanizmalarının, insanın kökleriyle ilgili anlatımlarında hiç bir fark bulunmaz. İki karşıt düşünce derinlikli okunursa aslında aynı anlatım olduğu açıkça ortaya çıkar. Bir görüş aynı tarihsel sürece farklı bir başlangıç diğer karşıtı ise aynı tarihsel sürece farklı bir başlangıç koyar. İki düşüncenin de ortak noktası, tüm yaşamın “dünya üzerinde” oluştuğu, dünya dışı tüm olguların şiddetle karşı çıkıldığı ve bunu dile getirenlerin gerek din, gerekse bilim mekanizmalarında aforoz edildiği gerçeğidir. Bilimsel disiplinlerde her hangi bir bulgunun akademik düzeyde kabul edilebilmesi için, oldukça uzun sürelerin geçmesi gerekmektedir. Kanıtınız somut olsa dahi, bilim otoritelerinin süzgecinden geçmeyen hiçbir somut bilgi, bilimsel olarak adlandırılmaz. Bilim çevrelerinde süzgeçten en ağır şekilde geçen bulgulardan bir tanesi de Amerika kıtasıdır. Diğerleri ise Hindistan, Çin ve Türk kalıntılarıdır. Özellikle görünmek istenmez. Eski dünyadan Amerika kıtasına ilk seferler X.YY’ da kuzey Avrupalı denizciler tarafından yapıldığı şüphe götürmez bir gerçekliktir. Bu seferlerin gönüllü lideri ise İrlandalı rahip Brendanın üstlendiği de genel ve kabul görmüş teoriler arasında yerini alır. Amerika yerlilerinin kültürlerinde iz bırakmayan bu seferler kuzeydoğu da dar bir bölge ile sınırlıdır. Fakat kuşkucu ve bağımsız bilim adamları bunun ilk tanışıklık olduğu konusunda emin değillerdir. Çünkü orta Amerika’da elde edilen arkeolojik kalıntılar, bağımsız düşünenler için kafa karıştırıcı bir dizi sorunlarını da beraberinde getirmiştir. Konuyla ilgili G.Messadie, Orta Amerika kültüründe Yoğun Afrika izleri taşıyan, “La Venta” kültüründeki “Olmek Heykelleri” üzerinden ve Okyanusya yerlileriyle orta Amerika yerlilerinin kültürleri arasındaki benzerlikten yola çıkarak bölgenin Okyanusya Afrika'dan insanların ziyaretine uğramış olduğunu muhteşem eserinde ortaya koyarak mevcut ortodoksin bilimin tüm tezlerini kumdan kale gibi yıkar. Aynı şekilde, 1976 yılında, Venezüella’da yüzlerce Roma parası bulunmuştur. Bu paraların en yakın tarihlisi İ.S.IV yüzyılına kadar gitmektedir. Meksika ve Veracruz eyaletindeki bir mezarda Romalılara ait Venüs heykeli ve İngiliz kolonilerinin İ.Ö.XII uzandığı sanılan bakırdan Çin paraları bulunmuştur. Bu ve bir dizi bulgular insanlık tarihi için kronoloji hazırlayan bilim dünyası için ciddi rahatsızlıklar ortaya çıkarmıştır. Bu gelişmelerin ışında Bağımsız kuşkucu bilim, ortodoksin kurumsal üniversitelerin insanlık tarihi anlatımlarını reddederek saf gerçeği aramaya koyulmuşlardır. Olmek , Maya , Toltek ve İnkaların topraklarında mevcut bilimin insanoğluna dayattığı tarihten daha önce karşılaşma yaşanmış mıdır? Varsayımlar doğrultusunda, “Roma paraları” ve “Venüs heykelinin” sürekli yağmalama yapan deniz korsanlarının yaptığı düşünülebilir. Bu ilk bakışta ortodoksin bilim dünyası taraftarlarınca oldukça rahatlatıcı bir söylem olarak karşılanır. Fakat kazı çalışmalarıyla ilgili detaylı bilgi alındığı zaman ortaya çıkan manzara, Roma heykel başının 12.yy ait bir “Aztek” mezarında bulunmuş olmasıdır. Konuyla ilgili varsayımlarımızı masaya koyarsak; Yine bir korsanın bunu getirdiğini ve saklamak için bu mezarı seçtiğini ve oradan çıkaracak fırsatı olmadığını düşünelim. Oldukça zorlama olan bu düşünce ile mevcut tarih ahlayışını bozmadan bu olayı açıklayabiliriz. Fakat diğer bulgularla yan yana koyunca bu açıklama bilimsel kuşkuculuğa şüphe düşürerek, bilimin mevcut düzeni korumak için kullanılan bir araç olduğu ortaya çıkar. Neden mi? Bulunan kalıntılar sadece Roma heykeli değildir. İ.