Jump to content

cubbelii

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    956
  • Katılım

  • Son ziyaret

İletiler bölümüne cubbelii kullanıcısının eklediği dosyalar

  1. İşte en doğru cümle bu. İnsan haz almaya gelmiştir, bunların en güçlüsü de cinsel hazdır. Ama kendi vücudundan ve kendi zihninden maksimum hazzı alma becerisini zaman içerisinde kaybedip, kendine yabancılaşmıştır.

    Tek yapması gereken daha fazla kendi olmak, ve daha fazla haz almak. Daha fazla haz aldıkça daha çok kendi olmak. Ve böyle gidiyor.

    İnsanlar merkepler gibi ulu orta çiftleşmeden kıyamet kopmaz.

  2. Bin yıldır Müslüman'lar İslâm'ı, çöküşün etkenleri olan bilgisiz ve uyuşuk "geleneklerin" tekrarı biçiminden çıkarıp, bilgi veren, ilerici, mücadeleci, uyandırıcı, aydınlatıcı bir "ideoloji" şekline çevirmeye çalışırlar.

    Bundan da ne anlarlar biliyor musunuz?

    Sapık, değersiz ilkel bir çöplük olan Kur'an'a geri dönmeyi anlarlar..

    Ve hala içinde yaşadıkları çağa uyacaklar bizim zavallı gafil Müslüman uşaklar..

    Oysa bilmiyorlar ki zamana uymak demek, başarılı olmak ve uygarlıkta ilerlemek demek, İslam'dan uzaklaşmak demektir.

    Bunu yapacaklarına İslam'a sarılır bizim zavallı gafillerimiz..

    Ve burunları boktan kurtulmaz..

    Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor ki, Resûl-ü Ekrem (a.s.m.) şöyle buyuruyor:

    Ey Âdemoğlu, Rabbine itaat et ki, sana akıllı denilsin. Ona isyan etme ki, sana câhil denmesin.

  3. diye yazılıdır. Eğer misafirlere böyle bir terbiye kuralını söylemek "sözün doğrusu" ise, bu takdirde

    "Tanrı'nın peygamberiyim" diyen bir kimsenin sözün doğrusunu söylemekten çekinmesi niye?

    Yine tekrar edelim ki, her hususta olduğu gibi bu hususta da Muhammed, kendi huzuru ve rahatı için

    Tanrı'dan vahiy indiğini söyleyerek Kur'an'a ayet koyma kolaylığından yararlanmıştır!

    Böyle söylersen aşağıdaki ayetlerle çelişirsin.

    (Abese 1-2) Kendisine o âmâ geldi diye Peygamber yüzünü ekşitti ve öteye döndü.

    (3-4) Ne bilirsin, belki o temizlenecek veya öğüt alacaktı da o öğüt ona fayda verecekti ?

    (5) Amma (zengin olduğu için) kendisini üstün gören adam (yok mu)?

    (6) Artık sen onun üstüne düştükçe düşüyorsun.

    (7) Onun (İslâm’ı kabul etmeyib) temizlenmemesinden sana ne? (Sen ancak tebliğe memursun).

    (8-9-10) Allah’a karşı derin bir saygıyla korku içinde koşarak sana geleni ise bırakıp, ona aldırmıyorsun.

    (11)Hayır, (bir daha böyle yapma) çünkü o Kur’an bir öğüttür.

    (12) Artık dileyen ondan öğüd alır.

  4. İnsanın varlığının hiç bir amacı yoktur.

    İnsan tesadüfen ortaya çıkan bir canlıdır.

    Hepsi o kadar..

    İnsanda olan bütün nitelikler diğer hayvanlarda da vardır. İnsanda bazıları daha gelişmiştir.

    Diğer hayvanlarda da diğerleri çok gelişmiştir.

    İnsanı bu şekilde gözünüzde büyüterek ve onun yaşamına bir anlam vererek bir tanrıya ulaşmaya çalışmanın kimseye bir yararı olmayacaktır.

