Jump to content

Genel Araştırma

'Teizm' etiketi için arama sonuçları.

  • Etiketlere Göre Ara

    Aralarına virgül koyarak ekleyin
  • Yazara Göre Ara

İçerik Türü


Forumlar

  • FORUM YÖNETİMİ
  • FORUMLAR
    • ATEİSTFORUM
    • ATEİSTCAFE
    • BİLİM FORUMU
    • HODRİ MEYDAN FORUMU
    • KURALLAR ve DUYURULAR
    • TAVANARASI
  • ATEİSTFORUM ARŞİVLERİ
    • FORUM ARŞİVLERİ

Find results in...

Find results that contain...


Oluşturma Tarihi

  • Start

    End


Son Güncelleme

  • Start

    End


Filter by number of...

Katılım

  • Start

    End


Üye Grubu


AIM


MSN


Website URL


ICQ


Yahoo


Jabber


Skype


Location


Interests

Araştırmada 6 sonuç bulundu

  1. Merhaba arkadaşlar. Yaratıcı ve tanrı kavramlarından bahsetmek istiyorum. Çoğu zaman bu kavramlar eş anlamlı olarak kullanılır. Bu 2 kavram çoğunlukla evreni aşkın olan ve evreni yaratan, madde üstü, bilinçli ve akıllı bir varlıktan bahseder. Bunun çelişkisinden söz edeceğim. Bilinç, akıl, tasarımcılık vs bunlar nedir? Niteliktir. Peki bu nitelikler nasıl oluşur, sebebi nedir? Bu nitelikler maddi koşulların dinamizminin sonucu olarak ortaya çıkarlar. Yani maddeye sıkı sıkı bağımlıdırlar. Bazıları bu noktada tanrının "beyni olması lazım" gibi itirazlar yaparlar. Teistler de beynin olması gerekmediğini örneklerle anlatırlar, hatta flash bellek ve bilgisayar örneği vererek beyin gibi organların gerekli olmadığını söyleyerek tanrıyı çelişkiden kurtarmaya çalışırlar. Fakat bilgisayar da olsa başka bir şey de olsa orda maddi bir yapı var, birbiriyle ilişkisi olan parçalar var. Bunlar olmaksızın bilinç, akıl, irade gibi nitelikler var olamaz, bu niteliklere hayat veren maddenin dinamizmidir. Dolayısıyla maddeyi aşkın olarak ve maddenin ortaya çıkardığı niteliklere maddesiz ve mutlak olarak sahip olmak kurgudur ve tanrı kavramı çelişkilidir. Maddesiz bir akıl, irade, bilinç yoktur. Teist argümanları hatırlayacak olursak hep bir sanatçıdan veya malzemeleri bir araya getiren birinden söz edilir. Halbuki biri kavramı maddeden soyutlanır ve oraya dairdir. Madde olmayan birini gördünüz mü? Teistlerin biri dediği insandır, insan ise maddenin organize olmuş bir formudur. Bu noktada teistler insanla sınırlamamak gerektiğini söyleyebilir. Elbette insanla sınırlayamayız ama madde ile sınırlarız. Evrende birçok canlı veya değişik maddeler olabilir, bilinçli ve iradeli varlıklar olabilir ama hepsi de maddenin etkileşimleri sonucu bu nitelikleri kazanmıştır, maddesiz hokus pokusla kazanmak kurgudur ve bir gerçekliği yoktur. O yüzden evrende veya dışında canlılar olabilir ama maddeye ve maddi koşullara bağımlıdırlar, maddeye bağlı olmayıp maddenin çıkarttığı nitelikleri mutlak olarak sahip olmak denen şey yoktur. Agnostisizm de mantık dışıdır. Mesela çoklu evrenler var mı veya dünya dışı canlılar var mı bu konuda agnostik olmak(şu an için bilmiyoruz versiyonu) mantıklı iken yaratıcı ve tanrı kavramları