Ö. 12 yy kalma bakır Çin paralarını bilimin saklayabilme şansı yoktur, çünkü kamuoyu tarafından kazı çalışmalarının sonuçları bilinmektedir. Fatihlerin orta ve güney Amerika’yı yağmaladıkları dönemde Avrupalıların Çin kültürü ile temasları oldukça tazedir. Çin imparatorluğu oldukça güçlü olup paralarını batılı sömürgecilere kaptıracak zayıflıkta olduğunu söylemek oldukça basit bir söylemdir. Böyle bir hırsızlığa göz yumsak bile bu paraların okyanusun diğer tarafında Kolombiya taşınmasını ve orada gizlice gömülmesini, mantık sınırları içinde kimse açıklayamaz. Yenidünyadaki bu arkeolojik sorunlar sadece İ.Ö. 1200 dolaylarıyla sınırlı kalmaz, Kıtanın “asıl sorunu” insanlığın bu kıtadaki ilk çıkışında yatar. Bilim dünyası bu kıtadaki ilk insan varlığını İ.Ö 12.000 dolaylarında, buzul çağı bitiminde düşünür. Bu büyük ve uzun bir göçe bağlı bir teoridir. Asyalı Mongoloid ırk, bering boğazını geçerek Amerika’ya ulaşmış, kıta sahasına ulaştığı zaman ayrı kollara dağılarak içlere doğru ilerlemiştir. Amerika kıtasındaki insanoğlunun varlığına ilişkin teori, bağımsız kuşkucu bilim adamlarınca oldukça komik ve alt yapısı olmayan, tamamen bir masalın, bilim yuvaları denen üniversiteler tarafından insanlığa empoze edildiği bir yaklaşımdan öteye geçemez. Bu teorinin doğruluğunu kabul etsek bile; göçlerin kuzeyden güneye doğru yavaş bir seyir izlediğini dikkate alarak, ilk yerleşim birimlerinin Amerika’nın kuzeyinde başlaması ve bin yıllar içerisinde ilkin Meksika ardındansa “And dağları” dolaylarına indiğini düşünmek, teorinin kendi içerisinde doğruluğu açısından şüphe göstermeyecek yaklaşımdır. Bu yaklaşım içerisinde bilgi birikimi ilkin kuzeyde kalmalı ve oradan dağılım göstermelidir. Meksika, Peru, Bolivya’ya gidenler bu yarışta mantık olarak evrim süreci içerisinde geri kalmak zorundadır. Fakat elde edilen tüm bulgular, gerek arkeolojik olarak gerekse antropolojik olarak Bering geçişiyle ilgili tüm Evrimci yaklaşımları yanlışlar. Amerika’ya ilk vardıklarında bile bizon ve ayı avlayan, çadırlarda yaşayan topluluklar, topraklarını güneye inenlerden daha önce seçmelerine karşın mevsimsel göçebelik ilkesine göre yaşamakta iken MEKSİKA platosuna inenlerin görkemli taş yapılar yapması, basitte olsa tarıma dayalı kendi ekonomilerini, şaşırtıcı hassaslıkta kendi takvimlerini ve bugün dahi kullanılan 60’lı sayı sistemini bulmalarını, bilim dünyasının bugün yeni ulaştığı astronomi bilgisini bırakın, her hangi bir bilim adamı açıklama getirebilsin, kuzeyli akrabalarına fark atmışlardır. Süreç içerisinde görkemli taş yapılar yapan, sayı ve matematiği kullanan sıfırı bilen, modern bilimin bugün yeni ulaştığı astroloji bilgisine sahip bu insanlar için, ortodoksin bilim evrim süreci bozulmasın diye tekerleği bulamamışlardı gibi, oldukça komik eleştiriler getirir. Bu gelişmeler ışığında Bering Göçünü savunabilmek için ortadoksin bilimin elinde bir tek dayanak kalır. Bu savunma ise; Kızılderililerle Asyalılar arasındaki, etnik ve kültürel benzerliktir.Bering göçünün artık tek savunma noktası Kızılderililer ve Asyalılar arasındaki "ŞAMAN" benzerliğidir. [1] Arkeoloji ve Antropoloji cephesinde bu tezi çürütecek bulgular 20 yy. sonlarında ortodoksin bilim tarafından artık saklanamayacak düzeyde artmıştır. İlk önce Niede Guidon ve Georgette Delibrias’ın 1986 yılında brezilyada yaptıkları