ozedonus2

Üyeliğini Sildirmiş Kullanıcı
  • İçerik sayısı

    113
  • Katılım

  • Son ziyaret

Topluluk Puanı

0 Neutral

ozedonus2 Hakkında

  • Derece
    Advanced Member

Güncel Profil Ziyaretleri

966 profil görüntüleme
  1. bitir yalnız ip numaralarının da banlanmasını istiyorum.Ki başka bir üyelik ile gelip sizi rahatsız etmeyeyim.Niyetim çok iyi ve masumanedir.Lütfen yanlış anlamayın..Rahatsızlık verdiğim için de herkesten özür diliyorum.Keşke ö.m ile gönderebilseydim..
  2. Aynısını hacıya da sormak istiyorum.Ben de buna oğlum diğerine sahtekarın önde gideni sensin mi diyeyim.Bu sorun siz yönetimin sorunudur.Bazı ağızları kapatabişmelisiniz.
  3. mürted,yazılarıma karşı yazılan üç tarihi yorumu okudun..Adam mahkum etme peşinde..Ne cevap vermemi istiyorsun.Biri oğlum diyo,diğeri sahtekar demeye getiriyor öbürü öğüte muhtac değiliz diyor...Kim akıl hastası sence?
  4. Ateistlerin düşünüp belli bir aşamada ise beyinlerini özgürleştirip belli başlı eleştiriler kullanmaları yanlış değildir. Eleştirilerin de haklı olduğunu söylemek gerekir. Düşünen her beynin sorgulaması gereken eleştirilerdir. İslam Dini adıyla işaret edilen evrensellik doğrular eleştirisel bakış açısı olmadan bulunamaz. Ateistlerin eleştirisel bakış açılarının da diğer inanış sahibi olan insanlara hakaret dolu ve alaysı ve zavallı, geri kalmış insan olarak da görmeleri yanlışlığını da örtmemelidir. Ateistler bence temel olarak 2’ye ayrılıyorlar; Birincisi: Karşı görüşe de saygılıdır fakat kendilerine "İslam Dini budur" diye yutturulan palavralara inanmayıp gerçekleri arama yolculuğuna çıkmış ve “Tanrı tanımazlığı” seçerek bir noktada bu konularda düşünmeyi bırakmış insanlardır. İkincisi: Ne söylerseniz söyleyin ne kadar akıllıca açıklamalar yaparsanız yapın beyinlerini gerçeklere kilitlemiş, yeni veri kesinlikle almak istemeyen duymak ve bilmek istediklerini savunan diğer görüşlere de küçümseyen bir tavırla bakıp hakaretlere başvuran ve sürekli ezmeye çalışan, bulduğu gerçekleri de tek gerçek zannedip sonuna kadar da savunacak kişiler... Bu kişiler kendilerinin üstün, zeki, objektif, korkusuz olduklarını, diğerlerinin ise acınacak zavallılar olduğunu düşünür hatta acımaz bile, hakaret ederler sürekli diğerlerine. Onlar kendilerine göre paradigmalardan sıyrılmış ve doğru yolu nasılsa bulmuşlardır. İkinci grupta olanlar ile bu forumda çok tartıştık. Tartışmanın düzelmesi için kullanmadığım metot bilmiyorum. Onun için bunlar için burada tekrar mahiyetinde olacak bir açıklama yapmak gereği duymuyorum. Ancak gerçekten bizlerle birşeyler paylaşıp da öğrenmek isteyenlerin de olduğunu düşünüyorum. Sayıları diğer gruba oranla daha az olsa da bunları önemsemek gerektiğini düşünüyorum. Şunu ikinci ilk grupta kendisini hisseden gruba tavsiyede bulunmak istiyoruz. 1.Öncelikle şunu söylemek istiyorum ki sizin sorgulayarak inkâr ettiğiniz o hayali put Tanrımız hiçbir zaman olmadığı gibi, betimlediğiniz tarzda bir dinimiz de olmadı. İstiorsanız her defasında söylediğiniz gibi "Anlattıklarınız İslam değildir aha da Kuran, aha da hadisler" deyin. Bu bize vereceğiniz cevap olmayacaktır. Cevabınızın tartışmaya değer olabilmesi için anlattıklarımızı sorgulayarak çürütmeniz gerekir. Devamlı önümüze sunmuş olduğunuz ayet ve hadislerin ne anlam ifade ettiğini 14.yy boyunca İslam tarihçisi, islam kelamcısı(filozofu),İslam hukukçusu olan binlerce bilgin bize açıklamışlardır. 