için mantıksızdır. Çünkü öncülde evren ve canlı gözlemine sahibiz ve özelliklerini biliyoruz, bildiğimiz için agnostik olunabilir. Ama tanrı veya yaratıcı diye öncülde maddeyi aşkın olup o niteliklere sahip olan hiçbir varlığın gözlemi yok, o yüzden bilinemez demek safsatadır. Bilinemez olan nedir? Tanrı. Ee bildin işte. Tahmin ettim diyecekler olabilir, tahmin ve fikir yürütmek için öncülde canlıları gözlediğimiz gibi gözlem gerekir, ancak o zaman var olabilir mi, bilebilir miyiz diye fikir yürütebiliriz, yoksa hakkındalığı olmayan kavram hakkında bilinenemezci olmak akıl mantık dışıdır ve kurgudur.
  2. Arkadaşlar, öncelikle bu yazıdaki amacım, teizmi olabildiğine sade, bilimsel ya da felsefî kompleksliğinden ayrı olarak, netleştirerek açıklamak ve bu son haline eleştiri getirmek. Zira akıl ve mantığın karşısında, yetersiz seçilimlere zorlayan teizmin, yıllarca güç kazanması hep bulanıklıklardan ötürü oldu. Benim için ise bilgiye yönelik en önemli şeylerden biri de anlamaktır. Başlayalım. Başlangıçta Tanrı ya da tanrılar evreni yaratıyor. Yani aslında pek çok kaynakta yer ve gökler gibi geçiyor hatta katmanlarda vs. bilimsel bariz hatalar olduğunu biliyoruz bu ifadelerde. Neyse. Sonrasında ikinci hamle, doğanın (doğal unsurların ya da faktörlerin) yaratılışı & tanzimi oluyor. Bazen evrenle bir, ilk hamlede sayılabilir. Üçüncü hamlede ise insan yaratılıyor bildiğiniz gibi. Çoğu hikayede, ataerkinin etkisiyle, ilk olarak erkek (adam) yaratılır. Ki bu ahlâkî ve bilimsel açıdan oldukça yanlış ve mantıksızdır. Dördüncü olarak da, ekseriyetle bildiğimiz gibi, kadın. Ve kadınlar genellikle (özellikle semavi dinlerde) itaatkâr olan ve olması gereken kişiler olarak tasvir ediliyorlar. Genellikle erkeğin tamamlayıcısı ya da doğurgan olmaları ön planda olmuş hep teolojilerde. Ya da en fazla tanrıça olarak pantheonda boşluk dolduruyorlar. Yani, kısacası erkeğe daha fazla önem verilmiş çoğu eski inançta. Bu utanç kaynağını benimseyen rezil toplumlar da ahlakî gelişimden hayli yoksun kalmışlar. Bir diğer önemli nokta olan kollektivizm/içtimai görüşe de ilerde değineceğim. Evet, bu noktadan sonra hikayelerde çoğunlukla değişiklik olsa da gelişimler aşağı yukarı aynı. İnsanlar yeryüzünde çoğalıyor ve medeniyetler kuruyorlar. İçlerinden tanrıya ya da tanrılara bağlı olduğunu iddia eden kişiler, dim adamı oluyorlar ve tanrı/ tanrıların elçileri oluyorlar. Bu kişilere ilham ya da vahiy geliyor, ya da tefekkür ederek aydınlanıyorlar vs. Sonrasında kendilerine özgü yasalar koymaya ve resmî dinlerini belirlemeye başlıyorlar. Sonrasında ise din kurumsallaşıyor vs. Arada belki tanrının/tanrıların gazabı olabiliyor ve bunlar ibret verici kıssalar olarak anlatılıyor filan. Hepsi aynı bu noktaların. Yani toplamda en az üç kere müdahale edilmiş oluyor. İnsan da çoğunlukla yaratıldığı için itaat etmesi gereken bir varlık olarak görülüyor. Kul tabiri de buradan geliyor