    Yapma, bu forumda olma amacın ne hacı? İslamı bu kadar kötülemenin sebebi ne hacı? Etrafına bak hacı, bir tane sebepsiz amaçsız üstelik kendiliğinden bir iş oluyor mu?

    Sebepsiz tek bir iş yapıyor musun hacııııııı ?

  5. Nisa: 137- İman edip sonra inkâr eden, sonra iman edip tekrar inkâr eden, sonra da inkârlarında ileri gidenleri Allah ne bağışlayacak, ne de doğru yola eriştirecektir.

    152- Allah'a ve peygamberlerine iman edenler ve onlar arasında ayırım yapmayanlara (Allah) pek yakında mükafatlarını verecektir. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.

  6. Sn cübbelii

    Ayetlerin tamamında"iman eden ve salih amel işleyenler deniliyor.Yani biri olmadan biri olmuyor.Bu arada Ehli sünnet bile iman ve amelin birbirlerinden ayrı değerlendirilmeyeceğini söylüyor.Biri olmadan islamın olmayacağı sözü bizzat ehli sünnetindir.Mutezile ile ehli sünnetin bu konuda sadece yorum farkı bulunmaktadır aslında..Mutezile amelin de cehennem sebebi olduğunu söylerken ehli sünnet dinden çıkış sebebi olmayacağını söyler.Birbirlerini tam anlayamama var.

    136- Deyiniz ki, "Biz, Allah'a iman ettik ve bize ne indirildiyse İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakup'a ve torunlarına ne indirildiyse, Musa'ya ve İsa'ya ne indirildiyse ve bütün peygamberlere Rablerinden ne verildiyse hepsine iman ettik. Biz onların arasında fark gözetmeyiz ve biz ancak O'na boyun eğen müslümanlarız."

    Biz bütün kitaplara iman ettik ama biz sadece Kuran ile amel ediyoruz. Özedönüş umarım şimdi anlamışsınızdır.

  7. îbni Ömer (r.a.) rivayet ediyor:

    Allah'ın en hoşlanmadığı helâl, boşanmadır.

    Dinimizde evlilik teşvik edilmiş, evlilik müessesesine çok büyük ehemmiyet verilmiş ve müessesenin sağlam kurulabilmesi için evlilik öncesinde nelere dik­kat edilmesi hususunda ölçüler konulmuştur. Evlilik yuvası kurulduktan sonra da huzurlu bir şekilde devam etmesi için, eşlerin dikkat etmesi gereken hususlar üzerinde hassasiyetle durulmuştur. Evlilik müessesesini bozabilecek her hareketten sakınılması istenmiştir. Hiçbir haklı sebep ve gerekçe yokken boşanma­yı Peygamber Efendimiz (as.m.) hiç hoş karşılamamış ve mü'minleri bundan şiddetle sakındırmıştır. Bununla ilgili bu hadisten başka daha birkaç hadis var­dır:

    "Evleniniz, fakat meşru bir sebep yokken boşanmayınız. Çünkü Allah zevkle­rine düşkün erkek ve kadınları sevmez."

    "Hiçbir sebep yokken kocasından boşanmak isteyen kadın Cennetin koku­sunu alamaz.

    "Kadını kocası aleyhine kışkırtan bizden değildir.

    Peygamber Efendimiz (a.s.m.), bir hadislerinde de boşanma sebebiyle Arş-ı Âlânın titreyeceğini bildirmiş, başka bir hadislerinde ise "Şöyle yaparsam hanı­mım benden boş olsun" şeklinde ancak münafık olanların yemin edeceğini bildirmiştir.