2. Devamlı bilime ters olarak gördüğünüz dinin hiçbir zaman sosyolojik ve tarihsel kökenine inemediniz. Devamlı size yutturulan ezberlerle karşımıza geldiniz. Oysa bizler sorgulamayı kendi inancımız nazarında düşünsek en üst seviyede yaparken sizin hala bir kısım materyalist ezberleri aşamamanız tartışmaların takılı olmasına sebep verdi. Dinlerin meraklar sonucu olmasının delilleri nelerdir. Dahası öyle olsa bile bu durum evrenin rastlantılar sonucu yokluktan var olduğu veya evrenin öncesi sorununa alternatif olacak bir açıklama değildir. Eğer evrimsel bir yaratılış söz konusu ise dinlerin kökeni de korku ve anlamlandırmalarla başlamış olabilir. Ne de olsa insanın yeni düşünmeye başladığı bir aşamada gerçekleşmiş bu dinler... 3.Dinin % 90 dan fazlasını ihmal edip geri kalan az kısmı üzerinde yıllarca tartıştığımızın farkında olmanız gerekir.Dinde sorgulama adıyla yola çıktığımız bu arenalarda dinin nerdeyse tamamına yakını eleştirilmezken geri kalan cüzi bir kısmında odaklanmak gerçeği bulma noktasında bizlere sorunlar yaratacaktır.Aslında ikinci grupta gördüğüm ateistlerin bunu bilinçli bir şekilde yürüttüğünü düşünüyorum.Ancak ilk gruptakilere de sitemimiz var.Ateistlerimizin de, pek yaratıcı olamadıklarını ve hemen her düşüncemiz gibi, Ateizmimizin de ithal olduğundan, bize kendimizi ve kainatı anlamak konusunda pek ilham vermediğini vurgulamak gerekir. Bizde en yaratıcı Ateistler bile, Kur'an'ın kaynakları konusunda, müsteşriklerin söylediklerini tekrar etmekteler. Onların da, Kuran’ın yanlış olmasının neden bir Ateizm'e veya deizme yol açması gerektiği konusunda pek cevapları olduğunu sanmıyorum. 4.Tartışmaların devamlı bazı dini kavramların niteliği üzerinde yoğunlaşıyoruz.Kimisi bunun bilime ters masallar yumağı olduğunu kimisi inanca ait olduğu için mahiyeti araştırılmaz diye geçiyor.Kanaatimizce dinsel kavramların tamamında ilgili bulunduğu dönemin anlatım biçimi hakim olduğundan birçok konuda anlaşılma sorunu yaşıyoruz.Tanrı,ruh,melek v.s devamlı gizemli bir şekilde anlatılmıştır.Çünkü dinlerin geldiği dönemde insanların &90 dan fazlası 8-10 yaşları arasındaki çocukların anlayış seviyesindedirler.Tarım ve göçebe bir toplum biçiminin hakim olduğu bir dünyada sorgulama gücünün de zayıf olması sebebiyle kutsal kitapların bazı gerçekleri onların anladığı şekilde dile getirmesi gerekiyordu.Bunun da tek yolu bazı benzetmeler kullanmasıydı. 5.Hiçbir zaman karşımızda başka anlayışları göstererek çıkmamanız gerekir ki tartışmada yeni bir şeyler bulabilelim. Ben geleceğe uzanan hayat ırmağında nice yeni şeylerin din ile iç içe olacağını düşünüyorum. Başkalarının anlama biçimi beni ilgilendirmiyor. Beni İslam dininin ruhunu anlayamamış ve bu yüzden geri kalmış İslam toplumları da ilgilendirmiyor. Hepinize iyi forumlar diliyorum.
  5. Eğer niyetimi bu kadar kötü olarak biliyorsan birbirimize anlatacağımız hiçbir şey yok çakırcalı.Hakikaten bu forum en sağlıklı insanı bile akıl hastası eder.
