Genel Araştırma

'Ahlak' etiketi için arama sonuçları.

  • Etiketlere Göre Ara

    Aralarına virgül koyarak ekleyin
  • Yazara Göre Ara

İçerik Türü


Forumlar

  • FORUM YÖNETİMİ
  • FORUMLAR
    • ATEİSTFORUM
    • ATEİSTCAFE
    • BİLİM FORUMU
    • HODRİ MEYDAN FORUMU
    • KURALLAR ve DUYURULAR
    • TAVANARASI
  • ATEİSTFORUM ARŞİVLERİ
    • FORUM ARŞİVLERİ

Takvimler

  • Community Calendar

Araştırmada 23 sonuç bulundu

  1. Son günlerde forumda ahlak kavramı üzerine çeşitli başlıklar altında tartışmalar yaşanıyor. Bu tartışmaların etrafında döndüğü ana nokta da ahlakın ateist - materyalist düşünce ile temellendirilemeyeceği ve bir çeşit din olduğu iddiası. Ahlak ile ilişkili ana kavramlar (ayrıntılara çok girmeden) kısaca ve kabaca iki zıt grupta ele alınabilir: iyilik (iyi insan olmak) ve kötülük (kötü insan olmak). İyilik yardımseverlik, dayanışma, paylaşma, saygı, doğruluk, dürüstlük, ırza saygı vs. gibi kavramları kapsar; kötülük ise bunların tersi gibi anlaşılabilir. İyilik ve kötülük doğa dışı bir "üst akıl" tarafından empoze edilmediyse nasıl ortaya çıkmıştır? Bu konuda biyolojik evrim bakış açısı ile oldukça kapsamlı analizler yapılmıştır (Google da "evolution, morality, ethics" kelimeleri ile araştırıp bol miktarda kaynak bulabilirsiniz). Bunların ana fikri kısaca şöyle açıklanabilir: 1. İyilik: İnsanın da içinde olduğu bazı hayvan türleri hayatlarını tek başına değil, kümeler halinde sürdürürler. Kümeler (sürüler) halinde bir araya gelmenin evrimsel avantajı (yani hayatta kalıp üreyerek türü devam ettirebilme yönünden avantajı) şudur: Tek başına halledemeyeceği sorunları güç birliği yaparak birlikte halletmek ve elde edilen ürünü paylaşmak. Örneğin vahşi bir hayvan saldırısına karşı tek başına kalan bir insanın fazla şansı yoktur, yem olur, ölür ve genlerini bir sonraki kuşağa aktaramaz. Oysa üç- beş kişilik bir grubun o vahşi hayvanı alt edip hayatta kalma şansı çok daha yüksektir. Böylece o gruba ait genler bir sonraki kuşağın gen havuzuna katılır. Bir sonraki kuşakta da tek başına gezmeyi tercih edenler değil, gruplar halinde dolaşmayı seven insanların oranı artar; bu kuşaklar boyunca böyle devam eder. Benzer bir örnek yiyecek bulma (avlanma) için de verilebilir: Tek başına ava çıkan bir insana göre, bir grup halinde ava çıkanların avlanabilme, ve dolayısıyla hayatta kalıp üreyebilme şansları daha yüksektir. Yukardaki örneğe benzer şekilde, aradan geçen yüzlerce, binlerce kuşak sonunda insan gen havuzunda birlikte avlanma eğilimi olanların genleri hakim olur. Gruplar halinde yaşamanın (işbirliğinin) zorunlu bir şartı şudur: birbirlerini koruma, dayanışma, yardımlaşma, paylaşma, birbirlerini öldürmeme (aksi durumda grup dağılır, grup olmanın getirdiği avantajlar kaybolur). Bu ise (dayanışma), "iyilik" kavramının temelidir. Binlerce kuşak süren bu "sosyal evrim" sonrasına ulaşmış yeni kuşak insanların genlerine bu davranışlar kodlanmış olur. Bu insanlar neden o şekilde davranmaları gerektiğini (yani "iyilik" yapmaları gerektiğini) bilmez, düşünemezler; fakat o şekilde davranmaktan da kendilerini alıkoyamazlar. (Daha da ilerleyen kuşaklar sonrasında bu iyilik yapma karakterinin "doğa üstü" birtakım güçlerden geldiği yönünde yorumlar ortaya çıkar ve dinlerin tohumu da atılmış olur). 2. Kötülük: Gruplar halinde yaşamanın getirdiği avantajlar yanında, buna paralel olarak evrimleşen önemli bir başka dinamik daha vardır: Birey olarak kendi avantajını koruma, "kendine yontma", "bencillik". Kendi varlığını koruyacak şekilde davranmaya öncelik vermek evrim süreci içinde çok daha önceleri ortaya çıkmış, çok daha güçlü bir özellikdir. Bu dinamik olmasa zaten baştan hayatta kalamaz, elenip giderlerdi; kendi de kaybolurdu, gruplaşma da olmazdı. Bencilliğe örnek: Avdan kendine daha çok pay almaya çalışma (kaba kuvvetle almaya çalışmak: "gasp", adil olmama, saldırganlık; çaktırmadan almaya çalışma: hırsızlık, dolandırıcılık, sahtekarlık); vahşi hayvana karşı geri plana kaçma, başkasını öne sürme (korkaklık, gruba "ihanet"); başkasının karısına göz dikme: bizzat kendi geninin bir sonraki kuşağa geçmesini sağlamak (ırza geçme, namussuzluk). Bu örnekler çoğaltılabilir ve ayrıntılanabilir. Özetle, (bazı istisnaları olmakla birlikte) iyilik adı altında toplanabilecek "ahlaki" kavramlar toplum avantajını ön plana çıkaran kavramlardır. Buna muhalif kavramlar ise kişisel çıkarları ön plana çıkarak "gayri-ahlaki" karakteristiklerdir. Olay bu iki dinamiğin (grup avantajı - kişisel avantaj) kuşaklar boyunca çatışması sonucunda bir dengeye varmasıdır. Herhangi bir andaki bir toplumda bu iki dinamik değişik oranlarda söz sahibi olabilir (kültürel farklar). Zamanla yeryüzündeki insan sayısı artıp insan kümeleri kalabalıklaştıkça toplumsal avantajın korunması daha da önem kazanmıştır. Bu dönemlerde öncelikle mitlere (din öncellerine), daha sonra ise grup şefinin ("alfa erkeği", klan şefi, aşiret lideri, kral, sultan...) "keyfine" dayalı bazı sözleşmeler ile pekiştirilmiş ve "yasalar" ortaya çıkmıştır. Toplumsal sözleşmelerin (yasaların) ihlali durumda ne yapılacağı sorusu da "hukuk"u ortaya çıkarmıştır. Yukarda iyilik - kötülük zıtlığı ile ele aldığımız davranış karakteristikleri insana özgü de değildir. Gruplar halinde yaşayan diğer hayvan türlerinde de benzeri davranışlar gözlenebilir. Örnek: Aslanlar 10 - 15 bireylik küçük sürüler halinde yaşarlar. Leopar ve çita ise soliter (tek başına) bir hayat sürer. Neden böyledir? Çünkü leopar ve çita tek başına bir av yakalayıp öldürebilme becerisine sahiptir. Grup kurmaya ihtiyacı yoktur. Aslanlar ise ancak gruplar halinde avlanabilirler (bir kısmı avı sıkıştırıp yönlendirir, sonra hep birlikte avın üzerine çullanırlar). Dişi aslanlar ava çıktıklarında bir tanesi geride kalarak bütün yavru aslanlara bakar, onları gözler, kollar (başkasının yavrusuna bakmak, birey açısından düşünürseniz, bir çeşit fedakarlık, bir "iyilik halidir). Leopar ve çitalarda ise başka bir leoparın veya çitanın yavrusunu kollamak diye bir şey söz konusu değildir; hatta bulunca öldürürler (ilerde kendilerine rakip olacağı için) ("kötülük" örneği). Sürüler veya koloniler halinde yaşayan hemen hemen bütün türlerde (arı, karınca, kurt) bu çeşit bir "toplum iyiliği için kendini feda etme" durumu gözlenir. Sonuç olarak: Ahlak sanıldığı gibi "göklerden inmiş" mistik bir şey değildir, tamamen evrim dinamikleri ile açıklanabilir bir şeydir. Ahlak bir din değildir; tam tersine dinler ahlaktan (yani genlere kodlanmış dayanışma dürtüsünden) kaynağını alırlar. Buna katılmayan ve kendilerini ateist olarak tanıtan arkadaşların ateistliklerini gözden geçirmeleri önerilir. Hala "ahlak biyolojik değildir" diyenler olursa onların da "kripto ateist" olduklarından şüphelenilir. Sevgiler, saygılar.