  8. Allah, mü'minlere farz olan şeyleri, onların dini kabul etmelerinden sonra emretmiştir:

    "İman eden kullarıma söyle, namazı dosdoğru kılsınlar."(İbrahim,31),

    "Ey İman edenler, size kısas farz kılındı.."(el-Bakara,178),

    "Ey îman edenler, Allah'ı çok anın.."(el-Ahzab,41) âyetleri ve benzerleri bu hususu belirtmektedir. Eğer farz kılınan şeyler bizatihi îman olsaydı, Allah o amelleri işleyinceye kadar kullarını mü'min olarak isimlendirmezdi. Oysa ki Allah, îman ve ameli ayırmıştır,

    "îman eden ve salih ameller işleyenler..."(el-Asr,2,),

    "Hayır, kim muhsin olarak îmanıyla bütün varlığını Allah'a teslim ederse..."(el-Bakara,112),

    "Kim de mü'min olarak âhireti diler ve onun için çalışırsa..."(el-İsra,19) âyetlerinde îmanın amel olmadığı tesbit edilmiştir.

    O halde mü'minler. îmanlarından dolayı namaz kılar, oruç tutar, zekât verir, hacceder ve Allah'ı zikrederler. Yoksa namaz, zekât, oruç ve haccetmekten dolayı îman etmiş olmazlar. Bu onların îman ettikten sonra amel işleme durumlarını ortaya koyar. Farz olan şeyleri işlemeleri de îman etmiş olmalarından dolayıdır. Yoksa onların îmanı, farz olan şeyleri yaptıklarından dolayı değildir.

    Bu durum, üzerinde borç bulunan bir kimsenin hâline benzer. Borçlu önce borcunu kabul eder, sonra da öder. Önce ödeyip, sonra da borcunu kabul etmez. Borcunu kabul etmesi ödemesinden dolayı değil; bilakis ödemesi, borcunu kabul etmesinden dolayıdır.

    Köleler, efendilerinin kölesi olduklarını bildiklerinden dolayı onların namına hizmet ederler, yoksa onlara hizmet ettiklerinden dolayı onların kölesi olduklarını kabul etmezler. Zîra nice insanlar vardır ki başkalarının işinde çalışırlar, fakat onlar bu çalışmaları ile başkasının kölesi olduklarını kabul etmezler. Onların çalışmaları da köleliği kabul mânâsına gelmez. Bir başkası ise köleliğini kabul ettiği halde çalışmaz, fakat onun çalışmaması, köleliğini ortadan kaldırmaz.

  9. Bakara 80de "Dediler ki; Sayılı birkaç gün dışında ateş bize asla dokunmayacaktır. De ki; Allah`tan bir ahit mi aldınız! Allah ahdine asla ters düşmez. Yoksa siz Allah`a isnat ederek, bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?"

    Kimler dedi= Yahudiler dedi. Ne dedi? Sayılı birkaç gün dışında ateş bize asla dokunmayacaktır.

    De ki; Allah`tan bir ahit mi aldınız! Allah ahdine asla ters düşmez. Yoksa siz Allah`a isnat ederek, bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?"

  10. Behz bin Hakim 'den rivayet ediliyor:

    Hanımına tenasül uzvuna olmak şartıyla istediğin şekilde yaklaş. Ona yediğinden yedir, giydiğinden giydir. Yüzüne karşı "Çirkinsin" deme ve dövme.

    İbni Mâce, Nikâh, 23; Müsned, 53; Ebû Davud, Nikâh: 49.

    Hadiste dikkat çekilen bir diğer husus da, kadını kıracağı için erkeğin "Çir­kinsin" dememesi ve onu dövmemesidir. Çünkü aile yuvasının devamı, karı ko­ca arasındaki karşılıklı sevgi ile mümkündür. Kadına "Çirkinsin" demek, hele hele onu dövmek eşler arasındaki sevgiyi sarsar. Nazik bir yaratılışa sahip olan kadının kendisine hakaret eden ve döven erkeğe karşı sevgi beslemesi, onun isteklerini gönül rızasıyla yerine getirmesi düşünülemez. Bu ise ailedeki huzuru alt üst eder.