  6. Hala da ciddi bir şekilde konuyu paylaşan kişi yok.Gelen giden kişiliğime saldırıda bulunmuş.Ağzımı açıp yedi sülale gitsem kendime yakıştırmıyorum.Bunu yapmayıpı içimde kalsa bunun tedirginliği bir gün boyunca gitmiyor.Neden biliyor musunuz?Çünkü çok aşağılayıcı tespitler.Bunu bir canlı ve reel hayatta bana karşı söyleyenin ağzını dağıtırım.Ama sanalda bu ihtimal yok.Laf üstüne laf.Çekiştirme... Bir müslümanın dinini iyi bilmesi işinize gelmiyor.bunun farkındayım.Yoksa söyldiklerim ne kadar yanlış olsa olsun bu tavri bu aşağılayıcı dili bana karşı kullanma hakınız yok.Neye cevap verebilirim ki bu saniyeden sonra...Biliyorum,yine eleştiriye dayanamayıp kaçtı diyecekler.Ama kimse bu hakaretler karşısında ne hale geldiğimi bilemez.Ne yapayım bir emre gibi bir kireç gibi bir berguzar gibi soğukkanlı değilim.Sinirlendiğimde muhatabımı duvata tozlamasam da rahatlamıyorum...Tek yapabileceğim siteyle tüm ilikileri kesmek..yani üyelik silme ....Ama banalnmayı da beraber isteyeceğim.....
  7. Özel mesaj ile iyi niyetini gösteren biri olarak bu kadar aşağılayıcı bir yazıyı yazacağını sanmıyordum.İddialarına geleyim. 1.Ben toz olmadım ,buradayım.Hafta sonu çk nadir çevrimiçi olurum. 2.çok meraklı isen gel hodri meydanda tartışalım.Kim saçmalıyor belli olacak.Hala tek bir evrimin kulu içerik hakkında yorumda bulunmadı. sevgili mohammed farzedelimki bazı cümleleri daha önce okuduğum bir başka yazarın cümlelerinden esinlenerek aynen kullandım... bu ne ifade eder ? Evet bugüne kadar bir sürü yorum, bir sürü haber okuduk... değil mi ? Okuduklarımzın kimi din hakkında, kimi bilimsel makaleler, kimi başka konularda,okuduklarımızın her biri bir şeyler anlatıyor, birşeyler içeriyor,aklımız okuduklarını anlıyor, yorumluyor ve değerlendiriyor, sonuçta bir analizden geçirip bir fikre, bir kanaate ulaşıyoruz... prosedür bu değil mi ? Ulaştığımız son noktada kendimize ait bir değer, kendimize ait bir kanaat ve kendimize ait ŞEY var artık,bu şey artık bize aittir. Daha önce okumuş olduklarımız ham bilgidir ve bir kaynak olmuştur.Ama bu şeyin son hali kendi aklımız ve kendi kabullerimizdir. Okuduklarını özümsemeyen ve analiz edip kendine has kılamayan insanlar, okuduklarını kendileştiremezler,ortaya koydukları fikirler testten geçerken (bir başkası ile deneştirirken) sıkıştığı anda bilgiyi ana kaynağına gönderiverir.... '' ben demiyorum valla, Ali Bulaç öyle diyor....'' '' Elmalı böyle demiş.... Bilmen şöyle yorumlamış...'' şeklindeki ifadeler bilgiyi sahiplenememin bir ifadesidir.... Eğer ben okuduğum bir bilgiyi özümsemiş, kabullenmiş ve kendi süzgeçlerimden geçirmişsem, neticede bu fikir artık bana aittir... Elmalı'nın ne dediği eskide kalmıştır... çünkü muhtemelen Elmalı' da (bunu misal olarak kullanıyorum) muhtemelen kendinden bir öncesini özümsemiş olmalıdır.... Kaldı ki siz de harmanlama diyorsunuz,bir yazıyı olduğu gibi buraya asma yok.Yani derleme benim olouyor.Cümlelerin zaman darlığından aynısı gelmesini o kadar büyütmeyin derim.Kladı ki ben yazılan herşeyi sahipleniyorum.yani fikrimdir.Buyrun konu hakkında sorun ben de cevaplayayım. Eğer aynısı özedönüş blogunda var deseniz o blog zaten benimdir. Son olara Klütfen yorumda bulununuz,söylediklerimi ve cümleleri alıntıdığım bazı yazıların içeriğini çürütünüz.