  2. Ortaçağ bedevi ahlâki yapısının bir diğer realitesi: Cariyeler (sex köleleri). Rezilullah (salla Allahı vesaire) ve çapulcu çete düşmanlarının topraklarına tecavüz ediyor, talan ediyor ve kocalarını katlettikleri kadınları ödül olarak alıyorlardı. Tiksinç bir adet. Üstelik insanlığa kılavuz olduğu öne sürülen bir kitapta böyle bir şeyin olması katmerli rezalet! Kadınlar Suresi: 24. "Evli kadınlarla evlenmeniz de haram kılındı. Maliki bulundu­ğunuz cariyeler müstesna, bunlar, Allah'ın üzerine farz kıldığı hükümler­dir..." diyor Kuran-ı Şekerim. Yani savaş ganimeti olarak ele geçirdiğiniz metreslerinize tecavüzü legalize ediyor. Ateistleri potansiyel kriminal olmakla suçlayan müslimler kendi dinlerindeki tanrı referanslı iğrenç uygulamalar için ne düşünüyor? 1- Muhammed b. Abdirrahman b. Bünanî, Muhammed b. Ahmed b. Hamdan'dan, o Ebû Ya'la'dan, o Amr en-Nakıd'dan, o Ebû Ahmed Zübeyri'den, o Süfyan'dan, o Osman el-Bettî'den, o Ebu'l-Halil'den, o da Ebû Said el-Hudrî'den şöyle dediğini bize rivayet etti: "Evtas Gazvesi'nin olduğu gün kocaları olan esir kadınları ele geçirmiştik. Onlara mücamaatta bulunmayı (cinsel ilişkiye girmeyi) çirkin bulmuştuk. Peygamber (s.a.v.)'e bunu sorduk da bu âyet nazil oldu. Biz de o kadınları böylece helal bulduk." 2- Ahmed b. Muhammed b. Ahmed b. el-Haris, Abdullah b. Muhammed b. Cafer'den, o Ebû Yahya'dan, o Sehl b. Osman'dan, o Abdurrahim'den, o Eş'as b. Sevvar'dan, o Osman b. Bettî'den, o Ebu'l-Halil'den, o da Ebû Said el-Hudrî'den bize şöyle dediğini haber verdi: "Rasulullah (s.a.v.) Evtas ahalisini esir alınca dedik ki: "Ey Allah'ın Rasulü, soylarını, kocalarını tanıdığımız esir kadınlarla nasıl mucamaatta bulunabi­liriz?" Bunun üzerine bu âyet nazil oldu." 3- Ebû Bekr Muhammed b. İbrahim el-Farisî, Muhammed b. İsa b. Amraveyh'ten, o İbrahim b. Muhammed b. Süfyan'dan, o Müslim b. Haccac'dan, o Ubeydullah b. Ömer el-Kavarirî'den, o Yezid b. Zuray'dan, o Said b. Ebî Arube'den, o Katade'den, o Ebû Salih Ebû Halil'den, o Ebû Alkame el-Haşimî'den, o da Ebû Said el-Hudrî'den bize şu rivayette bulundu: "Rasulullah (s.a.v.) Huneyn Günü, Evtas Kabilesi'ne bir grup ordu gönderdi. Bu grup bir düşman birliğine rastlayıp onlarla savaştılar da onlara galip gelerek, kadın esirler elde ettiler. Rasulullah (s.a.v.)'ın Ashabı'ndan bir grup, müşrik kocalarından dolayı o esir kadınlarla münasebette bulunmaktan sakındılar. Allah Teala da bu âyeti indirdi," 4- Ebu Saîd Hudrî'den Nesâî, Tirmizî, Ebu Davut ve Buharî rivayet etti. Ebu Saîd: -Bize, Evtâs esirlerinden esirler isabet etti. Kadınların kocaları vardı. Biz onlarla birleşmeyi çirkin gördük, Nebî Aleyhisselâm'a sorduk., Nisa: 4/24 âyeti indirildi. Ancak Allah'ın sizin üzerinize Efa ettiği şeydir, biz onların ferclerini (vajinalarını) helal kıldık, buyurdu. Kadınlar Suresi/24. ayet Şia İslam'da legal kabul edilen "Helal Genelev" uygulamasına da açık kapı bırakır. Sabit vadeli ya da uzun vadeli evlilik yapabilirsiniz. Minimum sözleşme süresi 3 gün.