işte. İbadetler/ritüeller falan da öyle. Yani bunları farklı anlamlara çeksek bile insanın temelde yaşama amacı ve nedeni; görev yapmak oluyor. Görev de ya tanrının/tanrıların emirlerine göre yaşamak ve onu hoşnut etmek ya da kendini tanrının öngördüğü şekilde günahtan kurtarmak. Bu "ver ki vereyim" mantığına dayanıyor. Belki okumuşsunuzdur, başka bir dildeydi terimin orijinal ifadesi gerçi ama neyse. Nihai olarak, "tüccar mantığı" dediğimiz şey de buradan ileri geliyor. Teistler tanrılarıyla ticaret yapabileceklerini düşünüyorlar. Bu elbette yanlış bir inanç. Politeizmi sembolik olarak görsem de monoteizmi bu konuda ciddi bir şekilde eleştiriyorum. Tanrıyla ticaret yapamazsınız; cennet ya da herhangi bir talebiniz için. Velhasıl, konumuza dönecek olursak, teizm budur. Teizmin vizyonu bundan ibarettir ve bununla biçimlenir. Çoğu inançta şeytana rastlanır ve şeytanın yegane amaçlarından biri, insanı kandırmak ve düşürmektir. Komik bir rekabet bu elbette. Sonuçta, teizm bugün kültürel olarak deistik bir atmosfer içerisinde bekasını sürdürüyor. Birçok sebebi olabilir tabii ama moderniteden yararlanıp paradigmasını güncelleyerek yorumladığı kesin.
  3. Bu Müslümanlar hâlâ tasarım delilini Tanrı'nın Kanıtı olarak düşünüyorlar. Bu yüzden Evrim Teorisinden hoşlanmazlar çünkü teori, tasarım argümanına saldırır. Dizayn Argümanı: Benim Argümanım: EĞER bu geniş, güzel ve zarif Evren kendi başına var olamaz ise ve bir Kreator / Tanrı gerekiyorsa o zaman nasıl böyle bir Yaratıcı/Tanrı kendi başına var olabiliyor? Tanrı'nın Azameti sözümona bu evrendeki herhangi bir şeyden Çok Çok daha Zarif ve Güzel. (Tanrı'nın tanımı) Öyleyse EĞER Evrendeki İhtişam bir Yaratıcı GEREKTİRİR ise, o halde Tanrının/Kreatorun Azameti de bir başka Yaratıcı gerektirir. Ama madem bir Yaratıcı bir başka yaratıcıya sahip olamaz (Tanrı'nın tanımı), dolayısıyla bu, Tanrı'nın var olmadığını YA DA bu mantığın başarısız olduğunu kanıtlar.
  4. Muslim ve Hristiyan apolojetikler ve teologlar en primitif ateistik argümanlara bile tatmin edici cevap vermekten aciz. Müslümanlar ya okumadıklarından ya da okusalar bile sonradan unuttuklarından veya bu konuları çok yüzeysel geçtiklerinden "CevaB Veremedi" yanılgısıne kapılıyorlar bence. Teodise tartışmalarında apolojistler ve teologlar genellikle "Tanrı bizim imanımızı test etmek için zor zamanlar icat ediyor. Eğer imanımız zayıfsa her şey yolunda gittiğinde imanımızın zayıflığı belli olmaz. Tanrı insana özgür irade ve seçim serbestiyeti verdi" apolojyasıyla Tanrı'yı aklama eğilimindedir. Ancak başımıza gelen felaketlerin bir kısmı özgür irade dışı olduğundan bu apolojya Tanrı'yı affetmemiz için yeterli değil. Tanrı birilerini sınama ihtiyacı uğruna masum çocukların acı içinde kıvranarak can vermelerine göz yumuyor. Farzet ki bir kimse insanları test etmek ve onların ahlaklarını geliştirmek gerekçesiyle suçsuz insanlara akıl almaz işkenceler yapıyor. Tanrı'nın planı da bu