  8. 4- Demokratik Devrimlere aydınlanma devrimleri de diyoruz. Bunu da tüm dinlere karşı yapıldığı söylenemez. Aydınlanma İslam’a karşı değil, Müslümanların yardımı ve inkar edilmez katkısıyla Hıristiyan dogmalarına karşı zafer kazandı. Bu çerçevede Nietzsche’nin “İslam olmasaydı Aydınlanma[ olmazdı.” demesini hatırlamak gerekir.Ben Aydınlanma’da Müslümanların oynadığı rolün abartılmasından yana değilim. Katkılar ne olursa olsun, sonuçta bu başarıyı sağlayan Avrupa’dır. Ama Abbasilere gelinceye kadar, neden Thales’ten Aristo’ya kadar Yunan filozoflarının felsefe kitaplarının bilimsel ve entelektüel büyük bir uyanışa ilham kaynağı olmadıkları sorusunun cevabı da önemlidir. Eğer Müslümanlar, Yunan felsefesini yeni bir kavramsal çerçeveye oturtmasalardı, geliştirip yeni sentezlerde kullanmasalardı söz konusu kitaplar bugün de 2.500 yıllık uykularında uyuyor olacaklardı. Başka bir ifadeyle Müslümanların Yunan felsefesi ve tabiat bilimlerini yeni bir okumaya tabi tutmaları Aydınlanma’nın doğuşunu hazırlayan belirleyici faktördür. 5- İnsan Hakları kavramını dinsel bir temele oturtamayız. Eğer siz dinin kişilerin vicdanlarında bulunan doğaüstü bir putun razı edilmesine dayanan ve genelde de tapınaklarda yaşan bir ritüeller yığını olduğunu düşünüyorsanız söylediklerinizde haklısınız. Ancak bize göre din bu değildir. Din insan hayatının tamamını düzenleyen ve yaratıcısının da bunun sahibi olduğunu düşünen bir hayat tarzıdır. Her şeyi kapsar. Böylece insan haklarına ve evrensel anlaşmalara yönelik genel eğilim İslami kurallar ve onun adalet, hürriyet, eşitlik ilkesindeki hedefleriyle örtüşmektedir. Hatta bize göre insan hakları beyannamelerinde eksiklikler dahi var. İnsan hakları beyannamelerindeki temel eksiklik çoğunlukla sadece bir döneme hitap eden bir mantaliteye dayanıyor oluşudur. Bu felsefe, insanın mutluluğu yakalamasının yaratıcısından koparak özgürleşerek hayatını düzene koymakta olduğunu iddia eder. Sonuç; sınırlı ilerlemeye rağmen güçlünün zayıfa egemen olması, çevrenin kirletilmesi ve insanoğlu arasında iletişim ve merhamet bağlarının koparılması olmuştur Oysaki insan hakları, yaratıcıya dayandığında ona bir sorumluluk kazandırır ve onu her kişinin sorumluluğu haline getirir. Allah bu haklara bütün toplumsal, bölgesel ve ırksal farkların ötesinde insani bir boyut katar. Çünkü Allah sadece bir kavmin ya da bir milletin veya bir dinin ilahı değildir. Bütün insanlar onun ailesidir. Ama neden günümüzde İslam ülkelerinin insan hakları bakımından dünyanın geri kalmış ülkeleri arasında bulunduğuna gelince, bu İslam’dan kaynaklanan bir suç değildir. Onun ilkeleri ve medeniyet tarihindeki ortaya koyduğu örneklik, bu dinin önemine ve toplumlarının ilerleyişine şahittir. Bu suç Müslümanların da değildir. Çünkü onlar, kendilerini temsil etmeyen hatta kendilerine yabancılaşmış hükümetlerce yönetilmektedirler. Bu hükümetler “Biz o günleri insanlar arasında nöbetleşe döndürür dururuz” (Ali İmran/140) hükmü gelinceye kadar onlar üzerinde hegemonik yapılarını sürdürmeye çalışacaklardır. 6- İnsan Hakları kavramı, dinlerden özgürleşmeyi ifade ediyor. Tek tanrılı dinlerden özgürlük anlamına gelebilir. Ama yeryüzündeki her ideoloji ve düşünce biçiminin de sözlük anlamına bakıldığında din anlamına geldiğini düşündüğümüzde insan türünün ancak ötede duran bir putun direktiflerinden kurtarıldığını ancak insanın içindeki incelikleri insan özünü bulmadığı sürece mümkün olmadığından hümanizmin teizmin yerine alternatif olmadığı görülmüştür. İnsanlık artık 20.yy ın katı maddeciliğinin de ortaçağın katı teizminin de kendisine fayda vermediğini görmüş artık vicdanlarındaki sesi haykıran ortak evrensel seslere yönelmişlerdir. Bu aslında yeni bir din sayılır. Ancak hümanizmi merkeze alıp diğer insana değer kazandıran diğer gerçekleri göz ardı ettiği için insana istediği mutluluğu vermemiş en önemli örnek olarak iki dünya savaşını insanlığın başına bela etmiştir. 7- İnsan hakları kavramının evrensel olması bütün insanlığın demokratik savaşımının bir kazanımı ve sonucu olmasındandır. Buna katılıyorum. Ancak bunun sadece 150 yıllık bir geçmişinin olduğu görüşüne katılmıyorum. Bu savaşımın demokratik olması insanlığı pek de olumlu etkilememiştir. Hala da yeryüzünde insan emeğinin önemsenmediği kapitalizm ve siyasal hakların bertaraf edildiği emperyalizm başkasının yok sayıldığı faşizm en popüler akımlar olarak durmakta. Oysa peygamberlerin getirmiş olduğu evrensel ilkeler belirli bazı siyasal güçlerin zamanla aracı haline gelmişse bile genel olarak halklar nazarında mesuliyeti ve paylaşımı gerçekleştirilebilir bir mesuliyet duygusuyla devam etmiştir. 8-İnsan hakları kavramını,son aldığı Amerikancı ve Batıcı içerikten de ayırarak ele alıyoruz. Bunu iyi bir gelişme olarak görüyorum. Bunu eğer batının salt seküler düzeyde ele aldığı hakları kapsamıyorsa demek ki bunun sınırlı bir hak da olduğu söylenemez. Bugün Avrupa’da beslenme hakkı gibi hakların Afrika akıllara gelmesin diye bile bile göz ardı edildiğini ve böylece ”komşusu aç iken tok yatan bizden değildir” dini anlayışının bu hakkı yüzyıllar önce ele aldığı da anlaşılacaktır.