  3. Pedofili Kuran'da izin verilmiş, Muhammed ve arkadaşları tarafından pratik edilmiştir ve bugün bazı müslümanlar şaşmaz bir rehber kabul ettikleri peygamberlerinin izinden giderek pedofili suçunu işlemeye devam ediyorlar. İslamî Kaynaklarda Pedofili Fasil : İSRÂ` VE Mİ`RÂC HADÎSİ Konu : Hz. Peygamber`in Hz. Âişe ile evlenmesi Ravi : Ümmü`l-mü`minîn Âişe Baslik : PEYGAMBERİMİZİN HAZRET-İ ÂİŞE İLE NİŞANLANMASI Rivâyete göre şöyle demiştir: Ben altı yaşında bir kız iken Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem beni akd ve nikâh eylemişti. (Üç sene sonra) biz Medîne`ye hicret ettik. Hâris İbn-i Hazrec oğullarının menziline indik. Müteâkıben ben, sıtmaya tutuldum. Bu cihetle saçım döküldü. (Hastalıktan kurtulduktan sonra) saçım gürleşti, uzayıp omuzlarıma döküldü. Bir kere ben, arkadaşlarımla berâber salıncakta oynarken annem Ümmü Rumân bana doğru geldi ve beni çağırdı. Ben de annemin yanına geldim. Beni ne edeceğini bilmiyordum. Annem elimi tuttu. Tâ evin kapısı önün (e geldiğimizde ora) da beni durdurdu. Ben de yorgunluktan kaba kaba soluyordum. Nihâyet soluğum biraz yatıştı. Sonra annem biraz su aldı. Onunla yüzümü, başımı sıvazladı. Sonra beni eve koydu. Evde Ensâr`dan birtakım kadınlar hazır bulunyordu. Bunlar bana: - Hayır ve bereket üzere geldin, hayırlı kısmet getirdin! di(ye alkışla) dılar. Annem beni bu kadınlara teslîm etti. Bunlar da benim kılığımı, kıyâfetimi düzlediler ve Resûlullah`a teslîm ettiler. Beni hiçbir şey sıkmadı. Ancak Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`i habersiz görünce sıkıldım. (Resûlullah bir sedir üzerine oturmuştu. Yanında Ensâr erkeklerinden, kadınlarından oturanlar vardı. Beni Resûlullah yanına oturttu). Ensâr kadınları beni Resûlullah`a takdîm ettiklerinde ben dokuz yaşında bir kızdım. HadisNo : 1553 Adam hayız görmemiş kız çocuklarının evlendirilebileceğini sırıtarak anlatıyor: İslam'da evlenme yaşı: Dört mezhep imamlarının da içinde bulunduğu alimlerin büyük çoğunluğuna göre, erginlik çağına henüz girmemiş bir kız çocuğun uygun bir kimseyle evlendirilmesi caizdir. (Sorularla İslamiyet) http://www.sorularla....php?oku=178882 -Gerekli evlilik yaşı konusunda belirlenen bir sınır yoktur. Evlenen kızın nikah için buluğ çağına ermesi şart değildir. Ancak cima için buluğ çağına ermesi gerekir. Fıkıh açısından teorik olarak bebek de, yüzellilik ihtiyar da evlenebilir. Ancak evlilik hayatında problem olabilecek derecedeki yaş farklılıklarına kefâet (denklik) açısından bu konuda dikkat edilmelidir. (Sorularl İslamiyet) http://m.sorularlais...x.php?oku=12112 (1) Mevdudi Büluğa ermediği için hayız görmeyen veya bazı nedenler dolayısıyla geç hayız gören ya da çok büyük bir istisna olup da hiç hayız görmeyen kadınlar, hayızdan kesilmiş kadınlar gibi talaktan sonra 3 ay iddet beklerler. Kur’an’ın bu açıklamasına göre burada “Mudhale” (kocasıyla gerdeğe girmiş) bir kadının sözkonusu olduğuna dikkat edilmelidir. Çünkü eğer mübaşeret olmasaydı iddet sözkonusu olmazdı. (Bkz. Ahzab: 49) Bu yüzden henüz hayız görmeye başlamamış kızların iddetinin beyan edilmesinden anlaşıldığına göre bu yaştaki kızlarla evlenmek ve kocalarının kendileriyle cinsel ilişkide bulunması caizdir. Dolayısıyla Kur’an’ın caiz gördüğü bir davranışı hiçbir Müslüman’ın yasaklamaya hakkı yoktur. - Ebu’l Al’a Mevdudi, Tefhimu’l Kuran, Talâk/4 (oku) (2) Taberi Âyet-i kerimede “Hiç adet görmeyenler de böyledir.” buyurulmaktadır. Bundan maksat küçük yaşta evlenen ve zifafa girdikten sonra boşanan kadınlardır. Bunlar adet görmedikleri için iddetleri aylarla ölçülür; bu da üç aydır. Nitekim Süddi, Katade ve Dehhak bu kısmı aynı şekilde izah etmişlerdir. - Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Talâk/4 (oku) (3) İmam Kurtubi “İddetleri vaktinde” buyruğu, sözkonusu edilen kadınların kocaları ile gerdeğe girmiş olan kadınlar olmasını gerektirmektedir. Çünkü kendileri ile gerdeğe girilmemiş olan kadınlar yüce Allah’ın “Ey iman edenler! Mü’min kadınları nikahlayıp sonra kendilerine dokunmadan onları boşarsanız sizin için onlar aleyhine sayacağımız bir iddet olmaz” (el-Ahzab, 33/49) buyruğu ile bu kapsamın dışına çıkarılmaktadır. - İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 17/417. “Asla ay hali olmayanlar” ile kastedilen küçük yaştakilerdir. Bunların da iddetleri üç aydır. Buna göre haber hazfedilmiştir. Bu durumdakinin iddetinin ay hesabı ile yapılmasının sebebi bunda adetin olmayışıdır. - İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 17/437-438. (4) Mukâtil B. Süleyman El-Horasânî Bakara Suresi’nde yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Boşanan kadınlar kendi kendilerini üç kur’ (yani, üç ay hâli) gözetlerler. (Bakara/228). Boşanan kadınların iddeti bu şekilde idi. Ancak Yüce Allah, kocasının kendisi ile gerdeğe girmeden boşadığı kadını bundan istisna ederek Ahzâb Suresi’nde şöyle buyurmaktadır: “Ey îmân edenler! Mümin kadınları nikahlayıp sonra kendilerine dokunmadan (yani onlarla cima etmeden) onları boşarsanız sizin için onlar aleyhine sayacağınız bir iddet yoktur. (Ahzâb/49). Talâk sûresinde Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Hayızdan kesilmiş (yani yaşlı olduklarından dolayı artık hayız görmeyen) ve (yaşlarının küçüklüğü sebebiyle henüz) hayız görmeyen kadınlarınıza gelince -şüphelendinizse- onların iddeti üç aydır. (Talâk/4) Görüldüğü gibi hayız görme yaşına gelmemiş ve kendisi ile gerdeğe girildikten sonra kocası tarafından boşanmış kadının durumu da aynı şekildedir; onun da iddeti üç aydır. - Mukâtil B. Süleyman El-Horasânî, Ahkam Ayetleri Tefsiri, İşaret Yayınları, S. 217-219 – Talâk bahisleri; Kadının İddeti ve İddet Esnasındaki Sükna Hakkı (oku) Fıkıh Kaynakları (1) Camisab Özbek, Dört Mezhebe Göre İslam Fıkhı Ayrılma İddeti: Cinsi ilişkiden sonra nikahın fesh olunması veya boşanma suretiyle ayrılan kadının beklemesi lazım gelen iddettir. Eğer kadın hamile ise onun iddeti doğurması ile biter. Bu hükmün delili Talâk 4 ayetidir. Eğer hamile değilse ve hayız görüyorsa onun iddeti kocasından ayrıldıktan sonra üç defa temizlenmektir. Bunun delili Bakara/228′dir. Eğer kadın bulûğa ermemiş veya hayızdan kesilmiş ise onun