vicdansızlıktan farksız. İnsanlar farklı entelijans levellere, farklı sosyo-ekonomik geçmişlere sahipler ve farklı kondisyonlarda gelişmişlerdir. Farklı bedensel ya da ruhsal şikayetleri var. Ve göz önünde bulundurulması gereken en önemli şey hepsinin yaşam süresi çeşitlilik arzediyor. Durum böyle olunca adil bir sınavdan söz edilebilir mi? Peki ya peygamberler, mücedditler, evliyalar, mehdiler, ve mesihler... Bu seçilmiş insanların ruhları ayrıcalıklı mı yaratılmış? Tanrı sonsuza dek lanetleyeceği ruhları neden yaratıyor? İnsan yakmaktan zevk alan sadist bir doğaya mı sahip? Her şeyi bildiğine göre neden böyle boktan bir test hazırlamaya girişsin ki? Hemen sadede gelseydi ve ruhları gidecekleri yere gönderseydi. Mazoşist ve asexual birini cennet nasıl tatmin edebilir? Eğer Allah ölümünden sonra cennetten haz alacak şekilde re-dizayn edecekse bu gerçekte o kişi olmayacaktır. Tanrının yapacağımızı bildiğinden BAŞKA bir şeyi yapmamız mümkün mü? Sonsuz Hayırseverlik konusuna gelince; Neden Allah, sexomanyak peygamberinin uçkur-ı şerifini memnun etmek için pezevenklik eder de Afrikada açlıktan kıvranan çocuklar için kıçını kaldırıp bir şey yapmaz? Dünya hakimiyetine yeltenen kaçık bir kral düşünün. Bu kral istilâ ettiği tüm topraklardaki halka zulmediyor, temel hak ve özgürlüklerini kısıtlıyor ve cebren onları ağır işlerde çalıştırıyor. Bu davranışının gerekçesi ise evlere şenlik. İnsanların ne kadar yardımsever oldukları konusunda kendilerini ispatlaması için onlara ortam yarattığını, gerçekte kendisinin bir iyilik savaşçısı olduğunu söylüyor. Tanrının adaleti de buna benziyor. Hikayedeki adamın abesle iştigal ettiğini düşünen teistler aynı şeyi tanrı için söylemezler nedense. Bu konuda İngiliz filozof Colin McGinn'in güzel bir söyleşisi var: Tanrının öz kızınızı tecavüze uğramakla imtihan etmesine ve trajik bir çocukluk travması yaşamasına razı olur muydunuz? Sınav olması tanrıyı affetmeniz için yeterli mi? Anlayacağın, Molly, ben sana tecavüz eden adamı durdurabilirdim, ama bu onun özgür iradesine müdahale olurdu. Ve bir tecavüzcünün özgür iradesi senden daha önemlidir. Şimdi... nerede o gülücük?
  5. Teizm içerisinde şu anda aktif olarak Politeist yani Çok tanrılı tek inanç bildiğim kadarıyla Hinduizm. Kalanların hepsi Monoteist yani Tek Tanrılı inanç sistemlerine sahipler. Peki Teizm'de çok tanrılıcılığa kıyasla, tek tanrıcılığın popülaritesinin nedeni nedir sizce? Neden monoteizm daha yaygındır? Neden teizm içerisindeki inanç geçişleri hep Monoteist bir inanç sisteminden yine Monoteist bir başkas inanç sistemine oluyor da, Politeist bir inanç sistemine geçişler olmuyor? Belirleyici faktörler nedir sizce?
  6. bellerophon

    Neden Teizm?

    Adminimiz Hacı Bey'den örnek alarak, bu başlığı açma isteği duydum. İntihal saymaz umarım. Evet teist arkadaşlar neden teizm? Nasıl teist oldunuz? Dileyen arkadaşlar soruları artırabilirler.
×
×
  • Yeni Oluştur...