  9. Koyu ile yazılan yerler kendisinin diğer yerler cevabımdır. 1 - İnsan hakları kavramı Demokratik devrimlerle ortaya çıktı. (Bu devrimlere 1640 İngiliz Devrimi,1789 Fransiz Devrimi ve Amerikan Devrimini örnek gösterebiliriz.) diyorsunuz. 2- Demokratik Devrimlerden önce "İnsan Hakları" kavramı yoktu. Ben örneğini verdiğiniz olayların insanlığın fikirsel özgürlüğü konusundaki katkılarını önemli buluyorum. Ancak tarih konusunda insan hakkı kavramının bunlarla başladığını düşünmüyorum. Sözünü ettiğiniz açılımlarda genel olarak insan hakkı başladığını söylemek yerine insan hakkının kapsamına giren bazı hakların popülerlik kazandıklarına inanıyorum. Bunu İslam açısından ele alsak kuran ““Şüphesiz, Biz Âdemoğullarını üstün ve onurlu kıldık;” .(İsra/70)diyerek insanın değerli olduğu ve bu ifade ile kişiliğinin her türlü saldırıdan kurtulduğunu beyan etmiştir. Yukarıda vermiş olduğum veda haccında da hz.Muhammed tüm insanların kan ve mallar başta olmak üzere tüm haklarının korunma altında olduğunu ifade etmiştir. Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur. sözünün sadece Müslümanlara söylenmiş olduğu sanılıyor. Oysa hutbe bizzat ey insanlar diye haykırmaktadır. Bu gerçek dururken insan hakkı kavramını son 200 yıl öncesine dayandırmak mümkün değildir. Demokratik devrimler öncesi bırakın sadece insan hakkı kavramı değil kul(yaratıklar) hakkı bile vardır.islam bırakın insanı hayvan ve ağaçların ve hatta doğanın hakkı için prensipler getirmiştir.Bu yönüyle İslamın evrensel insan haklarını bu yönüyle 1400 yıl nce dahi geçtiğini düşünüyorum.Bunların teoride kalıp kalmadığını sonraki mesajlarda tartışabiliriz. 3- Demokratik Devrimler, kendisini bu dünyada Allah'ın temsilcisi olarak gören Krallara, Sultanlara, Padişahlara karşı yapıldı. Peygamberler ve onun yöntemini hayata geçirmek isteyn İslam bilginleri de aynı anlayışa karçı çıkmışlardır.Hz.İsanın öğretisi zamanındaki tanrı-insan anlayışa tepki olarak doğdu. Hıristiyanlığın ilk üç yüz yılı, Roma devleti ile şiddetli çatışmalar içinde geçmiştir. Milano fermanıyla Roma'ya iltihak eden Hıristiyanlığın adeta kimyası bozulmuştur. Bu süreçten sonra, din ile devlet el ele vermiş, biri diğerini palazlandırarak, önceleri politeist temelde bir tanrı devlet anlayışına dayanan Roma siyasal düşüncesi, bu defa Hıristiyan teolojisine dayalı bir tanrı-devlet konsepti geliştirmiştir. Önce aklı işlevsizleştirerek, dogmatizm ve fanatizmi yaygınlaştırarak, Sümer Nemrutlar hanedanının ve Mısır Firavunlarının köleci düzenini yeniden kurmuştur. Böylece Hıristiyanlık, Romalı egemenlerce tanrı-devletin yeniden inşasının temel taşı haline getirilmiştir. Bu statü, Batı'da aydınlanma sürecine dek varlığını sürdürmüştür. İslam bu süreci görerek mesajını vermeye başlamıştır. Hz. Muhammedin İslam vahyi, Hıristiyanlığın ilk üç yüz yıldaki pratiklerini överek; ilk üç yüz yıldan sonraya ait pratiklerini de yererek ortaya çıkıyor; tanrı-devlet konseptine karşı duruyor, Hıristiyanlığın tanrı-devletin yapı taşı haline getirilişine karşı bir duruş sergilemiş oluyordu. Din adamlarının kendilerini Allahın temsilcisi saymaları ağır bir şekilde eleştirilmiştir. Aslında insanın kutsal tanrı insanlara karşı dik duruşunun ilk temsilcisi hz.