iddeti kocasından ayrıldıktan sonra üç aydır. Bunun delili Talâk/4′tür. Cinsi ilişkisiz boşanan kadın veya nikâhı fesh olan kadının iddet beklemesi söz konusu değildir. Bunun delili Ahzab/49′dur. - Camisab Özbek, Dört Mezhebe Göre İslam Fıkhı, Ravza Yayınları, (4. Cilt, 3. Bölüm), 62. Bölüm, İddet, Ayrılma İddeti (oku) (2) İmam Nevevi Ayrılma iddeti: Koca hayatta iken nikahın feshi veya boşama sebebi ile karısından ayrılmasına bağlı olan iddettir. Bu iddet cinsel ilişkiden sonra veya erkeğin menisini karısının rahmine akıttıktan sonra meydana gelen ayrılma ile vacib olan iddettir. (…) Hayız görmemiş hür olan küçük yaştaki kadın ile hayız halinden tamamen kesilmiş kadının iddeti hilâl ayı ile üç aydır. - İmam Nevevi, Minhac, Kahraman Yayınevi, Nikah, İddet (oku) (3) Molla Hüsrev Küçüklükten veya yaşlılıktan dolayı hayz görmeyen veya bulûğuna yaş ile hükmedilip hayz görmeyen hür kadın hakkında talâkta iddet üç aydır. Çünkü Allah Teâlâ ,(C.C): “Kadınlarınız içinde ay hâli görmekten kesilenler ile henüz ay hâli görmemiş olanlarda eğer şüphe ederseniz onların îddet beklemeleri üç aydır.” buyurmuştur. Eğer kadın cima edildi ise üç ay iddet bekler. Çünkü yukarda geçtiği vechle cimâdan önce boşanırsa iddet yoktur. - Molla Hüsrev, Gurer ve Dürer, 2. Cilt, 3. Bölüm, İddet Babı (oku) (4) İbn Rüşd İddetin (Boşanmada Bekleme Süresinin) Çeşitleri: Kadın ya hürdür, ya cariyedir. Bunlardan her biri de boşandığı zaman ya kendisiyle gerdeğe girilmiş ya girilmemiştir. Eğer kendisiyle gerdeğe girilmemiş ise bu kadının iddeti yoktur; boşanır boşanmaz evlenebilir. Zira Cenâb-ı Hak “Ey iman etmiş olanlar.. Mümin kadınlarla evlendikten sonra onlarla temas etmeden onları boşadığımzda onların size iddet saymasına lüzum yoktur” buyurmuştur. Eğer kendisiyle gerdeğe girilmiş ise o zaman bu kadın ya adet gören, ya da görmeyen kadınlardandır. Adet görmeyen kadınlar da ya küçüktürler, ya da yaşlı oldukları için artık âdetten kesilmişlerdir. Adet görenler de ya gebedirler, ya normal âdetleri devam eder, ya herhangi bir sebeble kanları kesilmiştir, ya da müstehazedirier. - İbn Rüşd Kadı Ebu’l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 3/75 – Talak, İddetin Çeşitleri (oku)
  4. Biliyorsunuz ki samimi rıza meşru seksin olmazsa olmazıdır, ister ticarî ister ticarî-olmayan biçimde olsun. Peki fahişelikte rıza ve özgür seçim olayı ne durumda sizce? Bazı feministlere göre fahişelik çoğu durumda bilinçli ve istenilen bir seçim değildir. Fahişe haline getirilen kadınların çoğunun bir kadın satıcısı ya da insan kaçakçılığı tarafından zorlandıkları ya da baskı altında tutuldukları için bu işi yaptıklarını söylerler. Bağımsız bir karar olduğu durumda da bunun genellikle aşırı fakirliğin ve fırsat eksikliğinin, ya da uyuşturucu bağımlılığı, geçmiş travma (küçükken cinsel istismara uğramak gibi) ve diğer talihsiz durumların bir sonucu olduğunu, bu yüzden fahişelikte hakiki bir rızanın mümkün olmadığını savunurlar. Fahişelik karşıtı Amerikalı feminist bir yazar şu iddiada bulunuyor: "Fahişelikte, kadınlar başka türlü asla seks yapmayacakları erkeklerle seks yaparlar. Nitekim para bir tür baskı görevi görür, bir rıza ölçüsü değil. Tecavüzdeki fiziksel güç gibi davranır." Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda? Seks işçisinin rızası ne kadar geçerlidir?
  5. Ahlak ve önyargı doğuştan mı geliyor?
  6. Mesela yanına kalacağını bilse adam öldürecebilecek, tecavüz, hırsızlık, gasp yapacak, bilimum suçu yaşamadan göçmek isteyemecek adam varmı aramızda Hani böyle ahlak, insanlık, iyilik gibi keiimelerin saftasa olduğunu düşünen
  7. http://michaelsikkofield.blogspot.com.tr/2015/08/bugun-de-baskalar-adna-utandk-cok-sukur.html ​ Simdi sizden bir zahmet, sinirlenmeden sabirla bu yaziyi okumanizi rica ediyorum. Evet sacmalamis, hem de agir sacmalamis. Yazimda "ahlak" kelimesini toplumsal ve bireysel refahi arttiran ve bir yarar saglayan davranislar olarak dusunun... Demis ki "Dinler ahlakin temelidir." Hayir arkadasim dinler ahlakin temeli degildir. Dinler varolan ahlaki kurallar uzerine insaa edilmislerdir. Toplumsal normlar, kurallar ve anlayislardan beslenip bu kurallarla kurulmusdur. Bunun disinda kokeni irrasyonellik olan birsey, hicbirseye ozellikle de ahlaka rasyonel bir temel saglayamaz, Din ahlakin temelidir demek, ahlaklilik dinle saglanabilir demektir. Bu soylenen varolan gerceklerle celismektedir. Tarih boyunca nerede din egemen olmussa ahlaksizlik tavan yapmistir. Din ahlakliligin degil, ahlaksizligin sebebidir. Ahlakin evrimsel kokenleri bulunmaktadir. Bunu dogrulayan yuzlerce arastirma var. Bu yuzden dinler ahlakin temeli degil, varolan toplumsal ahlaki kurallar uzerine kurulmuslardir. Evrimsel surecler bizi ahlakli olmaya itmistir, cunku bu tarz davranislar toplumsal acidan yarar ve cikar saglamis, bu davranisi gosteren bireyler dollerini sonraki nesillere aktarabilmislerdir. Yani ahlakli davranisi gosteren bireyler evrimsel surecler icersiinde secilmislerdir. Evet bu arkadas, komplo teorisyeni ama o kadar cok okuyani var ki... Peki sitesinde tavsiyeler kisminda ne yazio biliyor musunuz? www.canertaslaman.com Iste bu kisiler bu yuzden tehlikeli, bunlarin sert bir sekilde elestirilip, bilgisiz beyinleri zehirlemesinin onune gecilmesi gerekiyor. Bir de yazinin sonlarina dogru utanmadan: "herkes okur ateist olur, ben okudum musluman oldum." yazmis. Elbetteki musluman olursun, cunku sorgulama ne bilmiyorsun. Sorgulamanin ilk kosulu, dogru bilinen seylerin, yanlis olabilecegi dusuncesinin kabuluyle baslamaktir. Kokeni irrasyonellik olan, akil ve mantik olmayan bir seyi yikmak icin akil ve mantik kullanimi ise yaramaz. Dinlerin en buyuk sebepler duygusal ve psikolojik olmalaridir. Bunun uzerine bir de toplumsal etkileri ve baskilari eklerseniz. Dinlerden cikmaniz imkansiz bir hale gelir. Bu yuzden dinlerden cikmanin ilk kosulu dinlerin sagladigi duygusal ve psikolojik etkilerin kirilmasi, toplumsal sebeplerin yikilmasiyla gerceklesebilir. Bunlari sagladiktan sonra, arastirma, akil ve mantik kullanimi dinlerden kopusu ve ateizme giden sureci korukleyecektir. Cehalet tavanda ulkemizde... Yorumlari alalim yaziyla ilgili...