araştırmalar ile Ortodoksin Teori sallanmaya başlamıştır.2 araştırmacının bulgularına göre Amerika kıtasında insanın yaşı 35.000 yılı öncesine kadar gitmektedir. Bilim rahiplerince yönetilen, üniversite oligarşisi başlangıçta bu tezlere oldukça sert tepki vermiştir. Ne vardi yapılan Karbon–14 testleri tezleri doğrulayınca oligarşik bilimin söyleyecek fazla bir şeyi kalmamıştır. Ardından kıtada yapılan araştırmalarda Amerika’da insan varlığını 70.000 yıl önceye, Wisconsin buzul dönemine dayandıran sonuçlar ortaya çıkmıştır. Cro-Magnan adamın yaşının 35.000 yıl olduğuna göre, Wiskonsinde 70.000 yıl önce yaşayan bu insan ırkı kimdir. ? Wiskonsin kalıntıları ile Bering “ Göçü teorisi “ kumdan kale gibi yıkılmıştır. Bir Neanderthal göçü gibi radikal bir yaklaşım düşünülebilir miydi? Eğer, Bering geçişini doğru saysak bile; Beringten gelen Asyalılar Kuzey Amerika yerlilerini oluşturuyorsa, Orta ve Güneyde yaşayan kimlerdir. ? Daha bundan 10 yıl öncesine kadar And dağlarındaki inka varlığının köklerini İ.Ö 1200 dolaylarına rastladığı söylenen “Chavin de Huantar “ kültürüyle başlatılıyordu. Fakat İnka inanışlarında İ.Ö 3000 yılları söylemleri, teorinin bozulacağını düşünen bilim ortodoksini tarafından her zamanki gibi MİT-oloji olarak hasıraltı edilmiştir. Tüm bu insanoğlundan saklanan ve hasır altı edilen bilgiler karşısında, 2001 yılında Ruth Shady ‘nin Caralda ortaya çıkardığı Görkemli Kent, İknaların iddialarını doğrulamaktadır. Benzeri biçimde, “La Venta kültüründe” , La Venta’da bulunan Afrika izleri; aslan ve fil kabartmaları, telaşa kapılan Bilim Adamları tarafından Gözlerden kaçırılmaya çalışılsa da Bağımsız Bilim adamlarının kayıtlarına çoktan girmiştir. Mevcut ordodoksin düşünce yapısının sıkı savunucusu, ateistlerin elinden düşürmediği; Gordon Childe’ın “İnsan Kendini Yaratır“ kitabına bir göz atmakta fayda var. “Ona göre uygarlığın gelişiminde yaygın olarak kullanılan “neolitik uygarlık söylemi” yanlış olduğu, insanlık tarihi boyunca elde edilen kazanımların çok yavaş ilerlemeler sonucunda ortaya çıktığını, ancak bu sürecin neolitik devrim sonrasında hızlandığını söyler. İ.Ö 6.000–3.000 yılları arasında insan ata ve yele gem vurmasını öğrenmiş, sabanı, tekerleği, kayığı bulmuştur. Maden filizlerini keşfetmiş, güneş takvimi oluşturmuştur. Kentsel yaşamın tüm bu özellikleri Galileo’ya dek hiçbir zaman bu denli hızlı olmamıştır.” [2] Bu yaklaşımlar ve anlatılar, eski dünyaya dair bir portredir, yenidünyaya ait bir portre ortada bulunmaz. Childe’ın bu yaklaşımı oldukça tipik bir söylemdir. Orta Amerika kıtasına baktığımız zaman Childe’ın yaklaşımlarıyla ilgili hiçbir paralellik bulunmaz. Olmekler ve Mayalar saban kullanmamışlardır. Madencilikle ilgili olarak hiçbir ize rastlanmaz, atın evcilleştirilmesi bir yana izi bile bulunmaz. Tekerlek icat edilmemiş, yelkenli tekne yapılmamıştır. Tüm bu bulgulara rağmen Childe’ın Yakındoğu için sıraladığı yaklaşım ve gelişim dizisinde son evre yazı, sayı ve ölçü birimleridir. Childe’ın bu ortodoksin bilim anlayışı Amerika kıtası ile kesinlikle uyuşmamaktadır. Eğer, Ortodoksin Bilim doğru ise; 3000 yıllık bir süreç içerisinde oluşan bilgi birimi sonucunda sayı ve ölçü sistemi için gerekli ise ve daha sonrasında Galileo’ya kadar yavaş bir seyir izlediyse Orta Amerika Halklarına gelişim için oldukça avans verilmesi gerekmektedir. Fakat Ortodoksin (Üniversite Bilimi) , teorilerini değiştirmemek için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Durum