İbrahimdir.. Tanrı-devlete karşı bu duruşu Mısır firavunlarına karşı Hz. Musa sürdürmüş, Roma Sezarlarına karşı da Hz. İsa sürdürmüştü. İslam vahyi, önce akla gerektiği rolü vererek ve aklı tanrı-devletin köleleleştirici boyunduruğundan özgürleştirmenin formüllerini ortaya koyarak işe başladı. Kur'an'ın akla çok sık referans vermesi ve aklını kullanmayanların pislik (rics) içinde kalacaklarını söylemesi ( Yunus Suresi: 100) bu kabildendir. Ne var ki köleleştirici tanrı-devlet ağlarını kurmuş, pusuda beklemekteydi. Hz. Muhammed'in vefatı üzerinden daha çeyrek asır geçmeden, tanrı-devletin ayak sesleri duyulmaya başladı ve Emevileşme süreci ile birlikte bu defa İslam payandalı bir tanrı-devlet zuhur etti. Bundan sonraki İslam Halifeleri de, Sümer Nemrutları, İran Kisraları, Mısır Firavunları ve Roma Sezarları gibi kendilerin tanrı ya da yarı tanrı haline getirmekte gecikmediler. Genetik kodlarını daha çok Roma'dan alan İslam hilafet sistemleri yakın zamanlara dek varlığını sürdürdü. İşte sizin bahsettiğiniz devrimler bunlara karşı yapıldı. Yoksa dinin özünde zaten barınan bir ilkeye karşı sanılmışsa da yapılmamıştır.
  10. Bu konuda hazırlanmış bu tezin ilgili yerinde belirtildiği gibi cehennem,ölüm sonrası kötülerin varacakları yerin yegane adı değildir.Onlarca adlardan biridir.Eğer tek bir adı olsaydı,bu konuda size katılabilirdim.Kaldı ki cehennem kavramı tevrat kökenli de değildir.Anlatılanlara göre Sümerlerden onlara da geçmiştir. Yine ilgili tezde anlatıldığı gibi mitolojiler ve efsanelerin birbirlerinden farklılaşmasına sebep olan kültürel ve coğrafi sebepler de vardır.Bu açıdan birkaç ismin yanına cehennemin de eklenmesi mümkün olabilir. Ancak şunu söylemeden geçemeyeceğim.Hadislerde cehenem hep vadi şeklinde anlatılır.Bu benim için çok ilginç geldi.Buradan,hadis kültürünün ilgili mitolojilerden çok istifade ettiği anlaşılabilir.Ayetin de muhatap aldığı toplumu bazı yerlerde böyle bir gelecek ile uyraması da mümkün olabilir. Zaten alıntısını verdiğim arkadaşımızın tüm tezini okuduğunuzda benim de katıldığım bir görüş ile sonuç kısmına giriyor."İlgili toplumun,sosyo-kültürel yapısı,coğrafi şartları ve anlayış biçimleri gözönünde bulndurularak özelliklerinde değişik bir anlatıma gitmiş olması mümkündür.Ancak neticede abartıldığı şekliyle olmazsa da insanın yaptığının karşılığının görüleceği bir ölüm sonrası hayatın olduğu konusunda ortak bir inanç bulunmaktadır.