  8. Doğadaki bu örnekler hayvanların da moral davranışlar sergileyebildiklerini gösteriyor. Güzel bir diğergâmlık örneği.
  9. "Seküler okullar asla tolere edilemez çünkü bu tür okullar hiçbir dini eğitim vermez, ve genel moral eğitim dini bir temel olmaksızın hava üzerine inşa edilmiştir; sonuç olarak, tüm karakter eğitimi ve din inançtan türetilmelidir… biz inanan insanlar istiyoruz." Hitler, 26 Nisan, 1933, 1933 yılında Nazi-Vatikan Antlaşmasına yol açan müzakereler sırasında. 24 Ekim 1933’de Berlin’de yaptığı bir konuşmada Hitler ifade etti: “Biz halkın bu inanca ihtiyaç duyduğuna ve talep ettiğine ikna olduk. Bu nedenle ateistik harekete karşı mücadeleyi üstlendik, ve bu sadece birkaç teorik deklarasyonla değil: biz onun kökünü kazıdık.” (Norman H. Baynes, ed., The Speeches of Adolf Hitler, April 1922-August 1939. Vol. 1. Oxford: Oxford University Press, 1942, p. 378.) Moralite basitçe doğru ve yanlış davranışlara dair bir fikir sistemi olarak tanımlanabilir. Ahlaki değerlerin göksel bir güce dayanmadan rasyonalize edilemeyeceği iddiası apolojetikler tarafından sıkça dile getirilir. Oysa ahlakın kökeni tanrıya ya da aşkın bir otoriteye dayanmaz. İyi ve erdemli bir insan olmak için gökte bizi dikizleyen hayaletlere inanmak zorunda değiliz. Dahası modern bilimsel veriler ışığında canlılardaki fedakarlık, işbirliği, empati, sempati ve özgecilik gibi duyguların tarihsel kökeni, milyonlarca yıllık evrimsel süreçteki gelişimi neden sonuç ilişkisi içinde giderek daha detaylı bir şekilde açıklanabiliyor. Ahlak; olayın artılarını ve eksilerini kişinin değerlendirmesinden kaynaklanmaktadır. Ahlaki davranış diye bir şey olmasaydı türümüzün daha fazla yaşama şansı olmazdı. Dawkins'in yorumuna göre, bencil gen özgecil topluma öncülük etmiştir. Kendisine ve çevresine saygısı olan bir insan incitici davranışlarda bulunmaya yeltenmez. Dolayısıyla ahlak; sosyal hayatın bir gereği olarak ortaya çıkan sivil bir olgudur.
  10. Iyi ve kotu kavramlari tamamen goresel ve izafi olup, hiç bir bilimsel veya olçulur taraflari olmayan seylerdir. Zaman ve mekanlara gore iyi ve kotu kavramlari surekli degismektedirler. Hiç mutlak ve karsi ornegi olmayan tek bir tane dahi iyi veya kotu kabul edilen ornek yoktur. *** Mesela antropofaji bile, kanibal bazi etnilerde tamamen dogal olarak uygulanmistir. Hatta bu amaçla bazi topluluklarda kabilesinin faydasina olacagina inanarak kendilerini feda eden bireyleri olan toplumlar bilinmektedir. Kuzey amerikada, hatta kendilerini uzun iskence için feda eden seyen endiyenlerde, fedakar gençler ne kadar uzun iskenceler dayanirlasa o kadar onurlanirlardi... *** Hirsizlik bile evrensel olarak kotu sayilmamakta, zira bazi kabilelerde ozel varilk kavrami yoktur, ve her sey, kadinlar dahil, herkesindir... *** Iyi ve kotu kavramlarinin hiç bir bilimsel temeli yoktur. Her toplum kendi tabu ve ahlaki inaçlarinin en mukemmel ve isabetli, en dogru olan davranislar oldugundan emindir. *** Aslinda, iyi ve kotu olarak algilanan seyler, bireyler veya toplumlar için fayda veya zararlarina gore, fitri olarak kendisine dogru kayilan davranislardan ve tutumlarin statistik etkisinden kaynaklanmaktadir. Bu davranislar bilinç ustu yerlesir, ve sosio-priskolojik mekanizmalarla, bireyler bu davranislarin en isabetli davranislar olduguna kanaat getirmeleriyle, pekisirler... *** Sartlar degisip, davranislar faydadan çok zarar, veya zarardan çok fayda getirirlerse, yine uzun bir evre geçire geçire, yine bilinç-ustu bu tutumlar degisir, ve kurallar degisir. Ve bu o kadar yavas bir sureçdir ki kimse farkina bile varmaz çok defa. *** Dolayisiyla, bir zamanda bir yerde kotu olarak bilinen bir davranis, ayni sirada baska bir bolgede iyi olarak bilinir ve tavsiye edilir... Hatta ayni toplum içinde zaman zarfinda bir sey bazen iyi, bazen kotu bilinir. Bir seyin mutlak olarak iyi veya kotu olduguna inanmak, içtimai hayat ve sartlandirilmadan kaynaklaniyor. Davranislarda zanedildigi gibi surekli kotuden iyiye, eskiden modernlige duzey bir evre yoktur. Bilakis, iyi ve kotu kavramlari topolojik bir biçimde evrelesmekte, ve her çagin veya ortamin iyi ve kotusu, surekli kendi sartlarina gore en isabetli olarak one çikmaktadir. Bu tamamen goresel ve izafidir.
  11. Şeyh Gamal Kutup Mısır Zina Yasasını tartışıyor. MBC TV (Suudi Arabistan), 9 Haziran 2005. "Eğer bir koca karısını bir başkasıyla zina işlerken yakalarsa, sonuçta o onun kocasıdır... Koca dört tanık yerine geçebilir ve dört kez yemin edebilir, doğru söylediğini varsayarak. Herkesin söz ettiği eşitlik yokluğuna gelince (zina yapan eşlerini öldüren erkekler ve kadınlar arasında) bence bu iddialar haksızdır. Neden? Kocanın muaf olması ve cezasının cinayetten kötü davranışa düşürülmesi için öldürme olay yerinde gerçekleşmelidir. Bir kadın kocasını yakaladığı zaman bu imkânsız. Neden? Çünkü kocasıyla bulunan kişi onun ikinci karısı olabilir. Bu durumda, bu, zina teşkil etmez. Kadın onun dört karısının hepsini tanımıyor olabilir."
  12. Konuşmacıların din eleştirisini tartıştıkları bir diyalogta ateizme karşı en yaygın kontra-kritisizmlerden (karşı eleştirilerden) biri şöyle yapılır: "Yirminci yüzyılın en büyük zulümleri ateizm adına ateistler tarafından Işlenmiştir." Bu, bazı ateistlerin bu tür tartışmalar sırasında en az bir kez bahsedilmesini beklediği kadar yaygındır. Neredeyse bir saat mekanizması gibi! Resmi adı argumentum ad Stalinum/Hitlerum olan bu arguman aşağıdaki videoda tartışılıyor: Bu argumanı kullanan insanların çoğu zaten ateizmin, inançsızlığın ahlaki olarak en kötü şey olduğuna inanmış olan teistlerdir. Tanrıya inanmamak affedilmez bir günahtır! Bu, ateizmin öldürmek, çalmak, yalan söylemek ve hilekâlık dahil yapmayı istediğiniz her şeyi iyi yapan “ateistik moralite” denen şeye yol açtığını düşünmektir, çünkü herhangi bir transandan (üstün) bir otorite figürüne cevap vermek zorunda değilsin. Bu yüzden, yegâne ahlaki değer havuç-sopa tarzına sahip olandır. Uslu ve ahlaklı bir çocuk olursan ödüllendirilirsin, yaramazlık ve haylazlık yaparsan Tanrı seni cız yapar. Oysa kişisel otonomi olmadan ahlak imkânsızdır. Eğer biz sadece emirleri izleyen robotlarsak, o taktirde eylemlerimiz sadece itaatkâr veya itaatsiz olarak tanımlanabilir, ancak sadece itaat, ahlak olamaz. Bu yüzden Gök Baba’yı kızdırmamak için kötülükten kaçınmak ya da Onun gözüne girmek için iyi şeyler yapmak moral bir davranış sayılmaz. İnsan ve hayvan davranışları üzerinde sistematik analizler yapan davranış bilimi bize ahlak için gaipten indiği sanılan kitaplardan daha sağlam gerekçe sağlıyor. Ve bana göre dinsel dogmatizm ile politik dogmatizm arasında temelde bir fark yok. Öncelikle ateizmin kendisi insanların uğruna dövüştüğü, öldüğü ya da öldürüldüğü bir prensip, amaç, felsefe ya da inanç sistemi değildir. Ama dini retoriklerle gerekçelendirilmiş ve şiddetlenmiş pekçok haçlı seferi, engizisyon, cadı avcılığı ve köleleştirme vakası var. Bunu da kutsal kitaplarından aldıkları cesaret ve motivasyonla yapıyorlardı. Stalin, Pol Pot ve diğer psikotik komünist liderlerin cinayetlerini ateizmin hanesine yazmak adil olmaz. Zira bunlar tanrısızlığı dayatmak için işlenen suçlar değildir. Bir teist Stalin'in teistlerin XY ya da Z nedenle öldürülmeleri gerektiğine inandığını iddia edebilir, ama o zaman nasıl bir Tanrı'ya inanç eksikliğinin bu sonuca yol açabildiğini makul bir şekilde göstermesi lazım. Stalin bu cinayetleri din düşmanlığından çok politik kazançlar için gerçekleştirdiğini gösteren kanıtlar var. Stalin, pozisyonunu sağlamlaştırmak için milyonları katleden bir paronoid idi. Ateizm değil, totaliteryanizm itici güç ve nedensel bağlantıdır. Göz ardı edilen bu gerçek apolojetiklerin iddialarının sahte olduğunu göstermektedir.