böyleyken Amerika Kıtasında ilk insanın varlığı Cro-Magnan öncesi varlığının tespiti , Ortodoksin bilim için tahammül edilemez bilgi demekti. Ortodoksin Bilim Yuvalarında Çok merkezli Darwin Teorisine , Bilim adamlarımız sıkı sıkıya sarılmışken tüm bu bulgular sonucunda karmaşıklık yaşanırken, Ocak 1987 de Allan Wilson ve Kalifornia Üniv. , Berkeley’den Meslektaşı “Rebecca Cann” ve “Mark Stoneking” , NATURE dergisinde “Mitokondriyal DNA ve İnsanın evrimi” isimli bir makale yayımlarlar. Bu biyokimyacılara göre insanın yaşı 200.000 bin yıl önce Afrika’da yaşamış bir dişi bireye kadar izlenir. Bu yaklaşım Eski Ahit’e bir gönderme olarak bilim dünyasında “Mitekondriyal Havva” olarak adlandırılan yeni bir teorinin çekirdeğini oluşturur. Yalnızca anatomik anlamda değil, davranışsal olaraktan insanın geçmişini izlemeye çalışır. Çok merkezli teoriye karşın insanın yaşını daha geriye attığı için üstün duruma geçer. Çok merkezli teori; farklı coğrafi bölgelerde aynı zamanda evrimi savunan teori arkeolojik bulgular ile artık çökmüştür. Çok merkezli Teoride insanın yaşı 35.000, tek merkezli havada 196.000 bil yıla çıkarılmıştır. Dinler karşısında 1987 yılına kadar kesin doğru olarak insanoğluna servis edilen “Darwin Teorisi” artık yoktur. Onun yerine “Havva Teorisi” gelmiştir. Fakat gerek “Darwin Teorisinin” gerekse “Havva Teorisinin” çok önemli handikabı vardır ki, Oda Amerika’dır. Çok merkezli evrim teorisi, yani dünyanın farklı bölgelerinde eş zamanlı ya da birbirine yakın zamanlarda gerçekleşen bir evrimi savunan yaklaşım bulunan tüm bulgular ışığında geçerliliğini yitirmiştir. Çok merkezli evrim teorisinin çökmesiyle, yerine ikame ettirilen “mtaDNA”, çok merkezliye göre daha sağlam temellidir fakat; Hepimizin ortak atası Afrikalı Havva’nın varlığı söz konudur. Fakat havanın çocuklarının dünyaya dağılışındaki farklı görüşler, Asya ile Avrupa kıtasına bağlantı kuramaz. Olası göç yolları üzerinde sadece fikir yürütür ve Amerika hep dışta kalır ki, taki Bering’e gelene kadar. Bu teori aynı zamanda, bugünkü insanın belirleyici kabul edilen özelliklerini, yani kas ve iskelet yapısını dikkate almaktan öteye geçemez. Dolayısıyla farklı ırkların ortaya çıkışını asla açıklayamaz. Yapılan tüm yorumlamalar bilimsellikten uzak nesnel fikirlerdir. DNA sarmalının çabuk bozulabilir olması ve geriye doğru gidildikçe elle tutulur bilgilere ulaşmanın zorluğu , “Neanderthal” ve “Cro-Magnon”’un ortaya çıkışından sonra bile dünya kaç kez doğal afetlerle karşılaşmıştır. Durum böyleyken DNA sarmalına dayanarak insanı geriye doğru izlemek sadece din kitaplarındaki hikâyelerden öteye gidemez. Bunca değişik farklı insan ırkının hangi evrim koşulları altında farklılaştığı konusunda yanıt vermek bu düşünce savunucularının pek işine gelmez. Aynı zamanda bu ortak ataların dünya üzerine dağılmalarını antropoloji cephesiyle incelerken La Venta’da Olmek başları, Chichen Itza’da fil ve aslan kabartmaları, orta ve güneydeki roma heykelleri kolombiyadaki çin paraları ve insan türüne ait forillerin 70.000 yıl önceye dayanması pastanın üstüne krema olur. Evet yazımıza devam edelim, şu ana kadar ciddi bir eleştiri alamadık. sayın frodonun kanıt istemesi bir eleştiri değil. kaldıki sayın preach link atmış. Aynı zamanda TC’ de tarih-arkeoloji-dinlerle ilgili oldukça iyi bir araştırmacının kitabında bu bilgi mevcut. Temel antropolojik teoriye göre Amerika kıtalarına son buzul çağının bitimine doğru İ.