  11. Cehennem zaten Arapça bir kavram değil.Kuranda "nar(ateş)" kavramı belki de cehennem kavramından daha çok geçer.Kuranda Arapça olmayan önemli oranda kelimelerden birisi de cehennemdir.Her ne kadar Arapça değilse de ilgili dönemde popüler olan ve ilgili kavram denilince hemen anlaşılan bir kavram gibi duruyor.Günümüzde birçok dile geçmiş kavramlar yok mu?İşte bu da bunlardan birisi.Bunun için,bu kavramın öncelerde de kullanılmasının kopyacılıkla alakası olamaz. İslamda cenet ve cehennem kavramının diğer dinlerle karşılaştırılması ile ilgili hazırlanmış akademik bir tez bulunmaktadır.Bu tezde şöyle denmektedir. Tez,Sütçü İmam Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğrencisi Cemal Ergün'e aittir.Başlıkla ilgili tespitlerini kendi izniyle buraya aktarıyorum. KUR’AN VE DİĞER DiNLERDEKi CEHENNEM TASVİRİNİN KARSILAŞTIRILMASI Kur’an ve diger dinlerdeki cennet ve cehennem tasvirleri genelde biribirine benzemekle birlikte bazı noktalarda ayrılmaktadır. Bu benzerligin nedeni üzerinde farklı yorumlar yapılabilirse de, kanaatimizce bu durum, bütün dinlerin özgün yönleri itibariyle ilahî bir kaynaktan beslenmis olmalarıyla izah edilebilir.Görülen bazı farklılıklar ise, diger dinlerdeki tarihî süreç içerisinde meydana gelen muhtemel tahriflerle izah edilebilecegi gibi, dinlerin dogdugu cografi sartlar ile o cografyada yasayan insanların sosyo-kültürel yapılarının farklı olmalarından kaynaklandıgı da söylenebilir Cehennem’i İsimlendirme Kur’an-ı Kerim Allah’a karsı gelen O’nun elçilerine inanmayan, o elçilerin getirdigi ilâhi mesajları kabul etmeyip alaya alan ve engelleyen, her türlü kötülük,zulüm ve haksızlık yapan insanların ahirette cezalandırılacagını bildirmistir.Kur’an’a göre, âhirette suçluların cezalandırılacagı yeri genel adı “cehennem”dir. Bu ismin yanında, oradaki azabın niteligini ifade etmek üzere baska isimler dekullanılmıstır. Bunların baslıcaları sunlardır: Leza, Hutame, Saîr, Sekar, Cahim, Hâviye,Nâr, Siccîn, Semûm, Dâru’l-Bevâr, ve Sûu’d-Dâr. Bunlar cehennem azabının niteligini anlatan sıfat isimlerdir. Eskatolojik âlemde suçluların cezalandırlacagı yerin adı İncil’de de çesitli adlarlageçmektedir. Bunlar; “ölüler diyarı” (Matta, 11/23-24; Luka, 10/15), “sonsuza dek sürecek koyu(zifiri) karanlık” (Matta, 8/12-13 ; 25/30; Yahuda’nın Mektubu, 7, 23;Petrus’un II. Mektubu, 3/17), “dipsiz derinlik” (Esinleme,17/8 ; 20/1), “sonsuz azap”(Matta, 26/4; Markos, 9/44) “sönmez ates” (Matta, 18/8; 26/46), “kızgın fırın” (Matta,13/42; 14/50), “cehennem atesi” (Matta, 18/9) dir. Tevratta ise suçluların cezalandırılacakları yer, “Ge-Hinnom” veya “Tofet” olarak isimlendirilmistir (Yeseya, 30/33). Bu isimlendirmenin dısında Tevrat’ın tefsiri olan Talmud’da cehennemin yedi ismi oldugu açıklanmaktadır. Bu isimlerin ise; “Seol”-Ölüler Diyarı- (Yunus 2/2), “Abadon” (Helak Yeri), “Sahat” (Ölüler Diyarı), “Bor Saon” (Helak Çukuru), “Tit Ha-Yevan” (Batak Çamuru), “Tsalmevet” (Ölüm Gölgesi) ve “Asagıdaki Diyar” (Mezmurlar, 88/11; 16/10; 40/2; 107/10) oldugu ifade edilmektedir. Sabiîlikte “Matarta” ve “Surf Denizi” olarak adlandırılan iki tür cehennemin oldugu belirtilmistir (Gündüz,1999: 160,163). Eski Türk inancında cehennem “Tamug” olarak isimlendirilmistir (Sami, 1978: 489). Hinduizmde cehennem “Naraka-loka” veya “Naroloka” (alt dünya) diye adlandırılmıstır (Harman,1993: VII, 227; Türk Ansiklopedisi, 1960: X, 96). Cermen mitolojilerinde ölülerin gittigi yeraltı dünyası “ölüler âlemi” anlamında, “Niflhel” veya “Niflheimr” olarak ifade edilmektedir. Ölüler âleminde suçluların cezalandırıldıgı yer ise, “Nastron” diye adlandırılmaktadır (Türk Ansiklopedisi, 1960:X, 97). Roma mitolojilerinde ise cehenneme, “yeraltı dünyası” anlamında “Orcus”denilmektedir (Türk Ansiklopedisi, 1960: X, 97). Eski Yunan mitolojisinde ölüm sonrası yeraltı hayatına “Hades” denildigi, burasının aynı zamanda suçluların cezalandırırldıkları yer oldugu ve Hadeste günahkârların asıl cezalandırılacakları en korkunç cehennemin ise “Tartaros” oldugu vurgulanmaktadır (Turner, 2004: s. 41; Türk Ansiklopedisi, 1960:X, s. 97). Eski İran dini olan zerdüstîlikte ise cehennem, “yalan evi” veya “yalan yeri”( Sarıkçıoglu, 1999:s. 111) veya “zulmet ülkesi” anlamında, “daozahva” veya “duzavhu” olarak ta isimlendirildigi zikredilmektedir. Eski Mısır dinlerinde de suçluların cezalandırıldıkları yere yani cehenneme, “amenti” veya “amented” denilmektedir (Türk Ansiklopedi,1960: X, 96). Sümerlerde ise cehennem, “yabancı ülke, geri dönüsü olmayan ülke” veya“ölüler diyarı” anlamında “Kur” veya “Arali” olarak adlandırılmaktadır (Kramer, 2002:194, 394). Gerek Kur’an’da, gerekse diger dinlerde, kötülerin öldükten sonra karsılasacakları mekânın isimlendirilmesinde, dogal olarak hep olumsuzluk çagrıstıran kelimelerin kullanıldıgı görülmektedir. isimlendirmelerde farklılık görülse de, bu isimlerin insan fıtratının hos karsılamayacagı birtakım olumsuzlara delalet edisi ortak bir hususdur.
  12. sn ylfn İmam Malik dışında ibni ishaka ağır söz söyleyen yoktur.Diğerleri de onu eleştirmişler ama ona saygılı da davranmışlar.Bizler de onu islama hizmet eden biri olarak görüyoruz.Ama onun haber alma konusunda dikkatli olmayabileceğini(kendi açımızdan değil,bizzat çağdaşlarının ifadelerinden) gösteriyoruz.İnsanları bir bütün olarak anlamalı.Bir hatası üzerine kötü sayılmamalı.İmam Malike bunu dedirten sebepler oluşmuştur mutlaka.Ama biz aynısını söyleyemeyiz ve bu rivayetleri bilinçli olarak islama soktuğunu da söyleyemeyiz.
  13. Raviler müslüman olmuş yahudi kökenliler.Yoksa zaten yahudi iseler onlardan hadis rivayet edilmiyor.Biliyorsunuz eskiden beri var olan bir alışkanlık var.olayı abartmak.bu abrtma bazen değişik şekillerde de görülür.mesela hz.Alinin hayberdeki kahramanlıkları olmuştur ama bazı anlatılanlar artık tam ifsaneye büründürmüşler. mesela harra vakası.Medine basılıp yağmalnıyor.Büyük ihtimal etkilenenler oloyur.Ama gel gör ki raviler o gün 10.000 kişinin ırzına geçildi diye yazar.Tarih sözlü olarak aktarılsa böyle olur.bu da lkuranın erken vakitte yazıya geçmesinin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.
  14. Kendilerine peygamber gönderilmeyenler,sadece peyghambere imandan muaf oluyorlar sevgili kireç.İlk sayfada uzunca bir çalışmam var.Okumanı tavsiye ederim.
  15. Sizinle tartışabileceğimi görüyorum.Verieln bir kaynağı anlamakta zorlanmıyorsunuz ve kabul etmezseniz bile dinliyorsunuz.Mezheb imamı mailk kendisine deccaldiyecek kadar ağır konuşmuş,ibni hacer bunun sebebine inmiş.Ama genel kanaat bu olayın islamın temel prensipleri ile uyuşmadığıdır.Bu olayı devamlı içim sıkılarak takip ediyordum.Bu makale ile birçok sıkıntım giderdi.İslami kaynakları ne kadar çok fazla okumam gerektiğini anlıyorum.Kim ne derse desin itirazlar yabana atılır cinsten değil. Uydurmanın sebebine gelince,ravilerin yahudi torunları olması ve sadın torunu olmasıdır.Bunu bizzat makale açıklıyor.Ancak ben bunun da emevi politikasını bir ürünü olabileceğini düşünüyorum.