  13. Tahmin edebileceğiniz gibi başlıktaki benzetmeyi Kuran'dan esinlendim. Cehennemde inançsızların yiyeceği zehirli bir bitkiymiş. Aktüel örnekleriyle ispatlandığı gibi İslam, egemen olduğu her yeri cehenneme çevirir, ve etkisi altındaki her yerde zehirli meyveler yetiştirir. İslam insanlık için ölümcül mahsüller kültive etmeye (yetiştirmeye) elverişli bir zemindir. Fanatizm, zenofobi, misojini, pedofili gibi kanserleri topluma musallat eder. Dinler her zaman korkudan beslenmiştir, hem bireyleri hem de kitleleri terörize eder, ve terörizasyon (korkutma) barbarlığı yetiştirir. Bu yüzden İslam coğrafyasında tiranların peyda olması bir sürpriz değil. Terörizm: Müslümanlar Kureyş tanrısının kiralık katilleridir. Bir başka deyişle Pezevenk-i Ekber cennet rüşvetiyle onların ruhlarını satın almıştır. "İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. İnkâr edenler de tağut yolunda savaşırlar. O halde siz şeytanın taraftarlarına karşı savaşın. Çünkü şeytanın hilesi zayıftır." (Kadınlar Suesi, 76) "Ortalıkta fitne kalmayıp, din tamamıyla Allah'ın dini oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse muhakkak ki, Allah yaptıklarını görür." (Ganimetler Suresi, 39) "Eğer verdikleri sözden sonra yeminlerini bozar ve dininize dil uzatırlarsa, o küfür öncülerini hemen öldürün. Çünkü onların yeminleri yoktur. Ola ki, vazgeçerler." (Tevbe, 12) "Onlarla savaşın ki Allah, sizin ellerinizle onların cezasını versin ve onları rezil ve rüsvay etsin, yardımıyla sizi onlara muzaffer kılsın. Ve mümin bir kavmin yüreklerini ferahlandırsın." (Tevbe, 14) "Kendilerine kitap verilenlerden oldukları halde ne Allah'a, ne ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve Resulünün haram kıldığını haram tanımayan ve hak dini din edinmeyen kimselere alçalmış oldukları halde elden cizye verecekleri hale gelinceye kadar savaş yapın." (Tevbe, 29) "Ey iman edenler, önce yakın çevrenizdeki kâfirlerle savaşın ki, sizde bir güç ve kuvvet olduğunu görsünler. Ve iyi bilin ki, Allah müttakilerle beraberdir." (Tevbe, 123) Misojini: Misojini erkek-egemen toplumlarda görülen sexist (cinsiyetçi) önyargının merkezi bir parçasıdır. Misojini kadını fitne ve nifak alameti olarak algılama, sexual ayrımcılık, kadına karşı şiddet, kadınların sexual objektifikasyonu (cinsel nesneleştirme) dahil olmak üzere çeşitli şekillerde tecelli edebilir. Kadın düşmanlığı erkeklerde yaygın olsa da kadınlar tarafından da pratik edilebilir. Bir kadın bir başka kadına ya da kendisine karşı bile misojinistik (kadın düşmanı) tavırlar içinde bulunabilir. Kendini hor gören ve şamar oğlanı rolünü içselleştiren kadınlar pek çoğumuzun dikkatini çekmiştir. İslam'da kadın düşmanlığı ya da antipatisi konusunda sayısız parça bulunabilir. Kuran'a göre kadının değeri erkeğin yarısıdır. “Kadınlar sizin tarlanızdır, tarlanıza istediğiniz gibi girin [Kadın açıkça çocuk üretim makinesi seviyesine düşürülmüş.]. Erkekler, kadınlardan üstündür, çünkü Allah onları bir çok şeylerde kadınlardan üstün etmiştir... Kadınlarınızın serkeşliğinden korkunca onlara öğüt verin, onları yatakta yalnız bırakın, dövün onları. (Bknz. Kadınlar Suresi, 34) "Kadının şahitliği erkeğin yarısıdır “ (Bakara 282) "… İki kadının şahitliğinin bir erkeğin şahitliğine eşit tutulması onun akıl noksanlığını gösterir…” (Müslim, İman 132) Pedofili: Pedofili Kuran'da izin verilmiş, Muhammed ve arkadaşları tarafından pratik edilmiştir ve bugün bazı müslümanlar şaşmaz bir rehber kabul ettikleri peygamberlerinin izinden giderek pedofili suçunu işlemeye devam ediyorlar. Muslim apolojistler bu büyük skandalı hasıraltı etmek için çeşitli yorum, tefsir ve tevillerle Aişe'nin yaşını 20'ye büyütmeye çabaladı. Ancak apolojetik hileler biz ateistlerin gözünden kaçmaz. Talak (Boşama)/4. Kadınlarınızdan âdetten kesilmiş olanlarla (henüz) hayız görmeyenler hususunda tereddüt ederseniz onların bekleme süresi üç aydır. Hamile olanların bekleme süresi ise doğum yapmalarıyla sona erer. Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa Allah ona işinde bir kolaylık verir. Ahzab (Partiler)/49. Ey inananlar! Mümin kadınlarla nikahlanıp onları temasta bulunmadan boşadığınızda artık onlar için size iddet saymaya lüzum yoktur. Kendilerine bağışta bulunarak onları güzellikle serbest bırakın. Ahzab (Partiler)/37. "...eşlerinden yana isteklerini yerine getirdiklerinde (onları boşadıklarında), evlatlıklarının eşleriyle evlenmeleri konusunda mü’minlere bir zorluk olmasın. Allah’ın emri mutlaka yerine getirilmiştir." Nisa (Kadınlar)/23 "...üvey kızlarınız, -eğer anneleri ile zifafa girmemişseniz onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur- öz oğullarınızın karıları, iki kız kardeşi (nikâh altında) bir araya getirmeniz. Ancak geçenler (önceden yapılan bu tür evlilikler) başka. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir." Nebe (Haber)/33: Memeleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar var. 60 yaşındaki Halife Ömer'in çocuk yaştaki Ali kızı Ümmü Gülsüm'le evlendiğine dair rivayetler de İslam'da sübyan evliliğinin var olduğunu gösteriyor. (Bknz. Ebu Muaz İsmail, 'Kitab'ü Zevac-i Ömer b. Hattab min Ümmi Gülsüm binti Ali b. Ebi Talib) Pedofili Kuran'da "göğüsleri yeni tomurcuklanmış yaşıt kızlar" gibi erotik huri tasvirleriyle de desteklenen bir eğilimdir. Say say bitmez, şimdilik bu kadar, devam edecek.