Ö 12.000 dolaylarında Bering boğazı aracılığı ile Asyadan göçler olmuştur. Bu teori amerikanın değişik bölgelerindeki yerliler ile Asyalıların etnik akrabalıklarını açıklamada yardımcı olur. Fakat? Afrikalı ve Avrupalıların Meksika’ya bir biçimde göç etmesi Bering teorisi dışında bırakılır. Ve hiçbir açıklama getirilemez. Konuyla ilgili olarak Ortodoks arkeoloji bu varlığı ya görmezden gelir yada yaşlılıktan unutkanlığı üzerindedir ve unutur. Bu bilgiler ışığında ortodoksin bilim, kendince bilimsel bir yöntem keşfeder ve orta amerikadaki Afrikalı izlerini taşıyan bu hayvanları müzenin deposuna kaldırdı. Olmek Muamması mevcut düzenin ve gerek dinler gerekse ortodoksin beyni uyuşuk bilimin önünde demoklesin kılıcı gibi durmaktaydı ve en kötüsü de bu uygarlığın gelişim evresini tespit edemiyorlardı. Elle tutulur bilgi üretemeyen bilim ordodoksini, maya ve aztek ‘lilere ait bilgileri çözümledikçe engin astronomi bilgilerinin ve ve takvim bilgilerinin olmek kaynaklı olduğuna ilişkin veriler arttıkça muamma dahada güçlenmektedir. Arkeolog M.Stirling tarafından bulunan Mayalara ait hesaplama cetvelinin atasının olmeklar olduğu ortaya çıkmıştır. Orta Amerika’da bilinen en eski uygarlık La venta kültürüne aittir. Efsanevi Olmeklerle iç içe düşünülen bu kültür, bilinmeyen şekilde ortaya çıkar ve bilinmeyen şekilde birden kaybolur. Meksika uygarlığının ana damarıdır. Bu insanların oluşturduğu kültür, doğu Asyalılar ve Afrikalı izler taşıdığı yavaş yavaş su yüzüne çıkmaktadır. Amerika kıtasındaki sorunlar asla bitmez ve bilim hikâye anlatımından başka bir şey yapmaz. Bering geçişini doğru saysak bileki, Sapiens’in evrim sürecinden önce Amerika’da insan fosilleri bulunmuştur, Beringten gelen Asyalılar kuzeyli kabilelerin atalarıysa, orta ve güneyin ataları kimlerdir? Amerika kıtasındaki Afrikalı ve Avrupalı izlerini kim nasıl açıklar, ? Her iki Sapien’in Evrim teorisi de Amerika kıtasındaki insan varlığını açıklayamaz. İ.Ö dördüncü bin yılda küçük bir Afrikalı grubun bilinmeyen bir yolu izleyerek orta Amerika’ya ulaşması nasıldır? Bu denli erken bir zamanda Hint okyanusunu hele ki pasifiği denizcilik bilgisi ve gemisi olmadan aşmak mümkün müdür? NOTLAR: [1]-(Eski toplumlarda Şaman sadece Türklere ve Kızılderililere ait bir kavram değil tüm dünyayı saran, ana-erkil inancın bir yansıması olup Taraflı Durkheimci özelliklerle uzaktan yakından alakası bulunmaz.) [2]-(Gordon Childe / İnsan Kendini Yaratır - Sayfa 110-120)
  13. Gizli Uye

    El-Hasani Bey Emreder...!

    Cok onemli bir nokta! Cesmeyi yapan kisiden bilgi aldigini idda eden kisinin, cesme hakkinda detayli bilgilere sahip olmasi gerekir. Herkesin anlayacagi ve gozlemleyebilecegi bir sekilde bilgiler verirse, bu adam uckagitci olabilir sadece.
  14. Gizli Uye

    Kuran'daki Büyük Yanlış:Meryem

    Aynen oyle kutsal yaratik! Online kurancilar bu gibi konulari izliyorlar misafir olarak. Bunlarin ustleride var. Sonra guzel bir ayar cekiyorlar kurana. Bu isler boyle yuruyor burada.
  15. Gizli Uye

    Allah yoksa

    Bu senin cevabın değil. Bu, Hatun Yahya'dan araklama bir yazıdır. Ben bu kişilerin iddalarına cevap vermekle uğraşmıyorum. Onun için bana kopyalama yazılar değil, kendi fikirlerini getir. Arakladığın yazı: http://www.harunyahya.org/bilim/hy_evrenin...lisi/Evren.html Bu forumda yenisin. Biraz araştır ve kıvama gel. Bu konu önceden tartışıldı; Dediğim gibi, kendi fikirlerini öne sür ve forumu iyice gez. Sonra konuşuruz.
×