    Nitekim günümüzde birçok aile yuvası, sırf dayak sebebiyle yıkılmaktadır. Kısacası dayak, aile hayatı ve huzurunda en mühim problemlerden birisidir.

    İşte bugün yüzbinlerce kadının dert yandığı bu meseleyi, Peygamberimiz (as.m.) bundan asırlarca önce halletmiştir. Kendisi hanımlarına kötü söz söyle­mediği, dövmediği gibi, Müslümanlara da hanımlarına şefkatle muamele etme­leri tavsiyesinde bulunmuş, hanımlarını döven erkeklerin "hayırlı erkekler" olma­dığına dikkat çekmiştir.

  11. 12. [1:56, Hadîs No: 17]

    İbni Ömer (r.a.) rivayet ediyor ki, Resûl-ü Ekrem (a.s.m.) şöyle bu­yuruyor:

    Kızlarını evlendirmek hususunda anneleriyle istişare ediniz.

    Ebû Davud, Nikâh: 23; Müsned, 2:34.

    İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir, Muhtasarı, Tercüme ve Şerhi (Heyet), Yeni Asya Neşriyat: 1/29.

    13. [1:56, Hadîs No: 18.]

    Urs bin Ameyrete'den rivayetle:

    Evlilikleri hakkında kadınların fikrini alınız. Dul, kendi arzusunu açıkça ifâde eder. Bakirenin izni ise susmasidır.

    Taberani’nin Kebir’inden

    İmam Suyuti, Camiu’s-Sağir, Muhtasarı, Tercüme ve Şerhi (Heyet), Yeni Asya Neşriyat: 1/29.

    Aile yuvasının sağlam temellere oturabilmesi, gerek evlilik öncesi, gerekse evlilik sonrası bâzı esaslara uymakla temin edilebilir. İşte bu esaslardan birisi de, kızın hiçbir tesir altında kalmadan, kendisini isteyen erkekle evlenmeye razı olmasıdır, Kız râzı olmadığı halde, annesinin veya babasının zorlamasıyla ger­çekleştirilen bir evlilik, uzun müddet devam etmez. Etse de, böyle bir evlilik ço­ğu zaman sıkıntı kaynağı olmaktan öteye geçmez. Hayat âdeta bir zindan olur. Bunun içindir ki, Sevgili Peygamberimiz (a.s.m.) evlilikte kadının rızâsının alınmasını tavsiye etmiş, dul bir kadının isteğini açıkça söylemesini, kızın da kabul ettiğini hiç olmazsa susmak suretiyle bildirmesini istemiştir. Bir hadislerinde de, babasının isteğiyle evlendirilen kızın, bu evliliği istemediği takdirde nikâhtan vaz geçme hakkının bulunduğunu ifâde etmiştir. İbni Büreyde'nin (r.a.) rivayet ettiği bu hadis şu mealdedir:

    "Genç bir kız Peygamberimizin yanına geldi ve 'Babam benim sayemde alt tabakadan kurtulup mevkiini yükseltmek için beni erkek kardeşinin oğlu ile ev­lendirdi' diyerek, şikâyette bulundu. Peygamberimiz kızı yapılan evliliği kabul veya reddetme hususunda serbest bıraktı. Kız, 'Ben, babamın yaptığı evliliği kabul ediyorum. Fakat babaların böyle yapmaya hakları olmadığının kadınlar tarafından bilinmesini istedim' dedi."

  12. Bugün gazetede okuduğum haber kafamı karıştırdı.

    İslamın şu şekilde sıralanan 5 şartına, bunlardan çok daha yaygın olan 6. şart eklenmeli diye düşündüm;

    * 1 Şehadet Etmek

    * 2 Namaz Kılmak

    * 3 Zekat Vermek

    * 4 Oruç Tutmak

    * 5 Hac'a gitmek

    * 6 EMRİ BİL MARUF, NEHYİ ANİL MÜNKER

×
×
  • Yeni Oluştur...