  14. İlginç bir argüman. Popüler argumentum ad Stalinum kartını oynamayı seven dindarlar için büyük çelişki. Stalin "Bana itaat et aksi halde gulaglarda donarsın." İnsanların özgür iradesi var. Stalin'in emirlerine itaat edip etmemeyi seçebilirler. Stalin insanları Gulaglara göndermez, insanlar Stalin'e itaatsizliği seçerek oraya kendilerini gönderirler. Allah: "Bana itaat et, yoksa cehennemde sonsuza dek yanarsın." İnsanların özgür iradesi var. Allahın emirlerine itaat edip etmemeyi seçebilirler. Allah insanları Cehenneme göndermez, insanlar Allaha itaatsizliği seçerek oraya kendilerini gönderirler. Allah, muhaliflerini korkunç kaderlerine gönderirken kendini "merhametli" ve "nâzik" olarak resmeder. Pek çok insanı ikna eden etkili propaganda makinelerine sahiptir, onun metodlarını ya da "hayırseverliğini" sorgulamak akılsızca ve münasebetsiz kabul edilir. Allahın varlığı her şeydir, O her şeyi bilir ve görür, tarassut/gözetim daimidir. Onun diyarını terketmeyi düşünmek bile düşünülemez, senin üzerinde hiçbir bilgisinin ve denetiminin olmadığı bir diyar yok. Bundan özgürleşmeyi düşleyen insanların kaderinde asla kaçıp kurtulmak yoktur. Allah sadakati/bağlılığı büyük menfaatler ile ödüllendirir. İnsanlar üzerinde korkunç suçlar gerçekleştirenler bile eninde sonunda ona bağlılıktan ve onun emirlerini izlemekten dolayı onurlandırılır. Ondan bonus almak en nihayetinde ona itaate bağlıdır, diğer insanlara nasıl muamele ettiğine, ne kadar iyilik yaptığına değil. Despot krallıklara ne kadar çok benziyor, değil mi? Yoksa Stalin'e haksızlık mı yapıyorum? Çünkü Stalin, muhaliflerini Gulag kamplara gönderdi ama o asla sonsuza dek devam eden işkencehaneler yaratmadı. Allah gibi bir tanrıya sahipsen kim şeytana ihtiyaç duyar ki?
  15. Arap ülkeleri için utanç verici bir ahlaksızlık örneği. Hani biz marjinaldik? Mollalar din kılıfıyla her türlü tecavüzü legalize ediyor. Elalem Pro-Vahhabi TV olan Vesal TV'den raporluyor, Şeyh Nasır El Umar "Suriye'deki mücahitler evlenecek başka herhangi birini bulamıyorlarsa mahremleriyle evlenebilir" dedi. "Suriye'deki Mücahitler İçin Cihat Nikâhı Kıyılması" ile ilgili haberin Arapça ve İngilizce kaynakları: Bu Arapçası. Ahram Kanada sitesinden. Kanada'daki Müslümanlara ait Arapça yayın yapan İslami bir site: ي سوريا بفتوي جديدة تبيح نكاح المحارم، فأصبح من حق المجاهد في سوريا أن ينكح أخته أو أمه أو خالته وغيرهن من المحارم نظرا لقلة عدد النساء ولحاجة المجاهدين للمتعة بحسب ما اوردت تقارير متلفزة عن الحالة في سوريا، والسؤال الآن بعد انتقال جهاد النكاح من سوريا لمصر هل ينتقل نكاح المحارم أيضا؟؟؟؟ Kaynak:Ahram Kanada Bu da yukarıdaki Arapça metnin İngilizce çevirisi. İngilizce'ye çeviren eski bir Müslüman Kardeş üyesi, şimdi barış aktivisti olan Walid Shoebat: “An Egyptian program with the Mahmoud Aloruari broadcast on the Arab screen discussed 76 cases which were being monitored for Jihad marriage (temporary pleasure marriage). Hanaa Mohamed filed a complaint with the Attorney General. Jihad marriage was a fatwa given by Sheikh Arifi and is now being exercised in Syria. The new fatwa permits incest, bringing the right of a “Mujahid” in Syria to marry his sister, his mother, his aunt and other relatives due to the small number of women and the need for the Mujahideen fighters to have sex.” Kaynak: http://shoebat.com/2...s-war-on-women/
  16. http://www.taraf.com...si-alabilir.htm http://edition.cnn.c...ence/index.html İslam'ın anavatanı Arabistan'da mürtedler için ölüm cezası uygulanıyor. Müslümanların çoğunluğu irtidad edenlerin, din değiştirenlerin ölmesini istiyor. Neden inançlarını diğerleri üzerinde uyguluyorlar? Neden farklı dünya görüşlerini seçen insanlara devlet düşmanları gibi muamele ediliyor? Modern homo sapiens bu tür barbarca ve öldürücü geleneklerden korkuyor olmalı. Müslümanlar modern dünyaya katılmak istiyorlarsa karar vermeleri gerek ya da bir demet çağdışı deve pisliği olmaya devam. Bu da geçen yıldan kalma bir vahşet (15 Şubat 2013):
  17. Apolojistlerin tesettürü savunmak için çok kullandıkları bir lolipop resmi vardı hatırlarsanız. Loli-pop'unu örtmedin mi? Erkekler seni taciz ettiğinde ya da becerdiğinde şikayet etme! (Küçük harflerle not: Loli-pop'un kapalı mı, ve tecavüze mi uğradın? Şey o zaman, doğru kapanmamışsındır.) http://www.independent.co.uk/news/world/asia/raped-and-buried-alive-13yearold-girl-in-pakistan-survives-by-digging-her-way-out-of-shallow-grave-8912691.html http://www.hurriyet.com.tr/planet/25009289.asp
  18. İslam'ın yüz karalarından biri: Şamil Basayev İslamist medya bu kasabı bağımsızlık savaşçısı ve popüler kahraman deyu yutturmaya çalışıyor. Halbuki herif cinayetin allahını yapmış. Vikipedya'dan alıntı: Basayev'in, Çeçen Bağımsızlık hareketinin radikal kanadını temsil ettiği düşünülür. Rusya güvenlik güçlerine karşı düzenlediği sayısız gerilla saldırısının yanısıra, sivillere yönelik girişilen bazı eylemlerden de sorumlu tutulur. Beslan rehine krizi ve Nord-Ost Rehine Krizi, bu tür olaylarının en bilinenlerindendir. ABC News, Basayev'i "Dünyanın en çok aranan teröristlerinden biri" olarak açıklamıştır.[1] Eylül 2004'te Basayev, çoğu çocuk olan 350'den fazla kişinin yaşamını yitirdiği ve yüzlercesinin yaralandığı Beslan katliamının sorumluluğunu üstlenmiştir.[2][3] ^ Chechen Guerilla Leader Calls Russians 'Terrorists' ^ Russia's tactics make Chechen war spread across Caucasus ^ Interviews Chechen Field Commander Umarov
  19. Bir başka imam skandalı. Bi de ateistlere "marjinal" derler. İMAM 14 YAŞINDAKİ SURİYELİ KIZI KUMA GETİRDİ 14 yaşındaki Suriyeli N.D'nin, ailesine kalacak yer bulması karşılığında Pendik Doğu Mahallesi'nde bir camide imam yardımcısı olan A.D'ye ikinci eş olduğu . A.D'nin, imam nikahı karşılığında N.D'nin ailesinin masraflarını karşıladığı,Komşuları, D'nin resmi nikahlı eşinin duruma tepki göstererek Adıyaman'a gittiğini söyledi. 'Rabia çıkartmalı lojman' Müftülük lojmanlarına getirdigi N.D'nin Suriyeli ailesine de 100 metre ileride bir ev tutuldu. 3 katlı lojmanda Rabia çıkartmaları yer alıyor. http://www.aydinlikg...ma-getirdi.html
  20. Cinsel açıdan bastırılmış sinirli pislikler! http://www.youtube.com/watch?v=1n0kL1tZUhU BBC UK: http://www.bbc.co.uk...ending-25316942 Bu da sansür heyetinin bir başka marifeti: Aynı hasta zihniyetin ülkemizdeki yerli uzantısı: İslam'da kadın bir maldır, ve bir sex aletidir. Maalesef İran ve Türk kültürünün çoğunluğu İslam'dan türetilmiş.
  21. Bırakın kuku bekçiliğini, bu skandalların kökünü kurutun! Yetişkin ve sorumluluk sahibi zeki gençleri rahat bırakın. Resmi raporlara göre Türkiyede her üç evlilikten biri, çocuk gelin. Yılmaz Özdil'in kaleminden hükümete seslenen anlamlı bir yazı. http://www.hurriyet....ar/25069507.asp İslam denen sosyal kanser bu tür sapkın uygulamaları legalize ettiği için her yıl binlerce çocuğun hayatı kararıyor ne yazık ki. Dini kurumlar Ortaçağ ahlakını modern zamanlara kadar taşır ve insanların hayat kalitesini sıçıp batırır.
  22. Tanrı Tabanlı Etik ve Euthyphro İkilemi Euthyphro ikilemi Sokrat'ın Euthyphro'a "Dindar biri dindar olduğu için mi tanrılar tarafından sevilir, yoksa tanrılar tarafından sevildiği için mi dindardır?" diye sorduğu Platon'un diyalogu Euthyphro'da bulunur. Euthyphro ikilemi monoteistik dinlerin teolojisinde de -biraz daha değiştirilmiş bir biçimde- başlıca tartışma konularından biri olmuştur. "Ahlaken iyi olduğu için mi tanrı tarafından ahlaken iyi olan emredildi, yoksa Tanrı'nın emri olduğu için mi ahlaken iyi?" Kimileri bunun bir falso ikilem olduğunu iddia etse de, Platon'un özgün tartışmasından bu yana bu sorun felsefi teizmde tartışma öznesi olmaya devam ediyor. İkilemi açılımı: Eğer Tanrı'nın emri olduğu için iyi olduğunu önerirsek iyilik ve kötülüğün Tanrı’nın iradesine bağlı olduğunu söylemiş oluruz. İslam'da bu görüşü Eş’ariyye ve Selefiyye ile Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî usulcüleri savunuyor -ki bu da günümüzde kutsal komut teorisi diye adlandırılıyor. Buna karşın Cehmiyye ve Mutezile başta olmak üzere Şia, Kerrâmiye usülcülerine göre iyi şeyler haddi zatında iyidir. Matürudiyye ve Hanefi usulcülerinin çoğunluğu aynı görüşü paylaşıyor. “Tanrı öyle irade ettiği için X iyidir” diyenler moraliteyi Tanrı’nın iradesi olarak değerlendirmiş olur -ki bu da adalet ve zulüm, iyilik ve kötülük gibi kavramları orijinal değerlerini yitirmeleri demektir. Durum böyle olunca tanrı hakkında iyi veya adil gibi yorumlar yapmak da imkansızlaşıyor. Zira Tanrı’nın iyiliğinin hiçbir makul testi yok, çünkü o üstü kapalı bir şekilde Tanrı ne yaparsa yapsın olarak tanımlanmış olur. Dahası ilahi komutların keyfi olma riski var. Bu şartlar altında tanrı öyle istedi diye oğlunu kurban etmeye kalkan bir meczuba bu hareketinin “yanlış” olduğunu anlatmaya yarayan intersubjektif zeminden mahrum kalmış oluruz (ama bunu İbrahim peygamber yaparsa hikmetinden sual olunmaz der geçeriz )Dahası bu anlayışla farklı dinden olan hiçbir kişiye kendi dininin ne kadar şeker ve güzel bir din olduğunu anlatmaya çabalamak da çelişkili olur. Çünkü o şey haddi zatında iyi değil, kutsal onay sayesinde ‘iyi’dir. Eğer objektivist görüşü tercih edersek; "X kötü olduğu için Tanrı kötü demiştir" demiş oluruz -ki bu da zaten şartların ve olayların Tanrı’nın isteğinden bağımsız, dışsal bir kriter kullanarak iyi veya kötü olduğunu söylemenin bir başka yolu. Bu görüş tabanında her şeyin yaratıcısı tanrı olsa bile final ölçüt Tanrı’nın yargısı değil. Şeyler otomatikman iyi veya kötü. Tanrı’nın emrinden bağımsız oldukları için ahlak ve adaletin gerekçelendirilmesi bu argümanla da karşılanamıyor. Bazı teistler Euthyphro dilemma'nın iki boynuzundan kurtulmak için diyor ki: "Tanrı moral düzene ne uyar ne de onu icat eder. Aksine Onun gerçek doğası, değer standardıdır. Tanrı neyin iyi olduğunun standardı için kendi karakterinden başka hiçbir şeye yönelmez ve böylece bize neyin iyi olduğunu ifşa eder. Yani Tanrı doğası gereği iyidir ve o bize doğayı ortaya koymaktadır." Bu da hem subjektif, hem objektif argümanın doğru olduğunu söylemek anlamına geliyor. Formule edersek; Eğer X Tanrı'nın doğasında bulunuyorsa, o zaman X iyidir. Eğer X iyi ise, o zaman X Tanrı'nın doğasında bulunmalıdır. Bu durumda Tanrı'nın moral doğasının tekdüze bir formatta olabileceği iddiasının haklı çıkarılması gerekiyor. (1) Tanrı, moral mükemmeliyetin paradigmasıdır. (2) Tanrı aşk dolu, nazik ve adildir. (3) Aşk dolu, nazik ve adil olmak ahlaki paradigmalardır. S: Neden Tanrı doğrudur? C: Çünkü doğru olmak Tanrı'nın zorunlu bir özelliğidir. S: Neden doğru olmak Tanrı'nın zorunlu bir özelliğidir? C: Çünkü o Tanrı'dır. Bu durumu şematize edersek; "Tanrı ahlakı sağlar, ahlak Tanrı'dan gelir." Oysa bu döngüsel muhakeme hiçbir şeyi çözmez. Eğer "Tanrı türetir ahlakı + ahlak gelir Tanrı'dan" diye bir etik formüle edersek o zaman Tanrı'nın ahlakı nereden geliyor? Örneğin tecavüzün kötü bir şey olduğunu ve yardımlaşmanın iyi bir şey olduğunu nasıl keşfetti? Diğer bir husus: hangi tanrı sorusudur. Eğer bir kimse mutlak ahlaki varlığın Allah olduğunu saptayacak gerekçeye sahipse neden kendi ahlaki değerlendirmelerini kendi yapamasın? Sonuç olarak ahlakı tanrıyla gerekçelendirmeye çalışmak boşa kürek çekmektir.
  23. David Hume'un 3 tane ana tezi vardır bu konuda. 1. Neden tek başına bir işi yapma isteği vermez. 2. Ahlaki kurallar bir nedenden türetilmez. 3. Ahlaki kurallar duygulardan türetilir.(suçlama, övme gibi..) Bir tane de ben üreteyim.. 4. Ahlaki kurallar başka bir ahlaki kuraldan üretilebilir. Bunun için önce en az bir tane ahlaki kuralı doğru varsaymamız gerekir. Çok farklı bir dünyada yaşıyoruz. Nedenselliğin en azından her bir birey için her şeyi sağlamadığı deterministik bir dünyada..